Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Buhran'ı bir dünya bunalımına çeviren kırılmaların önemli bir kısmı 1931 yazında Avrupa'da yaşandı: Creditanstalt'ın çöküşü sermaye akımlarını dondurdu, Almanya savaş tazminatlarının altın değerli olması yüzünden devalüasyon yerine kambiyo denetimine başvurdu ve İngiltere Eylül 1931'de altından çıktı.
- Milletler Cemiyeti'ne göre Eylül 1931'den sonraki on altı ayda yirmi üç ülke genel gümrük vergisi artışına gitti, otuz iki ülke ithalat kotaları ve benzeri kısıtlamalar getirdi.
- Eichengreen ile Irwin'e göre altın standardına bağlı kalan ülkeler korumacılığa çok daha fazla başvurdu; 1930'ların korumacılığı, para politikası kısıtlı ülkelerin başvurduğu ikinci en iyi politikaydı. Smoot–Hawley ithal malların göreli fiyatını yalnızca yaklaşık yüzde 6 artırdı.
- Romer'e göre ABD'de reel hasıla 1929–1933'te yüzde 35 düştü; 1942'den önceki toparlanmanın neredeyse tamamı, devalüasyon ve Avrupa'dan kaçan sermayeyle gelen altın girişlerinin yarattığı parasal genişlemeden kaynaklandı; maliye politikasının rolü küçüktü.
- Kindleberger, Buhran'ın derinliğini dünya ekonomisini istikrara kavuşturacak bir ülkenin yokluğuna bağladı; bu tartışmalı görüş ve 1930'ların deneyimi, İkinci Dünya Savaşı sonrasının uluslararası kurumlarını şekillendirdi.
Öğrenme çıktıları
- Hatırlama — Savaş tazminatlarını, altın bloku ile sterlin blokunu, komşuyu yoksullaştırma politikasını, ikinci en iyi politikayı ve istikrar sağlayıcı kavramını tanımlar.
- Anlama — 1931 Avrupa finans krizinin Viyana'dan Berlin'e, oradan Londra'ya nasıl yayıldığını ve Buhran'ın neden bir ülkenin değil bütün dünya ekonomisinin bunalımı olduğunu açıklar.
- Uygulama — Altına bağlı borcun devalüasyonla nasıl ağırlaştığını, bir gümrük vergisi artışının ithal mal fiyatına etkisini ve bir ekonominin eğilim çizgisine dönmesi için gereken büyüme hızını hesaplar.
- Değerlendirme — Eichengreen ile Irwin'in korumacılık bulgusunu ve Romer'in toparlanma hesabını karşılaştırarak Buhran'ı neyin derinleştirdiğine ve neyin bitirdiğine dair iddiaları tartar.
Sezgi
Açılış
Büyük Buhran'ı çoğu insan New York borsasındaki Kara Perşembe'yle hatırlar. Oysa Buhran'ı bir dünya felaketine çeviren kırılmaların önemli bir kısmı Amerika'da değil, Avrupa'da, borsa çöküşünden bir buçuk yıl sonra yaşandı. 1931 yazında bir Viyana bankasının batışı, birkaç ay içinde Almanya'nın döviz rezervlerini tüketti, İngiltere'yi altın standardından çıkardı ve dünya ticaretini koruma duvarlarının arkasına hapsetti.
Bu ders Buhran'a bir dünya tarihçisinin gözüyle bakıyor. Borsa çöküşünü, banka iflaslarını ve borç deflasyonunu Amerikan ekonomisinin içinden izlemek bir yoldur; öbür yol, bunalımın ülkeden ülkeye nasıl taşındığını, hangi ülkenin neden daha derine battığını ve neden daha erken çıktığını sormaktır. Birinci Dünya Savaşı'nın bıraktığı borçlar, yeniden kurulan ama kırılgan bir altın standardı ve ülkelerin birbirine karşı aldığı önlemler, bu ikinci hikâyenin baş kişileridir.
Üç soruya cevap arayacağız. Bunalım Avrupa'ya ve dünyanın geri kalanına hangi yollarla yayıldı? Ülkeler neden koruma duvarları yükseltti ve bu tercih herkes için aynı mı oldu? Ve Amerika'daki toparlanmayı asıl ne başlattı?
Hikâye — 1931 yazı: Viyana'dan Londra'ya
Mayıs 1931'de Avusturya'nın en büyük bankası Creditanstalt'ın ödeme güçlüğüne düştüğü ortaya çıktı. Barry Eichengreen ile Douglas Irwin'in anlatımına göre bu çöküş finans piyasalarını sarstı ve uluslararası sermaye akımlarını dondurdu. Sıradaki halka Almanya'ydı. Alman hükümeti harcamalarını büyük ölçüde yabancı kredilerle finanse ediyordu; krediler kesilince marka karşı bir hücum başladı ve ülke altın rezervlerini hızla kaybetti.
Almanya'nın elinde, kâğıt üzerinde, bir çıkış yolu vardı: parasının değerini düşürmek. Ama savaş tazminatı anlaşması, Almanya'nın borcunu sabit altın içerikli dolarla belirlemişti. Mark değer kaybederse, bu borcun mark cinsinden yükü de büyüyecek ve kamu maliyesini çökertecekti. Üstelik birkaç yıl önceki hiperenflasyonun hatırası tazeydi; altından çıkmak, toplumda denetlenemez bir paniği tetikleyebilirdi. Almanya bu yüzden devalüasyon yerine sıkı kambiyo denetimine başvurdu: sermaye çıkışlarını ve dış ticaretin finansmanını devlet iznine bağladı. Avusturya'ya bağlı finans sistemiyle Macaristan Temmuz 1931'de benzer denetimler koydu; bakır fiyatlarının çöküşüyle sarsılan Şili de aynı yola girdi.
Ağustos'ta baskı İngiltere'ye sıçradı. İngiliz tüccar bankalarının Almanya'ya verdiği ticari krediler, Alman denetimleri yüzünden donmuştu. İngiltere Merkez Bankası faizleri sert biçimde yükseltti ama altın kaybını durduramadı; işsizliğin arttığı bir ortamda faizleri daha da yükseltmek istemiyordu. Eylül 1931'de İngiltere altın standardından çıktı.
Milletler Cemiyeti'nin 1933 raporu, bunu izleyen on altı ayı şöyle özetliyordu: 1 Eylül 1931'den sonraki on altı ayda yirmi üç ülke genel gümrük vergisi artışına gitti, bunlardan üçü iki kez; buna karşılık yalnızca tek bir genel indirim oldu. Elli ülke tek tek mallarda ya da mal gruplarında vergileri yükseltti. Otuz iki ülke ithalat kotaları, yasaklar ve lisans sistemleri getirdi. Rapor, uluslararası ticaret mekanizmasının, uluslararası para sisteminin parçalandığı kadar tümüyle parçalanma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu yazıyordu.
Bu hikâyenin çarpıcı yanı, ülkelerin birbirine karşı aldığı her önlemin kendi açısından anlaşılır olmasıdır. Almanya devalüasyon yapamıyordu, kambiyo denetimi koydu. İngiltere altını koruyamıyordu, altından çıktı. Altına bağlı kalanlar rezerv kaybetmemek için ithalatı kısıtladı. Ama bu tek tek makul tepkilerin toplamı, dünya ekonomisini birbirinden kopuk parçalara böldü.
Kavram
Hikâyenin ilk halkası, Birinci Dünya Savaşı'ndan kalan bir borç yüküydü.
İngiltere'nin altından çıkışı, dünyayı farklı kur tercihleri yapan gruplara ayırdı.
Bir ülkenin kendi sorununu komşusuna aktararak çözmeye çalışması, dönemin karakteristik tepkisiydi.
Eichengreen ile Irwin, 1930'ların korumacılığını bir başka kavramla açıklar.
Son kavram, Buhran'ın neden bu kadar derin ve yaygın olduğuna dair etkili bir yorumdan gelir.
Veri ve kanıt
Bu bulgu, Buhran'ın korumacılığına dair yaygın anlatıyı değiştirir. Çoğu zaman Amerika'nın Haziran 1930'da çıkardığı Smoot–Hawley tarifesi, ticaret savaşını başlatan kıvılcım olarak anlatılır. Eichengreen ile Irwin ise bu tarifenin başka ülkelere bir bahane verdiğini ama 1931'de başlayan korumacı dalganın asıl tetikleyicisi olmadığını, asıl kırılmanın 1931 yazındaki finans krizi olduğunu savunur. Politika dersi de buna göre değişir: bir ülkeyi korumacılıktan uzak tutmanın yolu, yalnızca ticaret anlaşmaları değil, ona para politikasıyla nefes alma alanı bırakmaktır. Altından çıkan ülkeler, ithalatı kısmadan da rezervlerini ve talebini yönetebildi.
Romer'in hesabına göre ABD'de reel gayrisafi milli hasıla 1929–1933 arasında yüzde 35 düştü, 1933–1937 arasında yüzde 33 arttı, 1938'de yüzde 5 geriledi ve 1938–1942 arasında yüzde 49 büyüdü. Altın girişlerinin kaynağı da dikkat çekicidir: Romer bunları 1933'teki devalüasyona ve 1935'ten sonra Avrupa'daki siyasal istikrarsızlıktan kaçan sermayeye bağlar. Maliye politikasının rolü ise şaşırtıcı ölçüde küçüktü; bütçe açıkları, ekonomiyi canlandıracak kadar büyük değildi. Bu bulgu, Buhran'ı New Deal harcamalarının bitirdiğine dair yaygın kanıyla çelişir ve altından çıkışın önemini Amerika için de doğrular.
Yaygın yanlış«Büyük Buhran bir Amerikan krizidir; öbür ülkeler yalnızca Amerika'dan gelen şokun etkisinde kaldı.»
Bunalım Amerika'da başladı ama dünya çapındaki derinliğini büyük ölçüde uluslararası para sisteminin yapısından aldı. 1931 finans krizi Viyana'da başladı, Almanya'dan İngiltere'ye yayıldı ve korumacı dalgayı asıl bu kriz tetikledi. Savaş tazminatları, savaş borçları ve altın standardının kuralları, şokun ülkeden ülkeye taşınmasını hızlandırdı; hangi ülkenin ne kadar derine battığını da büyük ölçüde altına ne kadar sadık kaldığı belirledi.
Yaygın yanlış«Buhran'ı New Deal'in kamu harcamaları bitirdi.»
Romer'in hesabına göre 1942'den önceki toparlanmanın neredeyse tamamı parasal genişlemeden, yani devalüasyon ve Avrupa'dan kaçan sermayeyle gelen altın girişlerinden kaynaklandı; bütçe açıkları talebi belirgin biçimde artıracak kadar büyük değildi. Bu, New Deal'in bankacılık reformları ya da sosyal güvenlik gibi başka alanlardaki etkilerini değersiz kılmaz; ama toparlanmanın motoru olarak maliye politikasını öne çıkaran anlatı kanıtlarla uyuşmaz.
Neden önemli?
Buhran, uluslararası ekonomik düzenin kurallarının neden önemli olduğunu gösteren en güçlü tarihsel örnektir. Kriz anında ülkelerin elini bağlayan bir para sistemi, her ülkeyi kendi başının çaresine bakmaya ve komşusuna zarar veren önlemlere itti. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra kurulan kurumlar, yani ayarlanabilir kurlara izin veren Bretton Woods düzeni, Uluslararası Para Fonu ve ticaret engellerini karşılıklı indirmeyi amaçlayan anlaşmalar, büyük ölçüde 1930'ların bu dersinden doğdu.
Buhran, Türkiye'nin iktisat tarihinde de bir dönemeçtir. Tarım ürünü fiyatlarının çöküşü ihracat gelirlerini daralttı; devletçilik ve kliring anlaşmalarına dayanan dış ticaret, önceki derslerde gördüğümüz gibi, bu dünya ortamında şekillendi. Türkiye'nin 1930'lardaki tercihleri, altın bloku ile kambiyo denetimi uygulayan ülkeler arasında bir yerde duran, dünyanın geri kalanındaki tepkilerle birlikte okunduğunda daha anlaşılır olur.
Model
Çözümlü örnek — Altına bağlı borç ve devalüasyon
Almanya'nın durumunu varsayımsal sayılarla görelim. Bir ülkenin yıllık dış borç ödemesi, sabit altın içerikli 100 milyon dolar olsun. Başlangıçta bir dolar 4 birim yerli para ediyor; yıllık ödemenin yerli para karşılığı 400 milyon birimdir.
Ülke parasının değerini yüzde 40 düşürsün; yerli paranın dolar cinsinden değeri 0,25 dolardan 0,15 dolara iner ve bir dolar artık 4 ÷ 0,6 ≈ 6,67 birim eder. Borç altın dolar cinsinden sabit olduğu için, yıllık ödemenin yerli para karşılığı 100 × 6,67 ≈ 667 milyon birime çıkar. Devalüasyon, borç yükünü yerli para cinsinden yaklaşık üçte iki artırmıştır.
Aynı ülke devalüasyonla ihracatını da artırabilir; ama ihracattaki artışın borç yükündeki bu sıçramayı karşılaması için çok büyük olması gerekir. Hükümetin vergi gelirleri yerli para cinsindendir; borç ödemesi ise altın cinsinden. Bu uyumsuzluk, Almanya'yı devalüasyon yerine kambiyo denetimine iten maliye hesabıdır. Bu sayılar varsayımdır; ama yapı, sabit değerli dış borcu olan her ülke için geçerlidir. Döviz cinsinden borçlanan gelişmekte olan ekonomilerin bugün yaşadığı kur krizleri de aynı hesaba dayanır.
Çözümlü örnek — Smoot–Hawley'in fiyat etkisi
Eichengreen ile Irwin'e göre Smoot–Hawley tarifesi, vergiye tabi ithalatın ortalama gümrük vergisini yüzde 40'tan yüzde 47'ye çıkardı. Bunun ithal malların iç fiyatına etkisini hesaplayalım. Yurt dışındaki fiyatı 100 birim olan bir mal, eski vergiyle iç piyasada 140 birime, yeni vergiyle 147 birime satılır. İç fiyat 147 ÷ 140 = 1,05, yani yaklaşık yüzde 5 artar; yazarlar kendi hesaplarında ithal malların göreli fiyatının yalnızca yüzde 6 kadar arttığını belirtir. Farkın kaynağı, ortalamaların yuvarlanmasıdır.
Yedi puanlık bir vergi artışı, iç fiyata daha küçük bir etki yapar; çünkü vergi, fiyatın zaten yüzde 40'ını oluşturan bir kalemin üstüne eklenmektedir. Yazarlar ayrıca 1928'de Avrupa'nın ihracatının yalnızca yüzde 6'sının Amerika'ya gittiğini belirtir. Varsayalım ki tarife Avrupa'nın Amerika'ya ihracatını yüzde 10 azalttı. Avrupa'nın toplam ihracatındaki düşüş 0,06 × 0,10 = 0,006, yani yalnızca binde 6 olur. Smoot–Hawley'in simgesel etkisi, doğrudan ekonomik etkisinden çok büyüktü. Latin Amerika'nın Amerika'ya sattığı hammaddelerin çoğu da zaten gümrük vergisinden muaftı.
Çözümlü örnek — Altına bağlı bir ülkenin üç seçeneği
Altın standardına bağlı bir ülkenin yıllık ithalatı 100, ihracatı 80 birim olsun; aradaki 20 birimlik açık, altın rezervleriyle kapatılıyor ve rezervler eriyor. Ülkenin üç seçeneği var.
Birinci seçenek deflasyon: iç fiyatların ve ücretlerin düşmesini beklemek. Fiyatlar yüzde 15 düşerse ihracat ucuzlar ve artar, ithalat pahalılaşır ve azalır. Ama önceki derslerde gördüğümüz gibi ücretler kolay düşmez; fiyatlar düşene kadar üretim ve istihdam daralır, borçların reel yükü artar. Altın bloku bu yolu seçti ve bunalımın içinde uzun süre kaldı.
İkinci seçenek devalüasyon: parayı altından ayırmak. Ülke parasını yüzde 20 ucuzlatırsa, iç fiyatlar ve ücretler değişmeden ihracat dışarıda ucuzlar, ithalat içeride pahalılaşır. Daha önemlisi, merkez bankası artık altın kaybetme kaygısı olmadan faizleri düşürebilir. Sterlin bloku bu yolu seçti.
Üçüncü seçenek doğrudan kısıtlama: ithalatı kotalar ve gümrük vergileriyle 80 birime indirmek. Açık kapanır, rezerv kaybı durur, parite korunur. Ama tüketiciler ve ithal girdi kullanan üreticiler zarar görür, ticaret ortakları misilleme yapabilir ve iç ekonomi canlanmaz; çünkü para politikası hâlâ altına bağlıdır. Eichengreen ile Irwin'in bulgusu, altına bağlı kalan ülkelerin tam da bu üçüncü yola, yani ikinci en iyi politikaya yöneldiğidir.
Çözümlü örnek — Deflasyonla uyum ne kadar sürer?
Bir önceki örnekteki birinci seçeneğe, deflasyona, daha yakından bakalım. Altın bloku ülkesinin rekabet gücünü geri kazanmak için iç fiyatlarını ve ücretlerini yüzde 15 düşürmesi gereksin. Ücret sözleşmeleri ve fiyat alışkanlıkları nedeniyle fiyatlar yılda en fazla yüzde 3 düşebiliyor olsun. 0,97'nin kaçıncı kuvvetinin 0,85'e ulaştığını bulmak için logaritma kullanırız: ln 0,85 ÷ ln 0,97 ≈ −0,163 ÷ −0,030 ≈ 5,3. Uyum beş yıldan uzun sürer.
Bu beş yıl boyunca ekonomi ne yaşar? Fiyatlar düşerken borçların nominal tutarı değişmez. Bir firmanın borcu 100 birimse ve ürettiği malın fiyatı yüzde 15 düşmüşse, borcun mal cinsinden yükü 100 ÷ 0,85 ≈ 117,6 birime çıkar; borç yükü, firma tek kuruş fazla borçlanmadan yaklaşık yüzde 18 ağırlaşmıştır. Fiyatların düşmeye devam edeceğini bekleyen tüketiciler ve yatırımcılar harcamalarını erteler. Reel faiz, nominal faiz sıfıra yakın olsa bile, fiyatların düştüğü hız kadar pozitiftir: yüzde 1 nominal faiz ve yüzde 3 deflasyon, yaklaşık yüzde 4 reel faiz demektir.
Devalüasyon seçeneği ise aynı göreli fiyat değişikliğini bir gecede yapar. Yüzde 15'lik bir devalüasyon, iç fiyatlara ve ücretlere dokunmadan, yerli malları dış alıcılar için aynı oranda ucuzlatır; borçların iç para cinsinden yükü de, borç yerli parayla alınmışsa, değişmez. Altın bloku ülkelerinin 1936'ya kadar süren durgunluğunun ve sterlin bloku ülkelerinin daha erken toparlanmasının ardında bu zamanlama farkı yatar. Bu sayılar varsayımdır; ama deflasyonla uyumun neden yavaş ve acı verici olduğunu gösterir.
Çözümlü örnek — Herkes devalüasyon yaparsa
İki ülke düşünelim; ikisi de altına bağlı ve bunalımda. Bir ülke tek başına parasını yüzde 20 değer kaybettirirse, ihracatı öbürüne göre ucuzlar; ticaret payının bir kısmını öbür ülkeden alır. Bu, komşuyu yoksullaştırma politikasıdır: kazanç, büyük ölçüde komşunun kaybıdır.
Şimdi öbür ülkenin de aynı oranda devalüasyon yaptığını varsayalım. İki paranın birbirine göre değeri değişmez; ticaret payları başlangıçtaki yerine döner. İlk bakışta hiçbir şey kazanılmamış gibidir. Ama iki ülke de artık altına bağlı değildir; ikisinin merkez bankası da para arzını genişletebilir ve faizleri düşürebilir. Her iki ülkede iç talep canlanır ve bu, iki ülkenin birbirinden alımlarını da artırır.
Eichengreen'in 1930'lar üzerine çalışmalarında vurguladığı nokta budur: devalüasyonun yararı, rakibin payını çalmaktan çok, para politikasını altının prangasından kurtarmaktı. Bütün ülkeler birlikte ve eşgüdüm içinde altından çıksaydı, kur savaşı olmadan hepsi para politikasını gevşetebilirdi. Sorun, bu çıkışların dağınık, yıllara yayılmış ve karşılıklı güvensizlik içinde yaşanmasıydı; erken çıkanlar kazandı, geç çıkanlar ise bu arada koruma duvarlarını yükseltti. Gümrük vergilerinin ve kotaların devalüasyondan farkı da buradadır: onlar ülkeye para politikası özgürlüğü kazandırmaz, yalnızca ticareti daraltır.
Çözümlü örnek — Düşüş ve toparlanma
Romer'in verdiği yüzdeleri bir endekse çevirelim. 1929'da reel milli hasıla 100 olsun. Yüzde 35'lik düşüşle 1933'te 65'e iner. 1933–1937 arasındaki yüzde 33'lük artış 65 × 1,33 ≈ 86,5 verir. 1937'de, dört yıllık hızlı büyümeye rağmen, ekonomi hâlâ 1929 düzeyinin yaklaşık yüzde 13,5 altındadır.
1938'deki yüzde 5'lik düşüş endeksi 86,5 × 0,95 ≈ 82,1'e indirir. Ardından 1938–1942 arasındaki yüzde 49'luk büyüme onu 82,1 × 1,49 ≈ 122,4'e taşır. Ekonomi 1929 düzeyini ancak 1940'ların başında aşar.
Bu hesap, yüzdelerle çalışırken sık yapılan bir hatayı da gösterir. Yüzde 35'lik bir düşüşten sonra yüzde 33'lük bir artış, ekonomiyi başlangıç noktasına döndürmez; çünkü artış daha küçük bir tabana uygulanır. 65'ten 100'e dönmek için gereken artış 100 ÷ 65 ≈ 1,54, yani yüzde 54'tür.
Çözümlü örnek — Eğilim çizgisine dönüş hızı
Romer, normal yıllık büyüme hızını yüzde 3,15 olarak alır ve 1935'te ekonominin bu eğilim çizgisinin yaklaşık yüzde 38 altında olduğunu hesaplar. Ekonominin 1942'de, yani yedi yılda eğilim çizgisine dönmesi için ne kadar hızlı büyümesi gerekir?
1935'te gerçek hasıla eğilim düzeyinin 0,62'si kadardır. Aradaki açığı kapatmak için hasılanın, eğilimin kendisinin yüzde 3,15'lik büyümesine ek olarak, 1 ÷ 0,62 ≈ 1,61 kat daha fazla büyümesi gerekir. Bu ek büyüme yedi yıla yayılırsa, yıllık oran 1,61'in yedinci kökü, yaklaşık 1,07'dir. Toplam yıllık büyüme 1,07 × 1,0315 ≈ 1,104, yani yüzde 10 civarıdır.
Bu sonuç, Romer'in bildirdiği gerçek büyüme hızlarıyla uyumludur: 1933–1937 arasında yılda ortalama yüzde 8'in, 1938–1941 arasında yüzde 10'un üzerinde. Romer'e göre ekonomi ancak 1942'de eğilim çizgisine döndü. Bu kadar hızlı ve uzun süreli bir büyüme, eğilimin altında kalan ekonominin kendiliğinden toparlanmasıyla açıklanamayacak kadar güçlüydü; Romer'in parasal açıklamaya yönelmesinin nedeni budur.
Çözümlü örnek — Altın girişlerinin birikimi
Romer'e göre ABD'nin parasal altın stoku Aralık 1933 ile Temmuz 1934 arasında neredeyse iki katına çıktı; ardından Aralık 1934 ile Aralık 1941 arasında yılda ortalama yaklaşık yüzde 15 arttı. Aralık 1933'teki altın stokunu 1 kabul edersek, 1934'ün ortasında stok yaklaşık 2'dir. Yedi yıl boyunca yılda yüzde 15 büyüyen bir stok, 1,15'in yedinci kuvveti kadar, yani yaklaşık 2,66 kat artar. Aralık 1941'de altın stoku kabaca 2 × 2,66 ≈ 5,3, yani 1933 sonundakinin beş katından fazladır.
Bu hesap kabadır, çünkü aradaki altı ayı ve «neredeyse» sözcüğünün taşıdığı belirsizliği göz ardı eder. Ama ölçeği gösterir: altın standardı döneminde altın stoku para arzının tabanını oluşturduğu için, bu büyüklükte bir giriş para stokunu da hızla şişirdi. Aynı altın, Avrupa'dan çıktığı için orada parasal sıkılaşma yarattı; altın bloku ülkelerinin rezerv kaybı ve deflasyon baskısı, Amerika'nın genişlemesinin öbür yüzüydü.
Çözümlü örnek — Kambiyo denetiminin bedeli
Almanya'nın seçtiği yola, kambiyo denetimine, basit bir örnekle bakalım. Bir ülkenin ihracatçıları yılda 100 birim döviz kazanıyor ve bu dövizin tamamını devlete teslim etmek zorunda. Devlet dövizi önce dış borç ödemesine ayırıyor, diyelim 30 birim; kalan 70 birimi ithalatçılara lisansla dağıtıyor. Denetim olmasaydı ithalatçılar 90 birimlik mal almak isteyecekti.
Karşılanmayan 20 birimlik talep, lisans sahibine büyük bir kazanç kapısı açar: ithal mal kıt olduğu için iç piyasada pahalı satılır ve lisansı alan ile alamayan arasındaki fark, piyasa yerine yönetimin kararıyla belirlenir. Kıtlığın dağıtımı siyasal bir soruna dönüşür. Bu yüzden kambiyo denetimi uygulayan ülkeler, dövizi ülkeler arasında doğrudan takas eden kliring anlaşmalarına yöneldi; Almanya 1930'larda Güneydoğu Avrupa'yla ve Türkiye'yle bu tür anlaşmalar yaptı. Ticaret, ülke çiftleri arasında dengelenmesi gereken ikili hesaplara bölündü ve çok taraflı dünya ticaretinin yerini parçalı bir ağ aldı.
Modelin sınırları
Bu dersteki hesapların çoğu tek bir mekanizmayı yalıtıyor: borç yükünü, bir vergi artışının fiyat etkisini, bir büyüme oranını. Gerçekte bu mekanizmalar aynı anda ve birbirini etkileyerek işledi. Örneğin altından erken çıkan ülkelerin daha hızlı toparlanması, yalnızca para politikasıyla değil, bankacılık sistemlerinin sağlamlığıyla, borç yapılarıyla ve siyasal koşullarla da ilgiliydi. Eichengreen ile Irwin'in bulgusu bir ilişkiyi gösterir; altında kalmayı seçen ülkelerin başka ortak özellikleri de olabilir.
Romer'in hesabı da basit politika çarpanlarına dayanır ve bu çarpanları başka dönemlerden, 1921 ve 1938 durgunluklarından tahmin eder. Çarpanlar farklı alınsa sonuçlar değişir; Romer, parasal çarpanı yarıya indirip maliye çarpanını ikiye katlasa bile para politikasının baskın kaldığını göstererek bu itiraza cevap verir. Yine de beklentilerin rolü, örneğin 1933'te altından çıkışın bir politika rejimi değişikliği olarak algılanıp fiyat beklentilerini değiştirmesi, bu tür basit hesaplarda tam yakalanamaz.
Uygulama
Özet kartı
- Buhran'ı bir dünya bunalımına çeviren kırılmaların önemli bir kısmı 1931 yazında Avrupa'da yaşandı: Creditanstalt'ın çöküşü sermaye akımlarını dondurdu, Almanya savaş tazminatlarının altın değerli olması yüzünden devalüasyon yerine kambiyo denetimine başvurdu ve İngiltere Eylül 1931'de altından çıktı.
- Milletler Cemiyeti'ne göre Eylül 1931'den sonraki on altı ayda yirmi üç ülke genel gümrük vergisi artışına gitti, otuz iki ülke ithalat kotaları ve benzeri kısıtlamalar getirdi.
- Eichengreen ile Irwin'e göre altın standardına bağlı kalan ülkeler korumacılığa çok daha fazla başvurdu; 1930'ların korumacılığı, para politikası kısıtlı ülkelerin başvurduğu ikinci en iyi politikaydı. Smoot–Hawley ithal malların göreli fiyatını yalnızca yaklaşık yüzde 6 artırdı.
- Romer'e göre ABD'de reel hasıla 1929–1933'te yüzde 35 düştü; 1942'den önceki toparlanmanın neredeyse tamamı, devalüasyon ve Avrupa'dan kaçan sermayeyle gelen altın girişlerinin yarattığı parasal genişlemeden kaynaklandı; maliye politikasının rolü küçüktü.
- Kindleberger, Buhran'ın derinliğini dünya ekonomisini istikrara kavuşturacak bir ülkenin yokluğuna bağladı; bu tartışmalı görüş ve 1930'ların deneyimi, İkinci Dünya Savaşı sonrasının uluslararası kurumlarını şekillendirdi.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Savaş tazminatları | War reparations | Yenilen ülkenin barış anlaşmasıyla ödemeyi kabul ettiği tutarlar |
| Altın bloku | Gold bloc | 1930'larda altın standardında direnen Fransa önderliğindeki ülkeler |
| Sterlin bloku | Sterling bloc | Paralarını sterline bağlayan ya da onunla hareket ettiren ülkeler |
| Komşuyu yoksullaştırma politikası | Beggar-thy-neighbour policy | Kendi istihdamını başka ülkelerin aleyhine artırmaya çalışan politika |
| İkinci en iyi politika | Second-best policy | İlk tercih edilen araç kullanılamadığında başvurulan maliyetli araç |
| İstikrar sağlayıcı | Hegemonic stabilizer | Kriz anında açık pazar, kredi ve son kredi mercii rolü üstlenen ülke |
Kendini sına
- (Çıktı 1) Altın bloku ile sterlin bloku arasındaki fark nedir? Hangi ülkeler hangi gruptaydı ve iki grubun para politikası seçenekleri nasıl farklılaştı?
- (Çıktı 2) 1931 finans krizinin Avusturya'dan Almanya'ya, oradan İngiltere'ye yayılmasını adım adım anlat. Almanya neden devalüasyon yerine kambiyo denetimini seçti?
- (Çıktı 3) Bir ülkenin yıllık dış borç ödemesi, sabit altın içerikli 50 milyon dolardır ve başlangıçta bir dolar 5 birim yerli para eder. Ülke parasını yüzde 50 değer kaybettirirse, yıllık ödemenin yerli para karşılığı ne olur? Borç yükü yüzde kaç artar?
- (Çıktı 3) Vergiye tabi bir malın ortalama gümrük vergisi yüzde 25'ten yüzde 35'e çıkıyor. Yurt dışı fiyatı 200 birim olan malın iç fiyatı ne kadar artar? Bir ekonomi yüzde 40 küçüldükten sonra başlangıç düzeyine dönmek için yüzde kaç büyümelidir?
- (Çıktı 3) Bir ekonomi eğilim çizgisinin yüzde 20 altında ve eğilim büyümesi yıllık yüzde 3. Ekonominin beş yılda eğilim çizgisine dönmesi için yıllık büyüme hızını yaklaşık olarak hesapla.
- (Çıktı 4) Bir yorumcu şöyle diyor: «Büyük Buhran'ı Smoot–Hawley tarifesi derinleştirdi, New Deal harcamaları bitirdi.» Eichengreen ile Irwin'in ve Romer'in bulgularıyla bu iki iddiayı sına.
Cevaplar
- Altın bloku, İngiltere ve ABD altından çıktıktan sonra altın standardında kalmakta direnen Fransa, Belçika, Hollanda ve İsviçre gibi ülkelerdi; paritelerini korumak için deflasyonist politikalar sürdürdüler ve para politikasını gevşetemediler. Sterlin bloku ise İngiltere'yle birlikte 1931'in sonlarında altından çıkan, paralarını sterline bağlayan İskandinav ülkeleri ve İrlanda gibi ülkelerdi; altının kısıtından kurtuldukları için faizleri düşürüp para politikasını genişletebildiler ve genellikle daha erken toparlandılar.
- Mayıs 1931'de Creditanstalt'ın çöküşü finans piyasalarını sarstı ve sermaye akımlarını dondurdu. Harcamalarını yabancı kredilerle finanse eden Almanya'ya kredi akışı kesildi, marka hücum başladı ve altın rezervleri eridi. Almanya devalüasyon yapamadı, çünkü savaş tazminatları sabit altın içerikli dolarla belirlenmişti ve devalüasyon borcun mark cinsinden yükünü artırarak kamu maliyesini çökertecekti; hiperenflasyonun hatırası da altından çıkışı korkutucu kılıyordu. Almanya kambiyo denetimi koydu ve İngiliz bankalarının Almanya'ya verdiği ticari krediler dondu. Baskı İngiltere'ye sıçradı, faiz artışları altın kaybını durduramadı ve İngiltere Eylül 1931'de altından çıktı.
- Başlangıçta ödeme 50 × 5 = 250 milyon birimdir. Yüzde 50'lik devalüasyonla bir dolar 5 ÷ 0,5 = 10 birim eder ve ödeme 50 × 10 = 500 milyon birime çıkar. Borç yükü yerli para cinsinden iki katına çıkar, yani yüzde 100 artar.
- İç fiyat 200 × 1,25 = 250 birimden 200 × 1,35 = 270 birime çıkar; artış 270 ÷ 250 = 1,08, yani yüzde 8'dir. Yüzde 40 küçülen bir ekonomi başlangıç düzeyinin 0,6'sına iner; başlangıca dönmek için 1 ÷ 0,6 ≈ 1,667, yani yaklaşık yüzde 67 büyümelidir.
- Ekonomi eğilimin 0,8'i kadardır; açığı kapatmak için 1 ÷ 0,8 = 1,25 kat ek büyüme gerekir. Bunun beşinci kökü yaklaşık 1,046'dır. Eğilim büyümesiyle birlikte yıllık büyüme 1,046 × 1,03 ≈ 1,077, yani yaklaşık yüzde 7,7 olmalıdır.
- İlk iddia abartılıdır. Eichengreen ile Irwin'e göre Smoot–Hawley ithal malların göreli fiyatını yalnızca yaklaşık yüzde 6 artırdı, Avrupa'nın ihracatının yalnızca yüzde 6'sı Amerika'ya gidiyordu ve tarife başka ülkelere bahane verse de 1931'deki korumacı dalganın asıl tetikleyicisi, Avrupa finans krizi ve altın standardının kısıtlarıydı. Tarife kötü zamanlanmış ve ticaret ilişkilerini zehirlemişti, ama tek başına Buhran'ı derinleştiren ana etken değildi. İkinci iddia da kanıtlarla uyuşmaz. Romer'e göre 1942'den önceki toparlanmanın neredeyse tamamı parasal genişlemeden, yani devalüasyon ve Avrupa'dan kaçan sermayeyle gelen altın girişlerinden kaynaklandı; bütçe açıkları talebi belirgin biçimde artıracak kadar büyük değildi. Her iki bulgu da kendi varsayımlarına dayanır ve tartışmaya açıktır; ama yorumcunun cümlesi, Buhran'ın uluslararası para sisteminden kaynaklanan boyutunu tümüyle dışarıda bırakıyor.
İleri okuma
- Barry Eichengreen, Douglas A. Irwin (2010). «The Slide to Protectionism in the Great Depression: Who Succumbed and Why?». Journal of Economic History 70(4). Altın standardı ve korumacılık arasındaki ilişki.
- Christina D. Romer (1992). «What Ended the Great Depression?». Journal of Economic History 52(4). ABD'deki toparlanmada para ve maliye politikasının rolü.
- Barry Eichengreen (1992). Golden Fetters: The Gold Standard and the Great Depression, 1919–1939. Oxford University Press. İki savaş arası uluslararası para sistemi ve Buhran'ın yayılması.
- Charles P. Kindleberger (1973). The World in Depression, 1929–1939. University of California Press. Buhran'ın uluslararası boyutu ve istikrar sağlayıcı tezi.
Sonraki derse köprü
Romer'in hesabında 1930'ların sonundaki altın girişlerinin bir kaynağı, Avrupa'daki siyasal istikrarsızlıktan kaçan sermayeydi. O istikrarsızlık kısa süre sonra yeni bir dünya savaşına dönüştü. Sıradaki ders, savaş ekonomilerini ele alıyor. Bir ülke, üretiminin büyük bir kısmını birkaç yıl içinde silaha ve askerî ihtiyaçlara nasıl yöneltir? Fiyat denetimleri, karne sistemleri ve devletin üretimi planlaması, piyasanın yerini ne ölçüde alabilir? Savaşın maliyeti vergiyle, borçla ya da para basarak finanse edildiğinde, sonuçları nasıl farklılaşır?