Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Jordà, Singh ve Taylor, on dördüncü yüzyıldan bu yana yüz binden fazla kişinin öldüğü on dokuz salgını incelediler: salgınlardan sonra doğal faiz onlarca yıl düştü ve yaklaşık yirmi yıl sonra en düşük noktasına ulaştı; savaşlardan sonra ise faizler onlarca yıl yüksek kaldı.
- Fark, neyin yıkıldığıyla açıklanır: savaşlar sermayeyi yıkar ve faizleri yükseltir; salgınlar emeği kıtlaştırır, ücretleri yükseltir ve faizleri düşürür. Kara Ölüm İngiltere'de emek arzını yüzde 25–40 azaltmış ve reel ücretleri kabaca iki katına çıkarmıştı.
- Covid-19, tam zamanında üretime dayanan küresel tedarik zincirlerinin kırılganlığını ortaya çıkardı; darboğazlar fiyat artışlarına katkıda bulundu ve dayanıklılık, yakına taşıma ve dostlara taşıma tartışmalarını hızlandırdı.
- IMF'ye göre ticaretteki parçalanmanın küresel üretime maliyeti, senaryoya göre milli gelirin yüzde 0,2'si ile yüzde 7'si arasında değişebilir; teknolojik kopuşla bazı ülkelerde yüzde 8–12'ye ulaşabilir.
- Salgın sonrası dünya, bu kursun izlediği temaları, yani nüfus ile ücretler, küreselleşmenin dalgaları ve krizlere verilen politika tepkilerini yeniden gündeme getirdi; küreselleşmenin geri dönebilirliği tarihsel bir deneyimdir.
Öğrenme çıktıları
- Hatırlama — Tedarik zinciri darboğazını, tam zamanında üretimi, K biçimli toparlanmayı, jeoekonomik parçalanmayı, dostlara taşımayı ve ekonomik dayanıklılığı tanımlar.
- Anlama — Salgınların ekonomik izinin savaşlarınkinden neden farklı olduğunu ve Covid-19 sonrasında dünya ekonomisinde hangi yapısal tartışmaların başladığını açıklar.
- Uygulama — Emeği ve sermayeyi farklı biçimde vuran şokların faize ve ücretlere etkisini, tedarik zincirinde aksama olasılığını ve faiz–büyüme farkının borç oranına etkisini hesaplar.
- Değerlendirme — Jordà, Singh ve Taylor'ın yüzyıllara yayılan bulgularını ve IMF'nin parçalanma tahminlerini kullanarak salgın sonrası dünya ekonomisine dair iddiaları tartar ve bu kursun tarihsel derslerini bugünle ilişkilendirir.
Sezgi
Açılış
Bu kurs, on dördüncü yüzyılda Avrupa nüfusunu kırıp geçiren Kara Ölüm'le, Malthusçu dünyanın ücretleri nasıl değiştirdiğini anlatarak başlamıştı. Yedi yüz yıl sonra, 2020'nin başında, dünya yeniden bir salgınla karşılaştı. Bu kez ölüm oranları Kara Ölüm'le kıyaslanamayacak kadar düşüktü; ama ekonomik şok, dünya ekonomisinin hiç yaşamadığı bir biçimde geldi: hükümetler, virüsün yayılmasını yavaşlatmak için dükkânları, okulları, fabrikaları ve sınırları bilerek ve aynı anda kapattı.
Covid-19 şokunun kısa dönemli seyrini, üretimdeki ani düşüşü, destek paketlerini ve ardından gelen enflasyonu önceki derslerde gördük. Bu dersin sorusu daha uzun erimli: salgınlar ekonomilerde nasıl bir iz bırakır ve Covid-19 dünya ekonomisinin yapısında neyi değiştirdi? Bu sorulara cevap ararken, kursun başından beri izlediğimiz temalara, yani nüfus ile ücretler arasındaki ilişkiye, küreselleşmenin dalgalarına ve krizlerin politika tepkilerine, bir kez daha döneceğiz.
Üç soruyu izleyeceğiz. Tarihteki büyük salgınlar faizleri ve ücretleri nasıl etkiledi ve bu etki savaşlarınkinden neden farklıydı? Salgın, küresel tedarik zincirlerinin hangi kırılganlıklarını ortaya çıkardı? Ve salgın sonrası dünyada küreselleşmenin geleceğine dair tartışma hangi yöne gidiyor?
Hikâye — Yedi yüzyılın faizleri
Nisan 2020'de, dünya ekonomisinin büyük kısmı kapanmışken, Òscar Jordà, Sanjay Singh ve Alan Taylor bir soru sordu: salgının orta ve uzun vadeli ekonomik etkileri ne olacaktı? Yazarlara göre ilk içgüdü, yirminci yüzyılın bol kanıt sunduğu doğal afetlerin ve savaşların deneyimine bakmaktı. Onlar bu içgüdünün yanlış olduğunu savundu. Salgınlar, savaşlardan farklı bir tür felaketti.
Bu farkı görmek için yazarlar, on dördüncü yüzyıla uzanan varlık getirisi verilerini ve yüz binden fazla insanın öldüğü on dokuz büyük salgını inceledi: 1331–1353 Kara Ölüm'ünden, on yedinci yüzyıldaki Napoli vebasına, on dokuzuncu yüzyılın kolera salgınlarına, 1918–1920 İspanyol gribine ve 1957 ile 1968'deki grip salgınlarına kadar. Her salgının ardından, kırk yıl boyunca faizlerin ve ücretlerin nasıl değiştiğini, savaşların ardından yaşananlarla karşılaştırdılar.
Sonuç çarpıcıydı. Salgınların ardından, doğal faiz, yani ekonominin ne ısındığı ne de soğuduğu düzeydeki reel faiz, yıllarca düşmeye devam etti; en düşük noktasına yaklaşık yirmi yıl sonra ulaştı ve salgın olmasaydı olacağından yaklaşık 1,5 puan aşağıda kaldı. Ancak kırk yıl sonra eski yoluna döndü. Savaşların ardından ise tersi oldu: faizler otuz ila kırk yıl boyunca yüksek kaldı. İngiltere'de reel ücretler salgınların ardından yükseldi; savaşların ardından ise belirgin bir artış görülmedi.
Yazarlar bu farkı basit bir mantıkla açıkladı. Savaşlar sermayeyi, yani fabrikaları, köprüleri ve evleri yıkar; savaştan sonra kıtlaşan sermayenin getirisi, yani faiz, yükselir. Salgınlar ise sermayeyi yıkmaz, insanları öldürür; emek, sermayeye göre kıtlaşır. Kıtlaşan emeğin karşılığı, yani ücret, yükselir; bol kalan sermayenin getirisi düşer. Salgın ayrıca insanları daha temkinli yapıp daha çok tasarruf etmeye yöneltebilir; bu da faizleri aşağı çeker. Yazarların hatırlattığı gibi, Kara Ölüm İngiltere'de emek arzını yüzde 25 ile 40 arasında azaltmış, reel ücretleri kabaca iki katına çıkarmış ve topraktan elde edilen getiriyi yaklaşık yüzde 8'den yüzde 5'e düşürmüştü. Bu kursun ilk dersinde gördüğümüz Malthusçu dünyanın mantığı, yedi yüzyıllık bir veri setinde yeniden ortaya çıkıyordu.
Covid-19, bu tarihsel salgınlardan önemli bir bakımdan farklıydı: ölümler ağırlıklı olarak çalışma çağının üstündeki yaşlarda yoğunlaştı ve işgücüne oranla Kara Ölüm'le kıyaslanamayacak kadar küçüktü. Yazarlar da bunun farkındaydı. Ama çalışmaları, bir felaketin ekonomik izini anlamak için önce neyi yıktığına bakmak gerektiğini gösteren güçlü bir hatırlatmaydı.
Kavram
Salgının ilk aylarında dünyanın öğrendiği ilk kavram şuydu.
Darboğazların bu kadar etkili olmasının bir nedeni, üretimin örgütlenme biçimiydi.
Salgının yükü toplumda eşit dağılmadı.
Salgın sonrası dönemde, küreselleşmenin geleceğine dair tartışma yeni bir kavram etrafında yoğunlaştı.
Parçalanmanın somut politika biçimlerinden biri şudur.
Tartışmanın merkezindeki değer, verimlilik ile birlikte anılan bir başka kavramdır.
Veri ve kanıt
Bu bulgu, önceki derslerde ayrı ayrı gördüğümüz iki olguyu birleştirir. Kara Ölüm'ün ardından İngiltere'de ücretlerin yükselmesi, Malthusçu dünyanın ilk dersiydi; savaşlardan sonra faizlerin yükselmesi ve kamu borçlarının ağırlaşması, savaş ekonomileri dersinin konusuydu. Jordà ile arkadaşları, bu iki olgunun aynı temel mantığın, yani hangi üretim faktörünün kıtlaştığının iki yüzü olduğunu gösterdi. Covid-19'a uygulanırken dikkatli olmak gerekir: ölüm oranı ve yaş dağılımı, tarihsel salgınlardan çok farklıydı. Ama salgın sonrası dönemde bazı ülkelerde işgücüne katılımın düşmesi, erken emeklilikler ve göçün yavaşlaması, emek piyasalarını sıkılaştırarak ücret baskısı yarattı; faizlerin uzun dönemli seyrine dair tartışma ise, salgının ardından gelen enflasyon ve politika faizi artışlarıyla birlikte hâlâ sürüyor.
Bu tahminlerin geniş aralığı, belirsizliğin kendisini gösterir. Parçalanma sınırlı kalır ve firmalar tedarik zincirlerini kolayca yeniden kurabilirse, maliyet küçüktür; dünya birbirinden kopuk bloklara bölünür ve teknoloji akışı durursa, maliyet büyüktür. Bu kursun birinci küreselleşme dalgası dersi, bu tartışmaya tarihsel bir perspektif sunar: yüzyıl önce de teknoloji dünyayı birleştirmiş, siyasal gerilimler ve savaşlar onu yeniden bölmüştü. İki savaş arasında ticaret maliyetlerindeki artış, dünya ticaretini çökertmişti. Küreselleşmenin geri dönebilirliği, soyut bir olasılık değil, tarihsel bir deneyimdir.
Yaygın yanlış«Salgınların ekonomik etkisi, savaşlarınkine benzer; ikisi de ekonomiyi yıkar, sonra toparlanma gelir.»
Jordà, Singh ve Taylor'a göre salgınlar ve savaşlar uzun dönemde tam ters izler bırakır. Savaşlar sermayeyi yıkar ve faizleri onlarca yıl yükseltir; salgınlar insanları öldürür, emeği kıtlaştırır, ücretleri yükseltir ve faizleri onlarca yıl düşürür. İki felaketin ekonomik sonucu, neyi yok ettiklerine bağlıdır.
Yaygın yanlış«Salgın küreselleşmeyi bitirdi; ülkeler artık bütün üretimi yurt içine taşıyacak.»
Salgın, tedarik zincirlerinin kırılganlığını ortaya çıkardı ve dayanıklılık, yakına taşıma ve dostlara taşıma tartışmalarını hızlandırdı. Ama küresel ticaret salgından sonra hızla toparlandı ve üretimin tamamen yurt içine taşınması hem çok maliyetli hem de çoğu ürün için uygulanamaz. IMF'nin tahminlerine göre parçalanmanın maliyeti, sınırlı bir senaryoda küçük, şiddetli bir senaryoda ise büyüktür; sonuç, politika tercihlerine bağlıdır.
Neden önemli?
Covid-19 ve sonrası, bu kursun izlediği bütün temaların bugüne uzanan bir kesişim noktasıdır. Salgın, nüfus ile ekonomi arasındaki ilişkiyi yeniden gündeme getirdi; politika tepkisi, 1930'lardan ve 2008'den çıkarılan derslerle şekillendi; ardından gelen enflasyon, 1970'lerin anılarını canlandırdı; tedarik zinciri sorunları ve jeopolitik gerilimler ise küreselleşmenin geleceği sorusunu, yüzyıl önceki birinci küreselleşme dalgasının akıbetini hatırlatarak yeniden açtı. Dünya ekonomik tarihini incelemenin değeri tam buradadır: bugünün soruları yeni görünse de, çoğunun geçmişte bir karşılığı vardır.
Türkiye için salgın sonrası dönem hem risk hem fırsat getirdi. Önceki derslerde gördüğümüz gibi Türkiye 2020'de büyümeyi sürdürdü ve 2021'de hızlı bir toparlanma yaşadı; ardından yüksek enflasyon dönemine girdi. Avrupa'ya yakınlığı, sanayi altyapısı ve gümrük birliği bağı, Türkiye'yi Avrupalı firmaların yakına taşıma arayışlarında olası bir adres yaptı. Bu fırsatın ne ölçüde değerlendirilebileceği, makroekonomik istikrara, hukukun üstünlüğüne ve verimlilik artışına bağlıdır.
Model
Çözümlü örnek — Savaş ve salgın: hangi faktör kıtlaşıyor?
Jordà ve arkadaşlarının mantığını basit bir üretim fonksiyonuyla kuralım. Hasıla sermaye ve emekle üretiliyor; sermayenin hasıladaki payı yüzde 30, emeğin payı yüzde 70. Bu yapıda sermayenin getirisi, yani faiz, emeğin sermayeye oranının 0,7'nci kuvvetiyle; ücret ise sermayenin emeğe oranının 0,3'üncü kuvvetiyle orantılıdır.
Bir savaş sermaye stokunu yüzde 20 yıksın, emek değişmesin. Sermaye 0,8'e iner. Emeğin sermayeye oranı beşte bir büyüyüp 1,25 katına çıktığı için faiz, 1,25'in 0,7'nci kuvveti kadar, yaklaşık 1,169 kat artar: yüzde 17 yükselir. Ücret, sermayenin emeğe oranı 0,8'e indiği için, 0,8'in 0,3'üncü kuvveti kadar, yaklaşık 0,935 kat olur: yüzde 6,5 düşer.
Bir salgın ise emeği yüzde 20 azaltsın, sermaye değişmesin. Emek 0,8'e iner. Faiz, 0,8'in 0,7'nci kuvveti kadar, yaklaşık 0,855 kat olur: yüzde 14,5 düşer. Ücret, sermayenin emeğe oranı 1,25'e çıktığı için, 1,25'in 0,3'üncü kuvveti kadar, yaklaşık 1,069 kat olur: yüzde 7 yükselir. Aynı büyüklükteki iki felaket, faize ve ücrete tam ters yönde etki eder. Jordà ve arkadaşlarının yedi yüzyıllık verilerde bulduğu örüntünün kuramsal mantığı budur. Sayılar varsayımdır; gerçekte sermaye zamanla yeniden birikir ve nüfus yeniden artar, bu yüzden etkiler onlarca yıl içinde söner.
Çözümlü örnek — Kara Ölüm ve toprak
Aynı mantığı Kara Ölüm'e, bu kursun ilk dersinin konusuna uygulayalım. Tarım ekonomisinde asıl sabit faktör sermaye değil topraktır. Toprağın hasıladaki payı yüzde 40, emeğin payı yüzde 60 olsun. Salgın emek arzını yüzde 35 azaltsın; bu, Jordà ve arkadaşlarının aktardığı yüzde 25–40 aralığının ortasına yakındır.
Emek 0,65'e iner. Ücret, toprağın emeğe oranının 0,4'üncü kuvvetiyle orantılıdır: 1 ÷ 0,65 ≈ 1,538; 1,538'in 0,4'üncü kuvveti yaklaşık 1,188. Bu basit model, ücretlerin yaklaşık yüzde 19 artacağını öngörür. Toprağın getirisi ise emeğin toprağa oranının 0,6'ncı kuvvetiyle orantılıdır: 0,65'in 0,6'ncı kuvveti yaklaşık 0,772; toprağın getirisi yaklaşık yüzde 23 düşer.
Yazarların aktardığı tarihsel sonuçlar ise daha büyüktür: reel ücretler kabaca iki katına çıktı, toprağın getirisi yaklaşık yüzde 8'den yüzde 5'e, yani yüzde 37,5 düştü. Basit modelin öngörüsü ile tarihsel sonuç arasındaki fark, modelin dışında kalan etkenlere işaret eder: sağ kalanların pazarlık gücünün artması, işgücünün daha verimli topraklara yoğunlaşması, önceki derslerde gördüğümüz kurumsal değişimler ve fiyat düzeyindeki hareketler. Model yönü doğru gösterir, büyüklüğü tam yakalamaz.
Çözümlü örnek — Faiz–büyüme farkı ve borç
Jordà ve arkadaşları, salgınlardan sonra faiz ile büyüme arasındaki farkın yaklaşık yirminci yılda 0,5 puan kadar negatife döndüğünü, savaşlardan sonra ise otuzuncu yıl civarında yaklaşık 1 puan pozitife çıktığını buldu. Bunun kamu borcuna etkisini görelim.
Bir devletin borcu ulusal gelirine eşit olsun ve devlet, faiz dışında dengeli bir bütçe yürütsün; yani faiz ödemelerini yeni borçla karşılasın. Bu durumda borç oranı, her yıl faiz–büyüme farkı kadar değişir. Fark yirmi yıl boyunca −0,5 puan olursa, borç oranı yaklaşık e üzeri (−0,005 × 20) = e üzeri (−0,1) ≈ 0,905 katına, yani yüzde 90,5'e iner. Fark +1 puan olursa, e üzeri (0,01 × 20) = e üzeri 0,2 ≈ 1,221 katına, yani yüzde 122'ye çıkar.
Aynı başlangıç borcu, yalnızca faiz ile büyüme arasındaki ilişkiye bağlı olarak, yirmi yılda ya kendiliğinden erir ya da ağırlaşır. Salgın döneminde pek çok ülkenin kamu borcu hızla arttı; bu borcun ne kadar ağır bir yük olacağı, gelecekteki faiz–büyüme farkına bağlıdır. Salgın sonrası enflasyonla birlikte faizlerin yükselmesi, bu hesabı yeniden tartışmaya açtı. Sayılar yazarların tahminlerinden türetilmiş bir örnektir; gerçek borç dinamiği bütçe dengesine de bağlıdır.
Çözümlü örnek — Uzun bir zincirde aksama olasılığı
Bir otomobil üreticisi, bir aracı üretmek için on farklı tedarikçiden kritik parça alıyor. Her tedarikçinin belirli bir haftada teslimatı aksatma olasılığı yüzde 5 ve aksamalar birbirinden bağımsız olsun. Bir haftada hiçbir parçanın aksamama olasılığı 0,95'in onuncu kuvveti, yaklaşık 0,599'dur. Yani haftaların yaklaşık yüzde 40'ında en az bir parça eksik kalır.
Tedarikçi sayısı yirmiye çıkarsa, hiçbir aksama olmama olasılığı 0,95'in yirminci kuvveti, yaklaşık 0,358'e iner; haftaların yüzde 64'ünde en az bir aksama yaşanır. Tam zamanında üretim yapan ve hiç stok tutmayan bir fabrika, bu haftalarda üretimi durdurmak zorunda kalır.
Stok tamponu bu riski azaltır. Her kritik parçadan iki haftalık stok tutan bir firma, tek haftalık bir aksamayı üretimi durdurmadan atlatabilir. Ama stok tutmak maliyetlidir: stoka bağlanan para, depo alanı ve eskime riski. Salgında aksamalar bağımsız değildi; aynı anda birçok ülkede fabrikalar kapandı ve limanlar tıkandı; bu, aksama olasılığını bu basit hesabın gösterdiğinden çok daha yüksek yaptı. Önemli bir kısmı tek bir bölgeye bağlı yarı iletkenler gibi girdilerde, tek bir aksama bütün sektörleri durdurabildi. Sayılar varsayımdır.
Çözümlü örnek — Verimlilik ile dayanıklılık arasındaki bedel
Bir firma, yılda 1.000 birimlik kritik parça kullanıyor. Parçanın birim fiyatı 100 lira. Stok tutmanın yıllık maliyeti, finansman, depolama ve eskime dahil, stok değerinin yüzde 20'si. Firma iki haftalık, yani yaklaşık 40 birimlik bir güvenlik stoku tutmayı düşünüyor. Stokun değeri 40 × 100 = 4.000 lira, yıllık maliyeti 4.000 × 0,20 = 800 liradır.
Stok olmadan, yılda ortalama bir kez bir haftalık bir aksama yaşandığını ve bir haftalık üretim kaybının firmaya 10.000 liralık kâr kaybına mal olduğunu varsayalım. Beklenen yıllık kayıp 10.000 liradır. Güvenlik stoku bu kaybı önlüyorsa, 800 liralık maliyet karşılığında 10.000 liralık kayıptan kaçınılır; stok tutmak açıkça kârlıdır.
Ama aksamalar on yılda bir yaşanıyorsa, beklenen yıllık kayıp 1.000 liraya iner ve stokun faydası maliyetine çok yaklaşır. Salgından önce pek çok firma aksamaları nadir sayıyor ve stoklarını en aza indiriyordu; salgın, aksamaların sanıldığından sık ve büyük olabileceğini gösterdi. Dayanıklılığın değeri, aksamaların sıklığına ve büyüklüğüne dair beklentilere bağlıdır. Bu beklentiler değiştiğinde, firmaların verimlilik ile dayanıklılık arasındaki dengesi de değişir. Sayılar varsayımdır.
Çözümlü örnek — Parçalanmanın ölçeği
IMF'nin tahminlerine göre ticaretteki parçalanmanın küresel üretime maliyeti, milli gelirin yüzde 0,2'si ile yüzde 7'si arasında değişebilir. Bu aralığın büyüklüğünü somutlaştırmak için, dünya milli gelirinin yıllık 100 trilyon dolar olduğunu varsayalım. Sınırlı bir senaryoda kayıp yılda 0,2 trilyon, yani 200 milyar dolar; şiddetli bir senaryoda 7 trilyon dolardır.
Yedi trilyon dolarlık bir kayıp, dünya ekonomisinin birkaç yıllık büyümesinin silinmesi demektir. Dünya ekonomisi yılda yüzde 3 büyüyorsa, yüzde 7'lik bir kayıp, kabaca iki yılı aşkın büyümeye eşittir. Teknolojik kopuş da eklendiğinde bazı ülkelerde kaybın yüzde 8 ile 12'ye ulaşabileceği tahmini, en çok dış ticarete ve teknoloji transferine bağımlı ekonomilerin en çok risk altında olduğunu gösterir.
Bu tahminleri, bu kursun birinci küreselleşme dalgası dersindeki ticaret maliyeti hesaplarıyla karşılaştırmak öğreticidir. Yüzyıl önce buhar ve telgraf, ticaret maliyetlerini düşürerek dünyayı birleştirmiş; iki savaş arasında maliyetlerin yeniden yükselmesi ticareti çökertmişti. Bugün teknoloji değil, politika tercihleri ticaret maliyetlerini yükseltme riski taşıyor. Dünya milli geliri için kullandığımız 100 trilyon dolar, hesabı kolaylaştırmak için seçilmiş bir varsayımdır.
Çözümlü örnek — Ortalama büyüme ve K biçimi
Bir ekonomide çalışanların yarısı uzaktan çalışabilen büro işlerinde, yarısı yüz yüze hizmet sektörlerinde, örneğin restoranlarda, perakendede ve turizmde çalışıyor. Salgın öncesinde iki grubun ortalama geliri eşit, 100 birim olsun.
Salgının ilk yılında büro çalışanlarının geliri, uzaktan çalışmayla birlikte yüzde 2 artsın; hizmet çalışanlarının geliri, kapanmalar ve iş kayıpları yüzünden yüzde 20 düşsün. Ortalama gelir 0,5 × 102 + 0,5 × 80 = 51 + 40 = 91'dir; ortalama yüzde 9 düşmüştür. İkinci yılda büro çalışanlarının geliri 105'e çıksın, hizmet çalışanlarınınki 88'e toparlansın. Ortalama 96,5'tir; salgın öncesinin yalnızca yüzde 3,5 altında.
Toplam rakamlara bakan biri, ekonominin büyük ölçüde toparlandığını söyleyebilir. Ama iki grup arasındaki fark, salgından önce sıfırken, ikinci yılın sonunda 105 − 88 = 17 birime çıkmıştır. Birinci grup salgın öncesini aşmış, ikinci grup hâlâ yüzde 12 geridedir. K biçimli toparlanma, ortalama büyümenin arkasındaki bu ayrışmayı adlandırır. Kısa çalışma ödeneği gibi araçlar, önceki derslerde gördüğümüz gibi, ikinci grubun gelir kaybını hafifletmek için tasarlanmıştı. Sayılar varsayımdır.
Çözümlü örnek — Katılım düşüşü ve ücret baskısı
Salgından sonra bazı ülkelerde işgücüne katılım, erken emeklilikler, sağlık sorunları ve göçün yavaşlaması nedeniyle düştü. Bir ekonomide salgın öncesinde 100 milyon kişi iş arıyor ya da çalışıyor ve işverenler 100 milyon işçiye ihtiyaç duyuyor olsun. Salgın sonrasında işgücü yüzde 2 azalarak 98 milyona iner, ama ekonomi yeniden açılınca işverenlerin talebi 101 milyona çıkar.
Her iş arayana düşen açık iş sayısı artar ve emek piyasası sıkılaşır. Diyelim ki ücretler, işçi talebinin işgücüne oranı her 1 puan arttığında yıllık ücret artışını 0,5 puan yükseltiyor. Talebin işgücüne oranı 101 ÷ 98 ≈ 1,031'dir; oran yaklaşık 3,1 puan artmıştır. Ücret artışı, normal hızının yaklaşık 1,5 puan üstüne çıkar.
Bu, Jordà ve arkadaşlarının tarihsel salgınlar için bulduğu mekanizmanın, emeğin görece kıtlaşmasının, çok daha küçük ölçekte bir yansımasıdır. Önceki derslerde gördüğümüz Benigno ile Eggertsson çalışması, emek piyasası çok sıkılaştığında enflasyonun ücretlere ve fiyatlara çok daha güçlü yansıyabileceğini gösterir. Ama Covid-19 sonrasında emek arzındaki düşüş, tarihsel salgınlardakiyle kıyaslanamayacak kadar küçük ve büyük ölçüde geçiciydi; birçok ülkede katılım birkaç yıl içinde eski düzeyine yaklaştı. Sayılar ve katsayı varsayımdır.
Modelin sınırları
Kursun bu son hesapları da, öncekiler gibi, karmaşık bir sürecin yalnızca birer yönünü yalıtıyor. Üretim fonksiyonu örneği, sermayenin ve emeğin her zaman aynı oranlarla birleştiğini ve bir şokun ardından hiçbir uyum olmadığını varsayar; gerçekte nüfus yeniden artar, sermaye yeniden birikir ve teknoloji değişir. Tedarik zinciri örneği aksamaların bağımsız olduğunu varsayar; salgında ise aksamalar aynı anda ve birbirini tetikleyerek geldi. Borç örneği, faiz–büyüme farkının yıllarca sabit kaldığını varsayar; oysa bu fark, para politikasına, enflasyona ve büyümenin kendisine bağlı olarak sürekli değişir. Jordà ve arkadaşlarının bulguları, büyük ölçüde Avrupa'dan gelen ve on dokuzuncu yüzyıldan önceki dönemler için sınırlı verilere dayanır; tarihsel salgınların ölü sayıları bile belirsizdir. Covid-19'un ölüm oranı ve yaş dağılımı, bu tarihsel salgınlardan çok farklıdır; bu yüzden tarihsel ortalamaların Covid-19'a doğrudan uygulanması yanıltıcı olabilir.
Parçalanmanın maliyet tahminleri de büyük ölçüde model varsayımlarına bağlıdır; IMF'nin tahmin aralığının genişliği bunu açıkça gösterir. Salgın sonrası dönemin uzun vadeli etkileri, uzaktan çalışmanın kalıcılığı, işgücüne katılımdaki değişimler, kamu borçlarının seyri ve jeopolitik gerilimlerin gidişatı, bu dersin yazıldığı sırada hâlâ açık sorulardır. Dünya ekonomik tarihi, en yakın dönem için henüz yazılmakta olan bir tarihtir. Bu yüzden bu dersteki değerlendirmeler, yeni veriler geldikçe gözden geçirilmesi gereken ara sonuçlar olarak okunmalıdır.
Uygulama
Özet kartı
- Jordà, Singh ve Taylor, on dördüncü yüzyıldan bu yana yüz binden fazla kişinin öldüğü on dokuz salgını incelediler: salgınlardan sonra doğal faiz onlarca yıl düştü ve yaklaşık yirmi yıl sonra en düşük noktasına ulaştı; savaşlardan sonra ise faizler onlarca yıl yüksek kaldı.
- Fark, neyin yıkıldığıyla açıklanır: savaşlar sermayeyi yıkar ve faizleri yükseltir; salgınlar emeği kıtlaştırır, ücretleri yükseltir ve faizleri düşürür. Kara Ölüm İngiltere'de emek arzını yüzde 25–40 azaltmış ve reel ücretleri kabaca iki katına çıkarmıştı.
- Covid-19, tam zamanında üretime dayanan küresel tedarik zincirlerinin kırılganlığını ortaya çıkardı; darboğazlar fiyat artışlarına katkıda bulundu ve dayanıklılık, yakına taşıma ve dostlara taşıma tartışmalarını hızlandırdı.
- IMF'ye göre ticaretteki parçalanmanın küresel üretime maliyeti, senaryoya göre milli gelirin yüzde 0,2'si ile yüzde 7'si arasında değişebilir; teknolojik kopuşla bazı ülkelerde yüzde 8–12'ye ulaşabilir.
- Salgın sonrası dünya, bu kursun izlediği temaları, yani nüfus ile ücretler, küreselleşmenin dalgaları ve krizlere verilen politika tepkilerini yeniden gündeme getirdi; küreselleşmenin geri dönebilirliği tarihsel bir deneyimdir.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Tedarik zinciri darboğazı | Supply chain bottleneck | Zincirdeki bir aksamanın geri kalan üretimi durdurması |
| Tam zamanında üretim | Just-in-time production | Stokları en aza indirip girdilerin tam ihtiyaç anında gelmesini sağlamak |
| K biçimli toparlanma | K-shaped recovery | Kriz sonrası bazı kesimlerin hızla, bazılarının yavaş toparlanması |
| Jeoekonomik parçalanma | Geoeconomic fragmentation | Dünya ekonomisinin jeopolitik kaygılarla bloklara bölünmesi |
| Dostlara taşıma | Friend-shoring | Tedarik zincirlerinin siyasal olarak yakın ülkelere kaydırılması |
| Ekonomik dayanıklılık | Economic resilience | Şoka dayanabilme ve ondan hızla toparlanabilme kapasitesi |
Kendini sına
- (Çıktı 1) Tam zamanında üretim nedir ve salgın döneminde neden kırılganlık kaynağı oldu? Ekonomik dayanıklılığı artırmanın hangi yolları vardır?
- (Çıktı 2) Jordà, Singh ve Taylor'a göre salgınlar ile savaşların faizler ve ücretler üzerindeki uzun dönemli etkileri nasıl farklılaşır? Bu farkın nedeni nedir?
- (Çıktı 3) Sermayenin hasıladaki payı yüzde 40, emeğin payı yüzde 60'tır. Bir salgın emeği yüzde 10 azaltır, sermaye değişmez. Faiz ve ücret yaklaşık yüzde kaç değişir?
- (Çıktı 3) Bir üretici on beş tedarikçiden parça alıyor; her birinin bir haftada aksama olasılığı yüzde 4'tür ve aksamalar bağımsızdır. Bir haftada en az bir aksama yaşanma olasılığı nedir?
- (Çıktı 3) Bir devletin borcu milli gelirinin yüzde 80'idir ve faiz dışında bütçesi dengelidir. Faiz–büyüme farkı otuz yıl boyunca −1 puan olursa borç oranı ne olur? +1 puan olursa ne olur?
- (Çıktı 4) Bir yorumcu, «Covid-19 da tarihteki büyük salgınlar gibi ücretleri kalıcı olarak yükseltecek ve faizleri onlarca yıl düşük tutacak» diyor. Jordà ve arkadaşlarının bulgularını ve Covid-19'un özelliklerini kullanarak bu öngörünün hangi kısmını savunulabilir, hangi kısmını abartılı gördüğünü açıkla.
Cevaplar
- Tam zamanında üretim, firmaların parça ve hammadde stoklarını en aza indirip girdilerin tam ihtiyaç anında gelmesini sağlayacak biçimde üretimi planlamasıdır. Stok maliyetini düşürür, ama tedarikte bir aksama olduğunda üretimi koruyacak bir tampon bırakmaz. Salgında fabrika kapanmaları, liman tıkanıklıkları ve konteyner kıtlığı aynı anda pek çok tedarikçiyi etkilediği için, stok tutmayan firmalar üretimlerini durdurmak zorunda kaldı. Dayanıklılık, stok tamponları, tedarikçi çeşitliliği, yedek kapasite ve kritik girdilerin farklı bölgelerden sağlanmasıyla artırılabilir; ama bu önlemler normal zamanlarda maliyetlidir.
- Jordà, Singh ve Taylor'a göre salgınlardan sonra doğal faiz onlarca yıl düşer ve reel ücretler yükselir; savaşlardan sonra ise faizler onlarca yıl yüksek kalır ve ücretlerde belirgin bir artış görülmez. Fark, iki felaketin neyi yıktığından kaynaklanır: savaşlar sermayeyi yıkar, kıtlaşan sermayenin getirisi, yani faiz, yükselir; salgınlar ise insanları öldürür ama sermayeyi yıkmaz, emek sermayeye göre kıtlaşır, ücretler yükselir ve bol kalan sermayenin getirisi düşer. Salgınların insanları daha temkinli yapıp tasarrufu artırması da faizleri aşağı çekebilir.
- Emek 0,9'a iner. Faiz, emeğin sermayeye oranının 0,6'ncı kuvvetiyle orantılıdır: 0,9'un 0,6'ncı kuvveti yaklaşık 0,939; faiz yaklaşık yüzde 6 düşer. Ücret, sermayenin emeğe oranının 0,4'üncü kuvvetiyle orantılıdır: 1 ÷ 0,9 ≈ 1,111; 1,111'in 0,4'üncü kuvveti yaklaşık 1,043; ücret yaklaşık yüzde 4,3 artar.
- Hiçbir aksama olmama olasılığı 0,96'nın on beşinci kuvvetidir: yaklaşık 0,542. En az bir aksama yaşanma olasılığı 1 − 0,542 ≈ 0,458, yani yaklaşık yüzde 46'dır.
- Fark −1 puan olursa, borç oranı 80 × e üzeri (−0,01 × 30) = 80 × e üzeri (−0,3) ≈ 80 × 0,741 ≈ yüzde 59'a iner. Fark +1 puan olursa, 80 × e üzeri 0,3 ≈ 80 × 1,350 ≈ yüzde 108'e çıkar.
- Öngörünün makul yanı, salgın sonrası dönemde bazı ülkelerde işgücüne katılımın düşmesi, erken emeklilikler ve göçün yavaşlamasıyla emek piyasalarının sıkılaşması ve ücret baskısının artmasıdır; bu, Jordà ve arkadaşlarının bulduğu mekanizmayla uyumludur. Aşırı genelleme olan yanı ise şudur: tarihsel salgınlar, örneğin Kara Ölüm, emek arzını yüzde 25–40 azaltmıştı; Covid-19'un ölümleri ise işgücüne oranla çok küçüktü ve ağırlıklı olarak çalışma çağının üstündeki yaşlarda yoğunlaştı. Emek arzı üzerindeki doğrudan etki bu yüzden çok daha sınırlıdır. Ayrıca salgın sonrası enflasyon ve politika faizi artışları, faizlerin uzun dönemli seyrinin başka etkenlere, örneğin kamu borcuna, nüfusun yaşlanmasına ve yatırım talebine de bağlı olduğunu gösterdi. Tarihsel ortalamaları Covid-19'a doğrudan uygulamak, salgınların birbirinden ne kadar farklı olabileceğini görmezden gelir.
İleri okuma
- Òscar Jordà, Sanjay R. Singh, Alan M. Taylor (2022). «Longer-Run Economic Consequences of Pandemics». Review of Economics and Statistics 104(1). Yedi yüzyıllık verilerle salgınların ve savaşların uzun dönemli etkileri.
- Shekhar Aiyar ve arkadaşları (2023). «Geoeconomic Fragmentation and the Future of Multilateralism». IMF Staff Discussion Note SDN/2023/001. Parçalanmanın kanalları ve maliyet tahminleri.
- Adam Tooze (2021). Shutdown: How Covid Shook the World's Economy. Viking. Salgın yılının küresel ekonomik tarihi.
- Richard Baldwin, Beatrice Weder di Mauro (ed.) (2020). Economics in the Time of COVID-19. CEPR Press. Salgının ilk aylarında iktisatçıların değerlendirmeleri.
Sonraki derse köprü
Bu kursta yedi yüzyıllık bir yolculuk yaptık: Malthusçu dünyadan Sanayi Devrimi'ne, küreselleşme dalgalarından büyük buhranlara ve salgınlara. Bu yolculuk boyunca iktisatçıların fikirleri de değişti; her büyük kriz, yeni bir kuram kuşağını doğurdu. Sıradaki kurs, iktisadi düşüncenin modern okullarını ele alıyor ve Büyük Buhran'ın ortasında doğan bir kuramla başlıyor. Keynes 1936'da yayımladığı Genel Teori'de, bir ekonominin neden uzun süre yüksek işsizlik içinde kalabileceğini ve toplam talebin bu süreçteki rolünü nasıl açıkladı? Bu fikirler, klasik iktisadın piyasaların kendiliğinden dengeye geleceği inancına nasıl meydan okudu?