İçeriğe geç

Ders EKO-210.01 · Seviye 2 — Orta

Malthusyen dünya

EKO-210 Dünya Ekonomik Tarihi

4.733 kelime · yaklaşık 22 dakika okuma · seslendirme 12 dk · veriler Eylül 2026 itibarıyla

Katmanlar:SezgiModel

  • refah oranı
  • geçim sepeti
  • doğum ve ölüm eğrileri
  • Malthusçu denge geliri
  • Kara Ölüm
  • Engel yasası
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Sanayi öncesi dünyada yaşam standartları, gayrisafi yurt içi hasıla yerine, ücretlerin bir geçim sepetini ne ölçüde karşıladığını gösteren refah oranıyla ölçülür. Phelps Brown ile Hopkins'in yedi yüzyıllık Güney İngiltere serisi, on beşinci yüzyıldan on dokuzuncu yüzyılın ortasına kadar reel ücretlerde büyük dalgalanmalar ama kalıcı bir yükselme olmadığını gösterdi.
  2. Doğum ve ölüm eğrilerinin kesiştiği Malthusçu denge gelirinde nüfus sabittir. Teknolojik ilerleme geliri geçici olarak yükseltir, ama nüfus arttıkça gelir yeniden denge düzeyine döner; uzun dönemde teknolojinin izi nüfus yoğunluğunda görülür.
  3. 1348'de başlayan Kara Ölüm, Avrupa nüfusunun büyük bir kısmını öldürdü; emeğin kıtlaşması ücretleri yükseltti ve on beşinci yüzyıl işçiler için en iyi yüzyıllardan biri oldu. Nüfus arttıkça ücretler on altıncı yüzyılda yeniden düştü.
  4. Voigtländer ile Voth'a göre veba, savaş ve kentleşme, ölüm oranını kalıcı olarak yükselterek Avrupa'yı 1700'e kadar daha yüksek gelirli bir dengeye taşıdı; Engel yasası nedeniyle artan gelir kentleşmeyi destekledi.
  5. Özmucur ile Pamuk'a göre İstanbul'da reel ücretler on altıncı yüzyılın başında öbür Avrupa kentlerinin yüzde 60–90'ı arasındaydı ve on sekizinci yüzyılın sonlarına kadar pek değişmedi; İstanbul ile kuzeybatı Avrupa'nın önde gelen kentleri arasında üçte bir ile yarı arasında bir fark Sanayi Devrimi'ne kadar sürdü.

Öğrenme çıktıları

  • Hatırlama — Refah oranını, geçim sepetini, doğum ve ölüm eğrilerini, Malthusçu denge gelirini, Kara Ölüm'ü ve Engel yasasını tanımlar.
  • Anlama — Sanayi öncesi dünyada teknolojik ilerlemenin neden kalıcı olarak kişi başı geliri değil nüfusu artırdığını ve bir salgının neden yaşam standartlarını yükseltebildiğini açıklar.
  • Uygulama — Basit bir doğum–ölüm modelinde denge gelirini ve nüfusu hesaplar, bir teknoloji ya da nüfus şokunun geçici ve kalıcı etkilerini gösterir ve bir refah oranını ücret ve fiyat verisinden hesaplar.
  • Değerlendirme — Güney İngiltere'nin yedi yüzyıllık ücret serisini, Avrupa'daki veba ve kentleşme bulgularını ve İstanbul'un reel ücretlerini karşılaştırarak sanayi öncesi dünyanın ne ölçüde «Malthusçu» olduğunu tartar.

Sezgi

Açılış

On yedinci yüzyılda İstanbul'da bir inşaat ustası, günlük ücretiyle ne satın alabiliyordu? On beşinci yüzyılda Londra'da bir duvarcı ile on sekizinci yüzyılda aynı kentteki torununun torunu arasında, yaşam standardı bakımından ne kadar fark vardı? Bu soruların cevabı, bugünün dünyasına alışmış birine şaşırtıcı gelir: çok az.

Bugün, bir kuşaktan öbürüne yaşam standartlarının yükselmesini olağan sayarız. Ama bu, insanlık tarihinin çok yakın bir dönemine özgüdür. Sanayi Devrimi'nden önceki binlerce yıl boyunca teknoloji ilerledi, yeni bitkiler ve aletler yayıldı, ticaret yolları açıldı, imparatorluklar kuruldu ve yıkıldı; ama sıradan bir insanın tükettiği yiyecek, giyecek ve barınak uzun dönemde pek değişmedi. Değişen, dünyada kaç insanın yaşadığıydı.

Önceki derslerde Thomas Malthus'un nüfus ilkesini ve teknolojik iyileşmelerin geliri yalnızca geçici olarak artırdığı Malthusçu tuzağı tanımlamıştık. Bu kurs, ekonomik tarihi baştan sona izliyor ve ilk dersi, bu kuramın ne kadar iyi bir betimleme olduğunu soruyor. Sanayi öncesi dünyanın ücret ve fiyat verileri, Malthus'un kuramıyla ne ölçüde uyuşuyor? Ve bu dünyada, yaşam standartlarını yükselten en güçlü güçlerden birinin bir salgın olması nasıl mümkündü?

Hikâye — Yedi yüzyılın ücreti

1950'lerde iki İngiliz iktisatçı, Henry Phelps Brown ve Sheila Hopkins, alışılmadık bir işe giriştiler. Güney İngiltere'deki kurumların hesap defterlerinden ve daha önceki araştırmacıların derlediği kayıtlardan, 1264'ten başlayarak yedi yüzyıl boyunca inşaat işçilerinin günlük ücretlerini topladılar. Aynı kaynaklardan ekmek, et, bira, yakacak ve kumaş gibi temel malların fiyatlarını da derlediler. Böylece bir inşaat işçisinin günlük ücretinin, yüzyıllar boyunca, bir sepet temel malın ne kadarını satın alabildiğini hesaplayabildiler.

Ortaya çıkan tablo, Malthus'un karamsarlığını doğrular gibiydi. Reel ücretler yüzyıllar boyunca büyük dalgalanmalar gösteriyordu, ama on beşinci yüzyıldan on dokuzuncu yüzyılın ortasına kadar kalıcı bir yükselme eğilimi göstermiyordu. Bir inşaat işçisinin satın alma gücü, bir yüzyılda yükseliyor, bir sonrakinde yeniden düşüyordu.

Serinin en çarpıcı dönemi, on dördüncü yüzyılın ortasından sonrasıydı. 1348'de Avrupa'ya ulaşan veba salgını, Kara Ölüm, birkaç yıl içinde kıtanın nüfusunun büyük bir kısmını öldürdü; tahminler genellikle üçte bir ile yarı arasında değişir. Salgından sonra toprak aynı kalmıştı, ama onu işleyecek insan sayısı azalmıştı. İşçiler kıtlaştı ve ücretler yükseldi. On beşinci yüzyıl, İngiliz işçileri için sanayi öncesi dönemin en iyi yüzyıllarından biri oldu.

Ama bu iyilik kalıcı olmadı. On altıncı yüzyılda nüfus yeniden artmaya başladıkça, aynı toprağı daha fazla insan paylaşmaya başladı ve reel ücretler yeniden düştü. Nüfus azaldığında zenginleşen, nüfus arttığında yoksullaşan bir dünya: Malthus'un betimlediği dünya tam olarak buydu. Ücret serisi, nüfus ile yaşam standartları arasındaki bu ters ilişkinin yedi yüzyıllık bir kaydını sunuyordu.

Sonraki araştırmacılar, bu tabloyu hem doğruladı hem de karmaşıklaştırdı. Robert Allen, Avrupa'nın pek çok kentinden ücret ve fiyat serilerini aynı yöntemle karşılaştırılabilir hâle getirdi. Şevket Pamuk ve Süleyman Özmucur, Osmanlı arşivlerinden İstanbul'un ücret ve fiyat serilerini çıkardı. Bu yeni seriler, sanayi öncesi dünyanın genel olarak Malthusçu olduğunu, ama bazı bölgelerin, özellikle kuzeybatı Avrupa'nın, Sanayi Devrimi'nden önce bile diğerlerinden ayrışmaya başladığını gösterdi.

Kavram

Sanayi öncesi yaşam standartlarını ölçmek için, gayrisafi yurt içi hasıla verisi olmadığında, iktisat tarihçileri ücretleri ve fiyatları kullanır.

Geçim sepetinin fiyatı, bir işçinin kazancıyla karşılaştırılarak bir yaşam standardı ölçüsüne dönüştürülür.

Malthusçu dünyayı anlamanın anahtarı, nüfusun nasıl değiştiğidir. Bunu açıklayan iki ilişki vardır.

İki eğrinin kesiştiği noktada nüfus sabit kalır ve bu noktanın bir gelir düzeyi vardır.

Bu dengeyi en sert biçimde bozan olaylardan biri, hikâyedeki salgındı.

Yükselen gelirin yalnızca nüfusu değil, harcamaların bileşimini de değiştirdiği bir ilişki vardır.

Veri ve kanıt

Bu çalışma, Malthusçu modelin ürkütücü bir sonucunu açıkça ortaya koyar. Malthusçu dünyada kişi başı geliri kalıcı olarak yükseltmenin bir yolu, ölüm oranını kalıcı olarak yükseltmekti. Kara Ölüm, nüfusu bir anda azaltarak Avrupa'yı daha yüksek bir gelir düzeyine taşıdı; kentler, savaşlar ve ticaret yoluyla yayılan hastalıklar ise ölüm oranını yüksek tutarak bu düzeyin korunmasına yardım etti. Yazarların «zenginliğin üç atlısı» dediği veba, savaş ve kentleşme, sıradan insanlar için büyük acılar demekti; ama hayatta kalanlar için daha yüksek ücretler de getiriyordu. Bu açıklama, Avrupa'nın Sanayi Devrimi'nden önce neden dünyanın diğer bölgelerinden daha yüksek bir gelir düzeyine ulaştığına dair tartışmalardan biridir; ama tek açıklama değildir ve öbür açıklamalar kurumlara, ticarete ve teknolojiye daha fazla ağırlık verir.

Bu çalışma, Malthusçu dünyanın Avrupa'ya özgü olmadığını ve aynı zamanda tek tip de olmadığını gösterir. İstanbul'un reel ücretleri, güney ve orta Avrupa'nın pek çok kentiyle benzer bir düzeyde ve benzer bir durgunluk içindeydi. Ama Londra ve Amsterdam gibi kuzeybatı Avrupa kentleri, Sanayi Devrimi'nden önce bile belirgin biçimde daha yüksek reel ücretlere ulaşmıştı. Bu ayrışmanın nedenleri, bu kursun ilerleyen derslerinin konusudur. Çalışmanın yöntemi de önemlidir: gayrisafi yurt içi hasıla tahminlerinin çok güvenilmez olduğu sanayi öncesi dönemlerde, inşaat işçilerinin ücretleri ve temel malların fiyatları, farklı bölgelerin yaşam standartlarını karşılaştırmanın en sağlam yollarından biridir. Ama bu ölçünün de sınırları vardır: inşaat işçileri kentlerde yaşar, nüfusun büyük çoğunluğu ise kırsal kesimde, çoğu zaman ücret almadan kendi toprağında çalışır.

Yaygın yanlış«Sanayi Devrimi'nden önce teknoloji hiç ilerlemedi; bu yüzden insanların yaşam standartları yerinde saydı.»
Doğrusu

Sanayi öncesi dönemde de teknoloji ilerledi: yeni ekim yöntemleri, yeni bitkiler, daha iyi gemiler ve aletler yayıldı. Ama Malthusçu dünyada teknolojik ilerleme, uzun dönemde kişi başı geliri değil, nüfusu artırdı. Yüksek gelir doğumları artırıp ölümleri azalttıkça nüfus büyüdü ve azalan getiri nedeniyle gelir yeniden eski düzeyine çekildi. Teknoloji ilerlemesinin izi, yaşam standartlarında değil, nüfus yoğunluğunda görülür.

Yaygın yanlış«Salgınlar ve savaşlar her zaman ve her bakımdan ekonomik felakettir; hiçbir koşulda hayatta kalanların yaşam standartlarını yükseltmez.»
Doğrusu

Salgınlar ve savaşlar büyük insani acılara yol açar. Ama Malthusçu bir dünyada nüfusu azaltan bir şok, toprak ve öbür kaynaklar yerinde kaldığı için hayatta kalanların kişi başı gelirini yükseltebilir. Kara Ölüm'den sonra İngiltere'de reel ücretler yükseldi ve on beşinci yüzyıl işçiler için en iyi yüzyıllardan biri oldu. Bu, salgınların iyi olduğu anlamına gelmez; Malthusçu dünyada yaşam standartlarının ne kadar acımasız bir mekanizmayla belirlendiğini gösterir.

Neden önemli?

Malthusçu dünyayı anlamak, bugünün ekonomik büyümesinin ne kadar olağanüstü olduğunu görmek için gereklidir. İnsanlık tarihinin neredeyse tamamında, kişi başı gelirin bir insan ömrü boyunca fark edilir biçimde yükselmesi olağan değildi. Bugün ise pek çok ülkede her kuşak, anne babasından belirgin biçimde daha yüksek bir yaşam standardına ulaşmayı bekler. Bu değişimin, Sanayi Devrimi ve demografik dönüşüm yoluyla, nasıl ve neden gerçekleştiği, iktisat tarihinin en büyük sorusudur.

Malthusçu mekanizma, bugün de tümüyle ortadan kalkmış değildir. Nüfus artışının hızlı, tarımsal verimliliğin düşük ve toprağın kıt olduğu bazı bölgelerde, nüfus baskısı hâlâ yaşam standartlarını sınırlayan bir etkendir. Türkiye açısından da, Osmanlı'nın sanayi öncesi ekonomisinin nasıl işlediğini ve Batı Avrupa'nın bazı bölgeleriyle arasındaki farkın ne zaman ve neden açıldığını anlamak, bugünkü gelir farklarının tarihsel kökenlerini tartışmak için önemlidir.

Model

Çözümlü örnek — Malthusçu denge

Basit bir Malthusçu ekonomi düşünelim. Doğum oranı, gelirden bağımsız olarak yılda binde 35'tir. Ölüm oranı ise gelirle azalır: günlük reel ücret y birim olduğunda, ölüm oranı binde (55 − 0,5 × y)'dir. Günlük reel ücret, toprağın sabit ve emeğin azalan getiri gösterdiği bir üretim yapısından gelir ve nüfus N milyon kişi olduğunda y = 400 ÷ √N'dir.

Denge gelirinde doğum oranı ölüm oranına eşittir: 35 = 55 − 0,5 × y. Buradan y = 40 bulunur. Bu gelirde nüfus sabittir. Nüfusu bulmak için, 40 = 400 ÷ √N denkleminden √N = 10 ve N = 100 milyon kişi bulunur.

Şimdi bir teknolojik ilerleme, örneğin yeni bir bitkinin yaygınlaşması, üretimi yüzde 20 artırsın; ücret denklemi y = 480 ÷ √N olur. İlerlemenin hemen ardından, nüfus henüz 100 milyon iken ücret 480 ÷ 10 = 48 birime çıkar. Bu gelirde ölüm oranı binde 55 − 24 = 31'e düşer; doğumlar ölümleri aşar ve nüfus yılda yaklaşık binde 4 artmaya başlar.

Nüfus arttıkça ücret düşer. Nüfus artışı, ücret yeniden 40 birime inene kadar sürer; çünkü doğum ve ölüm eğrileri değişmemiştir. Yeni dengede 40 = 480 ÷ √N, √N = 12 ve N = 144 milyon kişidir. Teknolojik ilerleme, uzun dönemde kişi başı geliri hiç değiştirmemiş, nüfusu yüzde 44 artırmıştır. Bu, Malthusçu tuzağın sayısal ifadesidir: teknolojinin izi gelirde değil, nüfus yoğunluğunda kalır.

Çözümlü örnek — Salgının hesabı

Aynı ekonomide, denge durumundayken, bir salgın nüfusun üçte birini öldürsün. Nüfus 100 milyondan yaklaşık 66,7 milyona iner. Toprak ve üretim teknolojisi değişmediği için ücret y = 400 ÷ √66,7 ≈ 400 ÷ 8,17 ≈ 49 birime çıkar; salgından önceki 40 birime göre yaklaşık yüzde 22 daha yüksektir.

Bu yüksek ücrette ölüm oranı binde 55 − 24,5 = 30,5'e düşer. Doğum oranı binde 35 olduğu için nüfus yılda yaklaşık binde 4,5 artar. Bu hızla sürseydi, nüfusun 66,7 milyondan 100 milyona, yani 1,5 katına çıkması için yaklaşık ln(1,5) ÷ 0,0045 ≈ 90 yıl gerekirdi. Ama nüfus arttıkça ücret düşer, ölüm oranı yükselir ve büyüme yavaşlar; bu yüzden gerçek toparlanma bir yüzyıldan uzun sürer. Kara Ölüm'den sonra Avrupa nüfusunun salgın öncesi düzeyine ancak yüzyıllar içinde ulaşması, salgının ardından yüksek ücretlerin on beşinci yüzyıl boyunca sürmesi ve on altıncı yüzyılda yeniden düşmesi, bu mekanizmayla uyumludur. Salgının dalgalar hâlinde geri dönmesi de toparlanmayı yavaşlatmıştır.

Salgın, yeni bir denge yaratmaz; ekonomiyi bir süreliğine dengenin üstüne taşır. Uzun dönemde, doğum ve ölüm eğrileri değişmedikçe, gelir yeniden 40 birime döner. Bu, Kara Ölüm'ün etkisinin neden geçici olduğunu açıklar; ama Voigtländer ile Voth'un gösterdiği gibi, bu geçici dönem ölüm eğrisini kalıcı olarak kaydıran değişiklikleri tetiklerse, etki kalıcı hâle gelebilir.

Çözümlü örnek — Üç atlı ve yüksek gelirli denge

Voigtländer ile Voth'un mekanizmasını aynı modelle görelim. Salgından sonraki yüksek ücretler, Engel yasası nedeniyle kentlerde üretilen mallara talebi artırır ve kentler büyür. Kentler, kalabalık ve kötü sağlık koşulları nedeniyle kırsal kesimden daha ölümcüldür. Artan vergi gelirleriyle finanse edilen savaşlar ve genişleyen ticaret de hastalıkları yayar. Bütün bunların sonucu, her gelir düzeyinde ölüm oranının kalıcı olarak binde 5 artmasıdır: ölüm eğrisi binde (60 − 0,5 × y) olur.

Yeni dengede 35 = 60 − 0,5 × y, yani y = 50 birimdir. Denge geliri 40'tan 50'ye, yüzde 25 yükselmiştir. Bu gelirde nüfus, 50 = 400 ÷ √N denkleminden √N = 8 ve N = 64 milyon kişidir. Ekonomi daha az nüfuslu, ama kişi başına daha zengin bir dengeye geçmiştir.

Bu sonuç, Malthusçu modelin rahatsız edici bir özelliğini gösterir: kişi başı geliri kalıcı olarak yükseltmenin bir yolu, ölüm oranını kalıcı olarak artırmaktır. Aynı mantık, doğum eğrisi için de geçerlidir. Evliliklerin ertelenmesi gibi önleyici engeller doğum oranını kalıcı olarak düşürürse, denge geliri yükselir. Bazı iktisat tarihçileri, kuzeybatı Avrupa'da kadınların görece geç evlendiği evlilik kalıbının, bu bölgenin yüksek ücretlerini açıklamaya yardım ettiğini ileri sürer. Bu, ölüm oranını artırmayan, daha insani bir yüksek gelir yoludur.

Çözümlü örnek — Salgının kazananları ve kaybedenleri

Salgının herkesi aynı biçimde etkilemediğini görmek için ürünün nasıl paylaşıldığına bakalım. Bir köyde toplam tarım ürünü, emek ve toprak arasında paylaşılıyor. Salgından önce köyde 100 işçi çalışıyor, toplam ürün 10.000 birim; emeğin marjinal ürünü, yani bir işçinin ücreti 50 birim. İşçilerin toplam geliri 100 × 50 = 5.000 birim, geriye kalan 5.000 birim ise toprak sahibine rant olarak gidiyor.

Salgın işçilerin üçte birini öldürüyor ve 67 işçi kalıyor. Toprak aynı olduğu için her işçi daha fazla toprakla çalışır; azalan getiri nedeniyle toplam ürün 100 işçiye göre azalır ama işçi başına ürün ve marjinal ürün artar. Toplam ürünün 8.200 birime düştüğünü ve işçinin marjinal ürününün, yani ücretinin, 61 birime çıktığını varsayalım. İşçilerin toplam geliri 67 × 61 ≈ 4.090 birim, toprak sahibinin rantı ise 8.200 − 4.090 = 4.110 birim olur.

Hayatta kalan her işçinin geliri yüzde 22 artmıştır. Toprak sahibinin rantı ise 5.000'den yaklaşık 4.110'a, yüzde 18 düşmüştür. Kara Ölüm'den sonra Avrupa'nın pek çok yerinde toprak sahiplerinin ücretleri yasal tavanlarla sınırlamaya çalışması ve işçilerin hareketini kısıtlamaya yönelik düzenlemeler çıkarması, bu dağılım çatışmasının izleridir. İngiltere'de 1351'de çıkarılan İşçiler Tüzüğü, ücretleri salgın öncesi düzeyde tutmayı amaçlayan böyle bir düzenlemeydi; ama emeğin kıtlığı karşısında uzun dönemde başarılı olamadı.

Çözümlü örnek — Önleyici engelin gücü

Başlangıçtaki modelimize dönelim: doğum oranı binde 35, ölüm oranı binde (55 − 0,5 × y). Şimdi toplumun evlenme alışkanlıklarının değiştiğini, kadınların ve erkeklerin daha geç evlendiğini ve bir kısmının hiç evlenmediğini varsayalım. Bu, doğum oranını her gelir düzeyinde binde 30'a indiriyor.

Yeni dengede 30 = 55 − 0,5 × y, yani y = 50 birimdir. Denge geliri, üç atlı örneğindeki gibi 40'tan 50'ye çıkmıştır; ama bu kez ölüm oranı yükselmeden. Dengede ölüm oranı binde 55 − 25 = 30'dur; yani insanlar ortalamada daha uzun yaşar. Nüfus, 50 = 400 ÷ √N denkleminden 64 milyon kişidir.

Bu karşılaştırma, Malthusçu dünyada yüksek gelire giden iki yolu gösterir: daha fazla ölüm ya da daha az doğum. İkincisi, çok daha insani bir yoldur. John Hajnal'ın 1960'larda tanımladığı ve kuzeybatı Avrupa'da görülen geç ve seçici evlilik kalıbının bu bölgenin sanayi öncesi dönemdeki görece yüksek ücretlerine katkı yapıp yapmadığı, iktisat tarihçileri arasında hâlâ tartışılan bir sorudur. Bu tartışma, demografik davranışın yalnızca bir sonuç değil, yaşam standartlarının bir belirleyicisi olabileceğini hatırlatır. Aynı mantık bugün de geçerlidir: doğurganlığın düştüğü toplumlarda, kişi başına düşen kaynaklar ve eğitim yatırımları artabilir.

Çözümlü örnek — Refah oranı

Bir sanayi öncesi kentte bir inşaat işçisinin günlük ücreti 12 birim ve işçi yılda 250 gün çalışıyor. Yıllık kazancı 12 × 250 = 3.000 birimdir. Bir yetişkinin geçim sepetinin yıllık maliyeti 900 birim ve bir aile, yaklaşık üç yetişkin sepetine eşdeğer bir tüketim ihtiyacına sahip. Ailenin geçim maliyeti 3 × 900 = 2.700 birimdir.

Refah oranı 3.000 ÷ 2.700 ≈ 1,11'dir. İşçinin kazancı, ailesini geçim düzeyinin ancak yüzde 11 üstünde tutmaya yeter. Kötü bir hasat yılında tahıl fiyatları yüzde 30 artarsa ve tahıl sepetin maliyetinin yarısını oluşturuyorsa, sepetin maliyeti yüzde 15 artar: 900 × 1,15 = 1.035 birim. Ailenin geçim maliyeti 3.105 birime çıkar ve refah oranı 3.000 ÷ 3.105 ≈ 0,97'ye düşer; aile geçim sınırının altına iner.

Başka bir kentte ücret günlük 18 birim, sepetin yıllık maliyeti 1.000 birim olsun. Yıllık kazanç 4.500, ailenin geçim maliyeti 3.000 birim ve refah oranı 1,5'tir. Nominal ücreti yüzde 50 yüksek olan bu kentte, fiyatlar da yüzde 11 yüksek olduğu için, reel yaşam standardı yaklaşık yüzde 35 daha yüksektir. Özmucur ile Pamuk'un İstanbul için bulduğu durum buna benzer: nominal ücretler gümüş cinsinden öbür kentlerle karşılaştırılabilir düzeydeydi, ama yüksek fiyatlar reel ücretleri düşürüyordu. Refah oranı, bu tür karşılaştırmaları nominal ücretlerin yanıltıcılığından arındırır.

Çözümlü örnek — Gelir artınca ne değişir?

Engel yasasının kentleşmeyle ilişkisini basit bir hesapla görelim. Refah oranı 1,1 olan bir ailede gelirin yüzde 75'i gıdaya, yüzde 25'i giyim, konut ve öbür mallara gidiyor. Kara Ölüm sonrasındaki gibi bir ücret artışıyla refah oranı 1,5'e çıksın ve ailenin gıda harcaması, miktar olarak yalnızca yüzde 10 artsın. Gelir 1,5 ÷ 1,1 ≈ 1,36 katına çıktığı için, gıdanın gelir içindeki payı 0,75 × 1,10 ÷ 1,36 ≈ yüzde 61'e düşer. Gıda dışı harcamaların payı yüzde 25'ten yüzde 39'a çıkar ve bu harcamaların miktarı yaklaşık iki katına ulaşır.

Gıda dışı mallar, kumaş, ayakkabı, ev eşyası ve hizmetler, çoğunlukla kentlerde üretilir. Bu yüzden gelirin yükselmesi, kentlerde çalışacak insanlara olan talebi artırır ve kentler büyür. Voigtländer ile Voth'un mekanizmasında bu büyüme, kentlerin daha yüksek ölüm oranları nedeniyle, yüksek geliri koruyan bir etki yaratır. Aynı hesap, sanayi öncesi dünyada kentleşme oranının bir bölgenin refahının dolaylı bir göstergesi olarak neden kullanıldığını da açıklar: daha zengin bölgeler, daha büyük bir kent nüfusunu besleyebilir.

Modelin sınırları

Bu dersteki model, doğum ve ölüm eğrilerini sabit, toprak miktarını değişmez ve bütün nüfusu tek bir gelir düzeyinde kabul etti. Gerçekte sanayi öncesi toplumlarda gelir eşitsiz dağılmıştı; toprak sahipleri ve tüccarlar geçim düzeyinin çok üstünde yaşarken, nüfusun büyük kısmı ona yakındı. Ücret serileri, kentlerdeki inşaat işçilerini ölçer; kırsal kesimdeki köylülerin, kendi ürettiklerini tüketen ve ücret almayan hanelerin yaşam standartlarını doğrudan göstermez.

Ayrıca Malthusçu modelin sanayi öncesi dünyanın tamamını açıklayıp açıklamadığı tartışmalıdır. Bazı iktisat tarihçileri, özellikle kuzeybatı Avrupa'da, Sanayi Devrimi'nden önce de kişi başı gelirin yavaş ama kalıcı biçimde yükseldiğini, ticaretin, kurumların ve «çalışkanlık devrimi» denen daha uzun çalışma saatlerinin buna katkı yaptığını ileri sürer. Malthusçu model, bu yüzden sanayi öncesi dünyanın güçlü bir ilk yaklaşımıdır; ama her bölgenin ve dönemin ayrıntılı tarihini tek başına anlatmaz. Son olarak, modeldeki nüfus tepkileri yavaştır: bir şokun ardından nüfusun yeni dengesine ulaşması onlarca yıl, hatta yüzyıllar sürer. Bu süre içinde yeni şoklar, salgınlar, kıtlıklar ve savaşlar gelir; bu yüzden gerçek dünyadaki bir ekonomi hiçbir zaman tam olarak dengede değildir ve ücret serilerindeki dalgalanmalar, dengenin kendisinden çok bu sürekli uyum sürecini yansıtır.

Uygulama

Özet kartı

  1. Sanayi öncesi dünyada yaşam standartları, gayrisafi yurt içi hasıla yerine, ücretlerin bir geçim sepetini ne ölçüde karşıladığını gösteren refah oranıyla ölçülür. Phelps Brown ile Hopkins'in yedi yüzyıllık Güney İngiltere serisi, on beşinci yüzyıldan on dokuzuncu yüzyılın ortasına kadar reel ücretlerde büyük dalgalanmalar ama kalıcı bir yükselme olmadığını gösterdi.
  2. Doğum ve ölüm eğrilerinin kesiştiği Malthusçu denge gelirinde nüfus sabittir. Teknolojik ilerleme geliri geçici olarak yükseltir, ama nüfus arttıkça gelir yeniden denge düzeyine döner; uzun dönemde teknolojinin izi nüfus yoğunluğunda görülür.
  3. 1348'de başlayan Kara Ölüm, Avrupa nüfusunun büyük bir kısmını öldürdü; emeğin kıtlaşması ücretleri yükseltti ve on beşinci yüzyıl işçiler için en iyi yüzyıllardan biri oldu. Nüfus arttıkça ücretler on altıncı yüzyılda yeniden düştü.
  4. Voigtländer ile Voth'a göre veba, savaş ve kentleşme, ölüm oranını kalıcı olarak yükselterek Avrupa'yı 1700'e kadar daha yüksek gelirli bir dengeye taşıdı; Engel yasası nedeniyle artan gelir kentleşmeyi destekledi.
  5. Özmucur ile Pamuk'a göre İstanbul'da reel ücretler on altıncı yüzyılın başında öbür Avrupa kentlerinin yüzde 60–90'ı arasındaydı ve on sekizinci yüzyılın sonlarına kadar pek değişmedi; İstanbul ile kuzeybatı Avrupa'nın önde gelen kentleri arasında üçte bir ile yarı arasında bir fark Sanayi Devrimi'ne kadar sürdü.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
Geçim sepetiSubsistence basketBir yetişkinin bir yıl hayatta kalması için gereken temel mallar
Refah oranıWelfare ratioYıllık kazancın bir ailenin geçim sepetlerinin maliyetine oranı
Doğum ve ölüm eğrileriBirth and death schedulesDoğum ve ölüm oranlarının kişi başı gelire bağlılığı
Malthusçu denge geliriMalthusian equilibrium incomeDoğum oranının ölüm oranına eşit olduğu gelir düzeyi
Kara ÖlümBlack Death1347'den itibaren Avrupa'yı ve çevresini kasıp kavuran veba salgını
Engel yasasıEngel's lawGelir arttıkça gıda harcamalarının payının düşmesi

Kendini sına

  1. (Çıktı 1) Refah oranını ve geçim sepetini tanımla. Sanayi öncesi dönemlerin yaşam standartlarını karşılaştırmak için neden gayrisafi yurt içi hasıla yerine bu ölçüler kullanılır?
  2. (Çıktı 2) Malthusçu bir dünyada teknolojik ilerleme neden kişi başı geliri kalıcı olarak artırmaz? Kara Ölüm'ün ücretler üzerindeki etkisi bu mantıkla nasıl açıklanır?
  3. (Çıktı 3) Bir ekonomide doğum oranı binde 32, ölüm oranı binde (50 − 0,4 × y), günlük reel ücret y = 300 ÷ √N'dir (N milyon kişi). Denge gelirini ve nüfusu hesapla. Teknolojik bir ilerleme ücret denklemini y = 360 ÷ √N'ye çevirirse, yeni dengede gelir ve nüfus ne olur?
  4. (Çıktı 3) Aynı ekonomide denge durumundayken bir salgın nüfusun yüzde 36'sını öldürüyor. Salgından hemen sonraki ücreti ve ölüm oranını hesapla. Nüfus hangi yönde değişir?
  5. (Çıktı 3) Bir kentte günlük ücret 15 birim ve işçi yılda 240 gün çalışıyor. Bir yetişkinin geçim sepetinin yıllık maliyeti 1.100 birimdir ve aile üç yetişkin sepetine eşdeğer tüketiyor. Refah oranını hesapla. Sepetin maliyeti yüzde 20 artarsa refah oranı ne olur?
  6. (Çıktı 4) Bir yorumcu, «Sanayi öncesi dünyada insanlar yoksuldu, çünkü tembeldiler ve teknolojiyi geliştirmediler; Osmanlı ile Avrupa arasındaki fark da Sanayi Devrimi'nden önce hiç yoktu» diyor. Bu dersteki kanıtları ve Malthusçu modeli kullanarak bu görüşü değerlendir.

Cevaplar

  1. Geçim sepeti, bir yetişkinin bir yıl hayatta kalması için gereken temel mal miktarlarının listesidir; refah oranı ise bir işçinin yıllık kazancının, bir ailenin geçim sepetlerinin yıllık maliyetine oranıdır. Sanayi öncesi dönemler için gayrisafi yurt içi hasıla tahminleri çok az ve güvenilmezdir; buna karşılık inşaat işçilerinin ücretleri ve temel malların fiyatları, kurumların hesap defterlerinde ve arşivlerde bol ve görece güvenilir biçimde bulunur. Bu yüzden refah oranı, farklı kentlerin ve yüzyılların yaşam standartlarını karşılaştırmanın en sağlam yollarından biridir.
  2. Malthusçu dünyada doğum ve ölüm oranları gelire bağlıdır. Teknolojik ilerleme geliri yükseltince ölümler azalır ve nüfus artar; toprak sabit olduğu için emeğin azalan getirisi nedeniyle artan nüfus geliri düşürür. Nüfus artışı, gelir doğum oranının ölüm oranına eşit olduğu denge düzeyine inene kadar sürer; sonunda teknoloji geliri değil, nüfusu artırmış olur. Kara Ölüm ise ters yönde bir şoktur: nüfusu azaltarak, toprak yerinde kaldığı için, hayatta kalanların marjinal ürününü ve ücretlerini yükseltti. Nüfus yeniden arttıkça ücretler düştü.
  3. Dengede 32 = 50 − 0,4 × y, yani y = 45. Nüfus 45 = 300 ÷ √N denkleminden √N = 6,67 ve N ≈ 44,4 milyon kişidir. Teknolojik ilerlemeden sonra doğum ve ölüm eğrileri değişmediği için denge geliri yine 45'tir. Nüfus 45 = 360 ÷ √N denkleminden √N = 8 ve N = 64 milyon kişidir. Gelir değişmez, nüfus yaklaşık yüzde 44 artar.
  4. Salgından sonra nüfus 44,4 × 0,64 ≈ 28,4 milyon kişiye iner. Ücret 300 ÷ √28,4 ≈ 300 ÷ 5,33 ≈ 56,3 birime çıkar. Ölüm oranı binde 50 − 0,4 × 56,3 ≈ 27,5'e düşer. Doğum oranı binde 32 olduğu için doğumlar ölümleri aşar ve nüfus yılda yaklaşık binde 4,5 artmaya başlar; nüfus arttıkça ücret yeniden 45'e doğru düşer.
  5. Yıllık kazanç 15 × 240 = 3.600 birimdir. Ailenin geçim maliyeti 3 × 1.100 = 3.300 birimdir. Refah oranı 3.600 ÷ 3.300 ≈ 1,09'dur. Sepetin maliyeti yüzde 20 artarsa, yetişkin sepeti 1.320, ailenin geçim maliyeti 3.960 birim olur ve refah oranı 3.600 ÷ 3.960 ≈ 0,91'e düşer; aile geçim sınırının altına iner.
  6. Görüşün iki yanı da kanıtlarla uyuşmuyor. Birincisi, sanayi öncesi dönemde teknoloji ilerledi; ama Malthusçu mekanizma nedeniyle bu ilerleme uzun dönemde kişi başı geliri değil nüfusu artırdı. Yoksulluğun nedeni insanların tembelliği değil, gelir artışının nüfus artışıyla eritildiği bir demografik düzendi; üstelik sanayi öncesi dönemde insanlar çoğu zaman uzun saatler çalışıyordu. İkincisi, Özmucur ile Pamuk'un bulgusuna göre İstanbul'un reel ücretleri on altıncı yüzyılın başında öbür Avrupa kentlerinin yüzde 60–90'ı arasındaydı ve İstanbul ile kuzeybatı Avrupa'nın önde gelen kentleri arasında üçte bir ile yarı arasında bir fark Sanayi Devrimi'ne kadar sürdü. Yani fark vardı; ama bu fark, güney ve orta Avrupa kentlerinin de kuzeybatı Avrupa'nın gerisinde kaldığı daha genel bir örüntünün parçasıydı. Kanıtlar, sanayi öncesi dünyanın genel olarak Malthusçu olduğunu, ama bölgeler arasında, özellikle kuzeybatı Avrupa ile geri kalanı arasında, Sanayi Devrimi'nden önce başlayan farklar bulunduğunu gösterir.

İleri okuma

  • Nico Voigtländer, Hans-Joachim Voth (2013). «The Three Horsemen of Riches: Plague, War, and Urbanization in Early Modern Europe». Review of Economic Studies 80(2). Veba, savaş ve kentleşmenin Avrupa'nın gelir düzeyine etkisi.
  • Süleyman Özmucur, Şevket Pamuk (2002). «Real Wages and Standards of Living in the Ottoman Empire, 1489–1914». Journal of Economic History 62(2). İstanbul'da ücretler ve fiyatlar.
  • Robert C. Allen (2001). «The Great Divergence in European Wages and Prices from the Middle Ages to the First World War». Explorations in Economic History 38(4). Avrupa kentlerinde ücretlerin ve fiyatların karşılaştırılması.
  • Gregory Clark (2007). A Farewell to Alms: A Brief Economic History of the World. Princeton University Press. Malthusçu dünyanın ve ondan çıkışın geniş bir anlatımı.

Sonraki derse köprü

Bu ders, binlerce yıl boyunca gelir artışlarının nüfus artışıyla eritildiği bir dünyayı betimledi. Ama on sekizinci yüzyılın sonlarından itibaren, önce İngiltere'de, sonra Avrupa'nın öbür bölgelerinde ve dünyanın geri kalanında, bu döngü kırıldı: nüfus hızla artarken kişi başı gelir de kalıcı olarak yükselmeye başladı. Sıradaki ders, Sanayi Devrimi'ni ele alıyor. Bu dönüşüm neden önce İngiltere'de başladı? Buhar makinesi, kömür ve pamuklu dokuma, gelir artışının nüfus tarafından yutulmasını nasıl engelledi ve sanayileşmenin ilk kuşakları için yaşam standartları gerçekten yükseldi mi?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • Açılış: bir inşaat ustasının günlük ücretinin, farklı yüzyıllarda bir sepet ekmek, et ve yakacakla takas edilmesi; sepetin boyutu yüzyıllar boyunca bir büyüyüp bir küçülür ama ortalamada aynı kalır.
  • Hikâye: eski hesap defterlerinin sayfaları arasında dolaşan bir kalem; 1264'ten 1850'ye uzanan bir ücret çizgisi. 1348'de bir kara gölge Avrupa haritasını kaplar; nüfus çizgisi düşerken ücret çizgisi yükselir. On altıncı yüzyılda nüfus toparlanır, ücret çizgisi yeniden iner.
  • Kavram: kişi başı gelirin yatay eksende, doğum ve ölüm oranlarının dikey eksende olduğu bir grafik; yatay bir doğum çizgisi ve aşağı eğimli bir ölüm çizgisi; kesişme noktasında «denge geliri» etiketi. Ardından bir aile sofrası; gelir arttıkça sofradaki ekmek payı küçülür, kumaş ve ev eşyası payı büyür.
  • Veri ve kanıt: Avrupa haritasında kentler büyür; kentlerin üzerinde veba, savaş ve ticaret simgeleri. Ardından İstanbul, Londra ve Amsterdam'ın ücret çizgileri yan yana; İstanbul'un çizgisi kuzeybatı Avrupa kentlerinin altında ama güney Avrupa kentleriyle benzer.
  • Model: teknolojik bir ilerlemeyle yükselen ücret çizgisinin, nüfus arttıkça yeniden eski düzeyine inmesi; bu sırada nüfus çubuğunun uzaması.
  • Neden önemli: bir zaman çizelgesinde binlerce yıl boyunca yatay giden bir gelir çizgisinin, son iki yüzyılda dikleşmesi.

Seslendirme, salgınları ve savaşları ekonomik faydalar üzerinden övmez; Malthusçu mekanizmanın acımasızlığını, insani acıları küçümsemeden anlatır. Osmanlı ile Avrupa arasındaki farkları, bir «geri kalmışlık» anlatısına indirgemeden, verinin gösterdiği ölçüde ve sınırlarıyla aktarır.

Kısa kesit

Dikey, elli saniyelik. Seslendirme: «1348'de veba Avrupa nüfusunun büyük bir kısmını öldürdü.» Ekranda kararan bir harita. «Hayatta kalan işçilerin ücretleri yükseldi. Nüfus yeniden artınca ücretler yeniden düştü.» Kapanış: «Binlerce yıl boyunca insanlar neden zenginleşemedi? Derste.»