Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Sosyal tercihler, insanların yalnızca kendi kazançlarını değil, başkalarının kazancını, paylaşımın adilliğini ve başkalarının niyetlerini de önemsemesidir. Tutarlı oldukları sürece rasyonellikle değil, bencillik varsayımıyla çelişirler.
- Ültimatom oyununda öğrencilerin ortalama teklifleri yüzde 40 ile 45 arasındadır ve yüzde 20'lik teklifler yaklaşık yarı yarıya reddedilir. Diktatör oyununda ortalama teklifler yüzde 20 ile 30 arasındadır; aradaki fark, reddedilme korkusunun, yani stratejik kaygının payını gösterir.
- Henrich ve arkadaşlarının on beş küçük ölçekli toplumdaki deneylerinde ortalama ültimatom teklifleri yüzde 26 ile 58 arasında değişti ve bu farklar, toplumların piyasalarla bütünleşme derecesi ve işbirliğinin gündelik getirisiyle ilişkiliydi.
- Berg, Dickhaut ve McCabe'nin güven oyununda 32 birinci oyuncunun 30'u tanımadıkları birine para gönderdi; ortalama gönderilen 5,16 dolardı ve ortalama olarak biraz daha azı geri döndü. Güven, toplam geliri artırır; ama güvenenin kendisi her zaman kazanmaz.
- Algan ile Cahuc, göçmen torunlarının kalıtsal güvenini kullanarak güvenin yirminci yüzyıl boyunca ekonomik büyüme üzerinde büyük bir nedensel etkisi olduğunu gösterdi. Güvenin düşük olduğu toplumlarda işlem maliyetleri yükselir ve pek çok karlı alışveriş hiç yapılmaz.
Öğrenme çıktıları
- Hatırlama — Sosyal tercihleri, ültimatom, diktatör ve güven oyunlarını, olumlu ve olumsuz karşılıklılığı ve genelleştirilmiş güveni tanımlar.
- Anlama — İnsanların neden kendi paralarından vazgeçerek adaletsiz teklifleri reddettiğini, tanımadıkları kişilere neden güvendiğini ve bu davranışların toplumdan topluma neden değiştiğini açıklar.
- Uygulama — Ret olasılıkları verildiğinde bencil bir teklif verenin en iyi teklifini hesaplar, diktatör ve ültimatom tekliflerini karşılaştırarak cömertliğin ve stratejinin payını ayırır ve bir güven oyununun getirisini bulur.
- Değerlendirme — On beş küçük ölçekli toplumdaki deneyleri, güven oyununu ve güvenin büyümeye etkisini inceleyen çalışmayı karşılaştırarak, sosyal tercihlerin piyasaların işleyişi için önemine dair iddiaları tartar.
Sezgi
Açılış
Bir yabancı sana 100 lira veriyor ve şöyle diyor: «Bu parayı yanındaki kişiyle paylaş. Ona istediğin kadarını teklif edebilirsin. O kabul ederse ikiniz de teklif edilen payları alırsınız. Reddederse ikiniz de hiçbir şey almazsınız.» Yanındaki kişiyi tanımıyorsun, bir daha görmeyeceksin ve teklifini kimse bilmeyecek. Ona ne teklif edersin? Sen onun yerinde olsaydın, sana 10 lira teklif edilseydi kabul eder miydin?
Homo economicus'un cevabı açıktır. Teklif edilen kişi, 10 lirayı da, 1 lirayı da kabul etmelidir; çünkü reddetmek ona hiçbir şey kazandırmaz. Bunu bilen teklif veren de, en küçük tutarı teklif etmelidir. Oysa dünyanın pek çok yerinde yapılan deneylerde, teklif verenler çoğu zaman paranın yüzde 40 ile 50'sini teklif eder ve teklif edilenler, düşük teklifleri sık sık reddeder. İnsanlar, adaletsiz buldukları bir paylaşımı cezalandırmak için kendi paralarından vazgeçmeye razıdır.
Kursun ilk dersinde rasyonelliğin bencillik anlamına gelmediğini söylemiştik: başkalarını önemsemek, tercihler tutarlı kaldıkça rasyonellikle çatışmaz. Bu ders, o önemsemenin biçimlerini inceliyor. İnsanlar başkalarının kazancını ne kadar ve hangi koşullarda önemser? Adalet ve güven, piyasaların ve kurumların işleyişini nasıl etkiler?
Hikâye — On beş toplumda aynı oyun
1990'ların ortasında antropolog Joseph Henrich, Peru'nun güneydoğusundaki Amazon ormanlarında, kesip yakma yöntemiyle bahçecilik yapan Machiguenga halkı arasında çalışıyordu. Onlarla, dünyanın dört bir yanında üniversite öğrencileriyle defalarca oynanmış olan ültimatom oyununu oynadı. Sonuç şaşırtıcıydı. Öğrencilerle yapılan deneylerde teklifler çoğu zaman yarı yarıya bir paylaşımın çevresinde toplanırken, Machiguenga'nın teklifleri çok daha düşüktü ve düşük teklifler neredeyse hiç reddedilmiyordu. Machiguenga, iktisatçıların homo economicus'una, dünyanın her yerindeki öğrencilerden çok daha fazla benziyordu.
Bu bulgu, bir grup davranış bilimcisini harekete geçirdi. Joseph Henrich, Robert Boyd, Samuel Bowles, Colin Camerer, Ernst Fehr, Herbert Gintis, Richard McElreath ve arkadaşları, bunun olağandışı bir sonuç mu, yoksa toplumlar arasındaki gerçek bir farkın işareti mi olduğunu sormaya karar verdi. On iki ülkede, beş kıtada, avcı-toplayıcılardan göçebe çobanlara, bahçecilerden küçük çiftçilere kadar on beş küçük ölçekli toplumda aynı oyunları oynattılar.
Sonuçlar, öğrencilerle yapılan deneylerden çok daha büyük bir çeşitlilik gösterdi. Sanayileşmiş toplumlarda yapılan standart deneylerde ortalama teklifler genellikle paranın yüzde 40 ile 50'si arasındaydı. On beş toplumda ise ortalama teklifler yüzde 26 ile 58 arasında değişiyordu; yani tipik davranışın hem altında hem üstünde. Machiguenga'da ortalama teklif yüzde 26'ydı ve tekliflerin çoğu yüzde 15 ya da 25'te toplanmıştı. Bazı toplumlarda ise teklifler yarıdan fazlaydı ve bazılarında yarıdan fazla olan cömert teklifler bile sık sık reddediliyordu.
Araştırmacılar, bu farkları neyin açıkladığını da sordu. Bireylerin yaşı, cinsiyeti, zenginliği gibi özellikleri, oyundaki davranışı tutarlı biçimde açıklamıyordu. Açıklayan, toplumların ekonomik yapısıydı: bir toplum piyasalarla ne kadar bütünleşmişse ve gündelik hayatta işbirliğinin getirisi ne kadar yüksekse, oyunlarda gösterilen toplum yanlısı davranış da o kadar fazlaydı. Pek çok toplumda oyun davranışı, o toplumun gündelik etkileşim kalıplarını yansıtıyor gibiydi. Yazarların ilk sonucu ise en genel olanıydı: yalnızca kendi çıkarına dayanan kanonik model, incelenen toplumların hiçbirinde davranışı açıklamaya yetmiyordu.
Kavram
Hikâyedeki davranışların hepsinin ortak adı şudur.
Sosyal tercihleri ölçmek için iktisatçılar, sade ve kuralları açık birkaç oyun kullanır.
Ültimatom oyununda cömert teklifler, gerçek bir cömertlikten de, reddedilme korkusundan da gelebilir. Bu ikisini ayırmak için başka bir oyun kullanılır.
Başkalarını önemsemenin bir başka yüzü, tanımadığımız insanlara güvenmek ve güvenimizi boşa çıkarmamaktır.
Güven oyunundaki ikinci oyuncunun davranışı, karşılıklılık kavramıyla açıklanır.
Toplumlar, insanların tanımadıkları kişilere ne kadar güvendiğine göre de farklılaşır.
Veri ve kanıt
Bu deney, güvenin laboratuvarda bile, hiçbir yaptırım ve itibar kaygısı olmadan var olduğunu gösterir. Birinci oyuncuların neredeyse tamamı, geri ödeme garantisi olmadan tanımadıkları birine para gönderdi. Ortalama olarak bu güven kârlı değildi: gönderilen her dolar için ortalamada biraz daha az geri döndü. Ama toplam açısından güven değer yaratıyordu: gönderilen her dolar üçe katlandığı için, gönderilen ortalama 5,16 dolar, çift başına yaklaşık 10 dolarlık ek bir toplam gelir yaratıyordu. Kimse göndermeseydi bu gelir hiç yaratılmayacaktı. Güven, bu anlamda, işbirliğinin getirisini gerçekleştiren bir girdidir; güvene layık olmayanlar ise bu getirinin dağılımını kendi lehlerine çevirir.
Güven ile gelir arasındaki ilişki uzun süredir biliniyordu: güvenin yüksek olduğu ülkeler genellikle daha zengindir. Ama bu ilişkinin yönü belirsizdi: güven mi büyümeyi getiriyordu, yoksa zenginlik ve iyi kurumlar mı güveni? Algan ile Cahuc'un yöntemi, güvenin, göç eden aileler aracılığıyla kuşaktan kuşağa aktarılan ve ülkedeki güncel ekonomik koşullardan bağımsız bir bileşenini yakalamaya çalışır. Kurumlar dersinde gördüğümüz, köle ticaretinin Afrika'daki toplulukların güvenini kuşaklar boyunca aşındırdığı bulgusu, güvenin tarihsel olaylarla şekillendiğini ve kalıcı olabildiğini gösteriyordu; bu çalışma ise o güvenin ekonomik sonuçlarını ölçer. Yine de yöntemin bir varsayımı vardır: göçmen torunlarının güveninin, atalarının ülkesindeki güveni doğru yansıttığı. Göç eden aileler, ülkelerinin tipik aileleri olmayabilir.
Yaygın yanlış«Ültimatom oyununda yarı yarıya teklif eden herkes adil ve cömert insanlardır; teklifler insanların ne kadar iyi olduğunu doğrudan gösterir.»
Ültimatom oyunundaki teklifler, cömertliği de reddedilme korkusunu da yansıtır. Kendi çıkarını düşünen bir teklif veren bile, düşük tekliflerin reddedileceğini biliyorsa yüksek bir teklif verebilir. Öğrencilerle yapılan deneylerde diktatör oyunundaki ortalama teklifler genellikle yüzde 20 ile 30 arasındayken, ültimatom oyunundaki ortalama teklifler yüzde 40 ile 45 arasındadır; aradaki farkın önemli bir kısmı stratejik kaygıdan gelir.
Yaygın yanlış«Adalet duygusu ve güven, insan doğasının evrensel ve sabit özellikleridir; her toplumda aynı biçimde görülür.»
On beş küçük ölçekli toplumda ültimatom oyunundaki ortalama teklifler yüzde 26 ile 58 arasında değişiyordu ve bu farklar, toplumların piyasalarla bütünleşme derecesi ve gündelik hayattaki işbirliğinin getirisiyle ilişkiliydi. Algan ile Cahuc, güvenin kuşaktan kuşağa aktarıldığını ve ülkeden ülkeye farklılaştığını gösterdi. Sosyal tercihler evrensel olarak var olabilir, ama biçimleri ve güçleri kültüre, kurumlara ve tarihe göre değişir.
Neden önemli?
Sosyal tercihler, gündelik ekonomik hayatın bazı bilmecelerine cevap verir. Firmalar, talep patladığında fiyatları neden piyasanın taşıyabileceği kadar yükseltmez? Müşterilerin adaletsiz bulacağı fiyat artışları, uzun dönemde itibar kaybına ve boykotlara yol açabilir. Çalışanlar, kimse denetlemese de neden işlerini iyi yapar? Pek çok çalışan, işverenin kendisine iyi davranmasına iyi çalışarak karşılık verir. Vergiler neden, yakalanma olasılığının öngöreceğinden daha fazla ödenir? Vergi ödemenin adil bir yükümlülük olduğu inancı ve başkalarının da ödediği beklentisi, vergi uyumunu destekler.
Güven, ekonomik açıdan özellikle önemlidir. Her alışveriş bir ölçüde güvene dayanır: satıcı malın kalitesi konusunda, alıcı ödemeyi zamanında yapacağı konusunda, borç veren borçlunun geri ödeyeceği konusunda güvenilmek zorundadır. Güvenin düşük olduğu toplumlarda, bu güvensizlik sözleşmeler, teminatlar, denetimler ve mahkemelerle telafi edilmeye çalışılır; bu da işlem maliyetlerini artırır ve bazı alışverişlerin hiç yapılmamasına yol açar. İnsanlar yalnızca aile ve yakın çevreleriyle iş yapmayı yeğler; bu da firmaların büyümesini ve piyasaların genişlemesini sınırlar. Türkiye için de güven, hem kişiler arası ilişkilerde hem de kurumlara duyulan güvende, ekonomik performansın önemli bir belirleyicisi olarak tartışılır.
Model
Çözümlü örnek — Bencil bir teklif verenin en iyi teklifi
Bir teklif veren 100 lirayı paylaşacak ve tamamen kendi çıkarını düşünüyor. Teklif edilenlerin düşük teklifleri reddetme olasılığını biliyor. Öğrencilerle yapılan deneylerde yüzde 20'lik tekliflerin yaklaşık yarı yarıya reddedildiği bilinir; buna uygun olarak, ret olasılıklarının şöyle olduğunu varsayalım: yüzde 10'luk teklifte 0,70, yüzde 20'de 0,50, yüzde 30'da 0,25, yüzde 40'ta 0,10, yüzde 50'de 0,02.
Teklif verenin beklenen kazancı, kendisine kalan pay ile teklifin kabul edilme olasılığının çarpımıdır. Yüzde 10 teklif ederse: 90 × 0,30 = 27 lira. Yüzde 20: 80 × 0,50 = 40 lira. Yüzde 30: 70 × 0,75 = 52,5 lira. Yüzde 40: 60 × 0,90 = 54 lira. Yüzde 50: 50 × 0,98 = 49 lira.
Bencil teklif verenin en iyi teklifi yüzde 40'tır. Bu sonuç, öğrencilerle yapılan deneylerde gözlenen ortalama tekliflerle, yani yüzde 40 ile 45 arasıyla, şaşırtıcı ölçüde uyumludur. Ültimatom oyunundaki yüksek tekliflerin önemli bir kısmı, teklif verenlerin cömertliğinden değil, teklif edilenlerin adalet duygusunun teklif verenlerce doğru biçimde öngörülmesinden gelebilir. Burada sosyal tercihlerin asıl taşıyıcısı teklif edilendir: kendi pahasına da olsa düşük teklifleri reddetmeye razı olan, yani olumsuz karşılıklılık gösteren kişiler.
Çözümlü örnek — Cömertlik mi, strateji mi?
Aynı öğrencilerle hem diktatör hem ültimatom oyunu oynatıldığını ve diktatör oyununda ortalama olarak paranın yüzde 25'inin, ültimatom oyununda ise yüzde 42'sinin verildiğini varsayalım. Bu sayılar, öğrenci deneylerinde tipik olarak gözlenen aralıkların içindedir.
Diktatör oyununda reddetme olasılığı yoktur; bu yüzden verilen yüzde 25, teklif verenlerin gerçek cömertliğinin bir ölçüsü olarak yorumlanabilir. Ültimatom oyununda verilen yüzde 42, bu cömertliğe ek olarak reddedilme korkusunu da yansıtır. Kabaca, ültimatom teklifinin yüzde 25 ÷ 42 ≈ yüzde 60'ı cömertlikten, kalan yaklaşık yüzde 40'ı stratejik kaygıdan geliyor denebilir.
Bu ayrıştırma, ölçümün önemli bir inceliğini gösterir. Diktatör oyunundaki cömertlik bile tam olarak saf bir özgecilik ölçüsü değildir: katılımcılar deneycinin onları gözlediğini düşünebilir, verdikleri paranın çok küçük olduğunu bilebilir ya da cömert görünmek isteyebilir. Tamamen anonim tasarımlarda ve katılımcıların hiç para vermeden deneyden çıkabildiği tasarımlarda, diktatör oyunundaki verme davranışı belirgin biçimde azalabilir. Yine de verme oranının sıfıra inmemesi, bir miktar gerçek cömertliğin var olduğunu düşündürür.
Çözümlü örnek — Güven oyununun hesabı
Berg, Dickhaut ve McCabe'nin deneyini sayılarla izleyelim. Birinci oyuncu 10 dolarının 5'ini gönderiyor. Bu 5 dolar üç katına çıkarak ikinci oyuncuya 15 dolar olarak ulaşıyor. İkinci oyuncunun elinde artık kendi 10 doları ile birlikte 25 dolar var. Hiçbir şey geri göndermezse, birinci oyuncu 5, ikinci oyuncu 25 dolarla oyunu bitirir. Toplam gelir 30 dolardır; kimse göndermeseydi toplam 20 dolar olacaktı.
İkinci oyuncu 7,50 dolar geri gönderirse, birinci oyuncu 12,50 dolar, ikinci oyuncu 17,50 dolar alır; ikisi de oyuna başladıklarından daha iyi durumdadır. Birinci oyuncunun güveni ona 5 dolarlık yatırımına karşılık 7,50 dolar kazandırmıştır: yüzde 50'lik bir getiri. İkinci oyuncu 3 dolar geri gönderirse, birinci oyuncu 8 dolarla, yani başlangıçtakinden 2 dolar daha az parayla bitirir.
Deneydeki ortalamalara göre birinci oyuncular 5,16 dolar gönderdi ve ortalama olarak yaklaşık 4,6 dolar geri aldı; gönderilen her dolar için ortalamada yaklaşık 0,89 dolar geri döndü. Birinci oyuncuların güveni ortalamada biraz zararına oldu; ama çift başına toplam gelir, gönderilen tutarın iki katı kadar, yani yaklaşık 10,32 dolar arttı. Bu hesap, güvenin bireysel getirisi ile toplumsal getirisi arasındaki farkı gösterir: güven toplam geliri artırır, ama güvenen kişinin kendisi, güvenilen kişi güvene layık değilse, bu artıştan pay alamayabilir. Toplumların güveni sürdürebilmesi, güvene layık olmayı teşvik eden normlara ve kurumlara bağlıdır.
Çözümlü örnek — Güvenin işlem maliyeti
İki küçük işletme arasında bir alışveriş, taraflara toplam 10 bin lira ek kazanç sağlayacak. Taraflar birbirine güvenirse alışverişi bir el sıkışmasıyla yapabilir. Güvenmezlerse, bir avukata sözleşme hazırlatmak, teminat göstermek ve olası bir anlaşmazlıkta mahkemeye gitmek zorundadırlar; bunların toplam beklenen maliyeti 3 bin liradır.
Güven yüksekse alışverişin net kazancı 10 bin, güven düşükse 10.000 − 3.000 = 7 bin liradır. Alışverişin ek kazancı işlem maliyetinden küçükse, örneğin 2.500 lira ise, güvenin düşük olduğu bir toplumda bu alışveriş hiç yapılmaz; güvenin yüksek olduğu bir toplumda ise yapılır. Güvenin düşüklüğü, yalnızca her alışverişi pahalılaştırmakla kalmaz, küçük ve karlı pek çok alışverişi tümüyle ortadan kaldırır.
Bu mantık, genelleştirilmiş güvenin neden ekonomik büyümeyle ilişkili olabileceğini açıklar. Güvenin yüksek olduğu toplumlarda firmalar tanımadıkları tedarikçilerle ve müşterilerle daha kolay iş yapar, çalışanlara daha fazla sorumluluk verir ve aile dışından yöneticilerle büyüyebilir. Güvenin düşük olduğu toplumlarda ise işler aile ve yakın çevreyle sınırlı kalır; bu da uzmanlaşmayı ve ölçeği sınırlar.
Çözümlü örnek — Ücretle karşılık verilen çaba
George Akerlof 1982'de, bazı işyerlerinde işçilerin, kendilerine piyasanın gerektirdiğinden yüksek ücret ödeyen işverenlere, gerekenden fazla çabayla karşılık verdiğini ve bu ilişkinin kısmen bir hediye alışverişi gibi işlediğini ileri sürdü. Ernst Fehr, Georg Kirchsteiger ve Arno Riedl 1993'te laboratuvar deneyleriyle, işverenlerin ücret tekliflerinin ve işçilerin çaba seçimlerinin böyle bir karşılıklılık gösterdiğini buldu: daha yüksek ücret teklifleri, sözleşmeyle zorlanamadığı hâlde, ortalamada daha yüksek çabayla karşılandı.
Mantığı sayılarla görelim. Bir işveren, bir işçiye ücret öneriyor ve çaba sözleşmeyle belirlenemiyor. İşçinin çabası 0 ile 1 arasında bir sayı ve her çaba biriminin işverene getirisi 400 lira. Piyasayı temizleyen ücret 100 lira; bu ücretle işçi ortalama 0,3 düzeyinde çaba gösteriyor. 150 lira ödendiğinde ise işçi, karşılıklılık nedeniyle ortalama 0,5 düzeyinde çaba gösteriyor.
İşverenin kârı, çabanın getirisinden ücretin düşülmesiyle bulunur. 100 liralık ücrette kâr 0,3 × 400 − 100 = 20 liradır. 150 liralık ücrette kâr 0,5 × 400 − 150 = 50 liradır. Karşılıklılık varsa, işveren piyasa ücretinin üstünde ödeyerek daha fazla kâr eder. Kendi çıkarını düşünen işçiler olsaydı, çaba ücrete bağlı olmazdı ve yüksek ücret işverenin yalnızca maliyetini artırırdı.
Bu örnek, sosyal tercihlerin emek piyasasının işleyişini nasıl değiştirebileceğini gösterir. İşverenler, işsizler daha düşük ücrete çalışmaya razı olsa bile ücretleri düşürmek istemeyebilir; çünkü düşük ücret, mevcut çalışanların çabasını azaltabilir. Bu, ücretlerin düşmeye neden direnç gösterdiğine ve bazı piyasalarda neden piyasayı temizlemeyen ücretlerin sürebildiğine dair bir açıklama sunar. Ama karşılıklılığın gücü, işin denetlenebilirliğine, işçinin işverenle ilişkisinin süresine ve ücret artışının adil bir jest olarak algılanıp algılanmadığına bağlıdır.
Çözümlü örnek — Talep patladığında fiyat
Bir kış günü kar fırtınası çıkıyor ve bir nalbur dükkânının kar küreklerine talep birden artıyor. Kürekler normalde 500 liraya satılıyor ve dükkânın maliyeti 300 lira. Dükkân sahibi fiyatı 800 liraya çıkarırsa, fırtına süresince 100 kürek satabilir; 500 lirada ise stoktaki 100 kürek zaten satılır, ama kuyrukta bekleyen ve kürek bulamayan müşteriler olur.
Kısa dönemde fiyatı yükseltmek, dükkâna 100 × 300 = 30 bin lira ek kâr sağlar. Ama müşterilerin bir kısmı bu artışı fırtınadan yararlanmak olarak görür ve adaletsiz bulur. Bu müşterilerin 50'sinin bir daha bu dükkândan alışveriş yapmadığını ve her birinin dükkâna yılda 1.000 lira kâr bıraktığını varsayalım. Dükkân, yalnızca bir yılda 50 bin liralık kâr kaybeder; bu, fırtınadaki ek kârdan fazladır.
Bu örnek, firmaların neden kıtlık dönemlerinde fiyatları her zaman piyasayı temizleyecek düzeye çıkarmadığını açıklar. Müşterilerin olumsuz karşılıklılığı, firmaların fiyatlama kararlarında hesaba katılması gereken bir kısıttır. Ama bu kısıtın bir bedeli de vardır: fiyat yükselmediğinde kürekler, en çok ihtiyacı olanlara değil, dükkâna ilk gelenlere gider ve kuyruklar oluşur. Fiyat artışının adaletsiz görülmesi, kıtlık dönemlerinde malların paylaştırılmasını da etkiler.
Çözümlü örnek — Cezalandırma işbirliğini nasıl korur?
Dört kişilik bir grupta herkesin 20 jetonu var. Her jeton ortak bir hesaba konursa 0,4 ile çarpılıp dört kişinin her birine ödeniyor; yani ortak hesaba konan her jeton, grubun toplamına 1,6 jeton kazandırıyor ama koyana yalnızca 0,4 jeton geri dönüyor. Kendi çıkarını düşünen biri hiçbir şey koymaz; herkes böyle davranırsa her biri 20 jetonla kalır. Herkes 20 jetonunu koyarsa her biri 80 × 0,4 = 32 jeton alır.
Üç kişi 20 jeton koyar, biri hiç koymazsa, ortak hesapta 60 jeton olur ve her birine 24 jeton düşer. Katkı yapanlar 24, bedavacı ise 20 + 24 = 44 jeton alır. Kamu malları dersinde gördüğümüz gibi, bu durumda katkılar turlar ilerledikçe düşer.
Şimdi her oyuncunun, kendi 1 jetonunu harcayarak başka bir oyuncunun 3 jetonunu silebildiğini düşünelim. Üç katkı yapan, bedavacıyı ikişer jeton harcayarak cezalandırırsa, her biri 22 jetonla kalır; bedavacı ise 3 × 2 × 3 = 18 jeton kaybeder ve 26 jetonla kalır. Kendi çıkarını düşünen biri cezalandırmaz, çünkü ceza ona para kaybettirir; ama olumsuz karşılıklılık gösteren insanlar cezalandırır. Bedavacılığın getirisi 44'ten 26'ya düştüğünde, herkesin katkı yapıp 32 jeton aldığı durum bedavacıya da daha cazip gelir. Fehr ile Gächter'in deneylerinde ceza olanağının katkıları yüksek düzeyde tutması, bu mantığa uygundur.
Toplumlar neden farklılaşır?
On beş toplum çalışmasının bulgusu, sosyal tercihlerin toplumun ekonomik yapısıyla birlikte evrildiğini düşündürür. Piyasalarla bütünleşmiş bir toplumda insanlar, tanımadıkları kişilerle sık sık alışveriş yapar ve bu alışverişlerin sürmesi, adil paylaşım ve güven normlarına bağlıdır. Balina avcılığı gibi büyük ölçüde işbirliğine dayanan bir geçim biçiminde, avın adil paylaşımı hayati bir öneme sahiptir. Bu normlar, deney oyunlarına da taşınır: oyuncular, oyunu kendi gündelik hayatlarındaki benzer durumlarla ilişkilendirir ve o durumlarda geçerli olan kurallara göre davranır.
Bu bulgu, piyasaların ahlakı aşındırdığı ya da geliştirdiği yönündeki eski bir tartışmaya da katkıda bulunur. Henrich ve arkadaşlarının verileri, piyasalarla bütünleşmenin, en azından bu oyunlarda ölçülen biçimiyle, toplum yanlısı davranışı azaltmak yerine artırdığını düşündürür. Ama bu bir ilişkidir; piyasaların normları mı değiştirdiği, yoksa belirli normlara sahip toplumların mı piyasalarla daha kolay bütünleştiği, bu verilerle kesin olarak ayrılamaz.
Modelin sınırları
Bu dersteki oyunlar, sosyal tercihleri sade ve kontrollü koşullarda ölçer. Ama deney ortamının kendisi davranışı etkileyebilir: katılımcılar deneycinin kendilerini gözlediğini düşünebilir, paranın «bulunmuş para» olduğunu hissedebilir ya da oyunu kendi hayatlarındaki bir duruma benzeterek oynayabilir. Laboratuvardaki cömertliğin ve güvenin, gerçek hayattaki büyük tutarlı ve tekrarlanan etkileşimlere ne ölçüde taşındığı, bu kursun ilerleyen derslerinde tartışılacak bir sorudur.
Ayrıca bu ders, sosyal tercihlerin biçimlerini sezgisel olarak tanımladı. İnsanların neden adaletsizliği cezalandırdığı, eşitsizlikten mi, niyetlerden mi, yoksa sosyal normlardan mı hoşlanmadıkları, farklı kuramların farklı cevaplar verdiği bir sorudur. Bu kuramların her biri, bazı deney bulgularını iyi açıklarken başkalarında zorlanır. Güvenin büyümeye etkisini ölçen çalışmalar ise, güvenin ölçümüne ve nedensellik stratejilerinin varsayımlarına dayanır; bu varsayımlar tartışmalıdır.
Uygulama
Özet kartı
- Sosyal tercihler, insanların yalnızca kendi kazançlarını değil, başkalarının kazancını, paylaşımın adilliğini ve başkalarının niyetlerini de önemsemesidir. Tutarlı oldukları sürece rasyonellikle değil, bencillik varsayımıyla çelişirler.
- Ültimatom oyununda öğrencilerin ortalama teklifleri yüzde 40 ile 45 arasındadır ve yüzde 20'lik teklifler yaklaşık yarı yarıya reddedilir. Diktatör oyununda ortalama teklifler yüzde 20 ile 30 arasındadır; aradaki fark, reddedilme korkusunun, yani stratejik kaygının payını gösterir.
- Henrich ve arkadaşlarının on beş küçük ölçekli toplumdaki deneylerinde ortalama ültimatom teklifleri yüzde 26 ile 58 arasında değişti ve bu farklar, toplumların piyasalarla bütünleşme derecesi ve işbirliğinin gündelik getirisiyle ilişkiliydi.
- Berg, Dickhaut ve McCabe'nin güven oyununda 32 birinci oyuncunun 30'u tanımadıkları birine para gönderdi; ortalama gönderilen 5,16 dolardı ve ortalama olarak biraz daha azı geri döndü. Güven, toplam geliri artırır; ama güvenenin kendisi her zaman kazanmaz.
- Algan ile Cahuc, göçmen torunlarının kalıtsal güvenini kullanarak güvenin yirminci yüzyıl boyunca ekonomik büyüme üzerinde büyük bir nedensel etkisi olduğunu gösterdi. Güvenin düşük olduğu toplumlarda işlem maliyetleri yükselir ve pek çok karlı alışveriş hiç yapılmaz.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Sosyal tercihler | Social preferences | Başkalarının kazancını, paylaşımın adilliğini ve niyetleri önemseme |
| Ültimatom oyunu | Ultimatum game | Reddedilebilen bir paylaşım teklifinin yapıldığı oyun |
| Diktatör oyunu | Dictator game | Teklif edilenin reddetme hakkı olmayan paylaşım oyunu |
| Güven oyunu | Trust game | Gönderilen paranın çoğaltıldığı ve geri gönderimin serbest olduğu oyun |
| Olumlu ve olumsuz karşılıklılık | Positive and negative reciprocity | İyiliğe iyilikle, adaletsizliğe cezayla, kendi pahasına karşılık verme |
| Genelleştirilmiş güven | Generalized trust | Tanınmayan insanlara genel olarak duyulan güven |
Kendini sına
- (Çıktı 1) Ültimatom oyunu ile diktatör oyunu arasındaki farkı açıkla. İki oyunu birlikte oynatmak, sosyal tercihler hakkında neyi ölçmemize izin verir?
- (Çıktı 2) Henrich ve arkadaşlarının on beş toplum çalışması, sosyal tercihlerin evrenselliği hakkında ne söyler? Toplumlar arasındaki farkları hangi etkenler açıklıyordu?
- (Çıktı 3) Bir teklif veren 200 lirayı paylaşıyor. Ret olasılıkları şöyledir: yüzde 20'lik teklifte 0,60, yüzde 30'da 0,30, yüzde 40'ta 0,15, yüzde 50'de 0,05. Bencil bir teklif verenin her teklif için beklenen kazancını hesapla ve en iyi teklifini bul.
- (Çıktı 3) Bir güven oyununda birinci oyuncu 20 liranın 8'ini gönderiyor; gönderilen para üç katına çıkıyor. İkinci oyuncunun başlangıçta 20 lirası var. İkinci oyuncu 12 lira geri gönderirse iki oyuncunun son kazançları ne olur? Birinci oyuncunun bu güvenden kârlı çıkması için ikinci oyuncunun en az ne kadar geri göndermesi gerekir? Oyun toplam geliri ne kadar artırmıştır?
- (Çıktı 3) Bir alışverişin taraflara ek kazancı 4 bin liradır. Güven düşük olduğunda sözleşme, teminat ve olası dava için beklenen maliyet 5 bin liradır; güven yüksek olduğunda bu maliyet 500 liradır. Alışveriş iki durumda da yapılır mı? Güvenin düşüklüğünün toplumsal maliyeti nedir?
- (Çıktı 4) Bir yorumcu, «Laboratuvardaki cömertlik ve güven deneyleri anlamsızdır; gerçek piyasalarda insanlar yalnızca kendi çıkarlarını düşünür ve güven yalnızca sözleşmelerle ve mahkemelerle sağlanır» diyor. Dersteki bulgulardan ve modelin sınırlarından yola çıkarak bu görüşü yanıtla.
Cevaplar
- Ültimatom oyununda teklif edilen, teklifi reddedebilir ve bu durumda ikisi de hiçbir şey almaz; diktatör oyununda ise reddetme hakkı yoktur. Ültimatom teklifleri hem teklif verenin cömertliğini hem de reddedilme korkusunu yansıtır; diktatör teklifleri ise reddedilme korkusundan bağımsız bir cömertliği ölçer. İki oyunu birlikte oynatmak, ültimatom tekliflerinin ne kadarının cömertlikten, ne kadarının stratejik kaygıdan geldiğini ayırmamıza ve teklif edilenlerin adaletsizliği cezalandırma eğiliminin teklif verenleri ne ölçüde etkilediğini görmemize izin verir.
- Çalışma, yalnızca kendi çıkarına dayanan modelin incelenen toplumların hiçbirinde davranışı açıklamaya yetmediğini gösterir; sosyal tercihler her yerde vardır. Ama bu tercihlerin biçimi ve gücü toplumdan topluma çok farklıdır: ortalama teklifler yüzde 26 ile 58 arasında değişiyordu. Farkları, bireylerin yaşı ya da zenginliği gibi özellikleri değil, toplumların ekonomik yapısı açıklıyordu: piyasalarla bütünleşme derecesi ve gündelik hayatta işbirliğinin getirisi arttıkça, oyunlarda toplum yanlısı davranış da artıyordu.
- Yüzde 20: teklif veren 160 lira tutar, beklenen kazanç 160 × 0,40 = 64 lira. Yüzde 30: 140 × 0,70 = 98 lira. Yüzde 40: 120 × 0,85 = 102 lira. Yüzde 50: 100 × 0,95 = 95 lira. En iyi teklif yüzde 40'tır.
- Gönderilen 8 lira üç katına çıkarak 24 lira olur; ikinci oyuncunun elinde 20 + 24 = 44 lira vardır. 12 lira geri gönderirse, birinci oyuncu 20 − 8 + 12 = 24 lira, ikinci oyuncu 44 − 12 = 32 lirayla bitirir. Birinci oyuncunun kârlı çıkması için 8 liradan fazla geri alması gerekir. Toplam gelir, kimse göndermeseydi 40 lira olacaktı; şimdi 24 + 32 = 56 liradır; güven toplam geliri 16 lira, yani gönderilen tutarın iki katı kadar artırmıştır.
- Güven düşük olduğunda işlem maliyeti, 5 bin lira, alışverişin ek kazancı olan 4 bin lirayı aşar; alışveriş yapılmaz. Güven yüksek olduğunda maliyet 500 liradır; alışveriş yapılır ve net kazanç 3.500 liradır. Güvenin düşüklüğünün toplumsal maliyeti, hiç gerçekleşmeyen bu 3.500 liralık net kazançtır.
- Görüşün yerinde bir kaygısı var: laboratuvar deneylerinde tutarlar küçüktür, katılımcılar gözlendiklerini düşünebilir ve laboratuvardaki davranışın gerçek hayata ne ölçüde taşındığı tartışmalıdır. Ama görüşün geri kalanı kanıtlarla uyuşmuyor. Güven oyununda, itibar ve yaptırım olmadan bile, katılımcıların neredeyse tamamı tanımadıkları birine para gönderdi ve pek çoğu karşılık verdi. On beş toplumdaki deneylerde sosyal tercihler her toplumda görüldü ve oyun davranışı, toplumların gündelik hayatındaki işbirliği kalıplarıyla ilişkiliydi; yani oyunlar gerçek hayatla bağlantılıydı. Algan ile Cahuc ise güvenin ülkelerin büyümesi üzerinde büyük bir nedensel etkisi olduğunu gösterdi. Sözleşmeler ve mahkemeler güveni destekler, ama her alışverişi sözleşmeyle güvenceye almak pahalıdır ve güvenin düşük olduğu toplumlarda pek çok karlı alışveriş hiç yapılmaz. Kanıtların bütünü, sosyal tercihlerin ve güvenin gerçek piyasaların işleyişinde önemli bir rol oynadığını, ama büyüklüklerinin bağlama, kültüre ve kurumlara göre değiştiğini gösterir.
İleri okuma
- Joseph Henrich ve arkadaşları (2005). «"Economic Man" in Cross-Cultural Perspective: Behavioral Experiments in 15 Small-Scale Societies». Behavioral and Brain Sciences 28(6). On beş küçük ölçekli toplumda ültimatom, diktatör ve kamu malı oyunları.
- Joyce Berg, John Dickhaut, Kevin McCabe (1995). «Trust, Reciprocity, and Social History». Games and Economic Behavior 10(1). Güven oyununun kurucu deneyi.
- Yann Algan, Pierre Cahuc (2010). «Inherited Trust and Growth». American Economic Review 100(5). Kalıtsal güvenin ekonomik büyüme üzerindeki nedensel etkisi.
- Werner Güth, Rolf Schmittberger, Bernd Schwarze (1982). «An Experimental Analysis of Ultimatum Bargaining». Journal of Economic Behavior and Organization 3(4). Ültimatom oyununun ilk deneyleri.
Sonraki derse köprü
Bu kursun ilk altı dersi, insanların standart modelden nasıl ve neden saptığını inceledi: sınırlı dikkat, önyargılar, kayıptan kaçınma, çapalar ve çerçeveler, bugüne orantısız ağırlık ve başkalarını önemseme. Bu bulgular yalnızca betimleyici değildir; politika tasarımı için de sonuçlar doğurur. Sıradaki ders, dürtme politikalarını ele alıyor. Seçenekleri yasaklamadan ve teşvikleri değiştirmeden, yalnızca seçimin sunuluş biçimini değiştirerek insanların davranışını yönlendirmek mümkün müdür? Bu tür müdahaleler ne kadar etkilidir ve hangi koşullarda meşrudur?