İçeriğe geç

Ders EKO-210.08 · Seviye 2 — Orta

1970'ler stagflasyonu

EKO-210 Dünya Ekonomik Tarihi

4.340 kelime · yaklaşık 20 dakika okuma · seslendirme 10 dk · veriler Eylül 2026 itibarıyla

Katmanlar:SezgiModel

  • Büyük Enflasyon
  • ücret-fiyat sarmalı
  • enerji yoğunluğu
  • petrodolar geri dönüşümü
  • verimlilik yavaşlaması
  • parasal rejim kayması
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Blinder ile Rudd'un derlediği verilere göre ABD'de tüketici enflasyonu 1972'de yüzde 3,0'dan 1974'te yüzde 10,9'a çıktı, 1976'da yüzde 4,9'a indi, 1979'da yüzde 10,8'e ve 1980'de yüzde 10,9'a yükseldi; iki tepe, iki petrol şokuyla çakıştı.
  2. Arz şoku açıklamasına göre tepelerin büyük kısmını gıda ve enerji fiyatlarındaki sıçramalar ve fiyat denetimlerinin kaldırılması yarattı; gıda fiyatları 1973'te genel enflasyona 4,5 puan katkı yaptı.
  3. Barsky ile Kilian'a göre sanayi hammaddesi fiyatları petrolden önce yükseldi; Bretton Woods'un çöküşüyle gevşeyen ve dengesizleşen para politikası, arz şoku olmadan da stagflasyon yaratabilirdi ve petrol fiyatı artışlarını da kısmen hazırlamış olabilirdi.
  4. Petrol faturasının doğrudan hesabı ABD'deki 1973–1975 kaybını açıklamaya yetmez; eğilime göre kayıp yaklaşık yüzde 8'di. Enflasyonun kalıcılığı ücret-fiyat sarmalına, endekslemeye ve beklentilere bağlıydı.
  5. Enerji yoğunluğunun yarıya inmesi, endekslemenin azalması ve merkez bankalarına güvenin artması, sonraki petrol şoklarının etkisini küçülttü. 1970'lerin dersleri bugünkü merkez bankacılığının temelini oluşturdu.

Öğrenme çıktıları

  • Hatırlama — Büyük Enflasyonu, ücret-fiyat sarmalını, enerji yoğunluğunu, petrodolar geri dönüşümünü, verimlilik yavaşlamasını ve parasal rejim kaymasını tanımlar.
  • Anlama — 1970'lerde gelişmiş ekonomilerde enflasyonun ve işsizliğin neden birlikte yükseldiğini, arz şoklarına ve para politikasına dayanan iki rakip açıklamayı karşılaştırarak açıklar.
  • Uygulama — Bir petrol şokunun milli gelire doğrudan maliyetini, gıda ve enerji fiyatlarının genel enflasyona katkısını ve bir ücret-fiyat sarmalının enflasyonu nasıl sürdürdüğünü hesaplar.
  • Değerlendirme — Blinder ile Rudd'un ve Barsky ile Kilian'ın bulgularını tartarak stagflasyonun nedenlerine ve bugünkü petrol şoklarının neden daha hafif geçtiğine dair iddiaları değerlendirir.

Sezgi

Açılış

Önceki derste gördüğümüz altın çağ, gelişmiş ekonomilere yalnızca hızlı büyüme değil, bir güven de bırakmıştı: iktisatçılar ve politika yapıcılar, ekonomiyi yönetmeyi öğrendiklerini düşünüyordu. Talebi biraz artırarak işsizlik düşürülebilir, biraz kısarak enflasyon frenlenebilirdi. İkisi aynı anda kötüleşmezdi; biri artarken öbürü azalırdı.

1970'ler bu güveni sarstı. Atlantik'in iki yakasında ve Japonya'da fiyatlar yılda yüzde on ve üstünde artarken, fabrikalar işçi çıkarıyor ve büyüme duruyordu. Gazeteler, durgunluk ile enflasyonun birleşimine yeni bir ad verdi. Bu on yıl, iktisat biliminin kendi araçlarını yeniden düşündüğü bir dönem oldu ve bugünkü merkez bankacılığının pek çok ilkesi o yıllarda yapılan hatalardan doğdu.

Bu ders dört soruyu izliyor. Stagflasyon ne kadar derindi ve nasıl bir seyir izledi? Onu petrol mü, yoksa para politikası mı yarattı? Neden bazı ülkeler bundan daha hafif, bazıları daha ağır etkilendi? Ve bugün petrol fiyatları sıçradığında 1970'ler neden tekrarlanmıyor?

Hikâye — «Kötü eski günler geri mi dönüyor?»

Kasım 1999'da The Economist dergisi okurlarına bir soru sordu: kötü eski enflasyon günleri geri mi dönüyordu? Petrol ihraç eden ülkeler Mart'ta arzı kısmayı kararlaştırmış, ham petrolün varil fiyatı bir önceki Aralık'taki 10 doların altından 26 dolara yaklaşmıştı. Derginin kaygısı, çeyrek yüzyıl önce yaşananların tekrarlanabileceğiydi. İktisatçılar Robert Barsky ile Lutz Kilian, bu alıntıyla açtıkları bir makalede, kaygının dayandığı yaygın inancı sorguladı: 1970'lerin stagflasyonunu gerçekten petrol mü yaratmıştı?

Bu inanç güçlü bir zamanlamaya dayanıyordu. Alan Blinder ile Jeremy Rudd'un derlediği verilere göre ABD'de tüketici fiyatları 1972'de yüzde 3,0 arttı; 1973'te artış yüzde 8,3'e, 1974'te yüzde 10,9'a çıktı. Sonra enflasyon geriledi: 1976'da yüzde 4,9'a indi. Ardından ikinci bir tepe geldi: 1978'de yüzde 7,8, 1979'da yüzde 10,8, 1980'de yüzde 10,9. İki tepenin her biri bir petrol şokuyla aynı zamana denk geliyordu. İlki 1973 Ekim Savaşı'nın ve petrol ambargosunun ardından, ikincisi 1979 İran Devrimi'nin ardından.

Ama resim bu kadar basit değildi. Barsky ile Kilian, sanayi hammaddelerinin fiyatlarının 1972'de, Ekim Savaşı'ndan çok önce, geniş bir cephede yükselmeye başladığını gösterdi; bu artış tek tek piyasalardaki arz sorunlarıyla değil, parasal genişlemeyle beslenen bir talep patlamasıyla uyumluydu. Onlara göre asıl hikâye, Bretton Woods düzeninin çöküşüyle birlikte para politikasının daha gevşek ve daha dengesiz hâle gelmesiydi. Blinder ile Rudd ise buna itiraz etti: enflasyon tepelerinin büyük kısmını gıda ve enerji fiyatlarındaki sıçramalar ve 1971–1974 Nixon ücret ve fiyat denetimlerinin kaldırılması açıklıyordu.

İki taraf da aynı verilere bakıyordu. Tartışma bugün bile tam olarak kapanmış değil. Ama iki görüş, farklı yerlere ağırlık verseler de, bir noktada birleşir: bir arz şokunun enflasyona ve üretime etkisi, büyük ölçüde merkez bankasının ona nasıl tepki verdiğine ve insanların beklentilerinin ne kadar sağlam olduğuna bağlıdır. 1970'lerin asıl dersi de buradadır.

Kavram

Hikâyedeki iki tepeli enflasyon dönemi kendi adıyla anılır.

Enflasyonun bir kez başladıktan sonra neden sürdüğünü açıklayan bir mekanizma şudur.

Bir petrol şokunun etkisinin büyüklüğü, ekonominin ne kadar enerji kullandığına bağlıdır.

Petrol fiyatlarının yükselmesi, dünyada büyük bir gelir aktarımı yarattı.

1970'lerin sorunları yalnızca fiyatlarla sınırlı değildi.

Barsky ile Kilian'ın açıklamasının merkezinde başka bir kavram vardır.

Veri ve kanıt

Blinder ile Rudd'un verdiği ayrıntılar, arz şoklarının büyüklüğünü somutlaştırır. ABD'de tüketici fiyat endeksinin gıda bileşeni Aralık 1972'den Aralık 1973'e yüzde 20,1, sonraki yıl yüzde 12,1 arttı; şoktan önceki yıl bu oran yüzde 4,6'ydı. Gıda fiyatları genel enflasyona 1973'te 4,5 puan, 1974'te 3 puana yakın katkı yaptı. 1977 ile 1980'in başı arasında genel enflasyon yaklaşık 8 puan yükselirken çekirdek enflasyon belki yalnızca 3 puan yükseldi; farkı gıda, enerji ve konut kredisi faizleri gibi özel etkenler yarattı. Yazarlar, ABD ekonomisinin enerji yoğunluğunun o dönemden bu yana yarıya indiğini ve bunun tek başına petrol şoklarının makroekonomik etkisini kabaca yarı yarıya azaltacağını belirtir.

Barsky ile Kilian'ın en çarpıcı iddiası, nedenselliğin yönüyle ilgilidir. Yaygın görüş, petrol fiyatlarının Orta Doğu'daki siyasal olaylar yüzünden dışarıdan geldiğini varsayar. Yazarlara göre ise siyasal etkenler OPEC'in kararlarında hiç yok değildi, ama 1970'lerdeki iki büyük petrol fiyatı artışı, petrol piyasasında fazla talep yaratan makroekonomik koşullar olmasaydı çok daha az olası olurdu. Yani gevşek para politikası yalnızca enflasyonu değil, petrol şoklarının kendisini de kısmen hazırlamış olabilir. Bu iddia tartışmalıdır; Blinder ile Rudd, petrol arzındaki kesintilerin savaş ve devrim gibi olaylardan kaynaklandığını ve para politikasıyla açıklanamayacağını savunur. İki çalışma birlikte okunduğunda, 1970'lerin stagflasyonunun tek bir nedene indirgenemeyeceği açıkça görülür.

Yaygın yanlış«1970'lerin stagflasyonunu tek başına petrol şokları yarattı.»
Doğrusu

Petrol şokları enflasyon tepeleriyle çakışıyordu ve Blinder ile Rudd'a göre gıda ve enerji fiyatlarındaki sıçramalar tepelerin büyük kısmını açıklıyordu. Ama Barsky ile Kilian, sanayi hammaddesi fiyatlarının petrolden önce yükseldiğini ve parasal genişlemenin arz şoku olmadan da stagflasyon yaratabileceğini gösterdi. Enflasyonun kalıcılığı da ücret-fiyat sarmalına, beklentilere ve merkez bankalarının tepkisine bağlıydı. Stagflasyon, arz şokları ile para politikasının etkileşiminden doğdu.

Yaygın yanlış«Petrol fiyatı sıçradığında 1970'lerdeki gibi bir stagflasyon kaçınılmazdır.»
Doğrusu

Blinder ile Rudd'a göre sonraki petrol şoklarının etkileri çok daha küçük oldu. ABD ekonomisinin enerji yoğunluğu o dönemden bu yana yarıya indi; bu tek başına petrol şoklarının etkisini kabaca yarıya düşürür. Ücretlerin enflasyona otomatik endekslenmesi azaldı ve merkez bankalarının enflasyonla mücadele kararlılığına duyulan güven arttı. Aynı büyüklükte bir şok, farklı bir ekonomide ve farklı bir politika çerçevesinde çok farklı sonuçlar doğurur.

Neden önemli?

1970'ler, bugünkü merkez bankacılığının temel ilkelerinin doğduğu on yıldır. Enflasyon beklentilerini sağlam tutmanın önemi, merkez bankası bağımsızlığı, enflasyon hedeflemesi ve arz şoklarına karşı dikkatli bir tepki, hepsi bu on yılın hatalarından çıkarılmış derslerdir. 2021–2022'de salgın sonrası enflasyon yükseldiğinde ve Rusya'nın Ukrayna'yı işgaliyle enerji fiyatları sıçradığında, politika yapıcıların aklındaki temel soru, 1970'lerin tekrarlanıp tekrarlanmayacağıydı.

Türkiye için 1970'ler özellikle ağır geçti. Petrol ithalatına bağımlı, ihracatı zayıf ve ithal ikamesine dayanan bir ekonomi, iki petrol şokunun faturasını ödemekte zorlandı. Önceki derslerde gördüğümüz gibi 1970'lerin sonunda dış borç krizi derinleşti, döviz sıkıntısı temel malların kıtlığına dönüştü ve 1979'da fiyatlar yaklaşık yüzde 76 arttı. 1980'deki 24 Ocak kararları, bu krizin doğrudan sonucuydu. Türkiye'nin deneyimi, petrol şokunun gelişmekte olan ve dışa bağımlı bir ekonomide gelişmiş ekonomilerdekinden çok daha yıkıcı olabileceğini gösterir.

Model

Çözümlü örnek — Petrol faturasının doğrudan maliyeti

Blinder ile Rudd'un bir hesabını izleyelim. ABD'nin ithal petrole ödediği tutar, 1974'ün sonuna kadar 21,4 milyar dolar arttı; bu, 1973 milli gelirinin yaklaşık yüzde 1,5'iydi. Bu ek ödeme, Amerikan hanelerinden petrol ihraç eden ülkelere giden bir vergi gibi işler: haneler aynı petrol için daha fazla öder, geriye başka mallara harcayacakları daha az para kalır.

Hanelerin marjinal tüketim eğilimi 0,9 ise, bu «vergi» petrol dışı tüketimi milli gelirin 0,9 × 1,5 ≈ yüzde 1,4'ü kadar azaltır. Bu düşüş, öbür harcamaları da etkileyerek yayılır. Yazarların varsaydığı gibi en yüksek çarpan 1,5 ise, milli gelirdeki en büyük kayıp yaklaşık 1,4 × 1,5 ≈ yüzde 2 olur. Bunun üstüne, enerji pahalandığı için firmaların üretim kapasitesinin azalmasından doğan arz yönlü etkiyi eklersek, toplam kayıp yüzde 3'ün biraz üstüne çıkar.

Gerçekte ise kayıp çok daha büyüktü. Blinder ile Rudd'a göre ABD'de reel milli gelir 1973'ün son çeyreğindeki zirveden 1975'in ilk çeyreğindeki dibe kadar yüzde 3'ün biraz üstünde düştü; oysa aynı beş çeyrekte, 1973 öncesi eğilim hızıyla yaklaşık yüzde 4,5 artması gerekirdi. Eğilime göre kayıp yaklaşık yüzde 8'di. Petrol faturasının doğrudan hesabı bu kaybın yarısını bile açıklamaz. Aradaki fark, ya petrol şokunun başka kanallardan, örneğin belirsizlik ve yatırımın ertelenmesi yoluyla etkili olmasından, ya da aynı dönemdeki para politikası ve öbür etkenlerden kaynaklanıyordu. Bu açık, iki rakip açıklamanın tartışmasının tam ortasında durur.

Çözümlü örnek — Gıda ve enerjinin genel enflasyona katkısı

Genel enflasyon, farklı mal gruplarının fiyat artışlarının, harcamalardaki paylarıyla ağırlıklandırılmış ortalamasıdır. Bir ekonomide gıdanın tüketim harcamasındaki payı yüzde 20, enerjinin payı yüzde 8, öbür malların payı yüzde 72 olsun. Bir yılda gıda fiyatları yüzde 20, enerji fiyatları yüzde 30, öbür mallar yüzde 5 artsın.

Genel enflasyon 0,20 × 20 + 0,08 × 30 + 0,72 × 5 = 4 + 2,4 + 3,6 = yüzde 10'dur. Gıda genel enflasyona 4 puan, enerji 2,4 puan, öbür mallar 3,6 puan katkı yapmıştır. Gıda ve enerji dışındaki malların fiyat artışı, yani çekirdek enflasyon, yüzde 5'tir; genel enflasyonun yarısı. Blinder ile Rudd'un verdiği sayılarla bu örnek uyumludur: 1973'te gıda fiyatları genel enflasyona 4,5 puan katkı yaptı ve çekirdek enflasyon, genel enflasyonun çok altında, yüzde 3,8'di.

Bu ayrımın politika önemi büyüktür. Genel enflasyon yüzde 10 iken merkez bankası, sıçramanın büyük kısmının gıda ve enerjiden geldiğini görürse, bunun geçici olabileceğini düşünüp aşırı tepki vermekten kaçınabilir. Ama sıçrama ücretlere ve beklentilere yayılırsa, çekirdek oran da tırmanır ve bir defalık sıçrama yerleşik bir fiyat artışı hızına dönüşür. 1974'te ABD'de çekirdek enflasyonun yüzde 9,4'e çıkması, bu yayılmanın bir göstergesiydi; Blinder ile Rudd bunun önemli bir kısmını fiyat denetimlerinin kaldırılmasına bağlar.

Çözümlü örnek — Ücret-fiyat sarmalı

Bir ekonomide fiyatlar başlangıçta her yıl yüzde 4 artıyor ve ücret sözleşmeleri, geçen yılın enflasyonunu telafi edecek biçimde yapılıyor: bu yılın ücret artışı, geçen yılın enflasyonuna eşit. Firmalar fiyatlarını ücret maliyetlerine göre belirliyor; bu yılın enflasyonu, bu yılın ücret artışına eşit.

Bir yıl, petrol şoku fiyatları yüzde 4'ün üstüne ek olarak 6 puan daha artırsın; o yıl enflasyon yüzde 10 olur. Ertesi yıl işçiler geçen yılın yüzde 10'unu telafi etmek ister; ücretler yüzde 10 artar, firmalar fiyatları yüzde 10 artırır. Petrol fiyatı artık artmasa bile enflasyon yüzde 10'da kalır. Tek seferlik bir şok, kalıcı bir enflasyon artışına dönüşmüştür.

Bu sarmalı kırmanın iki yolu var. Birincisi, işçilerin ve firmaların, geçmiş enflasyonu değil, merkez bankasının hedeflediği gelecek enflasyonu esas almasını sağlamak; bu, merkez bankasına güveni gerektirir. İkincisi, talebi kısarak işsizliği artırmak ve işçilerin ücret talebini zayıflatmak. Önceki derslerde gördüğümüz fedakârlık oranı, bu ikinci yolun bedelini ölçer. 1970'lerde pek çok ülkede ücret sözleşmelerinin enflasyona otomatik endekslenmesi, sarmalı güçlendirdi. Bu model uç bir basitleştirmedir; gerçekte ücretler geçmiş enflasyonu tam telafi etmez ve beklentiler kısmen ileriye bakar.

Çözümlü örnek — Enerji yoğunluğu ve şokun etkisi

Bir ekonominin milli geliri 1.000 birim olsun. Bu geliri üretmek için yılda 2 birim petrol kullanılıyor ve petrolün fiyatı birim başına 20. Petrol harcaması 2 × 20 = 40 birimdir; milli gelirin yüzde 4'ü.

Petrol fiyatı iki katına çıkarsa, petrol harcamasının milli gelire oranı, başka hiçbir şey değişmezse, yüzde 4'ten yüzde 8'e çıkar; ek fatura milli gelirin yüzde 4'üdür. Şimdi aynı ekonominin, yıllar içinde enerji verimliliğini artırarak enerji yoğunluğunu yarıya indirdiğini düşünelim: petrol harcaması milli gelirin yüzde 2'sidir. Aynı fiyat sıçraması şimdi yalnızca milli gelirin yüzde 2'si kadar ek fatura yaratır.

Blinder ile Rudd'un belirttiği gibi, ABD ekonomisinin enerji yoğunluğunun yarıya inmesi, petrol şoklarının makroekonomik etkisini tek başına kabaca yarıya düşürür. Bu, 1970'lerin petrol şoklarının bir mirasıdır: yüksek petrol fiyatları, ekonomileri daha az petrol kullanmaya zorladı ve böylece sonraki şoklara karşı daha dayanıklı hâle getirdi. Sayılar varsayımdır; gerçekte petrolün yerini alabilecek enerji kaynaklarının varlığı ve fiyatları da etkiyi belirler.

Çözümlü örnek — Petrol fiyatının iniş çıkışı

Blinder ile Rudd'un verdiği rafineri alım maliyeti serisine göre, ABD'de ham petrolün varil fiyatı 1978'de ortalama 12,46 dolardı; 1981'de 35,24 dolarla zirveye çıktı ve 1986'da 14,55 dolara indi. Zirve, 1978 ortalamasının 35,24 ÷ 12,46 ≈ 2,83 katıydı. 1986'daki dip, zirvenin 14,55 ÷ 35,24 ≈ 0,41'i, yani yüzde 59 altındaydı; ama 1978 ortalamasının yalnızca yüzde 17 kadar üstündeydi.

Bu seyir, ikinci petrol şokunun da, birincisi gibi, kalıcı bir plato değil, zamanla geri dönen bir sıçrama olduğunu gösterir. Yüksek fiyatlar, bir yandan talebi azalttı, öbür yandan OPEC dışındaki üreticileri yeni petrol aramaya ve üretmeye teşvik etti. Kartel, yüksek fiyatı uzun süre koruyamadı. Bu, önceki derslerde gördüğümüz kartellerin istikrarsızlığının bir örneğidir: kartelin belirlediği yüksek fiyat, hem alıcıları ikame arayışına hem de kartel dışı üreticileri arz artırmaya iter.

Enflasyon açısından önemli olan ise şudur: petrol fiyatı sıçrayıp sonra düşse bile, bu arada ücretlere ve beklentilere yayılan enflasyon kendiliğinden geri dönmez. 1980'lerin başındaki dezenflasyon, petrol fiyatlarının düşmesinden önce, sıkı para politikasıyla ve yüksek bir işsizlik bedeliyle sağlandı.

Çözümlü örnek — Parasal genişlemenin yavaş etkisi

Barsky ile Kilian'ın modelinin mantığını basit sayılarla görelim. Bir ekonomide para arzı yılda yüzde 5 büyüyor ve fiyatlar yılda yüzde 3 artıyor. Merkez bankası para büyümesini yılda yüzde 9'a çıkarsın. Fiyat belirleyenlerin hepsi bu değişikliği hemen fark edip fiyatlarını buna göre ayarlasaydı, enflasyon hızla yüzde 7'ye çıkar ve üretim değişmezdi.

Ama Barsky ile Kilian'ın modelinde, fiyat belirleyenlerin yalnızca bir kısmı her dönem yeni politikaya uyum sağlar; yazarların seçtiği değerle, iki yıl sonra fiyat belirleyenlerin yarıdan biraz azı yeni kurala geçmiş olur. İlk yıllarda fiyatların çoğu eski hızla artmaya devam ettiği için, ek para önce harcamayı ve üretimi artırır; enflasyon yavaş yavaş yükselir. Birkaç yıl sonra, uyum sağlayanların sayısı arttıkça enflasyon hızlanır, ama bu arada merkez bankası enflasyonla mücadele için para büyümesini kısmaya başlarsa, üretim düşerken enflasyon hâlâ yükselmektedir. İşte stagflasyon: parasal bir genişlemenin gecikmeli etkisi ile sonraki sıkılaşmanın çakışması.

Bu senaryo, petrol şoku olmadan da stagflasyonun ortaya çıkabileceğini gösterir. Önceki derslerde gördüğümüz dur-kalk döngüsü, bu mekanizmayı tekrar tekrar çalıştırır. Bu sayılar varsayımdır; modelin kendisi de gerçek ekonominin çok basitleştirilmiş bir biçimidir.

Çözümlü örnek — Petrodolardan borç krizine

Petrodolar geri dönüşümünün mantığını varsayımsal sayılarla izleyelim. Petrol ithal eden bir gelişmekte olan ülkenin yıllık ihracatı 10 milyar dolar olsun. Petrol fiyatının sıçramasıyla petrol faturası 2 milyar dolar artsın. Ülke bu açığı kapatmak için Batılı bankalardan, petrol ihracatçılarının yatırdığı dolarlarla verilen, dalgalı faizli bir kredi alsın ve bunu beş yıl boyunca her yıl tekrarlasın. Beş yıl sonra ülkenin dış borcu 10 milyar dolara ulaşır; ihracatına eşittir.

Kredilerin faizi dolar cinsinden piyasa faizine bağlıdır. 1970'lerde enflasyon yüksek olduğu için reel faizler düşüktü ve bu borç yükü taşınabilir görünüyordu. Faiz yüzde 8 iken yıllık faiz ödemesi 0,8 milyar dolar, yani ihracatın yüzde 8'idir. Şimdi faizlerin, sıkı para politikasıyla yüzde 16'ya çıktığını varsayalım. Faiz ödemesi 1,6 milyar dolara, ihracatın yüzde 16'sına çıkar. Aynı dönemde dünya durgunluğa girip ülkenin ihracat fiyatları düşer ve ihracat 8 milyar dolara inerse, faiz ödemesi ihracatın yüzde 20'sine yükselir.

Borç tutarı hiç değişmediği hâlde, faizlerin yükselmesi ve ihracatın düşmesi, borç servisini iki buçuk katına çıkarmıştır. 1970'lerin petrodolar kredileri ile 1980'lerin başındaki sıkı para politikasının birleşimi, borçlu gelişmekte olan ülkelerin birçoğunda tam böyle bir sıkışma yarattı. Bu sayılar varsayımdır; ama 1970'lerin stagflasyonunun, onu durdurmak için uygulanan politikalarla birlikte, dünyanın başka bir yerinde bir sonraki krizi nasıl hazırladığını gösterir.

Çözümlü örnek — Beklentiler çapalıysa

Aynı arz şokunun iki farklı ülkede nasıl farklı sonuçlar doğurabileceğini görelim. İki ülkede enflasyon yüzde 4 ve bir enerji şoku bir yıl için enflasyonu 6 puan artırıyor. Birinci ülkede işçiler ve firmalar merkez bankasının enflasyonu yüzde 4'e döndüreceğine güveniyor; ücret sözleşmeleri gelecek yılın beklenen enflasyonuna, yani yüzde 4'e göre yapılıyor. İkinci ülkede böyle bir güven yok; sözleşmeler geçen yılın enflasyonuna göre yapılıyor.

Birinci ülkede şok yılında enflasyon yüzde 10 olur, ama ertesi yıl ücretler yüzde 4 artar ve enflasyon yüzde 4'e döner. İkinci ülkede ertesi yıl ücretler yüzde 10 artar ve enflasyon yüzde 10'da kalır; merkez bankası enflasyonu düşürmek isterse, talebi kısıp işsizliği artırmak zorunda kalır. Aynı şok, birinci ülkede bir yıllık bir sıçrama, ikinci ülkede yıllar sürecek bir enflasyon ve bir durgunluk yaratır. Bu basitleştirilmiş karşılaştırma, merkez bankasına duyulan güvenin neden 1970'lerden sonra para politikasının merkezine yerleştiğini açıklar.

Modelin sınırları

Yukarıdaki hesaplar, stagflasyonun farklı kanallarını birbirinden ayırarak gösteriyor: petrol faturası, gıda ve enerji fiyatları, ücret-fiyat sarmalı, parasal genişleme. Gerçekte bu kanallar aynı anda işledi ve birbirini güçlendirdi; hangisinin ne kadar önemli olduğunu ayırmak, Blinder–Rudd ile Barsky–Kilian tartışmasında görüldüğü gibi, kullanılan modele ve varsayımlara çok duyarlıdır. İki çalışma da büyük ölçüde ABD verilerine dayanır. Almanya ve İsviçre gibi merkez bankalarının enflasyona daha erken ve daha sert tepki verdiği ülkeler ile İngiltere ve İtalya gibi enflasyonun daha yüksek seyrettiği ülkeler arasındaki farklar, ülkelerin ücret belirleme kurumlarına, merkez bankası bağımsızlığına ve enerji bağımlılığına bağlıydı; ABD verilerinden çıkan sonuçlar her ülkeye aynen uygulanamaz.

Verimlilik yavaşlamasının nedenleri de hâlâ tartışmalıdır. Bu yavaşlama, stagflasyonun hem nedeni hem de sonucu olabilir: yüksek enerji fiyatları eski makineleri değersizleştirip verimliliği düşürmüş, düşen verimlilik de ücretlerle birleşerek enflasyon baskısı yaratmış olabilir. Bu karşılıklı ilişkiyi tek yönlü bir hesapla yakalamak mümkün değildir.

Uygulama

Özet kartı

  1. Blinder ile Rudd'un derlediği verilere göre ABD'de tüketici enflasyonu 1972'de yüzde 3,0'dan 1974'te yüzde 10,9'a çıktı, 1976'da yüzde 4,9'a indi, 1979'da yüzde 10,8'e ve 1980'de yüzde 10,9'a yükseldi; iki tepe, iki petrol şokuyla çakıştı.
  2. Arz şoku açıklamasına göre tepelerin büyük kısmını gıda ve enerji fiyatlarındaki sıçramalar ve fiyat denetimlerinin kaldırılması yarattı; gıda fiyatları 1973'te genel enflasyona 4,5 puan katkı yaptı.
  3. Barsky ile Kilian'a göre sanayi hammaddesi fiyatları petrolden önce yükseldi; Bretton Woods'un çöküşüyle gevşeyen ve dengesizleşen para politikası, arz şoku olmadan da stagflasyon yaratabilirdi ve petrol fiyatı artışlarını da kısmen hazırlamış olabilirdi.
  4. Petrol faturasının doğrudan hesabı ABD'deki 1973–1975 kaybını açıklamaya yetmez; eğilime göre kayıp yaklaşık yüzde 8'di. Enflasyonun kalıcılığı ücret-fiyat sarmalına, endekslemeye ve beklentilere bağlıydı.
  5. Enerji yoğunluğunun yarıya inmesi, endekslemenin azalması ve merkez bankalarına güvenin artması, sonraki petrol şoklarının etkisini küçülttü. 1970'lerin dersleri bugünkü merkez bankacılığının temelini oluşturdu.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
Büyük EnflasyonGreat Inflation1960'ların ortasından 1980'lerin başına süren yüksek enflasyon dönemi
Ücret-fiyat sarmalıWage-price spiralFiyatların ücretleri, ücretlerin fiyatları yükselttiği kendini besleyen süreç
Enerji yoğunluğuEnergy intensityBir birim milli gelir için kullanılan enerji miktarı
Petrodolar geri dönüşümüPetrodollar recyclingPetrol gelirlerinin bankalar aracılığıyla başka ülkelere kredi olarak aktarılması
Verimlilik yavaşlamasıProductivity slowdown1970'lerden itibaren işçi başı üretim artışının belirgin biçimde düşmesi
Parasal rejim kaymasıMonetary regime shiftPara politikasının hedeflerinde ya da kurallarında köklü ve kalıcı değişiklik

Kendini sına

  1. (Çıktı 1) Ücret-fiyat sarmalı nedir ve tek seferlik bir arz şokunu nasıl kalıcı bir enflasyona dönüştürebilir? Endeksleme bu aktarımı nasıl etkiler?
  2. (Çıktı 2) Blinder ile Rudd'un arz şoku açıklaması ile Barsky ile Kilian'ın parasal açıklaması arasındaki temel fark nedir? İki açıklama hangi noktada birleşir?
  3. (Çıktı 3) Bir ülkenin petrol ithalat faturası milli gelirin yüzde 2'si kadar artıyor. Marjinal tüketim eğilimi 0,8 ve çarpan 1,5 ise, talep kanalından milli gelirdeki en büyük kayıp ne olur?
  4. (Çıktı 3) Tüketim harcamalarında gıdanın payı yüzde 25, enerjinin payı yüzde 10, öbür malların payı yüzde 65'tir. Bir yılda gıda fiyatları yüzde 16, enerji fiyatları yüzde 40, öbür mallar yüzde 6 artıyor. Genel enflasyonu ve üç grubun bu orana kaçar puan kattığını bul.
  5. (Çıktı 3) Ücretlerin geçen yılın enflasyonunu tam telafi ettiği ve fiyatların ücretlerle aynı hızda arttığı bir ekonomide enflasyon yüzde 5'tir. Bir yıl bir enerji şoku enflasyonu 7 puan artırıyor. Sonraki iki yılda, merkez bankası hiçbir şey yapmazsa enflasyon ne olur? Ücretler geçen yılın enflasyonunun yalnızca yarısını telafi etseydi ne olurdu?
  6. (Çıktı 4) Bir yorumcu, «Petrol fiyatları yine sıçradı; 1970'lerdeki gibi bir stagflasyon on yılı kapıda» diyor. Blinder ile Rudd'un ve Barsky ile Kilian'ın bulgularına dayanarak bu öngörünün neresini yerinde, neresini abartılı bulduğunu gerekçelendir.

Cevaplar

  1. Ücret-fiyat sarmalı, fiyatların yükselmesinin işçileri daha yüksek ücret istemeye, yüksek ücretlerin de firmaları fiyatları artırmaya yöneltmesiyle kendini besleyen süreçtir. Bir arz şoku fiyatları bir kez yükselttiğinde, işçiler bu kaybı telafi etmek için ücret artışı ister; firmalar bu maliyeti fiyatlara yansıtır ve şok ortadan kalksa bile enflasyon yüksek kalır. Endeksleme, yani ücretlerin sözleşmelerle geçmiş enflasyona otomatik bağlanması, bu aktarımı hızlandırır ve kesinleştirir; 1970'lerde yaygın olması sarmalı güçlendirdi.
  2. Blinder ile Rudd, enflasyon tepelerinin büyük kısmını gıda ve enerji fiyatlarındaki dışsal sıçramalara ve fiyat denetimlerinin kaldırılmasına bağlar. Barsky ile Kilian ise petrol şoklarının stagflasyonu yaratan temel neden olmadığını, Bretton Woods'un çöküşüyle gevşeyen para politikasının arz şoku olmadan da stagflasyon yaratabileceğini ve petrol fiyatı artışlarını da kısmen hazırladığını savunur. İki açıklama, bir şokun etkisinin merkez bankasının tepkisine ve beklentilerin sağlamlığına bağlı olduğu noktasında birleşir.
  3. Petrol dışı tüketim milli gelirin 0,8 × 2 = yüzde 1,6'sı kadar azalır. Çarpan 1,5 ile en büyük kayıp 1,6 × 1,5 = yüzde 2,4'tür.
  4. Gıdanın katkısı 0,25 × 16 = 4 puan, enerjinin katkısı 0,10 × 40 = 4 puan, öbür malların katkısı 0,65 × 6 = 3,9 puandır. Genel enflasyon 4 + 4 + 3,9 = yüzde 11,9'dur. Çekirdek enflasyon yüzde 6'dır.
  5. Şok yılında enflasyon yüzde 12 olur. Ücretler geçen yılın enflasyonunu tam telafi ederse, sonraki yıl ücretler ve fiyatlar yüzde 12 artar; ondan sonraki yıl da yüzde 12. Enflasyon yüzde 12'de kalır. Ücretler geçen yılın enflasyonunun yalnızca yarısını telafi etseydi, sonraki yıl enflasyon yüzde 6, ondan sonraki yıl yüzde 3 olurdu; enflasyon hızla gerilerdi. Bu karşılaştırma, beklentilerin ve ücret belirleme kurumlarının şokun kalıcılığını nasıl belirlediğini gösterir.
  6. Öngörünün güçlü yanı, petrol fiyatı sıçramalarının genel enflasyonu gerçekten yükseltmesi ve büyümeyi yavaşlatabilmesidir; Blinder ile Rudd'a göre 1970'lerin enflasyon tepelerinin büyük kısmını gıda ve enerji şokları açıklıyordu. Zayıf yanları ise şunlardır. Blinder ile Rudd'a göre ABD ekonomisinin enerji yoğunluğu yarıya indi ve bu tek başına petrol şoklarının etkisini kabaca yarıya düşürür; sonraki şokların etkileri çok daha küçük oldu. Ücretlerin otomatik endekslenmesi azaldı ve merkez bankalarına duyulan güven arttı. Barsky ile Kilian'a göre de 1970'lerin stagflasyonunu yalnızca petrol değil, gevşek ve dengesiz para politikası yarattı; bugünkü para politikası çerçevesi farklıdır. Bir on yıllık stagflasyonun tekrarı, petrol şokunun yanında gevşek bir para politikası ve beklentilerin çözülmesini de gerektirir. Öngörü bu yüzden kanıtların desteklediğinden daha kesindir.

İleri okuma

  • Alan S. Blinder, Jeremy B. Rudd (2013). «The Supply-Shock Explanation of the Great Stagflation Revisited». Michael D. Bordo, Athanasios Orphanides (ed.), The Great Inflation: Rebirth of Modern Central Banking. University of Chicago Press. Arz şoku açıklamasının yeniden değerlendirilmesi.
  • Robert B. Barsky, Lutz Kilian (2001). «Do We Really Know that Oil Caused the Great Stagflation? A Monetary Alternative». NBER Macroeconomics Annual 16. Parasal açıklama ve petrol fiyatlarının içselliği.
  • Michael D. Bordo, Athanasios Orphanides (ed.) (2013). The Great Inflation: Rebirth of Modern Central Banking. University of Chicago Press. Büyük Enflasyonun farklı ülkelerdeki seyrine dair derleme.
  • Michael Bruno, Jeffrey Sachs (1985). Economics of Worldwide Stagflation. Harvard University Press. Stagflasyonun uluslararası karşılaştırmalı analizi.

Sonraki derse köprü

1970'lerin sonunda pek çok ülkede, altın çağın ekonomi yönetimi anlayışının artık işlemediğine dair bir kanı yayılmıştı. 1979'da İngiltere'de Margaret Thatcher, 1981'de ABD'de Ronald Reagan iktidara geldi; ikisi de devletin ekonomideki rolünü küçültmeyi, sendikaların gücünü sınırlamayı ve piyasaları serbestleştirmeyi vaat ediyordu. Sıradaki ders, neoliberal dönüşümü ele alıyor. Özelleştirme, deregülasyon ve sermaye hareketlerinin serbestleşmesi dünya ekonomisini nasıl değiştirdi? Bu dönüşüm gelişmekte olan ülkelere hangi yollarla ulaştı, ve sonuçları hakkında neden bugün bile derin bir anlaşmazlık var?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • Açılış: 1960'ların bir iktisat ders kitabında, enflasyon ile işsizlik arasındaki ters ilişkiyi gösteren düzgün bir eğri. Eğrinin üzerindeki noktalar 1970'lerde dağılır, yukarı ve sağa savrulur.
  • Hikâye: 1999 tarihli bir dergi kapağı; ardından 1972'den 1982'ye ABD enflasyonunu gösteren iki tepeli bir çizgi. Tepelerin üstünde iki olay etiketi belirir: 1973 ve 1979. Ardından tepelerden önce yükselen bir hammadde fiyatı çizgisi.
  • Kavram: bir işçinin maaş bordrosu ile bir market etiketi arasında gidip gelen oklar; her turda iki rakam da büyür. Ardından bir petrol varilinden bankalara, oradan başka ülkelere uzanan para akışı.
  • Veri ve kanıt: bir enflasyon çubuğu gıda, enerji ve öbür mallar olarak renklere bölünür. Ardından yarıya inen bir enerji yoğunluğu çubuğu.
  • Model: petrol faturasının tüketimi kısması ve çarpanla büyüyen kayıp; yanında gerçek kaybın çok daha büyük olduğunu gösteren ikinci bir çubuk.
  • Neden önemli: 1970'lerin sonunda Türkiye'de bir benzin istasyonu önünde kuyruk.

Seslendirme, stagflasyonu tek bir suçluya bağlamaz. Arz şoku açıklamasını ve parasal açıklamayı, her birinin kanıtlarıyla ve sınırlarıyla birlikte dengeli biçimde sunar. Petrol ihraç eden ülkeleri suçlayan bir dil kullanmaz; olayları ekonomik mekanizmalarıyla anlatır.

Kısa kesit

Dikey, elli saniyelik. Seslendirme: «1974'te ve 1980'de Amerika'da fiyatlar yılda yaklaşık yüzde on bir arttı. Aynı yıllarda işsizlik de yükseldi.» Ekranda iki tepeli bir çizgi. «Suçlu petrol müydü, yoksa para mı? İktisatçılar hâlâ tartışıyor.» Kapanış: «Bir sonraki petrol şoku 1970'leri geri getirir mi? Derste.»