İçeriğe geç

Ders EKO-210.09 · Seviye 2 — Orta

Neoliberal dönüşüm

EKO-210 Dünya Ekonomik Tarihi

4.274 kelime · yaklaşık 19 dakika okuma · seslendirme 11 dk · veriler Eylül 2026 itibarıyla

Katmanlar:SezgiModel

  • neoliberalizm
  • Washington uzlaşısı
  • deregülasyon
  • büyük serbestleşme
  • finansal küreselleşme
  • ikinci kuşak reformlar
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. John Williamson 1989'da Washington'da Latin Amerika için arzu edilir sayılan on politika reformunu «Washington uzlaşısı» adıyla derledi: mali disiplin, harcama önceliklerinin değişmesi, vergi reformu, faiz ve kur politikası, ticaret ve doğrudan yatırımın serbestleşmesi, özelleştirme, deregülasyon ve mülkiyet hakları.
  2. Williamson'a göre terim sonradan üç farklı anlamda kullanıldı; özgün listesi sermaye hesabının serbestleştirilmesini ve devleti küçültmeyi içermiyordu ve listedeki tek açıkça neoliberal kökenli madde özelleştirmeydi.
  3. Estevadeordal ile Taylor'a göre 1990'ların büyük serbestleşmesinde sermaye malı ve ara mal vergilerini indiren ülkeler yılda yaklaşık 1 puan daha hızlı büyüdü; tüketim malı vergilerinde etki daha zayıftı.
  4. Kose, Prasad, Rogoff ve Wei'ye göre geniş sermaye hesabı serbestleşmesinin büyümeye yararına dair sağlam kanıt azdır; yararlar dolaylıdır ve ülkenin kurumsal ve finansal eşikleri aşmasına bağlıdır.
  5. Reformların sonucu, türüne, sıralamasına ve kurumlara göre farklılaştı; 1990'ların sonunda gündem, piyasaların işlemesi için gereken kurumları inşa etmeyi amaçlayan ikinci kuşak reformlara kaydı.

Öğrenme çıktıları

  • Hatırlama — Neoliberalizmi, Washington uzlaşısını, deregülasyonu, büyük serbestleşmeyi, finansal küreselleşmeyi ve ikinci kuşak reformları tanımlar.
  • Anlama — 1980'lerden itibaren gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde devletin ekonomideki rolünün nasıl değiştiğini, bu değişimin hangi fikirlerden ve krizlerden beslendiğini açıklar.
  • Uygulama — Sermaye malı gümrük vergilerinin yatırıma etkisini, bir büyüme farkının uzun dönemdeki gelir etkisini, açığın para basarak finanse edilmesinin enflasyon sonucunu ve ani bir sermaye durmasının dış ticarete etkisini hesaplar.
  • Değerlendirme — Ticaret serbestleşmesine ve finansal küreselleşmeye dair kanıtları ayırarak, neoliberal dönüşümün sonuçlarına dair birbirine karşıt iddiaları tartar.

Sezgi

Açılış

«Neoliberalizm» sözcüğü, bugün iktisat tartışmalarında en çok kullanılan ve en az üzerinde anlaşılan terimlerden biridir. Kimileri için 1980'lerden bu yana dünyanın dört bir yanında eşitsizliği artıran, kamu hizmetlerini aşındıran ve finansal krizleri çoğaltan bir ideolojinin adıdır. Kimileri için ise yüksek enflasyonu durduran, kapalı ve verimsiz ekonomileri dünyaya açan ve yüz milyonlarca insanın yoksulluktan çıkmasına katkıda bulunan bir reformlar dizisinin eleştirel bir etiketi. Aynı sözcük, çoğu zaman birbirinden çok farklı politikaları kapsamak için kullanılır.

Bu ders, sözcüğün yükünü bir kenara bırakıp, 1980'lerden 2000'lere dünya ekonomisinde gerçekte neyin değiştiğine bakıyor. Önceki derste gördüğümüz stagflasyon, altın çağın ekonomi yönetimi anlayışına duyulan güveni sarsmıştı. Sonraki çeyrek yüzyılda pek çok ülke, devletin fiyatları, faizleri, dış ticareti ve sermaye hareketlerini denetlediği düzenden, piyasaların daha büyük rol oynadığı bir düzene geçti.

Üç soru soracağız. Bu dönüşümün içeriği tam olarak neydi ve hangi politikaları kapsıyordu? Kanıtlar, farklı reformların sonuçları hakkında ne söylüyor? Ve neden aynı reformlar bazı ülkelerde başarı, bazılarında kriz getirdi?

Hikâye — Bir listenin yolculuğu

1989'un ikinci yarısında İngiliz iktisatçı John Williamson, Washington'daki Uluslararası İktisat Enstitüsü'nde Latin Amerika'daki reformları tartışmak için bir konferans hazırlıyordu. Konuşmacılara ortak bir çerçeve sunmak için, Washington'da, yani uluslararası mali kuruluşlarda, ABD hükümetinde ve düşünce kuruluşlarında, Latin Amerika ülkelerinin neredeyse tamamı için arzu edilir sayılan politikaların bir listesini çıkardı. Liste on maddeydi: bütçe açıklarının enflasyon vergisine başvurmadan finanse edilebilecek kadar küçük tutulması, kamu harcamalarının siyasi açıdan hassas alanlardan temel sağlık, eğitim ve altyapı gibi getirisi yüksek alanlara yönlendirilmesi, vergi reformu, faizlerin piyasada belirlenmesi, rekabetçi bir döviz kuru, dış ticaretin serbestleştirilmesi, doğrudan yabancı yatırımın serbestleştirilmesi, özelleştirme, deregülasyon ve mülkiyet haklarının korunması. Williamson bu listeye «Washington uzlaşısı» adını verdi.

Liste, Williamson'ın beklemediği bir yolculuğa çıktı. On beş yıl sonra, Ocak 2004'te Dünya Bankası'nda verdiği bir konferansta, terimin en az üç farklı anlamda kullanıldığından yakındı. Birincisi, kendi özgün listesiydi. İkincisi, Uluslararası Para Fonu'nun, Dünya Bankası'nın ve ABD Hazinesi'nin gelişmekte olan ülkelere önerdiği ve zamanla on maddeye on madde daha eklenmiş politikaların bütünüydü. Üçüncüsü ise eleştirmenlerin bu kuruluşlara atfettiği, devletin rolünü en aza indirmeyi amaçlayan bir «neoliberalizm» anlayışıydı. Williamson, bu üçüncü kullanımı yanıltıcı buluyordu.

Williamson'ın kendi değerlendirmesine göre listesinde neoliberal kökenli olduğu açıkça söylenebilecek tek madde, Margaret Thatcher'ın dünya ekonomi politikasına kişisel katkısı saydığı özelleştirmeydi. En küçük devlet anlayışı, arz yanlı iktisat, parasalcılık ya da yeniden dağıtımı teşviklere yönelik bir tehdit sayan yaklaşım, Reagan ve Thatcher yönetimlerinin savunduğu öğretiler olsa da listeye girmemişti; çünkü 1989'da bir uzlaşıya dayanmıyorlardı. Liste, kamu harcamalarının genel olarak kısılmasını da istemiyordu. Williamson ayrıca sermaye hesabının serbestleştirilmesini listeye kasıtlı olarak koymadığını, uluslararası kuruluşların ülkeleri sermaye denetimlerini hızla kaldırmaya zorlamasını o zaman bile «ateşle oynamak» olarak gördüğünü söyledi.

Konferansını, bir listenin tehlikesine dair bir itirafla bitirdi: politika yapıcıların yerel koşullara uyum sağlamak yerine her yerde aynı taslağı uygulayabileceklerini düşünmelerine istemeden katkıda bulunmuş olabileceğini söyledi. «On beş yıl sonra daha üzgün ve daha bilge» olduğunu ekledi. Bir listenin kaderi, neoliberal dönüşümün kendi hikâyesini özetler: aynı sözcükler, farklı ellerde farklı anlamlar kazandı.

Kavram

Dönüşümün genel adıyla başlayalım.

Hikâyedeki liste, kendine özgü bir kavramdır.

Listenin maddelerinden biri, piyasalara giriş ve faaliyetler üzerindeki kuralların gevşetilmesiydi.

Gelişmekte olan ülkelerde dönüşümün en görünür yanı, dış ticarete açılmaydı.

Mallarla birlikte sermaye de sınırları daha serbestçe aşmaya başladı.

1990'ların sonunda, reformların beklenen sonuçları vermediği yerlerde yeni bir gündem ortaya çıktı.

Veri ve kanıt

Bu bulgu, Washington uzlaşısı tartışmasını bir düzeye taşır. Uzlaşının «her şeyi» doğru ya da yanlış değildi; tek tek maddelerinin kanıtları ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Estevadeordal ile Taylor'ın modeline göre sermaye malı vergilerinin indirilmesi, yatırımı ucuzlatarak büyümeyi hızlandırır; tüketim malı vergilerinin indirilmesinin böyle bir doğrudan kanalı yoktur. Bu, ticaret serbestleşmesinin bile her türünün aynı etkiyi yapmadığını gösterir. Yazarlar ayrıca, önceki olumlu ve olumsuz çalışmaların neredeyse hepsinin, serbestleşme gerçekleşmeden önceki verilere dayandığını vurgular.

Bu çalışma, Williamson'ın sermaye hesabı konusundaki kuşkusuyla aynı yöne işaret eder. Ticaret serbestleşmesi için belirli kanıtlar varken, sermaye hareketlerinin serbestleştirilmesi için büyüme kanıtı çok daha zayıftır. Önceki derslerde gördüğümüz ikiz krizler, ani sermaye çıkışları ve bulaşma, bu serbestleşmenin maliyet tarafını oluşturur. Kose ve arkadaşlarının eşik koşulları vurgusu, aynı serbestleşmenin güçlü kurumları olan bir ülkede yarar, zayıf kurumları olan bir ülkede kriz getirebileceği anlamına gelir. Neoliberal dönüşümü tek bir blok olarak savunmak ya da reddetmek, bu ayrımları görmezden gelir.

Yaygın yanlış«Washington uzlaşısı, devleti küçültmeyi, kamu harcamalarını kısmayı ve sermaye hareketlerini tamamen serbestleştirmeyi öngören bir neoliberal manifestodur.»
Doğrusu

Williamson'ın 1989'daki özgün listesi kamu harcamalarının genel olarak kısılmasını değil, sağlık, eğitim ve altyapı gibi alanlara yönlendirilmesini istiyordu. Sermaye hesabının serbestleştirilmesini listeye kasıtlı olarak koymamıştı ve en küçük devlet, arz yanlı iktisat ya da parasalcılık gibi öğretiler de listede yoktu. Terim sonradan çok daha geniş bir politika paketini ve eleştirmenlerin atfettiği bir gündemi anlatmak için kullanıldı; bir tartışmada hangi anlamın kastedildiğini ayırmak gerekir.

Yaygın yanlış«Serbestleşme ya her yerde başarılı oldu ya da her yerde başarısız oldu.»
Doğrusu

Kanıtlar reformun türüne ve ülkenin koşullarına göre farklılaşır. Estevadeordal ile Taylor'a göre sermaye malı ve ara mal vergilerinin indirilmesi büyümeyi yılda yaklaşık 1 puan hızlandırdı; tüketim malı vergilerinde bu etki daha zayıftı. Kose ve arkadaşlarına göre geniş sermaye hesabı serbestleşmesinin büyümeye yararına dair sağlam kanıt azdır ve yararlar kurumsal eşiklere bağlıdır. Aynı reform, farklı sıralama ve kurumlar altında çok farklı sonuçlar verdi.

Neden önemli?

Neoliberal dönüşüm, bugün yaşadığımız dünya ekonomisinin çerçevesini çizdi: bağımsız merkez bankaları, düşük gümrük vergileri, küresel tedarik zincirleri, özel sektöre devredilmiş telekomünikasyon ve enerji şirketleri, sınır ötesi sermaye akımları. Bu çerçevenin yararları ve maliyetleri üzerine bugünkü tartışmalar, yani eşitsizlik, finansal kırılganlık, sanayisizleşme, kamu hizmetlerinin kalitesi, çoğu zaman bu dönemin politikalarına döner. Tartışmayı verimli kılmanın ilk adımı, hangi politikadan söz edildiğini ayırmak ve her biri için ayrı ayrı kanıta bakmaktır.

Türkiye bu dönüşümün erken ve belirgin bir örneğidir. Önceki derslerde gördüğümüz 24 Ocak 1980 kararları, ithal ikamesinden ihracata dönük bir büyüme modeline geçişi başlattı; 1989'da sermaye hesabı serbestleştirildi; özelleştirme 1980'lerin ortasında gündeme girdi ve 2000'lerde hızlandı. 1994 ve 2001 krizleri ise, finansal serbestleşmenin güçlü bir bankacılık gözetimi ve mali disiplin olmadan yapıldığında nasıl kırılganlıklar yaratabileceğini gösterdi. 1999'da kurulup 2000'de faaliyete geçen bağımsız bankacılık düzenleyicisi ve 2001 krizinden sonra yasayla güçlendirilen merkez bankası bağımsızlığı, ikinci kuşak reformların Türkiye'deki karşılığı olarak okunabilir.

Model

Çözümlü örnek — Sermaye malı vergisi ve yatırım

Estevadeordal ile Taylor'ın vurguladığı kanalı basit sayılarla görelim. Bir ülkede yerli firmalar makinelerini yurt dışından alıyor; bir makinenin dünya fiyatı 100 birim ve ülke bu makinelere yüzde 30 gümrük vergisi uyguluyor. Makinenin iç fiyatı 130 birimdir. Bir yılda yatırıma ayrılan 13.000 birimlik bütçeyle firmalar 13.000 ÷ 130 = 100 makine alabilir.

Gümrük vergisi sıfıra indirilsin. Aynı bütçeyle firmalar 13.000 ÷ 100 = 130 makine alabilir. Yatırım bütçesi değişmediği hâlde, sermaye stokuna eklenen makine sayısı yüzde 30 artmıştır. Makineler ucuzladığı için yatırımın getirisi de yükselir ve firmalar yatırım bütçesini de büyütebilir.

Tüketim malı vergisinin indirilmesi ise böyle bir doğrudan kanal yaratmaz. İthal bir televizyonun ucuzlaması tüketicilerin refahını artırır, ama ülkenin üretim kapasitesini doğrudan büyütmez. Bu fark, iki tür vergi indiriminin büyümeye farklı etki etmesinin mantığını açıklar. Bu sayılar varsayımdır; gerçekte yerli makine üreticileri korumanın kalkmasıyla zarar görebilir ve bu da hesaba katılmalıdır.

Çözümlü örnek — Bir puanlık büyüme farkının birikimi

Estevadeordal ile Taylor'a göre sermaye malı ve ara mal vergilerini indiren ülkeler yılda yaklaşık 1 puan daha hızlı büyüdü. Bu farkın zaman içinde ne kadar biriktiğini görelim. İki ülke aynı gelirle yola çıksın; biri yılda yüzde 3, öbürü yüzde 4 büyüsün.

On beş yıl sonra, yüzde 3 büyüyen ülkenin geliri 1,03 üzeri 15, yaklaşık 1,558 katına; yüzde 4 büyüyeninki 1,04 üzeri 15, yaklaşık 1,801 katına çıkar. Hızlı büyüyen ülkenin geliri öbürününkinden 1,801 ÷ 1,558 ≈ 1,156, yani yaklaşık yüzde 16 yüksektir. Süre otuz yıla uzarsa oran 1,04 üzeri 30 ÷ 1,03 üzeri 30 ≈ 3,243 ÷ 2,427 ≈ 1,336'ya, yani yaklaşık yüzde 34'e çıkar.

Yazarların model hesabına göre, yüzde 25'lik bir gümrük vergisinin tümüyle kaldırılmasının etkisinin yüksek bir tahmini, politikadan sonraki on beş yılda yılda 2,5 puanlık ek büyümedir; bu, her 1 puanlık vergi indirimi için yaklaşık 0,1 puanlık ek büyüme demektir. Etkinin beşte dördü, ara malların ucuzlamasından gelir. Bu tahminler, büyümenin geçici olarak hızlandığı ve ekonominin yeni ve daha yüksek bir düzeye doğru ilerlediği bir geçiş dönemine aittir; kalıcı bir hız artışı olarak okunmamalıdır.

Çözümlü örnek — Açığı para basarak finanse etmek

Williamson'ın listesinin ilk maddesi, bütçe açıklarının enflasyon vergisine başvurmadan finanse edilebilecek kadar küçük tutulmasıydı. Bunun nedenini görelim. Bir ekonomide bütçe açığı ulusal gelirin yüzde 4'üne eşit ve bu açık tümüyle merkez bankasının para basmasıyla finanse ediliyor. Parasal taban, yani dolaşımdaki nakit ve bankaların merkez bankasındaki rezervleri, ulusal gelirin onda biri büyüklüğünde.

Her yıl gelirin yüzde 4'ü tutarında yeni para basılırsa, parasal taban her yıl 4 ÷ 10 = yüzde 40 büyür. Ekonomi reel olarak hızla büyümüyorsa ve insanlar ellerinde tuttukları para miktarını değiştirmezse, fiyatlar da kabaca aynı hızla, yılda yüzde 40 civarında artar.

Ama yüksek enflasyon, insanları para tutmaktan kaçınmaya yöneltir; parasal taban milli gelirin yüzde 10'undan yüzde 5'ine inerse, aynı açığı finanse etmek için taban yılda yüzde 80 büyümelidir. Enflasyon arttıkça enflasyon vergisinin tabanı küçülür ve aynı geliri toplamak için enflasyonun daha da yükselmesi gerekir. 1980'lerde Latin Amerika'da ve Türkiye'de yaşanan yüksek enflasyonların önemli bir kaynağı bu süreçti. Williamson'ın bu maddeyi savunurken dayandığı bir kanıt da, enflasyon vergisinin Latin Amerika'da yoksulları daha ağır vurduğuydu. Sayılar varsayımdır ve hesap, paranın dolaşım hızının değişmediği basit bir miktar kuramı ilişkisine dayanır.

Çözümlü örnek — Ani sermaye durması

Finansal küreselleşmenin maliyet tarafını görelim. Bir gelişmekte olan ülke yılda, ulusal gelirinin yüzde 5'i kadar dış sermaye çekiyor ve bu sermayeyle cari açığını, yani ithalatının ihracatını aşan kısmını finanse ediyor. İthalat milli gelirin yüzde 25'i, ihracat yüzde 20'si.

Bir gün yabancı yatırımcılar, başka bir ülkedeki bir kriz yüzünden ya da ülkenin kendi sorunları nedeniyle, yeni sermaye getirmeyi bırakıyor. Ülkenin rezervi yoksa, cari açığın bir anda kapanması gerekir: ithalat ihracata eşitlenmelidir. İhracat kısa sürede artırılamıyorsa, ithalat milli gelirin yüzde 25'inden yüzde 20'sine, yani beşte bir oranında düşmelidir.

Bu düşüş, yalnızca tüketim mallarında değil, sanayinin ihtiyaç duyduğu ara mallarda ve makinelerde de olur. Üretim aksar, işsizlik artar ve para birimi hızla değer kaybeder. Döviz cinsinden borçlanmış firmaların ve bankaların borç yükü de aynı anda büyür. 1990'larda Meksika'da, Doğu Asya'da, Rusya'da ve Türkiye'de yaşanan krizler bu mekanizmanın farklı biçimleriydi. Kose ve arkadaşlarının eşik koşullarına dair vurgusu, güçlü bir bankacılık gözetimi ve yeterli rezervi olmayan ülkelerin bu riske daha açık olduğu anlamına gelir. Sayılar varsayımdır.

Çözümlü örnek — Özelleştirmenin bütçe hesabı

Devletin sahip olduğu bir çelik fabrikası her yıl 2 birim zarar ediyor ve bu zarar bütçeden karşılanıyor. Fabrika 30 birime özel bir alıcıya satılsın ve gelir, faizi yüzde 5 olan kamu borcunu azaltmak için kullanılsın. Devlet her yıl 30 × 0,05 = 1,5 birim faiz öder ve fabrikanın 2 birimlik zararını artık karşılamaz. Bütçe her yıl 3,5 birim iyileşir.

Ama hesabın öbür yüzü de vardır. Fabrika devlet elinde verimli biçimde yönetilse ve yılda 3 birim kâr edecek hâle getirilebilseydi, satış devletin gelecekteki kârlarını da elinden alırdı; bu durumda 30 birimlik satış fiyatı, yılda 3 birimlik kâr akışının bugünkü değerinden, yüzde 5 faizle 60 birimden, çok düşük kalırdı. Özelleştirmenin bütçeye katkısı, satış fiyatına, işletmenin devlet elindeki ve özel ellerdeki verimliliğine ve satış sürecinin şeffaflığına bağlıdır.

Özelleştirmenin tartışmalı yanlarından biri de budur: kamu varlıkları değerinin altında satıldığında, kazanç alıcılara, kayıp vergi mükelleflerine düşer. Tekel konumundaki bir işletme, örneğin bir elektrik dağıtım şirketi, rekabet ve düzenleme olmadan özel bir tekele devredilirse, verimlilik kazancı yerine fiyat artışı ortaya çıkabilir. Bu sayılar varsayımdır.

Çözümlü örnek — Deregülasyon ve giriş

Bir ülkede iki şehir arasındaki uçuşlara devlet yalnızca iki havayolu şirketine izin veriyor ve bilet fiyatını da kendisi onaylıyor. Onaylanan fiyat 150 birim, bir yolcuyu taşımanın maliyeti ise 90 birim. Yılda 100 bin yolcu uçuyor. Her yolcudan elde edilen 60 birimlik fark, şirketlere yılda 6 milyon birim kâr bırakıyor.

Deregülasyonla piyasaya giriş serbest bırakılsın ve fiyatlar şirketlere bırakılsın. Üç yeni şirket girer ve rekabet fiyatı 110 birime indirir. Daha ucuz bilet daha çok insanı uçmaya yöneltir; yolcu sayısı 140 bine çıkar. Yolcular, eskiden de uçan 100 bin kişi için bilet başına 40 birim, toplamda 4 milyon birim tasarruf eder; ayrıca 40 bin yeni yolcu, eskiden erişemedikleri bir hizmete kavuşur. Şirketlerin yolcu başına kârı 20 birime iner; toplam kârları 140 bin × 20 = 2,8 milyon birimdir.

Bu hesap deregülasyonun tipik kazançlarını gösterir; ama öbür yüzü de vardır. Kârların düşmesi, şirketleri maliyet kısmaya iter; bu, bazen verimliliği artırır, bazen de çalışanların ücretlerinde, iş güvencesinde ya da güvenlikte kesintilere yol açabilir. Kârsız hatlar kapanabilir ve küçük şehirler hizmetsiz kalabilir. Finansta ise giriş ve fiyat serbestliği, gözetim zayıfsa, bankaların pazar payı için aşırı risk almasına yol açabilir. Sayılar varsayımdır.

Çözümlü örnek — Yanlış sıralamanın bedeli

Williamson'ın andığı sıralama sorununu görelim. Bir ülkede faizler devlet tarafından yüzde 5'te tutuluyor ve bankalar kredileri devletin gösterdiği sektörlere veriyor. Faizler serbest bırakılıyor, ama bankacılık gözetimi zayıf kalıyor. Mevduat faizi rekabetle yüzde 15'e çıkıyor; bankalar bu faizi ödeyebilmek için yüzde 20 ve üstü faizle kredi vermek zorunda.

Bu faizi ancak yüksek riskli projeler, örneğin spekülatif gayrimenkul yatırımları, karşılayabilir. Güvenli projelere yüzde 20 faizle kredi veren bir bankanın kârı düşük kalır; riskli projelere veren bir banka ise, projeler başarılı olursa büyük kâr eder, başarısız olursa devletin mevduatları koruyacağına güvenir. Diyelim ki bir banka kredilerinin yarısını, yüzde 60 olasılıkla başarılı olacak ve başarılı olursa yüzde 40 getiri sağlayacak, başarısız olursa kredinin yarısını kaybettirecek projelere veriyor. Bu kredilerin beklenen getirisi 0,6 × 40 + 0,4 × (−50) = 24 − 20 = yüzde 4'tür; bankanın ödediği yüzde 15'lik mevduat faizinin çok altında.

Kötü yıllarda bu kayıplar birikir ve bankalar batar; devlet mevduatları korumak için büyük bir kurtarma maliyeti üstlenir. 1970'lerin sonunda Güney Amerika'daki finansal serbestleşme denemeleri ve 1990'larda pek çok ülkedeki bankacılık krizleri bu mantığı izledi. Güçlü bir gözetim, bankaların riskli kredilerini sınırlar ve sermaye tamponu tutmalarını zorunlu kılar; bu yüzden gözetimin serbestleşmeden önce kurulması gerektiği kabul edildi. Sayılar varsayımdır.

Çözümlü örnek — Kazananlar, kaybedenler ve telafi

Bir ülkenin ticaret reformu, milli geliri yüzde 5 artırsın. Ama korumalı bir sektörde çalışan ve işgücünün yüzde 20'sini oluşturan işçilerin gelirleri, sektörlerinin küçülmesiyle yüzde 15 düşsün. Ücretlerin milli gelirdeki payının yüzde 50 olduğunu varsayalım.

Kaybeden işçilerin toplam kaybı, toplam ücretlerin 0,20 × 0,15 = yüzde 3'ü, yani milli gelirin 0,5 × 0,03 = yüzde 1,5'idir. Reformun toplam kazancı ise milli gelirin yüzde 5'idir. Kazanç, kaybı telafi etmeye fazlasıyla yeter: kazananların kazancının yaklaşık üçte biri kaybedenlere aktarılsa, herkes reformdan önceki durumuna göre daha iyi ya da aynı durumda olur.

Ama bu aktarım kendiliğinden gerçekleşmez. İşsizlik sigortası, yeniden eğitim programları ve bölgesel destekler gibi mekanizmalar kurulmazsa, kayıp belirli bölgelerde ve belirli işçi gruplarında yoğunlaşır. Neoliberal dönüşüme yöneltilen eleştirilerin önemli bir kısmı, reformların toplam kazancına değil, bu kazancın dağılımına ve telafi mekanizmalarının zayıflığına yöneliktir. Telafinin zamanlaması da önemlidir: kayıplar reformun hemen ardından ve yoğun biçimde ortaya çıkarken, kazançlar yıllara yayılarak ve dağınık biçimde gelir. Bu zaman farkı, reformların siyasal desteğini ilk yıllarda zayıflatır ve bazı ülkelerde reformların geri alınmasına yol açmıştır. Sayılar varsayımdır.

Modelin sınırları

Yukarıdaki hesaplar, neoliberal dönüşümün farklı maddelerini birbirinden bağımsızmış gibi ele aldı. Gerçekte reformlar paketler hâlinde ve belirli bir sırayla uygulandı ve sıralama sonuçları derinden etkiledi. Williamson'ın da vurguladığı gibi, 1970'lerin sonunda Güney Amerika'da finansal serbestleşmenin ilk denemeleri felaketle sonuçlanmıştı ve iktisatçılar bunun bir nedenini yanlış sıralamaya bağladı: bankacılık gözetimi kurulmadan faizler ve sermaye hareketleri serbestleştirildiğinde, krizler kaçınılmaz hâle geliyordu.

Ayrıca bu dersteki kanıtlar ağırlıklı olarak büyüme üzerine kurulu. Neoliberal dönüşümün eşitsizlik, istihdam güvencesi, kamu hizmetlerinin kalitesi ve siyasal katılım üzerindeki etkileri, büyüme etkisinden ayrı ayrı değerlendirilmesi gereken sorulardır ve bu sorularda kanıtlar ülkeden ülkeye çok farklıdır. Dönüşümün sonuçlarını, onu uygulayan ülkelerin başlangıç koşullarından da ayırmak zordur: kriz içindeki ülkeler reform yapmaya daha yatkındı ve reform sonrası toparlanmanın bir kısmı, krizin kendisinden çıkışın doğal sonucu olabilir.

Uygulama

Özet kartı

  1. John Williamson 1989'da Washington'da Latin Amerika için arzu edilir sayılan on politika reformunu «Washington uzlaşısı» adıyla derledi: mali disiplin, harcama önceliklerinin değişmesi, vergi reformu, faiz ve kur politikası, ticaret ve doğrudan yatırımın serbestleşmesi, özelleştirme, deregülasyon ve mülkiyet hakları.
  2. Williamson'a göre terim sonradan üç farklı anlamda kullanıldı; özgün listesi sermaye hesabının serbestleştirilmesini ve devleti küçültmeyi içermiyordu ve listedeki tek açıkça neoliberal kökenli madde özelleştirmeydi.
  3. Estevadeordal ile Taylor'a göre 1990'ların büyük serbestleşmesinde sermaye malı ve ara mal vergilerini indiren ülkeler yılda yaklaşık 1 puan daha hızlı büyüdü; tüketim malı vergilerinde etki daha zayıftı.
  4. Kose, Prasad, Rogoff ve Wei'ye göre geniş sermaye hesabı serbestleşmesinin büyümeye yararına dair sağlam kanıt azdır; yararlar dolaylıdır ve ülkenin kurumsal ve finansal eşikleri aşmasına bağlıdır.
  5. Reformların sonucu, türüne, sıralamasına ve kurumlara göre farklılaştı; 1990'ların sonunda gündem, piyasaların işlemesi için gereken kurumları inşa etmeyi amaçlayan ikinci kuşak reformlara kaydı.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
NeoliberalizmNeoliberalismDevletin ekonomideki rolünü küçültmeyi ve piyasaları serbestleştirmeyi savunan yaklaşım
Washington uzlaşısıWashington ConsensusWilliamson'ın 1989'da derlediği on maddelik politika reformu listesi
DeregülasyonDeregulationBir sektöre girişi, fiyatları ya da faaliyetleri sınırlayan kuralların gevşetilmesi
Büyük serbestleşmeGreat Liberalization1990'larda gelişmekte olan ülkelerde ticaret engellerinin büyük ölçüde indirilmesi
Finansal küreselleşmeFinancial globalizationÜlkelerin finans piyasalarının sermaye akımlarıyla birbirine bağlanması
İkinci kuşak reformlarSecond-generation reformsPiyasaların işlemesi için gereken kurumları inşa etmeyi amaçlayan reformlar

Kendini sına

  1. (Çıktı 1) Williamson'a göre «Washington uzlaşısı» terimi hangi üç farklı anlamda kullanıldı? Özgün listede hangi politikalar yer almıyordu?
  2. (Çıktı 2) 1970'lerin stagflasyonu ve 1980'lerin borç krizi, pek çok ülkenin piyasa reformlarına yönelmesinde nasıl bir etki yaptı? İkinci kuşak reformlar neden gündeme geldi?
  3. (Çıktı 3) Bir makinenin dünya fiyatı 200 birim ve gümrük vergisi yüzde 20'dir. Yatırım bütçesi 48.000 birimdir. Vergi yüzde 5'e indirilirse firmalar kaç makine daha alabilir?
  4. (Çıktı 3) İki ülkenin başlangıç gelirleri eşittir. Biri yılda yüzde 2, öbürü yüzde 3 büyüyor. Yirmi yıl sonra hızlı büyüyen ülkenin geliri öbürününkinden yüzde kaç yüksek olur?
  5. (Çıktı 3) Bir ülkenin cari açığı milli gelirin yüzde 6'sıdır; ithalat milli gelirin yüzde 30'u, ihracat yüzde 24'üdür. Sermaye girişi aniden durur ve ülkenin rezervi yoktur. İhracat değişmezse ithalat yüzde kaç düşmelidir?
  6. (Çıktı 4) Bir yorumcu, «Neoliberal reformlar gelişmekte olan ülkelere yalnızca kriz ve eşitsizlik getirdi» diyor. Bir başkası, «Serbestleşme her yerde büyümeyi hızlandırdı» diye karşılık veriyor. Estevadeordal ile Taylor'ın ve Kose ve arkadaşlarının bulgularıyla iki yargıyı da sına.

Cevaplar

  1. Birinci anlam, Williamson'ın 1989'da derlediği, Washington'da Latin Amerika için arzu edilir sayılan on politika reformundan oluşan özgün listedir. İkincisi, uluslararası mali kuruluşların ve ABD Hazinesi'nin gelişmekte olan ülkelere genel olarak önerdiği, zamanla on madde daha eklenmiş politika paketidir. Üçüncüsü, eleştirmenlerin bu kuruluşlara atfettiği, devletin rolünü en aza indirmeyi amaçlayan neoliberal gündemdir. Özgün listede sermaye hesabının serbestleştirilmesi, kamu harcamalarının genel olarak kısılması, en küçük devlet anlayışı, arz yanlı iktisat ve parasalcılık yer almıyordu.
  2. 1970'lerin stagflasyonu, altın çağın talep yönetimine ve devlet denetimine dayanan ekonomi yönetimine duyulan güveni sarstı; 1980'lerin başında faizlerin yükselmesiyle patlayan borç krizi ise borçlu ülkelerin büyük kısmını uluslararası kuruluşların desteğine ve onların koşullarına muhtaç bıraktı. Bu iki gelişme, piyasa reformlarının yaygınlaşmasını hızlandırdı. İkinci kuşak reformlar, fiyatların serbestleştirilmesi, ticaretin açılması ve özelleştirme gibi ilk kuşak reformların, bankacılık gözetimi, rekabet hukuku ve kamu yönetiminin kalitesi gibi kurumlar olmadan beklenen sonuçları vermemesi ve 1990'ların finansal krizleri üzerine gündeme geldi.
  3. Vergi yüzde 20 iken makinenin iç fiyatı 240 birimdir ve firmalar 48.000 ÷ 240 = 200 makine alabilir. Vergi yüzde 5'e inince iç fiyat 210 birim olur ve firmalar 48.000 ÷ 210 ≈ 228 makine alabilir. Yaklaşık 28 makine daha alınır.
  4. Yüzde 2 büyüyen ülkenin geliri 1,02 üzeri 20 ≈ 1,486 katına, yüzde 3 büyüyeninki 1,03 üzeri 20 ≈ 1,806 katına çıkar. Oran 1,806 ÷ 1,486 ≈ 1,215'tir; hızlı büyüyen ülkenin geliri yaklaşık yüzde 22 yüksek olur.
  5. İthalat ihracata, yani milli gelirin yüzde 24'üne inmelidir. Düşüş (30 − 24) ÷ 30 = 0,2, yani yüzde 20'dir.
  6. Birinci yargı kanıtlarla uyuşmaz: Estevadeordal ile Taylor'a göre sermaye malı ve ara mal vergilerini indiren ülkeler yılda yaklaşık 1 puan daha hızlı büyüdü; ticaret serbestleşmesinin bazı türleri gerçek kazançlar sağladı. İkinci yargı da aşırı geneldir: tüketim malı vergilerinin indirilmesinin büyümeyle ilişkisi daha zayıftı ve Kose ve arkadaşlarına göre geniş sermaye hesabı serbestleşmesinin büyümeye yararına dair sağlam kanıt azdır; yararlar kurumsal eşiklere bağlıdır ve eşiklerin altındaki ülkelerde serbestleşme krizlere kapı açabilir. İki yargı da neoliberal dönüşümü tek bir blok olarak ele alıyor. Kanıtlar, reformların türüne, sıralamasına ve ülkenin kurumlarına göre çok farklı sonuçlar verdiğini gösterir; eşitsizlik ve dağılım etkileri ise büyüme etkisinden ayrı değerlendirilmelidir.

İleri okuma

  • John Williamson (2004). «The Washington Consensus as Policy Prescription for Development». Dünya Bankası'nda verilen konferans, Institute for International Economics. Terimin kökeni ve farklı anlamları.
  • Antoni Estevadeordal, Alan M. Taylor (2013). «Is the Washington Consensus Dead? Growth, Openness, and the Great Liberalization, 1970s–2000s». Review of Economics and Statistics 95(5). Ticaret serbestleşmesi ve büyüme.
  • M. Ayhan Kose, Eswar Prasad, Kenneth Rogoff, Shang-Jin Wei (2009). «Financial Globalization: A Reappraisal». IMF Staff Papers 56(1). Finansal küreselleşmenin yararları, maliyetleri ve eşik koşulları.
  • Dani Rodrik (2006). «Goodbye Washington Consensus, Hello Washington Confusion?». Journal of Economic Literature 44(4). Reform deneyimlerinin eleştirel bir değerlendirmesi.

Sonraki derse köprü

Neoliberal dönüşümün en çarpıcı büyüme hikâyesi, Washington uzlaşısının listesini izlemeyen bir ülkeden geldi. Çin 1978'den itibaren ekonomisini adım adım piyasaya açtı, ama bunu devlet işletmelerini hemen özelleştirmeden, fiyatları bir gecede serbest bırakmadan ve sermaye hareketlerini denetim altında tutarak yaptı. Sıradaki ders, Çin'in yükselişini ele alıyor. Köylü hanelerine verilen üretim serbestliği, özel ekonomik bölgeler ve dünya ticaretine katılım, dünya tarihinin en hızlı ve en büyük yoksulluktan çıkışını nasıl mümkün kıldı? Ve Çin'in kademeli yolu, «şok terapi» ile yapılan dönüşümlerden neden farklı sonuçlar verdi?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • Açılış: aynı sözcüğün, «neoliberalizm», iki farklı ekranda iki farklı anlamla belirmesi; bir yanda kapanan bir fabrika, öbür yanda açılan bir liman.
  • Hikâye: 1989 tarihli bir konferans masası; bir kâğıda on madde yazılır. Kâğıt dünyanın farklı yerlerine uçar ve her yerde maddelerin bir kısmı silinir, yenileri eklenir. 2004'te aynı kâğıdın başında düşünceli bir yüz.
  • Kavram: on maddelik liste, iki sütuna ayrılır: listede olanlar ve listede olmayanlar. Ardından bir liman ve bir borsa ekranı; mallar ve sermaye akar.
  • Veri ve kanıt: gümrük vergisi çubukları 1990'larda erir; yanında iki ülkenin büyüme çizgileri ayrışır. Ardından sermaye akımları ve bir eşik çizgisi: eşiğin üstündeki ülkeler yeşil, altındakiler kırmızı.
  • Model: bir makinenin fiyat etiketi vergiyle ve vergisiz; ardından ani bir sermaye durmasında boşalan bir liman.
  • Neden önemli: 1980'lerin Türkiye'sinde ihracat için yüklenen gemiler ve 2001'de bir döviz bürosu önünde kuyruk.

Seslendirme, neoliberal dönüşümü ne tek başına bir başarı ne de tek başına bir felaket olarak anlatır. Farklı reformların farklı kanıtlarını ayırır, destekçilerin ve eleştirmenlerin görüşlerini hakkıyla aktarır ve kavramın tartışmalı olduğunu açıkça belirtir.

Kısa kesit

Dikey, elli saniyelik. Seslendirme: «1989'da bir iktisatçı on maddelik bir liste yazdı. Liste, dünyanın en tartışmalı ekonomi programının adı oldu.» Ekranda uçuşan bir kâğıt. «On beş yıl sonra kendisi, terimin listesinde hiç olmayan politikalar için de kullanıldığından yakındı.» Kapanış: «Washington uzlaşısı gerçekte ne diyordu? Derste.»