İçeriğe geç

Ders EKO-211.01 · Seviye 2 — Orta

Keynes devrimi

EKO-211 İktisadi Düşünce Tarihi II: Modern Okullar

4.347 kelime · yaklaşık 20 dakika okuma · seslendirme 11 dk · veriler Eylül 2026 itibarıyla

Katmanlar:SezgiModel

  • Say yasası
  • efektif talep
  • gönülsüz işsizlik
  • tasarruf paradoksu
  • sermayenin marjinal etkinliği
  • hayvani güdüler
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Keynes, 1 Ocak 1935'te Bernard Shaw'a, dünyanın iktisadi sorunları düşünme biçimini on yıl içinde büyük ölçüde değiştirecek bir kitap yazdığını yazdı; İstihdam, Faiz ve Paranın Genel Teorisi Şubat 1936'da yayımlandı.
  2. Keynes'e göre klasik iktisat, arzın kendi talebini yarattığını söyleyen Say yasasına dayanıyordu ve yalnızca tam istihdam gibi özel bir durumu açıklayabiliyordu. İstihdamı efektif talep belirler; talep yetersizse ekonomi gönülsüz işsizlikle dengede kalabilir.
  3. Tasarruf paradoksu, herkesin aynı anda tasarruf etmeye çalışmasının geliri düşürüp toplam tasarrufu artırmayabileceğini; sermayenin marjinal etkinliği ve hayvani güdüler, yatırımın beklentilere bağlı olarak neden bu kadar oynak olduğunu açıklar.
  4. Samuelson'a göre Genel Teori 35 yaşın altındaki iktisatçıların çoğunu hızla etkiledi, 50 yaşın üstündekiler ise bağışık kaldı; Samuelson kitabı karanlık ve kötü yazılmış, ama bir dehâ eseri olarak gördü.
  5. Chambers ile Dimson'a göre Keynes'in yönettiği kolej portföyü 1922–1946'da yılda ortalama yüzde 15,97, piyasa endeksi yüzde 10,37 getirdi; Keynes, genel piyasa tahminlerinden şirket seçimine geçtikten sonra başarılı oldu.

Öğrenme çıktıları

  • Hatırlama — Say yasasını, efektif talebi, gönülsüz işsizliği, tasarruf paradoksunu, sermayenin marjinal etkinliğini ve hayvani güdüleri tanımlar.
  • Anlama — Keynes'in klasik iktisadın hangi varsayımlarına karşı çıktığını ve ekonominin yıllarca yüksek işsizlikle dengede kalabilmesini nasıl açıkladığını anlatır.
  • Uygulama — Efektif talebin istihdamı nasıl belirlediğini, tasarruf eğilimindeki bir artışın geliri nasıl değiştirdiğini ve beklentilerdeki bir düşüşün yatırımın getirisini nasıl etkilediğini hesaplar.
  • Değerlendirme — Samuelson'un Keynes değerlendirmesini ve Chambers ile Dimson'un Keynes'in yatırım kaydına dair bulgularını kullanarak Keynes devriminin kalıcılığını ve sınırlarını tartışır.

Sezgi

Açılış

Bir önceki kursta dünya ekonomisinin yedi yüzyıllık tarihini izlemiştik. Bu kursta aynı yolculuğun öbür yüzüne, iktisatçıların bu olayları anlamak için kurdukları fikirlere bakacağız. İlk durağımız, dünya ekonomisinin en derin bunalımının ortasında doğan bir kuram.

1930'ların başında Britanya'da ve Amerika'da milyonlarca insan işsizdi. Dönemin yerleşik iktisadı, bu durumun kalıcı olamayacağını söylüyordu: işsizlik varsa ücretler düşer, düşen ücretler işverenleri daha çok işçi almaya yöneltir ve ekonomi kendiliğinden tam istihdama döner. Oysa yıllar geçiyor ve işsizlik bir türlü erimiyordu. Kuram ile gerçek arasındaki bu uçurum, iktisat tarihinin en etkili kitaplarından birinin doğmasına yol açtı.

Bu ders üç soru etrafında ilerliyor. Keynes, klasik iktisadın hangi varsayımına saldırdı? Onun yerine koyduğu açıklama neydi? Ve bir kitabın «devrim» olarak anılmasını sağlayan şey, fikirlerin kendisi mi, yoksa onları karşılayan dönemin ruhu muydu?

Hikâye — Bernard Shaw'a yazılan mektup

1 Ocak 1935'te, Cambridge'li iktisatçı John Maynard Keynes, oyun yazarı George Bernard Shaw'a bir mektup yazdı. Sosyalist görüşleriyle tanınan Shaw, Keynes'le iktisat ve Marx üzerine yazışıyordu. Keynes mektubunda iddialı bir cümle kurdu: iktisat kuramı üzerine, dünyanın iktisadi sorunları düşünme biçimini büyük ölçüde değiştirecek bir kitap yazdığına inanıyordu; bunun hemen değil, önümüzdeki on yıl içinde olacağını tahmin ediyordu. Yeni kuramının siyasetle, duygularla ve tutkularla karıştığında eylemler üzerinde nihai etkisinin ne olacağını kestiremediğini, ama büyük bir değişim olacağını, özellikle Marksizmin Ricardocu temellerinin yıkılacağını ekledi.

Bir yıl sonra, Şubat 1936'da, kitap İstihdam, Faiz ve Paranın Genel Teorisi adıyla yayımlandı. Keynes'in hedefi, adında saklıydı. Ona göre dönemin yerleşik iktisadı, yani kendisinin «klasik» dediği Ricardo'dan Marshall'a uzanan gelenek, yalnızca özel bir durum için, tam istihdam durumu için geçerliydi; genel durumu açıklayamıyordu. Keynes, klasik iktisatçıları Öklid dışı bir dünyada yaşayan Öklidçi geometricilere benzetti: deneyimde paralel görünen doğruların sık sık kesiştiğini görünce, doğruları düz gitmedikleri için azarlıyorlardı. Oysa ona göre çare, paralellik aksiyomunu atıp Öklid dışı bir geometri kurmaktı.

Keynes'in saldırdığı aksiyomun bir adı vardı. Say ve Ricardo'dan beri klasik iktisatçılar, arzın kendi talebini yarattığını öğretmişti. Yani üretimin bütün maliyetleri, ücretler, kiralar ve kârlar, bir biçimde harcanarak üretilen malı satın almaya dönüşürdü; genel bir talep yetersizliği olamazdı. Keynes'e göre bu varsayım, ekonominin toplam talebinin istihdamı belirleyebileceği ihtimalini baştan dışlıyordu. İstihdam düzeyini belirleyen, firmaların satabileceklerini bekledikleri toplam hasılaydı; bu da hanelerin tüketimine ve firmaların yatırımına bağlıydı. Talep yetersizse, ekonomi yüksek işsizlikle dengede kalabilirdi.

Kitabın son sayfalarında Keynes, fikirlerin gücüne dair ünlü bir gözlemde bulundu. İktisatçıların ve siyaset felsefecilerinin fikirleri, hem doğru hem yanlış olduklarında, sanıldığından daha güçlüydü; dünya bunlardan başka pek az şeyle yönetiliyordu. Kendilerini her türlü düşünsel etkiden bağışık sanan pratik insanlar, genellikle ölmüş bir iktisatçının köleleriydi. Keynes'e göre çıkar gruplarının gücü, fikirlerin yavaş yavaş yayılmasına göre büyük ölçüde abartılıyordu; iyi ya da kötü için tehlikeli olan, er ya da geç, çıkarlar değil fikirlerdi. Shaw'a yazdığı mektuptaki öngörü ile kitabın bu son cümleleri, bir fikrin dünyayı değiştirebileceğine duyulan aynı inancı taşıyordu.

Kavram

Keynes'in saldırdığı ilkeyle başlayalım.

Keynes'in yerine koyduğu merkezî kavram şuydu.

Efektif talep yetersiz kaldığında ortaya çıkan işsizliğin kendine özgü bir niteliği vardı.

Keynes'in kuramı, bireyler için erdem sayılan bir davranışın toplum için zararlı olabileceğini de gösteriyordu.

Yatırım kararlarını açıklamak için Keynes bir başka kavram kullandı.

Bu beklentilerin nasıl oluştuğu sorusu, Keynes'i ekonominin psikolojik temeline götürdü.

Veri ve kanıt

Samuelson'un tanıklığı, bir bilimsel devrimin nasıl yayıldığına dair değerli bir gözlemdir. Yeni fikirler, yerleşik görüşleri benimsemiş kuşağı değil, henüz zihinsel alışkanlıkları oturmamış genç araştırmacıları ikna eder; eski kuşak ise çoğu zaman ikna olmaz, yalnızca zamanla yerini yenisine bırakır. Samuelson'un kendisi de bu genç kuşağın bir üyesiydi ve sonraki yıllarda Keynes'in fikirlerini, önceki derslerde gördüğümüz neoklasik sentezin ders kitaplarına aktaranların başında geldi. Samuelson'un kitabın karanlığına dair eleştirisi de önemlidir: Genel Teori'nin muğlaklığı, farklı okurların ondan farklı sonuçlar çıkarmasına yol açtı ve bu kursun ilerleyen derslerinde göreceğimiz neoklasik sentez, Post-Keynesyen iktisat ve Yeni Keynesyenler arasındaki ayrılıkların kökünde bu muğlaklık vardı.

Bu bulgu, Keynes'in kuramındaki beklentiler ve belirsizlik fikirlerine şaşırtıcı bir pratik arka plan sunar. Genel Teori'nin on ikinci bölümünde Keynes, profesyonel yatırımı, katılımcıların yüz fotoğraf arasından en güzel altı yüzü seçtiği gazete yarışmalarına benzetti: ödül, kendi zevkine en yakın yüzleri değil, öbür katılımcıların ortalama tercihine en yakın yüzleri seçene gidiyordu. Yarışmacılar, ortalama görüşün ortalama görüşü ne bekleyeceğini tahmin etmeye çalışıyordu. Keynes'in kendi yatırım deneyimi, bu yarışmanın ne kadar zor olduğunu gösterir: piyasanın genel yönünü tahmin etmeye çalıştığı yıllarda başarısız oldu; ortalama görüşü izlemek yerine şirketlerin uzun vadeli değerine odaklandığında başarılı oldu. Yazarlar ayrıca, Keynes'in 1929 düşüşünün ardından İngiliz hisselerinin beşte birini satarken, 1937'deki ikinci düşüşte hisse alımını biraz artırdığını belirtir; bu davranış değişikliği, onun kendi kuramındaki belirsizlik ve uzun vadeli beklenti fikirleriyle uyumludur.

Yaygın yanlış«Keynes, devletin ekonomiyi sürekli yönetmesini ve piyasa ekonomisinin yerine planlı bir ekonomi kurulmasını savundu.»
Doğrusu

Keynes'in amacı, piyasa ekonomisini ortadan kaldırmak değil, onu kalıcı işsizlik ve bunalımlardan kurtararak korumaktı. Shaw'a yazdığı mektupta yeni kuramının Marksizmin Ricardocu temellerini yıkacağını öngördü. Genel Teori'ye göre sorun, piyasaların kaynakları nasıl dağıttığında değil, toplam talebin yetersiz kalabilmesindeydi; devletin rolü, özellikle yatırım ve toplam talep düzeyini etkileyerek tam istihdamı sağlamaya yardım etmekti.

Yaygın yanlış«Keynes, bütçe açıklarının ve kamu harcamalarının her durumda yararlı olduğunu savundu.»
Doğrusu

Keynes'in argümanı, talebin yetersiz olduğu ve işsizliğin yüksek olduğu koşullar içindi. Önceki kursta gördüğümüz 1940 tarihli Savaşın Bedeli Nasıl Ödenir kitapçığında Keynes, tam istihdama yakın bir savaş ekonomisinde tam tersine, fazla talebi vergiler ve zorunlu tasarrufla emmeyi önerdi. Keynes'in reçetesi, ekonominin içinde bulunduğu duruma göre yön değiştiriyordu.

Neden önemli?

Keynes devrimi, makroiktisadın bir bilim dalı olarak doğuşudur. Toplam talep, harcama çarpanı, milli gelir muhasebesi ve konjonktüre karşı politika gibi bugün makroiktisat derslerinin temelini oluşturan kavramların çoğu, doğrudan ya da dolaylı olarak Keynes'in çalışmalarından doğdu. 1945'ten sonra pek çok ülke, tam istihdamı açık bir politika hedefi olarak benimsedi; bu, Keynes'in fikirlerinin kurumsal bir mirasıydı. 2008 krizinde ve Covid-19 salgınında hükümetlerin büyük destek paketleriyle talebi ayakta tutmaya çalışması, Keynes'in fikirlerinin hâlâ ne kadar etkili olduğunu gösterdi.

Keynes'in fikirleri, bu kursun sonraki derslerinde göreceğimiz neredeyse bütün okulların tartışma noktasıdır. Hayek ve Avusturya okulu Keynes'in çağdaş rakibiydi; Friedman ve monetaristler, rasyonel beklentiler devrimi ve reel iş çevrimleri okulu Keynesyen iktisadı farklı açılardan eleştirdi; Yeni Keynesyenler ve Post-Keynesyenler ise onu farklı biçimlerde yeniden kurmaya çalıştı. Türkiye'de de 1960'ların planlı kalkınma döneminden bugüne kadar, iktisat politikası tartışmaları büyük ölçüde Keynesyen kavramlarla yürütüldü.

Model

Çözümlü örnek — Efektif talebin istihdamı belirlemesi

Keynes'in tanımını basit bir tabloyla kuralım. Bir ekonomide firmalar, istihdam ettikleri işçi sayısına göre belirli bir toplam hasılayı elde etmeyi bekliyor ve bu işçileri çalıştırmak için belirli bir toplam maliyete katlanıyor. İstihdam milyon kişi olarak N ile gösterilsin. Firmaların üretimi sürdürmek için elde etmeleri gereken toplam gelir, yani toplam arz fiyatı, Z = 10N olsun: her milyon işçi 10 birimlik bir hasıla gerektiriyor. Hanelerin ve firmaların bu istihdam düzeyinde yapacakları toplam harcama, yani toplam talep, D = 60 + 7N olsun: 60 birimlik bir kısım gelirden bağımsız, geri kalanı istihdam ve gelirle artıyor.

Efektif talep, iki fonksiyonun kesiştiği noktadadır: 10N = 60 + 7N, yani 3N = 60 ve N = 20 milyon. Bu istihdamda toplam hasıla 200 birimdir. Ülkede çalışmak isteyen 25 milyon kişi varsa, 5 milyon kişi, çalışmaya istekli olduğu hâlde iş bulamaz. Bu işsizlik, ücretlerin yüksekliğinden değil, efektif talebin yetersizliğinden kaynaklanır.

Klasik görüş, Say yasasıyla, talebin her istihdam düzeyinde arza eşit olacağını varsayar; yani D her zaman Z'ye eşittir ve istihdamı yalnızca emek piyasası belirler. Keynes'in modelinde ise talep fonksiyonunun eğimi 1'den küçüktür: istihdam ve gelir arttıkça harcama da artar, ama gelirdeki artış kadar değil. Bu yüzden talebin arzı karşıladığı tek bir istihdam düzeyi vardır ve bu düzeyin tam istihdamla örtüşmesi için hiçbir neden yoktur. Sayılar varsayımdır.

Çözümlü örnek — Say yasası ve paranın elde tutulması

Say yasasının mantığını bir örnekle görelim. Bir ekonomide bir dönemde 100 birimlik mal üretiliyor ve üretim sırasında ücret, kira ve kâr olarak 100 birimlik gelir dağıtılıyor. Gelirin tamamı mal satın almak ya da yatırım yapmak için harcanırsa, üretilen mallar satılır ve talep yetersizliği ortaya çıkmaz.

Şimdi gelir sahiplerinin, geleceğe dair belirsizlik yüzünden, gelirlerinin 10 birimini harcamak ya da yatırıma dönüştürmek yerine para olarak elde tutmak istediğini varsayalım. Bu durumda mallara yönelik harcama 90 birime iner; 10 birimlik mal satılamaz. Firmalar stoklarının biriktiğini görür ve bir sonraki dönemde üretimi ve istihdamı azaltır.

Klasik iktisatçılar, tasarrufun faiz oranı aracılığıyla yatırıma dönüşeceğini, faizin düşerek tasarruf ile yatırımı eşitleyeceğini savunuyordu. Keynes'e göre ise insanlar parayı yalnızca harcamak için değil, belirsizliğe karşı bir güvence olarak da tutar; önceki derslerde gördüğümüz likidite tercihi budur. Faiz, tasarrufla yatırımı eşitleyen bir fiyat değil, parayı elden çıkarmanın bedelidir. Belirsizlik arttığında insanlar daha çok para tutmak ister ve bu, faiz düşmeden, hatta yükselerek, talebin daralmasına yol açabilir. Rakamlar yalnızca mekanizmayı göstermek için seçildi.

Çözümlü örnek — Tasarruf paradoksu

Basit bir ekonomide haneler gelirlerinin 0,8'ini tüketip 0,2'sini tasarruf ediyor; firmaların yatırımı 40 birimde sabit. Gelir, tüketim ile yatırımın toplamına eşittir: Y = 0,8Y + 40. Buradan 0,2Y = 40 ve Y = 200 birim bulunur. Tasarruf 0,2 × 200 = 40 birimdir ve yatırıma eşittir.

Şimdi haneler, gelecekten kaygı duydukları için, gelirlerinin 0,75'ini tüketip 0,25'ini tasarruf etmeye karar versin. Yatırım hâlâ 40 birim. Yeni denge 0,25Y = 40, yani Y = 160 birimdir. Gelir 40 birim, yani yüzde 20 düşmüştür. Tasarruf ise 0,25 × 160 = 40 birimdir; öncekiyle aynıdır.

Haneler daha çok tasarruf etmeye çalıştı, ama toplam tasarruf artmadı; yalnızca gelir düştü. Yatırım, düşen satışlar yüzünden firmaların iyimserliğini yitirmesiyle, diyelim 40'tan 35 birime inerse, yeni gelir 0,25Y = 35'ten Y = 140, tasarruf da 0,25 × 140 = 35 birim olur; toplam tasarruf azalmıştır. Tasarruf paradoksu, bir hane için akıllıca olan davranışın, herkes aynı anda uyguladığında herkesi daha yoksul bırakabileceğini gösterir. Bu mantık, 2008 krizinden sonra bazı ülkelerde uygulanan sıkı bütçe politikalarına dair tartışmalarda da yeniden gündeme geldi. Sayılar varsayımdır.

Çözümlü örnek — Sermayenin marjinal etkinliği ve beklentiler

Bir firma 1.000 liralık bir makine almayı düşünüyor. Makine dört yıl çalışacak ve her yıl 300 lira net getiri sağlaması bekleniyor. Makinenin marjinal etkinliği, dört yıllık 300 liralık getirilerin bugünkü değerini 1.000 liraya eşitleyen orandır. Deneme yanılmayla hesaplandığında bu oran yaklaşık yüzde 7,7'dir. Faiz yüzde 5 ise, makinenin getirisi borçlanmanın maliyetinden yüksektir ve firma yatırım yapar.

Şimdi firmanın geleceğe dair beklentileri kötüleşsin; makinenin yıllık getirisinin 300 lira değil 270 lira olacağını düşünsün. Getiri yalnızca yüzde 10 azalmıştır. Ama yeni marjinal etkinlik yaklaşık yüzde 3,2'ye iner; faiz yüzde 5'te kaldıkça firma artık yatırım yapmaz.

Bu örnek, Keynes'in yatırımın neden bu kadar oynak olduğuna dair açıklamasını gösterir. Beklentilerdeki küçük bir değişim, yatırımın getirisini büyük ölçüde değiştirebilir ve bu, bir anda birçok yatırımın ertelenmesine yol açabilir. Beklentiler ise, hayvani güdüler kavramının vurguladığı gibi, hesaplanabilir olasılıklardan çok iyimserlik ve kötümserlik dalgalarına bağlıdır. Faizleri düşürmek, beklentiler çok kötümserse yatırımı canlandırmaya yetmeyebilir: bu örnekte faizin yüzde 3'ün altına inmesi gerekir. Sayılar varsayımdır.

Çözümlü örnek — Kamu yatırımı ve çarpan

Keynes, 1930'larda işsizliğe karşı kamu yatırımlarını, örneğin yol, konut ve liman yapımını, savundu. Bunun mantığını önceki derslerde gördüğümüz harcama çarpanıyla kuralım. Haneler ek gelirlerinin 0,8'ini tüketiyor ve ekonomi dışa kapalı olsun. Devlet 10 birimlik bir kamu yatırımı yapsın. İnşaat işçilerinin kazandığı 10 birimin 8'i harcanır; bu harcama başka işçilerin geliri olur ve onların 6,4'ü harcanır; zincir böyle sürer. Toplam gelir artışı 10 ÷ (1 − 0,8) = 50 birimdir; çarpan 5'tir.

Şimdi ekonomi dışa açık olsun ve hanelerin ek gelirlerinin 0,2'si ithal mallara gitsin; yurt içine harcanan kısım 0,6'ya iner. Çarpan 1 ÷ (1 − 0,6) = 2,5'e düşer; aynı yatırım gelirleri 25 birim artırır. İthalat, harcamanın bir kısmını yurt dışına sızdırır.

Keynes'in kendi döneminde çarpanın büyüklüğü de tartışmalıydı: kamu harcamasının özel yatırımı dışlayıp dışlamayacağı, faizlerin yükselip yükselmeyeceği ve işletmelerin güveninin artıp azalacağı, çarpanı belirleyen etkenlerdi. Önceki kursta gördüğümüz Barro ile Redlick'in savunma harcaması tahminleri gibi modern çalışmalar, çarpanın ekonomideki atıl kaynaklara ve para politikasının tutumuna bağlı olarak birden küçük ya da büyük çıkabildiğini gösterir. Keynes'in savı, çarpanın her zaman büyük olduğu değil, talebin çok yetersiz olduğu dönemlerde kamu harcamasının atıl kaynakları harekete geçirebileceğiydi. Sayılar varsayımdır.

Çözümlü örnek — Ücret kesintisi işsizliği giderir mi?

Klasik reçete, işsizliğin ücretlerin düşmesiyle giderileceğiydi. Keynes'in itirazını basit bir örnekle görelim. Bir ekonomide bütün firmalar nominal ücretleri yüzde 10 düşürsün. Tek bir firma açısından bu, maliyetlerin düşmesi ve daha çok işçi çalıştırabilmesi demektir.

Ama ücretler bütün ekonomide düştüğünde, işçilerin geliri de yüzde 10 düşer ve harcamaları azalır. Firmalar, maliyetleri düştüğü için fiyatlarını da, diyelim yüzde 10, indirir. Reel ücret, yani ücretin fiyatlara oranı, değişmez: 0,9 ÷ 0,9 = 1. Reel talep de değişmez ve istihdam artmaz.

Üstelik fiyatların düşmesi, önceki kursta 1929 Büyük Buhranı dersinde gördüğümüz borç deflasyonunu tetikleyebilir: borçların nominal tutarı aynı kalırken fiyatlar ve gelirler düştüğü için borçların reel yükü artar. Keynes'e göre ücret kesintisi, işsizliği gidermek şöyle dursun, talebi daha da daraltabilirdi. Talep yetersizliğinden kaynaklanan işsizliğin çaresi, ücretleri düşürmek değil, efektif talebi artırmaktı. Sayılar varsayımdır ve Keynes'in kendisi de ücret kesintisinin faizler ve beklentiler üzerinden dolaylı etkileri olabileceğini tartışmıştır.

Çözümlü örnek — Güzellik yarışmasının kaçıncı derecesi?

Keynes'in güzellik yarışması benzetmesini sayılarla bir oyuna çevirelim. Her katılımcı 0 ile 100 arasında bir sayı yazıyor; ödül, yazılan sayıların ortalamasının üçte ikisine en yakın sayıyı yazana veriliyor. Katılımcıların hiç düşünmeden rastgele sayı yazdığını varsayan biri, ortalamanın 50 olacağını düşünür ve 50'nin üçte ikisini, yaklaşık 33'ü yazar. Bu, birinci derece akıl yürütmedir.

İkinci derecede biri, öbürlerinin de böyle düşünüp 33 yazacağını tahmin eder ve 33'ün üçte ikisini, yaklaşık 22'yi yazar. Üçüncü derecede 22'nin üçte ikisi, yaklaşık 15 yazılır. Keynes'in sözleriyle, zekâmızı ortalama görüşün ortalama görüşten ne bekleyeceğini tahmin etmeye ayırdığımız üçüncü dereceye ulaşmışızdır; Keynes, dördüncü, beşinci ve daha yüksek dereceleri uygulayanlar da olduğunu yazmıştı. Bu akıl yürütme sonsuza kadar sürdürülürse sayı sıfıra yaklaşır.

Ama sıfır yazan biri, öbürlerinin o kadar ileri düşünmediği bir yarışmada kaybeder. Kazanmak için doğru akıl yürütmeyi değil, öbür katılımcıların kaçıncı derecede durduğunu tahmin etmek gerekir. Keynes'e göre borsa fiyatları da, şirketlerin gerçek uzun vadeli değerinden çok, yatırımcıların birbirlerinin ne düşüneceğine dair tahminlerinden etkilenir. Chambers ile Dimson'un bulgusu, Keynes'in bu oyunun dışına çıkıp uzun vadeli değere odaklandığında daha başarılı olduğunu gösterir. Sayılar bir oyun örneğidir.

Çözümlü örnek — Keynes'in yatırım kaydını birikimli okumak

Chambers ile Dimson'un verdiği ortalamaları yirmi dört yıla yayalım. Yılda yüzde 15,97 getiri, 24 yılda 1,1597'nin 24'üncü kuvveti, yaklaşık 35 kat demektir. Yılda yüzde 10,37 getiri ise 1,1037'nin 24'üncü kuvveti, yaklaşık 10,7 kat demektir. Keynes'in portföyü, piyasa endeksine göre yaklaşık 3,3 kat daha fazla büyümüş görünür.

Bu hesabın bir sınırı vardır. Yazarların verdiği oranlar yıllık getirilerin aritmetik ortalamalarıdır; dalgalanan getiriler bileşik olarak hesaplandığında, aritmetik ortalamadan daha düşük bir gerçek büyüme hızı verir. Keynes'in portföyü piyasadan daha dalgalı olduğu için, bu fark onun için daha büyüktür. Gerçek birikimli fark, bu kaba hesabın gösterdiğinden küçüktür.

Hesabın ikinci bir dersi, başarının zamana yayılışıdır. 1930 mali yılının sonunda Keynes, yazarlara göre, eşit ağırlıklı endeksin başlangıçtan bu yana birikimli olarak yüzde 12,6 gerisindeydi. Bu noktada yatırım yaklaşımını değiştirmeseydi, uzun dönem performansı çok farklı olabilirdi. Bir iktisatçının kuramı ile pratiği arasındaki bu ilişki, Keynes'in kendi yazdığı gibi, fikirlerin zamanla ve deneyimle değiştiğini gösterir.

Modelin sınırları

Bu dersteki modeller, Genel Teori'nin zengin ve çoğu zaman muğlak içeriğini birkaç basit denkleme indiriyor. Samuelson'un da vurguladığı gibi, Keynes'in kitabı farklı okumalara açıktır ve bu basit modeller, kitabın özellikle belirsizlik, beklentiler ve para üzerine söylediklerinin önemli bir kısmını dışarıda bırakır. Sonraki derslerde göreceğimiz neoklasik sentez, Keynes'i bu tür basit denklemlere indirgemekle, Post-Keynesyenler ise onun belirsizlik vurgusunu göz ardı etmekle eleştirilecektir.

Modeller ayrıca kapalı bir ekonomiyi, sabit fiyatları ve basit tüketim ilişkilerini varsayıyor. Keynes'in çağdaşı ve sonraki eleştirmenleri, ücretlerin ve fiyatların esnekliğinin, beklentilerin nasıl oluştuğunun ve dış ticaretin, bu sonuçları nasıl değiştirebileceğini tartıştı. Keynes'in yatırım kaydına dair hesap da tek bir kolej vakfına ve belirli bir döneme dayanır; bir kişinin yatırım başarısından onun kuramının doğruluğuna dair bir sonuç çıkarmak mümkün değildir. Son olarak, bu dersteki kavramların çoğu Keynes'ten önce de tartışılmıştı: talep yetersizliği fikrinin izleri Malthus'ta, tasarruf paradoksunun izleri ise daha eski yazarlarda bulunabilir. Keynes'in katkısı, bu dağınık fikirleri istihdamı açıklayan tutarlı bir kuramda birleştirmesiydi.

Uygulama

Özet kartı

  1. Keynes, 1 Ocak 1935'te Bernard Shaw'a, dünyanın iktisadi sorunları düşünme biçimini on yıl içinde büyük ölçüde değiştirecek bir kitap yazdığını yazdı; İstihdam, Faiz ve Paranın Genel Teorisi Şubat 1936'da yayımlandı.
  2. Keynes'e göre klasik iktisat, arzın kendi talebini yarattığını söyleyen Say yasasına dayanıyordu ve yalnızca tam istihdam gibi özel bir durumu açıklayabiliyordu. İstihdamı efektif talep belirler; talep yetersizse ekonomi gönülsüz işsizlikle dengede kalabilir.
  3. Tasarruf paradoksu, herkesin aynı anda tasarruf etmeye çalışmasının geliri düşürüp toplam tasarrufu artırmayabileceğini; sermayenin marjinal etkinliği ve hayvani güdüler, yatırımın beklentilere bağlı olarak neden bu kadar oynak olduğunu açıklar.
  4. Samuelson'a göre Genel Teori 35 yaşın altındaki iktisatçıların çoğunu hızla etkiledi, 50 yaşın üstündekiler ise bağışık kaldı; Samuelson kitabı karanlık ve kötü yazılmış, ama bir dehâ eseri olarak gördü.
  5. Chambers ile Dimson'a göre Keynes'in yönettiği kolej portföyü 1922–1946'da yılda ortalama yüzde 15,97, piyasa endeksi yüzde 10,37 getirdi; Keynes, genel piyasa tahminlerinden şirket seçimine geçtikten sonra başarılı oldu.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
Say yasasıSay's lawArzın kendi talebini yarattığını, genel talep yetersizliği olamayacağını söyleyen önerme
Efektif talepEffective demandBeklenen toplam hasılanın toplam arz fiyatıyla kesiştiği noktadaki talep
Gönülsüz işsizlikInvoluntary unemploymentÇalışmaya istekli olduğu hâlde talep yetersizliği yüzünden iş bulamama
Tasarruf paradoksuParadox of thriftHerkesin daha çok tasarruf etmeye çalışmasının geliri düşürmesi
Sermayenin marjinal etkinliğiMarginal efficiency of capitalBir sermaye malının beklenen getirilerini fiyatına eşitleyen iskonto oranı
Hayvani güdülerAnimal spiritsHesaptan çok kendiliğinden iyimserliğe dayanan eyleme geçme dürtüsü

Kendini sına

  1. (Çıktı 1) Say yasası nedir? Keynes bu yasaya neden karşı çıktı ve onun yerine istihdamı neyin belirlediğini savundu?
  2. (Çıktı 2) Keynes'e göre bir ekonomi neden uzun süre yüksek işsizlikle dengede kalabilir? Ücretlerin düşmesi neden bu işsizliği gidermeyebilir?
  3. (Çıktı 3) Toplam arz fiyatı Z = 12N, toplam talep D = 80 + 8N olsun (N milyon kişi). Efektif talebe karşılık gelen istihdam düzeyini bul. Çalışmak isteyen 25 milyon kişi varsa gönülsüz işsizlik ne kadardır?
  4. (Çıktı 3) Haneler gelirlerinin 0,9'unu tüketiyor ve yatırım 30 birim. Denge geliri ve tasarruf nedir? Tüketim eğilimi 0,85'e inerse ve yatırım değişmezse gelir ve tasarruf ne olur?
  5. (Çıktı 3) 2.000 liralık bir makine iki yıl boyunca her yıl 1.100 lira getiri sağlayacak. Faiz yüzde 5 ise, getirilerin bugünkü değeri makinenin fiyatından yüksek midir? Yıllık getiri 1.050 liraya inerse ne olur?
  6. (Çıktı 4) Bir yorumcu, «Keynes'in fikirleri eskidi; bugünün ekonomilerinde talep yetersizliği diye bir sorun yok, asıl sorun arz tarafında» diyor. Bu dersteki kavramlardan ve Keynes devriminin mirasından yararlanarak bu yargının nerede isabetli, nerede eksik kaldığını göster.

Cevaplar

  1. Say yasası, arzın kendi talebini yarattığını, yani üretimin onu satın almaya yetecek geliri de yarattığı için bir ekonomide genel bir talep yetersizliği olamayacağını söyler. Keynes'e göre bu varsayım, toplam talebin istihdamı belirleyebileceği ihtimalini baştan dışlıyordu; insanlar gelirlerinin bir kısmını harcamayıp para olarak tutabilir ve yatırım beklentilere bağlı olarak dalgalanabilirdi. Keynes'e göre istihdamı efektif talep, yani firmaların satmayı bekledikleri toplam hasılanın toplam arz fiyatıyla kesiştiği nokta belirler; bu noktanın tam istihdamla örtüşmesi için bir neden yoktur.
  2. Keynes'e göre toplam talep, yani tüketim ve yatırım, tam istihdamı sağlayacak düzeyin altında kalabilir; firmalar satamayacakları malı üretmek için işçi çalıştırmaz ve ekonomi yüksek işsizlikle dengede kalır. Ücretlerin düşmesi bu işsizliği gidermeyebilir, çünkü bütün ekonomide ücretler düştüğünde işçilerin gelirleri ve harcamaları da düşer; firmalar fiyatları indirir, reel ücret ve reel talep değişmeyebilir. Üstelik fiyatların düşmesi borçların reel yükünü artırarak talebi daha da daraltabilir.
  3. 12N = 80 + 8N, yani 4N = 80 ve N = 20 milyon kişi. Çalışmak isteyen 25 milyon kişi varsa, gönülsüz işsizlik 25 − 20 = 5 milyon kişidir.
  4. Y = 0,9Y + 30'dan 0,1Y = 30 ve Y = 300 birim; tasarruf 0,1 × 300 = 30 birimdir. Tüketim eğilimi 0,85'e inerse 0,15Y = 30 ve Y = 200 birim; tasarruf 0,15 × 200 = 30 birimdir. Gelir 100 birim düşer, toplam tasarruf değişmez; tasarruf paradoksunun bir örneğidir.
  5. Getirilerin bugünkü değeri 1.100 ÷ 1,05 + 1.100 ÷ 1,05² ≈ 1.047,6 + 997,7 ≈ 2.045 liradır; makinenin fiyatından yüksektir, yatırım kârlıdır. Getiri 1.050 liraya inerse bugünkü değer 1.050 ÷ 1,05 + 1.050 ÷ 1,05² = 1.000 + 952,4 ≈ 1.952 liraya iner; makinenin fiyatının altına düşer ve yatırım kârlı olmaz. Getirideki yaklaşık yüzde 4,5'lik bir düşüş, yatırım kararını tersine çevirir.
  6. Yargının savunulabilir yanı, bazı dönemlerde, örneğin salgın sonrası enflasyonda ve 1970'lerin stagflasyonunda, ekonomilerin asıl sorununun arz tarafındaki kısıtlar olmasıdır; bu dönemlerde talebi artırmak enflasyonu körükleyebilir. Keynes'in kendisi de tam istihdama yakın bir savaş ekonomisinde fazla talebi emmeyi önermişti. Eksik yanı ise, talep yetersizliğinin hâlâ zaman zaman ortaya çıkmasıdır: 2008 krizinde ve salgının ilk aylarında hanelerin ve firmaların harcamaları birden çöktü ve hükümetlerin talebi desteklemek için attığı adımlar Keynes'in fikirlerinden beslendi. Keynes devriminin mirası, belirli bir politikadan çok, toplam talebin istihdamı belirleyebileceği fikridir; bu fikir, sorunun arzdan mı talepten mi kaynaklandığını ayırt etmeyi gerektirir. «Eskidi» demek, bu ayrımı tek yönlü bir cevaba indirger.

İleri okuma

  • John Maynard Keynes (1936). The General Theory of Employment, Interest and Money. Macmillan. Keynes devriminin temel metni; özellikle 2., 3., 12. ve 24. bölümler.
  • Paul A. Samuelson (1946). «Lord Keynes and the General Theory». Econometrica 14(3). Keynes devriminin bir tanığının değerlendirmesi.
  • David Chambers, Elroy Dimson (2013). «Retrospectives: John Maynard Keynes, Investment Innovator». Journal of Economic Perspectives 27(3). Keynes'in yatırımcı olarak kaydı.
  • Robert Skidelsky (2003). John Maynard Keynes 1883–1946: Economist, Philosopher, Statesman. Macmillan. Keynes'in kapsamlı biyografisi.

Sonraki derse köprü

Keynes'in Genel Teori'yi yazdığı yıllarda, Londra'da onun en sert rakiplerinden biri çalışıyordu: Avusturyalı iktisatçı Friedrich Hayek. İki iktisatçı, Büyük Buhran'ın nedenleri konusunda neredeyse tam tersi görüşleri savunuyordu. Sıradaki ders, Hayek'i ve Avusturya okulunu ele alıyor. Hayek'e göre bunalımın kökü, talebin yetersizliğinde değil, önceki patlama döneminde ucuz kredinin yol açtığı yanlış yatırımlarda mıydı? Fiyatların, dağınık bilgiyi bir araya getiren bir işaret sistemi olarak rolü, merkezî planlamaya ve devletin ekonomiye müdahalesine karşı nasıl bir argümana dönüştü?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • Açılış: 1930'ların başında Londra'da ve New York'ta iş kuyrukları; yanında bir iktisat ders kitabında «ücretler düşer, istihdam artar» yazan bir sayfa.
  • Hikâye: 1935 tarihli bir mektup; üzerinde bir adres: George Bernard Shaw. Ardından 1936'da yayımlanan bir kitabın kapağı. Öklid geometrisinde iki paralel doğru, yavaş yavaş birbirine yaklaşıp kesişir.
  • Kavram: bir toplam talep eğrisi ile bir toplam arz eğrisi; kesişme noktası tam istihdam çizgisinin solunda kalır ve aradaki boşlukta işsiz insan figürleri belirir.
  • Veri ve kanıt: yaşlarına göre gruplanmış iktisatçı figürleri; gençler kitaba koşar, yaşlılar yerinde kalır. Ardından Cambridge'de bir kolej binası ve iki yatırım çizgisi: 1930'a kadar geride kalan, sonra öne geçen bir çizgi.
  • Model: bir gazetede yüz fotoğraf; okurlar kendi beğendiklerini değil, başkalarının seçeceğini tahmin ettikleri yüzleri işaretler.
  • Neden önemli: bir zaman çizgisi üzerinde Keynes'ten sonraki okulların adları sırayla belirir.

Seslendirme, Keynes'i ne bir kahraman ne de bir kötü adam olarak anlatır. Onun fikirlerini, dönemin koşulları, klasik iktisatla tartışması ve sonraki eleştirilerle birlikte dengeli biçimde sunar. Doğrudan alıntılar yalnızca kaynaklarda doğrulanmış cümlelerden yapılır.

Kısa kesit

Dikey, elli saniyelik. Seslendirme: «1935'in ilk günü Keynes bir mektup yazdı: dünyanın ekonomiyi düşünme biçimini değiştirecek bir kitap üzerinde çalıştığını söyledi.» Ekranda bir mektup ve bir kitap kapağı. «Bir yıl sonra kitap çıktı ve iktisat bir daha eskisi gibi olmadı.» Kapanış: «Keynes neye karşı çıktı? Derste.»