Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Kydland ile Prescott, 1982'de iş çevrimlerini, teknolojideki rastgele değişimlerle sarsılan bir büyüme modeliyle açıklamayı denedi; Prescott 1986'da modelin ABD'nin iş çevrimi olgularını büyük ölçüde yeniden ürettiğini ve kuramın ölçümün önünde olduğunu savundu.
- Reel iş çevrimi modellerinde durgunluklar, olumsuz teknoloji şoklarına verimli bir uyumdur; Prescott bu yüzden maliyetli istikrar çabalarının büyük olasılıkla ters etki yapacağı sonucuna vardı.
- Okul, teknoloji şoklarını Solow artığıyla ölçtü, verideki çevrimi Hodrick–Prescott filtresiyle ayırdı, parametreleri kalibre etti ve istihdam dalgalanmalarını açıklamak için zamanlararası emek ikamesine ve bölünmez emeğe dayandı.
- Galí, olumlu bir teknoloji şokundan sonra çalışma saatlerinin düştüğünü bularak kuramın temel öngörüsüne itiraz etti; Christiano, Eichenbaum ve Vigfusson ise saatler farklı modellendiğinde saatlerin arttığını gösterdi.
- Teknoloji şoklarının dalgalanmaların başlıca kaynağı olduğu iddiası büyük ölçüde kabul görmedi, ama okulun yöntemi bugünkü dinamik stokastik genel denge modellerinin iskeletini oluşturuyor.
Öğrenme çıktıları
- Hatırlama — Reel iş çevrimi kuramını, teknoloji şokunu, Solow artığını, zamanlararası emek ikamesini, Hodrick–Prescott filtresini ve bölünmez emeği tanımlar.
- Anlama — Kydland ile Prescott'un iş çevrimlerini büyüme modeliyle açıklama girişimini, bu girişimin para ve talep şoklarını neden dışarıda bıraktığını ve istikrar politikası için vardığı sonucu açıklar.
- Uygulama — Solow artığını büyüme muhasebesiyle, bir zaman serisinin çevrimsel bileşenini eğilimden sapma olarak ve geçici bir ücret artışının çalışma saatlerini nasıl kaydırdığını hesaplar.
- Değerlendirme — Galí'nin ve Christiano, Eichenbaum ile Vigfusson'ın çatışan sonuçlarından yola çıkarak teknoloji şoklarının iş çevrimlerini ne ölçüde açıkladığını ve okulun hangi katkısının kalıcı olduğunu tartışır.
Sezgi
Açılış
Bir çiftçiyi düşünelim. Bir yıl hava çok iyi gider ve aynı emekle her zamankinden fazla ürün alınır. Çiftçi o yıl daha uzun saatler tarlada kalır, çünkü çalışmanın karşılığı yüksektir; ürünün bir kısmını ertesi yıla saklar. Ertesi yıl kuraklık olur; çiftçi daha az çalışır, depodakini tüketir. Dışarıdan bakan biri, bu çiftlikte bir yıl patlama, bir yıl durgunluk görür. Ama ortada bir hata, bir israf ya da düzeltilmesi gereken bir aksaklık yoktur; çiftçi değişen koşullara en iyi biçimde uyum sağlamıştır.
1980'lerin başında bir grup iktisatçı, bütün bir ekonominin dalgalanmalarını bu çiftçinin hikâyesine benzeterek açıklamayı denedi. Hava yerine teknolojideki ve verimlilikteki değişimleri koydular. Para, fiyat yapışkanlığı, talep yetersizliği ya da beklenti hataları hikâyede yoktu. Bu yaklaşım, makroiktisadın hem en çok tartışılan hem de yöntem bakımından en etkili akımlarından biri oldu.
Bu derste o akımı izliyoruz: kimler kurdu, modellerini nasıl oluşturdu ve veriyle nasıl karşılaştırdı; teknoloji şoklarının dalgalanmaları açıkladığı iddiası veriyle karşılaşınca nerede tuttu, nerede tökezledi?
Hikâye — Beklenmeyen bir sonuç
1982'de Norveçli iktisatçı Finn Kydland ile Amerikalı Edward Prescott, Econometrica'da «Time to Build and Aggregate Fluctuations» başlıklı bir makale yayımladı. Makale, sermaye mallarının üretilmesinin birkaç dönem sürdüğü bir büyüme modelini ele alıyor ve bu modelin, teknolojideki rastgele değişimlerle sarsıldığında, ABD ekonomisininkine benzer dalgalanmalar üretip üretmediğini soruyordu.
Dört yıl sonra Prescott, bir Carnegie-Rochester konferansına sunduğu ve 1986 güzünde Minneapolis Federal Rezerv Bankası'nın dergisinde de yayımlanan bir makalede, bu araştırma programının sonuçlarını özetledi. Makalenin adı iddialıydı: «Theory Ahead of Business Cycle Measurement», yani «İş Çevrimi Ölçümünün Önündeki Kuram». Prescott'a göre iktisatçılar uzun süredir, barış dönemindeki sanayi ekonomilerinin kısa sürelerde üretim ve istihdamda yüzde 10'a varan dalgalanmalar yaşamasını bir bilmece olarak görmüştü. Ona göre bu bir bilmece değildi; standart iktisat kuramının öngördüğü şeydi. İnsanların tüketim ile boş zamanı zaman içinde ikame etme isteği ve üretim olanaklarındaki değişimler göz önüne alındığında, ekonominin bu dalgalanmaları göstermemesi asıl bilmece olurdu.
Prescott'un anlattığına göre, modelin iş çevrimi olgularını üretmesi hem çarpıcı hem de beklenmedikti. Kendisi, modelin bunu ödeme ve kredi teknolojilerine dair bazı özellikler eklenmeden yapamayacağından emin olduğunu yazdı. Yani para olmadan olmayacağını sanmıştı. Model, yalnızca teknoloji şoklarıyla, yatırımın tüketimden yaklaşık altı kat daha oynak olması gibi olguları yakalıyordu.
Prescott makalesini bir politika sonucuyla bitirdi: bu araştırmaya göre, maliyetli istikrar çabaları büyük olasılıkla ters etki yapacaktı. Ona göre dalgalanmalar, teknolojik değişimin belirsizliğine verimli bir uyumdu. Dikkat, üretimdeki dalgalanmalara değil, teknolojinin ortalama ilerleme hızını belirleyen etkenlere çevrilmeliydi.
Aynı dergi sayısında Harvard'dan Lawrence Summers'ın «Some Skeptical Observations on Real Business Cycle Theory» başlıklı, yani «Reel İş Çevrimi Kuramı Üzerine Bazı Şüpheci Gözlemler» adlı bir yazısı da yer aldı. Tartışma, bir makale ile bir cevap arasında kalmadı; sonraki iki on yılın makroiktisadını biçimlendirdi. 2004'te Kydland ile Prescott, Nobel iktisat ödülünü paylaştı; gerekçede dinamik makroiktisada katkıları, ekonomi politikasının zaman tutarlılığı ve iş çevrimlerini yönlendiren güçler sayıldı.
Kavram
Kydland ile Prescott'un başlattığı yaklaşımın adı şudur.
Bu kuramda dalgalanmaların kaynağı şudur.
Bu şokları ölçmek için kullanılan yöntem, büyüme muhasebesinden gelir.
Teknoloji şoklarının istihdamı etkilemesinin yolu şudur.
Modeli veriyle karşılaştırmak için, önce verideki çevrimi eğilimden ayırmak gerekiyordu.
Son olarak, modeli istihdamdaki dalgalanmaları açıklayacak kadar güçlendiren fikir şuydu.
Veri ve kanıt
Bu bulgu, reel iş çevrimi kuramının kalbine dokunuyordu. Kurama göre olumlu bir teknoloji şoku çalışmanın getirisini artırır ve insanlar daha çok çalışır; patlamalarda hem üretim hem de çalışma saatleri yükselir. Galí'nin sonucu ise tersini söylüyordu: teknoloji iyileştiğinde, firmalar aynı talebi daha az emekle karşılıyor ve çalışma saatleri düşüyordu. Bu, talebin fiyatlar yapışkan olduğu için hemen artmadığı bir dünyada beklenecek bir sonuçtu. Patlamalarda çalışma saatleri ile üretimin birlikte artması ise, teknoloji dışı şokların, örneğin talep şoklarının, iş çevrimlerinde daha büyük rol oynadığını düşündürüyordu.
İki çalışma aynı veriye baktı ama farklı bir teknik tercih yaptı: çalışma saatlerini düzeyleriyle mi, yoksa değişimleriyle mi modele koymak gerektiği. Bu tercih, olumlu bir teknoloji şokunun istihdamı artırıp artırmadığı sorusunun cevabını tersine çevirdi. Önceki derste gecikme uzunluğunun rasyonel beklentiler tartışmasında yaptığı gibi, burada da görünüşte teknik bir seçim, bir okulun temel öngörüsünün kaderini belirledi. Tartışma bugün de tümüyle kapanmış değil; ama çoğu iktisatçı, teknoloji şoklarının iş çevrimlerinin tamamını değil, bir kısmını açıkladığı konusunda birleşiyor.
Yaygın yanlış«Reel iş çevrimi kuramı, durgunluklarda işsiz kalanların tembellikten çalışmadığını söyler.»
Kuram, çalışma saatlerindeki düşüşü, çalışmanın getirisinin geçici olarak düştüğü dönemlerde insanların emek arzını azaltmasıyla açıklar; bu, bir karakter yargısı değil, bir karar modelidir. Eleştirmenlerin asıl itirazı, bu modelin durgunluklardaki işsizliği gönüllü bir tercih olarak göstermesi ve iş kayıplarının büyük kısmının işten çıkarmalarla gerçekleştiği gerçeğini yakalayamamasıdır.
Yaygın yanlış«Reel iş çevrimi okulu yanlış çıktı ve makroiktisada hiçbir şey bırakmadı.»
Teknoloji şoklarının dalgalanmaların başlıca kaynağı olduğu iddiası büyük ölçüde kabul görmedi. Ama okulun yöntemi, yani iş çevrimlerini büyüme modelinin içinden, optimize eden hanelerle ve firmalarla, kalibre edilmiş parametrelerle ve modelin ürettiği istatistiklerin veriyle karşılaştırılmasıyla incelemek, bugün merkez bankalarının kullandığı modellerin iskeletini oluşturuyor.
Neden önemli?
Reel iş çevrimi okulu, büyüme ile dalgalanmaların tek bir kuramla açıklanabileceğini savundu. Bundan önce iktisatçılar uzun dönemli büyümeyi Solow modeliyle, kısa dönemli dalgalanmaları ise talebe dayanan ayrı modellerle inceliyordu. Kydland ile Prescott, aynı modelin hem eğilimi hem de çevrimi üretebileceğini gösterdi. Bugün kullanılan dinamik stokastik genel denge modelleri, Yeni Keynesyen öğeler eklenmiş olsa da, bu ortak iskeleti taşır.
Politika tarafında okul, dalgalanmaların her zaman bir sorun olmayabileceği fikrini ciddiye almaya zorladı. Bir enerji fiyatı şoku ya da bir salgın, ekonominin üretim kapasitesini gerçekten düşürüyorsa, talebi canlandırarak eski üretim düzeyini zorlamak enflasyon yaratabilir. Bir durgunluğun kaynağının talep mi, arz mı olduğunu ayırt etmek, bu yüzden politika için ilk sorudur.
Türkiye gibi dışa açık ve enerji ithal eden bir ekonomi için bu ayrım somut bir önem taşır. Petrol fiyatlarındaki büyük bir artış, ekonomi için bir tür olumsuz verimlilik şoku gibi işler; üretimin bir kısmı, ithal enerjinin bedelini ödemeye gider. Böyle bir şoka talebi genişleterek karşılık vermek ile üretim kapasitesindeki düşüşe uyum sağlamak arasındaki seçim, bu dersteki tartışmanın doğrudan uygulamasıdır.
Model
Çözümlü örnek — Solow artığını hesaplamak
Bir çeyrekte ekonominin üretimi yüzde 1,5 büyüsün. Aynı çeyrekte çalışma saatleri yüzde 1, sermaye stoku yüzde 0,5 artsın. Emeğin gelirdeki payı 0,64, sermayenin payı 0,36 olsun.
Girdilerin açıkladığı büyüme 0,64 × 1 + 0,36 × 0,5 = 0,64 + 0,18 = yüzde 0,82'dir. Solow artığı, yani teknoloji şokunun ölçüsü, 1,5 − 0,82 = yüzde 0,68'dir. Ertesi çeyrekte üretim yüzde 0,2 düşsün, saatler yüzde 0,5 azalsın ve sermaye yüzde 0,5 artsın. Girdilerin katkısı 0,64 × (−0,5) + 0,18 = −0,14'tür; artık −0,2 − (−0,14) = yüzde −0,06 olur.
Reel iş çevrimi okulu, bu hesabı her çeyrek için yaparak bir teknoloji şokları dizisi elde etti. Prescott, 1955'in üçüncü çeyreğinden 1984'ün ilk çeyreğine kadar ABD'de bu ölçünün çeyreklik değişiminin standart sapmasını yüzde 1,2 olarak verdi ve değişimin kabaca bir rastgele yürüyüş gibi davrandığını belirtti. Ama bu yöntemin gizli bir varsayımı var: girdiler doğru ölçülüyor. Durgunlukta firmalar işçilerini çıkarmak yerine daha az yoğun çalıştırıyorsa, ölçülen saatler gerçek emek kullanımından daha az düşer ve artık, teknolojide hiçbir değişim olmadığı hâlde düşmüş görünür. Sayılar varsayımdır.
Çözümlü örnek — Bir şokun kalıcılığı
Reel iş çevrimi modellerinde teknoloji şokları genellikle kalıcıdır: bir çeyrekteki şokun büyük kısmı bir sonraki çeyreğe taşınır. Verimlilik katsayısı, eğiliminden yüzde 1 yukarı sapsın ve her çeyrek bu sapmanın yüzde 95'i bir sonraki çeyreğe kalsın.
Dört çeyrek sonra sapma 0,95⁴ ≈ 0,81, yani yüzde 0,81'dir. Sekiz çeyrek sonra 0,95⁸ ≈ 0,66'dır. Yirmi çeyrek, yani beş yıl sonra 0,95²⁰ ≈ 0,36'dır. Şok yavaş yavaş söner ve ekonomi yıllarca eğiliminin üstünde kalır.
Kalıcılık iki yönden önemlidir. Kalıcı bir şok, geçici bir şoktan farklı tepkiler doğurur: çalışmanın getirisi uzun süre yüksek kalacaksa, insanlar bugün çok daha fazla çalışmaya gerek görmez, çünkü yarın da iyi kazanacaktır. Öte yandan sermayenin getirisi uzun süre yüksek kalacağı için yatırım güçlü biçimde artar. Modelde yatırımın üretimden çok daha oynak çıkmasının bir nedeni budur. Sayılar varsayımdır.
Çözümlü örnek — Geçici bir ücret artışı
Zamanlararası emek ikamesinin mantığını iki dönemli bir örnekle görelim. Bir işçi bu yıl ve gelecek yıl toplam 4.000 saat çalışmayı planlasın. Saat ücreti her iki yıl da 100 lira olursa, iki yıla eşit dağıtır: her yıl 2.000 saat.
Şimdi bu yıl ücret, bir verimlilik artışı sayesinde geçici olarak 110 liraya çıksın, gelecek yıl yine 100 lira olsun. İşçi toplam saatini değiştirmeden bu yıl 2.200, gelecek yıl 1.800 saat çalışırsa, toplam geliri 2.200 × 110 + 1.800 × 100 = 242.000 + 180.000 = 422.000 liradır. Eşit dağıtsaydı 2.000 × 110 + 2.000 × 100 = 420.000 lira kazanırdı. Saatleri kaydırmak 2.000 lira kazandırır.
Bu örnekte yüzde 10'luk geçici bir ücret artışı, bu yılki saatleri yüzde 10 artırdı. Reel iş çevrimi modellerinin, verimlilikteki küçük değişimlerle büyük istihdam dalgalanmaları üretebilmesi, bu tepkinin güçlü olmasına dayanır. Önceki kursta gördüğümüz Frisch esnekliği bu tepkinin ölçüsüdür; mikro çalışmaların bulduğu esneklikler ise genellikle modellerin gerektirdiğinden küçüktür. Sayılar varsayımdır.
Çözümlü örnek — Eğilimden sapmayı bulmak
Reel iş çevrimi okulu, iş çevrimini bir zaman serisinin eğiliminden sapması olarak tanımladı. Bir ekonominin üretimi bir çeyrekte 105 birim, Hodrick–Prescott filtresinin bu çeyrek için hesapladığı eğilim ise 103 birim olsun. Çevrimsel bileşen, logaritmik olarak yaklaşık (105 − 103) / 103 ≈ yüzde 1,9'dur: ekonomi eğiliminin yüzde 1,9 üstündedir.
Filtrenin düzgünlük ağırlığı sonucu değiştirir. Ağırlık sıfır olursa, eğilim serinin kendisine eşit olur ve çevrim ortadan kalkar. Ağırlık çok büyük olursa, eğilim düz bir doğruya yaklaşır ve bütün uzun dalgalanmalar çevrim sayılır. Prescott, çeyreklik verilerde 1600'ü seçti ve bu değerin, yaklaşık sekiz yıldan uzun dalgaları ayıklayan bir filtreyle hemen hemen aynı olguları verdiğini belirtti.
Bu seçim masum değildir. 2008 gibi uzun süren bir durgunlukta, filtre eğilimi aşağı doğru büker; durgunluğun bir kısmı eğilimde bir düşüş olarak görünür ve çevrimsel sapma olduğundan küçük ölçülür. Hangi dalgaların çevrim, hangilerinin eğilim sayılacağı, kuramdan bağımsız bir veri değil, araştırmacının bir kararıdır. Sayılar varsayımdır.
Çözümlü örnek — Parametreleri kalibre etmek
Reel iş çevrimi okulu, modellerinin parametrelerini tahmin etmek yerine kalibre etti: parametreleri, uzun dönemli ortalamalardan ve mikro çalışmalardan seçti. Prescott'un özetinde iki örnek var.
Birincisi iskonto etmenidir. Modelde ortalama faiz oranı, hanelerin geleceği ne kadar iskonto ettiğine yaklaşık olarak eşittir. Yıllık ortalama reel faiz yaklaşık yüzde 4 ise, iskonto etmeni yıllık 1 / 1,04 ≈ 0,96, çeyreklik yaklaşık 0,99 alınır. Prescott bu değerleri kullandı.
İkincisi boş zamanın payıdır. Prescott, hanelerin üretken zamanlarının yaklaşık üçte birini piyasa faaliyetlerine, üçte ikisini piyasa dışı faaliyetlere ayırdığı bulgusuna dayandı. Model bu oranı yeniden üretecek biçimde ayarlanır: haftada 100 saatlik üretken zamanın yaklaşık 33 saati piyasada çalışılır. Kalibrasyonun gücü, parametreleri dalgalanmalardan bağımsız bilgilerle sabitlemesidir; model dalgalanmaları doğru üretirse, bu, parametreler dalgalanmalara uydurulmadığı için bir başarı sayılır. Zayıflığı ise, modelin reddedilebileceği resmî bir istatistiksel sınamanın olmamasıdır. Sayılar varsayımdır.
Çözümlü örnek — Modeli ekonomiyle karşılaştırmak
Kalibre edilen model, bilgisayarda binlerce çeyrek çalıştırılır ve ürettiği yapay veriler, gerçek verilerle aynı biçimde filtrelenir. Sonra iki ekonominin istatistikleri yan yana konur.
Bir ülkede üretimin çevrimsel bileşeninin standart sapması yüzde 1,8, yatırımınki yüzde 5,4, tüketiminki yüzde 0,9, çalışma saatlerininki yüzde 1,6 olsun. Model ise üretim için yüzde 1,8, yatırım için yüzde 5,7, tüketim için yüzde 0,6 ve saatler için yüzde 0,9 üretsin. Yatırımın üretimden yaklaşık üç kat, tüketimin yaklaşık yarısı kadar oynak olması tutuyor. Saatlerin oynaklığı ise gerçekte üretiminkinin yüzde 89'u, modelde yalnızca yüzde 50'sidir.
Bu tablo, reel iş çevrimi okulunun hem gücünü hem de zayıflığını gösterir. Prescott'un kendi özetinde de kuramın yatırımın üretimden üç kat ya da daha fazla, tüketimin ise yarısı kadar oynak olmasını öngördüğü, ama istihdamdaki oynaklığı açıklamakta zorlandığı yazılıydı. Bu açık, okulun sonraki adımını belirledi. Sayılar varsayımdır.
Çözümlü örnek — Bölünmez emek istihdamı neden büyütür?
Gary Hansen'in çözümü, çalışma kararını saatlerden kişilere taşımaktı. Bir ekonomide 100 kişi olsun. Birinci modelde herkes haftada 40 saat çalışıyor ve verimlilik şokuna saatlerini ayarlayarak tepki veriyor. Mikro çalışmalara göre bir kişinin saatleri ücrete az tepki verir; ücret yüzde 1 artınca her kişi saatlerini yüzde 0,2 artırsın. Toplam saatler de yüzde 0,2 artar.
İkinci modelde herkes ya 40 saat çalışıyor ya da hiç çalışmıyor. Başlangıçta 60 kişi çalışıyor; toplam 2.400 saat. Ücret yüzde 1 artınca, çalışıp çalışmamak arasında kararsız olan birkaç kişi işe girer. İki kişi daha işe girerse toplam saatler 2.480'e çıkar; artış yaklaşık yüzde 3,3'tür. Tek tek insanların saatleri hiç değişmediği hâlde, toplam emek arzı çok daha esnek davranır.
Prescott'un aktardığına göre Hansen'in bölünmez emek ekonomisinde çalışma saatlerinin oynaklığı, üretiminkinin yüzde 77'sine çıktı. Bu, gerçek verideki istihdam dalgalanmalarına çok yaklaşıyordu. Bir kişinin emek arzı ile bütün ekonominin emek arzı arasındaki fark, bugün de makroiktisatçılar ile emek iktisatçıları arasındaki önemli tartışmalardan biridir. Sayılar varsayımdır.
Çözümlü örnek — Verimlilik ile saatler birlikte mi hareket eder?
Galí'nin neyi ölçtüğünü sayılarla izleyelim. Reel iş çevrimi modelinde, olumlu bir teknoloji şoku emeğin verimliliğini yüzde 1 artırsın. Çalışmanın getirisi arttığı için saatler yüzde 0,5 artar ve üretim yaklaşık yüzde 1,5 büyür. Verimlilik ile saatler aynı yönde hareket eder; korelasyon pozitiftir.
Şimdi fiyatların yapışkan olduğu bir modeli düşünelim. Firmalar fiyatlarını hemen düşüremediği için satışları, yani talep, kısa dönemde değişmez. Aynı üretimi yüzde 1 daha verimli bir teknolojiyle yapmak için yaklaşık yüzde 1 daha az saat gerekir. Verimlilik yüzde 1 artarken saatler yüzde 1 düşer; korelasyon negatiftir.
Galí'nin bulgusu ikinci modele uyuyordu. Christiano, Eichenbaum ile Vigfusson'ın bulgusu ise, çalışma saatleri farklı biçimde modellendiğinde birinci modele. İki sonucun her biri, verinin tek başına değil, verinin nasıl modellendiğiyle birlikte konuştuğunu gösterir. Sayılar varsayımdır.
Çözümlü örnek — Bir durgunluğa iki bakış
Bir ekonomide üretim bir yılda yüzde 3 düşsün ve çalışma saatleri yüzde 2 azalsın. İki iktisatçı aynı rakamlara bakıyor.
Birinci iktisatçı reel iş çevrimi okulundan. Ona göre durgunluğun kaynağı, örneğin enerji fiyatlarındaki büyük bir artışın yol açtığı bir verimlilik düşüşüdür; Solow artığı yüzde 1,7 düşmüştür. Ekonominin potansiyel üretimi de yüzde 3 azalmıştır. Hükümet talebi canlandırmak için harcamaları artırırsa, üretim kapasitesi değişmediği için sonuç, daha yüksek fiyatlar ve daha yüksek faizler olur. Ayrıca bu harcamanın finansmanı için gelecekte konacak vergiler, çalışmanın ve yatırımın getirisini düşürerek büyümeyi yavaşlatabilir. Prescott'un vardığı sonuç buydu: istikrar çabaları, teknolojinin ortalama ilerleme hızını düşürürse maliyetlidir.
İkinci iktisatçı talep odaklı bir modelden bakıyor. Ona göre üretimin düşmesi, hanelerin ve firmaların harcamalarını kısmasından kaynaklanıyor; potansiyel üretim neredeyse değişmemiş, ekonomi yüzde 3'lük bir açıkla çalışıyor. Ölçülen Solow artığının düşmesi, firmaların işçilerini ve makinelerini daha az yoğun kullanmasının bir yan ürünüdür. Bu durumda talebi desteklemek fiyatları fazla yükseltmeden üretimi ve istihdamı geri getirebilir.
Aynı rakamlar, iki farklı teşhise ve iki zıt politikaya yol açar. Hangisinin doğru olduğunu ayırt etmenin bir yolu, fiyatlara bakmaktır: arz şokunda üretim düşerken fiyatlar yükselir, talep şokunda ise üretimle birlikte fiyatlar ve enflasyon da düşer. Sayılar varsayımdır.
Modelin sınırları
Reel iş çevrimi modellerinde para yoktur ya da paranın reel bir etkisi yoktur. Oysa 1979 sonrasında ABD'de olduğu gibi, para politikasındaki büyük değişimlerin ardından derin durgunluklar yaşandığı biliniyor. Eleştirmenler ayrıca büyük olumsuz teknoloji şoklarının ne olduğunu sordu: bütün bir ekonomi, bir çeyrekte nasıl olur da teknolojisini unutur? Bu itiraza verilen cevaplardan biri, şokların enerji fiyatlarını, düzenlemeleri ve vergileri de kapsadığıydı; ama bu genişletme, kuramı verimlilik yerine her türlü reel değişimi kapsayan daha belirsiz bir çerçeveye dönüştürdü. Ölçüm sorunu da bu itirazı büyüttü: Solow artığı, girdilerin ne kadar yoğun kullanıldığını göremediği için, talep kaynaklı her durgunlukta da düşer. Yani teknoloji şoklarının büyük olduğuna dair kanıtın bir kısmı, kanıtlanmak istenen şeyi baştan varsayan bir ölçüye dayanıyordu. Bu yüzden sonraki araştırmalar, kapasite kullanımını ve iş yoğunluğunu hesaba katan, ham artıktan daha ayrıntılı verimlilik ölçüleri geliştirmeye yöneldi.
Modellerin bir başka sınırı işsizliktir. Çalışma saatlerindeki düşüş, modelde insanların daha az çalışmayı seçmesiyle ortaya çıkar; gerçekte ise durgunluklarda iş kayıplarının önemli bir kısmı işten çıkarmalarla olur ve iş arayanlar, mevcut ücretten çalışmaya hazır oldukları hâlde iş bulamaz. Okulun kalıcı mirası, bu yüzden, dalgalanmaların kaynağına dair iddiasından çok yöntemidir: büyüme modelinden kurulmuş, kalibre edilmiş ve veriyle aynı istatistiklerle karşılaştırılan modeller.
Uygulama
Özet kartı
- Kydland ile Prescott, 1982'de iş çevrimlerini, teknolojideki rastgele değişimlerle sarsılan bir büyüme modeliyle açıklamayı denedi; Prescott 1986'da modelin ABD'nin iş çevrimi olgularını büyük ölçüde yeniden ürettiğini ve kuramın ölçümün önünde olduğunu savundu.
- Reel iş çevrimi modellerinde durgunluklar, olumsuz teknoloji şoklarına verimli bir uyumdur; Prescott bu yüzden maliyetli istikrar çabalarının büyük olasılıkla ters etki yapacağı sonucuna vardı.
- Okul, teknoloji şoklarını Solow artığıyla ölçtü, verideki çevrimi Hodrick–Prescott filtresiyle ayırdı, parametreleri kalibre etti ve istihdam dalgalanmalarını açıklamak için zamanlararası emek ikamesine ve bölünmez emeğe dayandı.
- Galí, olumlu bir teknoloji şokundan sonra çalışma saatlerinin düştüğünü bularak kuramın temel öngörüsüne itiraz etti; Christiano, Eichenbaum ve Vigfusson ise saatler farklı modellendiğinde saatlerin arttığını gösterdi.
- Teknoloji şoklarının dalgalanmaların başlıca kaynağı olduğu iddiası büyük ölçüde kabul görmedi, ama okulun yöntemi bugünkü dinamik stokastik genel denge modellerinin iskeletini oluşturuyor.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Reel iş çevrimi kuramı | Real business cycle theory | Dalgalanmaları, tam rekabetçi piyasaların reel şoklara verimli uyumu sayan yaklaşım |
| Teknoloji şoku | Technology shock | Aynı girdilerle elde edilen üretimi beklenmedik biçimde değiştiren olay |
| Solow artığı | Solow residual | Üretim büyümesinin, payla ağırlıklandırılmış girdi büyümesiyle açıklanamayan kısmı |
| Zamanlararası emek ikamesi | Intertemporal labor substitution | Saatlerin, ücret geçici olarak yükseldiğinde öne çekilmesi |
| Hodrick–Prescott filtresi | Hodrick–Prescott filter | Bir seriyi düzgün bir eğilim ile eğilimden sapmalara ayıran yöntem |
| Bölünmez emek | Indivisible labor | İnsanların ya tam zamanlı ya da hiç çalışmadığı, emeğin kişi sayısıyla ayarlandığı varsayım |
Kendini sına
- (Çıktı 1) Solow artığı ile teknoloji şoku arasındaki ilişkiyi açıkla. Solow artığı hangi durumlarda teknoloji şokunu yanlış ölçebilir?
- (Çıktı 2) Prescott, maliyetli istikrar çabalarının neden büyük olasılıkla ters etki yapacağını savundu? Bu sonuç, modelin hangi varsayımlarına dayanıyor?
- (Çıktı 3) Bir çeyrekte üretim yüzde 2 büyüyor, saatler yüzde 1,5, sermaye yüzde 1 artıyor. Emeğin payı 0,6, sermayenin payı 0,4'tür. Solow artığı nedir?
- (Çıktı 3) Bir işçi iki yılda toplam 3.600 saat çalışacak. Saat ücreti bu yıl 120, gelecek yıl 100 liradır. Saatleri 1.800'e 1.800 bölmek yerine 2.000'e 1.600 bölerse gelirindeki fark ne olur?
- (Çıktı 3) Üretim bir çeyrekte 98 birim, Hodrick–Prescott filtresinin eğilimi ise 100 birimdir. Çevrimsel bileşen yaklaşık nedir? Düzgünlük ağırlığı sıfır seçilseydi çevrimsel bileşen ne olurdu?
- (Çıktı 4) Bir yorumcu şunu savunuyor: «Reel iş çevrimi okulu durgunlukların doğal olduğunu söyledi; Galí bunun yanlış olduğunu kanıtladı, konu kapanmıştır.» Galí'nin ve Christiano, Eichenbaum ile Vigfusson'ın bulgularını ve okulun yöntemsel mirasını kullanarak bu iddianın güçlü ve zayıf yanlarını değerlendir.
Cevaplar
- Solow artığı, üretim büyümesinden emek ve sermaye girdilerinin payla ağırlıklandırılmış büyümesi çıkarıldığında kalan kısımdır; reel iş çevrimi okulu onu teknoloji şokunun ölçüsü olarak kullandı. Ama artık, ölçülmeyen her şeyi içerir. Durgunlukta firmalar işçileri çıkarmak yerine daha az yoğun çalıştırırsa ya da makineleri daha az kullanırsa, gerçek girdi kullanımı ölçülenden fazla düşer ve artık, teknoloji değişmediği hâlde düşmüş görünür. Bu durumda talep kaynaklı bir durgunluk bile bir teknoloji şoku gibi ölçülür.
- Prescott'a göre dalgalanmalar, teknolojik değişimdeki belirsizliğe verilen en iyi tepkilerdi; üretim ve istihdamdaki düşüşler, olumsuz koşullara verimli bir uyumdu. Bu durumda dalgalanmaları azaltmaya çalışmak, düzeltilecek bir başarısızlık olmadığı için bir kazanç sağlamaz; üstelik istikrar politikaları teknolojinin ortalama ilerleme hızını düşürürse maliyetlidir. Bu sonuç, piyasaların tam rekabetçi olduğu, fiyatların ve ücretlerin esnek olduğu ve dalgalanmaların başlıca kaynağının teknoloji şokları olduğu varsayımlarına dayanır.
- Girdilerin katkısı 0,6 × 1,5 + 0,4 × 1 = 0,9 + 0,4 = yüzde 1,3'tür. Solow artığı 2 − 1,3 = yüzde 0,7'dir.
- Eşit bölüşümde gelir 1.800 × 120 + 1.800 × 100 = 216.000 + 180.000 = 396.000 liradır. 2.000'e 1.600 bölüşümde gelir 2.000 × 120 + 1.600 × 100 = 240.000 + 160.000 = 400.000 liradır. Fark 4.000 liradır; saatleri ücretin yüksek olduğu yıla kaydırmak geliri artırır.
- Çevrimsel bileşen yaklaşık (98 − 100) / 100 = yüzde −2'dir; ekonomi eğiliminin yüzde 2 altındadır. Düzgünlük ağırlığı sıfır seçilseydi eğilim serinin kendisine eşit olur, yani 98 birim olurdu ve çevrimsel bileşen sıfır çıkardı.
- İddianın güçlü yanı, Galí'nin bulgusunun kuramın temel öngörüsüne ciddi bir itiraz olmasıdır: olumlu bir teknoloji şokundan sonra çalışma saatleri düşüyorsa, patlamalarda saatlerin ve üretimin birlikte artması teknoloji şoklarıyla açıklanamaz ve teknoloji dışı şokların, örneğin talep şoklarının, önemli olduğu anlaşılır. Zayıf yanı, konunun kapandığı iddiasıdır. Christiano, Eichenbaum ve Vigfusson, çalışma saatleri farklı modellendiğinde saatlerin arttığını gösterdi; sonuç, teknik bir tercihe duyarlıdır. Ayrıca okulun kalıcı katkısı, dalgalanmaların kaynağına dair iddiası değil, yöntemidir: büyüme modelinden kurulan, kalibre edilen ve veriyle aynı istatistiklerle karşılaştırılan modeller, bugünkü dinamik stokastik genel denge modellerinin temelidir.
İleri okuma
- Finn E. Kydland, Edward C. Prescott (1982). «Time to Build and Aggregate Fluctuations». Econometrica 50(6). Reel iş çevrimi yaklaşımının kurucu makalesi.
- Edward C. Prescott (1986). «Theory Ahead of Business Cycle Measurement». Federal Reserve Bank of Minneapolis Quarterly Review 10(4). Araştırma programının sonuçları ve politika sonucu.
- Lawrence H. Summers (1986). «Some Skeptical Observations on Real Business Cycle Theory». Federal Reserve Bank of Minneapolis Quarterly Review 10(4). Aynı sayıda yayımlanan şüpheci cevap.
- Gary D. Hansen (1985). «Indivisible Labor and the Business Cycle». Journal of Monetary Economics 16(3). Bölünmez emek varsayımıyla istihdam dalgalanmaları.
Sonraki derse köprü
Galí'nin sonuçlarını açıklayan model, tekelci rekabeti ve yapışkan fiyatları içeriyordu. Bu iki öğe, reel iş çevrimi okulunun yöntemini benimseyen ama piyasaların her an temizlendiği varsayımını reddeden bir akımın imzasıydı. Sıradaki ders Yeni Keynesyenleri ele alıyor. Rasyonel beklentileri ve optimize eden firmaları kabul eden bir model, fiyatların neden yavaş ayarlandığını nasıl açıklayabilir? Etiket değiştirmenin küçük maliyetleri, bütün ekonomide büyük dalgalanmalara nasıl dönüşebilir ve bu, para politikasına yeniden nasıl bir rol verir?