Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Eski kurumsal iktisat, Veblen, Commons ve Mitchell gibi Amerikalı iktisatçıların elinde, ekonomik davranışı alışkanlıkların, normların, hukukun ve güç ilişkilerinin biçimlendirdiğini savundu; Veblen'in gösterişçi tüketim kavramı, tercihlerin toplumsal olarak belirlendiğini gösterdi.
- Coase, 1932'de yirmi bir yaşındayken, fiyat mekanizmasını kullanmanın maliyetleri olduğunu ve firmaların bu işlem maliyetlerinden kaçınmak için var olduğunu fark etti; bu fikirleri 1937'de «Firmanın Doğası» makalesinde yayımladı ve 1991'de Nobel ödülünü aldı.
- Williamson, işlem maliyetlerini ilişkiye özgü yatırımlara ve tutsak kalma sorununa bağladı; bu soruna karşı uzun sözleşmeler, dikey bütünleşme ve itibar mekanizmaları gelişir.
- Joskow, 277 kömür sözleşmesinde ilişkiye özgü yatırımlar önemli olduğunda tarafların daha uzun süreli taahhütlere girdiğini buldu; Coase ise General Motors ile Fisher Body öyküsünün olgusal olarak yanlış olduğunu ve bir tutsak kalma olayına dair kanıt bulunmadığını savundu.
- North, kurumları toplumdaki oyunun kuralları olarak tanımladı ve sözleşme uygulamasının maliyetinin ticaretin hacmini ve ekonomik büyümeyi belirlediğini savundu; yeni kurumsal iktisat, neoklasik araçlarla kurumları incelemenin genel adı oldu.
Öğrenme çıktıları
- Hatırlama — Eski kurumsal iktisadı, gösterişçi tüketimi, işlem maliyetini, ilişkiye özgü yatırımı, tutsak kalma sorununu ve yeni kurumsal iktisadı tanımlar.
- Anlama — Veblen ile Commons'un eski kurumsal iktisadının neoklasik iktisada yönelttiği eleştiriyi ve Coase, Williamson ile North'un yeni kurumsal iktisadının bu eleştiriyi hangi noktada başka bir yöne taşıdığını açıklar.
- Uygulama — Bir firmanın bir işi kendisi yapmak ile piyasadan satın almak arasındaki seçimini işlem maliyetleriyle, ilişkiye özgü bir yatırımdan sonra doğan pazarlık kaybını ve bir sözleşmenin süresinin bu kaybı nasıl sınırladığını hesaplar.
- Değerlendirme — Joskow'un kömür sözleşmeleri bulgusunu ve Coase'un General Motors ile Fisher Body öyküsüne itirazını kullanarak tutsak kalma sorununun kanıt değerini ve kurumsal açıklamaların sınanabilirliğini tartışır.
Sezgi
Açılış
Bir otomobil üreticisi, arabalarının koltuklarını kendisi mi üretmeli, yoksa bir tedarikçiden mi almalı? Bir hastane, yemekhanesini kendisi mi işletmeli, yoksa bir yemek şirketine mi vermeli? Bir yazılım şirketi, müşteri hizmetlerini kendi çalışanlarıyla mı yürütmeli, yoksa başka bir ülkedeki bir çağrı merkezine mi devretmeli?
Ders kitaplarının piyasa modeli bu sorulara pek cevap vermez. O modelde firma, girdileri alıp ürüne dönüştüren bir kutudur; kutunun içinde neler olduğu, sınırlarının nerede çizildiği ve neden bazı işlerin piyasada, bazılarının ise emir ve talimatla yapıldığı sorulmaz. Oysa ekonomik faaliyetin büyük bir kısmı piyasada değil, firmaların içinde, fiyatların değil yöneticilerin kararlarıyla düzenlenir.
Önceki derslerde gördüğümüz okullar, piyasaların, beklentilerin ve fiyatların nasıl işlediğine odaklandı. Bu ders, ekonomik faaliyeti çevreleyen kuralları, sözleşmeleri, örgütleri ve alışkanlıkları merkeze koyan bir geleneği izliyor. Bu gelenek, iki farklı kuşak tarafından ve iki farklı yöntemle kuruldu.
Hikâye — Yirmi bir yaşında bir soru
1929'da Ronald Coase adında genç bir İngiliz, ticaret alanında lisans derecesi almak için Londra İktisat Okulu'na girdi. Yıllar sonra, 1991'de Nobel iktisat ödülünü alırken yaptığı konuşmada, o yılları anlattı. 1931'de Arnold Plant'in seminerine katılmaya başlamıştı. Plant, fiyatlarla koordine edilen rekabetçi bir ekonomik sistemin, tüketicilerin en çok değer verdiği mal ve hizmetlerin üretilmesini nasıl sağladığını anlatıyor ve öğrencilerini Adam Smith'in görünmez eliyle tanıştırıyordu. Coase'a göre bu seminer bir aydınlanma olmuştu.
Ama Coase'un aklına bir soru takıldı. Plant, Büyük Buhran yıllarında moda olan her türlü sanayi planlaması önerisine karşıydı; ona göre fiyatlar üzerinden işleyen rekabet, gereken bütün koordinasyonu sağlıyordu. Öyleyse, işlevi koordinasyon olan bir üretim etkeni, yani yönetim, neden vardı? Soru bir başka biçimde de karşısına çıkıyordu. Rus Devrimi on dört yıl önce olmuştu. Lenin, Rusya'daki ekonomik sistemin tek bir büyük fabrika gibi yönetileceğini söylemişti; Batılı iktisatçıların çoğu ise bunun imkânsız olduğunu savunuyordu. Ama Batı'da fabrikalar vardı ve bazıları son derece büyüktü. Merkezi planlamanın imkânsızlığına dair görüşlerle, kendi ekonomilerinin içinde işleyen bu planlanmış küçük toplumların, firmaların varlığı nasıl bağdaştırılacaktı?
Coase, Londra Üniversitesi'nden aldığı bir gezi bursuyla bir yıl Amerika'ya gitti ve sanayilerin nasıl örgütlendiğini inceledi. Cevabı 1932 yazında buldu: fiyat mekanizmasını kullanmanın maliyetleri vardı. Fiyatların ne olduğunun keşfedilmesi, pazarlık yapılması, sözleşmelerin yazılması, denetimlerin yapılması, anlaşmazlıkların çözümü için düzenlemeler kurulması gerekiyordu. Bu maliyetler daha sonra işlem maliyetleri olarak bilinecekti. Onların varlığı, kendileri de maliyetli ve kusurlu olan başka koordinasyon yöntemlerinin, piyasaya dayanmaktan yine de daha iyi olabileceği anlamına geliyordu. Firma, piyasa üzerinden işlem yapmanın maliyetlerinden kaçınmanın bir yoluydu.
Coase bu fikirleri Ekim 1932'nin başında Dundee'de verdiği bir derste anlattı ve 1937'de «The Nature of the Firm», yani «Firmanın Doğası» başlıklı makalesinde yayımladı. Nobel konuşmasında o günleri şöyle andı: o sırada yirmi bir yaşındaydı ve güneş hiç batmıyordu. Bu fikirlerin altmış yıl sonra bir Nobel ödülünün başlıca gerekçesi olacağını hayal bile edemezdi. Seksenlerinde, yirmilerinde yaptığı bir iş için övülmenin tuhaf bir deneyim olduğunu da ekledi.
Coase'un sorusunu sistemli bir araştırma programına dönüştürenlerin başında, 1970'lerden itibaren Oliver Williamson geliyordu; Coase da Nobel konuşmasında Williamson ve diğerlerinin çalışmalarının, bir firmanın ne yaptığını ve nasıl yaptığını belirleyen etkenleri daha iyi anlamamızı sağladığını belirtti. Williamson 2009'da, Elinor Ostrom'la birlikte, Nobel ödülünü aldı.
Kavram
Kurumları iktisadın merkezine koyan ilk gelenek, on dokuzuncu yüzyılın sonunda ABD'de ortaya çıktı.
Veblen'in en bilinen kavramı, tüketimin toplumsal bir işlevi olduğunu gösterir.
Yeni kuşağın temel kavramı ise Coase'un sorusundan doğdu.
Williamson, işlem maliyetlerini hangi durumlarda yükselten belirli bir özelliğe dikkat çekti.
Bu yatırımlar belirli bir tehlike yaratır.
Coase, Williamson ve North'un çalışmalarının ortak adı şudur.
Veri ve kanıt
Joskow'un çalışması, işlem maliyeti kuramının ilk sistemli ampirik sınamalarından biri oldu. Kuramın öngörüsü açıktı: bir santral belirli bir madenin kömürüne göre tasarlanmışsa ya da madenle santral birbirine özel yatırımlarla bağlanmışsa, iki taraf da birbirine bağımlıdır ve her yıl yeniden pazarlık etmek, tutsak kalma riskini artırır. Taraflar bu riski, önceden uzun süreli ve ayrıntılı sözleşmeler imzalayarak azaltmalıydı. Veriler bu yöndeydi.
Bu iki çalışma yan yana konduğunda ilginç bir tablo çıkar. Joskow'un sistematik verisi, ilişkiye özgü yatırımların sözleşme yapısını etkilediğini gösteriyordu. Ama kuramın en çok anlatılan tek örneği, kuramın kurucularından birinin kendisi tarafından olgusal olarak sorgulandı. Fisher Body tartışmasına katılan başka iktisatçılar, Coase'un okumasına itiraz ederek hikâyenin özünü savundu; tartışma bugün de sürüyor. Buradan çıkan ders, bir kuramın ikna gücünün tek bir çarpıcı örneğe dayanmaması gerektiğidir. Bir örnek iyi anlatıldığı için doğru olmaz; kanıt, pek çok gözlemi kapsayan sistemli bir sınamadan gelmelidir.
Yaygın yanlış«Kurumsal iktisat, iktisadın matematiksel yöntemlerini reddeden tek bir okuldur.»
Kurumsal iktisat içinde iki farklı gelenek vardır. Veblen ve Commons'un eski kurumsal iktisadı, neoklasik yöntemi ve bireysel hesap varsayımını büyük ölçüde reddetti. Coase, Williamson ve North'un yeni kurumsal iktisadı ise neoklasik iktisadın araçlarını kullandı ve onları firmaların, sözleşmelerin ve kurumların incelenmesine uyguladı. İki geleneğin ortak noktası, kurumların önemli olduğu iddiasıdır; yöntemleri ise farklıdır.
Yaygın yanlış«Firmalar büyüdükçe daha verimli olur; bu yüzden bir firma her şeyi kendisi üretmeye çalışmalıdır.»
Coase'a göre bir firmanın içinde koordinasyon yapmanın da maliyetleri vardır: yöneticiler her şeyi bilemez, örgüt büyüdükçe bilgi kaybolur ve yanlış kararlar artar. Bir firma, bir işi kendi içinde yapmanın maliyeti, onu piyasadan satın almanın maliyetine eşitleninceye kadar büyür. Bu yüzden bazı işleri dışarıdan almak, kendisi yapmaktan daha verimli olabilir.
Neden önemli?
Kurumsal iktisat, bir ekonominin başarısını yalnızca sermaye, emek ve teknoloji miktarıyla değil, bu kaynakların hangi kurallar altında bir araya geldiğiyle açıklar. Sözleşmelerin ne kadar güvenilir biçimde uygulandığı, mülkiyet haklarının ne kadar güvende olduğu ve anlaşmazlıkların ne kadar hızlı çözüldüğü, yatırım kararlarını doğrudan etkiler. Douglass North, iktisat tarihi araştırmalarını iktisat kuramı ve nicel yöntemlerle yenileyen çalışmaları için 1993'te Robert Fogel'le birlikte Nobel ödülünü aldı; kurumları ekonomik performansın temel belirleyicisi olarak gören kitabı da bu çalışmaların bir parçasıydı.
Firma düzeyinde kurumsal iktisat, şirketlerin neyi kendisinin yapıp neyi dışarıdan alacağı, tedarikçileriyle nasıl sözleşmeler yapacağı ve ne zaman birleşme yoluna gideceği gibi kararların ardındaki mantığı gösterir. Bu kararlar, rekabet politikası açısından da önemlidir: bir birleşmenin rekabeti azaltmak için mi, yoksa tutsak kalma sorununu çözmek için mi yapıldığını ayırt etmek, rekabet kurumlarının temel görevlerinden biridir.
Türkiye gibi yargı süreçlerinin uzun olduğu bir ekonomide, sözleşme uygulamasının maliyeti işlem maliyetlerinin önemli bir parçasıdır. Bir firma, bir tedarikçiyle anlaşmazlığa düştüğünde yıllarca süren bir dava beklentisiyle karşılaşırsa, ilişkiye özgü yatırımlardan kaçınabilir, tedarikçilerini aile ve tanıdık çevresinden seçebilir ya da her şeyi kendi bünyesinde üretmeye yönelebilir. Kurumsal iktisat, bu tercihlerin bireysel bir kültür meselesinden çok, işlem maliyetlerine verilen akılcı tepkiler olabileceğini gösterir.
Model
Çözümlü örnek — Yapmak mı, satın almak mı?
Bir mobilya üreticisi, yılda 10.000 adet koltuk döşemesine ihtiyaç duyuyor. Piyasadaki tedarikçiler döşemeyi adet başına 400 liradan satıyor. Ama piyasadan almanın, fiyatın dışında maliyetleri var: her yıl teklif toplamak, pazarlık etmek, sözleşme yazmak ve kaliteyi denetlemek için bir ekip çalıştırmak gerekiyor. Bu işlem maliyetleri yılda 300.000 lira, adet başına 30 lira.
Döşemeyi kendisi üretirse, malzeme ve işçilik adet başına 360 lira tutuyor. Ama bu kez de örgütlenme maliyetleri var: yeni bir atölyenin yönetimi, çalışanların denetimi ve üretim planlaması yılda 700.000 lira, adet başına 70 lira ediyor.
Piyasadan almanın toplam maliyeti adet başına 400 + 30 = 430 lira, kendisi yapmanın maliyeti 360 + 70 = 430 liradır. İki seçenek eşittir. Tedarikçilerle yaşanan bir anlaşmazlık yüzünden işlem maliyetleri adet başına 50 liraya çıkarsa, piyasadan almak 450 liraya yükselir ve üretici döşemeyi kendisi yapmaya yönelir. Coase'un firmanın sınırlarına dair argümanı budur: bir iş, piyasada yapmanın maliyeti ile firmada yapmanın maliyetinin eşitlendiği noktada firmanın içine alınır ya da dışına bırakılır. Sayılar varsayımdır.
Çözümlü örnek — Firmanın sınırı nerede çizilir?
Coase'a göre bir firmanın ne kadar büyüyeceğini, iç koordinasyonun maliyetinin firma büyüdükçe artması belirler. Bir firma, her yeni işi içeri aldığında örgütlenme maliyetlerinin arttığını görsün: ilk işin iç koordinasyon maliyeti 10 birim, ikincisinin 20, üçüncüsünün 30, dördüncüsünün 40 birim. Her işin piyasadan satın alınmasının işlem maliyeti ise 25 birim olsun.
Firma ilk iki işi içeri alır, çünkü 10 ve 20 birimlik iç maliyetler, 25 birimlik işlem maliyetinden düşüktür. Üçüncü işin iç maliyeti 30 birimdir ve piyasadan almaktan pahalıdır; firma onu dışarıdan alır. Firmanın sınırı ikinci işte çizilir.
Şimdi bir teknoloji, örneğin çevrimiçi ihale sistemleri ve elektronik faturalandırma, piyasa işlemlerinin maliyetini 25'ten 15 birime düşürsün. Firma artık yalnızca ilk işi içeride tutar; ikinci işin 20 birimlik iç maliyeti, 15 birimlik işlem maliyetinden yüksektir. Firma küçülür ve daha çok işi dışarıdan alır. Tersine, iç koordinasyonu ucuzlatan bir yönetim yeniliği firmaları büyütür. Coase'un çerçevesi, iletişim ve bilgi teknolojilerindeki değişimlerin firmaların büyüklüğünü neden değiştirebileceğini açıklar. Sayılar varsayımdır.
Çözümlü örnek — Tutsak kalmanın hesabı
Bir parça tedarikçisi, bir otomobil üreticisi için yalnızca onun bir modeline uyan bir kalıp yapmayı düşünsün. Kalıbın maliyeti 1 milyon lira. Kalıpla üretilen parçalar, üreticiye yıllık 1,5 milyon lira değer sağlayacak; tedarikçinin kalıp dışındaki üretim maliyeti yılda 200.000 lira. Kalıp başka hiçbir müşteri için kullanılamıyor; hurda değeri sıfır.
Yatırımdan önce taraflar yıllık 1,4 milyon liralık bir fiyatta anlaşsın. Tedarikçi yılda 1,4 − 0,2 = 1,2 milyon lira kazanır ve bir yılda kalıbın maliyetini çıkarır. Ama kalıp yapıldıktan sonra üretici fiyatı yeniden pazarlık etmek istesin. Tedarikçinin dışarıdaki seçeneği artık çok kötüdür: kalıp başka bir işe yaramaz. Üretim maliyetini karşılayan her fiyat, örneğin 300.000 lira, tedarikçi için üretimi durdurmaktan iyidir.
Tarafların yatırımdan sonraki fazlası, 1,5 − 0,2 = 1,3 milyon liradır ve eşit pazarlık gücüyle ikiye bölünürse tedarikçiye 0,65 milyon lira kalır. Tedarikçi bunu öngörürse, kalıbın maliyetini bir yılda değil, ancak bir buçuk yılı aşan bir sürede çıkarabileceğini hesaplar; ilişkinin süresi belirsizse yatırımı hiç yapmayabilir. İki taraf için de kârlı olan bir yatırım, yatırımdan sonraki pazarlık korkusu yüzünden gerçekleşmeyebilir. Tutsak kalma sorununun özü budur. Sayılar varsayımdır.
Çözümlü örnek — Sözleşmenin süresini seçmek
Tutsak kalma sorununun bir çözümü, fiyatı yatırımdan önce ve uzun bir süre için sabitlemektir. Önceki örnekteki tedarikçi ile üretici, yıllık 1,4 milyon liralık fiyatı beş yıl için sabitleyen bir sözleşme imzalasın. Tedarikçi beş yıl boyunca yılda 1,2 milyon lira kazanacağından emin olur ve kalıbı yapar.
Ama uzun sözleşmenin de bir bedeli vardır: koşullar değişir. Üçüncü yıl hammadde fiyatları artsın ve tedarikçinin üretim maliyeti 200.000 liradan 600.000 liraya çıksın. Sabit fiyat altında tedarikçinin kazancı yılda 800.000 liraya düşer; hâlâ kârlıdır, ama tedarikçi kaliteden kısmaya ya da teslimatı geciktirmeye başlayabilir. Tersi de olabilir: talep düşer ve üretici artık bu parçalara aynı miktarda ihtiyaç duymaz, ama sözleşme onu bağlar.
Sözleşme süresi, bu iki riskin dengesiyle seçilir. İlişkiye özgü yatırım büyükse, tutsak kalma riski ağır basar ve taraflar uzun sözleşmeler yapar; koşullar çok değişkense, esneklik ağır basar ve sözleşmeler kısalır. Joskow'un kömür sözleşmelerinde bulduğu ilişki buydu: ilişkiye özgü yatırımların daha önemli olduğu sözleşmelerde taraflar daha uzun süreli taahhütlere giriyordu. Sayılar varsayımdır.
Çözümlü örnek — Satın almak da bir çözümdür
Tutsak kalma sorununun ikinci çözümü dikey bütünleşmedir: üretici, tedarikçiyi satın alır ya da parçayı kendisi üretir. Bu durumda yeniden pazarlık edecek iki ayrı taraf yoktur; kalıbın getirisi, kime ait olduğu tartışılmadan, tek bir şirketin içinde kalır.
Ama bütünleşmenin de maliyetleri vardır. Bağımsız tedarikçi, maliyetini düşürdükçe kârı artacağı için verimli çalışmaya güçlü bir teşvik taşır. Aynı atölye büyük bir şirketin bir bölümü olduğunda, yöneticisi maaş alır ve maliyet düşürmenin kendisine getirisi azalır. Bağımsız tedarikçinin maliyeti yılda 200.000 lira iken, bütünleşmeden sonra atölyenin maliyeti yılda 260.000 liraya çıksın. Bütünleşme, tutsak kalma riskini ortadan kaldırmak için yılda 60.000 liralık bir verimlilik kaybını göze almak demektir.
Williamson'ın çerçevesinde bu seçim, piyasa, uzun sözleşme ve firma arasında, işlemin özelliklerine göre yapılır. Varlık özgüllüğü düşükse piyasa, ortaysa uzun sözleşme, yüksekse dikey bütünleşme en ucuz yönetim biçimi olur. Bu çerçeve, Fisher Body tartışmasının neden bu kadar önemsendiğini de açıklar: hikâye, varlık özgüllüğünün bir tedarikçiyi satın almaya yol açtığı bir örnek olarak ders kitaplarına girmişti. Coase'un itirazı doğruysa, bu çerçevenin öngörüsü yanlış değildir; ama onu desteklemek için gösterilen en ünlü kanıt zayıflar ve çerçevenin gücü, Joskow'unki gibi çok sayıda gözleme dayanan çalışmalara kalır. Sayılar varsayımdır.
Çözümlü örnek — Tekrarlanan ilişki ve itibar
Tutsak kalma sorununun üçüncü çözümü, ne sözleşme ne de bütünleşmedir: ilişkinin kendisinin sürmesi. Önceki örnekteki üretici, kalıp yapıldıktan sonra fiyatı yeniden pazarlık ederek, tedarikçiye üretim maliyeti artı 0,65 milyon, yani 0,85 milyon lira ödeyebilir ve bir yıllığına 1,4 − 0,85 = 0,55 milyon lira ek kazanç sağlayabilir. Ama üretici her yıl yeni modeller çıkarıyor ve her model için tedarikçilerden yeni kalıplar yaptırmak zorunda olsun.
Üretici tedarikçisini bir kez sıkıştırırsa, bu haber sektörde yayılır. Diğer tedarikçiler de kalıp yapmadan önce daha yüksek bir fiyat, ön ödeme ya da güvence ister. Bu ek güvencelerin üreticiye maliyeti yılda 0,3 milyon lira olsun ve üretici on yıl daha üretim yapmayı planlasın. Bugünkü değeriyle kabaca hesaplandığında, itibar kaybının bedeli 0,55 milyon liralık tek seferlik kazancın çok üstündedir. Üretici, uzun vadeli çıkarı için fırsatçı davranmaktan kaçınır.
Bu çözüm, ilişkinin uzun ve tekrarlanan olmasına, bilginin sektörde yayılmasına ve tarafların geleceğe yeterince değer vermesine dayanır. İlişki kısaysa, üretici yakında piyasadan çekilecekse ya da faizler çok yüksekse, gelecekteki kayıplar bugün az ağır basar ve fırsatçılık cazip hâle gelir. Resmî sözleşmelerin ve mahkemelerin zayıf olduğu ekonomilerde, ticaretin çoğu zaman aile, akrabalık ve uzun süreli tanışıklık ağları içinde yürümesi bu mantıkla açıklanabilir: bu ağlar, itibarın hızla yayıldığı ve ilişkilerin uzun sürdüğü ortamlardır. Sayılar varsayımdır.
Çözümlü örnek — Gösterişçi bir malın talebi
Veblen'in gösterişçi tüketim kavramını bir örnekle görelim. Bir saat markası, saatlerini 20.000 liraya satıyor ve yılda 1.000 adet satıyor. Alıcıların bir kısmı saati, doğru zaman göstermesi ve dayanıklılığı için; bir kısmı ise pahalı olduğunun bilinmesi için alıyor.
Marka fiyatı 40.000 liraya çıkarsın. Saati işlevi için alan 600 kişiden 400'ü vazgeçsin ve 200'ü kalsın. Ama pahalılığı için alan 400 kişi, saatin artık daha seçkin bir işaret olduğunu düşünsün ve bu gruba 300 kişi daha katılsın; bu grup 700 kişiye çıksın. Toplam satış 200 + 700 = 900 adettir; fiyat iki katına çıktığı hâlde satışlar yalnızca yüzde 10 düşmüştür. Gelir ise 20 milyon liradan 36 milyon liraya yükselir.
Veblen'e göre bu tür davranışlar, bireyin kendi başına belirlediği tercihlerden değil, toplumun hangi tüketimi bir konum işareti saydığından kaynaklanır. Bu işaretler zamanla değişir; bir zamanlar gösteriş sayılan bir mal, yaygınlaştığında bu işlevini yitirir. Eski kurumsal iktisadın temel iddiası da buydu: tercihler toplumdan bağımsız ve değişmez değildir, alışkanlıklar ve normlarla birlikte evrilir. Sayılar varsayımdır.
Çözümlü örnek — Mahkemenin hızı ve ticaretin hacmi
North'a göre kurumlar, işlem maliyetlerini, özellikle de sözleşmelerin uygulanmasının maliyetini belirleyerek ekonomik performansı etkiler. Bir ülkede bir tedarikçi, tanımadığı bir alıcıya 100.000 liralık mal göndermeyi düşünsün. Alıcının ödeme yapmama olasılığı yüzde 10 ve bu durumda tedarikçi mahkemeye gidebilir.
Birinci ülkede dava bir yılda sonuçlanır ve tedarikçi alacağının yüzde 90'ını tahsil eder; dava masrafı 5.000 liradır. Beklenen kayıp 0,1 × (100.000 × 0,1 + 5.000) = 1.500 liradır. Tedarikçi, kârı bunun üzerindeyse tanımadığı alıcılarla da çalışır.
İkinci ülkede dava beş yıl sürer ve enflasyon ile faiz yüzünden tedarikçi alacağının ancak yüzde 40'ını, gerçek değeriyle, tahsil eder; dava masrafı 15.000 liradır. Beklenen kayıp 0,1 × (100.000 × 0,6 + 15.000) = 7.500 liradır. İşlemden 5.000 lira kâr bekleyen bir tedarikçi, birinci ülkede satışı yapar, ikinci ülkede yapmaz. İkinci ülkede ticaret, yalnızca tanıdıklar ve aile bağları üzerinden yürüyen dar bir çevrede kalır. Aynı mal, aynı teknoloji ve aynı girişimcilerle, yalnızca mahkemenin hızı değiştiği için ikinci ülkede daha az işlem yapılır, daha az uzmanlaşma olur ve ekonomi daha küçük kalır. Kurumların ekonomik büyümeyi nasıl etkilediğine dair North'un açıklamasının özü budur. Sayılar varsayımdır.
Modelin sınırları
İşlem maliyeti kavramının en büyük gücü, aynı zamanda en büyük zayıflığıdır: hemen her şey işlem maliyeti olarak adlandırılabilir. Bir firma bir işi dışarıdan aldığında da, kendisi yaptığında da, bunu işlem maliyetleriyle açıklamak mümkündür. Eleştirmenlere göre bir kavramın her sonucu açıklayabilmesi, hiçbir sonucu önceden öngöremediği anlamına gelebilir. Joskow'unki gibi çalışmalar, bu kavramı, ilişkiye özgü yatırımların önemini gösteren ölçülebilir değişkenlere bağlayarak sınanabilir kılmaya çalıştı.
Eski kurumsal iktisat ise, zengin betimlemelerine rağmen, sistemli ve sınanabilir bir kuram geliştirmekte zorlandı; bu yüzden yirminci yüzyılın ortasında etkisini büyük ölçüde yitirdi. Yeni kurumsal iktisat ise, kurumların neden var olduğunu çoğunlukla verimlilikle, yani işlem maliyetlerini azaltmalarıyla açıklar; oysa önceki kursta gördüğümüz sömürücü kurumlar, tam tersine, verimsiz olduğu hâlde güçlü grupların çıkarına hizmet ettiği için yaşayabilir. Kurumların hangi durumlarda verimlilik, hangi durumlarda güç ilişkileri tarafından biçimlendirildiği, iki geleneğin bugün de ortak olarak tartıştığı sorudur.
Uygulama
Özet kartı
- Eski kurumsal iktisat, Veblen, Commons ve Mitchell gibi Amerikalı iktisatçıların elinde, ekonomik davranışı alışkanlıkların, normların, hukukun ve güç ilişkilerinin biçimlendirdiğini savundu; Veblen'in gösterişçi tüketim kavramı, tercihlerin toplumsal olarak belirlendiğini gösterdi.
- Coase, 1932'de yirmi bir yaşındayken, fiyat mekanizmasını kullanmanın maliyetleri olduğunu ve firmaların bu işlem maliyetlerinden kaçınmak için var olduğunu fark etti; bu fikirleri 1937'de «Firmanın Doğası» makalesinde yayımladı ve 1991'de Nobel ödülünü aldı.
- Williamson, işlem maliyetlerini ilişkiye özgü yatırımlara ve tutsak kalma sorununa bağladı; bu soruna karşı uzun sözleşmeler, dikey bütünleşme ve itibar mekanizmaları gelişir.
- Joskow, 277 kömür sözleşmesinde ilişkiye özgü yatırımlar önemli olduğunda tarafların daha uzun süreli taahhütlere girdiğini buldu; Coase ise General Motors ile Fisher Body öyküsünün olgusal olarak yanlış olduğunu ve bir tutsak kalma olayına dair kanıt bulunmadığını savundu.
- North, kurumları toplumdaki oyunun kuralları olarak tanımladı ve sözleşme uygulamasının maliyetinin ticaretin hacmini ve ekonomik büyümeyi belirlediğini savundu; yeni kurumsal iktisat, neoklasik araçlarla kurumları incelemenin genel adı oldu.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Eski kurumsal iktisat | Old institutional economics | Ekonomik davranışı alışkanlıklar, normlar, hukuk ve güç ilişkileriyle açıklayan Amerikan geleneği |
| Gösterişçi tüketim | Conspicuous consumption | Malların servet ve konum göstermek için satın alınması |
| İşlem maliyeti | Transaction cost | Mübadelenin üretim dışındaki arama, pazarlık, sözleşme ve izleme maliyetleri |
| İlişkiye özgü yatırım | Relationship-specific investment | Belirli bir ilişkinin dışında değerinin büyük kısmını yitiren yatırım |
| Tutsak kalma sorunu | Hold-up problem | Özel yatırım yapan tarafın, yatırımdan sonra karşı tarafın pazarlık gücüne düşmesi |
| Yeni kurumsal iktisat | New institutional economics | Kurumları işlem maliyetleri, mülkiyet hakları ve sözleşmelerle inceleyen yaklaşım |
Kendini sına
- (Çıktı 1) Eski kurumsal iktisat ile yeni kurumsal iktisat arasındaki temel yöntem farkını açıkla. İki geleneğin ortak iddiası nedir?
- (Çıktı 2) Coase, fiyat mekanizmasının koordinasyon için yeterli olduğu bir ekonomide firmaların neden var olduğunu nasıl açıkladı? Bu açıklama bir firmanın ne kadar büyüyeceği hakkında ne söyler?
- (Çıktı 3) Bir firma bir parçayı piyasadan adet başına 250 liraya alıyor ve işlem maliyeti adet başına 20 lira. Kendisi üretirse üretim maliyeti adet başına 220 lira, örgütlenme maliyeti adet başına 40 lira. Hangisini seçer? İşlem maliyeti adet başına 35 liraya çıkarsa ne olur?
- (Çıktı 3) Bir tedarikçi, yalnızca bir alıcıya uyan 600.000 liralık bir makine alacak. Makineyle yapılan üretimin alıcıya yıllık değeri 900.000 lira, tedarikçinin makine dışındaki üretim maliyeti yılda 100.000 lira. Makine alındıktan sonra taraflar yıllık fazlayı eşit bölüşürse tedarikçinin yıllık kazancı ne olur? Tedarikçi, ilişkinin yalnızca bir yıl süreceğini düşünürse makineyi alır mı?
- (Çıktı 3) Bir tedarikçi 200.000 liralık bir mal gönderiyor ve ödeme yapılmama olasılığı yüzde 5. Mahkeme yoluyla alacağın yüzde 80'i tahsil edilebiliyor ve dava masrafı 10.000 lira. Beklenen kayıp nedir? Tahsil oranı yüzde 30'a düşerse beklenen kayıp ne olur?
- (Çıktı 4) Bir sanayi dergisinin başyazısında şu cümle var: «Fisher Body hikâyesi yanlış çıktığına göre, tutsak kalma sorunu bir ders kitabı efsanesidir.» Joskow'un bulgusunu ve Coase'un itirazını kullanarak bu yargıyı değerlendir.
Cevaplar
- Eski kurumsal iktisat, neoklasik iktisadın her şeyi hesaplayan ve toplumdan bağımsız birey varsayımını büyük ölçüde reddetti ve ekonomiyi alışkanlıkların, normların ve güç ilişkilerinin zaman içinde evrildiği bir süreç olarak inceledi. Yeni kurumsal iktisat ise neoklasik iktisadın araçlarını, yani amaçlı ve hesaplı davranan bireyleri, kullandı ve bu araçları firmalara, sözleşmelere ve kurumlara uyguladı; sınırlı rasyonellik ve eksik bilgiyi de hesaba kattı. İki geleneğin ortak iddiası, kurumların ekonomik sonuçları belirlemede önemli olduğu ve piyasaların kurumsal bir boşlukta işlemediğidir.
- Coase'a göre fiyat mekanizmasını kullanmanın maliyetleri vardır: fiyatları keşfetmek, pazarlık etmek, sözleşme yazmak, denetlemek ve anlaşmazlıkları çözmek. Bu işlem maliyetleri yüzünden, bazı işleri piyasada değil, bir örgütün içinde, yönetim kararlarıyla yapmak daha ucuz olabilir; firma buradan doğar. Bir firma, bir işi kendi içinde yapmanın maliyeti onu piyasada yapmanın maliyetine eşitleninceye kadar büyür. İç koordinasyon maliyetleri firma büyüdükçe arttığı için, firmaların bir sınırı vardır.
- Piyasadan almanın toplam maliyeti 250 + 20 = 270, kendisi üretmenin maliyeti 220 + 40 = 260 liradır; firma kendisi üretir. İşlem maliyeti 35 liraya çıkarsa piyasadan almak 285 liraya yükselir ve kendisi üretmenin avantajı büyür; firma kendisi üretmeye devam eder.
- Yıllık fazla 900.000 − 100.000 = 800.000 liradır; eşit bölüşümde tedarikçiye yılda 400.000 lira kalır. İlişki yalnızca bir yıl sürecekse, tedarikçi 600.000 liralık makinenin maliyetini çıkaramaz; makineyi almaz. Yatırım iki taraf için toplamda kârlı olduğu hâlde, tutsak kalma korkusu yüzünden yapılmaz.
- Birinci durumda kayıp olursa tutarı 200.000 × 0,2 + 10.000 = 50.000 liradır; beklenen kayıp 0,05 × 50.000 = 2.500 liradır. Tahsil oranı yüzde 30'a düşerse kayıp tutarı 200.000 × 0,7 + 10.000 = 150.000 lira, beklenen kayıp 0,05 × 150.000 = 7.500 lira olur.
- Yargının yerinde olan kısmı, Coase'un itirazı doğruysa, kuramın en çok anlatılan örneğinin olgusal temelinin zayıf olmasıdır; Coase'a göre General Motors'un 1926'da aldığı şey zaten sahip olmadığı yüzde 40'lık hisseydi ve bir tutsak kalma olayına dair kanıt yoktu. Ama tek bir örneğin yanlış çıkması kuramı çürütmez. Joskow, 277 kömür sözleşmesinde, ilişkiye özgü yatırımlar önemli olduğunda tarafların daha uzun süreli taahhütlere girdiğini ve tekrarlanan pazarlığa daha az güvendiğini buldu; bu, tutsak kalma riskinin sözleşme yapısını etkilediğinin sistemli bir kanıtıdır. Doğru sonuç, kuramın tek bir çarpıcı örnekle değil, çok sayıda gözleme dayanan sınamalarla değerlendirilmesi gerektiğidir.
İleri okuma
- R. H. Coase (1937). «The Nature of the Firm». Economica 4(16). Firmanın neden var olduğuna dair kurucu makale.
- Thorstein Veblen (1899). The Theory of the Leisure Class. Macmillan. Gösterişçi tüketim ve eski kurumsal iktisadın klasik metni.
- Oliver E. Williamson (1985). The Economic Institutions of Capitalism. Free Press. İşlem maliyeti iktisadının kapsamlı anlatımı.
- Douglass C. North (1990). Institutions, Institutional Change and Economic Performance. Cambridge University Press. Kurumların ekonomik performanstaki rolü.
Sonraki derse köprü
Kurumsal iktisatçılar, ekonominin toplumsal kurallar içinde işlediğini vurguladı; ama çoğu, makroekonomik dalgalanmalar ve para konusunda ana akımdan pek ayrılmadı. Keynes'in kendi geleneğini farklı bir yöne taşıyan bir grup iktisatçı ise, neoklasik sentezin Keynes'i fazla ehlileştirdiğini savundu. Sıradaki ders Post-Keynesyen iktisadı ele alıyor. Keynes'in ölçülemez belirsizlik fikri, Michał Kalecki'nin gelir dağılımı ile talep arasında kurduğu bağ ve Hyman Minsky'nin finansal istikrarsızlık hipotezi, ana akımdan hangi noktalarda ayrılıyor? Paranın bankalar tarafından kredi verilirken yaratıldığı görüşü, para politikası anlayışını nasıl değiştirir?