Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Birinci küreselleşme dalgasında mallar, insanlar ve sermaye kıtalar arasında benzeri görülmemiş ölçekte dolaştı. O'Rourke ile Williamson'a göre Liverpool ile Chicago arasındaki buğday fiyat farkı 1870'te yüzde 57,6'dan 1912'de yüzde 15,6'ya düştü; gerçek bir küreselleşme sıçraması 1490'larda değil, 1820'lerde başladı.
- Buharlı gemiler, demiryolları, telgraf ve soğutma, navlun oranlarını ve ticaret maliyetlerini düşürdü. Jacks, Meissner ve Novy'ye göre ticaret maliyetlerindeki düşüş, Birinci Dünya Savaşı öncesindeki ticaret patlamasının başlıca itici gücüydü; iki savaş arasındaki çöküş ise tümüyle ticaret maliyetlerinin artmasından kaynaklandı.
- Tahıl istilası, Avrupa'da tahıl fiyatlarını ve toprak rantlarını düşürdü. İngiltere serbest ticareti sürdürdü, Almanya ve Fransa koruma tarifeleri koydu, Danimarka hayvancılığa ve süt ürünlerine yöneldi.
- Kitlesel göç çağında on milyonlarca Avrupalı yeni dünyaya göç etti. Abramitzky, Boustan ve Eriksson'a göre Norveç'ten ABD'ye göç edenlerin getirisi, kalan kardeşlerine göre yaklaşık yüzde 70'ti ve kentlerden göç edenler olumsuz yönde seçilmişti.
- Göç ve ticaret reel ücretleri yakınsattı, ama kazananlar ve kaybedenler yarattı; kaybedenlerin tepkisi Avrupa'da tarifeleri, Amerika'da göç kısıtlamalarını besledi.
Öğrenme çıktıları
- Hatırlama — Fiyat yakınsamasını, navlun oranını, tahıl istilasını, kitlesel göç çağını, reel ücret yakınsamasını ve küreselleşmeye karşı tepkiyi tanımlar.
- Anlama — On dokuzuncu yüzyılın sonunda taşıma maliyetlerindeki düşüşün mal fiyatlarını, ücretleri ve toprak rantlarını ülkeler arasında nasıl birbirine yaklaştırdığını ve bunun kazananlar ile kaybedenler yarattığını açıklar.
- Uygulama — Bir fiyat farkının ne kadarının taşıma maliyetinden geldiğini hesaplar, taşıma maliyetindeki bir düşüşün ithalatçı ve ihracatçı ülkedeki fiyatları nasıl değiştirdiğini gösterir ve göçün ücret farkına etkisini basit bir modelle bulur.
- Değerlendirme — Buğday fiyatlarının yakınsamasını, ticaret maliyetlerinin ölçümünü ve Norveç'ten Amerika'ya göç edenlerin kazançlarını karşılaştırarak birinci küreselleşme dalgasının nedenlerine ve sonuçlarına dair iddiaları tartar.
Sezgi
Açılış
Bugün «küreselleşme» denince çoğu zaman son kırk yıl akla gelir: konteyner gemileri, küresel tedarik zincirleri, internet. Ama dünya ekonomisi, bundan bir yüzyıldan uzun süre önce de benzer bir bütünleşme yaşamıştı. On dokuzuncu yüzyılın ortasından 1914'e uzanan dönemde mallar, insanlar ve para, kıtalar arasında o güne kadar eşi olmayan bir hız ve hacimle dolaştı. İktisat tarihçileri bu döneme birinci küreselleşme dalgası der.
Bu dalganın arkasında, önceki derslerde gördüğümüz sanayileşmenin teknolojileri vardı. Buharlı gemiler okyanusları daha hızlı ve daha ucuz geçmeyi mümkün kıldı. Demiryolları, kıtaların içlerindeki tarım bölgelerini limanlara bağladı. Telgraf, bir limandaki fiyatın öbür kıtadaki alıcılara birkaç saat içinde ulaşmasını sağladı. Soğutma teknolojisi, et ve tereyağı gibi bozulabilir malların okyanus ötesine taşınmasını mümkün kıldı. Böylece sanayi merkezleri, onlara gıda ve hammadde satan uzak bölgelere sıkıca eklemlendi.
Aşağıda üç sorunun peşine düşeceğiz. Birinci küreselleşme dalgası ne kadar büyüktü ve onu ne yönlendirdi? Kimler kazandı, kimler kaybetti? Ve bu dalga neden 1914'ten sonra geri çekildi?
Hikâye — Liverpool ile Chicago arasındaki buğday
1870'te Liverpool'da satılan buğday, Chicago'da satılan buğdaydan yüzde 57,6 daha pahalıydı. Bu fark, Amerikan Ortabatısı'nın buğdayını İngiliz sofralarına ulaştırmanın maliyetini yansıtıyordu: demiryoluyla Chicago'dan New York'a, oradan gemiyle Liverpool'a taşımanın, sigortanın, depolamanın ve aracıların payının toplamı. Kevin O'Rourke ile Jeffrey Williamson, Knick Harley'nin derlediği yıllık fiyat verilerinden yaptıkları eğilim tahminlerinde, bu farkın 1895'te yüzde 17,8'e, 1912'de ise yüzde 15,6'ya düştüğünü gösterdi. Hem Liverpool ile New York hem de New York ile Chicago arasındaki fiyat farkları hızla daralmıştı.
Aynı süreç başka mallarda da yaşandı. Londra ile Cincinnati arasında domuz pastırması fiyat farkı 1870'te yüzde 92,5'ti; 1880'de yüzde yüzü aşmış, 1895'te hâlâ yüzde 92,3'tü, ama 1913'te yüzde 17,9'a düştü. Et, tereyağı ve peynirde yakınsama gecikmişti, çünkü bu malların okyanus ötesine taşınması, yüzyılın sonuna doğru gelişen soğutma teknolojisini gerektiriyordu. Asya da bu ulaştırma devriminin parçasıydı: Rangoon'dan Avrupa'ya pirinç taşımanın navlun maliyeti, 1882–1914 arasında Rangoon'daki pirinç fiyatının yüzde 73,8'inden yüzde 18,1'ine indi.
Bu fiyat yakınsamasının Avrupa'daki sonuçları çarpıcıydı. Ucuz Amerikan ve Rus buğdayı Avrupa pazarlarını doldurdu; tarihçiler buna «tahıl istilası» der. Avrupa'daki buğday fiyatları düştü ve bununla birlikte toprağın getirisi, yani toprak sahiplerinin rantı, geriledi. Ülkeler bu şoka farklı tepkiler verdi. İngiltere serbest ticaretten vazgeçmedi; tarım kesimi küçüldü, işçiler kentlere ve sanayiye kaydı ve ucuz ekmek, işçi ailelerinin reel gelirini artırdı. Almanya ise 1879'da Bismarck yönetiminde tahıla ve sanayi mallarına gümrük vergileri koydu; Fransa da 1880'lerde ve 1890'larda tarımı koruyan tarifeler getirdi. Danimarka gibi bazı ülkeler ise tahıldan hayvancılığa ve süt ürünlerine yönelerek ucuz tahılı bir fırsata çevirdi.
O'Rourke ile Williamson'ın bu çalışmasının asıl sorusu, küreselleşmenin ne zaman başladığıydı. Bazı tarihçiler küreselleşmenin başlangıcını Kolomb'un Amerika'ya ulaştığı 1492'ye ve Vasco da Gama'nın Hindistan'a deniz yolunu açtığı 1498'e bağlıyordu. Yazarlar ise ticaretin genişlemesi ile piyasaların bütünleşmesini birbirinden ayırdı: gerçek bir küreselleşme, kıtalar arasında fiyatların birbirine yaklaşmasını gerektiriyordu. Buldukları kanıtlar, bu anlamda büyük bir küreselleşme sıçramasının 1490'larda değil, 1820'lerde başladığını gösteriyordu.
Kavram
Hikâyedeki olgunun, küreselleşmeyi ölçmenin temel yolunun adı şudur.
Fiyat farkının önemli bir parçası, malı okyanus ötesine taşımanın bedelidir.
Taşıma maliyetlerinin düşmesi, Avrupa tarımı için büyük bir şok yarattı.
Birinci küreselleşme dalgası, yalnızca malların değil, insanların da hareketiydi.
Malların ve insanların hareketi, ülkeler arasındaki ücret farklarını da etkiledi.
Küreselleşmenin kaybedenleri, siyasal tepkilere yol açtı.
Veri ve kanıt
Bu çalışma, birinci küreselleşme dalgasının karakterini açıkça ortaya koyar. Bu dönemde ticaret, ülkelerin zenginleşmesinden çok, malları taşımanın ve satmanın ucuzlamasıyla büyüdü. Buharlı gemiler, demiryolları, telgraf ve daha az belirgin ama önemli etkenler, örneğin altın standardının sağladığı kur istikrarı ve ticaret anlaşmaları, ticaretin önündeki sürtünmeleri azalttı. Bulgunun öbür yarısı da önemlidir: iki savaş arasında ticaretin çöküşü, ticaret maliyetlerinin, bu kez tarifeler, kotalar, kur denetimleri ve güvensizlik biçiminde, yeniden yükselmesinden kaynaklandı. Birinci küreselleşme dalgası, teknolojiyle kurulmuş, ama politikayla yıkılabilen bir yapıydı.
Bu çalışma, göç dersinde gördüğümüz kendi kendini seçme kavramının tarihsel bir uygulamasıdır. Göçmenlerin ABD'deki kazançlarını Norveç'te kalanların kazançlarıyla doğrudan karşılaştırmak, göçün getirisini abartabilir ya da küçümseyebilir; çünkü göç edenler, kalanlardan farklı insanlar olabilir. Erkek kardeşleri karşılaştırmak, aile geçmişini sabit tutarak bu sorunu azaltır. Bulgu, göçün getirisinin yine de büyük olduğunu, göç edenlerin kazançlarının kalan kardeşlerinden yaklaşık yüzde 70 daha yüksek olduğunu gösterir. Yine de bu getiri, göçmenlerin kazançlarını Norveç'teki ortalama işçiyle karşılaştıran basit tahminlerden daha düşüktür. Kentlerden göç edenlerin olumsuz seçilimi, yani görece yoksul ailelerden gelmeleri, Emma Lazarus'un Özgürlük Heykeli'ne yazılan şiirinde andığı «yorgun, yoksul kalabalıkların» betimlemesiyle de uyumludur.
Yaygın yanlış«Küreselleşme, yirminci yüzyılın sonunda başlayan yeni bir olgudur; daha önce ülkeler büyük ölçüde kendi içlerine kapalıydı.»
On dokuzuncu yüzyılın ortasından 1914'e kadar süren birinci küreselleşme dalgasında, mallar, insanlar ve sermaye kıtalar arasında büyük bir hızla hareket etti. Liverpool ile Chicago arasındaki buğday fiyat farkı 1870–1912 arasında yüzde 57,6'dan yüzde 15,6'ya düştü ve on milyonlarca Avrupalı yeni dünyaya göç etti. İki savaş arasında bu bütünleşme büyük ölçüde geri döndü; yirminci yüzyılın sonundaki küreselleşme, bir anlamda önceki bir dalganın yeniden kurulmasıydı.
Yaygın yanlış«Küreselleşme herkese kazandırır; serbest ticaretin ve göçün kaybedeni yoktur.»
Birinci küreselleşme dalgası, toplam geliri artırırken belirgin kazananlar ve kaybedenler yarattı. Tahıl istilası Avrupa'daki toprak sahiplerinin rantlarını düşürdü, ama işçilerin ekmek fiyatlarını ucuzlattı. Göç, gönderen ülkelerde kalan işçilerin ücretlerini artırırken, alan ülkelerde bazı işçilerin ücretleri üzerinde baskı yarattı. Bu kayıplar, Avrupa'da koruma tarifelerine ve Amerika'da göç kısıtlamalarına yol açan siyasal tepkileri besledi.
Neden önemli?
Birinci küreselleşme dalgası, bugünün küreselleşme tartışmalarına güçlü bir tarihsel ayna tutar. Ticaretin ve göçün kazançları ve kayıpları, kaybedenlerin siyasal tepkisi, korumacılığın yükselişi ve küreselleşmenin geri dönebilirliği, yüz yılı aşkın süre önce de yaşanmıştı. Birinci dalganın iki savaş arasında çöküşü, küreselleşmenin kendiliğinden sürmeyeceğini, teknolojinin kurduğunu politikanın yıkabileceğini gösterir. Son yıllardaki ticaret savaşları ve göç kısıtlamaları tartışmaları, bu tarihsel deneyim ışığında daha iyi anlaşılır.
Osmanlı İmparatorluğu da birinci küreselleşme dalgasının içindeydi. Osmanlı limanları, Avrupa'ya tahıl, pamuk, tütün, kuru üzüm ve incir ihraç ediyor, Avrupa'dan sanayi malları ithal ediyordu. Demiryolları, çoğu yabancı sermayeyle, Anadolu'nun içlerini kıyıya bağladı; ama bu entegrasyon, Osmanlı'nın sanayisini zayıflatan ve dış borca bağımlılığını artıran bir biçimde gerçekleşti. Önceki derslerde gördüğümüz kapitülasyonlar, kilometre garantileri ve Düyun-u Umumiye, bu dönemin Osmanlı'ya özgü görünümleridir. Birinci küreselleşme dalgası, farklı ülkeler için çok farklı sonuçlar doğurdu.
Model
Çözümlü örnek — Fiyat farkını ayrıştırmak
1870'te Chicago'da bir kile buğdayın fiyatı 100 birim ise, Liverpool'daki fiyat, yüzde 57,6'lık farkla, yaklaşık 157,6 birimdir. Bu 57,6 birimlik fark, buğdayı Chicago'dan Liverpool'a götürmenin toplam maliyetini yansıtır: Chicago'dan New York'a demiryolu taşıması, New York'tan Liverpool'a okyanus navlunu, sigorta, depolama, liman masrafları ve tüccarların kârı.
1912'de Chicago fiyatının yine 100 birim olduğunu varsayarsak, Liverpool fiyatı yaklaşık 115,6 birimdir; fark 15,6 birime inmiştir. Taşıma ve satış maliyetleri, Chicago fiyatına oranla, 57,6 birimden 15,6 birime, yani yüzde 73 düşmüştür: (57,6 − 15,6) ÷ 57,6 ≈ 0,73.
Bu düşüş, iki piyasadaki fiyatları farklı biçimlerde etkiler. Taşıma maliyeti düştüğünde Liverpool'daki fiyat düşer, çünkü Amerikan buğdayı İngiltere'ye daha ucuza ulaşır; Chicago'daki fiyat ise yükselir, çünkü Amerikan çiftçileri ihracat için daha yüksek bir net fiyat alır ve iç arz daralır. Gerçekte bu dönemde dünya buğday arzı da hızla arttığı için Chicago fiyatı her zaman yükselmedi; ama fiyat farkının daralması, iki piyasanın tek bir piyasaya dönüşmesi demektir. Liverpool'daki tüketiciler ve Chicago'daki üreticiler kazanır; Liverpool'daki buğday üreticileri, yani İngiliz çiftçileri ve toprak sahipleri kaybeder.
Çözümlü örnek — Navlunun fiyattaki payı
Hikâyedeki Rangoon pirinci örneğini sayılara dökelim. 1882'de Rangoon'dan Avrupa'ya pirinç taşımanın navlunu, Rangoon'daki pirinç fiyatının yüzde 73,8'i kadardı; 1914'te bu oran yüzde 18,1'e inmişti. Rangoon'da bir ton pirincin fiyatını 100 birim sayalım ve öbür bütün masrafları bir kenara bırakalım. 1882'de Avrupa'ya ulaşan bir ton pirincin maliyeti en az 100 + 73,8 = 173,8 birimdi; 1914'te 100 + 18,1 = 118,1 birime iniyordu.
Aynı pirinç, Avrupa'da artık yaklaşık üçte bir daha ucuza bulunabiliyordu: (173,8 − 118,1) ÷ 173,8 ≈ 0,32. Bu hesap, Rangoon fiyatının sabit kaldığını varsayıyor; gerçekte fiyatlar da değişti. Ama ana fikir açık: navlun malın kendisinden neredeyse daha pahalı olduğunda, uzak bir pazara satmak ancak çok yüksek bir fiyat farkıyla kârlıdır. Navlun malın değerinin küçük bir kesrine indiğinde, kıtalar arası ticaret sıradan bir iş hâline gelir.
Aynı eğilim yalnızca Avrupa'ya giden hatlarda görülmedi. O'Rourke ile Williamson'ın aktardığı verilere göre Nagasaki ile Şanghay arasında kömür taşımanın navlunu 1880 ile 1910 arasında yüzde 76 düştü. Asya içi ticaret de bu ulaştırma devriminin parçasıydı; birinci küreselleşme dalgası yalnızca Atlantik'e ait bir olgu değildi.
Çözümlü örnek — Taşıma maliyeti düşünce kim kazanır?
İki ülke düşünelim: buğday ithal eden bir Avrupa ülkesi ve buğday ihraç eden bir Amerika ülkesi. Dünya piyasasında buğday ticareti yapılıyor ve iki ülke arasındaki fiyat farkı, taşıma maliyetine eşit. Başlangıçta taşıma maliyeti kile başına 40 birim; Amerika'da buğday 100, Avrupa'da 140 birim.
Taşıma maliyeti 10 birime düşüyor. Yeni dengede fiyat farkı 10 birimdir. Taşıma maliyetindeki 30 birimlik düşüşün iki piyasa arasında nasıl paylaşılacağı, arz ve talebin esnekliklerine bağlıdır. İki ülkenin piyasası simetrikse, düşüş yarı yarıya paylaşılır: Amerika'daki fiyat 115'e yükselir, Avrupa'daki fiyat 125'e düşer.
Avrupa'da buğday üreten ve 10 bin kile üreten bir toprak sahibi, önceki 140'lık fiyatla 1,4 milyon birim gelir elde ediyordu; yeni 125'lik fiyatla, üretimini değiştirmediğini varsayarsak, 1,25 milyon birim elde eder. Üretim maliyetleri değişmediği için bu 150 bin birimlik gelir kaybının tamamı toprak sahibinin rantından gider. Avrupa'daki bir işçi ailesi ise yılda 20 kile buğday tüketiyorsa, 20 × 15 = 300 birim tasarruf eder. Amerika'daki bir çiftçi, 5 bin kile ürettiğini varsayarsak, 5.000 × 15 = 75 bin birim daha fazla gelir elde eder.
Bu hesap, tahıl istilasının dağılım sonuçlarını gösterir. Avrupa'da toprak sahipleri kaybetti, işçiler ve sanayiciler kazandı; Amerika'da çiftçiler kazandı. Avrupa'daki toprak sahiplerinin siyasal gücü, bu kaybı koruma tarifeleriyle önleyip önleyemeyeceklerini belirledi. Almanya'da güçlü toprak sahibi sınıfı tarifeleri elde etti; İngiltere'de ise sanayici ve işçi çıkarları ağır bastı ve serbest ticaret sürdü.
Çözümlü örnek — Tarifeyle geri kazanılan rant
Bir önceki örneğe dönelim. Taşıma maliyeti düştükten sonra Avrupa'daki buğday fiyatı 140 birimden 125 birime inmişti. Şimdi bu Avrupa ülkesinin, Almanya'nın 1879'da yaptığı gibi, ithal buğdaya kile başına 15 birimlik bir gümrük vergisi koyduğunu varsayalım. Ülke dünya fiyatını etkileyemeyecek kadar küçükse, iç fiyat 125 + 15 = 140 birime geri döner.
Toprak sahibi 10 bin kile ürettiği için kaybettiği 150 bin birimlik rantı geri kazanır. Yılda 20 kile tüketen işçi ailesi ise ucuzlamanın getirdiği 300 birimlik tasarrufu kaybeder. Ülkede bir milyon böyle aile varsa, tüketicilerin toplam kaybı 300 milyon birimdir; bu kaybın bir kısmı toprak sahiplerine, bir kısmı gümrük geliri olarak devlete gider, bir kısmı ise kimseye gitmez, çünkü yüksek fiyat hem tüketimi azaltır hem de daha verimsiz iç üretimi teşvik eder. Bu sayılar varsayımdır; ama yapıyı gösterir.
Tarifenin siyasal mantığı da bu hesapta saklıdır. Kayıp, milyonlarca aileye kişi başı küçük tutarlar olarak dağılır; kazanç ise görece az sayıda toprak sahibinde yoğunlaşır. Az sayıda büyük kazananın örgütlenmesi, çok sayıda küçük kaybedenin örgütlenmesinden kolaydır. Almanya'da toprak sahiplerinin ve sanayicilerin birlikte tarife istemesi, bu yüzden, tüketicilerin dağınık muhalefetinden daha etkili oldu.
Çözümlü örnek — Göç ve ücret farkı
İki ülke düşünelim: işgücünün bol, toprağın kıt olduğu bir Avrupa ülkesi ve toprağın bol, işgücünün kıt olduğu bir yeni dünya ülkesi. Başlangıçta Avrupa'da 10 milyon işçi, yeni dünyada 5 milyon işçi var. Her iki ülkede ücret, işçi sayısının karekökünün tersiyle orantılı: Avrupa'da ücret 300 ÷ √10 ≈ 94,9 birim; yeni dünyada toprak daha bol olduğu için ücret 400 ÷ √5 ≈ 178,9 birim. Yeni dünyadaki reel ücret, Avrupa'dakinin yaklaşık 1,9 katıdır.
Bir milyon işçi Avrupa'dan yeni dünyaya göç etsin. Avrupa'da kalan 9 milyon işçinin ücreti 300 ÷ √9 = 100 birime çıkar; yeni dünyada artık 6 milyon işçi olduğu için ücret 400 ÷ √6 ≈ 163,3 birime düşer. Ücret oranı 163,3 ÷ 100 ≈ 1,63'e iner. Göç, iki ülke arasındaki ücret farkını daraltmıştır.
Avrupa'da kalan işçiler kazandı: ücretleri yaklaşık yüzde 5 arttı. Yeni dünyadaki yerli işçiler kaybetti: ücretleri yaklaşık yüzde 9 düştü. Göç eden işçiler ise en çok kazananlardır: 94,9 birimden 163,3 birime, yaklaşık yüzde 72'lik bir ücret artışı. Bu sayı, Abramitzky ve arkadaşlarının Norveçli kardeşler için bulduğu yaklaşık yüzde 70'lik getiriye tesadüfen yakındır; ama bu örnek bir varsayımdır. Kitlesel göç çağında reel ücret yakınsamasının önemli bir kısmının göçten kaynaklandığını savunan tarihçiler, bu mekanizmayı vurgular. Aynı mekanizma, yeni dünyadaki işçilerin göç kısıtlamaları için baskı yapmasının nedenini de açıklar.
Çözümlü örnek — Kardeşlerle göçün getirisini ölçmek
Abramitzky, Boustan ve Eriksson'un yöntemini varsayımsal sayılarla izleyelim. Norveç'te kalan ortalama bir işçinin yıllık kazancı 100 birim, ABD'ye göç etmiş ortalama bir Norveçlinin kazancı 200 birim olsun. Basit karşılaştırma, göçün getirisinin yüzde 100 olduğunu söyler.
Ama göç edenler rastgele seçilmiş değildir. Diyelim ki göç edenler, Norveç'te kalsalar bile ortalama işçiden yüzde 18 daha fazla kazanacak insanlardı; daha girişimci, daha sağlıklı ya da daha iyi bağlantıları olan insanlar. Bu durumda doğru karşılaştırma 200'ü 100 ile değil, 118 ile yapmaktır: 200 ÷ 118 ≈ 1,69; getiri kabaca yüzde 70'e iner. Olumlu seçilim, basit tahmini şişirir.
Tersi de olabilir. Göç edenler, kalanlardan daha yoksul ailelerden geliyorsa, yani olumsuz seçilmişse, basit karşılaştırma getiriyi küçümser. Makalenin bulgusu, kentlerden göç edenlerin olumsuz seçildiğini gösteriyordu; kırsal kesimden göç edenler için seçilimin yönü daha belirsizdi. Kardeş karşılaştırmasının gücü buradadır: iki kardeş aynı babanın servetini, aynı köyü ve büyük ölçüde aynı yetiştirilmeyi paylaşır; aralarındaki kazanç farkı, göçün kendisine daha güvenilir biçimde atfedilebilir. Yöntemin zayıflığı da unutulmamalı: aynı aileden hangi kardeşin göç ettiği de rastgele değildir ve kardeşler arasındaki bu seçim, tahmini hâlâ etkileyebilir.
Çözümlü örnek — Ticaret artışını ayrıştırmak
Jacks, Meissner ve Novy'nin sorusunu basit bir örnekle görelim. İki ülke arasındaki ticaret, belli bir dönemde, 100 birimden 300 birime çıkmış olsun. Bu artışın iki olası kaynağı vardır: iki ülkenin üretimlerinin büyümesi, ki daha büyük ekonomiler birbirleriyle daha çok ticaret yapar, ve ticaret maliyetlerinin düşmesi.
Varsayalım ki ülkelerin üretimleri, ticaret maliyetleri değişmeseydi ticareti iki katına çıkaracak kadar büyüdü. Geriye kalan 1,5 katlık artış, yani 300 ÷ 200 = 1,5, ticaret maliyetlerindeki düşüşe atfedilir. İki etkinin toplam artıştaki payını bulmak için çarpanların logaritmaları kullanılır, çünkü çarpımsal etkiler logaritmada toplanır: toplam artışın logaritması ln 3 ≈ 1,10, üretim etkisininki ln 2 ≈ 0,69, maliyet etkisininki ln 1,5 ≈ 0,41. Bu örnekte ticaret artışının yaklaşık yüzde 63'ü üretimden, yüzde 37'si maliyet düşüşünden gelir.
Bu sayılar varsayımdır. Jacks, Meissner ve Novy'nin gerçek verilerle yaptığı ayrıştırma, Birinci Dünya Savaşı öncesinde bu oranların tersine döndüğünü, maliyet düşüşünün başlıca itici güç olduğunu, İkinci Dünya Savaşı sonrasında ise üretim büyümesinin baskın çıktığını gösterdi. Aynı yöntem, iki savaş arasında ticaretin daralmasını tümüyle maliyetlerin yükselmesine bağladı.
Çözümlü örnek — Soğutmanın gecikmeli etkisi
Et ticaretinde fiyat yakınsamasının neden geciktiğini görelim. Soğutma olmadan, taze eti okyanus ötesine taşımak ya imkânsızdır ya da çok pahalıdır; et ya tuzlanarak ve tütsülenerek düşük kaliteli bir mala dönüştürülür, ya da canlı hayvan olarak taşınır. Bu yüzden 1870'lerde Cincinnati ile Londra arasındaki pastırma fiyat farkı yüzde 92,5 civarındaydı ve 1895'e kadar pek değişmedi.
Soğutmalı gemiler yaygınlaştığında, taze eti taşımanın maliyeti büyük ölçüde düştü. Taşıma maliyetinin, Cincinnati fiyatına oranla, yüzde 92,5'ten yüzde 17,9'a indiğini düşünürsek, bu yüzde 81'lik bir düşüştür: (92,5 − 17,9) ÷ 92,5 ≈ 0,81. Ama bu düşüş, buğdaydaki gibi yirmi beş yıla yayılmadı; büyük kısmı 1895'ten sonraki yirmi yıla sığdı.
Bu örnek, önceki derste gördüğümüz genel amaçlı teknoloji kavramıyla ilişkilidir. Bir taşıma teknolojisinin, buharlı geminin, etkisi, onu tamamlayan başka bir teknolojinin, soğutmanın, gelişmesine bağlı olarak farklı mallarda farklı zamanlarda ortaya çıktı. Küreselleşme, tek bir teknolojik sıçramayla değil, birbirini tamamlayan teknolojilerin birikimiyle ilerledi.
Modelin sınırları
Yukarıdaki hesapların hepsi iki ülkeli, tek mallı ya da iki faktörlü basit yapılardı. Gerçekte birinci küreselleşme dalgası, çok sayıda ülkeyi, malı ve faktörü içeriyordu ve fiyatlar, ücretler ve rantlar, pek çok başka etkenden de etkilendi. Göçün ücretler üzerindeki etkisini ölçmek de zordur; çünkü göçmenler, ücretlerin zaten yüksek olduğu ya da hızla yükseldiği yerlere gitti ve sermaye de göçmenlerle birlikte yeni dünyaya aktı. Sermaye akımları, göçün ücretleri düşürücü etkisini kısmen dengeledi.
Ayrıca bu ders, küreselleşmenin maliyet tarafına, taşıma ve iletişim teknolojilerine odaklandı. Altın standardının sağladığı kur istikrarı, İngiltere'nin serbest ticaret politikası ve sömürge imparatorluklarının zorla kurduğu ticaret ilişkileri de birinci dalganın önemli parçalarıydı. Sömürgecilik, bazı bölgelerin küreselleşmeye kendi seçimleriyle değil, zorla ve eşitsiz koşullarda katılmasına yol açtı; bu bölgelerin deneyimi, buradaki basit modellerin gösterdiğinden çok farklıydı.
Uygulama
Özet kartı
- Birinci küreselleşme dalgasında mallar, insanlar ve sermaye kıtalar arasında benzeri görülmemiş ölçekte dolaştı. O'Rourke ile Williamson'a göre Liverpool ile Chicago arasındaki buğday fiyat farkı 1870'te yüzde 57,6'dan 1912'de yüzde 15,6'ya düştü; gerçek bir küreselleşme sıçraması 1490'larda değil, 1820'lerde başladı.
- Buharlı gemiler, demiryolları, telgraf ve soğutma, navlun oranlarını ve ticaret maliyetlerini düşürdü. Jacks, Meissner ve Novy'ye göre ticaret maliyetlerindeki düşüş, Birinci Dünya Savaşı öncesindeki ticaret patlamasının başlıca itici gücüydü; iki savaş arasındaki çöküş ise tümüyle ticaret maliyetlerinin artmasından kaynaklandı.
- Tahıl istilası, Avrupa'da tahıl fiyatlarını ve toprak rantlarını düşürdü. İngiltere serbest ticareti sürdürdü, Almanya ve Fransa koruma tarifeleri koydu, Danimarka hayvancılığa ve süt ürünlerine yöneldi.
- Kitlesel göç çağında on milyonlarca Avrupalı yeni dünyaya göç etti. Abramitzky, Boustan ve Eriksson'a göre Norveç'ten ABD'ye göç edenlerin getirisi, kalan kardeşlerine göre yaklaşık yüzde 70'ti ve kentlerden göç edenler olumsuz yönde seçilmişti.
- Göç ve ticaret reel ücretleri yakınsattı, ama kazananlar ve kaybedenler yarattı; kaybedenlerin tepkisi Avrupa'da tarifeleri, Amerika'da göç kısıtlamalarını besledi.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Fiyat yakınsaması | Commodity price convergence | Aynı malın farklı piyasalardaki fiyatlarının birbirine yaklaşması |
| Navlun oranı | Freight rate | Bir malın deniz yoluyla taşınması için ödenen ücret |
| Tahıl istilası | Grain invasion | Ucuz denizaşırı tahılın Avrupa pazarlarını doldurması |
| Kitlesel göç çağı | Age of mass migration | 1850–1913 arasında Avrupa'dan yeni dünyaya büyük göç dalgası |
| Reel ücret yakınsaması | Real wage convergence | Ülkeler arasındaki reel ücret farklarının daralması |
| Küreselleşmeye karşı tepki | Globalization backlash | Kaybedenlerin korumacılık ve göç kısıtlaması için baskısı |
Kendini sına
- (Çıktı 1) Fiyat yakınsaması neden küreselleşmenin ticaret hacminden daha güvenilir bir göstergesi sayılır? O'Rourke ile Williamson bu ölçüyü kullanarak küreselleşmenin başlangıcı hakkında hangi sonuca vardı?
- (Çıktı 2) Tahıl istilası Avrupa'daki farklı toplumsal grupları nasıl etkiledi? Almanya ile İngiltere'nin bu şoka farklı tepkiler vermesini nasıl açıklarsın?
- (Çıktı 3) Bir malın ihracatçı ülkedeki fiyatı 200 birim, ithalatçı ülkedeki fiyatı 290 birimdir. Taşıma maliyeti 90 birimden 30 birime düşüyor ve düşüş iki piyasa arasında eşit paylaşılıyor. İki ülkedeki yeni fiyatları hesapla. Fiyat farkının ihracatçı fiyatına oranı nasıl değişti?
- (Çıktı 3) Bir Avrupa ülkesinde 16 milyon, bir yeni dünya ülkesinde 4 milyon işçi var. Ücret Avrupa'da 400 ÷ √N, yeni dünyada 360 ÷ √N'dir (N milyon işçi). Başlangıçtaki ücret oranını hesapla. Avrupa'dan 2 milyon işçi göç ederse, iki ülkedeki yeni ücretleri ve ücret oranını bul.
- (Çıktı 3) Bir toprak sahibi yılda 8 bin kile buğday üretiyor ve iç fiyat 120 birimden 105 birime düşüyor. Üretim maliyeti değişmiyorsa rantı ne kadar azalır? Yılda 25 kile tüketen bir işçi ailesi ne kadar tasarruf eder?
- (Çıktı 4) Bir yorumcu, «Birinci küreselleşme dalgası herkesi zenginleştirdi; savaş olmasaydı sonsuza kadar sürerdi» diyor. Liverpool buğdayından Norveçli kardeşlere uzanan kanıtlarla bu yargıyı sına.
Cevaplar
- Ticaret hacmi, ülkelerin kendi arz ve talebindeki artışlarla, örneğin nüfus büyümesiyle de artabilir; bu, piyasaların gerçekten bütünleştiğini göstermez. Fiyat yakınsaması ise iki piyasa arasındaki fiyat farkının, yani malı taşımanın ve satmanın maliyetinin daraldığını doğrudan gösterir. O'Rourke ile Williamson, fiyat yakınsaması ölçüsüyle, kıtalar arası piyasaların 1490'larda değil, 1820'lerden sonra, özellikle on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında gerçek anlamda bütünleşmeye başladığı sonucuna vardı.
- Tahıl istilası, Avrupa'da tahıl fiyatlarını düşürdü; bu, tahıl üreten toprak sahiplerinin rantlarını azalttı ve çiftçilerin gelirlerini düşürdü, ama ekmek fiyatlarını ucuzlatarak işçi ailelerinin reel gelirini artırdı ve sanayicilerin ücret maliyetlerini hafifletti. Almanya'da toprak sahibi sınıf siyasal olarak güçlüydü ve sanayicilerle bir ittifak kurarak tahıla ve sanayi mallarına koruma tarifeleri elde etti. İngiltere'de ise sanayici ve işçi çıkarları siyasal olarak ağır bastı, tarım ekonominin görece küçük bir parçasıydı ve serbest ticaret sürdü.
- Taşıma maliyetindeki 60 birimlik düşüş eşit paylaşıldığında, ihracatçı ülkedeki fiyat 30 birim artarak 230'a, ithalatçı ülkedeki fiyat 30 birim düşerek 260'a iner. Yeni fark 30 birimdir. Başlangıçta fark ihracatçı fiyatının 90 ÷ 200 = yüzde 45'iydi; şimdi 30 ÷ 230 ≈ yüzde 13'tür.
- Başlangıçta Avrupa'da ücret 400 ÷ √16 = 100, yeni dünyada 360 ÷ √4 = 180 birim; oran 1,8'dir. Göçten sonra Avrupa'da 14 milyon işçi kalır ve ücret 400 ÷ √14 ≈ 106,9 birim olur; yeni dünyada 6 milyon işçi olur ve ücret 360 ÷ √6 ≈ 147,0 birime düşer. Ücret oranı 147,0 ÷ 106,9 ≈ 1,38'e iner.
- Rant, 8.000 × (120 − 105) = 120 bin birim azalır. İşçi ailesi 25 × 15 = 375 birim tasarruf eder.
- Görüşün ilk yarısı kanıtlarla uyuşmuyor: birinci küreselleşme dalgası toplam geliri artırdı, ama herkesi zenginleştirmedi. Tahıl istilası Avrupa'daki toprak sahiplerinin rantlarını düşürdü; göç, yeni dünyadaki bazı işçilerin ücretleri üzerinde baskı yarattı; Osmanlı gibi bazı ekonomilerde ise entegrasyon sanayinin zayıflamasına ve dış borca bağımlılığa eşlik etti. Görüşün ikinci yarısı da sorunludur: küreselleşmenin kaybedenleri, savaştan önce de korumacılık ve göç kısıtlaması için baskı yapıyordu. Almanya ve Fransa 1870'lerden itibaren tarım tarifeleri koymuştu ve Amerika'da göç kısıtlamalarına yönelik baskı savaştan önce de güçleniyordu. Jacks, Meissner ve Novy'nin bulgusu da iki savaş arasındaki çöküşün tümüyle ticaret maliyetlerindeki, yani büyük ölçüde politikadaki değişikliklerden kaynaklandığını gösterir. Savaş, dalganın sonunu hızlandırdı; ama küreselleşmenin kendi yarattığı siyasal tepkiler, onu zaten kırılgan hâle getirmişti.
İleri okuma
- Kevin H. O'Rourke, Jeffrey G. Williamson (2002). «When Did Globalisation Begin?». European Review of Economic History 6(1). Fiyat yakınsaması ölçüsüyle küreselleşmenin başlangıcı.
- David S. Jacks, Christopher M. Meissner, Dennis Novy (2011). «Trade Booms, Trade Busts, and Trade Costs». Journal of International Economics 83(2). Ticaret maliyetleri ve ticaret patlamaları.
- Ran Abramitzky, Leah Platt Boustan, Katherine Eriksson (2012). «Europe's Tired, Poor, Huddled Masses: Self-Selection and Economic Outcomes in the Age of Mass Migration». American Economic Review 102(5). Kitlesel göç çağında seçilim ve göçün getirisi.
- Kevin H. O'Rourke, Jeffrey G. Williamson (1999). Globalization and History: The Evolution of a Nineteenth-Century Atlantic Economy. MIT Press. Birinci küreselleşme dalgasının kapsamlı anlatımı.
Sonraki derse köprü
Birinci küreselleşme dalgası, Birinci Dünya Savaşı'yla kesintiye uğradı; ama asıl çöküş, savaştan on yıl sonra geldi. 1929'da Amerika'da başlayan borsa çöküşü, kısa sürede dünyanın dört bir yanına yayılan bir buhrana dönüştü. Ticaret daraldı, sermaye akımları durdu, ülkeler birbiri ardına koruma duvarları yükseltti. Sıradaki ders, 1929 Büyük Buhranı'nı ele alıyor. Sıradan bir durgunluk nasıl bu kadar derin ve uzun bir buhrana dönüştü? Altın standardı, bankacılık krizleri ve yanlış politikalar bu süreçte nasıl bir rol oynadı ve buhranın küreselleşmenin çöküşüyle ilişkisi neydi?