Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Lucas ile Sargent, Haziran 1978'deki Boston Federal Rezerv Bankası konferansında Keynesyen makroekonometrik modellerin 1970'lerde büyük ölçekli bir başarısızlığa uğradığını savundu ve bu modellerin yerine denge iş çevrimi kuramını önerdi.
- Lucas'ın modelinde para sürprizleri, üreticilerin kendi fiyatlarındaki artışı genel enflasyondan ayırt edememesi yüzünden üretimi etkiler; enflasyonun oynak olduğu ülkelerde bu etki zayıflar.
- Sargent ile Wallace'a göre rasyonel beklentiler ve esnek fiyatlar altında bilinen bir para politikası kuralı üretimi etkileyemez; yalnızca beklenmeyen para etkilidir.
- Barro ile Rush, savaş sonrası ABD verileriyle bu öngörüyü işsizlik ve üretim için destekleyen sonuçlar buldu; Mishkin ise gecikmeler uzatıldığında beklenen paranın da etkili olduğunu ve tarafsızlık öngörüsünün reddedildiğini gösterdi.
- Politika etkisizliği önermesi bu sınamalardan zayıflayarak çıktı, ama beklentilerin ve politika kurallarının modellerin içine alınması, yapısal parametrelere dayanan model kurma ve inanılırlığın önemi, makroiktisadın kalıcı mirası oldu.
Öğrenme çıktıları
- Hatırlama — Denge iş çevrimi kuramını, sinyal çıkarma sorununu, Lucas arz eğrisini, beklenmeyen para büyümesini, çapraz denklem kısıtlarını ve yapısal parametreleri tanımlar.
- Anlama — Lucas, Sargent, Wallace ve Barro'nun 1970'lerde Keynesyen makroekonometrik modellere yönelttiği eleştiriyi ve bu eleştirinin, monetarizmden hangi noktada ayrılarak daha ileri gittiğini açıklar.
- Uygulama — Lucas arz eğrisiyle fiyat sürprizinin üretime etkisini, bir üreticinin kendi fiyatındaki artışın ne kadarını göreli fiyata yorduğunu ve para büyümesini beklenen ile beklenmeyen kısımlara ayırmayı hesaplar.
- Değerlendirme — Barro ile Rush'ın ve Mishkin'in birbirine ters düşen bulgularını kullanarak rasyonel beklentiler devriminin hangi iddialarının kalıcı olduğunu, hangilerinin veriyle sınavı geçemediğini tartışır.
Sezgi
Açılış
Friedman, Keynesyen iktisatçılarla aynı araçları kullanarak tartıştı: tahmin edilmiş denklemler, gecikme yapıları, para ile gelir arasındaki istatistiksel ilişkiler. Anlaşmazlık, hangi denklemin daha iyi olduğu üzerineydi. 1970'lerin ortasında ortaya çıkan yeni kuşağın itirazı ise daha kökten bir yere dokunuyordu: onlara göre sorun denklemlerin katsayılarında değil, denklemlerin kuruluş biçimindeydi.
Bir benzetmeyle düşünelim. Bir satranç oyuncusunun geçmiş yüz oyununa bakıp, rakibi atını oynadığında onun hangi taşı oynadığını kaydeden bir istatistikçi, bu oyuncunun hamlelerini oldukça iyi tahmin edebilir. Ama rakip stratejisini değiştirdiğinde, eski kayıt işe yaramaz; çünkü oyuncu, rakibinin stratejisine göre düşünerek oynuyordu. Yeni kuşağa göre ekonomideki haneler ve firmalar da böyleydi: politika değiştiğinde davranışları da değişirdi ve geçmiş davranışlardan tahmin edilen denklemler yeni politikanın sonucunu gösteremezdi.
Beklenti kavramının kendisini, uyarlanmış ve rasyonel beklentiler arasındaki farkı ve Lucas eleştirisinin mantığını önceki kursta gördük. Bu ders ise o fikirlerin iktisat mesleğinde nasıl bir kırılma yarattığını izliyor: kimler, hangi tartışmada, ne iddia etti; iddiaların hangisi veriyle sınandı ve sonuç ne oldu?
Hikâye — Bir konferansta sert bir dil
Haziran 1978'de Boston Federal Rezerv Bankası, «Phillips Eğrisinden Sonra: Yüksek Enflasyonun ve Yüksek İşsizliğin Kalıcılığı» başlıklı bir konferans düzenledi. Konuşmacılar arasında Chicago Üniversitesi'nden Robert Lucas ile Minnesota Üniversitesi'nden Thomas Sargent vardı. Sundukları bildirinin adı, «Keynesyen Makroiktisattan Sonra» idi.
Bildiri, 1960'ların iyimserliğini hatırlatarak başlıyordu. Keynesyen ilkelerin ekonomi politikasına güvenle uygulanması, o yıllarda uygulamalı iktisatçı için benzersiz bir başarı gibi görünmüştü. Ama 1970'lerde ABD, 1930'lardan bu yana ilk büyük durgunluğunu yıllık yüzde 10'u aşan enflasyonla birlikte yaşamıştı. Lucas ile Sargent'a göre bu, sıkı para ve denk bütçe gibi eski ilkelere dönüşün sonucu da değildi; tersine, büyük bütçe açıkları ve hızlı para genişlemesi eşliğinde yaşanmıştı. Keynesyen modellere dayanan öngörüler için şunu yazdılar: bu öngörülerin «son derece yanlış» olduğu ve dayandıkları öğretinin «temelden kusurlu» olduğu artık basit birer olgu meselesiydi.
İddialarını bir sayıyla somutlaştırdılar. 1960'ların sonundaki modeller, ABD'de yıllık yüzde 4'lük bir enflasyonla yüzde 4'lük kalıcı bir işsizlik oranının bir arada olabileceğini öngörüyordu. Bu modellere göre 1970'lerdeki ortalama enflasyon eğilimi, 1940'lardan beri görülen en düşük ortalama işsizliği getirmeliydi. Oysa 1930'lardan beri görülen en yüksek işsizlik gelmişti. Lucas ile Sargent bunu «büyük ölçekli bir ekonometrik başarısızlık» diye adlandırdı.
Bildiriyi tartışmak için Harvard'dan Benjamin Friedman söz aldı; bir önceki derste para ile gelir arasındaki ilişkiyi sınayan çalışmasını gördüğümüz iktisatçı. Friedman, dengeye dayanan iş çevrimi kuramının optimize eden davranış üzerinde tekel sahibi olmadığını, Keynesyen iktisadın da keyfî varsayımlar üzerinde tekel sahibi olmadığını savundu. Konuşmasını bir uyarıyla bitirdi: «daha alçak bir retorik profil», bilimsel alışverişe daha iyi hizmet ederdi.
Lucas ile Sargent, konferanstan sonra yazılı bir cevap verdi. Kullandıkları ifadelerin belgelenmiş belirli bir tarihsel olaya işaret ettiğini, 1970 yılında önde gelen modellerin yüzde 4'lük kalıcı bir enflasyonun yüzde 4'ün altında işsizlikle birlikte gideceğini öngördüğünü hatırlattılar. Sonra şunu sordular: bilimsel alışverişe, doğru olduğuna inandıkları şeyi başkalarının hoş ya da tanıdık bulduğu şeyle ortalayarak özetlemek mi hizmet ederdi?
Bu tartışma, bir üslup kavgasından fazlasıydı. Genç bir kuşak, makroiktisadın bütün yöntemini sorguluyordu. Lucas 1995'te, Sargent 2011'de Nobel iktisat ödülünü aldı. Ama aynı dönemde, bu yeni okulun en iddialı öngörüsü, veriyle sınandığında zorlanmaya başlayacaktı.
Kavram
Lucas ile Sargent'ın Keynesyen modellerin yerine önerdiği yaklaşımın adı şudur.
Lucas, para sürprizlerinin neden üretimi etkilediğini eksik bilgiyle açıkladı.
Bu eksik bilgi, üretim ile fiyat sürprizleri arasında belirli bir ilişki doğurur.
Bu kuramın sınanabilir bir öngörüsü vardı: yalnızca beklenmeyen para etkiliydi.
Rasyonel beklentiler, bu öngörüyü sınamak için yeni bir istatistiksel yöntem de getirdi.
Son olarak, bu yaklaşımın model kurmaya dair temel talebi şuydu.
Veri ve kanıt
Barro'nun 1977'de başlayan bu çalışmaları, rasyonel beklentiler okulunun elindeki en güçlü ampirik kanıt olarak görüldü. Sonuç, kuramın beklediği yöndeydi: işsizliği ve üretimi açıklayan şey, paranın toplam büyümesi değil, önceden kestirilemeyen kısmıydı. Ama yazarların kendileri de fiyat denklemindeki sorunu açıkça belirtti. Kurama göre beklenen para büyümesi fiyatlara tam ve hemen yansımalıydı; fiyat denklemi bu kısıtları kabul etmediğinde, resmin bir parçası eksik kalıyordu.
İki çalışma arasındaki fark, yöntemin ayrıntılarında yatıyordu: beklenen parayı hangi denklemle tahmin ettiğiniz, gecikmelere ne kadar uzun baktığınız ve hangi dönemi kullandığınız. Mishkin'in çeyreklik verilerle yaptığı ve ertesi yıl bir kitapta genişlettiği sınamada, Barro ile Rush'ın kullandığı yedi dönemlik gecikme uzunluğuyla hipotez reddedilmiyordu; gecikmeler yirmi çeyreğe kadar uzatıldığında ise güçlü biçimde reddediliyordu. Para politikasının etkisi, Barro'nun modelinin gördüğünden daha uzun bir sürede ortaya çıkıyor ve bu uzun kuyrukta beklenen para da iz bırakıyordu. Bu, bir okulun temel öngörüsünün ekonometrik tercihlere ne kadar duyarlı olabileceğini gösterdi. Politika etkisizliği önermesi bu tartışmadan zayıflayarak çıktı; ama rasyonel beklentilerin kendisi, yani insanların sistematik hataları sürdürmeyeceği fikri, meslekte kalıcı bir yer edindi.
Yaygın yanlış«Rasyonel beklentiler, herkesin geleceği doğru bildiğini varsayar.»
Rasyonel beklentiler, insanların tahminlerinin ortalamada doğru olduğunu ve sistematik olarak aynı yönde hata yapmadıklarını varsayar. Tek tek tahminler yanlış olabilir; Lucas'ın modelinde üretimdeki dalgalanmaların kaynağı tam da insanların eksik bilgiyle yaptığı hatalardır. Varsayım, bu hataların öngörülebilir olmadığını söyler.
Yaygın yanlış«Rasyonel beklentiler devrimi, para politikasının hiçbir işe yaramadığını kanıtladı.»
Politika etkisizliği önermesi, rasyonel beklentilerin yanı sıra fiyatların tam esnek olduğu varsayımına da dayanıyordu ve Mishkin'in sınaması gibi çalışmalar beklenen para politikasının da etkili olabileceğini gösterdi. Devrimin kalıcı etkisi, politikanın etkisiz olduğu iddiasında değil, beklentilerin ve politika kurallarının modellerin içine alınması gerektiği ilkesinde oldu.
Neden önemli?
Rasyonel beklentiler devrimi, makroiktisadın nasıl yapıldığını değiştirdi. 1970'lerden önce büyük makroekonometrik modeller, yüzlerce denklemden oluşuyor ve her denklem ayrı ayrı veriye uyduruluyordu. Devrimden sonra meslek, modellerin optimize eden hanelerden ve firmalardan kurulmasını, beklentilerin modelin kendi öngörüleriyle tutarlı olmasını ve politikanın bir kural olarak tanımlanmasını beklemeye başladı. Bugün merkez bankalarının kullandığı modeller, bu devrime karşı çıkan Yeni Keynesyen iktisatçıların elinden geçmiş olsa da, bu yöntemsel çerçeveyi taşıyor.
Politika tarafında devrimin mirası, inanılırlık ve iletişim üzerine kurulu merkez bankacılığıdır. Beklentiler politikaya tepki veriyorsa, merkez bankasının ne yaptığı kadar ne yapacağını nasıl açıkladığı ve bu açıklamaya inanılıp inanılmadığı da önemlidir. Enflasyon hedeflerinin açıklanması, politika kararlarının gerekçelendirilmesi ve ileriye dönük yönlendirme, bu düşüncenin uygulamadaki karşılıklarıdır.
Türkiye gibi uzun süre yüksek enflasyon yaşamış bir ülke için bu tartışma soyut değildir. Bir dezenflasyon programına inanılmazsa, ücret ve fiyat kararları eski enflasyona göre verilmeye devam eder ve programın işsizlik bedeli yükselir. Rasyonel beklentiler yaklaşımı, bu bedelin sabit olmadığını, programın tasarımına ve kurumların inanılırlığına bağlı olduğunu vurguladı.
Model
Çözümlü örnek — Lucas arz eğrisiyle fiyat sürprizi
Lucas arz eğrisinin en basit biçimi şudur: üretim, doğal düzeyine, fiyat sürprizinin bir katını ekleyerek bulunur. Yüzde olarak yazarsak, üretimin doğal düzeyinden sapması, b çarpı gerçekleşen enflasyon ile beklenen enflasyon arasındaki farka eşittir.
Bir ekonomide b = 0,5 olsun ve insanlar yüzde 5'lik bir enflasyon beklesin. Enflasyon beklendiği gibi yüzde 5 çıkarsa sürpriz sıfırdır ve üretim doğal düzeyindedir. Enflasyon yüzde 9 çıkarsa sürpriz 4 puandır ve üretim doğal düzeyinin 0,5 × 4 = yüzde 2 üstüne çıkar. Enflasyon yüzde 3 çıkarsa sürpriz −2 puandır ve üretim doğal düzeyinin yüzde 1 altına iner.
Bu eğri ile önceki kursta gördüğümüz beklentilerle genişletilmiş Phillips eğrisi aynı mantığı paylaşır: yalnızca beklenmeyen enflasyon reel sonuç doğurur. Fark, beklentinin nasıl oluştuğundadır. Friedman'ın modelinde beklentiler geçmiş enflasyona bakarak yavaşça düzeldiği için, sürekli hızlanan bir enflasyon sürekli bir sürpriz yaratabilir. Lucas'ın modelinde beklentiler rasyonel olduğundan, hızlanma bir kural hâline gelirse insanlar onu da bekler ve sürpriz ortadan kalkar. Sayılar varsayımdır.
Çözümlü örnek — Bir üreticinin sinyal çıkarma sorunu
Bir çiftçi, sattığı domatesin fiyatının bu mevsim yüzde 10 arttığını görsün. Bu artış iki kaynaktan gelebilir: domatese olan talebin artması, yani göreli fiyatın yükselmesi, ya da bütün fiyatların genel olarak yükselmesi. Çiftçi yalnızca birinci durumda üretimi artırmak ister; ikinci durumda gerçekte daha zengin olmamıştır.
Lucas'ın çözümünde çiftçi, gözlediği artışı iki kaynağın geçmişteki oynaklığına göre paylaştırır. Göreli fiyatların varyansı 4, genel fiyat düzeyinin varyansı 1 olsun. Çiftçinin artışın göreli fiyattan geldiğine yükleyeceği pay, 4 / (4 + 1) = 0,8'dir. Yüzde 10'luk artışın yüzde 8'ini talep artışı sayar ve üretimini buna göre artırır.
Şimdi genel fiyat düzeyinin çok oynak olduğu bir ülkeyi düşünelim: göreli fiyatların varyansı yine 4, ama genel fiyat düzeyinin varyansı 16 olsun. Pay 4 / (4 + 16) = 0,2'ye düşer. Aynı yüzde 10'luk artışın yalnızca yüzde 2'sini talep artışı sayar. Enflasyonun oynak olduğu yerde üreticiler fiyat sinyallerine daha az güvenir ve parasal sürprizler üretimi daha az etkiler. Sayılar varsayımdır.
Çözümlü örnek — İki ülke, iki eğim
Lucas 1973'te bu öngörüyü on sekiz ülkenin 1951–1967 dönemine ait yıllık verileriyle, ülkeler arasında sınadı. Kurama göre, nominal talebin istikrarlı olduğu ülkelerde talepteki bir artışın önemli bir kısmı üretime yansımalı; nominal talebin çok oynak olduğu ülkelerde ise neredeyse tamamı fiyatlara gitmeliydi. Lucas'ın karşılaştırması bu yöndeydi: talebi oynak olan ülkelerde nominal şoklar üretimi daha az etkiliyor, daha çok fiyatlara yansıyordu.
Bunu bir örnekle görelim. A ülkesinde nominal gelir yüzde 4 artsın ve bu artışın yüzde 60'ı üretime, yüzde 40'ı fiyatlara gitsin: üretim yüzde 2,4, fiyatlar yüzde 1,6 artar. B ülkesinde enflasyon çok oynak olduğu için aynı yüzde 4'lük artışın yalnızca yüzde 10'u üretime gitsin: üretim yüzde 0,4, fiyatlar yüzde 3,6 artar.
Bu sonuç, Keynesyen modellerin sabit bir ödünleşim olarak gördüğü Phillips eğrisinin eğiminin, bir doğa sabiti değil, politikanın geçmişteki davranışının bir sonucu olduğunu gösteriyordu. Enflasyonu oynak tutan bir politika, kendi etkisini zayıflatıyordu. Sayılar varsayımdır.
Çözümlü örnek — Para büyümesini ikiye bölmek
Barro'nun yöntemini adım adım izleyelim. Önce para büyümesini açıklayan bir denklem tahmin edilir. Bir ülkede merkez bankası, para büyümesini geçen yılın büyümesinin yarısına 2 puan ekleyerek ve işsizlik geçen yıl yüzde 6'yı her aştığında 1 puan daha artırarak belirliyor olsun.
Geçen yıl para yüzde 8 büyümüş ve işsizlik yüzde 7 olsun. Beklenen para büyümesi 2 + 0,5 × 8 + 1 × (7 − 6) = yüzde 7'dir. Bu yıl para gerçekte yüzde 10 büyürse, beklenmeyen para büyümesi 10 − 7 = 3 puandır. Gerçekleşen büyüme yüzde 7 olsaydı, beklenmeyen kısım sıfır olurdu.
Barro'nun hipotezine göre yalnızca 3 puanlık beklenmeyen kısım işsizliği etkiler. İşsizlik denklemindeki katsayı −0,4 olsun: beklenmeyen para işsizliği yaklaşık 1,2 puan düşürür. Merkez bankasının işsizliğe verdiği sistematik tepki, yani denklemdeki 1 puan, beklenen kısmın içindedir ve bu yüzden işsizlik üzerinde ek bir etkisi yoktur. Rasyonel beklentiler okuluna göre, bu tür bir kuralı ne kadar iyi uygularsanız uygulayın, kural bilindiği sürece dalgalanmaları azaltamazsınız. Sayılar varsayımdır.
Çözümlü örnek — Bilinen kural, bilinmeyen kural
Thomas Sargent ile Neil Wallace, 1975'te bu mantığı para politikası kurallarına uyguladı. İki merkez bankası düşünelim. Birincisi, işsizlik geçen yıl doğal oranı her 1 puan aştığında para büyümesini 2 puan artıran bir kuralı açıkça ilan etmiş olsun. İkincisi aynı tepkiyi versin, ama kuralını gizli tutsun ve insanlar onu henüz öğrenmemiş olsun.
Geçen yıl işsizlik doğal oranın 1 puan üstünde olsun. Birinci ülkede herkes para büyümesinin 2 puan artacağını bilir; ücret ve fiyat kararları bu artışı içerir, enflasyon beklentisi de 2 puan yükselir. Lucas arz eğrisine göre sürpriz yoktur ve üretim değişmez. İkinci ülkede insanlar para büyümesinin değişmeyeceğini bekler; artış 2 puanlık bir sürprizdir ve b = 0,5 ise üretim yüzde 1 artar.
Sonuç ilk bakışta tuhaftır: kuralını gizleyen merkez bankası daha etkili görünür. Ama gizlilik kalıcı olamaz. İnsanlar merkez bankasının davranışını birkaç yıl izledikten sonra kuralı öğrenir ve sürprizler ortadan kalkar. Sargent ile Wallace'a göre sistematik bir kural, bilindiği anda üretim üzerindeki gücünü yitirir; merkez bankasının seçebileceği tek şey, enflasyonun ortalama düzeyidir. Politika etkisizliği önermesinin kaynağı bu akıl yürütmedir. Sayılar varsayımdır.
Çözümlü örnek — Çapraz denklem kısıtını sınamak
Önceki örnekte para büyümesinin denklemi iki şey için kullanıldı: beklenen parayı hesaplamak ve dolayısıyla beklenmeyen parayı bulmak. Rasyonel beklentiler, bu iki kullanımın aynı katsayılarla yapılmasını gerektirir. Hanelerin beklentisi merkez bankasının gerçek kuralına dayanıyorsa, işsizlik denkleminde görünen beklenen para da tam olarak bu kurala göre hesaplanmalıdır.
Sınama şöyle yapılır. İlk olarak, işsizlik denklemi, para kuralının katsayılarını serbest bırakarak tahmin edilir; diyelim ki işsizliği en iyi açıklayan beklenti, geçen yılın para büyümesine 0,5 değil 0,8 ağırlık veriyor. Ardından aynı denklem, katsayıları para kuralındaki 0,5'e zorlayarak yeniden tahmin edilir. Kısıtlı modelin uyumu serbest modele göre ne kadar kötüleşirse, kısıtlar o kadar şüphelidir.
Bu kötüleşmeyi ölçen olabilirlik oranı istatistiği, kısıt sayısı kadar serbestlik derecesine sahip bir ki-kare dağılımıyla karşılaştırılır. Barro ile Rush'ın sınamasında 16 kısıt vardı; istatistik 16,3 çıktı ve yüzde 5 düzeyindeki kritik değer olan 26,3'ün altında kaldı, bu yüzden kısıtlar reddedilmedi. İstatistik 26,3'ü aşsaydı, verinin rasyonel beklentilerle tutarlı olmadığı sonucuna varılırdı. Bu sınama tarzı, makroiktisada disiplin getirdi: bir model artık yalnızca tek tek denklemlerin uyumuyla değil, denklemleri birbirine bağlayan beklenti varsayımının tutarlılığıyla da yargılanıyordu.
Çözümlü örnek — Gecikme uzunluğu sonucu değiştirdiğinde
Mishkin'in itirazının mantığını bir örnekle görelim. Bir parasal genişleme, üretimi dört çeyrek boyunca artırsın, sonra etkisi azalarak on beş çeyrek daha sürsün. Beklenen para ise ilk yedi çeyrekte hiçbir etki yapmasın, ama sonraki çeyreklerde, örneğin uzun süreli sözleşmeler yenilenirken, küçük bir iz bıraksın.
Bir araştırmacı yalnızca yedi çeyreklik gecikmeye bakarsa, beklenen paranın etkisini sıfır bulur ve politika etkisizliği önermesini doğrulanmış sayar. Gecikmeleri yirmi çeyreğe uzatan bir araştırmacı ise, sekizinci çeyrekten sonra beklenen paranın etkisini görür ve önermeyi reddeder.
Burada ders, gecikme uzunluğunu seçmenin teknik bir ayrıntı olmadığıdır. Hangi gecikmeye bakacağınıza veriye bakmadan önce karar vermezseniz, sonucu istediğiniz yöne çekebilirsiniz. Mishkin'in katkısı, aynı veriyle ve aynı yöntemle yalnızca bu seçimi değiştirerek sonucun tersine döndüğünü göstermesiydi. Sayılar varsayımdır.
Çözümlü örnek — Yapısal parametre ile gözlenen ilişki
Lucas eleştirisinin yapısal parametrelerle ilişkisini bir tüketim örneğiyle görelim. Haneler, gelirlerindeki kalıcı bir değişimin yüzde 90'ını, geçici bir değişimin ise yüzde 10'unu harcıyor olsun. Bu iki oran, hanelerin tercihlerinden gelen yapısal parametrelerdir ve politika değişse de aynı kalır.
Geçmişte hükümet yalnızca kalıcı vergi değişiklikleri yapmışsa, bir araştırmacı vergi indirimlerinin yüzde 90'ının harcandığını ölçer. Şimdi hükümet, bu ölçüme dayanarak, bir yıllık geçici bir vergi indirimiyle talebi canlandırmak istesin. 100 milyar liralık indirimin 90 milyarının harcanmasını bekler. Ama haneler indirimin geçici olduğunu bildiği için yalnızca 10 milyar lirasını harcar.
Geçmiş verilerden ölçülen yüzde 90'lık oran, yapısal bir parametre değil, eski politikayla hanelerin tercihlerinin birleşiminden doğan bir ilişkiydi. Politika değiştiğinde bu ilişki de değişti. Lucas ile Sargent'a göre büyük makroekonometrik modellerin denklemleri bu türden ilişkilerle doluydu ve 1970'lerdeki başarısızlığın kaynağı buydu. Sayılar varsayımdır.
Çözümlü örnek — İnanılır bir dezenflasyonun bedeli
Sargent, bu fikirlerin en iddialı politika sonucunu savundu: enflasyon, politika rejimi inanılır biçimde değiştirilirse, geleneksel tahminlerin öngördüğünden çok daha düşük bir bedelle durdurulabilirdi. Lucas arz eğrisiyle bunu görelim.
Enflasyon yüzde 20 olsun ve merkez bankası onu bir yılda yüzde 5'e indirmeye karar versin; b = 0,5. Program inanılır değilse, insanlar yüzde 20'lik enflasyon beklemeye devam eder; enflasyon yüzde 5'e inerse sürpriz −15 puandır ve üretim doğal düzeyinin 0,5 × 15 = yüzde 7,5 altına düşer.
Program yarı yarıya inanılırsa, beklenen enflasyon yüzde 12,5 olur; sürpriz −7,5 puan ve üretim kaybı yüzde 3,75'tir. Program tamamen inanılırsa, beklenen enflasyon yüzde 5'tir ve üretim kaybı sıfırdır. Bu modelde dezenflasyonun bedeli, fedakârlık oranı gibi sabit bir sayı değil, programın inanılırlığının bir sonucudur. Gerçek deneyimler bu uç iyimserliği doğrulamadı; 1980'lerin başında ABD'deki dezenflasyon ciddi bir durgunlukla birlikte geldi. Ama inanılırlığın bedeli azalttığı fikri, bugünkü merkez bankacılığının temel varsayımlarından biri oldu. Sayılar varsayımdır.
Modelin sınırları
Bu dersteki modellerin hepsi, fiyatların ve ücretlerin esnek olduğunu ve piyasaların sürekli temizlendiğini varsayıyor. Bu varsayım gevşetildiğinde, örneğin ücretler çok yıllık sözleşmelerle belirleniyorsa, beklentiler rasyonel olsa bile önceden bilinen bir para politikası üretimi etkileyebilir; çünkü sözleşme imzalandıktan sonra açıklanan bir politika, sözleşmenin içine giremez. Stanley Fischer 1977'de bu itirazı biçimsel olarak gösterdi. Bir örnekle: ücretler iki yıllığına sabitlenmiş olsun ve sözleşmelerin yarısı her yıl yenilensin. Merkez bankası bu yıl bir talep şokuna para genişlemesiyle tepki verdiğinde, geçen yıl imzalanmış sözleşmeler bu tepkiyi içeremez. Tepki önceden bilinen bir kurala dayansa bile, sözleşmeler yenilenene kadar üretimi etkiler. Rasyonel beklentiler bu modelde de geçerlidir; etkisizlik sonucunu bozan, beklentiler değil, fiyatların ve ücretlerin belirli aralıklarla sabitlenmesidir. Bu ayrım, rasyonel beklentileri kabul eden ama esnek fiyat varsayımını reddeden bir sonraki kuşağın, Yeni Keynesyen iktisatçıların çıkış noktası oldu.
Lucas'ın sinyal çıkarma hikâyesi de zorlandı. Genel fiyat düzeyine dair bilgi her ay yayımlanıyor ve herkese açıktır; üreticilerin enflasyonu aylarca yanlış anlaması, uzun süren durgunlukları açıklamak için yetersiz göründü. Rasyonel beklentilerin kendisi de, insanların ekonominin doğru modelini bildiğini varsayar; önceki kursta gördüğümüz yapışkan bilgi ve deneyime dayalı öğrenme bulguları, bu varsayımın da sınırları olduğunu gösteriyor. Devrimin kalıcı mirası, bu yüzden, tek bir modelden çok bir yöntemdir: beklentileri ve politika kurallarını modelin içine almak.
Uygulama
Özet kartı
- Lucas ile Sargent, Haziran 1978'deki Boston Federal Rezerv Bankası konferansında Keynesyen makroekonometrik modellerin 1970'lerde büyük ölçekli bir başarısızlığa uğradığını savundu ve bu modellerin yerine denge iş çevrimi kuramını önerdi.
- Lucas'ın modelinde para sürprizleri, üreticilerin kendi fiyatlarındaki artışı genel enflasyondan ayırt edememesi yüzünden üretimi etkiler; enflasyonun oynak olduğu ülkelerde bu etki zayıflar.
- Sargent ile Wallace'a göre rasyonel beklentiler ve esnek fiyatlar altında bilinen bir para politikası kuralı üretimi etkileyemez; yalnızca beklenmeyen para etkilidir.
- Barro ile Rush, savaş sonrası ABD verileriyle bu öngörüyü işsizlik ve üretim için destekleyen sonuçlar buldu; Mishkin ise gecikmeler uzatıldığında beklenen paranın da etkili olduğunu ve tarafsızlık öngörüsünün reddedildiğini gösterdi.
- Politika etkisizliği önermesi bu sınamalardan zayıflayarak çıktı, ama beklentilerin ve politika kurallarının modellerin içine alınması, yapısal parametrelere dayanan model kurma ve inanılırlığın önemi, makroiktisadın kalıcı mirası oldu.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Denge iş çevrimi kuramı | Equilibrium business cycle theory | Dalgalanmaları, sürekli temizlenen piyasaların dış etkilere uyumu olarak gören yaklaşım |
| Sinyal çıkarma sorunu | Signal extraction problem | Gözlenen bir değişimin hangi kaynaktan ne kadar geldiğine karar verme sorunu |
| Lucas arz eğrisi | Lucas supply curve | Üretimin doğal düzeyden yalnızca fiyat sürprizi kadar saptığını gösteren ilişki |
| Beklenmeyen para büyümesi | Unanticipated money growth | Gerçekleşen para büyümesinin önceden beklenen kısımdan sapan bölümü |
| Çapraz denklem kısıtları | Cross-equation restrictions | Rasyonel beklentilerin bir modelin farklı denklemlerinin katsayıları arasında kurduğu bağlar |
| Yapısal parametreler | Structural parameters | Tercihleri, teknolojiyi ve kısıtları tanımlayan, politika değiştiğinde değişmeyen katsayılar |
Kendini sına
- (Çıktı 1) Lucas arz eğrisi ile sinyal çıkarma sorunu arasındaki ilişkiyi açıkla. Bir üretici kendi fiyatındaki artışı neden tümüyle talep artışına yormaz?
- (Çıktı 2) Lucas ile Sargent'ın 1978'deki eleştirisi, Friedman'ın monetarist eleştirisinden hangi noktada ayrılıyordu? Benjamin Friedman'ın itirazı neydi?
- (Çıktı 3) b = 0,4 ve beklenen enflasyon yüzde 6'dır. Enflasyon yüzde 11 çıkarsa üretim doğal düzeyinden ne kadar sapar? Yüzde 4 çıkarsa?
- (Çıktı 3) Göreli fiyatların varyansı 3, genel fiyat düzeyinin varyansı 9'dur. Kendi fiyatı yüzde 12 artan bir üretici bu artışın ne kadarını talep artışına yorar? Genel fiyat düzeyinin varyansı 1'e inerse bu pay ne olur?
- (Çıktı 3) Para kuralı şudur: beklenen para büyümesi = 3 + 0,5 × geçen yılın para büyümesi. Geçen yıl para yüzde 6 büyüdü ve bu yıl yüzde 4 büyüdü. Beklenen ve beklenmeyen para büyümesi nedir? Barro'nun hipotezine göre bu yıl işsizlik hangi yönde hareket eder?
- (Çıktı 4) Bir tartışma programındaki konuk şunu savunuyor: «Rasyonel beklentiler okulu çürütüldü; Mishkin beklenen paranın da etkili olduğunu gösterdi, demek ki bu okulun makroiktisada hiçbir kalıcı katkısı yok.» Barro ile Rush'ın ve Mishkin'in bulgularını ve yapısal parametreler kavramından hareketle, bu iddianın nerede haklı olduğunu ve nerede ölçüyü kaçırdığını açıkla.
Cevaplar
- Lucas arz eğrisi, üretimin yalnızca fiyat sürprizine tepki verdiğini söyler; sinyal çıkarma sorunu bu tepkinin nedenini açıklar. Bir üretici kendi fiyatının arttığını görür, ama bu artışın kendi malına olan talebin artmasından mı, yoksa bütün fiyatların yükselmesinden mi kaynaklandığını hemen bilemez. Bu yüzden artışı, iki kaynağın geçmişteki oynaklığına göre paylaştırır. Genel fiyat düzeyi de oynak olduğu için artışın bir kısmını genel enflasyona yorar; yalnızca talep artışı saydığı kısım kadar üretimini artırır.
- Friedman, Keynesyen iktisatçılarla aynı araçları, yani tahmin edilmiş denklemleri kullanarak tartışıyordu ve beklentilerin geçmişe bakarak yavaşça düzeldiğini varsayıyordu. Lucas ile Sargent ise modellerin kuruluş biçimine itiraz etti: geçmiş davranıştan tahmin edilen denklemler, politika değiştiğinde değişirdi; modellerin optimize eden bireylerden ve rasyonel beklentilerden kurulması gerekiyordu. Benjamin Friedman, dengeye dayanan kuramın optimize eden davranış üzerinde tekel sahibi olmadığını, Keynesyen iktisadın da keyfî varsayımlar üzerinde tekel sahibi olmadığını savundu ve daha alçak bir retorik profilin bilimsel alışverişe daha iyi hizmet edeceğini söyledi.
- Enflasyon yüzde 11 çıkarsa sürpriz 5 puandır ve üretim doğal düzeyinin 0,4 × 5 = yüzde 2 üstüne çıkar. Enflasyon yüzde 4 çıkarsa sürpriz −2 puandır ve üretim doğal düzeyinin 0,4 × 2 = yüzde 0,8 altına iner.
- Pay 3 / (3 + 9) = 0,25'tir; üretici yüzde 12'lik artışın yüzde 3'ünü talep artışına yorar. Genel fiyat düzeyinin varyansı 1'e inerse pay 3 / (3 + 1) = 0,75 olur ve üretici artışın yüzde 9'unu talep artışına yorar. Enflasyon istikrarlı olduğunda fiyat sinyalleri daha bilgilendiricidir ve üretim fiyat sürprizlerine daha çok tepki verir.
- Beklenen para büyümesi 3 + 0,5 × 6 = yüzde 6'dır. Gerçekleşen yüzde 4 olduğundan beklenmeyen para büyümesi 4 − 6 = −2 puandır. Barro'nun hipotezine göre beklenmeyen bir daralma işsizliği artırır; bu yüzden para büyümesi geçen yıla göre düşük olmasa bile, beklenenden düşük olduğu için işsizlik yükselir.
- Yargının yerinde olan kısmı, politika etkisizliği önermesinin veriyle sınavı geçemediğidir. Barro ile Rush savaş sonrası ABD verilerinde yalnızca beklenmeyen paranın işsizliği ve üretimi etkilediğini buldu, ama fiyat denklemi eklendiğinde hipotez reddedildi. Mishkin ise gecikmeler yirmi çeyreğe kadar uzatıldığında beklenen paranın da etkili olduğunu ve tarafsızlık öngörüsünün güçlü biçimde reddedildiğini gösterdi. Aşırı olan kısım, okulun hiçbir kalıcı katkısı olmadığı iddiasıdır. Politika değiştiğinde davranışın da değişeceği, bu yüzden modellerin yapısal parametrelere dayanması ve beklentilerin modelin içine alınması gerektiği fikri, bugün Yeni Keynesyen modeller de dahil olmak üzere makroiktisadın ortak yöntemi hâline geldi. İnanılırlığın dezenflasyonun bedelini etkilediği fikri de merkez bankacılığının temel varsayımlarından biridir.
İleri okuma
- Robert E. Lucas Jr., Thomas J. Sargent (1978). «After Keynesian Macroeconomics». After the Phillips Curve: Persistence of High Inflation and High Unemployment, Federal Reserve Bank of Boston Conference Series 19. Keynesyen makroekonometriye yöneltilen eleştiri ve Benjamin Friedman'la tartışma.
- Robert E. Lucas Jr. (1972). «Expectations and the Neutrality of Money». Journal of Economic Theory 4(2). Sinyal çıkarma sorunuyla para sürprizlerinin üretime etkisi.
- Thomas J. Sargent, Neil Wallace (1975). «"Rational" Expectations, the Optimal Monetary Instrument, and the Optimal Money Supply Rule». Journal of Political Economy 83(2). Politika etkisizliği önermesinin kaynağı.
- Frederic S. Mishkin (1983). A Rational Expectations Approach to Macroeconomics: Testing Policy Ineffectiveness and Efficient-Markets Models. University of Chicago Press. Beklenen para politikasının etkisine dair sınamaların genişletilmiş hâli.
Sonraki derse köprü
Barro'nun ve Mishkin'in sınamaları, para sürprizlerinin iş çevrimlerini açıklamakta zorlandığını gösterdi: sürprizler kısa ömürlüydü, durgunluklar ise yıllarca sürebiliyordu. Denge yaklaşımını benimseyen bazı iktisatçılar, bu soruna parayı tümüyle modelden çıkararak cevap verdi. Sıradaki ders, Finn Kydland ile Edward Prescott'un öncülük ettiği reel iş çevrimleri okulunu ele alıyor. Dalgalanmalar, teknolojideki ve verimlilikteki şoklara verilen en iyi tepkiler olarak açıklanabilir mi? Bir durgunluğu düzeltilmesi gereken bir başarısızlık olarak değil, bir uyum süreci olarak görmek ne anlama gelir ve bu okul modellerini veriyle nasıl karşılaştırdı?