Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Lewis'in ikili ekonomi modelinde, tarımdaki emek fazlasının sanayiye aktarılması, yeni teknoloji olmadan bile toplam üretimi artırır. Emek fazlası tükenene kadar ücretler geçimlik düzeye yakın kalır; tükendiğinde ücretler hızla yükselmeye başlar.
- Büyük itme fikrine göre sektörler tek başına sanayileşerek kâr edemese de, birlikte sanayileştiklerinde birbirine talep yaratarak hepsi kâr edebilir; ekonomi kötü bir dengede sıkışabilir ve eşgüdüm gerekir. Dünya pazarlarına ihracat, bu eşgüdüm sorununu kısmen aşmanın bir yoludur.
- Lane, Güney Kore'nin 1973–1979 ağır ve kimya sanayi atılımının hedeflenen sektörlerin genişlemesini ve dinamik karşılaştırmalı üstünlüğünü desteklediğini, girdi bağlantıları yoluyla alıcı sektörlere de yarar sağladığını ve etkilerin program bittikten sonra sürdüğünü buldu.
- İhracat disiplini, devlet desteğini dünya pazarındaki performansa bağlayarak verimsiz firmaların süresiz destek almasını engeller. Sanayi politikasının riskleri, devletin yanlış sektörleri seçmesi ve desteğin rant kollamaya dönüşmesidir.
- Prebisch–Singer tezi, hammadde fiyatlarının sanayi mallarına göre uzun dönemde düştüğünü öne sürer; kanıtlar karışıktır. Rodrik, sanayileşme fırsatlarının bugün çok daha düşük gelir düzeylerinde tükendiğini ve Latin Amerika'nın bu eğilimden özellikle etkilendiğini gösterdi.
Öğrenme çıktıları
- Hatırlama — İkili ekonomiyi, büyük itmeyi, geri ve ileri bağlantıları, Prebisch–Singer tezini, sanayi politikasını ve ihracat disiplinini tanımlar.
- Anlama — Tarımdan sanayiye emek aktarımının neden büyümenin bir kaynağı olduğunu ve piyasaların tek başına sanayileşmeyi başlatmakta neden zorlanabileceğini açıklar.
- Uygulama — Bir koordinasyon sorununda tek başına ve birlikte sanayileşmenin kârlılığını karşılaştırır ve hedeflenen bir sektördeki fiyat düşüşünün girdi bağlantıları yoluyla alıcı sektörlere etkisini hesaplar.
- Değerlendirme — Lane'in Kore bulgularını, Rodrik'in erken sanayisizleşme bulgusunu ve ithal ikameci deneyimleri kullanarak, sanayi politikasının hangi koşullarda başarılı olduğunu, hangi koşullarda rant kollamaya dönüştüğünü gerekçelendirir.
Sezgi
Açılış
Bugünkü zengin ülkelerin neredeyse hepsi, bir dönem sanayileşerek zenginleşti. Tarlada çalışan insanlar fabrikalara geçti, tarımdaki düşük verimli işlerin yerini imalattaki daha verimli işler aldı ve kişi başına gelir hızla yükseldi. Bu yüzden yirminci yüzyılın ortasında bağımsızlığını kazanan pek çok yoksul ülke, sanayileşmeyi kalkınmanın eşanlamlısı olarak gördü.
Ama sanayileşmenin nasıl başlatılacağı konusunda derin bir ayrılık vardı. Bir grup ülke, ithal edilen sanayi mallarını yerli üretimle değiştirmeye çalıştı ve yerli sanayiyi yüksek gümrük duvarlarının arkasında büyüttü. Önceki derslerde Türkiye'nin 1960–1980 dönemindeki bu deneyimini inceledik. Bir başka grup ise sanayisini dünya pazarlarına ihracat yapmaya yöneltti. Bu ders, iki yolun ardındaki iktisadi fikirleri, devletin sanayileşmedeki rolünü ve farklı stratejilerin sonuçlarına dair kanıtları inceliyor.
Hikâye — Kore'nin ağır sanayi atılımı
1973'te Güney Kore hükümeti, ülkenin sanayisini hafif imalattan ağır ve kimya sanayilerine taşımak için kapsamlı bir program başlattı. Kore o güne kadar tekstil ve giyim gibi emek yoğun ürünlerin ihracatıyla büyümüştü. Hükümet şimdi çelik, gemi inşası ve petrokimya gibi, büyük sermaye ve ileri teknoloji gerektiren sektörleri hedefledi. Bu sektörlere ucuz kredi, vergi indirimleri ve koruma sağlandı. Program 1979'da, siyasal bir krizin ve ekonomik zorlukların ardından sona erdi.
Program uzun süre tartışmalı kaldı. Eleştirmenler, hükümetin kaynakları verimsiz sektörlere yönlendirdiğini, borç birikimine yol açtığını ve programın bittiği yıl ekonominin krize girdiğini hatırlattı. Savunucuları ise Kore'nin bugün dünyanın en büyük gemi inşa ve çelik üreticileri arasında yer almasını bu atılıma bağladı. Tartışmanın zorluğu, programın hangi sonuçları gerçekten yarattığını ölçecek bir karşılaştırma grubunun olmamasıydı.
Nathan Lane, yeni derlediği verilerle bu soruyu yeniden ele aldı. Programın başlangıcını ve bitişini kullanarak, hedeflenen sektörleri hedeflenmeyenlerle hem program döneminde hem sonrasında karşılaştırdı. Hedeflenen sektörler genişledi ve dinamik karşılaştırmalı üstünlük kazandı. Program, hedeflenen ara malları kullanan alıcı sektörlere de dolaylı olarak yarar sağladı. Etkiler, program bittikten sonra da sürdü; bazı sonuçların ortaya çıkması zaman aldı. Lane'e göre bu geçici atılım, Kore imalatını daha ileri pazarlara taşıdı ve kalıcı bir değişime destek oldu.
Kavram
Kore'nin atılımı, emeğin düşük verimli işlerden yüksek verimli işlere aktarıldığı daha geniş bir sürecin parçasıydı. Arthur Lewis, bu süreci 1954'te yayımladığı bir modelle anlattı.
Sanayileşmenin önündeki bir engel, bir sektörün kârlılığının öbür sektörlerin de sanayileşip sanayileşmemesine bağlı olmasıdır. Paul Rosenstein-Rodan bu fikri 1940'larda ortaya attı; Kevin Murphy, Andrei Shleifer ve Robert Vishny onu 1989'da biçimsel bir modele dönüştürdü.
Sektörlerin birbirine bağımlılığı, hangi sektörlerin öncelikli olarak destekleneceği sorusunu da doğurdu. Albert Hirschman, 1958'deki kitabında bu soruya sektörler arasındaki girdi ilişkilerine bakarak yaklaştı.
İthal ikameci stratejinin arkasındaki fikirlerden biri, hammadde ihraç eden ülkelerin ticaretten zamanla daha az kazanç elde edeceği kaygısıydı. Raúl Prebisch ve Hans Singer, 1950'de birbirinden bağımsız olarak bu görüşü savundu.
Kore'nin atılımı, devletin belirli sektörleri seçip desteklemesinin bir örneğiydi. Bu tür müdahaleler, genel bir adla anılır.
Doğu Asya'nın sanayi politikasını pek çok ithal ikameci deneyimden ayıran bir özellik, desteğin performansa bağlanmasıydı. Alice Amsden, Güney Kore üzerine yazdığı 1989 tarihli kitabında bu özelliği öne çıkardı.
Veri ve kanıt
Bu çalışma, sanayi politikası tartışmasına uzun süredir eksik olan bir şeyi getirdi: dikkatli bir karşılaştırma. Sanayi politikasının başarılarına dair kanıtlar uzun süre anekdotlara, başarısızlıklarına dair kanıtlar da ithal ikameci deneyimlerin genel sonuçlarına dayanıyordu. Lane'in bulgusu, belirli bir bağlamda, geçici ve hedefli bir politikanın kalıcı sonuçlar doğurabileceğini gösteriyor. Ama bu bağlam önemlidir: Kore, güçlü bir bürokrasiye, ihracata yönelmiş bir sanayiye ve eğitimli bir işgücüne sahipti. Önceki derslerde gördüğümüz Juhász'ın Napolyon ablukası çalışması da, geçici korumanın mekanik iplik üretiminde kalıcı bir etki bırakabildiğini gösteriyordu. İki çalışma da, sanayi politikasının her yerde işe yarayacağını değil, belirli koşullarda işe yarayabileceğini gösterir.
Rodrik'in bulgusu, sanayileşme stratejileri tartışmasına yeni bir kaygı ekledi. Kore ve Tayvan'ın izlediği yol, bugünün yoksul ülkeleri için aynı biçimde açık olmayabilir. Çin'in dünya imalatındaki büyük payı, emek yoğun imalata yeni giren ülkelerin karşılaştığı rekabeti sertleştirdi; otomasyon da imalatın emek talebini azalttı. Önceki bir derste tanımladığımız erken sanayisizleşme, birçok ülkenin zengin olmadan sanayiden hizmetlere geçmek zorunda kalabileceği anlamına gelir. Bu, sanayileşmeyi kalkınmanın tek yolu olarak görmek yerine, hizmetler ve tarım gibi öbür sektörlerde verimlilik artışının yollarını da düşünmeyi gerektirir.
Yaygın yanlış«Doğu Asya ülkeleri serbest piyasa ve serbest ticaretle zenginleşti; devletin ekonomiye müdahale etmemesi başarılarının sırrıydı.»
Doğu Asya ülkeleri ihracata yöneldi ve dünya pazarlarında rekabet etti; ama bu, devletin geri durduğu anlamına gelmiyordu. Güney Kore ve Tayvan'da devlet, ucuz kredi, sübvansiyon, koruma ve kamu yatırımı yoluyla belirli sektörleri aktif biçimde destekledi. Başarının sırrı müdahalenin yokluğu değil, müdahalenin ihracat performansı gibi ölçülebilir hedeflere bağlanmasıydı. Öte yandan bu müdahalelerin ne kadar katkı yaptığı, iktisatçılar arasında hâlâ tartışmalıdır.
Yaygın yanlış«İthal ikameci sanayileşme tamamen başarısız oldu; bu stratejiyi izleyen ülkeler hiç sanayileşemedi.»
İthal ikameci stratejiler, pek çok ülkede ilk sanayi temellerinin kurulmasını sağladı; Türkiye, Brezilya ve Meksika gibi ülkeler bu dönemde hızlı büyüme ve sanayileşme yaşadı. Stratejinin sorunları, özellikle kolay aşama tükendikten sonra ortaya çıktı: yüksek koruma altındaki firmalar rekabet baskısı hissetmedi, dış ticaret açıkları büyüdü ve rant kollama yaygınlaştı. Değerlendirme, stratejinin ilk dönemdeki katkıları ile uzun dönemdeki maliyetlerini birlikte ele almalıdır.
Neden önemli?
Sanayi politikası, uzun bir dönem boyunca iktisatçıların önemli bir kısmı tarafından kuşkuyla karşılandı; devletin «kazananları seçme» yeteneğine güvenilmedi ve pek çok ithal ikameci deneyimin rant kollamaya dönüştüğü hatırlatıldı. Son yıllarda ise sanayi politikası, hem gelişmekte olan hem gelişmiş ülkelerde yeniden gündemin merkezine yerleşti. Yarı iletkenler, temiz enerji ve elektrikli araçlar gibi sektörlerde büyük ülkeler, kapsamlı sübvansiyon programları uygulamaya başladı. Hangi sanayi politikasının işe yaradığını anlamak, bu programların tasarımı ve maliyetleri açısından hiç olmadığı kadar önemlidir.
Türkiye, iki sanayileşme stratejisini de deneyimlemiş bir ülkedir. 1960–1980 döneminde planlı ve ithal ikameci bir sanayileşme izlendi; 1980'den sonra ihracata yönelik bir stratejiye geçildi. Bugün teşvik sistemleri, savunma sanayisi, otomotiv ve elektrikli araç yatırımları ile yerlileştirme politikaları, Türkiye'de sanayi politikası tartışmasının güncel örnekleridir. Bu dersin kavramları, bu politikaların hangi koşullarda kalıcı bir yapısal dönüşüme, hangi koşullarda ise sürekli desteğe muhtaç kalan sektörlere yol açabileceğini değerlendirmeye yardım eder.
Model
Çözümlü örnek — Lewis modelinde emek aktarımı
Bir ekonomide 100 kişi tarımda çalışıyor ve toplam tarım üretimi 1.000 birim. Tarımda çalışan herkes, üretimin ortalaması olan 10 birimi alıyor; bu, geçimlik düzeydir. Ama tarımda emek fazlası vardır: 20 kişi tarımdan ayrılsa bile, geriye kalanlar işi paylaşarak üretimi 1.000 birimde tutabilir. Bu 20 kişinin tarımdaki gerçek katkısı sıfırdır.
Sanayi, bu 20 kişiyi geçimlik düzeyin biraz üstünde, örneğin 12 birimlik bir ücretle çekebilir. Her işçi sanayide 30 birim üretiyorsa, sanayici işçi başına 30 − 12, yani 18 birim kâr elde eder. 20 işçiden toplam kâr 360 birimdir. Tarım üretimi değişmediği için, ekonominin toplam üretimi 1.000'den 1.000 + 600, yani 1.600 birime çıkar. Emeğin düşük verimli bir işten yüksek verimli bir işe aktarılması, yeni bir teknoloji olmadan bile toplam üretimi yüzde 60 artırmıştır.
Lewis'e göre sanayiciler bu kârları yeniden yatırır ve yeni işçileri çekmeye devam eder. Emek fazlası tükenene kadar ücretler geçimlik düzeyin biraz üstünde kalır ve kârlar yüksek kalır. Emek fazlası tükendiğinde, tarımdan ayrılan her ek işçi tarım üretimini düşürmeye başlar; sanayi artık ücretleri yükseltmeden yeni işçi bulamaz. Ücretlerin hızla yükselmeye başladığı bu noktaya Lewis dönüm noktası denir.
Çözümlü örnek — Neden kimse tek başına başlamaz?
İki sektörlü bir ekonomi düşünelim: ayakkabı ve giyim. Her sektör, modern bir fabrika kurmak için 10 birimlik sabit bir maliyet ödemek zorundadır. Fabrika kurulursa, işçilere daha yüksek ücret ödenir ve üretim artar. Ama fabrikanın kârlı olması, işçilerin gelirlerini harcayacak bir talebin varlığına bağlıdır.
Yalnızca ayakkabı sektörü fabrika kurarsa, fabrika işçilerinin artan gelirinin büyük kısmı giyime harcanır; ayakkabıya olan talep yeterince artmaz. Ayakkabı fabrikasının geliri 8 birim olur ve 10 birimlik sabit maliyeti karşılamaz; kârı −2'dir. Aynı durum giyim için de geçerlidir. Bu yüzden hiçbir sektör tek başına fabrika kurmaz.
İki sektör birlikte fabrika kurarsa, her sektörün işçilerinin artan geliri öbür sektörün ürününe talep yaratır. Her fabrikanın geliri 13 birime çıkar ve her biri 3 birim kâr eder. Ekonominin iki dengesi vardır: hiçbir sektörün sanayileşmediği kötü bir denge ve hepsinin sanayileştiği iyi bir denge. Kötü dengeden iyi dengeye geçiş, bir eşgüdüm gerektirir. Büyük itme fikrine göre devlet, sektörlerin birlikte yatırım yapmasını sağlayarak bu eşgüdümü kurabilir.
Ama bu sonucun bir koşulu vardır: ekonomi dış ticarete kapalı olmalıdır. Ayakkabı fabrikası ürünlerini dünya pazarlarında satabiliyorsa, iç talebin yetersizliği bir engel olmaktan çıkar. Bu, ihracata yönelmenin koordinasyon sorununu aşmanın bir yolu olabileceğini gösterir: dünya pazarı, yurt içindeki öbür sektörlerin sanayileşmesini beklemeden yeterli talep sağlar.
Çözümlü örnek — Çeliğin gemi inşasına etkisi
Lane'in bulduğu dolaylı etkiyi basit sayılarla görelim. Bir gemi inşa firmasının maliyetinin yüzde 30'u çelikten oluşsun. Sanayi politikası sayesinde yurt içi çelik üretimi genişlesin ve çeliğin fiyatı yüzde 10 düşsün. Gemi inşa firmasının toplam maliyeti yüzde 30 × 10, yani yüzde 3 azalır.
Dünya pazarında gemi inşa firmalarının kâr marjları ince ise, yüzde 3'lük bir maliyet avantajı rekabet gücünü belirgin biçimde artırabilir. Firmanın kâr marjı yüzde 5'ten yüzde 8'e çıkar; kârı yüzde 60 artar. Çelik sektörüne verilen destek, çeliği girdi olarak kullanan bütün sektörlerin maliyetini düşürerek ileri bağlantı yoluyla yayılır.
Bu hesap, sanayi politikasının hangi sektörleri hedeflemesi gerektiğine dair bir ölçüt önerir: çok sayıda sektöre girdi sağlayan ve bağlantıları güçlü sektörler. Ama tersi de geçerlidir. Çelik sektörü koruma altında verimsiz kalır ve fiyatı dünya fiyatının üstünde tutulursa, çeliği kullanan bütün sektörler bu maliyeti taşır. Etkin koruma oranı kavramının gösterdiği gibi, ara mallara verilen koruma, alıcı sektörler için gizli bir vergi hâline gelir.
Çözümlü örnek — Ticaret hadlerinin uzun erimi
Prebisch–Singer tezinin ne anlama geldiğini hesaplayalım. Bir ülke kahve ihraç edip makine ithal etsin. Kahvenin fiyatının makinenin fiyatına oranı her yıl ortalama yüzde 1 düşsün. Otuz yıl sonra bu oran 0,99 üzeri 30, yani yaklaşık 0,74 olur. Ülke, otuz yıl önce bir makine için verdiği kahvenin yaklaşık 1,35 katını vermek zorunda kalır.
Bu hesap, ithal ikameci stratejinin arkasındaki kaygıyı açıklar: hammadde ihracatına bağlı kalan bir ülke, üretimini artırsa bile ithal ettiği mallar karşısında satın alma gücünü yitirebilir. Ama tezin kanıtları karışıktır. Bazı birincil ürünlerin göreli fiyatlarında uzun dönemli düşüş gözlenirken, bazılarında belirgin bir eğilim bulunmaz. Birincil ürün fiyatları çok oynaktır; on yıllar süren yükseliş ve düşüş dönemleri, uzun dönemli eğilimi görmeyi zorlaştırır. Ayrıca sanayi mallarının kalitesi zamanla arttığı için, fiyat karşılaştırmaları bu kalite artışını hesaba katmakta zorlanır.
Çözümlü örnek — Destek neye bağlanmalı?
Bir hükümet, yeni kurulan iki otomotiv firmasına yıllık 100 milyon lira sübvansiyon veriyor. Birinci firma verimli; sübvansiyonla birkaç yıl içinde dünya pazarında rekabet edebilecek düzeye ulaşabilir. İkinci firma verimsiz; sübvansiyon sürdükçe iç pazarda ayakta kalır ama hiçbir zaman rekabet gücü kazanamaz. Hükümet hangi firmanın hangisi olduğunu baştan bilmiyor.
Sübvansiyon koşulsuz verilirse, iki firma da desteği süresiz alır. On yıl boyunca 2 milyar lira harcanır ve bunun yarısı, hiçbir zaman ayakta duramayacak bir firmaya gider. Sübvansiyon ihracat hedefine bağlanırsa, verimsiz firma üçüncü yılda hedefi tutturamaz ve desteği kaybeder. Verimli firma desteği almaya devam eder. Harcama 1 milyar + 300 milyon, yani 1,3 milyar liraya iner ve kaynaklar verimli firmada yoğunlaşır.
İhracat disiplini, devletin bilmediği bir şeyi, yani hangi firmanın verimli olduğunu, dünya pazarının göstermesine izin verir. Ama bu yöntemin işlemesi için devletin, desteği kesmeyi gerçekten göze alabilmesi gerekir. Siyasal bağlantıları güçlü firmalar, hedefleri tutturamadıklarında desteğin sürmesi için baskı yapabilir. Sanayi politikasının başarısı, devletin bu baskıya direnme kapasitesine bağlıdır.
Çözümlü örnek — Korumanın faturasını kim öder?
Bir ülke, yerli otomobil üretimini korumak için ithal otomobillere yüzde 40 gümrük vergisi koysun. Dünya fiyatı 500 bin lira olan bir otomobil, iç pazarda 700 bin liraya satılır. Yerli üretici, bu fiyatın biraz altında satarak pazarı ele geçirir; yerli otomobilin fiyatı 680 bin lira olur. Ülkede yılda 400 bin otomobil satılıyorsa, tüketiciler dünya fiyatına göre yılda 400 bin × 180 bin, yani 72 milyar lira fazla öder.
Koruma sayesinde yerli sanayide 30 bin kişi çalışıyor olsun. Tüketicilerin fazladan ödediği tutar, iş başına 72 milyar bölü 30 bin, yani 2,4 milyon liraya denk gelir. Bu, bir otomobil işçisinin yıllık ücretinin birkaç katıdır. Koruma, işçileri doğrudan maaşla desteklemekten çok daha pahalı bir yoldan istihdam yaratıyor olabilir.
Ama bu hesap statik bir tablodur. Genç sanayi argümanına göre koruma, yerli üreticilerin deneyim kazanıp maliyetlerini düşürmesi için gereken zamanı sağlar. Yerli üretici on yıl içinde maliyetini dünya fiyatının altına indirip ihracatçı hâline gelirse, bugünkü maliyetin bir kısmı gelecekteki kazançlarla telafi edilebilir. Korumanın haklı olup olmadığı, bu öğrenmenin gerçekten gerçekleşip gerçekleşmediğine ve korumanın zamanında kaldırılıp kaldırılmadığına bağlıdır. Koruma kalıcı hâle gelirse, tüketiciler maliyeti süresiz olarak öder.
Çözümlü örnek — Dönüm noktasından sonra
Lewis modelindeki ekonomiye dönelim. Emek fazlası tükendikten sonra sanayi ücretleri yılda yüzde 8 artmaya başlasın, emek yoğun giyim üretiminde verimlilik ise yılda yüzde 3 artsın. Birim emek maliyeti her yıl yaklaşık yüzde 5 yükselir. On yıl sonra birim emek maliyeti yaklaşık 1,05 üzeri 10, yani 1,63 katına çıkar.
Bu ülke, giyimde rekabet gücünü giderek kaybeder; çünkü ücretleri hâlâ düşük olan başka ülkeler aynı ürünleri daha ucuza üretebilir. Ülkenin büyümeyi sürdürmesi için, emeğin daha verimli olduğu, sermaye ve beceri yoğun sektörlere geçmesi gerekir. Kore'nin 1973'teki atılımı, bu geçişi hızlandırma çabası olarak da okunabilir: ücretler yükseldikçe hafif imalattaki üstünlük aşınacaktı ve yeni bir üstünlük kaynağı gerekiyordu.
Bu mantık, sanayileşmenin bir merdiven gibi işlediğini gösterir. Bir ülke emek yoğun ürünlerle başlar, ücretler yükseldikçe daha karmaşık ürünlere geçer ve boşalttığı basamağı daha yoksul bir ülke doldurur. Merdivenin bir basamağından öbürüne geçiş kendiliğinden gerçekleşmeyebilir; ülke, eski üstünlüğünü kaybedip yenisini kazanamadığı bir arada sıkışabilir. Bu durum, ücretleri artık düşük olmayan ama verimliliği henüz zengin ülkelere yetişmemiş ülkelerin sıkıştığı orta gelir tuzağı tartışmasıyla doğrudan ilişkilidir; merdivenin ortasında durmak, en alttaki basamakta durmaktan daha kolay değildir.
İthal ikamesi neden tıkanır?
İthal ikameci stratejinin ilk yıllarında büyüme genellikle hızlıdır. Ülke, dışarıdan aldığı basit tüketim mallarını, örneğin tekstil ürünlerini, gıdayı ve ev eşyalarını yurt içinde üretmeye başlar; iç talep hazırdır ve teknoloji görece basittir. Ama bu kolay aşama bittiğinde, ikame edilecek mallar ara mallar ve yatırım mallarıdır. Bu malları üretmek için geniş bir ölçeğe, karmaşık bir teknolojiye ve yüksek bir sermayeye ihtiyaç vardır; iç pazar çoğu zaman bu ölçeği karşılayacak kadar büyük değildir.
Bu aşamada stratejinin iç çelişkisi ortaya çıkar. Yerli sanayi, makineleri ve ara malları hâlâ ithal etmek zorundadır; ama koruma altında üretilen mallar ihraç edilemediği için bu ithalatı finanse edecek döviz kazanılamaz. Dış ticaret açığı büyür ve döviz darboğazları sıklaşır. İhracata yönelik stratejilerde ise dünya pazarı, ölçek sorununu çözer ve ithal girdileri finanse edecek dövizi sağlar.
Sanayi politikasının riskleri
Sanayi politikasına yöneltilen iki temel itiraz vardır. Birincisi bilgi sorunudur: devlet, hangi sektörlerin gelecekte başarılı olacağını piyasadan daha iyi bilemeyebilir. Yanlış sektörler seçilirse, kaynaklar verimsiz alanlara yönlendirilir ve ekonomi zarar görür. İkincisi siyasal ekonomi sorunudur: sanayi politikası, desteği dağıtan yetkililer ile desteği alan firmalar arasında yakın ilişkiler yaratır. Bu ilişkiler, önceki derslerde gördüğümüz rant kollamaya ve yolsuzluğa zemin hazırlayabilir.
Sanayi politikasını savunanlar, bu risklerin tasarımla azaltılabileceğini söyler. Desteklerin geçici olması, açık performans hedeflerine bağlanması, başarısız projelerin zamanında sonlandırılması ve kararların şeffaf biçimde alınması, bilgi ve siyasal ekonomi sorunlarını hafifletebilir. Kore deneyiminin önemli bir dersi, atılımın geçici olması ve 1979'da sona erdirilebilmesiydi.
Modelin sınırları
Buradaki hesaplar, sanayileşmeyi tek bir ülkenin iç meselesi olarak ele aldı. Oysa bugün sanayileşme, küresel üretim zincirleri içinde gerçekleşiyor: bir ülke bütün bir sanayiyi kurmak yerine, bir ürünün belirli bir aşamasında uzmanlaşabilir. Bu, sanayileşmenin yolunu hem kolaylaştırır hem değiştirir; büyük itme gibi eşgüdüm sorunları, dünya pazarlarına erişimle kısmen aşılabilir, ama zincirlerde zincirin daha kârlı halkalarına tırmanmak yeni zorluklar doğurur.
Modeller ayrıca sanayi politikasının etkisini, desteklenen sektörlerin büyümesiyle ölçtü. Oysa asıl soru, aynı kaynakların başka bir biçimde kullanılsaydı ne sağlayacağıdır. Bir sektörün büyümesi, kaynakların başka sektörlerden çekilmesiyle gerçekleşiyorsa, toplam etki küçük ya da olumsuz olabilir. Lane'in bulgusu, hedeflenen sektörlerin ve alıcı sektörlerin büyüdüğünü gösteriyor; ama programın ekonominin bütünü üzerindeki net etkisini ve maliyetlerini tam olarak ölçmek, çok daha zor bir sorudur.
Uygulama
Özet kartı
- Lewis'in ikili ekonomi modelinde, tarımdaki emek fazlasının sanayiye aktarılması, yeni teknoloji olmadan bile toplam üretimi artırır. Emek fazlası tükenene kadar ücretler geçimlik düzeye yakın kalır; tükendiğinde ücretler hızla yükselmeye başlar.
- Büyük itme fikrine göre sektörler tek başına sanayileşerek kâr edemese de, birlikte sanayileştiklerinde birbirine talep yaratarak hepsi kâr edebilir; ekonomi kötü bir dengede sıkışabilir ve eşgüdüm gerekir. Dünya pazarlarına ihracat, bu eşgüdüm sorununu kısmen aşmanın bir yoludur.
- Lane, Güney Kore'nin 1973–1979 ağır ve kimya sanayi atılımının hedeflenen sektörlerin genişlemesini ve dinamik karşılaştırmalı üstünlüğünü desteklediğini, girdi bağlantıları yoluyla alıcı sektörlere de yarar sağladığını ve etkilerin program bittikten sonra sürdüğünü buldu.
- İhracat disiplini, devlet desteğini dünya pazarındaki performansa bağlayarak verimsiz firmaların süresiz destek almasını engeller. Sanayi politikasının riskleri, devletin yanlış sektörleri seçmesi ve desteğin rant kollamaya dönüşmesidir.
- Prebisch–Singer tezi, hammadde fiyatlarının sanayi mallarına göre uzun dönemde düştüğünü öne sürer; kanıtlar karışıktır. Rodrik, sanayileşme fırsatlarının bugün çok daha düşük gelir düzeylerinde tükendiğini ve Latin Amerika'nın bu eğilimden özellikle etkilendiğini gösterdi.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| İkili ekonomi | Dual economy | Geleneksel tarım ile modern sanayinin yan yana bulunduğu ekonomi |
| Büyük itme | Big push | Sektörlerin birlikte sanayileşmesinin hepsi için kârlı olabileceği fikri |
| Geri ve ileri bağlantılar | Backward and forward linkages | Bir sektörün girdi aldığı ve girdi sağladığı sektörlerle ilişkileri |
| Prebisch–Singer tezi | Prebisch–Singer hypothesis | Hammadde fiyatlarının sanayi mallarına göre uzun dönemde düştüğü görüşü |
| Sanayi politikası | Industrial policy | Devletin ekonominin yapısını belirli sektörler lehine değiştirme araçları |
| İhracat disiplini | Export discipline | Devlet desteğinin ihracat performansına bağlanması |
Kendini sına
- (Çıktı 1) Geri bağlantı ile ileri bağlantı arasındaki farkı birer örnekle açıkla. Lane'in Kore'de bulduğu dolaylı etki hangi tür bağlantıya dayanıyordu?
- (Çıktı 2) Lewis modelinde sanayi, emek fazlası sürdüğü sürece ücretleri neden geçimlik düzeye yakın tutabilir? Emek fazlası tükendiğinde ne değişir?
- (Çıktı 3) Üç sektörün her biri, modern bir fabrika için 12 birimlik sabit maliyet ödemek zorundadır. Bir sektör tek başına sanayileşirse geliri 9 birim olur; üçü birlikte sanayileşirse her birinin geliri 15 birim olur. Tek başına ve birlikte sanayileşmenin kârlarını hesapla. Ekonominin kaç dengesi vardır?
- (Çıktı 3) Bir otomotiv firmasının maliyetinin yüzde 40'ı çelikten oluşuyor. Koruma nedeniyle yurt içi çelik fiyatı dünya fiyatının yüzde 25 üstünde. Çelik korumasının otomotiv firmasının maliyetine etkisini hesapla. Firma dünya pazarında yüzde 6'lık bir kâr marjıyla rekabet ediyorsa bu maliyet farkı ne anlama gelir?
- (Çıktı 2) İhracat disiplini, devletin hangi sektörlerin ya da firmaların başarılı olacağını bilmemesi sorununu nasıl hafifletir? Yöntem hangi koşulda çöker?
- (Çıktı 4) Bir sanayi bakanı, «Kore sanayi politikasıyla zenginleşti; biz de aynı sektörlere aynı teşvikleri verirsek aynı sonucu alırız» diyor. Lane'in bulgusunu, Rodrik'in erken sanayisizleşme bulgusunu, ihracat disiplinini ve ithal ikameci deneyimleri kullanarak bu çıkarımın hangi kısımlarının kanıtla desteklendiğini ve hangi farkları atladığını tartış.
Cevaplar
- Geri bağlantı, bir sektörün büyümesinin girdi satın aldığı sektörleri büyütmesidir; örneğin otomotiv sanayisi büyüdükçe lastik ve cam üreticilerine talep artar. İleri bağlantı, bir sektörün ürettiği malları girdi olarak kullanan sektörlerin büyümesini kolaylaştırmasıdır; örneğin ucuz çelik, gemi inşası ve makine sektörlerinin maliyetlerini düşürür. Lane, hedeflenen ara malları kullanan alıcı sektörlerin de yararlandığını buldu; bu, ileri bağlantıya dayanan bir etkidir.
- Lewis modelinde tarımda, katkısı çok düşük ya da sıfır olan geniş bir emek fazlası vardır ve bu insanlar geçimlik düzeyde yaşar. Sanayi, bu insanları geçimlik düzeyin biraz üstünde bir ücretle çekebilir, çünkü onların alternatifi tarımdaki geçimlik gelirdir. Emek fazlası sürdükçe sanayiye her zaman bu ücrete çalışmaya hazır yeni işçiler gelir. Emek fazlası tükendiğinde, tarımdan ayrılan her işçi tarım üretimini düşürür; tarımdaki gelirler yükselir ve sanayinin işçi bulabilmesi için ücretleri artırması gerekir. Bu, Lewis dönüm noktasıdır.
- Tek başına sanayileşen bir sektörün kârı 9 − 12, yani −3 birimdir; bu yüzden hiçbir sektör tek başına sanayileşmez. Üçü birlikte sanayileşirse her birinin kârı 15 − 12, yani 3 birimdir. Ekonominin iki dengesi vardır: hiçbir sektörün sanayileşmediği kötü denge ve üçünün birlikte sanayileştiği iyi denge. Kötü dengeden iyi dengeye geçmek eşgüdüm gerektirir.
- Çelik maliyetin yüzde 40'ı olduğu için, çelik fiyatının yüzde 25 yüksek olması firmanın toplam maliyetini yüzde 40 × 25, yani yüzde 10 artırır. Firma dünya pazarında yüzde 6'lık bir kâr marjıyla rekabet ediyorsa, yüzde 10'luk maliyet farkı bu marjın tamamını siler ve firmayı zarara sokar. Çeliğe verilen koruma, otomotiv sektörünün dünya pazarında rekabet etmesini engelleyen gizli bir vergi işlevi görür.
- İhracat disiplini, desteği dünya pazarındaki performansa bağlar. Devlet hangi firmanın verimli olduğunu baştan bilmese de, dünya pazarında rekabet edebilen firmalar hedeflere ulaşır ve desteği almaya devam eder; verimsiz firmalar hedefleri tutturamaz ve desteği kaybeder. Böylece dış rekabet, devletin bilmediği bilgiyi ortaya çıkarır. Bu yöntemin işlemesi için devletin, hedefleri tutturamayan firmaların desteğini gerçekten kesebilmesi gerekir; siyasal bağlantıları güçlü firmaların baskısına direnemeyen bir devlette disiplin işlemez.
- Bakanın dayandığı gözlem kanıtla desteklenir: Lane, Kore'nin ağır ve kimya sanayi atılımının hedeflenen sektörleri genişlettiğini, alıcı sektörlere yarar sağladığını ve etkilerin program bittikten sonra da sürdüğünü buldu. Ama çıkarım üç farkı atlıyor. Birincisi, Kore'nin sanayi politikası ihracata yönelikti ve desteğin önemli bir kısmı performansa bağlanıyordu; aynı teşvikler yalnızca koruma olarak verilirse, ithal ikameci deneyimlerde görüldüğü gibi verimsiz firmaların süresiz desteğine ve rant kollamaya dönüşebilir. İkincisi, Kore'nin güçlü bir bürokrasisi, eğitimli bir işgücü ve atılımı 1979'da sona erdirebilen bir devlet kapasitesi vardı. Üçüncüsü, Rodrik'in bulgusu, sanayileşme fırsatlarının bugün çok daha düşük gelir düzeylerinde tükendiğini gösteriyor; Çin'in imalattaki büyük payı ve otomasyon, 1970'lerin Kore'sinin karşılaşmadığı koşullar yaratıyor. Aynı sektörlere aynı teşvikleri vermek, farklı koşullarda aynı sonucu vermeyebilir.
İleri okuma
- Nathan Lane (2025). «Manufacturing Revolutions: Industrial Policy and Industrialization in South Korea». Quarterly Journal of Economics 140(3). Kore'nin ağır ve kimya sanayi atılımının etkileri.
- Dani Rodrik (2016). «Premature Deindustrialization». Journal of Economic Growth 21(1). Sanayileşme fırsatlarının daralması.
- Kevin M. Murphy, Andrei Shleifer, Robert W. Vishny (1989). «Industrialization and the Big Push». Journal of Political Economy 97(5). Büyük itmenin biçimsel modeli.
- W. Arthur Lewis (1954). «Economic Development with Unlimited Supplies of Labour». The Manchester School 22(2). İkili ekonomi modelinin kaynağı.
Sonraki derse köprü
Kore'nin ağır sanayi atılımını, Doğu Asya'nın hızlı büyüme döneminin bir parçası olarak ele aldık. Bu bölgenin birkaç ülkesi, birkaç on yıl içinde yoksulluktan zenginliğe geçti; bu geçişin nasıl açıklanacağı, iktisatçıları hâlâ ikiye bölüyor. Sıradaki ders, Doğu Asya mucizesini inceliyor. Bu ülkeler büyümelerini daha çok sermaye ve emek biriktirerek mi, yoksa verimliliklerini artırarak mı sağladı? Devletin rolü, yüksek tasarruf ve eğitim, bu başarıda ne kadar pay sahibiydi?