Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Yeni Keynesyenler, 1980'lerde yeni klasiklerin yöntemini, yani optimize eden bireyleri ve rasyonel beklentileri kabul ederek, fiyatların neden yavaş ayarlandığını açıklamaya ve para politikasına yeniden reel bir etki tanımaya çalıştı.
- Mankiw ile Akerlof ve Yellen, 1985'te küçük fiyat değiştirme maliyetlerinin ya da optimumdan küçük sapmaların, bireye ikinci derecede, ekonomiye ise birinci derecede etki yaptığını gösterdi; aradaki fark toplam talep dışsallığından kaynaklanır.
- Ball ile Romer, küçük nominal sürtünmelerin reel katılıklarla birleştiğinde büyük nominal katılıklara dönüştüğünü gösterdi; kademeli fiyat ve ücret belirleme, para şoklarının fiyatlara yavaş yansımasını açıklar.
- Bils ile Klenow, ABD'de fiyatların yarısının 4,3 aydan kısa süre değişmeden kaldığını buldu; Nakamura ile Steinsson ise indirimler çıkarıldığında fiyat değişim sıklığının kabaca yarıya indiğini gösterdi.
- Yeni Keynesyen Phillips eğrisine göre bu ayın fiyat artışını, önümüzdeki dönemin tahmini ve kapasite açığı belirler; para otoritelerinin karar masasındaki modeller ve tahminleri yönlendirmeye dayanan politika bu çerçeveden doğdu.
Öğrenme çıktıları
- Hatırlama — Nominal katılığı, reel katılığı, toplam talep dışsallığını, neredeyse rasyonel davranışı, kademeli fiyat belirlemeyi ve Yeni Keynesyen Phillips eğrisini tanımlar.
- Anlama — Yeni Keynesyenlerin, yeni klasiklerin beklenti ve optimizasyon varsayımlarını benimseyip yine de para politikasına reel bir etki tanıyan modeller kurmasını ve bunun eski Keynesyen gelenekten nerede ayrıldığını açıklar.
- Uygulama — Küçük bir fiyat değiştirme maliyetinin firmayı neden fiyatını sabit tutmaya ittiğini, fiyat değişim sıklığından bir fiyatın ortalama ömrünü ve reel katılığın bir para şokunun fiyatlara yayılmasını nasıl yavaşlattığını hesaplar.
- Değerlendirme — Bils ile Klenow'un ve Nakamura ile Steinsson'ın fiyat verilerini kullanarak fiyatların gerçekte ne kadar yapışkan olduğunu ve Yeni Keynesyen açıklamanın hangi kısmının veriyle desteklendiğini tartışır.
Sezgi
Açılış
Bir mahalle lokantası düşünelim. Un, yağ ve et fiyatları bu ay yüzde 2 arttı. Lokantanın sahibi menüdeki fiyatları hemen değiştirmez. Yeni menü bastırmak, müşterilere açıklama yapmak, düzenli müşterinin tepkisini göze almak gerekir. Yüzde 2'lik bir maliyet artışını birkaç ay üstlenmek, bunların hepsinden daha kolaydır. Lokanta sahibi için bu tamamen akılcı bir karardır.
Şimdi aynı ay binlerce lokantanın, fırının, kuaförün ve mağazanın aynı kararı verdiğini düşünelim. Merkez bankası para arzını beklenmedik biçimde azaltmış olsun. Her işletme fiyatını hemen indirseydi, genel fiyat düzeyi düşer ve insanların harcayabileceği reel para miktarı değişmezdi. Ama hiçbiri fiyatını değiştirmediği için, harcamalar azalır ve satışlar düşer. Tek tek bakıldığında önemsiz görünen bir sürtünme, bütün ekonomide bir durgunluğa dönüşür.
Önceki iki ders, fiyatların esnek olduğu varsayımıyla kurulmuş modelleri inceledi. Bu ders, o varsayımı reddeden, ama yeni klasiklerin yöntemini benimseyen bir kuşağı ele alıyor: fiyatların neden yavaş ayarlandığını bireylerin optimize eden davranışıyla açıklamaya çalışan ve bu yolla para politikasına yeniden bir rol veren Yeni Keynesyenleri.
Hikâye — Küçük maliyetler, büyük dalgalanmalar
1985'te Quarterly Journal of Economics, aynı yıl içinde iki makale yayımladı. Birincisi, o sırada genç bir iktisatçı olan Gregory Mankiw'in «Small Menu Costs and Large Business Cycles: A Macroeconomic Model of Monopoly», yani «Küçük Menü Maliyetleri ve Büyük İş Çevrimleri: Tekelin Makroekonomik Bir Modeli» başlıklı makalesiydi. Başlık, tezi özetliyordu: fiyat değiştirmenin maliyeti küçük olsa bile, bu maliyetin ekonomi genelindeki sonuçları büyük olabilirdi.
İkincisi, George Akerlof ile Janet Yellen'in «A Near-Rational Model of the Business Cycle, with Wage and Price Inertia», yani «Ücret ve Fiyat Ataletli, Neredeyse Rasyonel Bir İş Çevrimi Modeli» başlıklı makalesiydi. Akerlof ile Yellen, anlamsız derecede küçük bir optimumdan sapmanın, toplam talep şoklarının önemli reel etkiler yaratmasına yol açtığı bir model sundu. Makalenin özetindeki temel ayrım şuydu: ataletli fiyat ve ücret davranışı gösteren kişilerin bireysel kaybı, şokun büyüklüğüne göre ikinci derecedendi; reel ekonomik değişkenler üzerindeki etki ise birinci derecedendi. Bu yüzden, bazı kişiler küçük kayıplara yol açan, optimuma tam uymayan davranışlara razı olduğu sürece, önceden beklenen para arzı değişiklikleri bile ekonomik faaliyette önemli değişimler yaratabilirdi.
Bu son cümle, rasyonel beklentiler devrimine doğrudan bir cevaptı. Sargent ile Wallace, bilinen bir para politikasının üretimi etkileyemeyeceğini savunmuştu. Akerlof ile Yellen ise, insanların neredeyse rasyonel olmasının, yani küçük kayıpları görmezden gelmesinin, bu sonucu bozmaya yettiğini gösteriyordu. İnsanların tam rasyonel olmaması gerekmiyordu; yalnızca küçük hatalar yapmaya istekli olmaları yetiyordu.
Bu iki makale ve aynı yıllarda yazılan benzerleri, kısa sürede bir okulun kurucu metinleri sayıldı. Okula, ortak noktalarını vurgulamak için Yeni Keynesyen adı verildi. Keynes'in, fiyatların ve ücretlerin kısa dönemde yavaş ayarlandığı ve harcamaların kısa dönemde üretimi sürüklediği görüşünü sürdürüyorlardı. Ama yeni klasiklerin yöntemini de kabul ediyorlardı: modellerde firmalar kârı, haneler faydayı en üst düzeye çıkarıyor ve beklentiler rasyoneldi. Keynes'in sonuçlarına, Lucas'ın yöntemiyle varmayı deniyorlardı.
Okulun kurucularının bazıları sonraki yıllarda politika yapımında önemli görevler üstlendi. Akerlof 2001'de asimetrik bilgi üzerine çalışmalarıyla Nobel iktisat ödülünü paylaştı. Yellen daha sonra ABD Merkez Bankası'nın başkanlığını, ardından Hazine Bakanlığı'nı yürüttü. Böylece fiyat yapışkanlığına dair bir kuram, bir merkez bankasının karar masasına kadar uzanmış oldu.
Kavram
Yeni Keynesyen açıklamanın başlangıç noktası şudur.
Ama küçük nominal sürtünmeler tek başına büyük etkiler yaratmaz; onları büyüten ikinci bir öğe gerekir.
Fiyatını değiştirmeyen bir firmanın bütün ekonomiye etkisi, firmanın kendi hesabına girmez.
Akerlof ile Yellen'in modeline adını veren davranış şudur.
Fiyatların neden aynı anda değil, sırayla değiştiğini anlatan kavram şudur.
Son olarak, bu yapının enflasyon ile üretim arasında kurduğu ilişkinin adı şudur.
Veri ve kanıt
Bu bulgu, Yeni Keynesyen modeller için bir uyarıydı. Modeller genellikle fiyatların ortalama bir yıl kadar sabit kaldığını varsayıyordu; Bils ile Klenow'un verileri ise yarım yıldan daha kısa bir süreye işaret ediyordu. Fiyatlar bu kadar sık değişiyorsa, para politikasının reel etkileri modellerin öngördüğünden daha kısa sürmeliydi.
İki çalışmanın farkı, geçici indirimlerin nasıl sayıldığındadır. Bir ürün bir hafta indirime girip eski fiyatına dönerse, bu iki fiyat değişimi mi sayılmalı, yoksa normal fiyat hiç değişmemiş mi kabul edilmeli? Nakamura ile Steinsson'a göre indirimler çoğunlukla eski fiyata dönüyor ve para politikasına verilen tepkiyi yansıtmıyordu. İndirimler çıkarıldığında, fiyatların ortalama ömrü Bils ile Klenow'un bulduğunun kabaca iki katına çıkıyordu. Tartışma, Yeni Keynesyen modellerin temel varsayımını, yani fiyatların anlamlı bir süre sabit kaldığını, büyük ölçüde destekledi; ama fiyat yapışkanlığının kaynağı ve biçimi konusunda yeni sorular açtı.
Yaygın yanlış«Yeni Keynesyenler, insanların irrasyonel olduğunu varsayarak Keynes'e döndü.»
Yeni Keynesyenlerin çoğu, insanların bilgiyi boşa harcamadığını ve kârı ya da faydayı en üst düzeye çıkarmaya çalıştığını kabul etti. Akerlof ile Yellen'in katkısı, tam rasyonellikten çok küçük sapmaların, yani kişiye neredeyse hiçbir maliyeti olmayan ataletin, büyük toplam etkiler doğurabileceğini göstermekti. Menü maliyeti modellerinde ise fiyatı değiştirmemek, maliyet hesaba katıldığında tamamen rasyoneldir.
Yaygın yanlış«Fiyat değiştirmenin maliyeti küçük olduğuna göre, fiyat yapışkanlığı makroekonomi için önemsizdir.»
Bir firmanın fiyatını optimumdan biraz uzakta tutmasının kendisine maliyeti ikinci derecedendir, yani çok küçüktür; ama bu kararın genel fiyat düzeyi ve toplam harcama üzerinden bütün ekonomiye etkisi birinci derecedendir. Küçük özel maliyetler ile büyük toplumsal sonuçlar arasındaki bu fark, Yeni Keynesyen okulun temel fikridir.
Neden önemli?
Yeni Keynesyen okul, bugün dünyadaki merkez bankalarının çoğunun kullandığı modellerin temelini oluşturur. Bu modellerde haneler ve firmalar optimize eder, beklentiler rasyoneldir, ama fiyatlar kademeli olarak ayarlandığı için para politikası kısa dönemde üretimi ve istihdamı etkiler. Faizi enflasyona ve üretim açığına bağlayan kurallar da, faizin gelecekteki yolunu önceden duyurma pratiği de bu çerçeveden çıktı.
Okulun bir başka önemli sonucu, enflasyon beklentilerinin merkezi rolüdür. Yeni Keynesyen Phillips eğrisine göre bugünkü enflasyon, büyük ölçüde gelecekte beklenen enflasyona bağlıdır. Bir merkez bankası beklentileri hedefe çapalayabiliyorsa, enflasyonu daha düşük bir üretim kaybıyla kontrol edebilir. Açık bir sayısal hedef ilan etmenin ve kararları gerekçeleriyle anlatmanın değeri bu mantıktan doğar.
Türkiye'de yüksek enflasyon dönemlerinde fiyatların daha sık değiştirildiği, bazı ürünlerde etiketlerin haftalık hatta günlük güncellendiği gözlenir. Bu, Yeni Keynesyen modelin önemli bir sınırını gösterir: fiyat değiştirme sıklığı sabit bir doğa olgusu değildir, enflasyon ortamına göre değişir. Enflasyon yükseldikçe fiyatlar esnekleşir ve para politikasının reel etkileri azalırken, fiyat istikrarı sağlandığında yapışkanlık geri döner.
Model
Çözümlü örnek — Düz tepeli kâr eğrisi
Bir fırın, ekmeğin fiyatını 20 lira koyduğunda haftalık en yüksek kârı, 10.000 lirayı elde ediyor olsun. Fiyat bu en iyi düzeyden saptıkça kâr düşer, ama başta çok yavaş. Kâr kaybı, sapmanın karesiyle orantılı olsun: fiyat en iyi düzeyden yüzde 1 saptığında kâr yüzde 0,01, yüzde 2 saptığında yüzde 0,04, yüzde 10 saptığında yüzde 1 azalsın.
Merkez bankası para arzını yüzde 2 azaltsın ve fırının en iyi fiyatı 19,60 liraya insin. Fırın fiyatını 20 lirada bırakırsa, en iyi fiyattan yüzde 2 uzakta kalır; haftalık kaybı 10.000 × 0,0004 = 4 liradır. Yeni etiket, yeni tabela ve müşterilere açıklama yapmanın maliyeti haftada 10 lira olsun. Fiyatı değiştirmemek, fırın için doğru karardır.
Bu hesabın özü, kaybın sapmanın karesiyle orantılı olmasıdır. Sapma küçükken kayıp, sapmadan çok daha küçüktür: yüzde 2'lik bir sapma, yüzde 0,04'lük bir kayıp getirir. Akerlof ile Yellen'in özetindeki «ikinci derece» ifadesi bu karesel ilişkiyi anlatır. Küçük bir menü maliyeti bile, küçük şoklarda fiyatı sabit tutmaya yeter. Sayılar varsayımdır.
Çözümlü örnek — Özel kayıp, toplumsal kayıp
Şimdi aynı durumu bütün ekonomi için düşünelim. Ekonomide birbirine benzeyen çok sayıda firma olsun ve para arzı yüzde 2 düşsün. Bütün firmalar fiyatlarını yüzde 2 indirseydi, reel para miktarı değişmez, harcamalar ve üretim aynı kalırdı.
Hiçbir firma fiyatını değiştirmezse, reel para miktarı yüzde 2 düşer. Harcamaların reel para miktarıyla orantılı olduğunu varsayalım: toplam harcama ve üretim de yüzde 2 azalır. Her firmanın satışları yüzde 2 düşer. Bir firmanın bu durgunluktan kaybı, satışlarının yüzde 2 azalmasıdır; bu, fiyatını en iyi düzeyden yüzde 2 uzakta tutmanın getirdiği yüzde 0,04'lük kayıptan elli kat büyüktür.
Ama tek bir firma fiyatını indirirse, genel fiyat düzeyi neredeyse hiç değişmez ve durgunluk sürer. Firmanın fiyat indirimi, diğer firmalara küçük bir fayda sağlar, ama o fayda firmanın kendi hesabına girmez. Toplam talep dışsallığı budur: her firma kendi açısından akılcı davranır, ama birlikte bir durgunluk yaratırlar. Toplumsal kayıp birinci derecedendir, özel kayıp ikinci derecede. Sayılar varsayımdır.
Çözümlü örnek — Reel katılık şoku nasıl uzatır?
Laurence Ball ile David Romer, küçük nominal sürtünmelerin tek başına küçük etkiler yarattığını, ama reel katılıklarla birleştiğinde büyük nominal katılıklara dönüştüğünü gösterdi. Mekanizmayı tek bir denklemle izleyebiliriz.
Bir firmanın en iyi fiyatı, genel fiyat düzeyi ile para arzının ağırlıklı bir ortalaması olsun: en iyi fiyat = (1 − φ) × genel fiyat düzeyi + φ × para arzı. φ, firmanın fiyatının talebe ne kadar duyarlı olduğunu gösterir. φ = 1 ise firma yalnızca para arzına bakar; φ küçükse çoğunlukla diğer firmaların fiyatlarına bakar. Küçük φ, güçlü bir reel katılık demektir.
Para arzı yüzde 10 artsın ve her dönem firmaların yarısı fiyatını güncellesin. φ = 1 ise, güncelleyen firmalar fiyatlarını yüzde 10 artırır ve ilk dönemde genel fiyat düzeyi yüzde 5 yükselir; ikinci dönemde öbür yarı da güncelleyince fiyatlar tam olarak ayarlanır. φ = 0,2 ise, güncelleyen firmalar genel fiyat düzeyinin de kendi kararlarına bağlı olduğunu hesaba katar. Güncelleyenlerin yeni fiyatına x dersek, genel fiyat düzeyi 0,5x olur ve x = 0,8 × 0,5x + 0,2 × 10 denklemi sağlanmalıdır. Buradan 0,6x = 2 ve x ≈ yüzde 3,3 çıkar. Güncelleyen firmalar fiyatlarını yüzde 10 değil yalnızca yüzde 3,3 artırır ve genel fiyat düzeyi ilk dönemde yaklaşık yüzde 1,7 yükselir. Tam ayarlanma birçok dönem sürer. Her firma diğerlerini beklediği için, para şokunun reel etkisi uzar. Sayılar varsayımdır.
Çözümlü örnek — Değişim sıklığından fiyat ömrüne
Bils ile Klenow'a göre fiyatların yarısı 4,3 aydan kısa süre değişmeden kalıyordu. Bir fiyatın her ay değişme olasılığı sabit ve f olsun. Bir fiyatın n ay değişmeden kalma olasılığı (1 − f)ⁿ'dir. Yarısının 4,3 ayda değişmesi için (1 − f)^4,3 = 0,5 olmalıdır. Buradan 1 − f ≈ 0,85, yani f ≈ yüzde 15 çıkar: her ay fiyatların yaklaşık yüzde 15'i değişir.
Nakamura ile Steinsson'ın indirim dışı fiyatlar için bulduğu aylık yüzde 9–12'lik sıklığı kullanalım. f = 0,10 ise, bir fiyatın yarı ömrü, (0,9)ⁿ = 0,5 denkleminden n ≈ 6,6 aydır. Ortalama ömür ise yaklaşık 1 / f = 10 aydır.
Bu fark, bir para şokunun ne kadar süre etkili kalacağını doğrudan belirler. Aylık yüzde 15'lik bir sıklıkta, altı ay sonra fiyatların yaklaşık yüzde 38'i hâlâ eski düzeyindedir; aylık yüzde 10'luk bir sıklıkta bu oran yaklaşık yüzde 53'tür. Yapışkan fiyat modellerinin öngörüleri, indirimleri nasıl saydığınıza bağlıdır. Sayılar varsayımdır.
Çözümlü örnek — Kademeli sözleşmelerle ayarlanma
John Taylor'ın modelinde ücretler iki yıllığına sabitlenir; işçilerin bir yarısı tek yıllarda, öbür yarısı çift yıllarda sözleşme imzalar. Para arzı kalıcı olarak yüzde 10 artsın.
Birinci yıl, sözleşmesini yenileyen işçiler ücretlerini belirlerken, geçen yıl sözleşme yapmış öbür yarının ücretlerinin değişmeyeceğini bilir. Göreli ücretlerinin fazla açılmasını istemedikleri için ücretlerini yüzde 10 yerine yüzde 6 artırsınlar. Ortalama ücret yüzde 3 artar. İkinci yıl öbür yarı, birinci yarının yüzde 6'lık artışını görerek ücretlerini yüzde 8 artırsın; ortalama ücret yüzde 7'ye çıkar. Üçüncü yıl birinci yarı yeniden sözleşme yapar ve ücretini yüzde 9'a çıkarır; ortalama yüzde 8,5'e yükselir.
Ücretler ve fiyatlar, kalıcı para artışına yıllar içinde yaklaşır. Bu süre boyunca reel para miktarı artmış olduğu için harcamalar ve üretim yüksek kalır. Taylor'ın modelinde beklentiler rasyoneldir ve herkes para arzının arttığını bilir; ama sözleşmelerin kademeli olması, ayarlanmayı yavaşlatır. Rasyonel beklentilerin yeni klasiklerde verdiği sonuç, yani bilinen bir politikanın üretimi etkilememesi, burada geçerli olmaz. Sonucu değiştiren şey beklentiler değil, sözleşmelerin süresi ve sırasıdır; sözleşmeler ne kadar uzun ve ne kadar dağınıksa, ayarlanma o kadar yavaş olur. Sayılar varsayımdır.
Çözümlü örnek — Yeni Keynesyen Phillips eğrisi
Yeni Keynesyen Phillips eğrisinin basit bir biçimi şudur: bugünkü enflasyon = β × gelecek dönem beklenen enflasyon + κ × üretim açığı. β, geleceğin iskonto edilmesini gösterir ve 1'e yakındır; κ, enflasyonun üretim açığına duyarlılığıdır.
β = 0,99 ve κ = 0,1 olsun. Beklenen enflasyon yüzde 5, üretim potansiyelin 2 puan üstündeyse bugünkü enflasyon 0,99 × 5 + 0,1 × 2 = 4,95 + 0,2 = yüzde 5,15'tir. Merkez bankası beklentileri yüzde 3'e çekebilirse, aynı üretim açığıyla enflasyon 0,99 × 3 + 0,2 = yüzde 3,17'ye iner.
Aynı enflasyon düşüşünü, beklentileri değiştirmeden yalnızca üretim açığını küçülterek sağlamak isteseydi, açığı yaklaşık 20 puan düşürmesi gerekirdi, çünkü κ çok küçüktür. Bu örnek, Yeni Keynesyen modelin merkez bankalarına verdiği temel dersi gösterir: enflasyonu düşürmenin en ucuz yolu, beklentileri etkilemektir. Ama bu, beklentilerin gerçekten ileriye baktığı varsayımına dayanır; veriler, enflasyonun geçmiş enflasyona da güçlü biçimde bağlı olduğunu gösterir ve bu yüzden birçok modele geçmişe bakan bir terim de eklenir. Sayılar varsayımdır.
Çözümlü örnek — Faiz kararı talebe nasıl ulaşır?
Yeni Keynesyen modelin ikinci denklemi, hanelerin tüketim kararından türetilen dinamik bir IS eğrisidir: bugünkü üretim açığı = gelecek dönem beklenen üretim açığı − σ × (nominal faiz − beklenen enflasyon − doğal reel faiz). σ, hanelerin tüketimi zaman içinde ne kadar kaydırmaya istekli olduğunu gösterir.
σ = 1 olsun; ekonominin doğal reel faizi 2 puan, beklenen enflasyon yüzde 4 ve gelecek dönem beklenen üretim açığı sıfır olsun. Politika faizi yüzde 6'da tutulursa, reel faiz 6 − 4 = yüzde 2'dir ve doğal faize eşittir; üretim açığı sıfırdır. Merkez bankası faizi yüzde 8'e çıkarırsa, reel faiz yüzde 4'e yükselir ve doğal düzeyin 2 puan üstüne çıkar. Bugünkü üretim açığı 0 − 1 × 2 = yüzde −2 olur.
Bu açık, Phillips eğrisi aracılığıyla enflasyona geçer. κ = 0,1 ise, yüzde −2'lik açık enflasyonu 0,2 puan düşürür. Ama asıl etki beklentilerden gelir: haneler faizin birkaç dönem yüksek kalacağını beklerse, gelecek dönemin beklenen üretim açığı da negatif olur ve bugünkü açık daha da büyür. Merkez bankasının faizin gelecekteki yolunu açıklaması, yani ileriye dönük yönlendirme, bu kanalı kullanır. Modelde para politikası, bugünkü faizden çok, faizin beklenen yolu üzerinden etkilidir.
Bu mekanizma, fiyatların yapışkan olmasına dayanır. Fiyatlar esnek olsaydı, nominal faizdeki artış hemen beklenen enflasyonu değiştirir ve reel faiz doğal düzeyinde kalırdı. Nominal katılık, merkez bankasının nominal faiz üzerinden reel faizi, dolayısıyla harcamaları etkilemesini mümkün kılar. Sayılar varsayımdır.
Çözümlü örnek — Enflasyon ortamı ve fiyat sıklığı
Bir ekonomide enflasyon yıllık yüzde 2 olsun ve bir firma fiyatını en iyi düzeyden yüzde 5 uzaklaşınca değiştirsin. Firmanın maliyetleri yalnızca enflasyonla arttığında, fiyatı yaklaşık iki buçuk yılda bir değişir.
Enflasyon yıllık yüzde 50'ye çıksın. Firmanın maliyetleri her ay yaklaşık yüzde 3,4 artar. En iyi fiyattan yüzde 5 uzaklaşma, iki aydan kısa sürede gerçekleşir; firma fiyatını yaklaşık altı haftada bir değiştirir.
Bu örnek, fiyat yapışkanlığının sabit olmadığını gösterir. Yüksek enflasyonlu ekonomilerde fiyatlar sık değiştiği için nominal katılık zayıflar ve para politikasının reel etkileri kısalır. Nakamura ile Steinsson'ın fiyat artışlarının sıklığının enflasyonla güçlü biçimde birlikte hareket ettiği bulgusu, bu mekanizmayla tutarlıdır. Sabit sıklık varsayan modeller, enflasyon ortamı değiştiğinde yanıltıcı olabilir. Sayılar varsayımdır.
Modelin sınırları
Yeni Keynesyen modeller, fiyat yapışkanlığını çoğunlukla dışsal olarak, örneğin her dönem firmaların sabit bir kısmının fiyatını değiştirdiği varsayımıyla modeline alır. Oysa Nakamura ile Steinsson'ın gösterdiği gibi fiyat değişim sıklığı enflasyonla değişir ve basit menü maliyeti modelleri fiyat değişimlerinin mevsimselliğini ve zamanlamasını açıklamakta zorlanır. Yapışkanlığın kaynağı, bu yüzden, tam anlaşılmış değildir. Bu, Lucas eleştirisinin Yeni Keynesyen modellere de uygulanabileceği anlamına gelir: fiyat değiştirme sıklığı politika rejimine bağlıysa, düşük enflasyon döneminde tahmin edilen bir model, yüksek enflasyon döneminde para politikasının etkisini abartabilir. Yeni Keynesyenlerin eski Keynesyenlerden farkı, bu sorunu görmezden gelmemeleri, ama çoğu uygulamada yine de sabit bir yapışkanlık varsayımıyla çalışmalarıdır. Menü maliyetini açıkça modelleyen ve fiyat değişim sıklığının koşullara göre içsel olarak belirlendiği modeller, bu açığı kapatmaya çalışıyor.
Temel Yeni Keynesyen modelin bir başka sınırı, 2008 krizinin gösterdiği gibi, finansal sektörü neredeyse hiç içermemesiydi. Kredi koşulları, bankaların sermayesi ve varlık fiyatları, modelde hiç bulunmuyor ya da süs olarak duruyordu. Kriz sonrası dönemde modellere finansal sürtünmeler, farklı gelir ve servet düzeylerine sahip haneler ve faizlerin sıfır sınırına dayanması eklendi. Eleştirmenlere göre bu eklemeler modeli karmaşıklaştırdı, ama temel sorunu, yani dalgalanmaların büyük kısmının hâlâ modelin dışından gelen şoklarla açıklanmasını, çözmedi.
Uygulama
Özet kartı
- Yeni Keynesyenler, 1980'lerde yeni klasiklerin yöntemini, yani optimize eden bireyleri ve rasyonel beklentileri kabul ederek, fiyatların neden yavaş ayarlandığını açıklamaya ve para politikasına yeniden reel bir etki tanımaya çalıştı.
- Mankiw ile Akerlof ve Yellen, 1985'te küçük fiyat değiştirme maliyetlerinin ya da optimumdan küçük sapmaların, bireye ikinci derecede, ekonomiye ise birinci derecede etki yaptığını gösterdi; aradaki fark toplam talep dışsallığından kaynaklanır.
- Ball ile Romer, küçük nominal sürtünmelerin reel katılıklarla birleştiğinde büyük nominal katılıklara dönüştüğünü gösterdi; kademeli fiyat ve ücret belirleme, para şoklarının fiyatlara yavaş yansımasını açıklar.
- Bils ile Klenow, ABD'de fiyatların yarısının 4,3 aydan kısa süre değişmeden kaldığını buldu; Nakamura ile Steinsson ise indirimler çıkarıldığında fiyat değişim sıklığının kabaca yarıya indiğini gösterdi.
- Yeni Keynesyen Phillips eğrisine göre bu ayın fiyat artışını, önümüzdeki dönemin tahmini ve kapasite açığı belirler; para otoritelerinin karar masasındaki modeller ve tahminleri yönlendirmeye dayanan politika bu çerçeveden doğdu.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Nominal katılık | Nominal rigidity | Fiyatların ya da ücretlerin para cinsinden koşullara hemen ayarlanmaması |
| Reel katılık | Real rigidity | Firmaların göreli fiyatlarını talep değişince fazla değiştirmek istememesi |
| Toplam talep dışsallığı | Aggregate demand externality | Bir firmanın fiyat kararının genel fiyat düzeyi üzerinden diğer firmaların satışlarını etkilemesi |
| Neredeyse rasyonel davranış | Near-rational behavior | Optimumdan küçük bir sapmanın kayıp getirmediği durumda kararın güncellenmemesi |
| Kademeli fiyat belirleme | Staggered price setting | Firmaların fiyatlarını aynı anda değil, farklı zamanlarda belirlemesi |
| Yeni Keynesyen Phillips eğrisi | New Keynesian Phillips curve | Bugünkü enflasyonu beklenen enflasyona ve üretim açığına bağlayan ilişki |
Kendini sına
- (Çıktı 1) Nominal katılık ile reel katılık arasındaki farkı açıkla. Reel katılık tek başına para politikasına reel bir etki kazandırır mı?
- (Çıktı 2) Yeni Keynesyenler, rasyonel beklentileri kabul ettikleri hâlde bilinen bir para politikasının üretimi etkileyebileceğini nasıl savundu? Bu, yeni klasiklerin politika etkisizliği önermesinden hangi varsayımda ayrılıyor?
- (Çıktı 3) Bir firmanın en iyi fiyatı 50 liradan 48,50 liraya iniyor. Kâr kaybı, sapmanın karesiyle orantılı ve yüzde 1'lik sapma kârı yüzde 0,01 azaltıyor. Firmanın haftalık en yüksek kârı 20.000 liradır. Fiyatını 50 lirada bırakırsa haftalık kaybı ne olur? Fiyat değiştirmenin maliyeti haftada 25 lira ise ne yapar?
- (Çıktı 3) Bir ekonomide fiyatların her ay değişme olasılığı yüzde 20'dir. Bir fiyatın ortalama ömrü ve yarı ömrü yaklaşık kaç aydır? Üç ay sonra fiyatların ne kadarı hâlâ eski düzeyindedir?
- (Çıktı 3) Yeni Keynesyen Phillips eğrisinde β = 0,99 ve κ = 0,05'tir. Beklenen enflasyon yüzde 8, üretim açığı yüzde −2'dir. Bugünkü enflasyon nedir? Beklentiler yüzde 4'e inerse ve açık değişmezse ne olur?
- (Çıktı 4) Bir iş gazetesinde şu görüş yer alıyor: «Fiyatlar birkaç ayda bir değiştiğine göre, yapışkan fiyatlara dayanan Yeni Keynesyen modeller gerçeği yansıtmıyor; para politikasının reel etkileri çok kısa sürer.» Bils ile Klenow'un ve Nakamura ile Steinsson'ın bulgularını ve reel katılık kavramını kullanarak bu görüşü değerlendir.
Cevaplar
- Nominal katılık, fiyatların para cinsinden hemen ayarlanmamasıdır; reel katılık, firmaların göreli fiyatlarını talep değişince fazla değiştirmek istememesidir. Reel katılık tek başına para politikasına reel bir etki kazandırmaz: fiyatlar nominal olarak tam esnekse, para arzı arttığında bütün fiyatlar aynı oranda artar ve göreli fiyatlar değişmediği için reel katılık bir rol oynamaz. Ball ile Romer'e göre reel katılık, küçük nominal sürtünmelerle birleştiğinde, onları büyük nominal katılıklara dönüştürür.
- Yeni Keynesyenlere göre fiyatlar ve ücretler, menü maliyetleri, kademeli sözleşmeler ya da neredeyse rasyonel davranış nedeniyle yavaş ayarlanır. Bu durumda herkes para arzının arttığını bilse bile, fiyatlarını henüz değiştirememiş firmalar ve sözleşmeleri sürmekte olan işçiler bu bilgiye göre hareket edemez; genel fiyat düzeyi para arzının gerisinde kalır ve reel para miktarı değişir. Yeni klasiklerle yollarının ayrıldığı yer beklenti varsayımı değildir; her fiyatın ve her ücretin her an serbestçe ayarlandığı varsayımıdır.
- En iyi fiyattan sapma (50 − 48,50) / 48,50 ≈ yüzde 3,1'dir. Kâr kaybı yaklaşık 3,1² × 0,01 ≈ yüzde 0,096, yani haftalık 20.000 × 0,00096 ≈ 19 liradır. Fiyat değiştirmenin maliyeti 25 lira olduğundan, firma fiyatını 50 lirada bırakır.
- Ortalama ömür yaklaşık 1 / 0,2 = 5 aydır. Yarı ömür, (0,8)ⁿ = 0,5 denkleminden n ≈ 3,1 aydır. Üç ay sonra fiyatların 0,8³ = 0,512, yani yaklaşık yüzde 51'i hâlâ eski düzeyindedir.
- Bugünkü enflasyon 0,99 × 8 + 0,05 × (−2) = 7,92 − 0,1 = yüzde 7,82'dir. Beklentiler yüzde 4'e inerse 0,99 × 4 − 0,1 = 3,96 − 0,1 = yüzde 3,86 olur. Beklentilerdeki 4 puanlık düşüş, enflasyonu yaklaşık 4 puan düşürür; aynı düşüşü üretim açığıyla sağlamak için açığın yaklaşık 80 puan büyümesi gerekirdi.
- Görüşün yerinde olan kısmı, Bils ile Klenow'un fiyatların önceki çalışmaların ve modellerin varsaydığından daha sık değiştiğini göstermiş olmasıdır. Ama sonuç aşırıdır. Nakamura ile Steinsson'a göre fiyat değişimlerinin önemli bir kısmı geçici indirimlerdir ve eski fiyata döner; indirimler çıkarıldığında değişim sıklığı kabaca yarıya iner ve fiyatların ömrü uzar. Ayrıca, Ball ile Romer'in gösterdiği gibi, reel katılıklar varsa fiyatını değiştiren firmalar bile diğerlerinin fiyatlarına bakarak küçük değişiklikler yapar; bu durumda fiyatlar sık değişse bile genel fiyat düzeyi para şokuna yavaş ayarlanabilir. Para politikasının reel etkilerinin süresi, yalnızca fiyat değişim sıklığına değil, bu değişimlerin büyüklüğüne de bağlıdır.
İleri okuma
- N. Gregory Mankiw (1985). «Small Menu Costs and Large Business Cycles: A Macroeconomic Model of Monopoly». Quarterly Journal of Economics 100(2). Menü maliyeti yaklaşımının kurucu makalelerinden biri.
- George A. Akerlof, Janet L. Yellen (1985). «A Near-Rational Model of the Business Cycle, with Wage and Price Inertia». Quarterly Journal of Economics 100 (Ek sayı). Neredeyse rasyonel davranışın toplam etkileri.
- Laurence Ball, David Romer (1990). «Real Rigidities and the Non-Neutrality of Money». Review of Economic Studies 57(2). Reel ve nominal katılıkların birleşimi.
- Jordi Galí (2015). Monetary Policy, Inflation, and the Business Cycle: An Introduction to the New Keynesian Framework and Its Applications. Princeton University Press. Yeni Keynesyen modelin kapsamlı bir anlatımı.
Sonraki derse köprü
Yeni Keynesyenler, fiyat yapışkanlığını sözleşmelerle, alışkanlıklarla ve adalet algılarıyla açıkladı. Ama bu sözleşmelerin neden bu biçimde yapıldığını, firmaların neden piyasadan satın almak yerine bazı işleri kendi içinde yaptığını ya da toplumların neden farklı kurallar geliştirdiğini sormadılar; bunları veri kabul ettiler. Sıradaki ders, bu soruları iktisadın merkezine koyan kurumsal iktisadı ele alıyor. Thorstein Veblen'in alışkanlıklara ve kurumlara dayanan eski kurumsal iktisadı ile Ronald Coase, Douglass North ve Oliver Williamson'ın işlem maliyetlerine ve oyunun kurallarına odaklanan yeni kurumsal iktisadı arasındaki fark nedir? Kurumlar ekonomik sonuçları nasıl biçimlendirir?