İçeriğe geç

Ders EKO-207.09 · Seviye 2 — Orta

Doğu Asya mucizesi

EKO-207 Kalkınma Ekonomisi

4.143 kelime · yaklaşık 19 dakika okuma · seslendirme 9 dk · veriler Eylül 2026 itibarıyla

Katmanlar:SezgiModel

  • kalkınmacı devlet
  • fiyat temelli büyüme muhasebesi
  • demografik kâr payı
  • toprak reformu
  • paylaşılan büyüme
  • finansal baskı
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Dünya Bankası'nın 1993 raporu, sekiz Doğu Asya ekonomisinin hızlı büyümesini sağlam makroekonomik yönetime, yüksek tasarrufa, eğitime ve ihracata yönelmeye bağladı; hedefli sanayi politikalarının etkisine kuşkuyla yaklaştı. Rapor, Japonya'nın ısrarıyla hazırlanan bir uzlaşma metniydi.
  2. Hsieh, fiyat temelli büyüme muhasebesiyle Tayvan'ın verimlilik artışını miktar temelli tahminlerden yılda yaklaşık 1 puan, Singapur'unkini 2 puandan fazla yüksek buldu; Singapur'da yüksek sermaye birikimine rağmen sermayenin getirisi düşmemişti.
  3. Bloom ve Williamson, 1965–1990'da çalışma çağındaki nüfusun bakıma muhtaç nüfustan çok daha hızlı büyümesinin mucizeye önemli bir katkı yaptığını gösterdi. Demografik kâr payı geçicidir ve ancak genç işgücünü emecek kurumlar ve politikalar varsa gerçekleşir.
  4. Rodrik'e göre Kore ve Tayvan'ın büyümesinin kaynağı, eğitimli işgücünün yarattığı yüksek potansiyel getiriyi devletin yatırım eşgüdümüyle gerçekleştirmesiydi; toprak reformunun sağladığı eşitlik, müdahalenin rant kollamadan uzak kalmasına yardım etti.
  5. Finansal baskı, tasarruf sahiplerinden öncelikli sanayilere gizli bir kaynak aktarır; Doğu Asya'da ihracat disipliniyle birlikte işledi. Bileşim yanılgısı, herkesin aynı anda ihracata yönelmesinin fiyatları düşüreceğini ve yolu daraltacağını hatırlatır.

Öğrenme çıktıları

  • Hatırlama — Kalkınmacı devleti, fiyat temelli büyüme muhasebesini, demografik kâr payını, toprak reformunu, paylaşılan büyümeyi ve finansal baskıyı tanımlar.
  • Anlama — Doğu Asya ekonomilerinin hızlı büyümesini açıklayan birikim, verimlilik, demografi ve devlet müdahalesi görüşlerinin birbirinden nasıl ayrıldığını ve nerede birleştiğini açıklar.
  • Uygulama — Büyüme muhasebesini hem miktarlardan hem fiyatlardan hesaplar ve çalışma çağındaki nüfus payının değişiminin kişi başına gelire katkısını bulur.
  • Değerlendirme — Hsieh'in, Bloom ve Williamson'ın ve Rodrik'in bulgularını kullanarak Doğu Asya deneyiminin başka ülkelere hangi ölçüde aktarılabileceğini gerekçelendirir.

Sezgi

Açılış

1960'ların başında Güney Kore'nin kişi başına geliri, Sahra Altı Afrika'nın pek çok ülkesiyle aynı düzeydeydi. Tayvan, savaştan yeni çıkmış, ağırlıklı olarak tarımla geçinen bir adaydı. Singapur, doğal kaynağı olmayan bir liman kentiydi. Otuz yıl sonra bu üç ekonomi, yüksek gelirli ülkeler arasına katılmaya hazırlanıyordu. İnsanlık tarihinde bu kadar çok insanın bu kadar kısa sürede yoksulluktan çıktığı az dönem vardır.

Bu dönüşüm, kalkınma ekonomisinin en çok incelenen deneyimlerinden biri oldu. Önceki bir derste, bu ekonomilerin büyümesinin büyük ölçüde sermaye ve emek biriktirmesiyle mi, yoksa verimlilik artışıyla mı sağlandığı tartışmasına kısaca değinmiştik. Bu ders, o tartışmayı yeni kanıtlarla derinleştiriyor ve ona üç yeni boyut ekliyor: nüfusun yaş yapısındaki değişim, gelirin görece eşit dağılımı ve devletin yatırımı yönlendirmedeki rolü.

Hikâye — Bir raporun doğuşu

1993'te Dünya Bankası, «Doğu Asya Mucizesi: Ekonomik Büyüme ve Kamu Politikası» başlıklı bir rapor yayımladı. Rapor, Japonya, Hong Kong, Güney Kore, Singapur, Tayvan, Endonezya, Malezya ve Tayland'dan oluşan sekiz ekonomiyi «yüksek başarılı Asya ekonomileri» olarak adlandırdı ve bu ekonomilerin olağanüstü büyüme hızlarının kaynağını açıklamaya çalıştı.

Raporun hazırlanış süreci de bir hikâyeydi. Dünya Bankası, 1980'lerde yoksul ülkelere piyasaları serbestleştirmelerini, devletin ekonomideki rolünü küçültmelerini ve sanayi politikasından vazgeçmelerini öneriyordu. Japonya ise kendi deneyiminin ve komşularının deneyiminin bu reçeteye uymadığını, Doğu Asya'da devletin aktif bir rol oynadığını savunuyordu. Siyaset bilimci Robert Wade'in anlattığına göre rapor, büyük ölçüde Japonya'nın ısrarı ve finansmanıyla hazırlandı.

Rapor bir uzlaşma metni oldu. Doğu Asya'nın başarısında sağlam makroekonomik yönetimin, yüksek tasarrufun, eğitime yapılan yatırımın ve ihracata yönelmenin temel rol oynadığını vurguladı. Devlet müdahalelerinin bazılarının, özellikle ihracatı teşvik edenlerin, işe yaramış olabileceğini kabul etti; ama belirli sektörleri hedefleyen sanayi politikalarının etkisine kuşkuyla yaklaştı ve bu politikaların başka ülkelere kolayca aktarılamayacağını söyledi. Raporun yayımlanmasından sonraki on yıllarda, mucizenin kaynakları konusundaki tartışma dinmedi; yalnızca kanıtlar zenginleşti.

Kavram

Doğu Asya deneyimini açıklamak için kullanılan kavramlardan biri, devletin ekonomideki özel rolünü tanımlar. Chalmers Johnson, 1982'de Japonya üzerine yazdığı kitabında bu kavramı geliştirdi.

Önceki bir derste gördüğümüz büyüme muhasebesi, üretim artışını sermaye ve emek artışlarıyla açıklar ve geriye kalanı verimlilik artışı sayar. Bu hesabın bir başka yolu, miktarlar yerine fiyatları kullanmaktır.

Doğu Asya'nın büyümesinin önemli bir kaynağı, nüfusun yaş yapısındaki hızlı değişimdi. Önceki derslerde gördüğümüz demografik dönüşüm, belirli bir aşamada ekonomiye geçici bir itki sağlar.

Kore ve Tayvan'ın hızlı büyümesinden önce yaşanan bir dönüşüm, gelirin ve servetin görece eşit dağılmasını sağladı. Bu dönüşüm, tarım toprağının dağılımını kökten değiştirdi.

Dünya Bankası raporu, Doğu Asya'nın hızlı büyümesinin gelir eşitsizliğini artırmadan gerçekleşmesini de vurguladı. Bu özellik, bölgeyi pek çok başka hızlı büyüme deneyiminden ayırıyordu.

Doğu Asya devletlerinin yatırımı yönlendirmek için kullandığı araçlardan biri, finansal sistemin denetimiydi. Bu denetim, tasarruf sahiplerinden yatırımcılara gizli bir kaynak aktarımı yaratıyordu.

Veri ve kanıt

Hsieh'in bulgusu, önceki derste gördüğümüz «mucize bir mit mi?» tartışmasını yeniden açtı. Singapur için miktar temelli hesaplar, büyümenin neredeyse tamamının sermaye birikiminden geldiğini ve verimlilik artışının çok küçük olduğunu söylüyordu. Ama bu kadar hızlı sermaye birikimi gerçekten yaşansaydı, azalan getiri nedeniyle sermayenin getirisi düşmeliydi. Getiri düşmediyse, ya ulusal hesaplar sermaye birikimini abartıyordu ya da verimlilik, miktar hesaplarının gösterdiğinden daha hızlı artıyordu. İki yöntemin farklı sonuç vermesi, büyüme muhasebesinin ne kadar kırılgan verilere dayandığını gösterir ve «birikim mi, verimlilik mi?» sorusunun cevabının ülkeden ülkeye farklı olabileceğini hatırlatır.

Bu çalışma, mucizenin açıklamasına, politikalardan bağımsız görünen ama politikalarla etkileşen bir etken ekledi. Doğurganlığın hızla düşmesi, her çalışan kişinin bakması gereken çocuk sayısını azalttı; aileler daha çok tasarruf edebildi ve az sayıdaki çocuğun okumasına daha büyük bir pay ayırabildi. Ama Bloom ve Williamson'ın vurguladığı gibi, demografik fırsat kendiliğinden büyüme yaratmaz: çalışma çağına giren milyonlarca genç, iş bulamazsa bir kâr payı değil, bir işsizlik sorunu ortaya çıkar. Doğu Asya'yı ayıran şey, ihracata yönelik ve emek yoğun sanayilerin bu genç işgücünü emebilmesiydi. Yazarların öngörüsü de gerçekleşti: bugün Güney Kore, Tayvan ve Japonya dünyanın en hızlı yaşlanan toplumları arasındadır.

Yaygın yanlış«Doğu Asya mucizesi tek bir nedenle açıklanabilir: ya serbest piyasa, ya devlet müdahalesi, ya da Asya kültürünün çalışkanlığı.»
Doğrusu

Mucizenin kaynakları çok sayıdadır ve birbirini güçlendirmiştir: yüksek tasarruf ve yatırım, eğitime yapılan büyük yatırım, demografik dönüşüm, toprak reformunun sağladığı görece eşitlik, ihracata yönelme, sağlam makroekonomik yönetim ve yatırımı yönlendiren devlet politikaları. Joseph Stiglitz'in vurguladığı gibi, başarıyı açıklayan bu unsurların tek tek varlığı değil, bir arada işlemesiydi. «Kültür» açıklamasına da dikkatle yaklaşmak gerekir: aynı kültürel mirasa sahip toplumlar, farklı dönemlerde ve farklı kurumlarla çok farklı ekonomik sonuçlar elde etmiştir.

Yaygın yanlış«1997 Asya krizi, Doğu Asya mucizesinin sahte olduğunu kanıtladı.»
Doğrusu

1997 krizi, bazı Doğu Asya ekonomilerinde finansal sistemin zayıflıklarını, kısa vadeli dış borca bağımlılığı ve bankacılık denetimindeki eksiklikleri ortaya çıkardı. Ama kriz, onlarca yıllık büyümenin yarattığı gerçek kazançları, yani yüksek eğitim düzeyini, modern sanayi kapasitesini ve yüksek yaşam standardını ortadan kaldırmadı. Güney Kore, krizden birkaç yıl içinde toparlandı ve büyümeyi sürdürdü. Kriz, mucizenin sahte olduğunu değil, hızlı büyümenin finansal kırılganlıklar da biriktirebileceğini gösterdi.

Neden önemli?

Doğu Asya deneyimi, kalkınmanın mümkün olduğunun en güçlü kanıtıdır. Birkaç kuşak içinde yoksulluktan zenginliğe geçen bu ekonomiler, yoksulluğun bir kader olmadığını gösterdi. Ama bu deneyimden hangi dersin çıkarılacağı, kalkınma politikasının yönünü belirler. Mucizeyi serbest piyasaya bağlayanlar, yoksul ülkelere liberalleşmeyi önerir; devlet müdahalesine bağlayanlar sanayi politikasını; eğitime ve demografiye bağlayanlar ise beşerî sermayeyi ve nüfus politikalarını. Kanıtları dikkatle okumak, bu reçetelerin hangisinin hangi koşullarda işe yarayabileceğini anlamayı sağlar.

Türkiye için Doğu Asya karşılaştırması sık sık gündeme gelir. 1960'ların başında Türkiye ile Güney Kore'nin kişi başına gelirleri birbirine yakındı; bugün aralarında büyük bir fark vardır. Bu farkın nedenleri üzerine yapılan tartışmalar, eğitimin kalitesi, tasarruf ve yatırım oranları, ihracatın yapısı, sanayi politikasının tasarımı ve kurumların istikrarı gibi bu dersin konularına dokunur. Türkiye'nin demografik kâr payı döneminin sona yaklaşması da, bu dersin demografi tartışmasını doğrudan güncel kılar.

Model

Çözümlü örnek — Miktarlardan büyüme muhasebesi

Varsayımsal bir Doğu Asya ekonomisinde üretimin yıllık artışı yüzde 8, sermaye stokununki yüzde 12, emeğinki yüzde 4 olsun. Sermayenin gelirdeki payı yüzde 35, emeğin payı yüzde 65 olsun. Miktar temelli büyüme muhasebesine göre, üretim artışının sermaye birikiminden gelen kısmı 0,35 × 12, yani 4,2 puan; emekten gelen kısmı 0,65 × 4, yani 2,6 puandır.

Toplam faktör verimliliği artışı, geriye kalan kısımdır: 8 − 4,2 − 2,6, yani 1,2 puan. Bu hesaba göre büyümenin yüzde 85'i faktör birikiminden, yüzde 15'i verimlilikten gelir. Young'ın Singapur ve öbür Doğu Asya ekonomileri için bulduğu tablo da bu oranlara yakındı.

Ama bu hesap, sermaye stokunun ne kadar hızlı arttığının doğru ölçülmesine bağlıdır. Sermaye stoku gerçekte yüzde 12 değil, yüzde 8 artmışsa, sermayenin katkısı 0,35 × 8, yani 2,8 puana düşer ve verimlilik artışı 8 − 2,8 − 2,6, yani 2,6 puana çıkar. Sermaye ölçümündeki 4 puanlık bir hata, verimlilik tahminini iki katından fazla değiştirir. Sermaye stoku, geçmiş yatırımların toplanmasıyla ve varsayılan bir yıpranma oranıyla hesaplanır; bu varsayımlar değiştikçe sonuç da değişir.

Çözümlü örnek — Fiyatlardan büyüme muhasebesi

Aynı ekonomiyi fiyat temelli yöntemle hesaplayalım. Verimlilik artışı, faktörlerin getirilerindeki artışın ağırlıklı toplamına eşittir. Ücretler yılda yüzde 4 artsın. Sermayenin getirisi, yani bir birim sermayenin yıllık getirisi, sabit kalsın. Fiyat temelli verimlilik artışı 0,35 × 0 + 0,65 × 4, yani 2,6 puandır.

Miktar temelli hesap 1,2 puan verirken, fiyat temelli hesap 2,6 puan verir. Aradaki 1,4 puanlık fark, Hsieh'in Tayvan ve Singapur için bulduğu türden bir tutarsızlıktır. Bu farkın mantığı şudur: sermaye gerçekten yüzde 12 hızla birikiyor ve verimlilik yalnızca yüzde 1,2 artıyorsa, sermayenin getirisi azalan getiri nedeniyle düşmeliydi. Getiri sabit kaldıysa, ya sermaye daha yavaş birikiyordu ya da verimlilik daha hızlı artıyordu.

Bu iki yöntem, aynı muhasebe özdeşliğinden türetilir; teoride aynı sonucu vermeleri gerekir. Farklı sonuç vermeleri, verilerden birinin hatalı olduğunu gösterir. Hsieh, Singapur'daki farkın büyük olasılıkla ulusal hesaplardaki sermaye birikimi verilerinden kaynaklandığını düşündürdü. Bu, bir ekonominin büyüme hikâyesinin, hangi istatistiklere güvenildiğine göre değişebileceğini gösterir.

Çözümlü örnek — Demografik kâr payının hesabı

Kişi başına gelir, iki çarpanın ürünü olarak yazılabilir: çalışan başına üretim ile çalışma çağındaki nüfusun toplam nüfusa oranı. Bir ülkede çalışan başına üretim 100 birim ve çalışma çağındaki nüfusun payı yüzde 55 olsun. Herkesin çalıştığını varsayarsak kişi başına gelir 100 × 0,55, yani 55 birimdir.

Doğurganlık düştükçe, yirmi beş yıl içinde çalışma çağındaki nüfusun payı yüzde 65'e çıksın. Çalışan başına üretim hiç değişmese bile, kişi başına gelir 100 × 0,65, yani 65 birime yükselir. Yalnızca yaş yapısındaki değişim, kişi başına geliri kabaca beşte bir oranında, tam olarak yüzde 18 dolayında artırır; bu, yirmi beş yılda yılda yaklaşık 0,7 puanlık bir ek büyümeye denk gelir.

Bu hesap, demografik kâr payının neden geçici olduğunu da gösterir. Çalışma çağındaki nüfusun payı zirveye ulaşıp yaşlanmayla birlikte düşmeye başladığında, hesap bu kez ters yönden işler. Pay yüzde 65'ten yüzde 55'e geri inerse, kişi başına gelir 65'ten 55'e, yani yedide bir oranında geriler. Bu gerilemeyi önlemenin tek yolu, çalışan başına üretimi aynı dönemde yeterince hızlı artırmaktır; yaşlanan bir toplumun zenginleşmeye devam etmesi, verimliliğe her zamankinden daha bağımlıdır. Bu yüzden demografik kâr payı döneminde yapılan tasarruf ve eğitim yatırımları, yaşlanan bir nüfusun yükünü karşılamak için belirleyicidir.

Çözümlü örnek — Finansal baskının bedeli

Bir ülkede mevduat faizinin üst sınırı yüzde 4, enflasyon yüzde 7 olsun. Tasarruf sahipleri yılda eksi yüzde 3 reel getiri elde eder. Devlet, bankaların bu mevduatı öncelikli sanayilere yüzde 6 faizle kredi olarak vermesini sağlıyor; piyasa koşullarında bu kredilerin faizi yüzde 12 olurdu.

Bankalarda 1.000 birimlik mevduat varsa, kredi alan firmalar piyasa faizine göre yılda 1.000 × 6 bölü 100, yani 60 birim daha az faiz öder. Bu 60 birim, tasarruf sahiplerinden ve bankalardan öncelikli sanayilere yapılan gizli bir aktarımdır. Devletin bütçesinde hiçbir sübvansiyon görünmez; ama ekonomide büyük bir kaynak aktarımı gerçekleşir.

Finansal baskı, Doğu Asya'da yatırımı hızla artırmanın bir aracı oldu. Ama bedeli vardır: tasarruf sahiplerinin düşük getirisi, tasarruf teşvikini zayıflatabilir; ucuz kredi, verimsiz projelere de akabilir; krediye kimin erişeceğine devletin karar vermesi, rant kollamaya zemin hazırlar. Doğu Asya'da bu riskleri sınırlayan şey, ucuz kredinin ihracat performansına bağlanmasıydı. Aynı araç, disiplinin olmadığı ülkelerde çoğu zaman bankacılık krizlerine ve kötü borç birikimine yol açtı.

Rodrik'in yatırım hikâyesi

Dani Rodrik, Kore ve Tayvan'ın 1960'lardan sonraki büyümesini ihracata yönelmeyle açıklayan yaygın görüşe karşı çıktı. Rodrik'in hesabına göre 1960'larda ihracatın göreli kârlılığındaki ölçülen artış, ardından gelen ihracat patlamasını açıklayamayacak kadar küçüktü; ihracat da başlangıçta genel ekonomik performansı etkileyemeyecek kadar küçüktü. Daha inandırıcı açıklama, iki ülkede yaşanan yatırım patlamasıydı.

Rodrik'e göre 1960'ların başında iki ekonominin işgücü, fiziki sermaye stokuna göre son derece iyi eğitilmişti; bu yüzden sermayenin potansiyel getirisi çok yüksekti. Ama bu getiri, yatırımların eşgüdümü sağlanmadıkça gerçekleşmiyordu. Devlet, yatırım kararlarını sübvanse ederek ve eşgüdümleyerek sermayenin özel getirisini belirgin biçimde artırdı. Gelir ve servetteki olağanüstü eşitlik, devlet müdahalesinin etkili olmasına ve rant kollamadan uzak kalmasına yardım etti. Rodrik'e göre ekonominin dışa açılması, bu yatırım patlamasının bir sonucuydu: yatırım arttıkça ithal sermaye mallarına talep arttı ve bu malları finanse etmek için ihracat gerekli hâle geldi.

Eşitlik neden önemliydi?

Rodrik'in eşitliğe verdiği önem, toprak reformunun rolünü açıklar. Kore ve Tayvan'da savaş sonrasında yapılan toprak reformları, büyük toprak sahiplerinin gücünü kırdı ve kırsal gelirin çok daha eşit dağılmasını sağladı. Bunun iki ekonomik sonucu oldu. Birincisi, devletin sanayi politikasını kendi çıkarları için kullanabilecek güçlü bir toprak seçkinleri sınıfı kalmadı. İkincisi, küçük çiftçiler çocuklarının eğitimine yatırım yapabilecek bir gelire ve güvenceye kavuştu.

Bu durum, eşitsizliğin yüksek olduğu ülkelerle bir karşıtlık oluşturur. Toprağın ve servetin küçük bir seçkin grubun elinde toplandığı ülkelerde, devletin sanayi politikası çoğu zaman bu grubun çıkarlarına hizmet etti ve verimsiz firmaların süresiz korunmasına dönüştü. Paylaşılan büyüme, yalnızca büyümenin bir sonucu değil, aynı zamanda sanayi politikasının disiplinli kalabilmesinin bir koşulu olabilir.

Çözümlü örnek — Toprak reformunun verime etkisi

Bir köyde 100 hektar toprak, tek bir büyük toprak sahibine ait olsun ve 20 kiracı aile tarafından işlensin. Her aile 5 hektar işliyor ve hektar başına 4 ton pirinç üretiyor. Kiracılar ürünün yarısını toprak sahibine veriyor. Bir kiracı aile, verimi artırmak için sulama kanalı açmaya ve daha iyi tohum almaya karar verirse, hektar başına üretim 5 tona çıkabilir; ama bu yatırımın maliyeti aile başına 2 ton pirince denk geliyor.

Kiracı olarak aile, 5 hektardaki 5 tonluk ek üretimin yarısını, yani 2,5 tonu alır; 2 tonluk maliyeti çıkınca net kazancı 0,5 tondur. Bu küçük kazanç, yatırımın riskini ve emeğini karşılamayabilir. Toprak reformuyla aile toprağın sahibi olursa, 5 tonluk ek üretimin tamamını alır ve net kazancı 3 tona çıkar. Aynı yatırım, sahiplik değişince altı kat daha cazip hâle gelir.

Bu hesap, toprak reformunun eşitliği olduğu kadar verimi de hedefleyen bir politika olabileceğini gösterir. Kore ve Tayvan'da reformdan sonra küçük çiftçilerin tarım verimini artırdığı ve tarımdan elde edilen gelirin bir kısmının çocukların eğitimine yöneldiği sıkça vurgulanır. Ama reformun başarısı, küçük çiftçilerin krediye, tohuma ve sulamaya erişmesine de bağlıdır; toprağı dağıtıp bu destekleri sağlamayan reformlar, verimi düşürebilir.

Kalkınmacı devletin kırılganlığı

Kalkınmacı devlet, özel sektörle yakın bir ilişki kurar; yatırım planlarını firmalarla birlikte yapar, bilgi toplar ve eşgüdüm sağlar. Ama bu yakınlık, bir tehlike de taşır: devlet, desteklediği firmaların çıkarlarına teslim olabilir. Sosyolog Peter Evans, başarılı kalkınmacı devletlerin bu ikilemi, özel sektöre yakın ama ondan bağımsız kalan yetenekli bir bürokrasiyle çözdüğünü savundu.

Bu denge kalıcı değildir. Desteklenen firmalar büyüdükçe, ekonomideki ağırlıkları ve siyasal güçleri de artar. Bir zamanlar devletin yönlendirdiği şirketler, zamanla devleti yönlendirebilecek hâle gelir. Kore'de büyük aile şirketlerinin 1990'larda yüksek borçla büyümeye devam etmesi ve 1997 krizinde bunların bir kısmının çökmesi, bu dönüşümün bir örneği olarak yorumlanır. Kalkınmacı devletin başarısı, kendi yarattığı güçlü aktörleri disipline etmeyi sürdürebilmesine bağlıdır. Bu yüzden bir dönemin başarılı kurumları, sonraki dönemin sorunlarını da hazırlayabilir; kalkınmacı devlet, amacına ulaştıkça kendi rolünü yeniden tanımlamak zorundadır.

Çözümlü örnek — Herkes ihracat yaparsa

Doğu Asya deneyiminin başka ülkelere aktarılmasına yönelik bir itiraz, bir bileşim yanılgısı içerir. Bir küçük ülkenin emek yoğun ürün ihracatını hızla artırması, dünya fiyatlarını etkilemez. Ama pek çok büyük ülke aynı anda aynı ürünlerin ihracatını artırırsa, bu ürünlerin dünya fiyatı düşer.

Dünya pazarında giyimin fiyatının 100 birim olduğunu ve küçük bir ülkenin ihracatını ikiye katladığını düşünelim; fiyat değişmez ve ihracat geliri iki katına çıkar. Şimdi dünya giyim arzının yüzde 40'ını oluşturan ülkelerin hepsi ihracatlarını ikiye katlasın. Dünya arzı yüzde 40 artar; talebin fiyat esnekliği birse, fiyat yaklaşık yüzde 29 düşer, çünkü 1,4 kat daha fazla ürün aynı toplam harcamayla satılabilir. İhracat miktarı iki katına çıkan bir ülkenin geliri ancak 2 × 0,71, yani 1,43 katına çıkar.

Bu hesap, Doğu Asya'nın ihracata dayalı yolunun, küçük ülkeler için büyük ülkelerden daha kolay olduğunu ve dünya ekonomisinin bu tür büyüme için sınırlı bir kapasiteye sahip olabileceğini gösterir. Rodrik'in erken sanayisizleşme bulgusu ve Çin'in imalat ihracatındaki büyük payı, bu kaygıyı güncel kılar. Ama dünya talebi de zamanla büyür ve ülkeler farklı ürünlerde uzmanlaşabilir; bu yüzden bileşim yanılgısı kaygısı, yolu tamamen kapatmaz, yalnızca daraltır.

Modelin sınırları

Buradaki hesaplar, büyümeyi birkaç kaynağa ayırarak açıkladı. Oysa bu kaynaklar birbirinden bağımsız değildir. Demografik kâr payı, tasarrufu artırarak sermaye birikimini besler; eğitim, hem emeğin niteliğini hem yeni teknolojilerin benimsenmesini etkiler; yatırım, yeni makinelerle birlikte teknoloji de getirir. Büyümeyi birbirinden ayrı sütunlara bölen hesaplar, bu etkileşimleri gözden kaçırır ve «birikim mi, verimlilik mi?» sorusunu gerçekte olduğundan daha keskin bir karşıtlık gibi gösterebilir.

Modeller ayrıca Doğu Asya'yı tek bir deneyim gibi ele aldı. Oysa sekiz ekonomi birbirinden çok farklıydı: Hong Kong serbest ticarete yakın bir liman kenti, Singapur yabancı yatırıma dayanan bir kent devleti, Kore büyük aile şirketleri üzerinden sanayileşen bir ülke, Tayvan küçük ve orta ölçekli firmaların ağırlıkta olduğu bir ekonomiydi. Bu çeşitlilik, tek bir «Doğu Asya modeli»nden söz etmenin ne kadar sınırlı olduğunu gösterir.

Uygulama

Özet kartı

  1. Dünya Bankası'nın 1993 raporu, sekiz Doğu Asya ekonomisinin hızlı büyümesini sağlam makroekonomik yönetime, yüksek tasarrufa, eğitime ve ihracata yönelmeye bağladı; hedefli sanayi politikalarının etkisine kuşkuyla yaklaştı. Rapor, Japonya'nın ısrarıyla hazırlanan bir uzlaşma metniydi.
  2. Hsieh, fiyat temelli büyüme muhasebesiyle Tayvan'ın verimlilik artışını miktar temelli tahminlerden yılda yaklaşık 1 puan, Singapur'unkini 2 puandan fazla yüksek buldu; Singapur'da yüksek sermaye birikimine rağmen sermayenin getirisi düşmemişti.
  3. Bloom ve Williamson, 1965–1990'da çalışma çağındaki nüfusun bakıma muhtaç nüfustan çok daha hızlı büyümesinin mucizeye önemli bir katkı yaptığını gösterdi. Demografik kâr payı geçicidir ve ancak genç işgücünü emecek kurumlar ve politikalar varsa gerçekleşir.
  4. Rodrik'e göre Kore ve Tayvan'ın büyümesinin kaynağı, eğitimli işgücünün yarattığı yüksek potansiyel getiriyi devletin yatırım eşgüdümüyle gerçekleştirmesiydi; toprak reformunun sağladığı eşitlik, müdahalenin rant kollamadan uzak kalmasına yardım etti.
  5. Finansal baskı, tasarruf sahiplerinden öncelikli sanayilere gizli bir kaynak aktarır; Doğu Asya'da ihracat disipliniyle birlikte işledi. Bileşim yanılgısı, herkesin aynı anda ihracata yönelmesinin fiyatları düşüreceğini ve yolu daraltacağını hatırlatır.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
Kalkınmacı devletDevelopmental stateYatırımı yönlendiren, kalkınmayı temel hedef edinen devlet
Fiyat temelli büyüme muhasebesiDual growth accountingVerimlilik artışını faktör getirilerindeki artıştan hesaplayan yöntem
Demografik kâr payıDemographic dividendÇalışma çağındaki nüfus payının artmasından doğan geçici büyüme kazancı
Toprak reformuLand reformBüyük toprakların küçük çiftçilere dağıtılması
Paylaşılan büyümeShared growthGetirileri geniş kesimlere yayılan, eşitsizliği artırmayan büyüme
Finansal baskıFinancial repressionFaizleri piyasa düzeyinin altında tutan finansal denetimler

Kendini sına

  1. (Çıktı 1) Miktar temelli ve fiyat temelli büyüme muhasebesi arasındaki farkı açıkla. İki yöntemin farklı sonuç vermesi neyi gösterir?
  2. (Çıktı 2) Demografik kâr payı neden geçicidir? Bloom ve Williamson'a göre Doğu Asya bu fırsatı neden gerçekleştirebildi?
  3. (Çıktı 3) Bir ekonomide üretim yüzde 7, sermaye yüzde 10, emek yüzde 3 artıyor; sermayenin gelirdeki payı yüzde 40. Miktar temelli verimlilik artışını hesapla. Aynı dönemde ücretler yüzde 3, sermayenin getirisi yüzde 1 artıyorsa, fiyat temelli verimlilik artışı nedir?
  4. (Çıktı 3) Bir ülkede çalışma çağındaki nüfusun payı yüzde 58'den yüzde 68'e çıkıyor. Çalışan başına üretim sabitse, kişi başına gelir yüzde kaç artar? Bu artış otuz yılda gerçekleşirse, yıllık ek büyüme yaklaşık kaç puandır?
  5. (Çıktı 2) Rodrik, Kore ve Tayvan'ın büyümesinde ihracata yönelmenin nedensel rolünü neden sorguladı? Onun açıklamasında eşitliğin ve toprak reformunun rolü nedir?
  6. (Çıktı 4) Bir düşünce kuruluşunun raporunda, «Doğu Asya, devletin bankaları yönlendirdiği ve sanayiyi desteklediği bir modelle zenginleşti; bu model bütün gelişmekte olan ülkelere uygulanmalıdır» deniyor. Hsieh'in, Bloom ve Williamson'ın ve Rodrik'in bulgularını, finansal baskının risklerini ve bileşim yanılgısını kullanarak bu önerinin sınırlarını tartış.

Cevaplar

  1. Miktar temelli büyüme muhasebesi, üretim artışından sermaye ve emek miktarlarındaki artışın katkısını çıkarır ve geriye kalanı verimlilik artışı sayar. Fiyat temelli yöntem ise verimlilik artışını, sermayenin getirisindeki ve ücretlerdeki artışın, faktör paylarıyla ağırlıklandırılmış toplamı olarak hesaplar. İki yöntem aynı muhasebe özdeşliğinden türetildiği için teoride aynı sonucu vermelidir. Farklı sonuç vermeleri, miktar ya da fiyat verilerinden birinin, örneğin ulusal hesaplardaki sermaye birikimi verilerinin, hatalı olduğunu gösterir.
  2. Demografik kâr payı, doğurganlığın düşmesiyle çalışma çağındaki nüfusun bakıma muhtaç nüfustan hızlı büyüdüğü dönemde ortaya çıkar. Bu dönem, doğurganlık düşük kaldıkça nüfusun yaşlanmasıyla sona erer; çalışma çağındaki nüfusun payı zirveye ulaşıp düşmeye başladığında etki tersine döner. Bloom ve Williamson'a göre Doğu Asya bu fırsatı, dönüşümün yarattığı potansiyeli gerçekleştirmesini sağlayan kurumlara ve politikalara sahip olduğu için değerlendirebildi; ihracata yönelik ve emek yoğun sanayiler genç işgücünü emdi.
  3. Miktar temelli verimlilik artışı 7 − 0,4 × 10 − 0,6 × 3, yani 7 − 4 − 1,8, yani 1,2 puandır. Fiyat temelli verimlilik artışı 0,4 × 1 + 0,6 × 3, yani 0,4 + 1,8, yani 2,2 puandır. İki yöntem arasında 1 puanlık bir fark vardır; bu, sermaye birikiminin miktar verilerinde abartılmış olabileceğine işaret eder.
  4. Kişi başına gelir, çalışma çağındaki nüfus payıyla orantılı olarak 58'den 68'e, yani 68 bölü 58, yaklaşık 1,17 katına çıkar; artış yaklaşık yüzde 17'dir. Otuz yılda yıllık ek büyüme, 1,17'nin otuzuncu kökü olan yaklaşık 1,0053'ten, yani yaklaşık 0,5 puandır.
  5. Rodrik'e göre 1960'larda ihracatın göreli kârlılığındaki ölçülen artış, ardından gelen ihracat patlamasını açıklayamayacak kadar küçüktü ve ihracat başlangıçta genel ekonomiyi etkileyemeyecek kadar küçüktü. Onun açıklaması, eğitimli işgücünün sermayenin potansiyel getirisini yükselttiği ve devletin yatırımları sübvanse edip eşgüdümleyerek bu getiriyi gerçekleştirdiğiydi. Gelir ve servetteki eşitlik, devlet müdahalesinin etkili olmasına ve rant kollamadan uzak kalmasına yardım etti. Toprak reformu, büyük toprak sahiplerinin gücünü kırarak ve kırsal geliri eşitleyerek bu eşitliğin temelini attı.
  6. Raporun dayandığı gözlem kısmen doğrudur: Doğu Asya'da devlet, finansal sistemi ve sanayi politikasını aktif biçimde kullandı ve Rodrik'in gösterdiği gibi yatırım eşgüdümü büyümede önemli bir rol oynadı. Ama öneri üç sınırı atlıyor. Birincisi, mucizenin kaynakları yalnızca devlet müdahalesi değildi: Bloom ve Williamson demografik dönüşümün önemli katkısını, Hsieh de bazı ülkelerde verimlilik artışının miktar hesaplarının gösterdiğinden yüksek olduğunu buldu; eğitim ve yüksek tasarruf da belirleyiciydi. İkincisi, finansal baskı ve yönlendirilmiş kredi, Doğu Asya'da ihracat disiplini ve toprak reformunun sağladığı eşitlik sayesinde rant kollamadan görece uzak kaldı; bürokrasisi zayıf ve eşitsizliği yüksek ülkelerde aynı araçlar kötü borç birikimine ve bankacılık krizlerine yol açabilir. Üçüncüsü, bileşim yanılgısı, bütün gelişmekte olan ülkelerin aynı anda ihracata dayalı bir modele yönelmesinin dünya fiyatlarını düşüreceğini ve kazançları azaltacağını hatırlatır. Öneri, ülkenin kurumlarına, gelir dağılımına ve demografik durumuna göre uyarlanmadıkça, Doğu Asya'nın sonuçlarını yeniden üretmeyi vaat edemez.

İleri okuma

  • World Bank (1993). The East Asian Miracle: Economic Growth and Public Policy. Oxford University Press. Sekiz Doğu Asya ekonomisinin büyümesine dair temel rapor.
  • Chang-Tai Hsieh (2002). «What Explains the Industrial Revolution in East Asia? Evidence from the Factor Markets». American Economic Review 92(3). Fiyat temelli büyüme muhasebesi.
  • David E. Bloom, Jeffrey G. Williamson (1998). «Demographic Transitions and Economic Miracles in Emerging Asia». World Bank Economic Review 12(3). Demografik dönüşümün büyümeye katkısı.
  • Dani Rodrik (1995). «Getting Interventions Right: How South Korea and Taiwan Grew Rich». Economic Policy 10(20). Yatırım eşgüdümü ve eşitliğin rolü.

Sonraki derse köprü

Doğu Asya'nın birkaç ekonomisi, birkaç on yıl içinde orta gelirden yüksek gelire geçti. Ama pek çok ülke, özellikle Latin Amerika'da, onlarca yıldır orta gelir düzeyinde kalıyor. Sıradaki ders, bu takılıp kalmanın nedenlerini ele alıyor. Ucuz emeğe dayalı büyüme tükendiğinde, bir ülke yeniliğe dayalı bir büyümeye nasıl geçer? Hangi ülkeler bu geçişi başardı, hangileri başaramadı ve aralarındaki farkı ne açıklar?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • Açılış: 1960 ve 1990 yıllarına ait iki dünya fotoğrafı yan yana; Kore, Tayvan ve Singapur'un gelir çubukları otuz yılda Afrika ve Latin Amerika'daki ülkelerin çok üstüne çıkar.
  • Hikâye: bir rapor kapağı; sayfaların arasından sekiz ülkenin bayrak renkleri yükselir. Arka planda iki ses, «piyasa» ve «devlet», raporun satır aralarında pazarlık eder.
  • Kavram: bir nüfus piramidi zamanla bir fıçıya dönüşür; ortadaki çalışma çağı bölümü şişer, sonra yaşlılar bölümü büyür. Ardından büyük bir toprak parçası küçük tarlalara bölünür.
  • Veri ve kanıt: iki termometre yan yana; biri miktar temelli, öbürü fiyat temelli verimlilik tahminini gösterir. Singapur'da termometreler arasındaki fark belirginleşir.
  • Model: bir banka kasasından çıkan ucuz kredi okları fabrikalara akar; tasarruf sahiplerinin cüzdanları hafifçe incelir.
  • Neden önemli: Türkiye ile Kore'nin 1960'tan bugüne gelir çizgileri; başlangıçta yakın, sonra açılan bir makas.

Seslendirme, Doğu Asya'yı tek bir reçeteye indirgemez; birikim, verimlilik, demografi ve devlet açıklamalarını birbirinin rakibi olarak değil, birbirini tamamlayan parçalar olarak aktarır. «Asya kültürü» gibi özcü açıklamalardan kaçınır.

Kısa kesit

Dikey, elli saniyelik. Seslendirme: «1960'ta Güney Kore, pek çok Afrika ülkesi kadar yoksuldu.» Ekranda eski ve yeni Seul görüntüleri yan yana. «Otuz yıl sonra zengin ülkeler arasına katılmaya hazırlanıyordu. Nasıl?» Kapanış: «Bir mucize mi, yoksa bir hesap mı? Derste.»