İçeriğe geç

Ders EKO-210.06 · Seviye 2 — Orta

Savaş ekonomileri

EKO-210 Dünya Ekonomik Tarihi

4.213 kelime · yaklaşık 19 dakika okuma · seslendirme 10 dk · veriler Eylül 2026 itibarıyla

Katmanlar:SezgiModel

  • ekonomik seferberlik
  • askerî yük
  • enflasyon açığı
  • ertelenmiş ödeme
  • karne sistemi
  • karaborsa
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. İkinci Dünya Savaşı'nda büyük güçler üretimlerinin yarısını ve daha fazlasını savaşa yöneltti. Harrison'a göre askerî harcamaların milli gelire oranı, cari fiyatlarla, ABD'de 1943'te yüzde 42'ye, İngiltere'de yüzde 55'e, Almanya'da yüzde 70'e çıktı; Japonya'da 1944'te yüzde 76'ya ulaştı.
  2. Müttefiklerin toplam hasılası savaş öncesinde Mihver'inkinin 2,4 katıydı, 1941'de 2'ye düştü, 1944'te 3,3'e çıktı. Harrison'a göre 1942'den sonra ekonomik güç belirleyici oldu ve yoksul ekonomiler yoğun saldırı altında dağılma eğilimi gösterdi.
  3. Keynes 1940'ta savaşın enflasyon açığını vergiler, zorunlu tasarruf biçiminde ertelenmiş ödeme ve güvenceli bir asgari tüketim sepetiyle kapatmayı önerdi; enflasyonu, yükü en az korunaklı olanlara yükleyen gizli bir vergi olarak gördü.
  4. Fiyat tavanları ve karne, kıt malların dağıtımını fiyatın yerine devletin belirlemesini sağladı; ama her yerde karaborsa doğdu. Türkiye savaşa girmese de Milli Korunma Kanunu, karne ve karaborsa yaşadı; Varlık Vergisi gayrimüslimlere ayrımcı biçimde uygulandı.
  5. Barro ile Redlick'e göre geçici savunma harcamasının çarpanı aynı yıl 0,4–0,5, iki yılda 0,6–0,7'ydi; savaş harcaması hasılayı artırdı ama özel yatırımı dışladı. Hasıla ile refah aynı şey değildir.

Öğrenme çıktıları

  • Hatırlama — Ekonomik seferberliği, askerî yükü, enflasyon açığını, ertelenmiş ödemeyi, karne sistemini ve karaborsayı tanımlar.
  • Anlama — İkinci Dünya Savaşı'nda büyük güçlerin üretimlerinin yarısını ve daha fazlasını savaşa nasıl yönelttiğini, ekonomik büyüklüğün ve gelişmişlik düzeyinin savaşın sonucunu neden etkilediğini açıklar.
  • Uygulama — Bir savaş ekonomisinde enflasyon açığını hesaplar, açığı kapatmanın vergi, zorunlu tasarruf ve enflasyon yollarını karşılaştırır ve savunma harcamasının hasılaya etkisini bir çarpanla bulur.
  • Değerlendirme — Harrison'ın seferberlik verilerini ve Barro ile Redlick'in çarpan tahminlerini kullanarak savaşın ekonomiyi canlandırıp canlandırmadığına ve savaşın maliyetini kimin taşıdığına dair iddiaları tartar.

Sezgi

Açılış

Barış zamanında bir ekonomi ne üreteceğine büyük ölçüde milyonlarca hanenin ve firmanın kararlarıyla karar verir. Savaş, bu düzeni birkaç yıl içinde altüst eder. İkinci Dünya Savaşı'nda büyük güçler, milli gelirlerinin yarısından fazlasını tanklara, uçaklara, gemilere ve askerlere ayırdı. Otomobil fabrikaları bombardıman uçağı üretmeye başladı, kadınlar tersanelere ve cephane fabrikalarına girdi, et, şeker ve benzin karneyle dağıtıldı.

Bu değişimin büyüklüğü, ekonomi biliminin barış zamanında nadiren sorduğu sorular sordurur. Bir ülke kaynaklarının bu kadar büyük bir kısmını, piyasa fiyatlarının yönlendirmesi olmadan, bu kadar hızla nasıl yeniden dağıtır? Savaşın maliyetini vergiyle mi, borçla mı, para basarak mı ödemek daha iyidir? Ve bu kadar büyük bir kamu harcaması, önceki derste gördüğümüz bunalımın izlerini silmeye yardım etti mi?

Bu ders İkinci Dünya Savaşı'nın ekonomisini üç soru etrafında ele alıyor: savaşın sonucunu ekonomik güç ne ölçüde belirledi, savaş nasıl finanse edildi ve piyasanın yerini alan denetimler nasıl işledi?

Hikâye — Keynes'in savaşı ödeme planı

Şubat 1940'ta, İngiltere savaşa gireli beş ay olmuştu. John Maynard Keynes, How to Pay for the War (Savaşın Bedeli Nasıl Ödenir) başlıklı kısa bir kitapçık yayımladı. Keynes'in sorunu, 1930'larda uğraştığı sorunun tam tersiydi. Buhran yıllarında sorun, harcamaların üretimi satın almaya yetmemesiydi; savaşta ise sorun, harcanmak istenen paranın sivil halkın alabileceği mallardan çok daha fazla olacağıydı.

Hesap basitti. Savaş, fabrikaları ve işçileri askerî üretime çekecek, sivil mal üretimi azalacaktı. Ama savaş fabrikalarında çalışan işçiler, askerlerin aileleri ve fazla mesai yapanlar daha fazla gelir kazanacaktı. Bu gelirin büyük kısmı, azalan sivil malların peşine düşerse, fiyatlar hızla yükselecekti. Keynes, Birinci Dünya Savaşı'nda yaşanan enflasyonun, yükü en ağır biçimde en yoksul kesimlere, sabit gelirlilere ve işçilere yüklediğini biliyordu.

Keynes'in önerisi, bu fazla satın alma gücünü üç araçla emmekti: vergileri artırmak, işçilerin gelirinin bir kısmını zorunlu olarak ve savaştan sonra geri ödenmek üzere tasarrufa yönlendirmek, ve temel ihtiyaçlar için düşük fiyatlı bir asgari tüketim sepetini güvence altına almak. Zorunlu tasarrufun özü, işçilerin gelirine el koymak değil, harcanmasını ertelemekti; savaş bitip sivil üretim yeniden başladığında bu birikim, ekonomiyi bir çöküşten koruyacak bir talep kaynağı olabilirdi.

Keynes'in fikirleri İngiliz savaş maliyesini derinden etkiledi. 1941 bütçesi, ilk kez, milli gelirin ve harcamaların sistematik tahminlerine dayanarak hazırlandı; James Meade ile Richard Stone'un hazırladığı bu hesaplar, bugün kullandığımız milli gelir muhasebesinin öncülerinden biri oldu. Aynı bütçe, gelir vergisinin bir kısmını savaştan sonra geri ödenecek bir alacak olarak düzenledi. Savaş, ekonomiyi ölçmenin ve yönetmenin yeni araçlarını doğurdu.

Kavram

Hikâyedeki sorun, bütün savaşan ülkelerin karşılaştığı temel sorundu.

Seferberliğin derinliğini ölçmenin en yaygın yolu şudur.

Keynes'in hesabı, savaş maliyesinin merkezindeki bir kavrama dayanıyordu.

Keynes'in açığı kapatmak için önerdiği araçlardan biri şuydu.

Savaşan ülkelerin çoğu, açığı yalnızca maliye politikasıyla değil, doğrudan denetimlerle de kapatmaya çalıştı.

Denetimlerin gölgesinde her zaman başka bir piyasa doğar.

Veri ve kanıt

Harrison'ın yorumuna göre savaşın ilk döneminde, Mihver güçlerinin büyük askerî başarılar kazandığı yıllarda, ekonomik etkenler salt askerî etkenlerden daha az önemliydi. 1942'den sonra ise ekonominin temel büyüklükleri kendini gösterdi. Harrison bir başka noktayı da vurgular: iki dünya savaşının deneyimi, yoksul ülkelerin, büyüklükleri ne olursa olsun, yoğun bir saldırı altında ekonomilerinin dağılma eğiliminde olduğunu gösterdi. Verimliliği düşük ve piyasaya az bağlı bir tarım kesimi, sanayi savaş üretimine yöneldikçe köylüye satılacak mal bırakmıyor, köylü de kentlere yiyecek satmaktan vazgeçiyordu. Seferberlik ya etkisiz kalıyor ya da kendi kendini sınırlıyordu. Gelişmişlik düzeyi, bir ülkenin savaşta ne kadar kaynak seferber edebileceğini belirleyen bir etkendi.

Önceki dersteki Romer hesabını bu bulgunun yanına koyalım. O hesapta ABD'nin 1942'ye kadarki toparlanması büyük ölçüde parasaldı; Barro ile Redlick'e göre savaş harcaması hasılayı artırdı ama harcanan her dolardan daha az. Savaş, ABD'de işsizliği ortadan kaldırdı; Barro ile Redlick'in verilerinde işsizlik oranı 1940'ta hâlâ yüzde 9,4'ken 1944'te yüzde 1'e indi. Ama bunun büyük kısmı, milyonlarca insanın silah altına alınması ve sivil tüketimin sınırlanmasıyla oldu. Savaşın ekonomiyi «canlandırdığı» anlatısı, savaşın ekonomiyi yeniden yönlendirdiği gerçeğinin yanında dikkatle okunmalıdır.

Yaygın yanlış«Savaşları, askerleri ve komutanları en iyi olan taraf kazanır; ekonomi ikinci planda kalır.»
Doğrusu

Harrison'a göre savaşın ilk yıllarında askerî etkenler baskındı, ama 1942'den sonra ekonomik güç belirleyici hâle geldi. Müttefiklerin ekonomik üstünlüğü 1941'de 2'ye 1'den 1944'te 3,3'e 1'e çıktı ve 1942–1944 arasında Müttefik fabrikaları, silahların her ana türünde Mihver'in en az iki buçuk katı üretti. Uzun süren bir topyekûn savaşta, üretim kapasitesi ve onu seferber edebilme yeteneği, cephedeki başarının temelidir.

Yaygın yanlış«Savaş ekonomiyi büyütür; askerî harcamalar refahı artırır.»
Doğrusu

Savaş harcamaları, özellikle işsizliğin yüksek olduğu bir ekonomide, hasılayı ve istihdamı artırabilir. Ama Barro ile Redlick'in tahminlerine göre savunma harcamasının çarpanı birden küçüktü; yani harcamanın bir kısmı özel yatırımı ve öbür harcamaları dışladı. Üstelik savaş hasılasının büyük kısmı tüketilen ya da yok edilen silahlardı; sivil tüketim karne ve kıtlık altında sınırlandı. Hasıla ile refah aynı şey değildir.

Neden önemli?

Savaş ekonomileri, piyasa ile devlet arasındaki ilişkiye dair en uç deneyleri sunar. Fiyat denetimleri ve karnenin nasıl işlediği, savaş borçlarının savaştan sonra nasıl eritildiği, ekonomik gücün askerî güce nasıl dönüştüğü, bugün de savunma harcamaları, yaptırımlar ve kriz dönemlerindeki fiyat müdahaleleri tartışmalarında karşımıza çıkar. Salgın döneminde bazı ülkelerin kritik tıbbi malzemelerin üretimini devlet eliyle yönlendirmesi, bu savaş dönemi araçlarının barış zamanında da yeniden kullanılabildiğini gösterdi.

Türkiye İkinci Dünya Savaşı'na girmedi, ama savaş ekonomisinin yükünden kurtulamadı. Büyük bir ordunun silah altında tutulması, dış ticaretin daralması ve tarımsal üretimin düşmesi kıtlığa ve enflasyona yol açtı. Hükümet 1940'ta çıkardığı Milli Korunma Kanunu ile fiyatları, üretimi ve dağıtımı denetleme yetkisi aldı; ekmek karneye bağlandı ve karaborsa yaygınlaştı. 1942'de çıkarılan Varlık Vergisi, savaş dönemi kazançlarını vergilendirmek amacıyla getirildi; ama uygulamada gayrimüslim yurttaşlara çok daha ağır yükler biçildi ve ödeyemeyenler çalışma kamplarına gönderildi. Varlık Vergisi, savaş maliyesinin adaletsiz biçimde uygulandığında toplumsal dokuya ne kadar derin zarar verebileceğinin Türkiye'deki en acı örneklerinden biridir.

Model

Çözümlü örnek — Askerî yük ve sivil kaynaklar

Harrison'ın tablosuna göre ABD'de askerî harcamaların milli gelire oranı 1939'da yüzde 1'den 1943'te yüzde 42'ye çıktı; İngiltere'de yüzde 15'ten yüzde 55'e. Bu artışın sivil kesime maliyeti, milli gelirin aynı dönemde ne kadar büyüdüğüne bağlıdır.

Varsayımsal sayılarla görelim. ABD'nin milli geliri 1939'da 100 birim olsun ve 1943'e kadar yüzde 70 artarak 170 birime çıksın. Sivil kullanıma kalan kaynaklar 1939'da 100 × 0,99 = 99 birimdir; 1943'te 170 × 0,58 ≈ 98,6 birimdir. Askerî yük kırk kat artmasına rağmen, sivil kaynaklar neredeyse değişmemiştir; çünkü savaş, işsiz kaynakları ve yeni kapasiteyi üretime katmıştır.

İngiltere için milli gelirin aynı dönemde yalnızca yüzde 25 arttığını varsayalım. Sivil kaynaklar 1939'da 100 × 0,85 = 85 birim, 1943'te 125 × 0,45 ≈ 56,3 birimdir. İngiltere'de sivil kaynaklar yaklaşık üçte bir azalmıştır. Bu varsayımsal hesap, iki ülkenin savaş deneyiminin neden bu kadar farklı olduğunu gösterir: işsiz kaynakları bol ve hızla büyüyebilen bir ekonomi, savaşı büyük ölçüde yeni üretimle finanse edebilir; tam kapasiteye yakın çalışan bir ekonomi ise savaşı sivil tüketimden keserek finanse etmek zorundadır.

Çözümlü örnek — Enflasyon açığı

Keynes'in hesabını basit sayılarla kuralım. Bir ekonominin savaş öncesi fiyatlarla milli geliri 100 birim olsun. Savaş üretimi 40 birim tutuyor; geriye sivil kullanım için 60 birimlik mal ve hizmet kalıyor. Haneler gelirlerinin tamamını kazanıyor; vergiler 25 birim, gönüllü tasarruf 10 birim. Harcanabilir gelir 100 − 25 − 10 = 65 birimdir.

Haneler 65 birim harcamak istiyor, ama satın alabilecekleri mallar yalnızca 60 birim. Enflasyon açığı 5 birimdir. Hiçbir önlem alınmazsa, fiyatlar, 65 birimlik harcama 60 birimlik mala eşitlenene kadar yükselir: 65 ÷ 60 ≈ 1,083, yani yaklaşık yüzde 8,3'lük bir fiyat artışı.

Bu tek seferlik bir sıçrama değildir. Fiyatlar yükselince işçiler daha yüksek ücret ister, firmaların gelirleri artar ve savaş harcamaları büyümeye devam ettikçe açık yeniden açılır. Birinci Dünya Savaşı'nda pek çok ülkede yaşanan enflasyon, bu sürecin birkaç yıl boyunca tekrarlanmasının sonucuydu.

Çözümlü örnek — Açığı kim kapatır?

Yukarıdaki 5 birimlik açığı kapatmanın üç yolu var. Birincisi, vergileri 5 birim artırmak. Bu, savaşın yükünü açıkça ve kalıcı olarak vergi mükelleflerine yükler; vergilerin kime ne kadar düştüğü, vergi yapısına bağlıdır.

İkincisi, gelirin 5 birimini ertelenmiş ödeme olarak zorunlu tasarrufa yönlendirmek. Haneler bugün harcayamaz, ama savaştan sonra parayı geri alır. Yük, bugünden geleceğe kayar; ama devletin bu borcu savaştan sonra ödemesi gerekir.

Üçüncüsü, hiçbir şey yapmamak ve fiyatların yaklaşık yüzde 8,3 yükselmesine izin vermek. Bu da bir vergidir, ama görünmez bir vergi: sabit gelirliler, tasarruflarını nakitte ya da bankada tutanlar ve ücretleri fiyatların gerisinde kalanlar, satın alma gücünün bir kısmını kaybeder. Fiyatları ve ücretleri hızla ayarlayabilen tüccarlar ve bazı firmalar ise kazanabilir. Keynes'in itirazı buydu: enflasyon, savaşın yükünü en az korunaklı olanlara yükleyen, gizli ve adaletsiz bir vergidir.

Ertelenmiş ödeme, bu üç yolun ortasında durur. Hanelerin toplam kaynağını azaltmaz, ama bugünkü harcamayı kısar. Keynes, savaştan sonra geri ödenecek bu birikimin, savaş sonunda sivil talebi canlandırarak bir bunalımı önleyeceğini de umuyordu.

Çözümlü örnek — Savaşın finansman karışımı

Bir ülkenin savaş harcaması dört yıl boyunca her yıl milli gelirin yüzde 40'ı kadar olsun; toplam maliyet, bir yıllık milli gelirin 1,6 katıdır. Hükümet bu maliyetin yüzde 45'ini vergiyle, yüzde 45'ini borçlanmayla, yüzde 10'unu merkez bankasına para bastırarak karşılasın.

Vergiyle finanse edilen kısım, 1,6 × 0,45 = 0,72, yani bir yıllık milli gelirin yüzde 72'si kadardır; bu yük savaş sırasında vergi mükelleflerine düşer. Borçla finanse edilen kısım da yüzde 72'dir; savaş sonunda kamu borcuna eklenir ve yükü, faiz ödemeleri, vergiler ya da enflasyon yoluyla gelecekteki kuşaklara ve tahvil sahiplerine yayılır. Para basarak finanse edilen kısım, 1,6 × 0,10 = 0,16, yani yüzde 16'dır; bu, önceki derslerde gördüğümüz senyoraj ve enflasyon vergisi yoluyla, nakit ve mevduat tutanlara düşer.

Hangi karışımın seçileceği, bir ülkenin vergi toplama kapasitesine, borçlanabildiği piyasaların derinliğine ve halkın güvenine bağlıdır. Güçlü bir vergi idaresi ve derin bir tahvil piyasası olan ülkeler, savaşı büyük ölçüde vergi ve borçla finanse edebildi. Bu kapasiteden yoksun ülkeler ise para basmaya daha fazla başvurmak zorunda kaldı ve savaş sonrasında daha yüksek enflasyonla karşılaştı. Sayılar varsayımdır; ama savaş maliyesinin temel sorusu, yükün kime ve ne zaman düşeceğidir.

Çözümlü örnek — Fiyat tavanı ve karaborsa

Savaşta şekerin piyasa fiyatı, kıtlık nedeniyle kilo başına 15 birime çıkacakken, devlet 10 birimlik bir fiyat tavanı koysun. Bu fiyatla haneler ayda 90 bin ton şeker almak istiyor, ama arz yalnızca 60 bin ton. Karşılanmayan 30 bin tonluk talep var.

Karne olmadan, 60 bin ton şekeri kimin alacağını kuyruklar, tanıdıklar ve şans belirler. Kuyrukta beklemenin bir maliyeti vardır: bir hane kilo başına 5 birimlik farkı kazanmak için saatlerce beklemeye razı olabilir; bu durumda şekerin gerçek maliyeti, 10 birim artı beklemenin değeridir. Karne, 60 bin tonu nüfusa eşit ya da ihtiyaca göre dağıtarak kuyruğu kaldırır.

Ama karne herkesin istediği kadar şeker almasını sağlamaz. Şekere daha çok ihtiyacı olan ya da onu daha değerli bulan biri, karnesiyle aldığından fazlasını, yasa dışı yoldan, örneğin 20 birime satın almaya razıdır; şekere daha az değer veren biri de karne payını satmaya. Karaborsa böyle doğar. Karaborsa fiyatı, resmî fiyatın ve hatta denetimsiz piyasa fiyatının üstüne çıkabilir, çünkü satıcı ceza riskinin bedelini de fiyata ekler. Bu yüzden denetimlerin başarısı, yalnızca kuralların kendisine değil, uygulamanın gücüne ve toplumun denetimlere duyduğu güvene de bağlıdır.

Çözümlü örnek — İşgücünü yeniden dağıtmak

Seferberliğin en kıt kaynağı çoğu zaman insandı. Bir ülkenin savaş öncesinde 50 milyon kişilik bir işgücü olsun; bunların 5 milyonu işsiz. Savaşta 10 milyon kişi silah altına alınıyor ve askerî üretim için 8 milyon işçiye daha ihtiyaç duyuluyor.

Silah altına alınan 10 milyon kişinin yerini doldurmak ve askerî üretimi karşılamak için 18 milyon kişilik bir boşluk vardır. İşsizlerin tamamı işe girse, 5 milyonluk kısmı kapanır. Geriye 13 milyon kalır. Bu açığın bir kısmı, daha önce işgücüne katılmayan kadınların, gençlerin ve yaşlıların çalışmaya başlamasıyla kapanır; diyelim ki 7 milyon kişi. Kalan 6 milyon, sivil üretimden, örneğin otomobil, ev eşyası ve inşaat sektörlerinden askerî üretime kaydırılan işçilerle karşılanır.

Bu hesap, savaşta işsizliğin neden hızla sıfıra yaklaştığını ve sivil üretimin neden daraldığını birlikte gösterir. Atıl kaynakların olduğu bir ekonomide seferberliğin ilk adımları görece ucuzdur; atıl kaynaklar tükendikten sonra, her ek asker ya da silah, sivil üretimden bir kesinti demektir. Fazla mesai, çalışma haftasının uzaması ve verimlilik artışları bu kesintiyi bir ölçüde hafifletir. Sayılar varsayımdır; gerçek savaş ekonomilerinde işgücünün yönlendirilmesi, ücret denetimleri, zorunlu çalışma ve kimi ülkelerde işgal altındaki bölgelerden zorla getirilen işçiler gibi çok daha karmaşık ve kimi zaman insanlık dışı araçlarla gerçekleşti.

Çözümlü örnek — Savunma harcamasının hasılaya etkisi

Barro ile Redlick'in tahminlerini kullanalım. Bir ekonomide savunma harcamaları bir yılda milli gelirin yüzde 10'u kadar artsın. Aynı yıl çarpanı 0,45 alırsak, hasıla milli gelirin yaklaşık yüzde 4,5'i kadar artar. İki yıl içinde çarpanı 0,65 alırsak, toplam artış yaklaşık yüzde 6,5'tir.

Savunma harcaması yüzde 10 artarken hasıla yalnızca yüzde 6,5 arttıysa, geri kalan 3,5 puanlık fark, hasılanın öbür bileşenlerinin küçülmesinden gelir: özel yatırım, savunma dışı kamu harcamaları ve net ihracat. Barro ile Redlick'e göre en büyük düşüş özel yatırımdaydı.

Bu hesap, savaş dönemindeki büyümenin iki yüzünü gösterir. Hasıla artar; ama bu artışın bir kısmı, fabrikaların ve evlerin yapılmaması, makinelerin yenilenmemesi pahasına gerçekleşir. Savaş sonrası dönemde bu ertelenmiş yatırım talebi, bir sonraki dersin konusu olacak hızlı büyümenin kaynaklarından biri hâline gelebilir. Tahminler ortalamadır; ekonomide ne kadar atıl kaynak olduğuna göre çarpanın değişebileceğini de unutmamak gerekir.

Çözümlü örnek — Savaş borcunun erimesi

Bir ülke savaşın sonunda milli gelirinin yüzde 100'ü kadar kamu borcuyla çıksın. Savaştan sonra devlet borcu hiç ödemesin ama yeni borç da almasın; borcun nominal tutarı sabit kalsın. Nominal milli gelir her yıl, yüzde 3 reel büyüme ve yüzde 5 enflasyonla, yaklaşık 1,03 × 1,05 ≈ 1,0815 kat artsın.

On yıl sonra nominal milli gelir 1,0815'in onuncu kuvveti kadar, yaklaşık 2,19 kat büyümüş olur. Borcun milli gelire oranı 1 ÷ 2,19 ≈ 0,46'ya, yani yüzde 46'ya iner. Borç, tek kuruş ödenmeden yarıdan fazla erimiştir.

Bu hesap, savaş sonrasında pek çok ülkenin yüksek borç oranlarını nasıl azalttığının bir yönünü gösterir. Enflasyon borcun reel değerini eritir; faizler enflasyonun altında tutulursa, önceki derslerde gördüğümüz finansal baskı yoluyla, borç sahipleri bu erimenin bedelini öder. Savaşın bedeli, bu yolla, savaş bittikten sonra da tahvil sahiplerine ve tasarruf sahiplerine yayılır. Sayılar varsayımdır; gerçekte faiz ödemeleri, bütçe fazlaları ya da açıkları ve büyüme hızındaki dalgalanmalar oranı etkiler.

Çözümlü örnek — Ekonomik üstünlüğün seyri

Harrison'ın verdiği oranları paylara çevirelim. Savaş öncesinde Müttefiklerin toplam hasılası Mihver'inkinin 2,4 katıysa, iki tarafın toplam hasılasındaki Müttefik payı 2,4 ÷ 3,4 ≈ yüzde 71'dir. 1941'de oran 2'ye düştüğünde pay 2 ÷ 3 ≈ yüzde 67'ye iner. 1944'te oran 3,3'e çıktığında pay 3,3 ÷ 4,3 ≈ yüzde 77'ye yükselir.

Oranlarda 2,4'ten 3,3'e çıkış büyük görünür; paylarda yüzde 71'den 77'ye çıkış daha küçük görünür. İkisi de doğrudur; ama savaşta önemli olan, bir tarafın savaşa ayırabildiği kaynakların öbür tarafınkine oranıdır. Askerî yükü de hesaba katarsak, örneğin Müttefikler hasılalarının yüzde 45'ini, Mihver yüzde 55'ini savaşa ayırsa, askerî kaynak oranı 1944'te 3,3 × 45 ÷ 55 ≈ 2,7 olur. Daha küçük bir ekonomi, daha büyük bir askerî yük taşıyarak aradaki farkı bir ölçüde kapatabilir; ama Harrison'ın vurguladığı gibi, yoksul ve dışa bağımlı ekonomiler bu yükü uzun süre taşıyamaz.

Modelin sınırları

Yukarıdaki hesaplar, savaş ekonomilerinin karmaşıklığını büyük ölçüde basitleştiriyor. Milli gelir ve askerî yük tahminleri, fiyatların denetlendiği ve piyasaların işlemediği bir dönemde yapıldığı için belirsizdir; Harrison da Sovyet ekonomisi gibi durumlarda cari fiyatlarla ve savaş öncesi fiyatlarla yapılan hesapların çok farklı sonuçlar verdiğini belirtir. Karaborsa gibi kayıt dışı faaliyetler resmî istatistiklerde görünmez.

Barro ile Redlick'in çarpan tahmini de belirli bir ülkeye, ABD'ye, ve belirli dönemlere dayanır; ABD topraklarında savaş yaşanmadığı ve fiziki sermaye büyük ölçüde yıkılmadığı için bu veriler talep etkilerini görece temiz ölçer. Topraklarında savaş yaşanan, fabrikaları bombalanan ve nüfusunun büyük bir kısmını kaybeden ülkeler için aynı çarpanlar anlamsızdır. Savaşın insani maliyeti, ölümler, yaralanmalar, yerinden edilmeler ve soykırım, hiçbir milli gelir hesabına sığmaz.

Uygulama

Özet kartı

  1. İkinci Dünya Savaşı'nda büyük güçler üretimlerinin yarısını ve daha fazlasını savaşa yöneltti. Harrison'a göre askerî harcamaların milli gelire oranı, cari fiyatlarla, ABD'de 1943'te yüzde 42'ye, İngiltere'de yüzde 55'e, Almanya'da yüzde 70'e çıktı; Japonya'da 1944'te yüzde 76'ya ulaştı.
  2. Müttefiklerin toplam hasılası savaş öncesinde Mihver'inkinin 2,4 katıydı, 1941'de 2'ye düştü, 1944'te 3,3'e çıktı. Harrison'a göre 1942'den sonra ekonomik güç belirleyici oldu ve yoksul ekonomiler yoğun saldırı altında dağılma eğilimi gösterdi.
  3. Keynes 1940'ta savaşın enflasyon açığını vergiler, zorunlu tasarruf biçiminde ertelenmiş ödeme ve güvenceli bir asgari tüketim sepetiyle kapatmayı önerdi; enflasyonu, yükü en az korunaklı olanlara yükleyen gizli bir vergi olarak gördü.
  4. Fiyat tavanları ve karne, kıt malların dağıtımını fiyatın yerine devletin belirlemesini sağladı; ama her yerde karaborsa doğdu. Türkiye savaşa girmese de Milli Korunma Kanunu, karne ve karaborsa yaşadı; Varlık Vergisi gayrimüslimlere ayrımcı biçimde uygulandı.
  5. Barro ile Redlick'e göre geçici savunma harcamasının çarpanı aynı yıl 0,4–0,5, iki yılda 0,6–0,7'ydi; savaş harcaması hasılayı artırdı ama özel yatırımı dışladı. Hasıla ile refah aynı şey değildir.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
Ekonomik seferberlikEconomic mobilizationKaynakların kısa sürede sivil kullanımdan askerî kullanıma kaydırılması
Askerî yükMilitary burdenAskerî harcamaların milli gelire oranı
Enflasyon açığıInflationary gapHarcanmak istenen gelir ile satın alınabilecek sivil mallar arasındaki fark
Ertelenmiş ödemeDeferred payGelirin bir kısmının zorunlu olarak ve sonra geri ödenmek üzere tasarrufa aktarılması
Karne sistemiRationingKıt malların fiyatla değil kupon ve kişi başı miktarlarla dağıtılması
KaraborsaBlack marketDenetimlere uyulmadan, yasa dışı ve genellikle yüksek fiyatla yapılan alım satım

Kendini sına

  1. (Çıktı 1) Enflasyon açığı nedir ve savaş dönemlerinde neden büyür? Ertelenmiş ödeme bu açığı nasıl kapatır ve vergiden farkı nedir?
  2. (Çıktı 2) Harrison'a göre ekonomik güç savaşın sonucunu ne zamandan itibaren belirleyici biçimde etkiledi? Yoksul ekonomilerin yoğun bir saldırı altında dağılma eğiliminin nedenlerini açıkla.
  3. (Çıktı 3) Bir ekonomide milli gelir 200 birim, savaş üretimi 70 birim, vergiler 45 birim ve gönüllü tasarruf 20 birimdir. Enflasyon açığını hesapla. Hiçbir önlem alınmazsa fiyatlar yüzde kaç yükselir? Açığı tümüyle ertelenmiş ödemeyle kapatmak için gelirin ne kadarı zorunlu tasarrufa aktarılmalıdır?
  4. (Çıktı 3) Bir ülkenin milli geliri savaş öncesinde 100 birimdir ve askerî yükü yüzde 5'tir. Savaşta milli gelir 140 birime çıkar ve askerî yük yüzde 50 olur. Sivil kullanıma kalan kaynaklar ne kadar değişir?
  5. (Çıktı 3) Savunma harcamaları milli gelirin yüzde 8'i kadar artıyor. Aynı yıl için 0,5, iki yıl içinde 0,7 çarpanıyla hasıladaki artışı hesapla. İki yılın sonunda hasılanın öbür bileşenleri milli gelirin yüzde kaçı kadar küçülmüş olur?
  6. (Çıktı 4) Bir yorumcu, «İkinci Dünya Savaşı Amerika'yı Buhran'dan kurtardı; demek ki büyük kamu harcamaları her zaman ekonomiyi canlandırır» diyor. Romer'in, Barro ile Redlick'in ve Harrison'ın bulgularını kullanarak bu yargının güçlü ve zayıf yanlarını tartış.

Cevaplar

  1. Enflasyon açığı, belirli fiyatlarla hanelerin harcamak istediği gelir ile satın alınabilecek sivil malların değeri arasındaki farktır. Savaşta askerî üretim sivil üretimi azaltırken savaş fabrikalarındaki istihdam ve fazla mesai gelirleri artırdığı için açık büyür. Ertelenmiş ödeme, gelirin bir kısmını zorunlu olarak tasarrufa aktararak bugünkü harcamayı azaltır ve açığı kapatır. Vergiden farkı, paranın savaştan sonra sahibine geri ödenmesidir; yük ortadan kalkmaz, zamana yayılır.
  2. Harrison'a göre savaşın ilk döneminde, Mihver'in büyük askerî başarılar kazandığı yıllarda askerî etkenler baskındı; 1942'den itibaren ekonominin temel büyüklükleri belirleyici oldu. Yoksul ekonomilerde tarım verimliliği düşüktü ve piyasaya az bağlıydı; sanayi savaş üretimine yöneldikçe köylüye satılacak mal kalmıyor, köylü de kentlere yiyecek satmaktan vazgeçiyordu. Bu ekonomilerin çeşitliliği ve idari altyapısı da zayıftı; seferberlik ya etkisiz kalıyor ya da kendi kendini sınırlayıp çöküşü hızlandırıyordu.
  3. Sivil kullanıma kalan mallar 200 − 70 = 130 birimdir. Harcanabilir gelir 200 − 45 − 20 = 135 birimdir. Enflasyon açığı 5 birimdir. Önlem alınmazsa fiyatlar 135 ÷ 130 ≈ 1,038, yani yaklaşık yüzde 3,8 yükselir. Açığı ertelenmiş ödemeyle kapatmak için 5 birimin, yani milli gelirin yüzde 2,5'inin zorunlu tasarrufa aktarılması gerekir.
  4. Savaş öncesinde sivil kaynaklar 100 × 0,95 = 95 birimdir. Savaşta 140 × 0,50 = 70 birimdir. Sivil kaynaklar 25 birim, yani yaklaşık yüzde 26 azalır.
  5. Aynı yıl hasıla milli gelirin 8 × 0,5 = yüzde 4'ü kadar artar; iki yılda 8 × 0,7 = yüzde 5,6'sı kadar. İki yılın sonunda savunma harcaması yüzde 8 artmışken hasıla yüzde 5,6 arttığı için, öbür bileşenler milli gelirin 8 − 5,6 = yüzde 2,4'ü kadar küçülmüştür.
  6. Yargının güçlü yanı, savaşın ABD'de işsizliği gerçekten ortadan kaldırmasıdır; Barro ile Redlick'in verilerinde işsizlik 1940'ta yüzde 9,4'ten 1944'te yüzde 1'e indi ve savunma harcaması hasılayı artırdı. Zayıf yanları birkaç tanedir. Romer'e göre toparlanma 1942'den önce, büyük ölçüde parasal genişlemeyle zaten sürüyordu. Barro ile Redlick'e göre çarpan birden küçüktü; harcama özel yatırımı dışladı. İşsizliğin düşmesinin büyük kısmı milyonlarca kişinin silah altına alınmasından kaynaklandı ve sivil tüketim karneyle sınırlandı; hasıladaki artış, büyük ölçüde tüketilen ya da yok edilen silahlardı. Harrison'ın vurguladığı gibi, bu deneyim atıl kaynakları bol, topraklarında savaş yaşanmayan zengin bir ekonomiye özgüdür. «Her zaman» ifadesi bu yüzden kanıtların desteklediğinden çok daha geniş bir genellemedir.

İleri okuma

  • Mark Harrison (ed.) (1998). The Economics of World War II: Six Great Powers in International Comparison. Cambridge University Press. Altı büyük gücün savaş ekonomilerinin karşılaştırmalı incelemesi.
  • Robert J. Barro, Charles J. Redlick (2011). «Macroeconomic Effects From Government Purchases and Taxes». Quarterly Journal of Economics 126(1). Savunma harcamalarıyla çarpan tahmini.
  • John Maynard Keynes (1940). How to Pay for the War: A Radical Plan for the Chancellor of the Exchequer. Macmillan. Enflasyon açığı ve ertelenmiş ödeme önerisi.
  • Hugh Rockoff (2012). America's Economic Way of War: War and the US Economy from the Spanish-American War to the Persian Gulf War. Cambridge University Press. ABD'nin savaş ekonomilerinin uzun dönemli tarihi.

Sonraki derse köprü

Savaş, Avrupa'yı ve Japonya'yı yıkılmış fabrikalar, bombalanmış kentler, milyonlarca ölü ve büyük borçlarla bıraktı. Oysa sonraki çeyrek yüzyıl, bu ülkeler için tarihin en hızlı büyüme dönemlerinden biri oldu. Sıradaki ders savaş sonrası altın çağı ele alıyor. Yıkılmış ekonomiler neden bu kadar hızlı toparlandı? Marshall Planı, Bretton Woods düzeni, Amerika'ya yetişme ve ertelenmiş yatırım talebi bu hızlı büyümeye ne kattı? Ve bu altın çağ neden 1970'lerin başında sona erdi?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • Açılış: bir otomobil fabrikasının üretim bandı; bantta ilerleyen otomobiller yavaş yavaş uçak gövdelerine dönüşür. Bir karne defterinin sayfaları çevrilir.
  • Hikâye: 1940 tarihli ince bir kitapçığın kapağı; yanında iki kefeli bir terazi: bir kefede işçilerin cebindeki para, öbüründe raflardaki azalan mallar. Terazi dengesizleşir.
  • Kavram: bir milli gelir pastası; askerî dilim yıllar geçtikçe büyür, sivil dilim küçülür. Ardından bir dükkân önünde kuyruk ve arka sokakta el altından satılan bir şeker torbası.
  • Veri ve kanıt: iki koalisyonun hasılasını gösteren iki çubuk; oran 2,4'ten 2'ye iner, sonra 3,3'e yükselir. Ardından savunma harcaması çubuğu uzarken hasıla çubuğunun daha az uzaması.
  • Model: enflasyon açığı diyagramı; harcanabilir gelir çizgisi ile sivil mal çizgisi arasındaki boşluk ve boşluğu kapatan üç ok: vergi, ertelenmiş ödeme, enflasyon.
  • Neden önemli: 1940'ların Türkiye'sinde bir fırının önünde ekmek karnesiyle bekleyen insanlar.

Seslendirme, savaşı ekonomik bir başarı öyküsü olarak anlatmaz. Seferberliğin ve üretimin rakamlarını aktarırken, savaşın insani maliyetinin bu rakamların dışında kaldığını açıkça söyler. Varlık Vergisi'ni, mağdurlarına saygıyla ve olguları çarpıtmadan anlatır.

Kısa kesit

Dikey, elli saniyelik. Seslendirme: «1943'te Almanya milli gelirinin yüzde 70'ini savaşa ayırıyordu.» Ekranda bir milli gelir pastası, dilimlerin çoğu griye döner. «Keynes, savaşın bedelini enflasyonla ödemenin en yoksulları vuracağını söyledi. Önerdiği çözüm: bugün değil, savaştan sonra harcayacağın bir maaş.» Kapanış: «Savaş ekonomiyi büyütür mü? Derste.»