İçeriğe geç

Ders EKO-209.07 · Seviye 2 — Orta

Dürtme (nudge) politikaları

EKO-209 Davranışsal İktisada Giriş

4.511 kelime · yaklaşık 21 dakika okuma · seslendirme 11 dk · veriler Eylül 2026 itibarıyla

Katmanlar:SezgiModel

  • seçim mimarisi
  • dürtme
  • özgürlükçü paternalizm
  • varsayılan seçenek
  • betimleyici ve buyurucu normlar
  • çamur
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Seçim mimarisi, seçeneklerin sunuluş biçiminin bütünüdür ve tarafsız bir seçim mimarisi yoktur. Dürtme, hiçbir seçeneği yasaklamadan ve teşvikleri önemli ölçüde değiştirmeden davranışı öngörülebilir biçimde değiştiren bir düzenlemedir; Thaler ile Sunstein'ın özgürlükçü paternalizmi bu araçlara dayanır.
  2. Johnson ile Goldstein'ın deneyinde tek tıklamayla değiştirilebilen bir varsayılan bile organ bağışı oranını yaklaşık iki katına çıkardı; Avrupa'da açık rıza ile varsayılan rıza ülkeleri arasında etkin rıza oranında yaklaşık 60 puanlık fark vardı. Abadie ile Gay'e göre varsayılan rıza, gerçek bağış oranlarını da daha küçük ama belirgin biçimde artırdı.
  3. DellaVigna ile Linos'a göre ABD'deki dürtme birimlerinin 126 deneyinde ortalama etki yüzde 8'lik bir artıştı; bilimsel dergilerdeki yüzde 33,4'ün çok altındaydı ve farkın yaklaşık yüzde 70'i seçici yayımlamadan geliyordu.
  4. Chetty ve arkadaşlarına göre Danimarka'da her 1 dolarlık vergi sübvansiyonu toplam tasarrufu yalnızca 1 sent artırırken, otomatik katkılar tasarrufu belirgin biçimde artırdı; tasarrufçuların yüzde 85'i pasifti.
  5. Allcott'a göre komşu karşılaştırmalı enerji raporları tüketimi yüzde 2,0 azalttı; bu, yüzde 11–20'lik bir fiyat artışına denkti. Çamur, insanların kendi çıkarlarına olan şeyleri yapmasını zorlaştıran seçim mimarisidir.

Öğrenme çıktıları

  • Hatırlama — Seçim mimarisini, dürtmeyi, özgürlükçü paternalizmi, varsayılan seçeneği, betimleyici ve buyurucu normları ve çamuru tanımlar.
  • Anlama — Seçenekleri kısıtlamadan ya da fiyatlara dokunmadan, yalnızca kararın sunuluşunu düzenlemenin davranışı neden etkileyebildiğini açıklar.
  • Uygulama — Değiştirme maliyeti verildiğinde varsayılan seçenekte kalanların payını hesaplar, bir dürtmenin fiyat artışına eşdeğer etkisini bulur ve bir sübvansiyon ile otomatik katkının maliyet etkinliğini karşılaştırır.
  • Değerlendirme — Organ bağışı varsayılanlarını, dürtme birimlerinin 126 deneyini ve Danimarka'daki emeklilik verisini karşılaştırarak dürtmelerin etkililiği ve meşruiyeti üzerine iddiaları tartar.

Sezgi

Açılış

Bir işyeri yemekhanesinde meyveler, kasanın hemen önüne, göz hizasına konuyor; tatlılar ise arka rafa taşınıyor. Kimse tatlı almaktan men edilmiyor, fiyatlar değişmiyor. Yine de meyve satışları artıyor. Bir belediye, su faturalarına «mahallenizdeki benzer hanelerin ortalama tüketimi» satırını ekliyor. Tüketim azalıyor. Bir devlet, çalışanları bir emeklilik planına kendiliğinden dahil ediyor; isteyen bir form doldurarak çıkabiliyor. Katılım birden yükseliyor.

Bu müdahalelerin ortak noktası, insanların seçeneklerini daraltmamaları ve parasal teşvikleri değiştirmemeleridir. Yalnızca seçimin sunuluş biçimini değiştirirler: seçeneklerin sırasını, hangisinin kendiliğinden seçili geldiğini, hangi bilginin göze batacağını. Standart kurama göre bu değişiklikler hiçbir şeyi değiştirmemelidir; insanlar seçeneklerini ve tercihlerini bildiğine göre, bir meyvenin rafın neresinde durduğu kararlarını etkilememelidir.

Bu kursun önceki derslerinde, standart kuramın bu varsayımının neden sık sık bozulduğunu gördük: var olanı koruma eğilimi, ilk görülen sayıya ve anlatım biçimine duyarlılık, sabırsızlık ve başkalarına bakarak karar verme. Richard Thaler ile Cass Sunstein, 2008'de yayımladıkları kitapta, bu bulgulardan bir politika yaklaşımı türetti. Bu ders, bu yaklaşımın ne olduğunu, ne kadar etkili olduğunu ve hangi koşullarda meşru sayılabileceğini soruyor.

Hikâye — Bağışçı olmak için bir kutu

Avrupa'da bazı ülkelerde bir insan, öldükten sonra organlarını bağışlamak istiyorsa bunu açıkça belirtmek zorundadır; bir kayıt formu doldurmadıkça bağışçı sayılmaz. Başka ülkelerde ise herkes bağışçı kabul edilir; istemeyen, bunu açıkça belirterek bağışçı olmaktan çıkabilir. İki sistem de insanlara aynı seçeneği sunar: bağışçı olmak ya da olmamak. Değişen tek şey, hiçbir şey yapmayan birinin hangi tarafta kalacağıdır.

Eric Johnson ve Daniel Goldstein, bu farkın ne kadar önemli olduğunu önce basit bir çevrimiçi deneyle sınadı. 161 kişiye, yeni bir eyalete taşındıklarını ve organ bağışçısı olup olmayacaklarına karar vermeleri gerektiğini söylediler. Bir gruba varsayılan durumun bağışçı olmamak olduğu, bir gruba bağışçı olmak olduğu söylendi; üçüncü gruba ise hiçbir varsayılan sunulmadı ve bir seçim yapmaları istendi. Her grupta katılımcılar tek bir tıklamayla durumlarını değiştirebiliyordu. Yine de sonuç çarpıcıydı: bağışçı olmanın varsayılan olduğu grupta bağış oranı, bağışçı olmamanın varsayılan olduğu gruptakinin yaklaşık iki katıydı. Varsayılanın sunulmadığı, seçim yapmanın zorunlu olduğu grupta ise katılımcıların yüzde 79'u bağışçı olmayı seçti; bu oran, bağışın varsayılan olduğu grupla benzerdi.

Johnson ile Goldstein ardından Avrupa ülkelerinin gerçek verilerine baktı. Açık rıza gerektiren dört ülke ile rızayı varsayan altı ülkenin etkin rıza oranlarını, yani kayıt yaptıranların ya da çıkmayanların nüfusa oranını karşılaştırdılar. İki grubun dağılımları hiç örtüşmüyordu ve aralarında yaklaşık 60 puan vardı. Yazarlar, bu farkın deneydekinden büyük olmasını, gerçek hayatta varsayılanı değiştirmenin daha maliyetli olmasına bağladı: bir form doldurmak, telefon açmak ya da mektup göndermek gerekiyordu. Açık rıza gerektiren ülkelerden bazıları bağışı artırmak için büyük çaba göstermişti. Hollanda, ulusal kaydını kurarken 15,8 milyonluk nüfusa 12 milyondan fazla mektup göndermiş ve kapsamlı bir eğitim kampanyası yürütmüştü; ama bu çaba etkin rıza oranını değiştirmemişti.

Bu hikâyenin bir de temkinli bir devamı var. Etkin rıza oranı, gerçekleşen bağış sayısıyla aynı şey değildir; bağış kararında çoğu zaman aile de söz sahibidir ve bir ülkenin sağlık sistemi, bağışın gerçekleşip gerçekleşmediğini belirleyen başka pek çok etkene sahiptir. Alberto Abadie ile Sebastien Gay, 22 ülkenin on yıllık verisiyle gerçek bağış oranlarını inceledi. Ülkeler arasındaki farkların büyük kısmını başka etkenler açıklıyordu; ama bu etkenler hesaba katıldıktan sonra, rızayı varsayan yasaların bağış oranları üzerinde olumlu ve büyük bir etkisi vardı. Varsayılan, kâğıt üzerindeki kayıtları çok, gerçek bağışları daha az ama yine de belirgin biçimde değiştiriyordu.

Kavram

Hikâyedeki müdahalenin genel adı şudur.

Seçim mimarisinin bilinçli olarak kullanılmasına bir ad verilir.

Dürtmelerin arkasındaki politika felsefesinin de bir adı vardır.

Dürtmelerin en güçlüsü, insanların hiçbir şey yapmadıklarında nerede kalacaklarını belirleyen düzenlemedir.

Başka bir dürtme türü, insanlara başkalarının ne yaptığını göstermektir.

Seçim mimarisi, davranışı kolaylaştırmak kadar zorlaştırmak için de kullanılabilir.

Veri ve kanıt

Bu çalışma, dürtmelerin etkisine dair iyimser beklentileri gerçekçi bir düzeye çeker. Bilimsel dergilerde yayımlanan çalışmalar, etkili bulunan dürtmelere yöneliyordu: etkisi küçük ya da sıfır çıkan çalışmaların yayımlanma olasılığı daha düşüktü ve küçük örneklemli çalışmalar, şans eseri büyük etki bulduklarında öne çıkıyordu. Dürtme birimleri ise yürüttükleri her deneyi raporladığı için, bu seçilimden arınmış bir tablo sunuyordu. Sonuç, dürtmelerin işe yaradığıdır, ama bilimsel literatürün önerdiğinden çok daha küçük ölçüde. Bunun da bir önemi vardır: dürtmelerin maliyeti çoğu zaman çok düşüktür, örneğin bir mektubun metnini değiştirmek. Yüzde 8'lik bir artış bile, milyonlarca kişiye ulaşan ucuz bir müdahale için değerli olabilir.

Bu bulgu, dürtmeler ile geleneksel teşvikler arasındaki tartışmaya güçlü bir kanıt katar. Standart kurama göre bir vergi sübvansiyonu, tasarrufun getirisini artırarak insanları daha fazla tasarrufa yöneltmelidir. Ama bu tepki, yalnızca teşvikleri fark eden ve onlara göre hareket eden aktif karar vericilerde görülür; onlar da çoğu zaman yeni tasarruf yapmak yerine, zaten yaptıkları tasarrufu vergi avantajlı hesaba taşır. Nüfusun büyük çoğunluğu ise teşviklere hiç tepki vermez ve varsayılanda kalır. Bu durumda, varsayılanı değiştiren bir düzenleme, pahalı bir sübvansiyondan çok daha etkili olabilir. Türkiye'nin bireysel emeklilik sistemindeki otomatik katılım, bu mantığın bir uygulamasıdır.

Yaygın yanlış«Dürtmeler neredeyse maliyetsiz ve çok güçlü araçlardır; bilimsel çalışmalar bir mektubun metnini değiştirmenin davranışı yüzde 30'dan fazla değiştirdiğini gösteriyor.»
Doğrusu

Bilimsel dergilerde yayımlanan dürtme çalışmalarının ortalama etkisi, seçici yayımlama nedeniyle abartılıdır. DellaVigna ile Linos'a göre dürtme birimlerinin yürüttüğü ve tümü raporlanan 126 deneyde ortalama etki yüzde 8'lik bir artıştı; bilimsel dergilerdeki yüzde 33,4'ün çok altındaydı. Dürtmeler işe yarar, ama etkileri çoğu zaman mütevazıdır.

Yaygın yanlış«Varsayılan seçenek yalnızca kararsız insanları etkiler; bir konuda gerçekten güçlü bir tercihi olan kimse varsayılanda kalmaz, bu yüzden varsayılanlar insanların gerçek tercihlerini değiştirmez.»
Doğrusu

Organ bağışı deneyinde, tek bir tıklamayla değiştirilebilen bir varsayılan bile bağış oranını yaklaşık iki katına çıkardı; Avrupa ülkelerinde açık rıza ile varsayılan rıza arasında yaklaşık 60 puanlık bir fark vardı. Danimarka'da tasarrufçuların yüzde 85'i pasifti ve varsayılan katkılarda kalıyordu. Varsayılanlar, pek çok insanın kararını belirler; bu yüzden hangi seçeneğin varsayılan yapılacağı, önemli bir politika kararıdır.

Neden önemli?

Dürtmeler, son yirmi yılda kamu politikasının önemli bir aracı hâline geldi. Pek çok ülkede hükümetler, davranışsal iktisadın bulgularını politika tasarımına uygulayan birimler kurdu. Vergi hatırlatma mektupları, emeklilik planlarına otomatik katılım, sağlık randevusu hatırlatmaları ve enerji tüketimi raporları, bu yaklaşımın yaygın örnekleridir. Bu araçların çekiciliği, düşük maliyetleri ve seçme özgürlüğünü korumalarıdır: bir yasak ya da bir vergi gibi siyasal olarak zor kararlar gerektirmezler.

Ama dürtmelerin sınırları ve riskleri de vardır. Etkileri çoğu zaman mütevazıdır ve iklim değişikliği ya da yetersiz emeklilik birikimi gibi büyük sorunları tek başlarına çözmezler; bazı eleştirmenler, dürtmelerin daha etkili ama siyasal olarak zor politikaların, örneğin karbon vergisinin, yerine geçmesinden endişe eder. Meşruiyet sorusu da önemlidir: bir hükümetin insanları hangi yöne dürteceğine kim karar verir ve bu karar nasıl denetlenir? Aynı araçlar, özel şirketler tarafından tüketicilerin aleyhine de kullanılabilir. Bu yüzden dürtmelerin tasarımında şeffaflık, kanıta dayalı değerlendirme ve kolay çıkış olanağı, meşruiyetin temel koşulları olarak görülür.

Model

Çözümlü örnek — Varsayılanda kimler kalır?

Bir emeklilik planına katılmanın her çalışan için farklı bir değeri olduğunu varsayalım. 100 çalışandan 60'ı için katılmanın değeri artı 500 lira, 25'i için artı 100 lira, 15'i için eksi 300 liradır; son grup, örneğin borçları yüksek olduğu için katılmamayı yeğler. Varsayılandan ayrılmak, formu doldurmak ve karar vermek için gereken zaman ve çaba nedeniyle her çalışana 200 liralık bir maliyet yaratıyor.

Varsayılan katılmamak ise, bir çalışan ancak katılmanın değeri 200 lirayı aşıyorsa katılır. 60 çalışan katılır, 25 çalışan katılmanın değeri maliyetten küçük olduğu için katılmaz, 15 çalışan zaten katılmak istemez. Katılım oranı yüzde 60'tır.

Varsayılan katılmak ise, bir çalışan ancak katılmamanın değeri 200 lirayı aşıyorsa çıkar. Katılmamanın değeri, son grup için 300 liradır; bu grup çıkar. Öbür 85 çalışan katılımda kalır. Katılım oranı yüzde 85'tir.

Varsayılanı değiştirmek, katılımı 25 puan artırdı. Bu 25 çalışan için katılmak zaten iyiydi, ama değiştirmenin maliyeti yüzünden katılmıyorlardı; yeni varsayılan onları daha iyi bir duruma taşıdı. Ama her iki varsayılanda da bir kayıp vardır: katılmamak varsayılan olduğunda 25 çalışan iyi bir fırsatı kaçırır, katılmak varsayılan olduğunda ise son grup çıkmak için 200 liralık maliyete katlanır. İyi bir varsayılan, çoğunluğun zaten seçeceği seçenektir; böylece değiştirme maliyetine katlanmak zorunda kalanların sayısı en aza iner. Varsayılanın ne olacağı, farklı insanların ihtiyaçlarını gözetmeyi gerektiren bir karardır.

Çözümlü örnek — Bir mektup kaç liralık fiyat artışına denk?

Hunt Allcott, bir enerji şirketinin hanelere gönderdiği ve onların elektrik tüketimini komşularınınkiyle karşılaştıran raporların etkisini, ABD'de 600 bin haneyi kapsayan rastgele deneylerle inceledi. Raporlar ortalama tüketimi yüzde 2,0 azalttı. Allcott, bu etkinin kısa dönemde elektrik fiyatlarının yüzde 11 ile 20 arasında artırılmasının etkisine denk olduğunu hesapladı.

Bu karşılaştırma, elektrik talebinin kısa dönem fiyat esnekliğini ima eder. Yüzde 2'lik bir tüketim azalışı yüzde 11'lik bir fiyat artışıyla sağlanıyorsa esneklik yaklaşık 2 ÷ 11 ≈ 0,18, fiyat yüzde 20 artırıldığında sağlanıyorsa 2 ÷ 20 = 0,10'dur. Kısa dönemde elektrik talebi çok esnek değildir; bu yüzden aynı azalışı fiyatla sağlamak, büyük ve siyasal olarak zor bir fiyat artışı gerektirir. Bir rapor ise hanelerin elektrik faturasını artırmadan aynı etkiyi yaratabilir.

Etkiler hanelere göre de çok farklıydı. Rapordan önce en çok elektrik tüketen yüzde 10'luk dilimdeki haneler tüketimlerini yüzde 6,3 azaltırken, en az tüketen yüzde 10'luk dilimdekiler yalnızca yüzde 0,3 azalttı. Bu, betimleyici normun mantığıyla uyumludur: kendisini ortalamanın çok üstünde görenler daha çok tepki verir. Allcott'un bulgusuna göre, düşük tüketenlere gösterilen onaylayıcı mesajların, onların tüketimini artırmalarını önlemede anlamlı bir rolü yoktu; ortalamaya doğru çekilme endişesi bu deneyde belirgin biçimde gerçekleşmemişti.

Çözümlü örnek — Sübvansiyon mu, varsayılan mı?

Bir hükümet emeklilik tasarrufunu artırmak istiyor ve iki seçeneği karşılaştırıyor. Birinci seçenek, emeklilik hesaplarına yatırılan her 100 lira için 20 liralık bir vergi sübvansiyonu. İkinci seçenek, işverenlerin çalışanların maaşının yüzde 3'ünü, çalışanlar aksini istemedikçe, bir emeklilik hesabına yatırmasını zorunlu kılan bir düzenleme.

Chetty ve arkadaşlarının bulgularından esinlenen basit bir hesap yapalım. Çalışanların yüzde 15'i aktif, yüzde 85'i pasif tasarrufçu olsun. Sübvansiyona yalnızca aktif tasarrufçular tepki veriyor ve onlar da tepkilerinin büyük kısmında, zaten yapacakları tasarrufu vergi avantajlı hesaba kaydırıyor. Danimarka'da her 1 dolarlık sübvansiyon toplam tasarrufu yalnızca 1 sent artırıyordu; yani sübvansiyona harcanan 1 milyar lira, toplam tasarrufu yalnızca yaklaşık 10 milyon lira artırır.

Otomatik katkı düzenlemesinde ise pasif tasarrufçuların neredeyse tamamı varsayılanda kalır ve maaşlarının yüzde 3'ü tasarrufa gider. Bu katkıların bir kısmı, çalışanların başka tasarruflarını azaltmalarıyla dengelenebilir; ama pasif tasarrufçular bu tür ayarlamaları da pek yapmaz. Devletin bütçesinden neredeyse hiçbir harcama yapılmadan, toplam tasarruf belirgin biçimde artar.

Bu karşılaştırma, bir politikanın etkisinin, insanların ona nasıl tepki verdiğine bağlı olduğunu gösterir. Teşvikler, teşviklere dikkat eden insanlar için tasarlanmıştır; oysa pek çok insan dikkat etmez. Ama otomatik katkının da bir bedeli vardır: bugün tüketmeye ihtiyacı olan düşük gelirli bir çalışan, farkında olmadan tasarrufa yönlendirilebilir ve yüksek faizli bir borç almak zorunda kalabilir. Bu yüzden otomatik düzenlemelerde katkı oranının ve çıkış kolaylığının dikkatle belirlenmesi gerekir.

Çözümlü örnek — Varsayılan yerine aktif seçim

Varsayılanın bir alternatifi, insanları bir seçim yapmaya zorlamaktır. Gabriel Carroll, James Choi, David Laibson, Brigitte Madrian ve Andrew Metrick, bir ABD şirketinde yeni işe girenlerin, emeklilik planına katılıp katılmayacaklarına ilk ayda aktif olarak karar vermek zorunda bırakıldığı bir düzenlemeyi inceledi. Aktif karar zorunluluğu, işe girenlerin plana katılma oranını, katılmanın ayrı bir başvuru gerektirdiği standart düzenlemeye göre 28 puan artırdı. Aktif seçim, işe girişten üç ay sonra, standart düzenlemede ancak 30 ayda ulaşılacak bir tasarruf dağılımı üretti.

Aktif seçimin varsayılandan farkı, kimseyi belirli bir seçeneğe yönlendirmemesidir. Önceki örnekteki çalışanları düşünelim. Aktif seçimde herkes karar vermek zorundadır ve bu karar için gereken 200 liralık maliyete zaten katlanır; bu yüzden artık varsayılandan ayrılmanın ayrı bir maliyeti yoktur. Katılmanın değeri pozitif olan 85 çalışan katılır, negatif olan 15 çalışan katılmaz. Katılım yüzde 85'tir; tıpkı katılmanın varsayılan olduğu durumda olduğu gibi. Ama bu kez herkes kendi tercihine uygun seçeneği seçmiştir.

Aktif seçimin bedeli, herkesin karar maliyetine katlanmasıdır: 100 çalışanın her biri 200 lira, toplam 20 bin lira. Katılmanın varsayılan olduğu düzenlemede ise yalnızca çıkmak isteyen 15 çalışan bu maliyete katlanıyordu: toplam 3 bin lira. Tercihler bir yönde yoğunlaşmışsa, o yönde bir varsayılan daha ucuzdur; tercihler çok farklı ve kişiye özgüyse, aktif seçim daha iyi olabilir. Carroll ve arkadaşları, en iyi düzenlemenin, çalışanların tercihlerinin ne kadar farklılaştığına ve kararı erteleme eğilimlerinin ne kadar güçlü olduğuna bağlı olduğunu gösterdi.

Çözümlü örnek — Mektup mu, ödül mü?

Bir sağlık kurumu, bir aşının yaptırılma oranını artırmak istiyor. Şu anda hedef kitlenin yüzde 30'u aşı yaptırıyor. Birinci seçenek, herkese kişiselleştirilmiş bir hatırlatma mesajı göndermek; mesaj başına maliyet 5 lira ve DellaVigna ile Linos'un ortalama bulgusuna yakın olarak aşı oranını 1,4 puan artırıyor. İkinci seçenek, aşı yaptıran herkese 200 liralık bir ödül vermek; bu ödülün aşı oranını 5 puan artırdığını varsayalım.

Mesaj seçeneğinde, hedef kitledeki her kişi için maliyet 5 liradır ve her kişi başına 0,014 ek aşı yapılır. Ek aşı başına maliyet 5 ÷ 0,014 ≈ 357 liradır. Ödül seçeneğinde, aşı yaptıranların tamamına, yani hedef kitlenin yüzde 35'ine ödeme yapılır; kişi başına ortalama maliyet 0,35 × 200 = 70 liradır. Ek aşı oranı kişi başına 0,05 olduğu için ek aşı başına maliyet 70 ÷ 0,05 = 1.400 liradır.

Mesaj, ek aşı başına ödülden yaklaşık dört kat daha ucuzdur; ama toplam etkisi çok daha küçüktür. Ödülün pahalı olmasının nedeni, ödülün, zaten aşı yaptıracak olan yüzde 30'a da ödenmesidir. Bu hesap, dürtmelerin çekiciliğinin çoğu zaman etkilerinin büyüklüğünden değil, maliyet etkinliklerinden geldiğini gösterir. Bir politika yapıcı, hedefine ulaşmak için ucuz ama küçük etkili araçları, daha pahalı ama güçlü araçlarla birlikte kullanmak zorunda kalabilir.

Çözümlü örnek — Çamur kimi eler?

Bir sosyal yardım, hak sahibi 1.000 haneye ayda 3.000 lira ödüyor. Başvuru süreci, belge toplamak, bir daireye şahsen gitmek ve form doldurmak için her haneye zaman ve para olarak ortalama 1.500 liralık bir maliyet yaratıyor. Bu maliyet her hanede aynı değil: 600 hane için 1.000 lira, düzensiz saatlerde çalışan, bakım yükü taşıyan ya da okuma yazma güçlüğü çeken 400 hane için ise 5.000 liradır.

Yardımın bir aylık değeri 3.000 lira olduğuna göre, başvuru maliyeti 1.000 lira olan 600 hane başvurur; maliyeti 5.000 lira olan 400 hane ise, yardıma belki daha çok ihtiyacı olduğu hâlde, başvurmaz. Başvuru oranı yüzde 60'tır. Çamur, yardımı hak edenleri ihtiyaçlarına göre değil, başvurunun zahmetine katlanabilmelerine göre ayıklar.

Karmaşık başvuru süreçlerini savunanlar, bunların yardıma gerçekten ihtiyacı olmayanları elediğini ve bütçeyi koruduğunu söyler. Bu savunma, zahmete katlanma isteğinin ihtiyaçla birlikte arttığı durumlarda geçerli olabilir. Ama bu örnekte olduğu gibi, en çok ihtiyacı olanlar zahmete en az katlanabilenlerse, çamur tam da hedeflenen haneleri dışarıda bırakır. Başvuruyu kolaylaştırmak ya da yardımı devletin zaten elindeki bilgilerle kendiliğinden vermek, bu 400 haneyi yardıma ulaştırır; bütçe maliyeti artar ama yardımın hedefi daha iyi tutturulur.

Çözümlü örnek — Yayımlanan etki neden büyük?

DellaVigna ile Linos'un bulgusunu sayılarla okuyalım. Bilimsel dergilerdeki çalışmalarda ortalama etki 8,7 puandı ve bu, kontrol grubunun ortalamasına göre yüzde 33,4'lük bir artıştı; buradan kontrol grubunun ortalamasının yaklaşık 8,7 ÷ 0,334 ≈ yüzde 26 olduğu çıkar. Dürtme birimlerinde etki 1,4 puandı ve bu yüzde 8'lik bir artıştı; buradan kontrol ortalamasının 1,4 ÷ 0,08 ≈ yüzde 17,5 olduğu çıkar.

İki etki arasındaki fark 8,7 − 1,4 = 7,3 puandır. Yazarlara göre bu farkın yaklaşık yüzde 70'i, yani yaklaşık 5,1 puanı, seçici yayımlama ve düşük istatistiksel güçten, kalan yaklaşık 2,2 puanı ise müdahalelerin özelliklerindeki farklardan geliyordu. Bu, bir politika yapıcının bilimsel literatürdeki ortalama etkiye dayanarak bir dürtmenin sonucunu tahmin ederse, beklentisini birkaç kat abartabileceği anlamına gelir.

Bu hesap, dürtme politikalarının değerlendirilmesinde bir ilkeyi de gösterir: bir müdahaleyi geniş ölçekte uygulamadan önce, uygulanacağı ortamda yeterli büyüklükte bir deneyle sınamak ve sonuçları, etkisi küçük çıksa da raporlamak. Dürtme birimlerinin bu yaklaşımı, etki tahminlerini daha güvenilir kılar.

Modelin sınırları

Bu dersteki modeller, varsayılanın gücünü tek bir değiştirme maliyetiyle açıkladı. Gerçekte varsayılanlar başka kanallardan da etkilidir: insanlar varsayılanı, onu belirleyenin önerisi olarak algılayabilir; kararı ertelemek, varsayılanda kalmak anlamına gelir; ve varsayılandan ayrılmak, bir kayıp gibi hissedilebilir. Bu kanalların hangisinin baskın olduğu, en iyi varsayılanın ne olduğunu ve kimin refahının nasıl değiştiğini etkiler.

Dürtmelerin refah değerlendirmesi de zordur. Bir dürtme davranışı değiştirdiğinde, değişen davranışın kişinin gerçek tercihlerine daha uygun olduğunu nasıl bilebiliriz? Özgürlükçü paternalizm, «insanların kendi yargılarına göre» daha iyi olanı hedefler; ama bu yargılar da çerçevelere ve varsayılanlara bağlı olabilir. Son olarak, bir dürtmenin kısa dönemdeki etkisi, uzun dönemde sürmeyebilir; insanlar mesajlara alışabilir ya da farklı davranışlarla telafi edebilir. Bu sorular, dürtmelere dayanan politikaların sürekli ve şeffaf biçimde değerlendirilmesini gerektirir. Bir dürtmenin başarısını değerlendirirken, yalnızca hedeflenen davranışın ne kadar değiştiğine değil, bu değişikliğin başka yerlerde bir telafiye yol açıp açmadığına da bakmak gerekir: otomatik katkıyla artan emeklilik tasarrufu, başka bir hesaptaki birikimin azalmasıyla ya da yeni bir borçla dengeleniyorsa, toplam etki göründüğünden küçüktür.

Uygulama

Özet kartı

  1. Seçim mimarisi, seçeneklerin sunuluş biçiminin bütünüdür ve tarafsız bir seçim mimarisi yoktur. Dürtme, hiçbir seçeneği yasaklamadan ve teşvikleri önemli ölçüde değiştirmeden davranışı öngörülebilir biçimde değiştiren bir düzenlemedir; Thaler ile Sunstein'ın özgürlükçü paternalizmi bu araçlara dayanır.
  2. Johnson ile Goldstein'ın deneyinde tek tıklamayla değiştirilebilen bir varsayılan bile organ bağışı oranını yaklaşık iki katına çıkardı; Avrupa'da açık rıza ile varsayılan rıza ülkeleri arasında etkin rıza oranında yaklaşık 60 puanlık fark vardı. Abadie ile Gay'e göre varsayılan rıza, gerçek bağış oranlarını da daha küçük ama belirgin biçimde artırdı.
  3. DellaVigna ile Linos'a göre ABD'deki dürtme birimlerinin 126 deneyinde ortalama etki yüzde 8'lik bir artıştı; bilimsel dergilerdeki yüzde 33,4'ün çok altındaydı ve farkın yaklaşık yüzde 70'i seçici yayımlamadan geliyordu.
  4. Chetty ve arkadaşlarına göre Danimarka'da her 1 dolarlık vergi sübvansiyonu toplam tasarrufu yalnızca 1 sent artırırken, otomatik katkılar tasarrufu belirgin biçimde artırdı; tasarrufçuların yüzde 85'i pasifti.
  5. Allcott'a göre komşu karşılaştırmalı enerji raporları tüketimi yüzde 2,0 azalttı; bu, yüzde 11–20'lik bir fiyat artışına denkti. Çamur, insanların kendi çıkarlarına olan şeyleri yapmasını zorlaştıran seçim mimarisidir.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
Seçim mimarisiChoice architectureSeçeneklerin sunuluş biçiminin bütünü
DürtmeNudgeSeçenekleri yasaklamadan davranışı yönlendiren düzenleme
Özgürlükçü paternalizmLibertarian paternalismSeçme özgürlüğünü koruyarak daha iyi seçimlere yönlendirme yaklaşımı
Varsayılan seçenekDefault optionHiçbir seçim yapılmadığında geçerli olan seçenek
Betimleyici ve buyurucu normlarDescriptive and injunctive normsBaşkalarının ne yaptığı ve neyin onaylandığına dair mesajlar
ÇamurSludgeKişinin çıkarına olanı yapmasını zorlaştıran seçim mimarisi

Kendini sına

  1. (Çıktı 1) Bir dürtmeyi bir yasaktan ve bir vergiden ayıran özellikler nelerdir? Özgürlükçü paternalizmin hem «özgürlükçü» hem «paternalist» olmasının anlamını açıkla.
  2. (Çıktı 2) Organ bağışında varsayılanın bu kadar güçlü olmasının olası nedenleri nelerdir? Etkin rıza oranlarındaki büyük fark, gerçek bağış oranlarında neden daha küçük olabilir?
  3. (Çıktı 3) 200 çalışandan 90'ı için bir plana katılmanın değeri 400 lira, 70'i için 150 lira, 40'ı için eksi 250 liradır. Varsayılandan ayrılmanın maliyeti 180 liradır. Varsayılan katılmamak olduğunda ve varsayılan katılmak olduğunda katılım oranlarını hesapla. Hangi varsayılan daha az kişiyi değiştirme maliyetine katlanmak zorunda bırakır?
  4. (Çıktı 3) Bir dürtme, bir malın tüketimini yüzde 3 azaltıyor. Bu malın talebinin fiyat esnekliği 0,15 ise, aynı etkiyi yaratmak için fiyatın yaklaşık yüzde kaç artırılması gerekir?
  5. (Çıktı 3) Bir hükümet emeklilik sübvansiyonuna yılda 2 milyar lira harcıyor. Danimarka bulgusundaki gibi her 1 liralık sübvansiyon toplam tasarrufu 1 kuruş artırıyorsa, sübvansiyonun toplam tasarrufa katkısı nedir? Aynı hükümet, 1 milyon çalışanı yıllık 60 bin liralık ortalama maaşın yüzde 3'üyle otomatik bir plana dahil ederse ve çalışanların yüzde 85'i planda kalırsa, yıllık tasarruf ne kadar artar? (Katkıların başka tasarrufları azaltmadığını varsay.)
  6. (Çıktı 4) Bir yorumcu, «Dürtmeler, devletin insanları manipüle etmesinin kibar bir adıdır; ayrıca etkileri o kadar küçüktür ki hiçbir işe yaramazlar» diyor. Bu dersteki kanıtları ve meşruiyet tartışmasını kullanarak bu görüşün iki yarısını ayrı ayrı değerlendir.

Cevaplar

  1. Bir dürtme, hiçbir seçeneği ortadan kaldırmaz ve parasal teşvikleri önemli ölçüde değiştirmez; kişi dürtmeden kolayca ve ucuzca kaçınabilir. Bir yasak seçeneği ortadan kaldırır, bir vergi ise seçeneğin maliyetini değiştirir. Özgürlükçü paternalizm paternalisttir, çünkü insanları kendi yargılarına göre daha iyi olan seçimlere yönlendirmeyi amaçlar; özgürlükçüdür, çünkü isteyen herkesin kolayca başka bir seçim yapabilmesini korur.
  2. Varsayılanın gücü, değiştirmenin zahmetinden, kararı ertelemekten, varsayılanın toplumun ya da devletin bir önerisi olarak algılanmasından ve organ bağışı gibi duygusal açıdan zor bir kararı hiç düşünmemek isteğinden gelebilir. Etkin rıza oranı, kâğıt üzerindeki kayıtları gösterir; gerçek bağış ise ailelerin onayına, hastanelerin organ bulma kapasitesine, ölüm nedenlerinin dağılımına ve sağlık sisteminin örgütlenmesine de bağlıdır. Bu yüzden varsayılanın gerçek bağışlar üzerindeki etkisi, kayıtlar üzerindeki etkisinden küçük olabilir.
  3. Varsayılan katılmamak olduğunda, katılmanın değeri 180 lirayı aşan 90 çalışan katılır; katılım yüzde 45'tir. Varsayılan katılmak olduğunda, katılmamanın değeri 180 lirayı aşan, yani katılmanın değeri eksi 250 lira olan 40 çalışan çıkar; 160 çalışan kalır ve katılım yüzde 80'dir. Varsayılan katılmamak olduğunda 90 kişi değiştirme maliyetine katlanır; varsayılan katılmak olduğunda 40 kişi katlanır. Katılmak varsayılanı hem daha fazla kişiyi daha iyi bir duruma taşır hem de daha az kişiyi değiştirme maliyetine katlanmak zorunda bırakır; ama 70 çalışanın katılmak istediği hâlde varsayılan katılmamak olduğunda katılmaması, varsayılanın önemini gösterir.
  4. Tüketimdeki yüzde 3'lük azalış, esneklik 0,15 ile, fiyatın 3 ÷ 0,15 hesabıyla yaklaşık yüzde 20 oranında artırılmasıyla sağlanabilir.
  5. Sübvansiyonun toplam tasarrufa katkısı 2 milyar × 0,01 = 20 milyon liradır. Otomatik planda 1 milyon çalışanın yüzde 85'i, yani 850 bin çalışan kalır; her biri yılda 60.000 × 0,03 = 1.800 lira katkı yapar. Yıllık tasarruf artışı 850.000 × 1.800 = 1,53 milyar liradır. Bu hesap, katkıların başka tasarrufları azaltmadığı varsayımına dayanır; gerçekte bir kısmı başka tasarruflardan kayabilir.
  6. Görüşün ilk yarısı meşru bir kaygıya dayanır: dürtmeler, insanların farkında olmadıkları biçimlerde kararlarını etkileyebilir ve kimin hangi yöne dürteceğine kimin karar verdiği önemli bir sorudur; özel şirketler de aynı araçları tüketicilerin aleyhine kullanabilir. Ama tarafsız bir seçim mimarisi olmadığı için, devlet bir formu ya da bir varsayılanı tasarlarken ister istemez bir yön seçer; soru, dürtüp dürtmemek değil, hangi yöne ve hangi denetimle dürtüleceğidir. Şeffaflık, kolay çıkış olanağı ve kanıta dayalı değerlendirme, meşruiyetin koşulları olarak savunulabilir. Görüşün ikinci yarısı ise kanıtın bir kısmını görmezden geliyor: DellaVigna ile Linos, dürtme birimlerinin deneylerinde etkilerin bilimsel literatürün önerdiğinden çok daha küçük, ortalama yüzde 8'lik bir artış olduğunu buldu; ama bu etki anlamlıydı ve çok düşük maliyetli müdahaleler için değerliydi. Organ bağışında ve Danimarka'daki emeklilik tasarrufunda varsayılanların etkisi ise çok büyüktü. Dürtmeler her sorunu çözmez, ama «hiçbir işe yaramaz» demek de kanıtlarla uyuşmaz.

İleri okuma

  • Eric J. Johnson, Daniel G. Goldstein (2003). «Do Defaults Save Lives?». Science 302(5649). Organ bağışında varsayılanın etkisi.
  • Stefano DellaVigna, Elizabeth Linos (2022). «RCTs to Scale: Comprehensive Evidence From Two Nudge Units». Econometrica 90(1). Dürtme birimlerinin 126 deneyi ve bilimsel literatürle karşılaştırma.
  • Raj Chetty, John N. Friedman, Søren Leth-Petersen, Torben Heien Nielsen, Tore Olsen (2014). «Active vs. Passive Decisions and Crowd-Out in Retirement Savings Accounts: Evidence from Denmark». Quarterly Journal of Economics 129(3). Sübvansiyonlar ve otomatik katkılar.
  • Hunt Allcott (2011). «Social Norms and Energy Conservation». Journal of Public Economics 95(9–10). Komşu karşılaştırmalı enerji raporlarının etkisi.

Sonraki derse köprü

Bu derste seçim mimarisini, çoğunlukla insanların kendi çıkarlarına daha uygun seçimler yapmalarına yardım etmek isteyen bir kamu otoritesinin elinde gördük. Ama seçim mimarlarının büyük çoğunluğu hükümetler değil, şirketlerdir: raflarını düzenleyen marketler, fiyatlarını belirleyen perakendeciler, abonelik süreçlerini tasarlayan platformlar. Sıradaki ders, tüketici davranışını ve pazarlamayı ele alıyor. Şirketler, bu kursta gördüğümüz eğilimleri fiyatlama ve pazarlamada nasıl kullanır? Tüketicilerin sınırlı dikkati ve sistematik sapmaları, rekabetçi piyasalarda bile neden kalıcı olabilir ve bu durum tüketiciyi korumak için ne gerektirir?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • Açılış: bir yemekhane tezgâhı; meyve kasası kasanın önüne, tatlılar arka rafa kayar. Bir su faturasına «komşularınızın ortalaması» satırı eklenir. Bir emeklilik formunda «katıl» kutusu kendiliğinden işaretli gelir.
  • Hikâye: bir Avrupa haritası; açık rıza gerektiren dört ülke ve varsayılan rızaya sahip altı ülke iki renkle ayrılır. Her ülkenin üzerinde etkin rıza çubuğu; iki grup arasında boş bir şerit. Ardından bir posta kutusuna yağan milyonlarca mektup ve yerinden kıpırdamayan bir rıza çubuğu.
  • Kavram: bir mimarın çizim masasında bir form, bir raf ve bir web sayfası taslağı. Bir kutucuğun işaretli ya da işaretsiz gelmesi arasında gidip gelen bir animasyon. Ardından çamurla kaplı bir yol ve başvuru formlarından oluşan bir yığın.
  • Veri ve kanıt: 126 deneyi temsil eden noktalar ve bilimsel dergilerdeki çalışmaların noktaları; ikinci grubun noktaları daha yukarıda toplanır, ama altında görünmeyen, yayımlanmamış noktalar belirir. Ardından Danimarka haritası ve iki grup insan: küçük bir grup hesaplar arasında para taşır, büyük bir grup yerinde durur.
  • Model: 100 çalışanın varsayılan değiştiğinde iki grup arasında yer değiştirmesi. Bir elektrik faturasının yanında bir fiyat etiketinin yükselişi ile aynı etkiyi yaratan bir raporun karşılaştırılması.
  • Neden önemli: farklı ülkelerde kurulan davranışsal politika birimlerini temsil eden bir ağ; ardından bir şirketin abonelik iptal ekranında gizlenmiş bir «iptal» düğmesi.

Seslendirme, dürtmeleri ne her sorunu çözen bir sihirli değnek ne de bir manipülasyon aracı olarak sunar. Etkilerin gerçek ama çoğu zaman mütevazı olduğunu, meşruiyet sorularının ciddi olduğunu ve aynı araçların hem kamu hem özel sektör tarafından kullanılabildiğini dengeli biçimde aktarır.

Kısa kesit

Dikey, elli saniyelik. Seslendirme: «Bazı ülkelerde organ bağışçısı olmak için bir form doldurman gerekir. Bazılarında ise bağışçı olmamak için.» Ekranda iki kutu. «Seçenekler aynı. Ama bağışçı oranları arasında 60 puan fark var.» Kapanış: «Bir kutunun işaretli gelmesi neden bu kadar önemli? Derste.»