Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Ağ etkileri, bir ürünün değerinin kullanıcı sayısıyla doğrudan ya da tamamlayıcı ürünler aracılığıyla dolaylı olarak artmasıdır; bir kişinin katılım kararı başkalarının elde ettiği değeri değiştirdiği için ağ etkisi bir dışsallıktır ve ağlar kendi hâline bırakıldığında gereğinden az kullanıcıya ulaşabilir.
- Ağ ürünlerinin birden çok dengesi vardır: kritik kütlenin altındaki bir ağ söner, üstündeki bir ağ büyür. Erken dönemdeki küçük ve rastlantısal olaylar, kendini güçlendiren süreçler aracılığıyla bir pazarı bir teknolojiye devirebilir; bu patika bağımlılığıdır.
- Paul David 1985'te klavye düzenini, rastlantısal olaylarla yerleşen ve daha iyi bir alternatife rağmen süren bir standardın örneği olarak anlattı. Liebowitz ve Margolis 1990'da rakip düzenin üstünlüğüne dair kanıtların zayıf ve düzenin sahibinden kaynaklı olduğunu, 1956'daki kontrollü bir deneyin yeniden eğitimde bir üstünlük bulmadığını ve erken rekabetin canlı olduğunu gösterdi.
- Björkegren, Ruanda'da cep telefonu benimsenmesini sosyal ağ verileriyle modelleyerek, ağ etkilerini dikkate almayan ölçülerin telefon vergilerinin refah maliyetini çok eksik gösterdiğini, bu maliyetin gelirin 3,12 katına kadar çıkabildiğini ve kırsal kapsama zorunluluğunun toplumsal refahı artırdığını buldu.
- Geçiş maliyetleri, firmaları yeni müşterileri ucuza çekip sonra yüksek fiyatla elde tutmaya iter; birlikte çalışabilirlik ağ etkilerini bütün pazarın ortak varlığı hâline getirir, ama büyük ağın sahibinin buna karşı çıkma teşviki vardır.
Öğrenme çıktıları
- Hatırlama — Doğrudan ve dolaylı ağ etkilerini, kritik kütleyi, geçiş maliyetini, kilitlenmeyi, patika bağımlılığını ve birlikte çalışabilirliği tanımlar.
- Anlama — Kullanıcı sayısıyla değeri artan ürünlerde pazarın çoğu zaman tek bir firmanın eline geçmesinin nedenini ve erken bir üstünlüğün neden kalıcı olabildiğini açıklar.
- Uygulama — Bir ağ ürününün kritik kütlesini, bir kullanıcının geçiş kararını ve iki rakip standart arasındaki benimseme dinamiğini basit sayısal modellerle hesaplar.
- Değerlendirme — Liebowitz ve Margolis'in klavye tartışmasına itirazını ve Björkegren'in cep telefonu ağlarına dair bulgusunu karşılaştırarak ağ etkilerinin ne zaman bir piyasa başarısızlığına yol açtığını değerlendirir.
Sezgi
Açılış
Türkiye'de bir öğrenci bilgisayar alırken klavye düzenini seçiyor. Türkçe metin yazmak için harf sıklıklarına göre tasarlanmış bir düzen var; ama arkadaşlarının neredeyse hepsi başka bir düzeni kullanıyor, okuldaki ve işyerindeki bilgisayarlar o düzende, internetteki kısayol kılavuzları o düzene göre yazılmış. Öğrencinin tercihi, klavyenin kendi özelliklerinden çok, başkalarının neyi kullandığına bağlı.
Bu durum ekonomide yaygındır. Kimsenin yüklemediği bir sohbet programı işe yaramaz; aile grubunun tamamı oradaysa vazgeçilmez olur. Bir işletim sistemi, onun için yazılmış program sayısı kadar kullanışlıdır. Bir elektrikli araç, şarj istasyonları yaygınsa cazip hâle gelir. Bu ürünlerde bir kullanıcının kararı, öbür kullanıcıların elde ettiği değeri de değiştirir.
Önceki derslerde ve dosyalarda ağ etkisi kavramını ve çok taraflı platformları gördük. Bu ders, ağ etkilerinin inovasyon için ne anlama geldiğine odaklanıyor: yeni bir teknoloji eski ve yerleşik bir standarda karşı nasıl yayılır, pazarlar neden bazen tek bir kazananla sonuçlanır ve kazananın en iyi teknoloji olmaması mümkün müdür?
Hikâye — Klavyenin masalı
1985'te iktisat tarihçisi Paul David, altı sayfalık bir yazıyla iktisatçıların standartlara bakışını değiştirdi. Konusu, bugün hâlâ kullandığımız klavye düzeniydi. Üst sıranın ilk altı harfinden adını alan bu düzen, on dokuzuncu yüzyılda daktilonun mucidi Christopher Sholes'un tasarımından geliyordu. Sholes'un patent hakları 1873'ün başında silah ve dikiş makinesi üreticisi Remington'a satıldı ve Remington aynı yıl daktilonun ticari üretimine başladı.
David'in anlatısına göre bu düzen, verimli yazı için değil, erken daktiloların mekanik bir sorununu, yan yana harf kollarının birbirine takılmasını azaltmak için seçilmişti. Ama bir kez yaygınlaştıktan sonra yerinden edilemedi. Anlatının dönüm noktası, 25 Temmuz 1888'de Cincinnati'de yapılan bir daktilo yarışmasıydı. Klavyeyi ezberleyip on parmakla yazan ilk kişi olduğu anlatılan mahkeme stenografı Frank McGurrin, Remington daktilosuyla, başka bir makinede bakarak yazan rakibini açık farkla yendi. Yarışma, on parmak yazmaya büyük bir ilgi uyandırdı ve bu ilgi McGurrin'in kullandığı düzene yöneldi.
David'e göre sonrasında bir kısır döngü işledi. Daktilo kursları yaygın düzeni öğretti, çünkü işverenlerin makineleri o düzendeydi; işverenler o düzendeki makineleri aldı, çünkü daktilografların çoğu onu biliyordu. 1930'larda August Dvorak'ın geliştirdiği, harfleri kullanım sıklığına göre yerleştiren bir düzen, David'in aktardığına göre ABD Donanması'nın deneylerinde çok daha verimli çıkmıştı; hatta yeniden eğitimin maliyeti, daktilografların tam zamanlı çalışmaya dönmelerinin ardından on gün içinde karşılanıyordu. Buna rağmen yeni düzen hiçbir zaman yaygınlaşamadı.
David bu hikâyeden genel bir ders çıkardı: tarih önemlidir. Küçük ve rastlantısal olaylar, örneğin bir yarışmayı kimin kazandığı, birbirini güçlendiren süreçler aracılığıyla kalıcı sonuçlar doğurabilir ve piyasa, kullanıcıların hepsinin daha iyi bir alternatifi tercih edeceği bir durumda bile eski bir standarda kilitlenebilir. Makale, patika bağımlılığı kavramını iktisatta yaygınlaştırdı ve standartlar üzerine yazılan birçok çalışma, klavyeyi piyasa başarısızlığının en bilinen örneği olarak andı.
Beş yıl sonra iki iktisatçı, Stan Liebowitz ve Stephen Margolis, bu hikâyenin olgularını yeniden incelediler. Bulduklarını kanıt bölümünde göreceğiz. Hikâye, bu dersin sorusunu somutlaştırır: ağ etkileri bir pazarı gerçekten kötü bir standarda hapsedebilir mi, yoksa kullanıcıların ve firmaların daha iyi bir standarda geçmekten kazanç sağlayacağı durumlarda piyasa bu tuzaktan kendi yolunu bulur mu?
Kavram
Ağ etkilerinin iki kaynağını ayıran ayrım şudur.
Bir ağın kendi kendini beslemeye başladığı eşik şudur.
Kullanıcıyı bir üründe tutan maliyet şudur.
Ağ etkileri ve geçiş maliyetlerinin birlikte doğurabileceği sonuç şudur.
Tarihin sonuçları nasıl belirleyebileceğini anlatan kavram şudur.
Rakip ağları birbirine bağlayan tasarım özelliği şudur.
Veri ve kanıt
Bu makale, ağ etkileri tartışmasını kavramdan kanıta taşıdı. Liebowitz ve Margolis, ağ etkilerinin var olduğunu reddetmediler; reddettikleri şey, kilitlenmenin kolayca ve yaygın olarak gerçekleştiği varsayımıydı. Daha iyi bir standarda geçmek gerçekten büyük kazanç sağlıyorsa, bu kazancı elde etmek isteyen girişimciler, işverenler ve kullanıcılar geçişi koordine etmenin yollarını arar. Tartışma bugün de sürer: David ve onu izleyenler, klavyenin ayrıntılarından bağımsız olarak kendini güçlendiren süreçlerin gerçek olduğunu savunur; Liebowitz ve Margolis'i izleyenler ise gerçek bir piyasa başarısızlığı örneği gösterilmeden politika önerisi yapılmaması gerektiğini vurgular.
Björkegren'in çalışması, ağ etkilerinin gerçek ve büyük olabildiğini, ama bunun her zaman kilitlenme anlamına gelmediğini gösterir. Asıl bulgu, ağ etkilerinin bir büyüme döneminde politikanın maliyetini çarpıtmasıdır. Bir kişiye telefon almayı pahalılaştıran bir vergi, yalnızca o kişinin değil, onu arayabilecek bütün arkadaşlarının ve akrabalarının kaybını da doğurur. Aynı mantıkla kırsal kapsama zorunluluğu, yeni bağlanan kişilerin şehirdeki tanıdıklarına da fayda sağladığı için operatörün hesabından daha değerlidir.
Yaygın yanlış«Ağ etkileri olan her pazarda kötü bir standart kalıcı olarak kazanır; klavye bunun kanıtıdır.»
Liebowitz ve Margolis, klavye hikâyesinin temel olgularını sorguladı: rakip düzenin üstünlüğüne dair en çarpıcı iddialar düzenin sahibinden geliyordu, 1956'daki kontrollü bir deney yeniden eğitimin bir üstünlük sağlamadığını bulmuştu ve erken dönemde daktilo üreticileri arasında canlı bir rekabet ve çok sayıda yarışma vardı. Ağ etkileri kilitlenmeyi mümkün kılar ama kaçınılmaz kılmaz; kilitlenme iddiası, daha iyi bir alternatifin gerçekten var olduğunun gösterilmesini gerektirir.
Yaygın yanlış«Ağ etkileri yalnızca şirketlerin rekabet stratejisini ilgilendirir; kamu politikası açısından önemsizdir.»
Björkegren, Ruanda'da ağ etkilerini dikkate almayan standart ölçülerin cep telefonu vergilerinin refah maliyetini çok eksik gösterdiğini ve bu maliyetin toplanan gelirin 3,12 katına kadar çıkabildiğini buldu. Kırsal kapsama zorunluluğu da operatörün kârını düşürürken toplumsal refahı artırıyordu. Ağ etkileri, vergi, düzenleme ve altyapı politikalarının değerlendirilmesini doğrudan değiştirir.
Neden önemli?
Günümüzün en değerli şirketlerinin birçoğu, ağ etkilerinin güçlü olduğu pazarlarda faaliyet gösterir: işletim sistemleri, sosyal ağlar, arama motorları, ödeme sistemleri ve çevrim içi pazar yerleri. Bu pazarlarda erken bir üstünlük, kullanıcıları ve tamamlayıcı ürün üreticilerini çekerek kendini güçlendirir; bir firma pazarın büyük kısmını ele geçirebilir. Rekabet otoritelerinin bu firmaları nasıl denetleyeceği sorusu, ağ etkilerinin ne kadar güçlü ve kilitlenmenin ne kadar kalıcı olduğuna dair tahminlere dayanır.
Standartlar da inovasyonun yönünü belirler. Bir telekomünikasyon standardı, bir şarj soketi ya da bir veri biçimi üzerinde uzlaşılması, binlerce firmanın uyumlu ürünler geliştirmesini sağlar; ama aynı zamanda standart dışında kalan teknolojileri dezavantajlı duruma düşürür. Standart belirleme süreçleri, bu yüzden, ekonomik açıdan büyük sonuçları olan pazarlıklardır.
Türkiye'de bu tartışmanın yerel bir örneği vardır. Türkçe harf sıklıklarına göre tasarlanan ve kökeni 1950'lere uzanan F klavye, 1955'te bakanlıklar arası bir standardizasyon komitesince kabul edildi ve 1974'te Türk Standartları Enstitüsü tarafından zorunlu standart hâline getirildi. Daktilo döneminde yaygın olan bu düzen, bilgisayarların yaygınlaşmasıyla birlikte büyük ölçüde İngilizce düzene dayanan Q klavyeye yerini bıraktı. Bunun bir kilitlenme mi, yoksa İngilizce yazılım ve kısayol ortamına uyumun kullanıcılara sağladığı gerçek bir fayda mı olduğu, bu dersin araçlarıyla tartışılabilecek açık bir sorudur.
Model
Ağ etkilerinin mantığı, bir kişinin kararının başkalarının kararına nasıl bağlandığını izleyen küçük hesaplarla açılır. Bu bölümdeki örnekler üç soru etrafında kurulu: bir ağ nasıl büyür ya da söner, kullanıcılar neden bir standartta kalır ve politika bu dengeleri nasıl değiştirir? Başka bir kaynağa dayandığı belirtilmeyen bütün rakamlar kurgudur.
Çözümlü örnek — Ağın bir kullanıcıya değeri
Bir şehirde yeni bir mesajlaşma uygulaması çıkıyor. Bir kişinin uygulamadan elde ettiği aylık değer, uygulamayı kullanan tanıdıklarının sayısıyla artıyor: her tanıdık için 2 lira. Uygulamanın aylık ücreti 30 liradır.
Tanıdıklarından 10'u uygulamayı kullanan bir kişi için değer 20 liradır ve ücretin altındadır; bu kişi katılmaz. Tanıdıklarından 20'si kullanıyorsa değer 40 liraya çıkar ve katılır. Aynı ürün, aynı fiyatla, bir kişi için değersiz, başka biri için değerli olabilir; fark, çevresindekilerin kararıdır.
Bu örnek, ağ etkisinin bir dışsallık olduğunu da gösterir. Kişi uygulamaya katıldığında, kendi 40 liralık değerini hesaba katar; ama onu kullanan 20 tanıdığının her birinin değeri de 2 lira artar. Bu 40 liralık ek fayda, katılma kararında hesaba girmez. Bu yüzden ağ ürünleri, kendi hâline bırakıldığında, toplum açısından gereğinden az kullanıcıya ulaşabilir.
Çözümlü örnek — Kritik kütlenin hesabı
Ağ etkisinin ne kadar güçlü olduğunu görmek için, nüfusun yüz kişiden oluştuğu bir topluluk düşünelim. Kişiler, ağın kendileri için ne kadar önemli olduğuna göre sıralanmıştır: en hevesli kişinin ağa verdiği önem 1, en isteksizinki 0'a yakındır ve aradaki değerler eşit aralıklıdır. Bir kişinin ağdan elde ettiği değer, verdiği önem ile ağa katılan nüfus payının çarpımıdır. Ağa katılmanın ücreti 0,16'dır.
Nüfusun x payı katılmışsa, katılanlar ağa en çok önem veren kişilerdir ve katılan son kişinin önemi 1 − x'tir. Bu kişi için katılmanın değeri (1 − x) × x'tir ve dengede ücrete eşit olmalıdır: (1 − x) × x = 0,16. Bu denklemin iki çözümü vardır: x = 0,2 ve x = 0,8. Bir üçüncü denge de, kimsenin katılmadığı x = 0'dır: kimse yokken ağın değeri sıfırdır ve kimse ücret ödemez.
Üç dengenin kararlılığı farklıdır. Ağın payı yüzde 20'nin altındaysa, örneğin yüzde 10 ise, sıradaki kişi için katılmanın değeri 0,9 × 0,1 = 0,09'dur ve ücretin altındadır; en isteksiz katılımcılar ayrılır ve ağ söner. Pay yüzde 20'nin üstündeyse, örneğin yüzde 30 ise, sıradaki kişinin değeri 0,7 × 0,3 = 0,21'dir ve ücretin üstündedir; yeni kullanıcılar katılır ve ağ yüzde 80'e kadar büyür. Yüzde 20, bu ağın kritik kütlesidir.
Bu hesap, ağ ürünleri satan firmaların neden başlangıçta ürünü ücretsiz ya da çok ucuz dağıttığını, ilk kullanıcılara neden ödül verdiğini açıklar: amaç, ağı kritik kütlenin üstüne taşımaktır. Bu eşik aşılamazsa, ürün ne kadar iyi olursa olsun ağ söner.
Çözümlü örnek — Herkes geçerse daha iyi, tek başına geçmek kötü
İki işletme, A ve B, müşterileriyle elektronik belge alışverişi yapıyor. Her ikisi de yerleşik bir belge biçimini kullanıyor. Yeni bir biçim daha hızlı ve daha güvenli. Her işletmenin yıllık kazancı şöyle: ikisi de eski biçimde kalırsa 10; ikisi de yeni biçime geçerse 12; biri geçip öbürü kalırsa, geçen taraf uyumsuzluk yüzünden 4, kalan taraf ise 9 elde eder.
A'nın bakış açısından: B kalacaksa A için kalmak (10) geçmekten (4) iyidir. B geçecekse A için geçmek (12) kalmaktan (9) iyidir. B için de aynısı geçerlidir. Bu oyunun iki dengesi vardır: ikisinin de kaldığı ve ikisinin de geçtiği. Önceki derslerde gördüğümüz bir koordinasyon oyunudur.
İki işletme de yeni biçimi tercih eder; ama her biri öbürünün geçeceğinden emin değilse kalır. Beklentiler belirleyicidir: A, B'nin geçme olasılığını p olarak görüyorsa, geçmenin beklenen kazancı 12p + 4(1 − p), kalmanınki 9p + 10(1 − p)'dir. Geçmek, 12p + 4 − 4p ≥ 9p + 10 − 10p, yani 9p ≥ 6 ve p ≥ 2/3 olduğunda daha iyidir. A, B'nin geçeceğine üçte ikiden fazla bir olasılık vermedikçe geçmez.
Bu hesap, kilitlenmenin mekanizmasını gösterir: yeni standart herkes için daha iyi olsa bile, geçişin güvencesi yoksa herkes eskide kalır. Ama aynı hesap, Liebowitz ve Margolis'in itirazının da mantığını gösterir: iki taraf konuşabiliyorsa, bir sözleşme yapabiliyorsa ya da bir sektör birliği geçiş için ortak bir tarih belirleyebiliyorsa, koordinasyon sorunu çözülebilir. Kilitlenmenin gücü, koordinasyonun ne kadar zor olduğuna bağlıdır.
Çözümlü örnek — Erken bir şansın kalıcı üstünlüğe dönüşmesi
İki rakip teknoloji, X ve Y, bir pazara aynı anda giriyor. Kullanıcıların bir kısmı X'i, bir kısmı Y'yi biraz daha çok beğeniyor; iki grup eşit büyüklükte ve sırayla, rastgele bir düzende pazara geliyor. Her kullanıcı, beğendiği teknolojiye 10 puanlık bir ek değer veriyor; ama bir teknolojiyi daha önce benimseyen her kullanıcı için o teknolojinin değeri herkes için 1 puan artıyor.
İlk kullanıcılar kendi beğenilerine göre seçer. İlk altı kullanıcının dördü rastlantı eseri X'i beğenen gruptan gelmiş olsun; X'in 4, Y'nin 2 kullanıcısı olur. Aradaki fark 2 puandır ve Y'yi beğenen biri için Y'nin 10 puanlık ek değeri hâlâ ağır basar. Ama X'in kullanıcı sayısı Y'ninkini 10'dan fazla aştığı anda, Y'yi beğenen bir kullanıcı için bile X daha değerli hâle gelir: X'in ağ avantajı, beğeni farkını aşmıştır. Bu noktadan sonra bütün yeni kullanıcılar X'i seçer ve fark her yeni kullanıcıyla büyür. Pazar X'e devrilmiştir.
Sonuç, iki teknolojinin temel özelliklerinden değil, ilk kullanıcıların hangi sırayla geldiğinden kaynaklanmıştır. Aynı pazar, ilk kullanıcılar başka bir sırayla gelseydi Y'ye devrilebilirdi. Patika bağımlılığı budur. Bu örnekte iki teknoloji eşit ölçüde iyidir; biri daha iyi olsaydı, erken bir şans yine de daha kötü olanı kazandırabilirdi. Liebowitz ve Margolis'in itirazı bu noktadadır: daha iyi teknolojinin sahibi, farkın bu kadar büyük olduğunu bildiği ölçüde, ilk kullanıcıları çekmek için fiyat indirimleri ve yatırımlarla bu şansı kendi lehine çevirmeye çalışır.
Çözümlü örnek — Müşteriyi yakalamak, sonra hasat etmek
Bir yazılım firması, işletmelere muhasebe programı satıyor. Bir işletme programı kullanmaya başladıktan sonra, kayıtlarını başka bir programa aktarmak, çalışanlarını yeniden eğitmek ve iş süreçlerini değiştirmek için yaklaşık 50 bin liralık bir geçiş maliyetine katlanmak zorunda kalıyor. Programı üretmenin firmaya yıllık maliyeti müşteri başına 10 bin liradır.
Rakip bir firma aynı programı yıllık 10 bin liraya sunabiliyor olsun. Mevcut müşteri, yerleşik firmadan ayrılmak için geçiş maliyetini ödemek zorunda olduğu için, yerleşik firma geçiş maliyetinin yıllık karşılığı kadar daha yüksek fiyat alabilir. Müşteri beş yıllık bir ufukla düşünüyorsa, 50 bin liralık geçiş maliyeti yıllık yaklaşık 10 bin liraya denk gelir; yerleşik firma yıllık 20 bin liraya kadar fiyat isteyebilir.
Ama bu gelecekteki kazanç, yeni müşteriler için sert bir rekabete yol açar. Firmalar, bir müşteriyi yakaladıklarında sonraki yıllarda elde edecekleri ek kazancı bildikleri için, ilk yılda maliyetin altında, hatta ücretsiz fiyat sunmaya razıdır. Beş yıl boyunca yılda 10 bin lira ek kazanç bekleyen firma, bu ek kazancın bir kısmını ilk yılda indirim olarak müşteriye geri verir. Geçiş maliyetleri, bu yüzden, fiyatları yok etmez; zamana yayar: ucuz başlangıç, pahalı devam.
Çözümlü örnek — İki ağı birbirine bağlamak
Bir ülkede iki telefon şirketi var. Birinin 60, öbürünün 40 abonesi var ve her abone, ulaşabildiği her kişi için ayda 1 lira değer elde ediyor. Şirketler birbirlerinin abonelerine arama izni vermiyor.
Birinci şirketin her abonesi 59 kişiye, ikinci şirketin her abonesi 39 kişiye ulaşabilir. Toplam değer 60 × 59 + 40 × 39 = 3.540 + 1.560 = 5.100 liradır. İki şirket birbirine bağlanırsa, her abone 99 kişiye ulaşır ve toplam değer 100 × 99 = 9.900 liraya çıkar. Birlikte çalışabilirlik, toplam değeri neredeyse iki katına çıkarır.
Ama büyük şirketin bağlantıya karşı çıkma teşviki vardır. Bağlantı yokken büyük ağ, yeni aboneler için daha çekicidir: yeni bir abone büyük şirkette 60, küçük şirkette 40 kişiye ulaşır. Bağlantı kurulursa bu avantaj kaybolur ve iki şirket yalnızca fiyat ve kaliteyle rekabet eder. Büyük şirket, bağlantıyı reddederek küçük rakibini zayıflatabilir ve pazarı tamamen ele geçirmeyi umabilir. Telekomünikasyon düzenleyicilerinin şebekeler arası bağlantıyı zorunlu kılmasının ve bağlantı ücretlerini denetlemesinin gerekçesi budur.
Çözümlü örnek — Bir vergi, iki kayıp
Björkegren'in bulgusunun mantığını küçük bir örnekle görelim. Bir köyde telefonu olmayan bir kişi, telefon almanın kendisine aylık 30 lira değer sağlayacağını hesaplıyor. Telefonun aylık maliyeti 25 liradır; kişi telefonu alır. Ama devlet cihazlara aylık 10 liraya denk gelen bir vergi koyarsa, maliyet 35 liraya çıkar ve kişi telefonu almaz.
Standart bir hesap, bu kişinin kaybını 30 − 25 = 5 lira, yani telefonu alsaydı elde edeceği net fayda olarak ölçer. Ama bu kişinin şehirde yaşayan beş akrabası var ve her biri, onu arayabilmekten ayda 4 lira değer elde edecekti. Vergi yüzünden bu 20 liralık fayda da kaybolur. Toplam kayıp 25 liradır; standart hesabın beş katı.
Björkegren'in Ruanda verisindeki tahmini, bu tür dolaylı kayıplar hesaba katıldığında büyüyen bir ağda vergilerin gerçek refah maliyetinin, toplanan gelirin 3,12 katına kadar çıkabildiğiydi. Aynı mantık tersine de işler: kırsal bir bölgeyi kapsama alanına almak, yalnızca o bölgedeki yeni abonelere değil, onları arayabilecek şehirdeki tanıdıklarına da fayda sağlar. Operatör bu faydayı faturalandıramadığı için, kırsal kapsama onun hesabında kârsız, toplum hesabında kârlı olabilir.
Çözümlü örnek — Yeniden eğitim ne zaman kendini öder?
Klavye tartışmasının sayısal çekirdeği, yeniden eğitimin maliyeti ile yeni düzenin sağladığı kazancın karşılaştırılmasıdır. Bir daktilograf, yeni bir düzen için 100 saatlik eğitim alıyor; bu sürede iş üretmiyor. Yeni düzende eskisine göre yüzde g daha hızlı yazacaksa, günde 8 saatlik çalışmada her gün 8 × g saatlik ek iş üretir.
Eğitim maliyetinin karşılanması için gereken gün sayısı 100 ÷ (8 × g)'dir. Yeni düzen yüzde 40 hızlıysa, bu süre 100 ÷ 3,2 ≈ 31 gün, yüzde 5 hızlıysa 250 gündür, yani yaklaşık bir iş yılı. Yeni düzen hiç hızlı değilse, eğitim maliyeti hiçbir zaman karşılanmaz.
Bu hesap, tartışmanın neden kanıta dayandığını gösterir. David'in aktardığı Donanma iddiası, yeniden eğitimin on günde kendini ödediğini söylüyordu; bu, çok büyük bir hız farkını gerektirir. Liebowitz ve Margolis'in aktardığı 1956 deneyinde ise daktilografların eski hızlarına ulaşması bile, günde dört saatlik eğitimle yirmi beş günü aşmıştı ve sonrasında yeni düzende ek bir kazanç görülmemişti. Hız farkı küçükse, yerleşik düzende kalmak bir kilitlenme değil, akılcı bir tercihtir. Kilitlenme iddiasının gücü, bu tek sayıya, yeni düzenin gerçek üstünlüğüne bağlıdır.
Modelin sınırları
Buradaki örneklerde ağ etkilerinin büyüklüğü ve kullanıcıların tercihleri bilinen sayılar olarak verildi. Gerçekte bu büyüklükleri ölçmek zordur; Björkegren'in çalışması, kullanıcıların görüşme başına ödeme yaptığı ve bütün işlemlerin kaydedildiği özel bir veri ortamı sayesinde mümkün oldu. Çoğu pazarda ağ etkilerinin ne kadar güçlü olduğu tahmin edilmek zorunda kalınır ve bu tahminler tartışmalıdır.
Kilitlenme modelleri, kullanıcıların geçişi koordine edemediğini varsayar. Gerçekte firmalar, standart kuruluşları, işveren birlikleri ve devlet, koordinasyonu kolaylaştıran pek çok araca sahiptir: ortak geçiş tarihleri, geriye dönük uyumluluk, dönüştürücüler ve ilk kullanıcılara verilen teşvikler. Liebowitz ve Margolis'in vurguladığı gibi, daha iyi bir standarda geçmenin kazancı büyükse, bu kazancı elde etmek isteyenler koordinasyonun yollarını arar.
Öte yandan, piyasanın kilitlenmeden kurtulabilmesi, bunun maliyetsiz olduğu anlamına gelmez. Geçiş yıllar sürebilir ve bu süre boyunca toplum daha kötü bir teknolojiyi kullanmaya devam eder. Ayrıca bir pazarı ele geçiren firma, ağ etkilerini rakipleri dışlamak için kullanabilir. Bu durumda sorun, kötü bir teknolojinin kazanması değil, iyi bir teknolojinin sahibinin pazar gücünü kötüye kullanmasıdır.
Son olarak, bu ders ağ etkilerini tek bir ürün ya da standart üzerinden ele aldı. Gerçek pazarlarda platformlar, birbirini tamamlayan birçok ürün ve hizmeti bir arada sunar; bir platformun ağ etkisi, kullanıcılarını başka pazarlara da taşımasına izin verebilir. Bu genişleme, rekabet politikasının güncel tartışmalarının merkezindedir.
Uygulama
Özet kartı
- Ağ etkileri, bir ürünün değerinin kullanıcı sayısıyla doğrudan ya da tamamlayıcı ürünler aracılığıyla dolaylı olarak artmasıdır; bir kişinin katılım kararı başkalarının elde ettiği değeri değiştirdiği için ağ etkisi bir dışsallıktır ve ağlar kendi hâline bırakıldığında gereğinden az kullanıcıya ulaşabilir.
- Ağ ürünlerinin birden çok dengesi vardır: kritik kütlenin altındaki bir ağ söner, üstündeki bir ağ büyür. Erken dönemdeki küçük ve rastlantısal olaylar, kendini güçlendiren süreçler aracılığıyla bir pazarı bir teknolojiye devirebilir; bu patika bağımlılığıdır.
- Paul David 1985'te klavye düzenini, rastlantısal olaylarla yerleşen ve daha iyi bir alternatife rağmen süren bir standardın örneği olarak anlattı. Liebowitz ve Margolis 1990'da rakip düzenin üstünlüğüne dair kanıtların zayıf ve düzenin sahibinden kaynaklı olduğunu, 1956'daki kontrollü bir deneyin yeniden eğitimde bir üstünlük bulmadığını ve erken rekabetin canlı olduğunu gösterdi.
- Björkegren, Ruanda'da cep telefonu benimsenmesini sosyal ağ verileriyle modelleyerek, ağ etkilerini dikkate almayan ölçülerin telefon vergilerinin refah maliyetini çok eksik gösterdiğini, bu maliyetin gelirin 3,12 katına kadar çıkabildiğini ve kırsal kapsama zorunluluğunun toplumsal refahı artırdığını buldu.
- Geçiş maliyetleri, firmaları yeni müşterileri ucuza çekip sonra yüksek fiyatla elde tutmaya iter; birlikte çalışabilirlik ağ etkilerini bütün pazarın ortak varlığı hâline getirir, ama büyük ağın sahibinin buna karşı çıkma teşviki vardır.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Doğrudan ve dolaylı ağ etkileri | Direct and indirect network effects | Değerin kullanıcı sayısıyla doğrudan ya da tamamlayıcı ürünler yoluyla artması |
| Kritik kütle | Critical mass | Bir ağın kendi kendini büyütmeye başladığı kullanıcı eşiği |
| Geçiş maliyeti | Switching cost | Bir üründen ya da standarttan başkasına geçerken katlanılan maliyet |
| Kilitlenme | Lock-in | Daha iyi bir alternatife rağmen yerleşik bir standartta kalınması |
| Patika bağımlılığı | Path dependence | Sonucun erken dönemdeki olaylar dizisine bağlı olması |
| Birlikte çalışabilirlik | Interoperability | Farklı üreticilerin ürünlerinin ya da ağlarının birbiriyle çalışabilmesi |
Kendini sına
- (Çıktı 1) Doğrudan ve dolaylı ağ etkileri arasındaki farkı birer örnekle göster. Bir oyun konsolunda hangi ağ etkisi daha önemlidir?
- (Çıktı 2) Kilitlenme ile patika bağımlılığı arasındaki ilişkiyi açıkla. Bir pazarın erken dönemdeki rastlantısal bir olay yüzünden kötü bir standarda kilitlenebilmesi için hangi koşullar gerekir?
- (Çıktı 3) Bu dersteki kritik kütle modelinde ağa katılmanın ücreti 0,21 olursa denge payları ne olur? Kritik kütle ücret düştüğünde nasıl değişir?
- (Çıktı 3) Bir telefon pazarında iki şirketin 70 ve 30 abonesi var ve her abone ulaşabildiği her kişi için ayda 1 lira değer elde ediyor. Şirketler birbirine bağlı değilken ve bağlıyken toplam değeri hesapla. Bağlantıdan hangi şirketin aboneleri daha çok kazanır?
- (Çıktı 4) Liebowitz ve Margolis'in klavye incelemesi, ağ etkilerinin önemsiz olduğunu mu gösterir? Björkegren'in bulgusuyla birlikte değerlendir.
- (Çıktı 4) Bir milletvekili, «Türkçeye en uygun klavye F klavyedir; devlet bütün bilgisayarlarda F klavyeyi zorunlu kılmalıdır» diyor. Bu dersin kavramlarını kullanarak bu önerinin gerekçelerini ve risklerini tart.
Cevaplar
- Doğrudan ağ etkisinde ürünün değeri, onu kullanan kişi sayısıyla doğrudan artar: bir görüntülü konuşma programı, konuşmak istediğin kişiler de onu yüklemişse işe yarar. Dolaylı ağ etkisinde ise kullanıcı sayısı arttıkça tamamlayıcı ürünler çoğalır ve bu yolla ürünün değeri artar: bir elektrikli araç, kullanıcı sayısı arttıkça şarj istasyonları yaygınlaştığı için daha değerli hâle gelir. Bir oyun konsolunda dolaylı ağ etkisi genellikle daha önemlidir: konsolu kullananlar arttıkça oyun üreticileri o konsol için daha çok oyun geliştirir. Çevrim içi çok oyunculu oyunlarda doğrudan ağ etkisi de devreye girer.
- Patika bağımlılığı, bir sürecin sonucunun erken dönemdeki olaylar dizisine bağlı olmasıdır; kilitlenme ise pazarın, daha iyi bir alternatife rağmen yerleşik bir standartta kalmasıdır. Patika bağımlılığı kilitlenmeye yol açabilir, ama her patika bağımlılığı kötü bir sonuç doğurmaz; iki eşit teknolojiden birinin rastlantıyla kazanması bir kayıp değildir. Kötü bir standarda kilitlenme için şunlar gerekir: ağ etkileri ya da geçiş maliyetleri güçlü olmalı, alternatif gerçekten ve önemli ölçüde daha iyi olmalı ve kullanıcılar ile firmalar geçişi koordine edememelidir; yani ortak bir geçiş tarihi, dönüştürücü ya da ilk kullanıcılara teşvik gibi araçlar işe yaramamalıdır.
- Denge koşulu (1 − x) × x = 0,21'dir. Denklemin çözümleri x = 0,3 ve x = 0,7'dir; bunlara ek olarak kimsenin katılmadığı x = 0 dengesi vardır. Kritik kütle yüzde 30'a çıkmış, büyük denge yüzde 70'e inmiştir. Ücret düştükçe kritik kütle küçülür: ücret 0,16 iken yüzde 20'ydi. Düşük ücret, ağın sönmemesi için gereken ilk kullanıcı sayısını azaltır; bu yüzden ağ ürünleri başlangıçta düşük fiyatla sunulur.
- Bağlantı yokken birinci şirketin her abonesi 69, ikinci şirketin her abonesi 29 kişiye ulaşır; toplam değer 70 × 69 + 30 × 29 = 4.830 + 870 = 5.700 liradır. Bağlantı varken her abone 99 kişiye ulaşır ve toplam değer 100 × 99 = 9.900 liradır. Birinci şirketin her abonesi 30, ikinci şirketin her abonesi 70 kişilik ek erişim kazanır; bağlantıdan küçük şirketin aboneleri çok daha fazla kazanır. Bu yüzden büyük şirketin bağlantıya gönüllü olarak razı olma teşviki zayıftır.
- Göstermez. Liebowitz ve Margolis ağ etkilerinin varlığını reddetmediler; reddettikleri şey, klavye örneğinin daha iyi bir standarda rağmen süren bir kilitlenmenin kanıtı olduğu iddiasıydı. Onlara göre kilitlenme iddiası, alternatifin gerçekten daha iyi olduğunun ve koordinasyonun gerçekten başarısız olduğunun ampirik olarak gösterilmesini gerektirir. Björkegren ise ağ etkilerinin büyük ve ölçülebilir olduğunu ve politika hesaplarını önemli ölçüde değiştirdiğini gösterir. İki çalışma birlikte, ağ etkilerinin gerçek olduğunu ama ağ etkisi ile kilitlenmenin aynı şey olmadığını öğretir: ağ etkileri refah hesaplarını değiştirir, ama her yerleşik standardın bir piyasa başarısızlığı olduğu sonucunu doğurmaz.
- Önerinin gerekçesi, F klavyenin Türkçe harf sıklıklarına göre tasarlanmış olması ve Türkçe metin yazmada daha verimli olabileceğidir; Q klavyenin yaygınlığı bir kilitlenme ise, zorunlu bir geçiş koordinasyon sorununu çözebilir. Ama önerinin riskleri de vardır. Birincisi, F klavyenin Q klavyeye göre bilgisayar kullanımında ne kadar üstün olduğu, klavye tartışmasının gösterdiği gibi ampirik olarak sınanmalıdır; bilgisayar kullanıcıları yalnızca Türkçe metin değil, İngilizce komutlar, program kodu ve kısayollar da yazar. İkincisi, milyonlarca kullanıcının yeniden eğitim maliyeti büyüktür ve kazancın bu maliyeti ne zaman karşılayacağı hız farkına bağlıdır. Üçüncüsü, zorunluluk kullanıcıların kendi tercihlerini yok sayar. Daha ölçülü bir yaklaşım, okullarda iki düzeni de öğretmek, klavyelerde düzen seçimini kolaylaştırmak ve kilitlenmenin maliyetini azaltarak kullanıcıların kendi tercihlerini yapmasına izin vermektir.
İleri okuma
- Paul A. David (1985). «Clio and the Economics of QWERTY». American Economic Review 75(2). Patika bağımlılığı ve klavye hikâyesi.
- Stan J. Liebowitz, Stephen E. Margolis (1990). «The Fable of the Keys». Journal of Law and Economics 33(1). Klavye hikâyesinin olgularına eleştirel bakış.
- Daniel Björkegren (2019). «The Adoption of Network Goods: Evidence from the Spread of Mobile Phones in Rwanda». Review of Economic Studies 86(3). Ağ etkilerinin ölçümü ve politika sonuçları.
- Carl Shapiro, Hal R. Varian (1999). Information Rules: A Strategic Guide to the Network Economy. Harvard Business School Press. Ağ ekonomisinde fiyatlama, kilitlenme ve standart savaşları.
Sonraki derse köprü
Bu dersin örneklerinde, yerleşik bir standardı ya da büyük bir ağı yerinden etmeye çalışan taraf çoğu zaman yeni bir firmaydı: kritik kütleye ulaşmak için ilk kullanıcılara ürününü ucuza veren, yerleşik ağın sahibine karşı daha iyi bir teknolojiyle pazara giren biri. Bu firmaları kimler kurar ve neden? Çoğu yeni firma birkaç yıl içinde kapanırken, insanlar neden düzenli bir maaşı bırakıp belirsiz bir girişime atılır? Sıradaki ders girişimciliğin ekonomisini ele alıyor: girişimcinin üstlendiği riski, yeni ve genç firmaların istihdam yaratmadaki payını ve girişimcilerin geçimlik işletme sahiplerinden ne yönüyle ayrıldığını göreceğiz.