Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Dickens'ın kuşaklar boyu süren ve mirası masraflara tüketen kurgusal davası, yargılama gecikmesinin ve maliyetinin hakları fiilen nasıl yok edebileceğinin edebî bir örneğidir. Djankov ve arkadaşları bu sorunu, 109 ülkede kiracı tahliyesi ve karşılıksız çek tahsilinin usullerini ölçerek karşılaştırılabilir hâle getirdi.
- Uzlaşma aralığı, davacının yargılamadan beklediği net kazanç ile davalının beklediği net maliyet arasındaki aralıktır ve genişliği toplam yargılama masrafına eşittir; taraflar sonucu benzer öngördüğünde anlaşmak, mahkemeyi bekleyen her iki tarafa da kazandırır.
- Çıkar yanlısı iyimserlik uzlaşma aralığını kapatır ve davaları yargılamaya götürür; arabuluculuk beklentileri yaklaştırarak aralığı yeniden açabilir. Karara giden davalar belirsiz, yakın davalardan seçildiği için davacıların kazanma oranı yüzde 50'ye yaklaşma eğilimindedir.
- Kaybedenin masrafları ödediği kural zayıf ve asılsız davaları caydırıp güçlü davaları teşvik eder, ama riskten kaçınan davacıların adalete erişimini zorlaştırabilir. Yargılama gecikmesi alacakların bugünkü değerini eritir ve borçlulara ödemeyi erteleme teşviki verir.
- Djankov ve arkadaşları, yüksek usul biçimciliğinin daha uzun süreler, daha az tutarlı ve adil kararlar ve daha fazla yolsuzlukla ilişkili olduğunu buldu. Kondylis ile Stein, Senegal'de ön yargılamayı hızlandıran bir reformun kaliteyi düşürmeden yargı etkinliğini artırdığını ve davadaki firmaların gelirinin her yüz günde yüzde 3,2 ile 5 azaldığını gösterdi.
Öğrenme çıktıları
- Hatırlama — Uzlaşma aralığını, çıkar yanlısı iyimserliği, yüzde 50 hipotezini, masraf yükleme kuralını, usul biçimciliğini ve yargılama gecikmesini tanımlar.
- Anlama — Tarafların dava sürerken bir anlaşmaya varmasının neden olağan olduğunu, anlaşamayanların hangi özellikleri taşıdığını ve yargılamanın uzunluğunun taraflara ve ekonomiye neden maliyet getirdiğini açıklar.
- Uygulama — Bir davada tarafların beklentilerinden uzlaşma aralığını, farklı masraf kuralları altında dava açma kararını ve yargılama gecikmesinin bir alacağın bugünkü değerini nasıl azalttığını hesaplar.
- Değerlendirme — Djankov ve arkadaşlarının ülkeler arası usul biçimciliği bulgusunu ve Kondylis ile Stein'ın Senegal yargı reformu bulgusunu kullanarak yargı sistemlerinin hızı ile kalitesi arasındaki ilişkiyi değerlendirir.
Sezgi
Açılış
Bir tekstil firması, bir müşterisine 500 bin liralık mal teslim etmiş, ama müşteri ödemeyi yapmıyor. Firmanın avukatı iki seçenek sunuyor: dava açmak ya da müşteriyle bir uzlaşma aramak. Dava açılırsa, avukata göre davanın kazanılma olasılığı yüksek; ama yargılama üç ile dört yıl sürebilir, bu süre boyunca avukatlık ücretleri, bilirkişi masrafları ve harçlar ödenecek, ve karar çıktığında paranın değeri enflasyon nedeniyle önemli ölçüde erimiş olacak.
Müşteri de benzer bir hesap yapıyor. Davayı kaybederse, borcun yanında faizi ve yargılama masraflarını da ödeyecek. Ama davanın uzun süreceğini ve bu sürede parayı işinde kullanabileceğini biliyor. Firma bir uzlaşma teklif ettiğinde, müşteri 300 bin lirayı hemen ödemeyi öneriyor. Firma bu teklifi kabul etmeli mi?
Önceki derslerde sözleşme, haksız fiil ve ceza hukukunun kurallarını teşvikler olarak ele aldık. Bu kuralların hepsi, sonunda bir mahkemenin karar verebilmesine dayanır; ama mahkemeye gitmenin kendisi de maliyetli, belirsiz ve zaman alıcıdır. Bu ders, davaların ekonomisini ele alıyor: tarafların neden çoğunlukla uzlaştığını, neden bazen uzlaşamadığını ve yargı sistemlerinin hızı ve usul kurallarının ekonomiyi nasıl etkilediğini.
Hikâye — Hiç bitmeyen bir dava
Charles Dickens'ın 1850'lerin başında yayımlanan «Kasvetli Ev» adlı romanının merkezinde, Jarndyce'a karşı Jarndyce adlı kurgusal bir miras davası vardır. Dava, İngiltere'nin hakkaniyet mahkemesinde kuşaklar boyunca sürer; davanın tarafları yaşlanır, ölür, yerlerine mirasçıları geçer, ama dava bitmez. Romanın sonunda dava nihayet sona erdiğinde, anlaşmazlık konusu mirasın tamamının yargılama masraflarına harcanmış olduğu anlaşılır; paylaşılacak hiçbir şey kalmamıştır.
Dickens'ın hicvi, dönemin İngiliz hakkaniyet mahkemelerindeki gerçek gecikmelere ve masraflara yönelikti; roman bugün de bu mahkemelerin yavaşlığına dair tartışmaların edebî bir tanığı olarak okunur. Ama romanın gösterdiği sorun, yalnızca 19. yüzyıl İngiltere'sine özgü değildir. Yargılamanın uzunluğu ve maliyeti, bugün de pek çok ülkede hakların fiilen ne kadar korunduğunu belirler.
Bir asır sonra iktisatçılar, bu sorunu ölçülebilir hâle getirmeye çalıştı. 2000'lerin başında Simeon Djankov, Rafael La Porta, Florencio Lopez-de-Silanes ve Andrei Shleifer, dünyanın dört bir yanındaki hukuk bürolarıyla işbirliği yaparak basit bir soru sordular: kirasını ödemeyen bir kiracıyı tahliye etmek ya da karşılıksız çıkan bir çekin parasını tahsil etmek, her ülkede hangi usullerle ve ne kadar sürede mümkündü?
Bu iki basit anlaşmazlık seçilmişti, çünkü her ülkede bulunuyordu ve hemen her yerde benzer biçimde tanımlanabiliyordu. Cevaplar, ülkeler arasında şaşırtıcı farklar gösterdi: aynı anlaşmazlık, bazı ülkelerde birkaç haftada, bazılarında yıllar içinde çözülüyordu. Kanıt bölümü, bu farkların neyle ilişkili olduğunu ve yargının hızlandırılmasının firmalara ne kazandırdığını ele alıyor.
Kavram
Bir davanın uzlaşmayla bitip bitmeyeceğini belirleyen aralık şudur.
Uzlaşmayı zorlaştıran davranışsal bir etken şudur.
Karara kadar giden davaların özelliğine dair tez şudur.
Dava masraflarının kime yükleneceğine dair kural şudur.
Yargı sistemlerinin ülkeler arasında farklılaşan bir özelliği şudur.
Yargının işleyişinin temel sorunlarından biri şudur.
Veri ve kanıt
Bu çalışma, yargı sistemlerinin kalitesini ülkeler arasında karşılaştırılabilir biçimde ölçmenin öncü örneklerinden biridir. Bulgunun önemli bir yanı, biçimciliğin hataları ve keyfîliği önlemek gibi iyi niyetli amaçlarla konmuş olsa bile, uygulamada yargının kalitesiyle değil, daha uzun sürelerle ve daha az adil kararlarla ilişkili çıkmasıdır. Ama bu bir ilişkidir, nedensellik değil: biçimci usuller, başka nedenlerle zayıf olan yargı sistemlerinde, yargıçların keyfîliğini sınırlamak için daha çok benimsenmiş olabilir.
Bu çalışma, Djankov ve arkadaşlarının ülkeler arası ilişkisini, tek bir ülkede nedensel bir tasarımla tamamlar. Reformun kademeli uygulanması, aynı ülkede reformdan etkilenen ve henüz etkilenmeyen mahkemeleri karşılaştırmayı mümkün kıldı. Bulgunun iki yanı önemlidir: birincisi, usul kurallarının basit bir değişikliği yargılamayı hızlandırabilir; ikincisi, bu hızlanma, sıkça dile getirilen bir kaygının aksine, kararların kalitesini düşürmemiştir. Davadaki bir firmanın gelirinin düşmesi ise yargılama gecikmesinin, davanın konusu olan tutarın ötesinde gerçek bir ekonomik maliyeti olduğunu gösterir.
Yaygın yanlış«Davaların çoğu mahkeme kararıyla sonuçlanır; uzlaşma, tarafların haklarından vazgeçmesidir.»
Anlaşmazlıkların büyük çoğunluğu hâkim hükmünü vermeden, tarafların kendi aralarındaki bir anlaşmayla kapanır, çünkü yargılama iki taraf için de maliyetli ve belirsizdir. Taraflar yargılamanın sonucunu benzer biçimde öngörüyorsa, bir uzlaşma, ikisini de yargılamaya göre daha iyi duruma getirir. Uzlaşma, haklardan vazgeçmek değil, mahkemenin gölgesinde yapılan bir pazarlıktır: mahkemenin olası kararı, uzlaşmanın koşullarını belirler.
Yaygın yanlış«Yargılama ne kadar ayrıntılı ve biçimsel olursa, kararlar o kadar adil olur.»
Biçimsel usuller hataları ve keyfîliği sınırlamayı amaçlar, ama Djankov ve arkadaşlarının 109 ülkelik verisinde yüksek usul biçimciliği, daha uzun süreler, daha az tutarlı ve daha az adil kararlar ve daha fazla yolsuzlukla ilişkili çıktı. Kondylis ile Stein de Senegal'de ön yargılamayı hızlandıran bir reformun kararların kalitesini düşürmediğini buldu. Adaletin kalitesi ile hızı her zaman birbirinin karşıtı değildir.
Neden önemli?
Yargı sisteminin hızı ve güvenilirliği, bu kursta gördüğümüz bütün hukuk kurallarının fiilen ne kadar işlediğini belirler. Bir sözleşme hukuku ne kadar iyi tasarlanmış olursa olsun, bir alacağın tahsili yıllar sürüyorsa, borçlular ödemeyi erteleme teşviki taşır ve alacaklılar yalnızca tanıdıklarıyla ya da peşin ödemeyle çalışmayı tercih eder. Önceki derste gördüğümüz ilişkisel sözleşmeler, zayıf mahkemelerin boşluğunu kısmen doldurur, ama yeni ilişkilerin kurulmasını zorlaştırır.
Yargılama gecikmesi, yüksek enflasyonlu ekonomilerde özellikle maliyetlidir. Karar çıkana kadar geçen sürede alacağın gerçek değeri erir ve faiz oranları enflasyonu tam olarak karşılamıyorsa, borçlu için ödemeyi geciktirmek kârlı hâle gelir. Bu, davaların sayısını artırır, mahkemelerin iş yükünü büyütür ve gecikmeyi daha da uzatır.
Pek çok ülkede yargının iş yükünü azaltmak için arabuluculuk, uzlaştırma ve tahkim gibi alternatif çözüm yolları geliştirilmektedir. Bu dersin araçları, bu yolların hangi anlaşmazlıklar için uygun olduğunu, tarafların hangi durumlarda uzlaşmaya daha istekli olduğunu ve zorunlu arabuluculuk gibi uygulamaların yargı sistemine ve taraflara ne kazandırıp ne kaybettirdiğini değerlendirmeyi sağlar.
Model
Çözümlü örnek — Uzlaşma aralığı
Açılıştaki tekstil firmasının davasını basitleştirelim. Firma ve müşteri, davanın firma lehine sonuçlanma olasılığını aynı biçimde yüzde 60 olarak değerlendirsin. Firma kazanırsa müşteri 500 bin lira öder. Her iki tarafın yargılama masrafı, avukatlık ücretleri ve harçlar dahil, 60 bin liradır ve her taraf kendi masrafını öder. Şimdilik yargılamanın süresini ve paranın zaman değerini göz ardı edelim.
Firmanın yargılamadan beklediği net kazanç 0,60 × 500 bin − 60 bin = 240 bin liradır; firma 240 bin liranın altındaki bir uzlaşmayı kabul etmez. Müşterinin yargılamadan beklediği net maliyet 0,60 × 500 bin + 60 bin = 360 bin liradır; müşteri 360 bin liranın üstünde bir uzlaşmayı kabul etmez. Uzlaşma aralığı 240 ile 360 bin lira arasıdır.
Bu aralığın genişliği, iki tarafın toplam yargılama masrafına, yani 120 bin liraya eşittir. Uzlaşma, bu masrafın tamamını tasarruf ettirir; taraflar bu tasarrufu, pazarlık güçlerine göre aralarında paylaşır. Pazarlık gücü, tarafların sabrına ve paraya ne kadar acil ihtiyaç duyduklarına bağlıdır. Örneğin 300 bin liralık bir uzlaşma, iki tarafa da yargılamaya göre 60'ar bin lira kazandırır. Yargılama masrafları ne kadar yüksekse, uzlaşma aralığı o kadar geniş ve uzlaşma o kadar olasıdır. Sayılar varsayımdır.
Çözümlü örnek — İyimserlik aralığı kapatınca
Aynı davada taraflar farklı beklentilere sahip olsun: firma kazanma olasılığını yüzde 85, müşteri ise firmanın kazanma olasılığını yüzde 55 olarak değerlendirsin. İki taraf da kendi avukatlarının görüşlerine ve kendi hikâyelerine dayanarak kendi lehine bir tahmin yapıyor.
Firmanın kabul edeceği en düşük tutar 0,85 × 500 bin − 60 bin = 365 bin liradır. Müşterinin ödeyeceği en yüksek tutar 0,55 × 500 bin + 60 bin = 335 bin liradır. Firmanın istediği en düşük tutar, müşterinin vereceği en yüksek tutarı aşar; uzlaşma aralığı boştur ve dava yargılamaya gider. İki taraf da yargılama masraflarını öder ve bu masraflar, uzlaşma olsaydı tasarruf edilebilirdi.
Bu örnek, uzlaşmanın başarısızlığının çoğu zaman taraflardan birinin inatçılığından değil, iki tarafın da kendi lehine iyimser olmasından kaynaklandığını gösterir. Aynı olayı farklı açılardan yaşamış tarafların, hangi kanıtın daha önemli olduğu ve hâkimin neye önem vereceği konusunda farklı kanaatlere varması doğaldır. Arabuluculuk ve bilirkişi ön değerlendirmesi gibi yöntemler, tarafların beklentilerini birbirine yaklaştırarak uzlaşma aralığını yeniden açmayı amaçlar. Sayılar varsayımdır.
Çözümlü örnek — Hangi davalar karara gider?
Bir mahkemeye her yıl çok sayıda alacak davası gelsin. Bu davaların bir kısmında borçlunun ödemeyeceği çok açıktır, bir kısmında borcun hiç doğmadığı çok açıktır, bir kısmı ise gerçekten belirsizdir. Açık davalarda iki tarafın beklentileri birbirine yakındır ve uzlaşma aralığı geniştir; bu davalar büyük ölçüde uzlaşmayla sona erer.
Belirsiz davalarda ise tarafların beklentileri daha kolay ayrışır; biri yüzde 70, öbürü yüzde 40 bekleyebilir. Uzlaşma aralığı bu davalarda daha sık kapanır ve karara kadar giden davaların çoğu bu belirsiz davalardan oluşur. Karara kadar giden davalarda davacıların kazanma oranı, bu yüzden, bütün anlaşmazlıklardaki kazanma olasılığından değil, bu seçilmiş, yakın davaların özelliklerinden etkilenir ve yüzde 50'ye yaklaşma eğilimi gösterir.
Priest ile Klein'ın bu fikri, mahkeme kararlarına dayanan analizler için önemli bir uyarıdır. Mahkemelerin davacılara karşı ya da lehine önyargılı olup olmadığını, karara bağlanmış davalardaki kazanma oranlarına bakarak anlamak yanıltıcı olabilir. Bir kural değişikliği davacıların durumunu iyileştirse bile, karara giden davaların kazanma oranı değişmeyebilir; çünkü değişiklik, hangi davaların uzlaştığını ve hangilerinin karara gittiğini de değiştirir. Sayılar varsayımdır.
Çözümlü örnek — Masrafı kim öder?
Bir davacının davayı kazanma olasılığı yüzde 20 olsun, kazanırsa 100 bin lira alsın ve her tarafın yargılama masrafı 15 bin lira olsun. Amerikan kuralında, yani her taraf kendi masrafını öderken, davacının beklenen net kazancı 0,20 × 100 bin − 15 bin = 5 bin liradır; davacı dava açar.
İngiliz kuralında davayı kaybeden, iki tarafın masraflarını, yani 30 bin lirayı öder. Davacının beklenen net kazancı 0,20 × 100 bin − 0,80 × 30 bin = −4 bin liradır; davacı dava açmaz. Güçlü bir davada ise, örneğin kazanma olasılığı yüzde 80 olduğunda, İngiliz kuralı davacının beklenen kazancını artırır: 0,80 × 100 bin − 0,20 × 30 bin = 74 bin lira, Amerikan kuralındaki 65 bin liraya karşı.
İngiliz kuralı, zayıf davaları caydırır ve güçlü davaları teşvik eder. Bu, asılsız ya da yalnızca uzlaşma parası koparmak için açılan davaları azaltabilir. Ama riskten kaçınan, geliri düşük davacılar, güçlü bir davada bile karşı tarafın masraflarını ödeme riskini göze alamayabilir. Masraf kuralının seçimi, bu yüzden hem dava sayısını hem de adalete erişimi etkiler; pek çok ülke iki kuralın bir karışımını, örneğin kaybeden tarafın karşı tarafın masraflarının yalnızca bir kısmını ödemesini uygular. Sayılar varsayımdır.
Çözümlü örnek — Asılsız bir davanın uzlaşma parası
Bir kişi, kazanma olasılığı neredeyse sıfır olan bir dava açmakla bir şirketi tehdit etsin. Davayı açmak ona 2 bin liraya mal olacak; şirketin davaya karşı savunma yapmasının maliyeti ise, avukat ücretleri ve yöneticilerin harcadığı zaman dahil, 40 bin lira olacak. Davacı, davayı açmadan önce şirkete 25 bin liralık bir uzlaşma teklif etsin.
Şirket açısından hesap basittir: davayı kazanacağından neredeyse emin olsa bile, savunmanın 40 bin liralık maliyetinden kaçınmak için 25 bin lira ödemek daha ucuzdur. Davacı ise yalnızca 2 bin liralık bir maliyetle 25 bin lira elde eder. Bu tür davalara, hukuki değerlerinden değil, savunma maliyetinden güç alan davalar denir.
Bu tür şantaj davalarına karşı hukuk sistemlerinin başvurduğu üç yol var. İngiliz kuralı, kaybeden davacıya şirketin 40 bin liralık masrafını yükleyerek tehdidi inandırıcı olmaktan çıkarır. Mahkemelerin açıkça dayanaksız davaları erken aşamada reddedebilmesi, şirketin savunma maliyetini düşürür. Şirketler de bu tür taleplere karşı uzlaşmama itibarı kazanmak için, kısa vadede pahalı olsa bile, bazı davaları sonuna kadar savunmayı seçebilir; çünkü her uzlaşma yeni davacıları çeker. Sayılar varsayımdır.
Çözümlü örnek — Arabuluculuk ne kazandırır?
Bir ticari anlaşmazlıkta tarafların beklentileri, çıkar yanlısı iyimserlik nedeniyle ayrışmış ve uzlaşma aralığı kapanmış olsun: davacı en az 365 bin lira istiyor, davalı en fazla 335 bin lira vermeye razı. Taraflar yargılamaya giderse, her biri 60 bin liralık masrafa katlanacak ve dava üç yıl sürecek.
Yasa, dava açmadan önce bir arabulucuya başvurmayı zorunlu kılsın ve arabuluculuğun maliyeti iki taraf için toplam 10 bin lira olsun. Arabulucu, iki tarafın beklentilerini tek tek dinler, benzer davaların sonuçlarını hatırlatır ve tarafların kendi davalarının zayıf yanlarını görmelerine yardım eder. Tarafların beklentileri bu süreçte birbirine yaklaşır: davacı kazanma olasılığını yüzde 85'ten 75'e, davalı yüzde 55'ten 65'e günceller. Davacının en düşük talebi 315 bin, davalının en yüksek teklifi 385 bin liraya iner; uzlaşma aralığı yeniden açılır ve taraflar, örneğin 350 bin lirada anlaşır.
Arabuluculuk, bu örnekte 120 bin liralık toplam yargılama masrafını ve üç yıllık gecikmeyi 10 bin liralık bir maliyetle önlemiştir. Ama her arabuluculuk başarılı olmaz; başarısız olduğunda, arabuluculuk maliyeti ve geçen süre yargılamanın maliyetine eklenir. Zorunlu arabuluculuğun toplam faydası, başarı oranına ve başarısız girişimlerin maliyetine bağlıdır. Sayılar varsayımdır.
Çözümlü örnek — Gecikmenin fiyatı
Açılıştaki firmanın alacağı 500 bin lira olsun ve dava dört yıl sürsün. Yıllık enflasyon ve paranın alternatif getirisi yüzde 20 ise, dört yıl sonra ele geçecek 500 bin lira, bugünün parasıyla 500 bin ÷ 1,2⁴ ≈ 241 bin lira eder. Mahkeme kararında alacağa uygulanan gecikme faizi yüzde 20'nin altındaysa, alacağın gerçek değeri erir.
Bu durumda müşterinin 300 bin liralık hemen ödeme teklifi yeni bir anlam kazanır. Firmanın yargılamadan beklediği net kazanç, kazanma olasılığı yüzde 60 ve masraflar 60 bin lira iken, dört yıl sonraki tutarın bugünkü değeriyle hesaplandığında 0,60 × 241 bin − 60 bin ≈ 85 bin liraya düşer. 300 bin liralık teklif, bu beklentinin çok üstündedir ve firma için cazip hâle gelir.
Yargılama gecikmesi, borçlunun pazarlık gücünü artırır. Borçlu, ödemeyi geciktirmenin kendisine sağladığı faydayı bilerek, alacaklıya alacağının çok altında bir uzlaşma teklif edebilir. Bu, borç ödememeyi kârlı kılar ve kredi verenleri daha temkinli davranmaya, daha yüksek faiz ya da teminat istemeye yöneltir. Yargının yavaşlığının maliyeti, yalnızca davadaki taraflara değil, bütün kredi piyasasına yayılır. Sayılar varsayımdır.
Çözümlü örnek — Hızlı yargının getirisi
Kondylis ile Stein'ın Senegal bulgusunu bir firmanın hesabına dönüştürelim. Bir firmanın aylık geliri 1 milyon lira olsun ve bir davaya girdiğinde gelirleri düşsün. Firmanın davası ön yargılama aşamasında 300 gün kalırsa ve her yüz gün gelirleri yaklaşık yüzde 4 azaltırsa, bu sürenin sonunda aylık gelir yaklaşık yüzde 12 düşmüş olur.
Reform ön yargılamayı dört ayla, yani yaklaşık 120 günle sınırlarsa, gelir düşüşü yaklaşık yüzde 5'e iner. Aylık 1 milyon liralık bir firma için bu, her ay yaklaşık 70 bin liralık bir fark demektir. Firmaların reform sonrasındaki hız için daha yüksek avukatlık ücreti ödemeye razı olması, bu farkın firmalar için gerçek olduğunu gösterir.
Benzer bir tablo, Daniel Chemin'in Pakistan'da 2002'de uygulanan bir yargı reformu üzerine çalışmasında da görülür. Yargıçlara yalnızca daha fazla eğitim veren ve verimlilik teşvikleri içermeyen bu reformdan sonra, Chemin'e göre yargıçlar dörtte bir daha fazla davayı sonuçlandırdı ve yeni firmaların giriş oranı yarı yarıya arttı. Bu bulgular, yargının hızının firmaların yalnızca var olan anlaşmazlıklarını değil, yeni iş kurma kararlarını da etkilediğini düşündürür. Sayılar varsayımdır.
Modelin sınırları
Bu dersteki modeller, tarafların davanın sonucuna dair olasılık tahminleri yaptığını ve bunlara göre uzlaşmayı ya da yargılamayı seçtiğini varsaydı. Gerçekte taraflar, dava sürecinde yeni bilgiler edinir, beklentilerini günceller ve pazarlık stratejileri geliştirir. Avukatlar, kendi ücret yapılarına göre, müvekkillerinin çıkarından farklı teşviklere sahip olabilir: saat başı ücret alan bir avukat uzun bir davadan, başarıya bağlı ücret alan bir avukat ise hızlı bir uzlaşmadan kazançlı çıkabilir. Avukatlık ücretlerinin yapısı, bu yüzden uzlaşma kararını müvekkilin hesabından farklı bir yöne itebilir ve bu, dava sayısını ve süresini etkileyen başka bir kanaldır.
Ayrıca yargı sisteminin değeri, yalnızca bireysel anlaşmazlıkların çözümüyle sınırlı değildir. Mahkeme kararları emsal oluşturur ve hukukun belirsiz alanlarını netleştirir; bu, gelecekteki anlaşmazlıkların sayısını azaltır. Anlaşmazlıkların çoğunun uzlaşmayla sona ermesi bireysel olarak etkin olsa da, hiç karara gitmeyen türden davalarda hukukun gelişmesini yavaşlatabilir. Ülkeler arası karşılaştırmalar da dikkatle okunmalıdır: biçimcilik ile yargının kalitesi arasındaki ilişki, bir ülkenin tarihine, kurumlarına ve yargıçların bağımsızlığına bağlıdır.
Uygulama
Özet kartı
- Dickens'ın kuşaklar boyu süren ve mirası masraflara tüketen kurgusal davası, yargılama gecikmesinin ve maliyetinin hakları fiilen nasıl yok edebileceğinin edebî bir örneğidir. Djankov ve arkadaşları bu sorunu, 109 ülkede kiracı tahliyesi ve karşılıksız çek tahsilinin usullerini ölçerek karşılaştırılabilir hâle getirdi.
- Uzlaşma aralığı, davacının yargılamadan beklediği net kazanç ile davalının beklediği net maliyet arasındaki aralıktır ve genişliği toplam yargılama masrafına eşittir; taraflar sonucu benzer öngördüğünde anlaşmak, mahkemeyi bekleyen her iki tarafa da kazandırır.
- Çıkar yanlısı iyimserlik uzlaşma aralığını kapatır ve davaları yargılamaya götürür; arabuluculuk beklentileri yaklaştırarak aralığı yeniden açabilir. Karara giden davalar belirsiz, yakın davalardan seçildiği için davacıların kazanma oranı yüzde 50'ye yaklaşma eğilimindedir.
- Kaybedenin masrafları ödediği kural zayıf ve asılsız davaları caydırıp güçlü davaları teşvik eder, ama riskten kaçınan davacıların adalete erişimini zorlaştırabilir. Yargılama gecikmesi alacakların bugünkü değerini eritir ve borçlulara ödemeyi erteleme teşviki verir.
- Djankov ve arkadaşları, yüksek usul biçimciliğinin daha uzun süreler, daha az tutarlı ve adil kararlar ve daha fazla yolsuzlukla ilişkili olduğunu buldu. Kondylis ile Stein, Senegal'de ön yargılamayı hızlandıran bir reformun kaliteyi düşürmeden yargı etkinliğini artırdığını ve davadaki firmaların gelirinin her yüz günde yüzde 3,2 ile 5 azaldığını gösterdi.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Uzlaşma aralığı | Settlement range | Davacının en düşük kabulü ile davalının en yüksek teklifi arasındaki aralık |
| Çıkar yanlısı iyimserlik | Self-serving bias | Tarafların davanın sonucunu kendi lehlerine abartma eğilimi |
| Yüzde 50 hipotezi | Fifty percent hypothesis | Karara giden yakın davalarda davacıların kazanma oranının yüzde 50'ye yaklaşması tezi |
| Masraf yükleme kuralı | Fee-shifting rule | Yargılama masraflarının taraflar arasında nasıl paylaşılacağını belirleyen kural |
| Usul biçimciliği | Procedural formalism | Yargılamadaki yazılı işlem, zorunlu aşama ve resmî kural yoğunluğu |
| Yargılama gecikmesi | Judicial delay | Bir davanın çözümünün gerektirdiğinden uzun sürmesi |
Kendini sına
- (Çıktı 1) Uzlaşma aralığının genişliği neye eşittir ve neden? Yargılama masraflarının artması uzlaşma olasılığını nasıl etkiler?
- (Çıktı 2) İki taraf da aynı olayları yaşamış ve aynı belgelere sahip olduğu hâlde bir davada uzlaşamıyor. Çıkar yanlısı iyimserlik kavramıyla bu durumu açıkla ve uzlaşmayı kolaylaştırabilecek bir yöntem öner.
- (Çıktı 3) Bir davada davacının kazanma olasılığı her iki tarafça yüzde 70 olarak değerlendiriliyor; kazanırsa 200 bin lira alacak ve her tarafın masrafı 25 bin lira. Her tarafın kendi masrafını ödediği kuralda uzlaşma aralığını hesapla. Davacı yüzde 85, davalı yüzde 60 beklerse aralık ne olur?
- (Çıktı 3) Kazanma olasılığı yüzde 25 olan bir davacı, kazanırsa 80 bin lira alacak; her tarafın masrafı 10 bin lira. Her tarafın kendi masrafını ödediği kuralda ve kaybedenin iki tarafın masrafını ödediği kuralda davacının beklenen net kazancını hesapla. Davacı hangi kuralda dava açar?
- (Çıktı 4) Djankov ve arkadaşlarının bulgusu, biçimsel usullerin yargının kalitesini düşürdüğünü mü gösterir? Bulgunun ne gösterdiğini ve ne göstermediğini açıkla.
- (Çıktı 4) Kondylis ile Stein'ın Senegal bulgusu, «yargılamayı hızlandırmak kararların kalitesini düşürür» kaygısı hakkında ne söyler? Senegal'deki sonucun Türkiye gibi farklı bir yargı sistemine taşınabilmesi için hangi koşullar sağlanmalıdır?
Cevaplar
- Uzlaşma aralığının genişliği, davalının yargılamadan beklediği net maliyet ile davacının beklediği net kazanç arasındaki farktır. Taraflar sonucu aynı biçimde öngörüyorsa, bu fark iki tarafın toplam yargılama masrafına eşittir: davacının beklediği kazanç kendi masrafı kadar azalır, davalının beklediği maliyet kendi masrafı kadar artar. Yargılama masrafları arttıkça aralık genişler ve uzlaşma daha olası hâle gelir, çünkü uzlaşmanın tasarruf ettirdiği tutar büyür.
- Aynı olayları yaşamış ve aynı belgelere sahip taraflar bile, hangi kanıtın daha önemli olduğu ve hâkimin neye önem vereceği konusunda kendi lehlerine farklı kanaatlere varabilir; iki taraf da kazanma olasılığını abartır. Bu iyimserlik, davacının kabul edeceği en düşük tutarı yükseltir ve davalının vereceği en yüksek tutarı düşürür; aralık kapanır. Arabuluculuk ya da bağımsız bir bilirkişinin ön değerlendirmesi, taraflara davalarının zayıf yanlarını gösterip benzer davaların sonuçlarını hatırlatarak beklentileri birbirine yaklaştırabilir.
- Beklentiler aynıyken davacının en düşük kabulü 0,70 × 200 bin − 25 bin = 115 bin lira, davalının en yüksek teklifi 0,70 × 200 bin + 25 bin = 165 bin liradır; aralık 115 ile 165 bin lira arasıdır. Davacı yüzde 85 beklerse en düşük kabulü 0,85 × 200 bin − 25 bin = 145 bin lira, davalı yüzde 60 beklerse en yüksek teklifi 0,60 × 200 bin + 25 bin = 145 bin lira olur; aralık tek bir noktaya daralmıştır ve uzlaşma çok zorlaşır.
- Her tarafın kendi masrafını ödediği kuralda beklenen net kazanç 0,25 × 80 bin − 10 bin = 10 bin liradır; davacı dava açar. Kaybedenin iki tarafın masrafını ödediği kuralda beklenen net kazanç 0,25 × 80 bin − 0,75 × 20 bin = 5 bin liradır; davacı yine dava açar, ama beklenen kazancı yarıya iner. Kazanma olasılığı biraz daha düşük olsaydı, ikinci kuralda davacı dava açmaktan vazgeçebilirdi.
- Göstermez; bir ilişki gösterir. Djankov ve arkadaşları, usul biçimciliğinin medeni hukuk ülkelerinde daha yüksek olduğunu ve daha uzun süreler, daha az tutarlı, daha az dürüst ve daha az adil kararlar ve daha fazla yolsuzlukla ilişkili olduğunu buldu. Ama biçimci usuller, başka nedenlerle zayıf olan yargı sistemlerinde yargıçların keyfîliğini sınırlamak için benimsenmiş olabilir; bu durumda biçimcilik zayıf yargının sonucu da olabilir. Bulgu, biçimciliğin iyi niyetli amaçlarına rağmen kaliteli yargıyla birlikte gitmediğini gösterir, ama biçimciliği azaltmanın her ülkede yargının kalitesini kendiliğinden artıracağını kanıtlamaz.
- Kondylis ile Stein, ön yargılamaya dört aylık bir süre sınırı getiren reformun, kararların kalitesini etkilemeden yargı etkinliğini artırdığını buldu; bu, hız ile kalitenin her zaman birbirinin karşıtı olmadığını gösterir. Bir başka ülke için çıkarım yapılacaksa, önce oradaki gecikmenin nedenlerine, örneğin yargıç sayısına, dava yüküne, usul kurallarına ve bilirkişi süreçlerine; reformun uygulanabilirliğine ve süre sınırına uyulmadığında ne olacağına; ve kalitenin nasıl ölçüldüğüne dikkat edilmelidir.
İleri okuma
- Simeon Djankov, Rafael La Porta, Florencio Lopez-de-Silanes, Andrei Shleifer (2003). «Courts». Quarterly Journal of Economics 118(2). Yargı usullerinin ülkeler arası karşılaştırması.
- Florence Kondylis, Mattea Stein (2023). «The Speed of Justice». Review of Economics and Statistics 105(3). Senegal'de bir usul reformunun etkileri.
- George L. Priest, Benjamin Klein (1984). «The Selection of Disputes for Litigation». Journal of Legal Studies 13(1). Hangi davaların karara gittiğine dair klasik model.
- Matthieu Chemin (2009). «The Impact of the Judiciary on Entrepreneurship: Evaluation of Pakistan's Access to Justice Programme». Journal of Public Economics 93(1–2). Yargı reformunun girişimcilik üzerindeki etkisi.
Sonraki derse köprü
Bu derste hukuk kurallarının uygulandığı yeri, yani mahkemeleri ve davaları ele aldık; önceki derslerde de mülkiyet haklarının kaynakların nasıl kullanıldığını belirlediğini görmüştük. Bazı kaynaklar ise toprak ya da ev gibi değildir: bir buluş, bir şarkı ya da bir yazılım, bir kez üretildikten sonra herkes tarafından aynı anda ve bedelsiz kullanılabilir. Bu tür kaynaklar üzerinde mülkiyet hakkı tanımlamak, yeni fikirlerin üretilmesi için bir teşvik yaratır ama bu fikirlerin yaygın kullanımını da kısıtlar. Sıradaki ders fikri mülkiyeti ele alıyor: patentlerin ve telif haklarının neden var olduğunu, yenilik teşviki ile yaygın kullanım arasındaki ödünleşimin nasıl kurulduğunu ve patentlerin gerçekten yeniliği artırıp artırmadığına dair kanıtları göreceğiz.