İçeriğe geç

Ders EKO-210.03 · Seviye 2 — Orta

Büyük Ayrışma: Batı neden zenginleşti?

EKO-210 Dünya Ekonomik Tarihi

4.536 kelime · yaklaşık 21 dakika okuma · seslendirme 11 dk · veriler Eylül 2026 itibarıyla

Katmanlar:SezgiModel

  • Kaliforniya okulu
  • gümüş ücreti ve tahıl ücreti
  • yürütme üzerindeki kısıtlar
  • hayalet dönümler
  • uzun ıraksama
  • vakıf
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Allen ve arkadaşlarına göre on sekizinci yüzyılda Asya'daki inşaat işçilerinin reel geliri, Avrupa'nın geri kalmış bölgelerindekine benziyordu, ama Londra'nın ve Amsterdam'ın çok gerisindeydi; Çin'de reel ücretler iki yüz yıl boyunca çok az değişti. Adam Smith, gümüş ücretleri bakımından yarı yarıya haklıydı.
  2. Kaliforniya okulu, Asya'nın en gelişmiş bölgelerinin on sekizinci yüzyılın ortasına kadar Avrupa'nınkilerle karşılaştırılabilir olduğunu ve ayrışmanın geç başladığını savunur; Pomeranz'ın hayalet dönümleri, İngiltere'nin kömür ve sömürge kaynakları sayesinde toprak kısıtını aşmasını anlatır. Gümüş ücretleri ile tahıl ücretleri farklı sonuçlar verebilir.
  3. Acemoglu, Johnson ve Robinson'a göre Batı Avrupa'nın 1500 sonrası yükselişi, Atlantik ticareti yapan ülkelerde yoğunlaştı; bu ticaret, monarşi üzerinde başlangıçta kısıtlar bulunan ülkelerde tüccarları güçlendirerek mülkiyet haklarını koruyan kurumsal değişikliklere yol açtı.
  4. Kuran'a göre Orta Doğu'nun uzun ıraksaması, mirası çok sayıda mirasçıya bölen miras hukukundan, tüzel kişilik kavramının yokluğundan ve kaynakları kilitleyen vakıf sisteminden kaynaklandı; bu tez tartışmalıdır.
  5. Büyük Ayrışma'nın açıklamaları, kurumlar, ticaret, kaynaklar, hukuk ve bilgi, birbirini dışlamaz; farklı başlangıç koşulları, aynı dış fırsatın farklı sonuçlar doğurmasına yol açtı.

Öğrenme çıktıları

  • Hatırlama — Kaliforniya okulunu, gümüş ücreti ile tahıl ücretini, yürütme üzerindeki kısıtları, hayalet dönümleri, uzun ıraksamayı ve vakfı tanımlar.
  • Anlama — Batı Avrupa ile Asya'nın ve Orta Doğu'nun büyük ekonomileri arasındaki gelir farkının ne zaman açıldığına ve nedenlerine dair başlıca açıklamaları karşılaştırır.
  • Uygulama — Gümüş cinsinden ücretleri fiyat farklarıyla düzelterek reel ücretleri karşılaştırır, mirasın bölünmesinin sermaye birikimine etkisini hesaplar ve Atlantik ticaretinin kurumlara etkisini basit bir örnekle gösterir.
  • Değerlendirme — Çin'in ücret verisini, Atlantik ticareti ve kurumsal değişim bulgusunu ve Orta Doğu'da kurumsal durağanlık tezini karşılaştırarak Büyük Ayrışma'nın nedenlerine dair iddiaları tartar.

Sezgi

Açılış

1800'de dünyanın en büyük ekonomileri Çin ve Hindistan'dı. Osmanlı İmparatorluğu, üç kıtaya yayılan bir ticaret ağının merkezindeydi. Yüz yıl sonra, 1900'de, dünyanın en zengin ülkeleri Batı Avrupa'da ve onun Amerika'daki yerleşimci kolonilerindeydi; Asya'nın iki devi ile Osmanlı ise kişi başı gelir bakımından onların çok gerisine düşmüştü. Bu farkın açılması, önceki derslerde büyük ıraksama olarak adlandırdığımız süreçtir.

Buharın ve fabrikanın İngiltere'deki gecikmeli yükselişinden sonra, madalyonun öbür yüzüne bakmak gerekiyor: bu dönüşüm neden Batı Avrupa'da gerçekleşti de dünyanın geri kalanında, en azından on dokuzuncu yüzyılda, gerçekleşmedi? Ve fark, Sanayi Devrimi'yle mi açıldı, yoksa daha önce de var mıydı?

Bu soruların cevabı, iktisat tarihinin en canlı tartışmalarından birinin konusudur. Bazı araştırmacılar farkın kökenlerini yüzyıllar öncesine, kurumlara, hukuka ve kültüre dayandırır. Bazıları ise farkın geç açıldığını ve kömür ile sömürgeler gibi görece tesadüfi etkenlerin belirleyici olduğunu savunur. Bu ders, bu açıklamaları kanıtlarla karşılaştırmaya çalışıyor.

Hikâye — Adam Smith'in Çin'i

Adam Smith, 1776'da yayımlanan Ulusların Zenginliği'nde Çin hakkında sert bir yargıda bulundu. Çin'i dünyanın en verimli, en iyi işlenmiş ve en çalışkan ülkelerinden biri olarak tanıyordu; ama ona göre Çin uzun süredir yerinde sayıyordu. Smith'in anlatımında Çin'de emeğin parasal fiyatı Avrupa'dakinden düşüktü ve Çin'in alt tabakalarının yoksulluğu, Avrupa'nın en yoksul uluslarınınkini bile aşıyordu. Smith bu yargısını, Çin'e gitmiş seyyahların ve tüccarların anlatılarına dayandırıyordu; elinde ücret ve fiyat verileri yoktu.

İki yüz yılı aşkın bir süre sonra Robert Allen, Jean-Pascal Bassino, Debin Ma, Christine Moll-Murata ve Jan Luiten van Zanden, Smith'in yargısını veriyle sınamaya karar verdi. On sekizinci yüzyıldan yirminci yüzyıla kadar Pekin, Kanton ve Yangzi deltasındaki Suzhou ile Şanghay'da inşaat işçilerinin ücretlerini ve temel malların fiyatlarını derlediler ve bunları Avrupa'nın, Japonya'nın ve Hindistan'ın önde gelen kentleriyle karşılaştırdılar. Ücretleri önce ortak bir ölçüye, günde kazanılan gümüş gramına çevirdiler; o dönemde Çin'de ödeme aracı olarak basılmamış gümüş kullanılıyordu ve bir tael yaklaşık 37 gram gümüşe eşitti.

Sonuç, yazarların deyişiyle, Smith'in yarı yarıya haklı olduğunu gösterdi. Gümüş cinsinden ücretler gerçekten de Londra'da en yüksek, Pekin'de en düşüktü. Ama tablo Smith'in düşündüğünden karmaşıktı. Ücretleri geçim sepetlerinin maliyetiyle karşılaştırıp refah oranlarını hesapladıklarında, on sekizinci yüzyılda Asya'daki inşaat işçilerinin reel gelirinin, Avrupa'nın geri kalmış bölgelerindeki işçilerinkine benzediğini, ama İngiltere ve Hollanda'nın büyük kentlerindekinin çok gerisinde olduğunu buldular.

Çin'de reel ücretler on sekizinci ve on dokuzuncu yüzyılın başında durgundu, on dokuzuncu yüzyılın sonunda ve yirminci yüzyılın başında ise yavaşça yükseldi; iki yüz yılda birikimli değişim çok küçüktü. Yirminci yüzyılın başındaki büyük gelir farkları, Çin'deki bu uzun durgunluğun Japonya'da ve Avrupa'da sanayileşmeyle birleşmesinden doğmuştu. Bu bulgu, iki farklı görüşe de bir parça hak veriyordu: fark, kuzeybatı Avrupa ile Asya arasında makineleşme başlamadan da vardı; ama Asya'nın en gelişmiş kentleri ile Avrupa'nın büyük bölümü arasında o kadar büyük değildi.

Kavram

Büyük ıraksamanın geç açıldığını savunan araştırmacıların bir ortak adı vardır.

Kaliforniya okulu ile karşıtları arasındaki tartışmanın bir kısmı, ücretlerin nasıl karşılaştırılacağıyla ilgilidir.

Farkın erken ve kurumsal kökenleri olduğunu savunan açıklamaların merkezinde, siyasal gücün sınırlanması vardır.

Kaliforniya okulunun öne çıkardığı kaynak açıklamasının kendine özgü bir kavramı vardır.

Orta Doğu'nun Batı Avrupa'nın gerisinde kalmasını açıklayan bir tez, farkın ne kadar uzun bir süreçte açıldığını vurgular.

Kuran'ın tezinin merkezinde, Orta Doğu'nun ve Osmanlı'nın önemli bir kurumu vardır.

Veri ve kanıt

Bu çalışma, Büyük Ayrışma'yı açıklayan iki ana yaklaşımı, kurumları ve ticareti, bir araya getirir. Atlantik ticareti tek başına belirleyici değildi: İspanya ve Portekiz de Atlantik'e kıyısı olan ve yoğun sömürge ticareti yapan ülkelerdi, ama bu ticaretin kazançları büyük ölçüde monarşinin denetimindeydi ve yürütme üzerindeki kısıtların zayıf olduğu bu ülkelerde kurumlar tüccarların lehine değişmedi. İngiltere ve Hollanda'da ise monarşinin gücü zaten bir ölçüde sınırlıydı ve Atlantik ticaretinin zenginleştirdiği tüccarlar, bu sınırları daha da güçlendirebildi. Aynı dış fırsat, farklı başlangıç kurumlarıyla farklı sonuçlar doğurdu. Bu çalışma, kurumlar dersinde gördüğümüz kritik kavşak kavramının tarihsel bir örneğini sunar.

Kuran'ın tezi, Osmanlı ekonomik tarihi açısından özellikle önemlidir. Tez, kurumların kendi başlarına kötü olduğunu değil, belirli bir dönemde işe yarayan kurumların, koşullar değiştiğinde uyum sağlayamadığını söyler. İslam ortaklık hukuku, küçük ve kısa süreli ticari ortaklıklar için etkili bir çerçeveydi; ama ortaklardan biri öldüğünde ortaklığın dağılması ve mirasın çok sayıda mirasçıya bölünmesi, büyük ve uzun ömürlü işletmelerin kurulmasını zorlaştırıyordu. Avrupa'da ise zamanla anonim şirketler ve kalıcı tüzel kişiler ortaya çıktı. Kuran'ın tezi tartışmalıdır. Başka araştırmacılar, Osmanlı'nın geri kalmasında jeopolitik baskıları, devletin mali kapasitesini, ticaret yollarının değişmesini ve on dokuzuncu yüzyılda Avrupa'yla kurulan eşitsiz ticaret ilişkilerini daha önemli bulur. Önceki derste gördüğümüz, İstanbul'un reel ücretlerinin güney ve orta Avrupa kentleriyle benzer olduğu bulgusu da, Osmanlı'nın tek başına «geri» olmadığını, kuzeybatı Avrupa'nın herkesten ayrıştığını hatırlatır.

Yaygın yanlış«Batı Avrupa, Sanayi Devrimi'nden çok önce, dünyanın geri kalanından çok daha zengindi; Büyük Ayrışma aslında bin yıllık bir üstünlüğün devamıdır.»
Doğrusu

Allen ve arkadaşlarının ücret verileri, on sekizinci yüzyılda Asya'daki inşaat işçilerinin reel gelirinin, Avrupa'nın geri kalmış bölgelerindekine benzediğini gösterir. Fark, Avrupa'nın bütünü ile Asya arasında değil, kuzeybatı Avrupa'nın, özellikle İngiltere ve Hollanda'nın, geri kalan herkesten ayrışmasıyla açıldı. Bu ayrışma Sanayi Devrimi'nden önce başlamıştı, ama asıl büyük gelir farkları on dokuzuncu yüzyılda sanayileşmeyle açıldı.

Yaygın yanlış«Büyük Ayrışma'nın tek bir nedeni vardır; ya kurumlar, ya coğrafya, ya da kültürdür.»
Doğrusu

Acemoglu, Johnson ve Robinson'ın bulgusu, Atlantik ticareti gibi bir dış fırsatın ancak uygun başlangıç kurumlarıyla birleştiğinde büyümeye yol açtığını gösterir. Pomeranz'ın hayalet dönümleri, kaynaklara erişimin önemini; Kuran'ın tezi, hukuki kurumların uzun dönemli etkisini; Mokyr'in sanayi aydınlanması ise bilginin rolünü vurgular. Açıklamalar birbirini dışlamaz; iktisat tarihçileri, hangi etkenin ne ölçüde önemli olduğunu tartışmaya devam etmektedir.

Neden önemli?

Büyük Ayrışma, bugünkü dünyanın ekonomik haritasının kökenidir. Bugün kişi başı gelirde gözlediğimiz uçurumun çoğu, son iki yüz yılda, bazı ülkelerin sanayileşip bazılarının geride kalmasıyla açıldı. Bu farkın nedenlerini anlamak, bugünkü yoksul ülkelerin nasıl zenginleşebileceği sorusuna dair ipuçları verir: kurumlar mı değişmeli, ticarete mi açılmalı, eğitime mi yatırım yapmalı, yoksa coğrafyanın ve kaynakların sınırlarını mı aşmalı?

Türkiye açısından Büyük Ayrışma, Osmanlı'nın ekonomik tarihine ve Cumhuriyet'in devraldığı mirasa dair tartışmaların merkezindedir. Osmanlı'nın neden sanayileşmediği, kapitülasyonların ve dış borcun rolü, hukuki kurumların etkisi ve on dokuzuncu yüzyıl reformlarının neden sınırlı kaldığı, bugün de tartışılan sorulardır. Bu tartışmalarda tek bir açıklamaya sarılmak yerine, farklı açıklamaları kanıtlarla birlikte değerlendirmek, hem tarihi hem de bugünü daha iyi anlamayı sağlar.

Model

Çözümlü örnek — Gümüş ücretinden reel ücrete

On sekizinci yüzyılın ortasında Londra'da bir vasıfsız işçinin günlük ücretinin 10 gram gümüş, Pekin'de bir vasıfsız işçinin ücretinin 3 gram gümüş olduğunu varsayalım. Gümüş ücreti bakımından Londra'daki işçi, Pekin'dekinden 10 ÷ 3 ≈ 3,3 kat fazla kazanır. Adam Smith'in «emeğin parasal fiyatı» dediği şey buydu.

Ama iki kentte fiyatlar da farklıdır. Bir geçim sepetinin yıllık maliyeti Londra'da 500 gram gümüş, Pekin'de 350 gram gümüş olsun. İki işçinin de yılda 250 iş günü olduğunu ve her hanenin ihtiyacının üç yetişkin sepeti tuttuğunu kabul edelim. Londra'daki işçinin refah oranı (10 × 250) ÷ (3 × 500) = 2.500 ÷ 1.500 ≈ 1,67; Pekin'dekininki (3 × 250) ÷ (3 × 350) = 750 ÷ 1.050 ≈ 0,71'dir.

Bu örnekte reel ücret farkı, gümüş ücreti farkından küçüktür: Londra'daki işçi Pekin'dekinden 3,3 kat fazla gümüş kazanır, ama reel olarak 1,67 ÷ 0,71 ≈ 2,3 kat daha iyi durumdadır. Fark, Pekin'deki fiyatların düşüklüğünden gelir. Bu, Broadberry ile Gupta'nın ve Kaliforniya okulunun vurguladığı noktadır: gümüş ücretlerini doğrudan karşılaştırmak, Asya'daki yaşam standartlarını olduğundan düşük gösterebilir. Ama fiyatlar düzeltildikten sonra bile bir fark kalır; Allen ve arkadaşlarının kuzeybatı Avrupa ile Asya arasında bulduğu fark budur. Bu örnekteki sayılar yöntemi göstermek için seçilmiştir; Pekin'deki oranın 1'in altında olması, tek bir işçinin ücretinin bir aileyi en temel geçim düzeyinde tutmaya yetmediğini, eşin ve çocukların da çalışması gerektiğini gösterir.

Çözümlü örnek — Mirasın bölünmesi ve sermaye

Kuran'ın miras hukuku argümanını basit bir hesapla görelim. Bir tüccar, 1.000 birimlik bir ticari sermaye biriktirmiş. Öldüğünde, sermaye dört mirasçı arasında eşit paylarla bölünüyor ve her mirasçıya 250 birim düşüyor. Mirasçıların her biri kendi işini kuruyor ve ortalama olarak sermayesini bir kuşakta iki katına çıkarıyor. Bir kuşak sonra her birinin 500 birim sermayesi olur; ama bu sermaye yine dörde bölünür.

Buna karşılık, sermayenin tek bir işletmede tutulabildiği bir sistemi düşünelim: mirasçılar işletmenin paylarını alır, ama işletme bölünmez. İşletme 1.000 birimle çalışmaya devam eder. Büyük işletmelerin, ölçek ekonomisi ve kredi erişimi sayesinde sermayelerini bir kuşakta iki buçuk katına çıkarabildiğini varsayalım. Bir kuşak sonra işletmenin sermayesi 2.500 birim olur ve mirasçıların her birinin payı 625 birim değerindedir. İki kuşak sonra işletme 6.250 birime ulaşır.

İlk sistemde en büyük işletme her kuşakta yeniden küçülür: 1.000, 500, 500 birim. İkinci sistemde işletme büyümeye devam eder: 1.000, 2.500, 6.250 birim. Miras hukuku, tek başına toplam serveti değil, işletmelerin büyüklüğünü ve dolayısıyla büyük ölçekli yatırımların, uzun mesafeli ticaretin ve sonradan sanayinin gerektirdiği sermaye yoğunlaşmasını etkiler. Bu hesaptaki getiri oranları varsayımdır; tartışma, büyük işletmelerin gerçekten daha yüksek getiri sağlayıp sağlamadığı ve Osmanlı tüccarlarının bu engeli ortaklıklar ve başka yollarla ne ölçüde aşabildiği üzerinedir.

Çözümlü örnek — Ortaklığın ömrü

Kuran'ın tüzel kişilik argümanını bir olasılık hesabıyla görelim. İslam ortaklık hukukunda, ortaklardan biri öldüğünde ortaklık kendiliğinden sona erer ve varlıkları ortaklar ile ölen ortağın mirasçıları arasında paylaştırılır. Dört ortaklı bir ticari ortaklık düşünelim; her ortağın herhangi bir yılda ölme olasılığı yüzde 3'tür ve ortakların ölümleri birbirinden bağımsızdır.

Ortaklığın bir yıl boyunca dağılmadan kalma olasılığı, dört ortağın da hayatta kalma olasılığıdır: 0,97⁴ ≈ 0,885. Yani her yıl yaklaşık yüzde 11,5 olasılıkla ortaklık dağılır. Ortaklığın beklenen ömrü, yaklaşık 1 ÷ 0,115 ≈ 8,7 yıldır. Ortak sayısı sekize çıkarsa, bir yıl dağılmadan kalma olasılığı 0,97⁸ ≈ 0,784'e düşer ve beklenen ömür yaklaşık 1 ÷ 0,216 ≈ 4,6 yıla iner.

Bu hesap, İslam ortaklık hukukunun neden küçük ortaklıkları ve kısa süreli girişimleri teşvik ettiğini gösterir. Bir ortaklık büyüdükçe ve daha çok ortak aldıkça, beklenen ömrü kısalır. Oysa demiryolu inşası, büyük gemi filoları ya da sanayi tesisleri gibi büyük ve uzun ömürlü yatırımlar, onlarca yıl süren ve çok sayıda sermayedar gerektiren örgütlere ihtiyaç duyar. Avrupa'da gelişen tüzel kişilik, yani ortaklarından biri öldüğünde sona ermeyen ve payları el değiştirebilen şirket, bu sorunu çözüyordu. Osmanlı'da şirketler hukuku ancak on dokuzuncu yüzyılın ortasından itibaren Avrupa modelinden uyarlanarak yerleşti. Tüccarların ortaklıkları yenilemek ya da aile işletmeleri kurmak gibi yollarla bu sorunu kısmen aşabildiği ve bu engelin ne kadar bağlayıcı olduğu, tartışmanın konusudur. Aynı hesap, bir işletmenin ömrünün, onu finanse edecek kredi verenler için de önemli olduğunu gösterir: bir ortaklığın beş ya da on yıl içinde dağılma olasılığı yüksekse, ona uzun vadeli borç vermek risklidir. Bu yüzden kısa ömürlü ortaklıklar, yalnızca kendi sermayeleriyle değil, borç bulma olanaklarıyla da sınırlıdır. Kalıcı tüzel kişilik, hem ortakların hem de alacaklıların ufkunu uzatarak, büyük ve uzun vadeli yatırımların finansmanını kolaylaştırır; Avrupa'da on yedinci yüzyıldan itibaren büyüyen ticaret şirketleri ve daha sonra demiryolu şirketleri bu kolaylıktan yararlandı.

Çözümlü örnek — Değişmeyen amaç, değişen ihtiyaç

Bir vakfın, bir kentin su ihtiyacını karşılamak için on altıncı yüzyılda kurulduğunu ve gelirinin 100 birim olduğunu düşünelim. Vakfiyeye göre gelir, kentin çeşmelerinin bakımına ve su yollarının onarımına harcanmalıdır. On dokuzuncu yüzyılda kent büyüyor ve borulu su şebekesi kuruluyor; çeşmelerin bakımı artık gelirin yalnızca 30 birimini gerektiriyor, ama yeni mahallelerde okul ve hastane ihtiyacı doğuyor.

Vakfın gelirini okul ve hastanelere yönlendirmek toplum için daha yararlı olabilir; ama vakfiyenin koşulları, kuruluş amacının değiştirilmesini kural olarak yasaklar. Kalan 70 birim ya kullanılmadan birikir, ya çeşmelere gereğinden fazla harcanır, ya da yöneticiler bu parayı hukuki olarak tartışmalı yollarla başka amaçlara aktarır. Kaynakların ihtiyaç duyulan yere yönlendirilmemesinin toplumsal maliyeti, bu 70 birimin okul ve hastanelerde yaratacağı fayda ile çeşmelerde yarattığı fayda arasındaki farktır.

Kuran'ın argümanı bu türden bir katılığı vurgular. Vakıfların uygulamada tamamen esneklikten yoksun olmadığını gösteren çalışmalar da vardır: kadılar ve vakıf yöneticileri, zaman zaman vakıf mallarını takas etmenin ya da gelirleri benzer amaçlara aktarmanın yollarını buluyordu. Tartışma, bu esnekliğin ne kadar yaygın olduğu ve vakıf sisteminin ekonominin genelinde ne kadar kaynağı bağladığı üzerinedir. Vakıflar, aynı zamanda yüzyıllar boyunca eğitim, sağlık ve sosyal yardım hizmetlerinin sürekliliğini sağlayan kurumlardı; katılıklarının maliyeti, bu yararlarla birlikte değerlendirilmelidir.

Çözümlü örnek — Aynı fırsat, farklı kurumlar

Acemoglu, Johnson ve Robinson'ın mekanizmasını iki ülkeyle görelim. İki ülke de Atlantik ticaretinden her yıl 100 birimlik bir kazanç elde ediyor. Birinci ülkede monarşi güçlüdür ve ticaret kraliyet tekeli aracılığıyla yapılır; kazancın 80 birimi krala, 20 birimi tüccarlara gider. İkinci ülkede monarşinin gücü meclis tarafından sınırlıdır ve ticaret özel tüccarlar tarafından yapılır; kazancın 30 birimi vergi olarak krala, 70 birimi tüccarlara gider.

Birinci ülkede kral, kazancını saray harcamalarına ve savaşlara harcar; tüccarların siyasal gücü artmaz ve mülkiyet haklarını güvenceye alacak kurumlar kurulmaz. İkinci ülkede tüccarlar her yıl 70 birim biriktirir ve bu zenginlik, onlara meclisteki temsillerini güçlendirme, krala karşı mülkiyet haklarını savunma ve bağımsız mahkemeleri destekleme olanağı verir. Güvenli mülkiyet hakları, tüccarların kazançlarının daha büyük bir kısmını yatırıma yöneltmesini sağlar.

İki ülke aynı dış fırsatla karşılaştı, ama farklı başlangıç kurumları, bu fırsatın kimin elinde toplanacağını ve kurumların hangi yönde değişeceğini belirledi. Bu, kurumlar dersinde gördüğümüz kritik kavşak mantığıdır: aynı şok, farklı kurumsal başlangıç noktalarında farklı yollar açar. İspanya ve Portekiz birinci ülkeye, İngiltere ve Hollanda ise ikinci ülkeye benzer. Bu örnekteki paylar varsayımdır; ama yazarların ampirik bulgusu, Atlantik ticaretinin büyümesinin, başlangıçta monarşi üzerinde kısıtların olduğu ülkelerde çok daha güçlü bir büyümeye eşlik ettiğidir.

Çözümlü örnek — Hayalet dönümlerin büyüklüğü

Pomeranz'ın hayalet dönümler kavramını sayılarla düşünelim. Bir ülke, dokuma sanayisi için yılda 100 bin ton pamuk ithal ediyor. Kendi topraklarında pamuk yetiştiremediğini, ama benzer miktarda lif sağlamak için koyun yetiştirip yün üretmesi gerektiğini varsayalım. Bir hektar meranın yılda 50 kilogram yün sağladığını düşünürsek, 100 bin ton lif için 100.000.000 ÷ 50 = 2 milyon hektar mera gerekir.

Aynı ülke yakacak olarak yılda 10 milyon ton kömür kullanıyor. Bir hektar ormanın sürdürülebilir biçimde yılda 5 ton oduna denk enerji sağladığını ve bir ton kömürün yaklaşık iki ton odun kadar enerji verdiğini varsayarsak, 10 milyon ton kömürün yerini tutmak için yılda 20 milyon ton odun, yani 4 milyon hektar orman gerekir. Pamuk ve kömür birlikte, ülkeye 6 milyon hektarlık hayalet dönüm kazandırır.

Bu sayılar varsayımdır, ama Pomeranz'ın argümanının mantığını gösterir. Nüfusu hızla artan ve toprağı sınırlı olan bir ülke, yün ve odun için bu kadar toprağı ayırsaydı, gıda üretimi için çok daha az toprak kalırdı ve Malthusçu kısıt çok daha erken bağlayıcı olurdu. Kömür ve sömürgelerden gelen hammaddeler, İngiltere'nin bu kısıttan kurtulmasına yardım etti. Eleştirmenler ise kömür yataklarının ve sömürgelerin başka ülkelerde de bulunduğunu, bunları üretken biçimde kullanabilmenin kurumlara ve bilgiye bağlı olduğunu vurgular. Örneğin Çin'in de büyük kömür yatakları vardı; ama bunların önemli bir kısmı, ekonominin en gelişmiş bölgesi olan Yangzi deltasından çok uzakta, kuzeybatıdaydı. Pomeranz'a göre bu coğrafi uzaklık, kömürün Çin'de İngiltere'dekine benzer bir rol oynamasını zorlaştırdı; eleştirmenlere göre ise taşıma altyapısına yatırım yapmayı ve kömürü kullanan teknolojileri geliştirmeyi teşvik eden koşulların yokluğu da en az coğrafya kadar önemliydi.

Modelin sınırları

Bu dersteki açıklamaların her biri, Büyük Ayrışma'nın bir yönünü öne çıkarır, ama hiçbiri onu tek başına açıklamaz. Ücret karşılaştırmaları, verinin sınırlılığından etkilenir: sanayi öncesi Asya'da ve Orta Doğu'da ücret ve fiyat kayıtları Avrupa'dakilerden daha seyrektir ve kentlerdeki inşaat işçileri, kırsal kesimdeki çoğunluğun yaşam standardını tam olarak yansıtmayabilir. Kurumsal açıklamalar, kurumların nedensel etkisini tarihsel verilerle ayrıştırmanın zorluğuyla karşı karşıyadır; kurumlar, ekonomik gelişmeyle birlikte değişir ve neden ile sonucu ayırmak güçtür.

Ayrıca bu ders, açıklamaları büyük ölçüde Avrupa'nın bakış açısından, yani «Batı neden zenginleşti» sorusuyla ele aldı. Tarihçilerin bir kısmı, sorunun «dünyanın geri kalanı neden geride kaldı» biçiminde de sorulması gerektiğini, bu sorunun cevabında sömürgeciliğin, eşitsiz ticaretin ve Avrupa'nın askerî üstünlüğünün yerel ekonomiler üzerindeki etkilerinin önemli olduğunu vurgular. İki soru birbirini tamamlar ve biri olmadan öbürü eksik kalır. Son olarak, bu dersteki çözümlü örneklerin sayılarının çoğu, mekanizmaları göstermek için seçilmiş varsayımlardır; gerçek tarihsel etkilerin büyüklüğü, ortaklıkların ne kadar sık dağıldığı, vakıfların ne kadar kaynak bağladığı, Atlantik ticaretinin kazançlarının nasıl paylaşıldığı gibi sorular, arşiv verileriyle ayrı ayrı ölçülmeyi gerektirir. Bu ölçümlerin bir kısmı hâlâ sürmektedir ve yeni bulgular, bu dersteki açıklamaların göreli ağırlıklarını değiştirebilir.

Uygulama

Özet kartı

  1. Allen ve arkadaşlarına göre on sekizinci yüzyılda Asya'daki inşaat işçilerinin reel geliri, Avrupa'nın geri kalmış bölgelerindekine benziyordu, ama Londra'nın ve Amsterdam'ın çok gerisindeydi; Çin'de reel ücretler iki yüz yıl boyunca çok az değişti. Adam Smith, gümüş ücretleri bakımından yarı yarıya haklıydı.
  2. Kaliforniya okulu, Asya'nın en gelişmiş bölgelerinin on sekizinci yüzyılın ortasına kadar Avrupa'nınkilerle karşılaştırılabilir olduğunu ve ayrışmanın geç başladığını savunur; Pomeranz'ın hayalet dönümleri, İngiltere'nin kömür ve sömürge kaynakları sayesinde toprak kısıtını aşmasını anlatır. Gümüş ücretleri ile tahıl ücretleri farklı sonuçlar verebilir.
  3. Acemoglu, Johnson ve Robinson'a göre Batı Avrupa'nın 1500 sonrası yükselişi, Atlantik ticareti yapan ülkelerde yoğunlaştı; bu ticaret, monarşi üzerinde başlangıçta kısıtlar bulunan ülkelerde tüccarları güçlendirerek mülkiyet haklarını koruyan kurumsal değişikliklere yol açtı.
  4. Kuran'a göre Orta Doğu'nun uzun ıraksaması, mirası çok sayıda mirasçıya bölen miras hukukundan, tüzel kişilik kavramının yokluğundan ve kaynakları kilitleyen vakıf sisteminden kaynaklandı; bu tez tartışmalıdır.
  5. Büyük Ayrışma'nın açıklamaları, kurumlar, ticaret, kaynaklar, hukuk ve bilgi, birbirini dışlamaz; farklı başlangıç koşulları, aynı dış fırsatın farklı sonuçlar doğurmasına yol açtı.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
Kaliforniya okuluCalifornia schoolAyrışmanın geç başladığını ve kaynakların belirleyici olduğunu savunan yaklaşım
Gümüş ücreti ve tahıl ücretiSilver wage and grain wageÜcretin gümüş gramı ve satın alabildiği tahıl cinsinden değeri
Yürütme üzerindeki kısıtlarConstraints on the executiveHükümdarın ya da hükümetin keyfî güçlerinin kurumlarca sınırlanması
Hayalet dönümlerGhost acresİthalat ve kömürle kazanılan görünmez toprak
Uzun ıraksamaLong divergenceOrta Doğu'nun yüzyıllar içinde Batı Avrupa'nın gerisine düşmesi
VakıfWaqfGelirinin belirli bir amaca sürekli ayrıldığı ve satılamayan mal

Kendini sına

  1. (Çıktı 1) Kaliforniya okulunun Büyük Ayrışma'ya dair temel iddiası nedir? Allen ve arkadaşlarının bulguları bu iddiayı ne ölçüde destekler, ne ölçüde sorgular?
  2. (Çıktı 2) Acemoglu, Johnson ve Robinson'a göre Atlantik ticareti neden İngiltere ve Hollanda'da güçlü bir büyümeye yol açtı da İspanya ve Portekiz'de aynı sonucu doğurmadı?
  3. (Çıktı 3) Birinci kentte bir işçinin gündeliği 8 gram gümüş, bir yetişkin sepetinin yıllık bedeli 1.200 gram gümüştür; ikinci kentte gündelik 4 gram gümüş, sepet bedeli 500 gram gümüştür. Her iki işçinin de yılda 250 iş günü vardır ve her hanenin ihtiyacı üç yetişkin sepeti tutar. Gümüş ücreti oranını ve refah oranlarını hesapla. Hangi kentteki işçi reel olarak daha iyi durumdadır?
  4. (Çıktı 3) Bir tüccarın 1.200 birimlik sermayesi, her kuşakta üç mirasçıya eşit olarak bölünüyor ve her mirasçı sermayesini bir kuşakta iki katına çıkarıyor. Başka bir sistemde sermaye bölünmeyen bir işletmede kalıyor ve işletme sermayesini her kuşakta 2,5 katına çıkarıyor. İki kuşak sonra, birinci sistemdeki en büyük tek işletmenin ve ikinci sistemdeki işletmenin sermayesini hesapla.
  5. (Çıktı 3) Bir ülke yılda 5 milyon ton kömür kullanıyor. Bir ton kömür iki ton odun kadar enerji veriyor ve bir hektar orman yılda sürdürülebilir biçimde 4 ton odun sağlıyor. Kömürün kazandırdığı hayalet dönümleri hektar olarak hesapla.
  6. (Çıktı 4) Bir yorumcu, «Batı, kültürel üstünlüğü sayesinde zenginleşti; Doğu ise tembel ve geleneklerine bağlı olduğu için geri kaldı» diyor. Bu dersteki kanıtları ve açıklamaları kullanarak bu görüşü değerlendir.

Cevaplar

  1. Kaliforniya okulu, Çin'in ve Asya'nın en gelişmiş bölgelerinin on sekizinci yüzyılın ortasına kadar Avrupa'nın en gelişmiş bölgeleriyle yaşam standartları ve ticari gelişmişlik bakımından karşılaştırılabilir olduğunu, ayrışmanın geç başladığını ve kömür ile Yeni Dünya kaynaklarının belirleyici olduğunu savunur. Allen ve arkadaşlarının bulgusu bu iddiayı kısmen destekler: Asya'daki reel ücretler Avrupa'nın geri kalmış bölgelerindekine benziyordu ve gümüş ücretlerini doğrudan karşılaştırmak Asya'yı olduğundan kötü gösteriyordu. Ama iddiayı kısmen de sorgular: İngiltere ve Hollanda, makineleşme başlamadan önce bile Asya'nın çok önündeydi ve Çin'de reel ücretler iki yüz yıl boyunca neredeyse hiç değişmedi.
  2. Yazarlara göre fark, 1500'den önceki siyasal kurumlardan kaynaklanıyordu. İngiltere ve Hollanda'da monarşinin gücü meclisler ve güçlü tüccar grupları tarafından bir ölçüde sınırlıydı; Atlantik ticaretinin zenginleştirdiği tüccarlar bu sınırları daha da güçlendirdi ve mülkiyet haklarını koruyan kurumları elde etti. İspanya ve Portekiz'de ise monarşi güçlüydü, sömürge ticareti büyük ölçüde kraliyet denetimindeydi ve ticaretin kazançları tüccarları değil monarşiyi güçlendirdi; kurumlar tüccarların lehine değişmedi.
  3. Gümüş ücreti oranı 8 ÷ 4 = 2'dir; birinci kentteki işçi iki kat fazla gümüş kazanır. Birinci kentin refah oranı (8 × 250) ÷ (3 × 1.200) = 2.000 ÷ 3.600 ≈ 0,56; ikinci kentinki (4 × 250) ÷ (3 × 500) = 1.000 ÷ 1.500 ≈ 0,67'dir. İkinci kentteki işçi, daha az gümüş kazanmasına rağmen, fiyatların düşüklüğü nedeniyle reel olarak daha iyi durumdadır.
  4. Birinci sistemde, ilk kuşakta her mirasçıya 400 birim düşer ve her biri bunu 800 birime çıkarır; ikinci kuşakta bu 800 birim üçe bölünür ve her mirasçıya yaklaşık 267 birim düşer, bu da bir kuşakta yaklaşık 533 birime çıkar. En büyük tek işletme, ikinci kuşağın sonunda yaklaşık 533 birimdir. İkinci sistemde işletme 1.200 × 2,5 = 3.000, sonra 3.000 × 2,5 = 7.500 birime ulaşır. Toplam servetin ötesinde, tek bir işletmede toplanabilen sermaye çok farklıdır.
  5. 5 milyon ton kömür 10 milyon ton oduna eşdeğerdir. Bir hektar orman yılda 4 ton odun sağladığına göre, 10.000.000 ÷ 4 = 2,5 milyon hektar orman gerekirdi. Kömür ülkeye 2,5 milyon hektarlık hayalet dönüm kazandırır.
  6. Görüş, kanıtlarla uyuşmuyor. Birincisi, Kuran'ın da hatırlattığı gibi Orta Doğu bin yıl önce dünyanın en ileri bölgelerinden biriydi; Allen ve arkadaşlarının verilerine göre on sekizinci yüzyılda Asya'daki reel ücretler Avrupa'nın geri kalmış bölgelerindekine benziyordu. Bu, «Doğu» ile «Batı» arasında sabit bir kültürel üstünlük olmadığını gösterir. İkincisi, dersteki açıklamalar, kurumları, ticareti, kaynaklara erişimi ve hukuku öne çıkarır: Acemoglu, Johnson ve Robinson aynı Atlantik fırsatının farklı kurumlarla farklı sonuçlar doğurduğunu, Pomeranz kömür ve sömürgelerin önemini, Kuran belirli hukuki kurumların uyum sağlayamamasını vurgular. Bu açıklamaların hiçbiri insanların tembelliğine dayanmaz; sanayi öncesi dönemde Doğu'da da Batı'da da insanlar uzun saatler çalışıyordu. Üçüncüsü, Japonya'nın ve daha sonra Doğu Asya'nın hızlı sanayileşmesi, gelir farklarının kültürle açıklanamayacak ölçüde hızla kapanabildiğini gösterir. Kültürün ve değerlerin rolü tartışılabilir, ama «tembellik» ya da «üstünlük» gibi kavramlar kanıtlarla desteklenmez.

İleri okuma

  • Robert C. Allen, Jean-Pascal Bassino, Debin Ma, Christine Moll-Murata, Jan Luiten van Zanden (2011). «Wages, Prices, and Living Standards in China, 1738–1925: In Comparison with Europe, Japan, and India». Economic History Review 64(s1). Çin'de ücretler ve yaşam standartları.
  • Daron Acemoglu, Simon Johnson, James Robinson (2005). «The Rise of Europe: Atlantic Trade, Institutional Change, and Economic Growth». American Economic Review 95(3). Atlantik ticareti ve kurumlar.
  • Timur Kuran (2004). «Why the Middle East is Economically Underdeveloped: Historical Mechanisms of Institutional Stagnation». Journal of Economic Perspectives 18(3). Orta Doğu'da kurumsal durağanlık.
  • Timur Kuran (2011). The Long Divergence: How Islamic Law Held Back the Middle East. Princeton University Press. Uzun ıraksama tezinin kapsamlı anlatımı.

Sonraki derse köprü

On dokuzuncu yüzyılın ortasından itibaren, sanayileşen ülkeler ile dünyanın geri kalanı yalnızca birbirinden ayrışmadı, aynı zamanda birbirine daha önce hiç olmadığı kadar sıkı bağlandı. Buharlı gemiler, demiryolları ve telgraf, malların, insanların ve paranın kıtalar arasında hareketini ucuzlattı. Sıradaki ders, birinci küreselleşme dalgasını ele alıyor. Taşıma maliyetlerinin düşmesi dünya fiyatlarını nasıl birbirine yaklaştırdı? Milyonlarca Avrupalının Amerika'ya göçü ve uluslararası sermaye akımları, ülkeler arasındaki ücret ve gelir farklarını nasıl etkiledi ve bu dalga neden Birinci Dünya Savaşı'yla sona erdi?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • Açılış: 1800'de ve 1900'de dünya haritası; ülkelerin boyutları ekonomilerinin büyüklüğüne göre değişir. 1800'de Çin ve Hindistan büyük, 1900'de Batı Avrupa ve Kuzey Amerika büyüktür.
  • Hikâye: 1776 tarihli bir kitabın sayfası ve bir kalemin «Çin» kelimesinin altını çizmesi. Ardından Londra, Amsterdam, Milano, Pekin ve Kyoto'nun gümüş ücretlerini gösteren çubuklar; fiyatlar hesaba katılınca çubukların boyları değişir ve Pekin, Milano'ya yaklaşır ama Londra'nın gerisinde kalır.
  • Kavram: bir terazinin bir kefesinde gümüş, öbüründe bir çuval pirinç ya da buğday. Ardından bir kralın tahtının etrafında yükselen meclis duvarları. Bir haritada İngiltere'ye akan pamuk ve kömür okları ve bu okların arkasında beliren hayalet tarlalar ve ormanlar.
  • Veri ve kanıt: Atlantik kıyısındaki limanlardan yükselen ticaret gemileri; İngiltere ve Hollanda'da tüccarların meclise yürümesi, İspanya'da ise altının kraliyet hazinesine akması. Ardından bir Osmanlı mahkeme kaydında bir mirasın mirasçılar arasında bölünmesi ve bir vakıf kitabesi.
  • Model: bölünen ve bölünmeyen iki sermaye yığınının kuşaklar boyunca izlenmesi; biri küçülüp dağılırken öbürü büyür.
  • Neden önemli: bugünkü dünya haritasında kişi başı gelir farkları ve bu farkların iki yüz yıl önceki kökenlerine uzanan çizgiler.

Seslendirme, Büyük Ayrışma'yı Batı'nın doğal üstünlüğünün ya da Doğu'nun kaçınılmaz geri kalmışlığının hikâyesi olarak anlatmaz. Farklı açıklamaları, onları destekleyen ve sorgulayan kanıtlarla birlikte aktarır; sömürgeciliğin ve eşitsiz ilişkilerin payını görmezden gelmez.

Kısa kesit

Dikey, elli saniyelik. Seslendirme: «1776'da Adam Smith, Çin'deki işçilerin Avrupa'dakilerden çok daha yoksul olduğunu yazdı.» Ekranda eski bir kitap. «İki yüz yıl sonra iktisatçılar ücret kayıtlarını topladı. Smith yarı yarıya haklı çıktı.» Kapanış: «Batı neden zenginleşti? Derste.»