Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Resmî kalkınma yardımı, hükümetlerin ve resmî kuruluşların gelişmekte olan ülkelere verdiği hibeler ve avantajlı kredilerdir. De Long ve Eichengreen'e göre Marshall Planı, 1948–1951'de Avrupa'ya yaklaşık 13 milyar dolar aktardı; etkisi, finanse ettiği yatırımdan çok, bağlı olduğu koşulların politikaları piyasa yönünde itmesinden geldi.
- Burnside ve Dollar, yardımın iyi politika uygulayan ülkelerde büyümeyi artırdığını buldu ve yardımda seçicilik ilkesini destekledi. Easterly, Levine ve Roodman, veri genişletildiğinde bu sonucun anlamlılığını yitirdiğini; Rajan ve Subramanian, yardım ile büyüme arasında sağlam bir ilişki bulunmadığını gösterdi.
- Galiani ve arkadaşları, gelir eşiğini aşan ülkelerde yardımın millî gelire oranının ortalama yaklaşık yüzde 59 düştüğünü ve yardım oranındaki bir puanlık artışın yıllık kişi başına büyümeyi yaklaşık 0,35 puan artırdığını buldu.
- İkame edilebilirlik, belirli bir amaca ayrılan yardımın, hükümetin kendi kaynaklarını başka yere kaydırmasına yol açmasıdır; yardımın gerçek etkisi toplam bütçenin nasıl değiştiğine bakılarak bulunur. Bağlı yardım, alıcı ülkenin en uygun tedarikçiyi seçmesini engelleyerek yardımın değerini düşürür.
- Emme kapasitesi sınırlı olduğu için yardımın getirisi azalır. Clemens ve arkadaşları, kısa vadede etkili yardımın bütün yardımın yaklaşık yüzde 53'ünü oluşturduğunu ve dört yıllık büyümeyle olumlu ilişkili olduğunu buldu; bütün yardımı bir arada ele almak bu etkiyi gizleyebilir.
Öğrenme çıktıları
- Hatırlama — Resmî kalkınma yardımını, ikame edilebilirliği, yardımda seçiciliği, emme kapasitesini, bağlı yardımı ve kısa vadede etkili yardımı tanımlar.
- Anlama — Yardım ile büyüme arasındaki ilişkiyi ölçmenin neden zor olduğunu ve yardımın, bir hükümetin bütçesi ve kurumları üzerinden hangi yollarla beklenenden farklı sonuçlar doğurabileceğini açıklar.
- Uygulama — Belirli bir amaca ayrılan yardımın ikame edilebilirlik altında gerçek etkisini hesaplar ve azalan getiri varsayımı altında yardımın büyümeye etkisinin en yüksek olduğu düzeyi bulur.
- Değerlendirme — Burnside ve Dollar'ın, Easterly, Levine ve Roodman'ın, Rajan ve Subramanian'ın ve Galiani ve arkadaşlarının bulgularını karşılaştırarak yardımın hangi koşullarda ve hangi biçimde büyümeye katkı yapabileceğini gerekçelendirir.
Sezgi
Açılış
1940'ların sonundan bu yana zengin ülkeler, yoksul ülkelere büyük miktarlarda kaynak aktardı. Bu kaynaklar yollar, barajlar, okullar ve hastaneler inşa etti, aşı kampanyalarını finanse etti, kuraklık ve savaş dönemlerinde milyonlarca insanı besledi. Aynı dönemde yardım alan bazı ülkeler hızla zenginleşti; bazıları ise on yıllar boyunca yardım almasına rağmen yerinde saydı ya da geriledi.
Bu tablo, kalkınma ekonomisinin en tartışmalı sorularından birini doğurdu. Yardımı savunanlar, yoksul ülkelerin yoksulluktan çıkmak için bir dış itkiye ihtiyaç duyduğunu ve yardımın bu itkiyi sağlayabileceğini öne sürdü. Eleştirenler ise yardımın hükümetleri halklarına karşı hesap verebilir olmaktan uzaklaştırdığını ve yolsuzluğu beslediğini savundu. Bu ders, yardımın büyümeye etkisini ölçme çabalarını ve bu çabaların karşılaştığı zorlukları inceliyor.
Hikâye — Bir konuşma, dört yıl, on üç milyar
5 Haziran 1947'de ABD Dışişleri Bakanı George Marshall, Harvard Üniversitesi'nin mezuniyet töreninde kısa bir konuşma yaptı. Savaşın yıktığı Avrupa'nın ekonomileri, 1946–1947 kışında hızla kötüleşiyordu; ABD'de komünizmin yayılmasından duyulan kaygı da büyüyordu. Marshall, Avrupa'yı yeniden inşa edecek kapsamlı bir program çağrısında bulundu. ABD Kongresi, 1948 baharında Ekonomik İşbirliği Yasası'nı kabul etti.
Tarihe Marshall Planı adıyla geçen program, Bradford De Long ve Barry Eichengreen'in hesabına göre 1948–1951 arasında Avrupa'ya yaklaşık 13 milyar dolar aktardı. Batı Avrupa'nın savaş sonrası toparlanması, yüzyılın en büyük ekonomik başarılarından biri oldu ve halk arasındaki yaygın kanı, bu başarıda Marshall Planı'na büyük bir rol biçti. Önceki derslerde, Türkiye'nin de bu yardımdan pay aldığını ve yardımın tarımın makineleşmesine katkıda bulunduğunu görmüştük.
De Long ve Eichengreen, bu kanıyı sınadı. Vardıkları sonuç şaşırtıcıydı: Marshall Planı, yatırımı finanse ederek, hasarlı altyapıyı onararak ya da darboğazları gidererek toparlanmayı anlamlı biçimde hızlandıracak kadar büyük değildi. Ama yazarlara göre plan, başka bir yoldan kritik bir rol oynadı. Yardıma bağlanan koşullar, Avrupa'nın savaş sonrası karma ekonomilerini daha fazla piyasa ve daha az denetim yönünde itti. Yazarlar makalelerine, planı «tarihin en başarılı yapısal uyum programı» olarak adlandıran bir başlık verdi. Yardımın asıl etkisi, verdiği paradan değil, değiştirdiği politikalardan gelmiş olabilirdi.
Kavram
Marshall Planı, bir ülkenin başka ülkelere resmî kanallardan kaynak aktarmasının en ünlü örneklerinden biriydi. Bugün bu tür aktarımlar, uluslararası olarak tanımlanmış bir kategori içinde ölçülür.
Yardımın etkisini değerlendirmenin ilk sorunu, paranın gerçekte neye harcandığını bilmektir. Bağışçı yardımı belirli bir amaca ayırsa bile, alıcı hükümet kendi kaynaklarını başka yere kaydırabilir.
Yardımın hangi ülkelere verileceği sorusu, yardımın etkinliği tartışmasının merkezine yerleşti. Bir görüşe göre yardım, onu en iyi kullanabilecek ülkelere yönlendirilmelidir.
Yardım miktarı arttıkça, her ek dolar aynı ölçüde yararlı olmayabilir. Bir ülkenin yardımı verimli projelere dönüştürme gücünün bir sınırı vardır.
Yardımın maliyetini artıran bir uygulama, alıcı ülkenin yardım parasını nereye harcayacağının bağışçı tarafından kısıtlanmasıdır.
Yardımın büyümeye etkisini ölçen çalışmalar, farklı yardım türlerinin etkisinin farklı sürelerde ortaya çıktığını fark etti. Bu fark, yardımı türlerine ayırmayı gerektirdi.
Veri ve kanıt
Bu çalışma, yayımlandığı dönemde yardım politikasını derinden etkiledi ve yardımda seçicilik ilkesinin en güçlü dayanaklarından biri oldu. Ama bulgusu kısa sürede tartışmaya açıldı. William Easterly, Ross Levine ve David Roodman, aynı yöntemi daha uzun bir dönemi ve daha fazla ülkeyi kapsayan verilerle yeniden uyguladığında, yardımın iyi politikalar altında büyümeyi artırdığı sonucunun artık anlamlı çıkmadığını gösterdi. Raghuram Rajan ve Arvind Subramanian da, yardımın yoksul ya da hızlı büyüyen ülkelere yönelmesinden kaynaklanan yanlılığı düzelttikten sonra, yardım ile büyüme arasında sağlam bir olumlu ya da olumsuz ilişki bulamadıklarını ve yardımın iyi politika ortamlarında daha iyi işlediğine dair bir kanıt görmediklerini bildirdi. Bir bulgunun, veri kümesi genişletildiğinde dayanıp dayanmadığını sınamak, bu tartışmanın en önemli dersi oldu.
Bu çalışma, yardım tartışmasına, önceki derslerde gördüğümüz süreksizlik mantığını getirdi. Bir ülkenin gelirinin eşiği aşması, yardımın aniden azalmasına yol açar; ama eşiğin hemen iki yanındaki ülkelerin öbür özellikleri benzer olmalıdır. Bu tasarım, yardımın kriz yaşayan ülkelere yönelmesinden kaynaklanan ters nedensellik sorununu aşmaya çalışır. Yine de sonuç, eşiği geçen ülkelere, yani görece daha zengin yardım alıcılarına özgüdür ve en yoksul ülkelere doğrudan genellenemez. Ayrıca eşiği aşmak, yardımın azalmasının yanında, ülkenin büyüme performansının iyi olduğunun bir işareti de olabilir; bu yüzden araştırmacıların bu etkiyi ayırmak için gösterdiği çaba, bulgunun güvenilirliği açısından belirleyicidir.
Yaygın yanlış«Yardım alan ülkeler, yardım almayan ülkelerden daha yavaş büyüyor; demek ki yardım büyümeye zarar veriyor.»
Yardım rastgele dağıtılmaz; savaş, kuraklık ya da ekonomik kriz yaşayan ülkelere yönelir. Bu ülkeler, yardım olmasa da yavaş büyüyecekti. Yardım ile düşük büyüme arasındaki ilişki, yardımın büyümeyi yavaşlatmasından değil, yavaş büyümenin yardımı çekmesinden kaynaklanabilir. Rajan ve Subramanian'ın gösterdiği gibi, bu yanlılık düzeltildiğinde bile güçlü bir ilişki bulmak zordur; ama bu, yardımın zararlı olduğunu değil, etkisinin kaba ülke karşılaştırmalarıyla ölçülemeyecek kadar karmaşık olduğunu gösterir.
Yaygın yanlış«Yardımın büyümeye etkisi kanıtlanamadığına göre, bütün yardımlar boşa gitmiştir.»
Yardımın ülke genelindeki büyümeye etkisini ölçmek zordur, ama pek çok yardım programının kendi hedeflerine ulaştığı güçlü biçimde belgelenmiştir. Çiçek hastalığının ortadan kaldırılması, aşı kampanyaları ve belirli hastalıklarla mücadele, uluslararası yardımla finanse edildi ve milyonlarca hayat kurtardı. Önceki derslerde gördüğümüz parazit tedavisi gibi programlar da dış kaynakla yürütüldü. Bir yardımın büyüme hızını belirgin biçimde değiştirmemesi, insanların sağlığını ve refahını iyileştirmediği anlamına gelmez.
Neden önemli?
Dış yardım, zengin ülkelerin vergi mükelleflerinin parasıyla yürütülen ve yoksul ülkelerdeki milyonlarca insanın hayatını etkileyen bir politikadır. Yardımın ne zaman ve nasıl işe yaradığını bilmeden bu kaynakları verimli kullanmak mümkün değildir. Tartışma, yardımın miktarından çok biçimine kaydı: hangi ülkelere, hangi kanallardan, hangi koşullarla ve hangi amaçlarla verileceği, yardımın etkisini miktarından daha çok belirleyebilir.
Türkiye, bu tartışmada iki farklı konumda yer alır. Bir yandan, Marshall Planı'ndan bu yana dış yardım ve avantajlı kredi almış bir ülkedir. Öte yandan son yıllarda, özellikle insani yardım alanında büyük bir bağışçı hâline geldi. Suriye'den gelen milyonlarca sığınmacıya ev sahipliği yapmanın maliyeti ve bu maliyete yönelik uluslararası destek de, yardımın etkinliği sorularını doğrudan Türkiye'nin gündemine taşıdı: yardımın hangi kanallardan dağıtılacağı, ikame edilebilirlik riski ve sonuçların nasıl ölçüleceği.
Model
Çözümlü örnek — Okul için verilen para nereye gider?
Bir hükümetin yıllık bütçesi 100 milyar lira olsun ve bunun 20 milyarını eğitime, 80 milyarını öbür harcamalara ayırsın. Bir bağışçı, yalnızca eğitim için kullanılmak üzere 10 milyar liralık yardım veriyor. Bağışçının beklentisi, eğitim harcamasının 30 milyara çıkmasıdır.
Hükümet, yardımı alınca kendi bütçesinden eğitime ayırdığı payı 12 milyara düşürür. Eğitim harcaması 12 + 10, yani 22 milyar lira olur; yalnızca 2 milyar artar. Hükümetin eğitimden kaydırdığı 8 milyar lira, öbür harcamalara gider. Yardımın yüzde 80'i, bağışçının hedeflediği alanda değil, hükümetin tercih ettiği alanda harcanmıştır.
Bu örnek, ikame edilebilirliğin neden önemli olduğunu gösterir. Bağışçı, eğitim bakanlığının hesaplarında kendi parasının okullara gittiğini görebilir; ama toplam eğitim harcaması neredeyse değişmemiştir. Yardımın gerçek etkisini bulmak için, yardımın gittiği projeye değil, hükümetin toplam bütçesinin nasıl değiştiğine bakmak gerekir. Serbest kalan kaynaklar yol yapımına harcanmışsa yardım yine yararlı olabilir; ama askerî harcamalara ya da yöneticilerin ayrıcalıklarına harcanmışsa, bağışçı farkında olmadan bambaşka bir şeyi finanse etmiş olur.
İkame edilebilirliğin sınırları
İkame edilebilirlik her zaman tam değildir. Hükümet, eğitim harcamasını düşürmek istese bile, öğretmen maaşları gibi kolayca azaltılamayan kalemler varsa bunu yapamayabilir. Ayrıca yardım, hükümetin zaten yapmayı planlamadığı bir alana, örneğin çok yoksul bir bölgedeki sağlık ocaklarına yönlendirilirse, ikame edilecek bir harcama yoktur ve yardımın tamamı ek harcama olur.
Bağışçılar ikame edilebilirliği sınırlamak için yardımı, hükümetin kendi harcamasını belirli bir düzeyde tutmasına bağlayabilir ya da yardımı hükümeti atlayarak doğrudan sivil toplum kuruluşlarına verebilir. Ama bu yöntemlerin de bedeli vardır. Hükümeti atlamak, devletin hizmet sunma kapasitesini zayıflatabilir ve hükümetin vatandaşlarına karşı hesap verebilirliğini azaltabilir. Yardımın en iyi kanalı, alıcı hükümetin kurumlarına ne kadar güvenilebileceğine bağlıdır.
Çözümlü örnek — Yardım ve büyüme: ters nedensellik
Yardım ile büyüme arasındaki ilişkiyi ölçmenin temel zorluğunu varsayımsal sayılarla görelim. On ülkeden beşi bir kuraklık yaşıyor olsun. Kuraklık yaşayan ülkeler, yardım olmasa yılda yüzde 0 büyüyecek; öbür ülkeler yüzde 3 büyüyecek. Bağışçılar kuraklık yaşayan ülkelere millî gelirlerinin yüzde 10'u kadar yardım veriyor, öbürlerine hiç vermiyor. Yardım, büyümeyi gerçekte 1 puan artırıyor.
Kuraklık yaşayan ülkeler yardımla yüzde 1 büyür; öbürleri yüzde 3 büyür. Kaba bir karşılaştırma, yardım alan ülkelerin 2 puan daha yavaş büyüdüğünü gösterir ve yardımın büyümeyi düşürdüğü sonucuna götürür. Oysa yardımın gerçek etkisi olumludur; olumsuz ilişki, yardımın zor durumdaki ülkelere gitmesinden kaynaklanır.
Bu sorunu çözmek için araştırmacılar, yardımı etkileyen ama büyümeyi yardım dışında bir yoldan etkilemeyen araç değişkenler arar. Uzun süre, bağışçı ülkelerle eski sömürge bağları ya da nüfus büyüklüğü gibi değişkenler kullanıldı; ama bu değişkenlerin büyümeyi başka yollardan da etkileyebileceği tartışıldı. Galiani ve arkadaşlarının gelir eşiği, bu sorunun daha inandırıcı bir çözümü olarak önerildi.
Çözümlü örnek — Eşiği geçmenin bedeli
Galiani ve arkadaşlarının bulgusunu bir ülke üzerinde düşünelim. Bir ülke, yardım olarak millî gelirinin yüzde 5'ini alıyor ve kişi başına geliri eşiğe yaklaşıyor. Ülke eşiği aştığında yardım ortalama yaklaşık yüzde 59 düşer; yardımın millî gelire oranı 5 × 0,41, yani yaklaşık yüzde 2,05'e iner. Oranın düşüşü yaklaşık 2,95 puandır.
Yardımın millî gelire oranındaki her bir puanlık azalış, bulguya göre yıllık kişi başına büyümeyi yaklaşık 0,35 puan düşürür. Bu ülkenin yıllık büyümesi 2,95 × 0,35, yani yaklaşık 1 puan azalır. Yüzde 4 yerine yüzde 3'lük bir büyüme hızı on yıl sürerse, kişi başına gelir yaklaşık yüzde 10 geride kalır.
Bu hesap, bulgunun ölçeğini gösterir, ama dikkatle yorumlanmalıdır. Katsayı, örneklem ortalaması civarındaki küçük değişiklikler için tahmin edilmiştir ve çok farklı yardım düzeylerine doğrudan uygulanamaz. Ayrıca sonuç, eşiği geçen görece daha gelişmiş yardım alıcılarını kapsar; en yoksul ve en kırılgan ülkelerde yardımın etkisi farklı olabilir.
Çözümlü örnek — Emme kapasitesi ve azalan getiri
Yardımın büyümeye etkisinin azalan getiriye tabi olduğunu varsayalım. Yardımın millî gelire oranı a ise, büyümeye katkısı 0,4a − 0,02a² olsun. Yardım oranı yüzde 5 olduğunda katkı 0,4 × 5 − 0,02 × 25, yani 2 − 0,5, yani 1,5 puandır. Yardım oranı yüzde 10'a çıktığında katkı 4 − 2, yani 2 puan olur. İlk 5 puanlık yardım 1,5 puan katkı sağlarken, ikinci 5 puan yalnızca 0,5 puan ekler.
Katkının en yüksek olduğu yardım düzeyini bulmak için, katkının türevini sıfıra eşitleriz: 0,4 − 0,04a = 0, buradan a = 10 bulunur. Yardım oranı yüzde 10'u aştığında, ek yardım büyümeye katkıyı azaltmaya başlar. Yüzde 15'te katkı 6 − 4,5, yani 1,5 puana geriler; yüzde 20'de 8 − 8, yani sıfıra iner.
Bu azalan getirinin kaynakları, emme kapasitesinin sınırlarıdır. Bir ülkenin yardımı projelere dönüştürecek mühendisleri, yöneticileri ve denetçileri sınırlıdır. Büyük yardım akımları, yerel para biriminin değerini yükselterek ihracatçıların rekabet gücünü düşürebilir. Ayrıca yardım bir hükümetin gelirinin büyük bir kısmını oluşturduğunda, hükümet vergi toplamaya ve vatandaşlarına hesap vermeye daha az ihtiyaç duyar. Katsayılar varsayımsaldır; gerçek ülkelerde eşiğin nerede olduğu, kurumların kalitesine bağlıdır.
Çözümlü örnek — Yardımın zamanlaması
Michael Clemens, Steven Radelet ve Rikhil Bhavnani, yardım ile büyüme çalışmalarının çoğunun bütün yardımı bir arada ele alıp kısa bir dönemde, genellikle dört yılda etkisine baktığını, oysa yardımın önemli bir kısmının büyümeyi bu kadar kısa sürede etkilemesinin beklenemeyeceğini savundu. Yardımı üç gruba ayırdılar: büyümeyle olumsuz ilişkili olması beklenen acil ve insani yardım; etkisi ancak uzun dönemde görülebilecek demokrasi, çevre, sağlık ve eğitim yardımı; ve büyümeyi dört yıl içinde etkilemesi makul olan kısa vadede etkili yardım.
Kısa vadede etkili yardımın, bütün yardım akımlarının yaklaşık yüzde 53'ünü oluşturduğunu buldular ve bu yardım ile dört yıllık büyüme arasında azalan getirili, olumlu ve nedensel bir ilişki olduğunu gösterdiler. Tahminlerine göre, tipik bir ülkede kısa vadede etkili yardımdaki bir dolarlık artış, ihtiyatlı olarak yüksek bir iskonto oranıyla bile bugünkü değerle yaklaşık 1,64 dolarlık bir üretim artışı sağlıyordu.
Bu çalışma, yardımın bütün türlerini tek bir sayıda toplamanın etkiyi nasıl gizleyebileceğini gösteriyor. İnsani yardım, kriz yaşayan ülkelere gittiği için büyümeyle olumsuz ilişkilidir; eğitim yardımının etkisi on yıllar sonra görülür. Bu iki tür, toplam yardımın içinde yer aldığında, kısa vadede etkili yardımın olumlu etkisini bastırır. Ama bu bulgu da tartışmaya açıldı; çalışmanın sonraki sürümleri, farklı araştırmacıların yeniden üretim çabalarıyla sınandı.
Çözümlü örnek — Yardım vergi toplamanın yerini alırsa
Bir hükümetin harcamaları millî gelirin yüzde 20'si olsun. Yardım yokken hükümet bu harcamaların tamamını vergiyle finanse eder. Yardım millî gelirin yüzde 8'i kadar olduğunda, hükümetin aynı harcamayı yapmak için toplaması gereken vergi millî gelirin yüzde 12'sine iner. Vergi mükelleflerinin hükümetin gelirindeki payı yüzde 100'den yüzde 60'a düşer.
Bu değişikliğin iktisadi olmayan bir sonucu vardır. Vergilerini ödeyen vatandaşlar, paralarının nasıl harcandığını sorgulama eğilimindedir; vergi toplamak zorunda olan bir hükümet de onların desteğine muhtaçtır. Gelirinin büyük bir kısmı dışarıdan gelen bir hükümet ise, vatandaşlarından çok bağışçılara karşı hesap vermek zorunda hisseder. Bazı araştırmacılar, yüksek yardım bağımlılığının bu yoldan hesap verebilirliği ve devletin vergi toplama kapasitesini zayıflatabileceğini savundu.
Ama bu etki kaçınılmaz değildir. Yardım, vergi idaresini güçlendirmeye yönlendirilirse ya da hükümetin kendi gelirlerini artırmasına bağlanırsa, tersine vergi kapasitesini geliştirebilir. Ayrıca yardımın vergi yükünü hafifletmesi, yoksul bir ülkede vergilendirmenin kendisinin yarattığı çarpıklıkları da azaltır. Sonuç, yardımın nasıl tasarlandığına ve hükümetin kurumlarına bağlıdır. Aynı yüzde 8'lik yardım, güçlü bir meclisin bütçeyi denetlediği bir ülkede hesap verebilirliği pek etkilemezken, denetimin zayıf olduğu bir ülkede yöneticilerin vatandaşlardan bağımsızlaşmasını kolaylaştırabilir.
Koşulluluk neden çoğu zaman işlemez?
Marshall Planı'nda yardıma bağlanan koşulların etkili olduğunu gördük. Ama sonraki on yıllarda, politika reformu şartına bağlanan pek çok yardım programı beklenen sonucu vermedi. Bunun bir nedeni, bağışçıların koşullara uyulmadığında yardımı gerçekten kesip kesmeyeceğinin inandırıcı olmamasıdır.
Bir bağışçı, bir ülkeye yardımı ancak belirli bir reform yapılırsa vereceğini söylesin. Ülke reformu yapmazsa, bağışçı iki seçenekle karşı karşıya kalır: yardımı keserek sözünü tutmak ve bu ülkenin yoksul halkının zarar görmesine göz yummak, ya da yardımı sürdürmek. Bağışçı yardımı kesmenin yoksullara vereceği zarardan kaçınmak isterse, sözünü tutmaz. Alıcı hükümet bunu öngörürse, reformu yapmak için bir nedeni kalmaz. Koşul, uygulanamayacağı bilindiği için baştan etkisizdir.
Bu sorun, yardımda seçicilik fikrinin arkasındaki gerekçelerden biridir: gelecekteki reform vaadine değil, geçmişte gösterilmiş performansa bakmak, bağışçının inandırıcılık sorununu azaltır. Ama seçicilik de en kötü yönetilen ülkelerin en yoksul halklarını yardımdan dışlama riskini taşır.
Bağlı yardımın maliyeti
Bir bağışçı, bir ülkeye bir baraj için 100 milyon dolarlık yardım veriyor, ama ekipmanın ve mühendislik hizmetlerinin kendi şirketlerinden alınmasını şart koşuyor. Aynı ekipman ve hizmetler, açık bir ihaleyle 80 milyon dolara alınabilecekken, bağışçının şirketlerinden 100 milyon dolara alınıyor. Yardımın alıcı ülke için gerçek değeri 100 milyon değil, 80 milyon dolardır; yüzde 20'si, bağışçı ülkenin şirketlerine yapılan dolaylı bir sübvansiyondur.
Bağlı yardım, yardımın bağışçı ülkede siyasal destek bulmasını kolaylaştırır; çünkü yardım parasının bir kısmı bağışçı ülkenin şirketlerine ve işçilerine geri döner. Ama alıcı ülke açısından yardımın değerini düşürür ve yerel üreticilerin gelişmesini engelleyebilir. Uluslararası kuruluşlar, bu yüzden yardımın bağışçı ülkenin tedarikçilerine bağlanmamasını uzun süredir teşvik ediyor.
Bağlılığın toplam yardım üzerindeki etkisini de hesaplayabiliriz. Bir ülke yılda 500 milyon dolar yardım alsın ve bunun 200 milyon doları bağlı olsun. Bağlı kısımda alımlar açık ihaleye göre yüzde 20 pahalıysa, bağlı yardımın gerçek değeri 200 × 0,8, yani 160 milyon dolardır. Ülkenin aldığı yardımın gerçek değeri 300 + 160, yani 460 milyon dolardır; kâğıt üzerindeki tutarın yüzde 8'i, bağlılık yüzünden kaybolur. Bu kayıp, yardım istatistiklerinde görünmez; çünkü istatistikler yardımı kâğıt üzerindeki tutarıyla kaydeder. Bağışçılar arasında yardımın ne kadar cömert olduğunu karşılaştırırken, bu yüzden bağlı yardımın payına da bakmak gerekir.
Modelin sınırları
Buradaki hesaplar, yardımın etkisini büyüme hızıyla ölçtü. Oysa yardımın pek çok amacı büyüme dışındadır: insani yardım hayat kurtarır, sağlık yardımı hastalıkları azaltır, eğitim yardımı çocukların geleceğini değiştirir. Bu etkiler, büyüme hızında hemen görünmeyebilir ya da hiç görünmeyebilir. Yardımın etkinliğini yalnızca büyümeyle değerlendirmek, yardımın en başarılı olduğu alanları gözden kaçırabilir.
Modeller ayrıca yardımı yalnızca bir kaynak aktarımı olarak ele aldı. Oysa Marshall Planı örneğinde görüldüğü gibi, yardımın asıl etkisi, bağlı olduğu koşullar ve teşvik ettiği politikalar üzerinden işleyebilir. Yardım, alıcı ülkede reformcuların elini güçlendirebilir; ama aynı zamanda kötü yönetimi finanse ederek reform baskısını da azaltabilir. Bu siyasal etkiler, basit büyüme hesaplarına sığmaz ve yardımın etkisini ülkeden ülkeye çok farklı kılar.
Uygulama
Özet kartı
- Resmî kalkınma yardımı, hükümetlerin ve resmî kuruluşların gelişmekte olan ülkelere verdiği hibeler ve avantajlı kredilerdir. De Long ve Eichengreen'e göre Marshall Planı, 1948–1951'de Avrupa'ya yaklaşık 13 milyar dolar aktardı; etkisi, finanse ettiği yatırımdan çok, bağlı olduğu koşulların politikaları piyasa yönünde itmesinden geldi.
- Burnside ve Dollar, yardımın iyi politika uygulayan ülkelerde büyümeyi artırdığını buldu ve yardımda seçicilik ilkesini destekledi. Easterly, Levine ve Roodman, veri genişletildiğinde bu sonucun anlamlılığını yitirdiğini; Rajan ve Subramanian, yardım ile büyüme arasında sağlam bir ilişki bulunmadığını gösterdi.
- Galiani ve arkadaşları, gelir eşiğini aşan ülkelerde yardımın millî gelire oranının ortalama yaklaşık yüzde 59 düştüğünü ve yardım oranındaki bir puanlık artışın yıllık kişi başına büyümeyi yaklaşık 0,35 puan artırdığını buldu.
- İkame edilebilirlik, belirli bir amaca ayrılan yardımın, hükümetin kendi kaynaklarını başka yere kaydırmasına yol açmasıdır; yardımın gerçek etkisi toplam bütçenin nasıl değiştiğine bakılarak bulunur. Bağlı yardım, alıcı ülkenin en uygun tedarikçiyi seçmesini engelleyerek yardımın değerini düşürür.
- Emme kapasitesi sınırlı olduğu için yardımın getirisi azalır. Clemens ve arkadaşları, kısa vadede etkili yardımın bütün yardımın yaklaşık yüzde 53'ünü oluşturduğunu ve dört yıllık büyümeyle olumlu ilişkili olduğunu buldu; bütün yardımı bir arada ele almak bu etkiyi gizleyebilir.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Resmî kalkınma yardımı | Official development assistance | Resmî kaynaklardan gelişmekte olan ülkelere verilen hibe ve avantajlı krediler |
| İkame edilebilirlik | Fungibility | Amaca ayrılan yardımın hükümetin kendi kaynaklarını başka yere kaydırması |
| Yardımda seçicilik | Aid selectivity | Yardımın iyi politikalı ülkelere öncelikli verilmesi |
| Emme kapasitesi | Absorptive capacity | Bir ülkenin dış kaynağı verimli kullanabileceği en yüksek düzey |
| Bağlı yardım | Tied aid | Bağışçı ülkenin tedarikçilerinden alım şartı taşıyan yardım |
| Kısa vadede etkili yardım | Short-impact aid | Büyümeyi birkaç yıl içinde etkilemesi beklenen yardım türleri |
Kendini sına
- (Çıktı 1) Yardımda seçicilik ile koşulluluk arasındaki farkı açıkla. Burnside ve Dollar'ın bulgusu hangisini destekliyordu?
- (Çıktı 2) Yardım alan ülkelerin ortalamada daha yavaş büyümesi, yardımın büyümeye zarar verdiğini neden göstermez? Galiani ve arkadaşlarının yöntemi bu sorunu nasıl aşmaya çalışır?
- (Çıktı 3) Bir hükümetin sağlık harcaması 15 milyar liradır. Bir bağışçı, sağlık için 6 milyar lira yardım veriyor; hükümet kendi sağlık harcamasını 10 milyara düşürüyor. Sağlık harcaması ne kadar arttı? Yardımın yüzde kaçı başka alanlara kaydı?
- (Çıktı 3) Yardımın millî gelire oranı a iken büyümeye katkısı 0,6a − 0,03a² olsun. Katkının en yüksek olduğu yardım oranını ve bu orandaki katkıyı hesapla. Yardım oranı bu düzeyin iki katına çıkarsa katkı ne olur?
- (Çıktı 2) Clemens ve arkadaşları neden yardımı türlerine ayırdı? Bütün yardımı bir arada ele almak, yardımın büyümeye etkisini nasıl gizleyebilir?
- (Çıktı 4) Bir gazete makalesinde şu görüş savunuluyor: «Onlarca yıl ve yüz milyarlarca dolar harcandı, ama Afrika hâlâ yoksul; yardım başarısız oldu ve tamamen kesilmelidir» diyor. Rajan ve Subramanian'ın, Galiani ve arkadaşlarının ve Clemens ve arkadaşlarının bulgularını ve yardımın büyüme dışındaki amaçlarını kullanarak bu görüşün dayandığı kanıtı ve vardığı sonucu değerlendir.
Cevaplar
- Yardımda seçicilik, yardımın iyi politikalar ve iyi kurumlara sahip olduğu gözlenen ülkelere öncelikli olarak verilmesidir; ülkeleri geçmiş performanslarına göre seçer. Koşulluluk ise yardımın, alıcı ülkenin yardımdan sonra belirli politika değişikliklerini yapması şartına bağlanmasıdır. Burnside ve Dollar, yardımın iyi politika uygulayan ülkelerde büyümeyi artırdığını bulduğu için, yardımın iyi politikalara daha sistematik biçimde bağlanmasını, yani seçiciliği destekledi.
- Yardım rastgele dağıtılmaz; kriz, savaş ya da kuraklık yaşayan ve bu yüzden zaten yavaş büyüyen ülkelere yönelir. Bu ters nedensellik, yardımın büyümeyi yavaşlattığı yanılsamasını yaratabilir. Galiani ve arkadaşları, yardım alma hakkının kısmen bir gelir eşiğine bağlı olmasından yararlandı. Ülkeler eşiği aştığında yardım, büyüme performanslarındaki ani bir değişiklikten değil, kuralın kendisinden dolayı azalır. Bu yardım değişikliği, büyümeyle ilişkisi olmayan bir nedenden kaynaklandığı için, yardımın büyümeye etkisini tahmin etmek için kullanılabilir.
- Sağlık harcaması 10 + 6, yani 16 milyar lira olur; yalnızca 1 milyar artar. Hükümet kendi harcamasından 5 milyar lirayı başka alanlara kaydırmıştır. 6 milyarlık yardımın 5 milyarı, yani yaklaşık yüzde 83'ü, sağlık dışındaki alanlara kaymıştır.
- Katkının türevi 0,6 − 0,06a'dır; sıfıra eşitlendiğinde a = 10 bulunur. Bu oranda katkı 0,6 × 10 − 0,03 × 100, yani 6 − 3, yani 3 puandır. Yardım oranı yüzde 20'ye çıkarsa katkı 12 − 12, yani sıfır olur; ek yardım, önceki yardımın bütün katkısını ortadan kaldırmıştır.
- Clemens ve arkadaşları, farklı yardım türlerinin büyümeyi farklı sürelerde ve farklı yönlerde etkilediğini gördü. İnsani yardım kriz yaşayan ülkelere gittiği için büyümeyle olumsuz ilişkilidir; eğitim ve sağlık yardımının etkisi ancak uzun dönemde görülür. Bu türler toplam yardımın içinde yer aldığında, dört yıllık bir dönemde büyümeyi artırması beklenen altyapı, üretken sektör ve bütçe desteği gibi yardımların olumlu etkisini bastırır ya da görünmez kılar. Yardımı türlerine ayırmak, bu etkiyi ortaya çıkarmayı amaçlar.
- Makale, yardımın ülke genelindeki büyüme üzerindeki etkisini göstermenin zor olduğu konusunda gerçek bir bulguya dayanıyor: Rajan ve Subramanian, yardım ile büyüme arasında sağlam bir ilişki bulamadı. Ama bu, yardımın başarısız olduğunu kanıtlamaz. Birincisi, yardım yoksul ve kriz yaşayan ülkelere gider; bu ülkelerin yoksul kalması, yardımın işe yaramadığını değil, yardımın zor koşullara yöneldiğini gösterebilir. İkincisi, Galiani ve arkadaşları daha inandırıcı bir yöntemle yardımın büyümeyi artırdığını buldu; Clemens ve arkadaşları da kısa vadede etkili yardımın olumlu etkisini gösterdi. Üçüncüsü, yardımın pek çok amacı büyüme dışındadır: aşı kampanyaları, hastalıklarla mücadele ve insani yardım milyonlarca hayat kurtardı. Yardımın tamamen kesilmesi, bu faydaları da ortadan kaldırır. Kanıtlar, yardımı kesmekten çok, hangi yardımın, hangi kanaldan ve hangi koşullarda işe yaradığını anlamayı ve yardımı buna göre tasarlamayı gerektirir.
İleri okuma
- Craig Burnside, David Dollar (2000). «Aid, Policies, and Growth». American Economic Review 90(4). Yardımın iyi politika ortamlarında büyümeye etkisi.
- William Easterly, Ross Levine, David Roodman (2004). «Aid, Policies, and Growth: Comment». American Economic Review 94(3). Burnside ve Dollar bulgusunun genişletilmiş veriyle sınanması.
- Raghuram G. Rajan, Arvind Subramanian (2008). «Aid and Growth: What Does the Cross-Country Evidence Really Show?». Review of Economics and Statistics 90(4). Yardım ile büyüme arasındaki ilişkinin sağlamlığı.
- Sebastian Galiani, Stephen Knack, Lixin Colin Xu, Ben Zou (2017). «The Effect of Aid on Growth: Evidence from a Quasi-Experiment». Journal of Economic Growth 22(1). Gelir eşiğine dayanan araç değişkenle yardımın büyümeye etkisi.
Sonraki derse köprü
Marshall Planı'nın asıl etkisinin, verdiği paradan çok, teşvik ettiği politikalar üzerinden işlemiş olabileceğini gördük. Bu, kalkınmanın dışarıdan gelen kaynaklardan çok, bir ülkenin kendi seçtiği stratejiye bağlı olabileceğini düşündürür. Sıradaki ders, ülkelerin sanayileşmek için izlediği yolları ele alıyor. İthalatın yerine yerli üretimi koymayı hedefleyen stratejiler ile dünya pazarlarına ihracat yapmayı hedefleyen stratejiler nasıl farklılaşır? Genç sanayileri korumak hangi koşullarda işe yarar ve devletin sanayileşmedeki rolü ne olmalıdır?