İçeriğe geç

Ders EKO-210.07 · Seviye 2 — Orta

Savaş sonrası altın çağ

EKO-210 Dünya Ekonomik Tarihi

4.233 kelime · yaklaşık 19 dakika okuma · seslendirme 10 dk · veriler Eylül 2026 itibarıyla

Katmanlar:SezgiModel

  • altın çağ
  • para reformu
  • yeniden yapılanma tezi
  • yapısal bonus
  • bol emek arzı
  • teknoloji açığı
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Maddison'a göre Batı Avrupa'da kişi başı gelir 1913–1950 arasında yılda yüzde 0,76, 1950–1973 arasında yüzde 4,08, 1973–1998 arasında yüzde 1,78 büyüdü; Japonya'da 1950–1973 hızı yüzde 8,05'ti. Altın çağ, iki yüz yıllık kapitalist tarihin en hızlı büyüme dönemiydi.
  2. Batı Almanya'da 20 Haziran 1948 para reformu ve fiyat denetimlerinin kaldırılması, savaş ekonomisinin bastırılmış enflasyonunu ve karaborsasını sona erdirdi; ama hızlı büyüme para reformu yapmayan ülkelerde de yaşandı.
  3. Temin'e göre 1914–1945 arasındaki savaşlar ve bunalım yapısal dönüşümü geciktirmiş, tarımda fazla işgücü bırakmıştı; bu dengesizliğin giderilmesi, altın çağın hızını, ülkeler arası farkları ve sonunu açıklıyordu. Almanya'nın fazla tarım işgücü, büyüme hızına yaklaşık bir puan ekledi.
  4. Vonyó'ya göre çekirdek Batı sanayi ülkelerinde hızlı büyüme büyük ölçüde savaş sonrası yeniden yapılanmayla açıklanıyordu ve yeniden yapılanmanın tamamlanması altın çağı bitirdi; çevre ülkelerde yapısal modernleşme daha belirleyiciydi.
  5. Bol emek arzı yüksek kârları ve yatırımları besledi, ABD ile aradaki teknoloji açığı hızlı yakalamayı mümkün kıldı. Bu birikmiş potansiyeller tükendiğinde büyüme normal hızına döndü.

Öğrenme çıktıları

  • Hatırlama — Altın çağı, para reformunu, yeniden yapılanma tezini, yapısal bonusu, bol emek arzını ve teknoloji açığını tanımlar.
  • Anlama — 1950–1973 arasında Batı Avrupa'nın ve Japonya'nın tarihlerinin en hızlı büyümesini neden yaşadığını, bu hızın neden geçici olduğunu açıklar.
  • Uygulama — Farklı dönemlerin büyüme hızlarını bileşik büyümeyle karşılaştırır, eğilim çizgisinin altında kalan bir ekonominin yeniden yapılanma büyümesini ve tarımdan sanayiye işgücü kaymasının verimlilik kazancını hesaplar.
  • Değerlendirme — Temin'in ve Vonyó'nun açıklamalarını karşılaştırarak altın çağın nedenlerine ve sonuna dair iddiaları tartar.

Sezgi

Açılış

21 Haziran 1948, bir pazartesi. Batı Almanya'nın kentlerinde insanlar, bir gün önce boş olan dükkân vitrinlerinin tereyağı, yumurta, ayakkabı ve tencereyle dolduğunu gördü. Savaşın bitiminden üç yıl sonra hâlâ yıkıntılar arasında yaşayan, sigarayı para yerine kullanan ve yiyeceğini karaborsadan bulan bir ülkede, bir hafta sonu içinde bir şey değişmişti.

O gün başlayan, bir ülkenin değil, bütün bir kıtanın ve Japonya'nın hikâyesiydi. 1950 ile 1973 arasında Batı Avrupa'da kişi başına gelir, ondan önceki ya da sonraki her dönemden çok daha hızlı büyüdü. Japonya'da bu hız daha da çarpıcıydı. İktisat tarihçileri bu çeyrek yüzyıla altın çağ der.

Bu derste üç soru soracağız. Altın çağ ne kadar olağanüstüydü? Savaşın harabeye çevirdiği ekonomileri bu hıza ne taşıdı? Ve bu hız neden 1970'lerin başında kayboldu?

Hikâye — Bir hafta sonunda değişen ülke

Savaş sonrası Almanya, önceki derste gördüğümüz savaş ekonomisinin denetimlerini devralmıştı. Nazi döneminde basılan para, savaş boyunca biriken ama harcanamayan bir para yığını oluşturmuştu; fiyatlar ise hâlâ denetim altındaydı. Resmî fiyatlarla satılacak mal yoktu. Üreticiler mallarını saklıyor, çiftçiler ürünlerini kente satmak yerine takasla değiştiriyordu. Para değerini yitirmişti; sigara, kahve ve naylon çorap, gündelik alışverişin aracı olmuştu.

20 Haziran 1948 Pazar günü, Batı Almanya'nın işgal bölgelerinde eski Reichsmark'ın yerini yeni Deutsche Mark aldı. Her kişiye başlangıçta 40 mark verildi; eski para birikimleri ve borçlar çok düşük oranlarla yeni paraya çevrildi ve para yığını bir anda eridi. Birkaç gün içinde, iki bölgenin ekonomi yönetiminin başındaki Ludwig Erhard, fiyat denetimlerinin büyük kısmını kaldırdı. Yeni para bir değer taşıdığı ve fiyatlar serbestçe belirlenebildiği için, saklanan mallar dükkânlara döndü.

Bu olay, Batı Almanya'daki hızlı büyümenin, halk arasında «ekonomik mucize» diye anılan dönemin başlangıcı olarak hatırlanır. Ama iktisat tarihçileri, bu hikâyenin tek başına yeterli olmadığında uzlaşır. Bazı tarihçiler, örneğin Werner Abelshauser, sanayi üretiminin para reformundan önce de toparlanmaya başladığını savundu. Daha önemlisi, hızlı büyüme yalnızca Almanya'ya özgü değildi: para reformu yapmayan, fiyat denetimlerini farklı hızlarda kaldıran ülkeler de aynı çeyrek yüzyılda hızla büyüdü. Fransa'da bu döneme «şanlı otuz yıl» dendi, İtalya'da da bir «ekonomik mucize» yaşandı.

Angus Maddison'un uzun dönemli tahminleri bu olağanüstülüğü sayılarla gösterir. Batı Avrupa'da kişi başına gelir 1913–1950 arasında yılda ortalama yüzde 0,76 büyümüştü; 1950–1973 arasında bu hız yüzde 4,08'e çıktı ve 1973–1998 arasında yüzde 1,78'e indi. Japonya'da aynı üç dönemin hızları yüzde 0,89, 8,05 ve 2,34'tü. Dünyanın geneli için yüzde 0,91, 2,93 ve 1,33. Maddison'a göre 1950–1973, iki yüz yıllık kapitalist gelişme tarihinin açık ara en hızlı büyüme dönemiydi.

Kavram

Almanya'nın hikâyesi, savaş ekonomisinden çıkışın bir aracını adlandırır.

Dönemin kendisinin adı şudur.

Altın çağı açıklayan başlıca yaklaşımlardan biri, savaşın açtığı boşluğa bakar.

Bir başka yaklaşım, ekonominin yapısındaki değişime bakar.

Bu kaymayı mümkün kılan, emeğin görece ucuz ve bol olmasıydı.

Son kavram, Avrupa ile Amerika arasındaki farka bakar.

Veri ve kanıt

Temin'in açıklaması, bu kursun önceki derslerini birbirine bağlar. Temin, Almanya'nın İngiltere'den daha fazla tarım işgücü taşımasının üç nedenini sayar: Almanya'nın sanayileşmeye daha geç başlaması, on dokuzuncu yüzyılın sonunda çiftçilerini ucuz Amerikan tahılına karşı koruması, ve 1914–1945 arasındaki «ikinci otuz yıl savaşları» döneminin uluslararası ticareti kesintiye uğratıp yapısal dönüşümü yavaşlatması. Birinci küreselleşme dalgası dersinde gördüğümüz tahıl istilasına verilen korumacı tepki, yarım yüzyıl sonra, Almanya'nın savaş sonrası büyümesini hızlandıran bir birikmiş dönüşüm potansiyeline dönüşmüştü. Temin, savaş yıkımının da, uzun dönemli yakınsamanın da ülkeler arası büyüme farklarını açıklamada kaynakların yanlış dağılımı kadar önemli olmadığını savunur.

Vonyó'nun bulgusu, Temin'inkiyle çelişmekten çok onu tamamlar. İki açıklama da altın çağı olağan dışı ve geçici bir durumun ürünü olarak görür: Temin'de tarımda sıkışmış işgücü, Vonyó'da savaşın açtığı boşluk. İkisi de altın çağın neden sona erdiğini aynı mantıkla açıklar: birikmiş potansiyel tükendiğinde büyüme normal hızına döndü. Fark, hangi ülke grubuna hangi açıklamanın daha iyi uyduğundadır. Vonyó'ya göre savaşın ağır vurduğu çekirdek sanayi ülkelerinde yeniden yapılanma, tarımın hâlâ ağır bastığı daha çevresel OECD ülkelerinde ise yapısal modernleşme daha belirleyiciydi; Temin'in Almanya ile İngiltere karşılaştırması ise yapısal dönüşümün çekirdek ülkeler arasındaki farkları da açıklayabildiğini öne sürer.

Yaygın yanlış«Avrupa'nın savaş sonrası hızlı büyümesi, Marshall Planı'nın verdiği yardımın doğrudan sonucudur.»
Doğrusu

Dış yardım dersinde gördüğümüz gibi, Marshall Planı'nın aktardığı kaynaklar toparlanmayı tek başına açıklayacak kadar büyük değildi; etkisi daha çok teşvik ettiği politikalar ve işbirliği üzerinden işledi. Temin'e ve Vonyó'ya göre altın çağın asıl kaynakları, savaşın açtığı boşluğun kapanması, tarımdan sanayiye büyük işgücü kayması, bol emek arzı ve ABD ile aradaki teknoloji açığıydı. Maddison da Amerikan yardımının önemini kabul eder, ama onu uluslararası işbirliği düzeninin bir parçası olarak görür.

Yaygın yanlış«Altın çağdaki büyüme hızları normaldi; 1973'ten sonraki yavaşlama bir başarısızlıktır.»
Doğrusu

Maddison'a göre Batı Avrupa'da 1950–1973 arasındaki yüzde 4,08'lik kişi başı büyüme, 1870–1913'teki yüzde 1,32'nin ve 1973–1998'deki yüzde 1,78'in çok üstündeydi; iki yüz yıllık tarihte eşi yoktu. Temin'e ve Vonyó'ya göre bu hız, birikmiş ve geçici potansiyellerin ürünüydü. 1973 sonrası yavaşlamanın bir kısmı bu potansiyelin tükenmesinin kaçınılmaz sonucudur; altın çağ, beklenecek normal değil, bir istisnaydı.

Neden önemli?

Altın çağ, bugün bile gelişmiş ülkelerin ekonomik performansının ölçüldüğü örtük bir çıta olarak yaşar. Avrupa'da ve Japonya'da büyümenin 1970'lerden bu yana neden yavaşladığına dair tartışmalar, çoğu zaman altın çağın hızını normal kabul eder. Temin'in ve Vonyó'nun açıklamaları, bu karşılaştırmanın yanıltıcı olabileceğini gösterir. Aynı mantık, bugün hızla büyüyen gelişmekte olan ekonomiler için de geçerlidir: tarımdan sanayiye kayma ve teknoloji açığının kapanması tükendiğinde, büyüme de yavaşlar. Orta gelir tuzağı tartışması da bu dinamikle yakından ilgilidir.

Türkiye de 1950'lerden itibaren benzer bir dönüşüm yaşadı: tarımdaki işgücü payı onlarca yıl boyunca düştü, milyonlarca insan köyden kente göç etti ve 1960'larda Türk işçileri Batı Almanya'nın emek açığını kapatan bol emek arzının bir parçası oldu. Türkiye'nin yapısal dönüşümü Batı Avrupa'nınkinden daha geç ve daha yavaş gerçekleşti ve bu dönüşümün etkileri, önceki derslerde gördüğümüz planlı kalkınma dönemiyle birlikte okunmalıdır.

Model

Çözümlü örnek — Üç dönemin bileşik büyümesi

Maddison'un Batı Avrupa için verdiği kişi başı büyüme hızlarını, her dönemin sonunda gelirin kaç katına çıktığını hesaplayarak karşılaştıralım. Bileşik büyümede, g hızıyla n yıl büyüyen bir değer (1 + g) üzeri n katına çıkar; bunu hesaplamanın kolay yolu, doğal logaritma kullanmaktır: (1 + g) üzeri n ≈ e üzeri (n × ln(1 + g)).

1913–1950 arasında, 37 yılda yüzde 0,76 büyüme: ln(1,0076) ≈ 0,00757; 37 × 0,00757 ≈ 0,280; e üzeri 0,280 ≈ 1,32. Kişi başı gelir, iki dünya savaşı ve bir büyük bunalım boyunca yalnızca üçte bir kadar arttı.

1950–1973 arasında, 23 yılda yüzde 4,08 büyüme: ln(1,0408) ≈ 0,0400; 23 × 0,0400 ≈ 0,920; e üzeri 0,920 ≈ 2,51. Kişi başı gelir yirmi üç yılda iki buçuk katına çıktı.

1973–1998 arasında, 25 yılda yüzde 1,78 büyüme: ln(1,0178) ≈ 0,01764; 25 × 0,01764 ≈ 0,441; e üzeri 0,441 ≈ 1,55. Aynı hesabı Japonya için 1950–1973'e uygularsak: ln(1,0805) ≈ 0,0774; 23 × 0,0774 ≈ 1,781; e üzeri 1,781 ≈ 5,9. Japonya'da kişi başı gelir yirmi üç yılda altı katına yaklaştı. Bu rakamlar, «altın çağ» adının abartı olmadığını gösterir.

Çözümlü örnek — Yeniden yapılanma büyümesi

Jánossy'nin tezini sayılarla kuralım. Bir ekonominin uzun dönemli yolu yılda yüzde 2 büyüsün. Savaş, üretimi bu yolun yüzde 40 altına düşürmüş olsun; yani gerçek hasıla, olması gereken düzeyin 0,6'sı kadar. Ekonomi 15 yılda bu yolu yakalayacaksa, ne kadar hızlı büyümelidir?

Hasıla ile yol arasındaki oran 0,6'dan 1'e çıkmalıdır; bu, yolun büyümesinin üstüne beşte üç katlık, yani yaklaşık 1,67 katlık bir ek artış demektir. Bu ek büyüme 15 yıla yayılırsa yıllık oran, ln(1,67) ÷ 15 ≈ 0,511 ÷ 15 ≈ 0,034, yani yaklaşık yüzde 3,5'tir. Yolun kendi büyümesiyle birlikte toplam büyüme 1,02 × 1,035 ≈ 1,056, yani yılda yaklaşık yüzde 5,6 olur.

On beş yılın sonunda açık kapandığında büyüme bir anda yüzde 2'ye düşer. Politika değişmemiş, kurumlar bozulmamış, işçiler tembelleşmemiştir; yalnızca yakalanacak bir boşluk kalmamıştır. Yeniden yapılanma tezinin altın çağın sonuna getirdiği açıklama budur. Bu sayılar varsayımdır; gerçekte açığın kapanması doğrusal değildir, ilk yıllarda daha hızlı, sonra giderek yavaşlar.

Çözümlü örnek — Tarımdan sanayiye kaymanın kazancı

Bir ekonomide işgücünün yüzde 25'i tarımda, yüzde 75'i sanayi ve hizmetlerde çalışsın. Tarımda işçi başına verimlilik 40 birim, öbür kesimlerde 100 birim. Ortalama verimlilik 0,25 × 40 + 0,75 × 100 = 10 + 75 = 85 birimdir.

Yirmi yıl içinde tarımın payı yüzde 10'a iner; her kesimin kendi verimliliği değişmez. Yeni ortalama verimlilik 0,10 × 40 + 0,90 × 100 = 4 + 90 = 94 birimdir. Yalnızca işgücünün yer değiştirmesiyle ortalama verimlilik 94 ÷ 85 ≈ 1,106, yani yaklaşık yüzde 10,6 artmıştır. Yirmi yıla yayıldığında bu, yılda yaklaşık yüzde 0,5'lik bir ek büyüme demektir.

Şimdi aynı hesabı tarımda yüzde 5 çalışanın bulunduğu bir ekonomi için yapalım; İngiltere'nin savaş sonrasında bu düzeyde olduğunu Temin aktarır. Tarımın payı yüzde 5'ten yüzde 2'ye düşse, ortalama verimlilik 0,05 × 40 + 0,95 × 100 = 97'den 0,02 × 40 + 0,98 × 100 = 98,8'e çıkar; artış yalnızca yaklaşık yüzde 1,9'dur. Tarımda hâlâ geniş bir işgücü taşıyan ülkeler, bu bonusun büyük kısmını henüz kullanmamış oldukları için daha hızlı büyüyebilir. Temin'in Almanya ile İngiltere karşılaştırması bu mantığa dayanır. Gerçekte tarımdan çıkan işçiler sanayide hemen ortalama verimliliğe ulaşmaz ve tarımın kendi verimliliği de artar; hesap yalnızca mekanizmayı gösterir.

Çözümlü örnek — Para yığınını eritmek

Hayalî bir ekonomide, 1948 öncesi Almanya'ya benzeyen bir tablo kuralım. Denetlenen fiyatlarla bir yılda satılabilecek malların değeri 30 birim, ama hanelerin ve firmaların elinde, savaş boyunca biriken 100 birimlik para var. Resmî fiyatlarla her birim para için satın alınabilecek mal miktarı çok azdır; para, harcanamadığı için değersizleşmiştir. Satıcılar malı resmî fiyattan satmak yerine saklar ya da karaborsada, resmî fiyatın katlarına, sigara ya da başka mallarla takas ederek satar.

Para reformu, eski parayı örneğin 10'a 1 oranında yeni paraya çevirsin. Para yığını 100 birimden 10 birime iner. Aynı anda fiyat denetimleri kaldırılırsa, fiyatlar arz ve talebe göre belirlenir. Artık elde, satılabilecek mallara göre makul bir miktar para vardır; satıcı yeni parayla satış yapmanın, malı saklamaktan daha kârlı olduğunu görür. Saklanan mallar piyasaya döner ve ücretler yeniden bir satın alma gücü taşır; işçilerin fabrikaya gelip çalışması anlam kazanır.

Bu işlemin bir bedeli vardır. Eski parayla 1.000 birim birikimi olan bir hane, bir gecede 100 birimle kalır. Birikimlerini para ve banka mevduatı olarak tutanlar büyük kayıp yaşarken, birikimlerini mal, toprak ya da fabrika olarak tutanlar varlıklarını korur. Batı Almanya'da bu adaletsizliği kısmen gidermek için, savaş kayıplarının yükünü paylaştırmayı amaçlayan ayrı düzenlemeler yapıldı. Bu sayılar varsayımdır; gerçek çevrim oranları birikim türüne göre farklıydı.

Çözümlü örnek — Bol emek arzı ve kârlar

Bir sanayi firmasında işçi başına üretim on yılda 100 birimden 150 birime çıksın. Bol emek arzı sayesinde işçi başı ücret aynı dönemde yalnızca 60 birimden 70 birime yükselsin. Başlangıçta ücretlerin üretimdeki payı 60 ÷ 100 = yüzde 60, kârların payı yüzde 40'tır. On yıl sonra ücret payı 70 ÷ 150 ≈ yüzde 47'ye iner, kâr payı yüzde 53'e çıkar.

Kindleberger'in açıklamasına göre bu yüksek kârlar yeniden yatırıma dönüştü; yeni yatırım verimliliği daha da artırdı ve döngü kendini besledi. Ücret artışının verimliliğin gerisinde kalması, işçilerin mutlak olarak yoksullaştığı anlamına gelmiyordu: bu örnekte ücretler on yılda yüzde 17 artmıştır. Ama büyümenin meyvelerinin büyük kısmı yatırıma yöneliyordu.

Şimdi emek kaynağının tükendiğini varsayalım: tarımdan gelen işçi akışı durmuş, göçmen işçi alımı sınırlanmıştır. Sonraki on yılda işçi başı üretim 150'den 180'e çıkarken, emek kıtlaştığı için ücretler 70'ten 110'a yükselsin. Ücret payı 110 ÷ 180 ≈ yüzde 61'e döner, kâr payı yüzde 39'a düşer. Kârların sıkışması yatırımı yavaşlatır ve büyüme hızı düşer. Bu sayılar varsayımdır; ama altın çağın sonunda pek çok Avrupa ülkesinde yaşanan ücret baskısının ve kâr sıkışmasının mantığını gösterir.

Çözümlü örnek — Yatırım ve büyüme

Altın çağda Avrupa'da ve Japonya'da yatırımın milli gelire oranı olağanüstü yükseldi. Basit bir hesapla, yatırımın büyümeye katkısını görelim. Bir ekonomide yıllık gelirin yüzde 24'ü yatırıma gitsin ve bir birim ek üretim için 3 birim sermaye gereksin; bu orana sermaye-hasıla oranı denir. Sermaye yıpranmasını bir kenara bırakırsak, yatırım her yıl hasılayı 0,24 ÷ 3 = 0,08, yani yüzde 8 artırır.

Yatırım oranı yüzde 15'e inerse aynı hesap 0,15 ÷ 3 = 0,05, yani yüzde 5'lik bir büyüme verir. Sermaye-hasıla oranı yeni teknolojilerle ya da daha verimli kullanımla 2,5'e inerse, yüzde 24'lük yatırım oranı 0,24 ÷ 2,5 ≈ yüzde 9,6'lık büyüme verir; tersine, sermaye biriktikçe ve kolay yatırım fırsatları tükendikçe oran 4'e çıkarsa büyüme 0,24 ÷ 4 = yüzde 6'ya iner.

Bu hesap, önceki örneklerle birleştiğinde altın çağın mantığını tamamlar. Bol emek arzı kârları yüksek tutuyor, kârlar yüksek yatırımı finanse ediyor, teknoloji açığı ve yeniden yapılanma da yatırımın verimini yüksek tutuyordu. Kolay yatırım fırsatları tükendiğinde, yani yıkılan fabrikalar yeniden kurulduğunda ve Amerikan teknikleri benimsendiğinde, aynı oranda yatırım daha az büyüme üretmeye başladı. Bu sayılar varsayımdır ve hesap, büyümeyi yalnızca sermaye birikimine bağlayan eski bir modelin basitleştirilmiş biçimidir; verimlilik artışını ve emeği ayrıca hesaba katmaz.

Çözümlü örnek — Teknoloji açığının kapanması

Bir Avrupa ülkesinin işçi başı verimliliği 1950'de ABD'ninkinin yüzde 40'ı olsun. Her yıl, ABD ile arasındaki açığın yüzde 5'ini kapattığını varsayalım: göreli verimlilik r ise, bir sonraki yıl r + 0,05 × (1 − r) olur.

Yirmi yıl sonra kalan açık, başlangıçtaki açığın 0,95 üzeri 20 katıdır: 0,95 üzeri 20 ≈ 0,358. Başlangıçtaki açık 0,6 olduğu için kalan açık 0,6 × 0,358 ≈ 0,215'tir ve göreli verimlilik 1 − 0,215 ≈ 0,785'e, yani ABD'nin yüzde 78,5'ine çıkar. Göreli verimlilik yirmi yılda 0,4'ten 0,785'e yükselmiştir. Bu artışın yıllık ortalaması, ln(0,785 ÷ 0,4) ÷ 20 ≈ 0,674 ÷ 20 ≈ yüzde 3,4'tür. ABD yılda yüzde 2,5 büyüyorsa, bu Avrupa ülkesi yılda yaklaşık yüzde 6 büyüyecektir.

Ama göreli verimlilik yükseldikçe kapatılacak açık küçülür ve yakalama büyümesi yavaşlar. İlk yıl göreli verimlilik 0,4'ten 0,43'e, yani yüzde 7,5 artar; yirminci yılda ise 0,774'ten 0,785'e, yani yalnızca yüzde 1,5 kadar. Maddison'un vurguladığı, Batı Avrupa ile Japonya'nın ABD'ye yaklaşması, bu azalan hızlı yakalama sürecinin bir görünümüdür. Teknoloji açığı kapandığında, bir ülke artık yeni teknikleri başkasından alamaz ve onları kendisi üretmek zorundadır; bu, çok daha yavaş bir büyüme kaynağıdır. Varsayımsal bu hesapta açığın her yıl yüzde 5'inin kapandığı kabul edildi; bu oran, bir ülkenin yeni teknikleri benimseme kapasitesine, yani eğitimli işgücüne, yatırıma ve dış ticarete açıklığa bağlıdır ve ülkeden ülkeye büyük farklar gösterir.

Modelin sınırları

Bu dersteki hesapların her biri altın çağın tek bir kaynağını yalıtıyor: savaşın açtığı boşluğu, tarımdan çıkışı, ucuz emeği, teknoloji açığını. Gerçekte bu kaynaklar birlikte işledi ve birbirini besledi; tarımdan çıkan işçiler yeni fabrikalarda Amerikan tekniklerini kullanarak çalıştı ve bu fabrikalar yeniden yapılanmanın bir parçasıydı. Kaynakların göreli ağırlığını ayırmak, Temin ile Vonyó'nun çalışmalarında görüldüğü gibi, kullanılan yönteme ve ülke örneklemine duyarlıdır.

Bu hesaplar ayrıca altın çağın kurumsal ve uluslararası çerçevesini dışarıda bırakıyor. Maddison, dönemin başarısını yalnızca bu birikmiş potansiyellere değil, uluslararası işbirliği kurumlarına, 1930'ların komşuyu yoksullaştırma politikalarının tekrarlanmamasına, ticaretin serbestleşmesine ve ülkelerin yüksek talep ve istihdam hedefleyen iç politikalarına da bağlar. Birikmiş potansiyel bir olanaktı; onu gerçekleştirmek için bir istikrar ve işbirliği ortamı gerekiyordu.

Son olarak, bu dersteki verilerin kendisi de tahmindir. Maddison'un 1913–1950 dönemine ait rakamları, savaş yıllarında düzenli milli gelir hesapları tutulmadığı için büyük ölçüde sonradan yapılmış yeniden kurgulara dayanır. Dönemler arasındaki karşılaştırma, başlangıç ve bitiş yıllarının seçimine de duyarlıdır: 1950'yi başlangıç almak, savaş sonrası toparlanmanın ilk yıllarını dışarıda bırakır; 1973'ü bitiş almak, petrol şokunun etkisini bir sonraki döneme yükler. Japonya'nın deneyimi de Avrupa'nınkinden farklı etkenler taşır: savaş sonrası işgal döneminin reformları, toprak reformu, yüksek hane tasarrufu ve ihracata dönük sanayi politikası, Japonya'nın hızını açıklamada Avrupa için geliştirilen modellerin tek başına yetmeyebileceğini gösterir. Bu yüzden bir ülkenin altın çağ deneyimini anlamak için, bu genel mekanizmaların yanında o ülkenin kendi kurumlarına ve tarihine de bakmak gerekir.

Uygulama

Özet kartı

  1. Maddison'a göre Batı Avrupa'da kişi başı gelir 1913–1950 arasında yılda yüzde 0,76, 1950–1973 arasında yüzde 4,08, 1973–1998 arasında yüzde 1,78 büyüdü; Japonya'da 1950–1973 hızı yüzde 8,05'ti. Altın çağ, iki yüz yıllık kapitalist tarihin en hızlı büyüme dönemiydi.
  2. Batı Almanya'da 20 Haziran 1948 para reformu ve fiyat denetimlerinin kaldırılması, savaş ekonomisinin bastırılmış enflasyonunu ve karaborsasını sona erdirdi; ama hızlı büyüme para reformu yapmayan ülkelerde de yaşandı.
  3. Temin'e göre 1914–1945 arasındaki savaşlar ve bunalım yapısal dönüşümü geciktirmiş, tarımda fazla işgücü bırakmıştı; bu dengesizliğin giderilmesi, altın çağın hızını, ülkeler arası farkları ve sonunu açıklıyordu. Almanya'nın fazla tarım işgücü, büyüme hızına yaklaşık bir puan ekledi.
  4. Vonyó'ya göre çekirdek Batı sanayi ülkelerinde hızlı büyüme büyük ölçüde savaş sonrası yeniden yapılanmayla açıklanıyordu ve yeniden yapılanmanın tamamlanması altın çağı bitirdi; çevre ülkelerde yapısal modernleşme daha belirleyiciydi.
  5. Bol emek arzı yüksek kârları ve yatırımları besledi, ABD ile aradaki teknoloji açığı hızlı yakalamayı mümkün kıldı. Bu birikmiş potansiyeller tükendiğinde büyüme normal hızına döndü.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
Altın çağGolden age1950–1973 arasında gelişmiş ekonomilerde eşi görülmemiş hızlı büyüme dönemi
Para reformuCurrency reformDeğerini yitirmiş paranın düşük çevrim oranıyla yeni parayla değiştirilmesi
Yeniden yapılanma teziReconstruction thesisSavaşın düşürdüğü ekonominin uzun dönemli yolunu yakalayana kadar hızla büyümesi
Yapısal bonusStructural bonusÇalışanların az üreten kesimlerden çok üretenlere geçmesinin getirdiği artış
Bol emek arzıElastic labour supplySanayinin ücretleri belirgin artırmadan yeni işçi bulabilmesi
Teknoloji açığıTechnology gapBir ülkenin teknikleri ile en ileri ülkeninkiler arasındaki fark

Kendini sına

  1. (Çıktı 1) Yeniden yapılanma tezi ile yapısal bonus arasındaki fark nedir? Her ikisi de altın çağın sonunu nasıl açıklar?
  2. (Çıktı 2) Temin'e göre Almanya'nın savaş sonrasında İngiltere'den daha fazla tarım işgücü taşımasının üç nedeni nedir? Bu durum Almanya'nın altın çağdaki büyümesini nasıl etkiledi?
  3. (Çıktı 3) Bir ülkede kişi başı gelir 20 yıl boyunca yılda yüzde 5 büyüyor. Gelir kaç katına çıkar? Yüzde 2'lik bir hızla aynı artışa kaç yılda ulaşılır?
  4. (Çıktı 3) Bir ekonominin uzun dönemli yolu yılda yüzde 3 büyüyor. Savaş hasılayı bu yolun yüzde 30 altına düşürmüştür. Ekonomi 10 yılda yolu yakalayacaksa yıllık büyüme hızı yaklaşık ne kadar olmalıdır?
  5. (Çıktı 3) Bir ekonomide işgücünün yüzde 30'u tarımda, yüzde 70'i öbür kesimlerde çalışıyor. Tarımda verimlilik 50, öbür kesimlerde 100 birim. Tarımın payı yüzde 15'e inerse ortalama verimlilikteki artışı yüzde olarak bul.
  6. (Çıktı 4) Bir gazete yazarı, «Avrupa'nın 1950'lerde ve 1960'larda hızlı büyümesi, o dönemin akıllıca politikalarının kanıtıdır; bugün aynı politikaları uygularsak aynı hızı yakalarız» diyor. Temin'in, Vonyó'nun ve Maddison'un bulgularıyla bu yargıyı sına.

Cevaplar

  1. Yeniden yapılanma tezi, savaşın hasılayı uzun dönemli yolun altına düşürdüğünü ve ekonominin bu yolu yakalayana kadar hızla büyüdüğünü söyler; hızlı büyümenin kaynağı savaşın açtığı boşluktur. Yapısal bonus ise işgücünün düşük verimli tarımdan yüksek verimli sanayi ve hizmetlere kaymasının ortalama verimliliği artırmasıdır; kaynağı ekonominin yapısındaki dengesizliktir. İkisi de altın çağın sonunu, birikmiş bir potansiyelin tükenmesiyle açıklar: boşluk kapandığında ya da tarımdaki fazla işgücü eridiğinde, büyüme normal hızına döner.
  2. Temin'e göre birinci neden, Almanya'nın sanayileşmeye İngiltere'den sonra başlamasıdır. İkincisi, on dokuzuncu yüzyılın sonunda çiftçilerini ucuz Amerikan tahılına karşı korumasıdır. Üçüncüsü, 1914–1945 arasındaki savaşların ve bunalımın uluslararası ticareti kesintiye uğratıp yapısal dönüşümü yavaşlatmasıdır. Savaş sonrasında tarımda sıkışmış bu fazla işgücü sanayiye kaydıkça Almanya'nın ortalama verimliliği hızla arttı; Temin'e göre bu, Almanya'nın büyüme hızına yaklaşık bir puan ekledi ve İngiltere ile arasındaki farkın yarısından fazlasını açıkladı.
  3. ln(1,05) ≈ 0,0488; 20 × 0,0488 ≈ 0,976; e üzeri 0,976 ≈ 2,65. Gelir yaklaşık 2,65 katına çıkar. Yüzde 2'lik hızla aynı artışa ulaşmak için ln(2,65) ÷ ln(1,02) ≈ 0,976 ÷ 0,0198 ≈ 49 yıl gerekir.
  4. Hasıla yolun 0,7'si kadardır. Boşluğun kapanması, yolun üstüne 1 ÷ 0,7 ≈ 1,429 katlık bir artış ister; yıllık oran ln(1,429) ÷ 10 ≈ 0,357 ÷ 10 ≈ 0,036, yani yaklaşık yüzde 3,6. Yolun kendi büyümesiyle birlikte toplam büyüme 1,03 × 1,036 ≈ 1,067, yani yılda yaklaşık yüzde 6,7'dir.
  5. Başlangıçta ortalama verimlilik 0,30 × 50 + 0,70 × 100 = 15 + 70 = 85'tir. Tarımın payı yüzde 15'e inince 0,15 × 50 + 0,85 × 100 = 7,5 + 85 = 92,5 olur. Artış 92,5 ÷ 85 ≈ 1,088, yani yaklaşık yüzde 8,8'dir.
  6. Yargı, altın çağın hızını politikaların ürünü olarak görüyor. Politikaların ve kurumların rolü önemliydi; Maddison, uluslararası işbirliğini, ticaretin serbestleşmesini ve yüksek istihdamı hedefleyen iç politikaları dönemin başarısının parçası sayar. Ama Temin'e göre hızın asıl kaynağı, 1914–1945 döneminin geciktirdiği yapısal dönüşümdü; Vonyó'ya göre çekirdek ülkelerde savaş sonrası yeniden yapılanmaydı. Bol emek arzı ve ABD ile aradaki büyük teknoloji açığı da geçici olanaklardı. Bu potansiyeller bugünün gelişmiş ekonomilerinde artık yok: tarımdaki işgücü payı çok düşük, yeniden yapılanacak bir savaş boşluğu bulunmuyor ve teknoloji açığı büyük ölçüde kapandı. Aynı politikalar bugün uygulansa, aynı hızı üretmesi beklenmemelidir. Politikalar önemlidir, ama altın çağın hızı, onların yanında birikmiş ve tekrarlanamayacak koşulların da ürünüydü.

İleri okuma

  • Peter Temin (2002). «The Golden Age of European Growth Reconsidered». European Review of Economic History 6(1). Tarımda fazla işgücü ve altın çağın hızı.
  • Tamás Vonyó (2008). «Post-war Reconstruction and the Golden Age of Economic Growth». European Review of Economic History 12(2). Yeniden yapılanma tezinin panel veriyle sınanması.
  • Angus Maddison (2001). The World Economy: A Millennial Perspective. OECD. Bin yıllık büyüme tahminleri ve altın çağın dünya ekonomisindeki yeri.
  • Barry Eichengreen (2007). The European Economy since 1945: Coordinated Capitalism and Beyond. Princeton University Press. Savaş sonrası Avrupa ekonomisinin kurumsal tarihi.

Sonraki derse köprü

Altın çağın son yıllarında ücretler yükseliyor, kârlar sıkışıyor ve Bretton Woods düzeni sarsılıyordu. 1971'de ABD doları altına çevirmeyi bıraktı; 1973'te ve 1979'da petrol fiyatları birkaç ay içinde katlandı. Sıradaki ders, 1970'lerin stagflasyonunu ele alıyor. Fiyatların hızla tırmanması ile işsizliğin artması, o dönemin yaygın iktisadi anlayışına göre aynı anda görülmemesi gereken iki olgu, neden birlikte ortaya çıktı? Petrolün pahalanması, merkez bankalarının tutumu ve verimlilik artışındaki duraklama bu bunalımda nasıl bir pay aldı, ve politika yapıcılar bu bunalımdan hangi dersleri çıkardı?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • Açılış: 1948 yazında bir Alman kentinde yıkık binaların önünde boş bir vitrin; bir gecede vitrin tereyağı, yumurta ve ayakkabılarla dolar. Bir el, bir paket sigarayı tezgâha bırakır; ardından yeni banknotlar.
  • Hikâye: üç dönemi gösteren üç çubuk: 1913–1950, 1950–1973, 1973–1998. Ortadaki çubuk ötekilerin birkaç katı yükselir; Japonya'nın çubuğu grafiğin dışına taşar.
  • Kavram: bir büyüme yolu ve savaşla bu yolun altına düşen bir hasıla eğrisi; eğri hızla yükselip yolu yakalar ve yolun eğimine oturur. Ardından tarlalardan fabrikalara yürüyen işçi figürleri.
  • Veri ve kanıt: iki ülkenin tarım işgücü payını gösteren iki sütun; Almanya'nınki geniş, İngiltere'ninki ince. Ardından Avrupa haritasında çekirdek ülkeler ve çevre ülkeler farklı renklerde.
  • Model: göreli verimlilik eğrisinin önce hızla, sonra giderek yavaşlayarak yüzde 100'e yaklaşması.
  • Neden önemli: 1960'larda bir tren istasyonunda Almanya'ya giden işçiler.

Seslendirme, altın çağı bir mucize ya da tek bir liderin, tek bir politikanın başarısı olarak anlatmaz. Birikmiş potansiyellerin, kurumların ve uluslararası işbirliğinin birlikte işlediğini, farklı açıklamaların farklı ülkelere farklı ölçülerde uyduğunu dengeli biçimde aktarır. Göçmen işçileri, hızlı büyümenin yükünü taşıyan insanlar olarak saygıyla anlatır.

Kısa kesit

Dikey, elli saniyelik. Seslendirme: «1950 ile 1973 arasında Japonya'da kişi başı gelir yaklaşık altı katına çıktı.» Ekranda büyüyen bir çubuk. «Batı Avrupa'da iki buçuk katına. Tarihte eşi yoktu, ve sonra durdu.» Kapanış: «Neden bu kadar hızlıydı, neden bitti? Derste.»