İçeriğe geç

Ders EKO-207.03 · Seviye 2 — Orta

Kurumlar ve kalkınma

EKO-207 Kalkınma Ekonomisi

4.269 kelime · yaklaşık 19 dakika okuma · seslendirme 10 dk · veriler Eylül 2026 itibarıyla

Katmanlar:SezgiModel

  • kurum
  • kapsayıcı ve sömürücü kurumlar
  • kritik kavşak
  • talihin tersine dönmesi
  • araç değişken
  • süreksizlik tasarımı
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Kurumlar, insanların etkileşimini biçimlendiren oyunun kurallarıdır; kapsayıcı kurumlar mülkiyet haklarını korur ve fırsatları geniş bir kesime açar, sömürücü kurumlar ise geliri dar bir seçkin gruba aktarır. El koyma olasılığı yüzde 50 getirili bir yatırımda üçte biri aşarsa, yatırım yapılmaz.
  2. Dell, Peru ve Bolivya'da 1573–1812 arasında uygulanan mitanın sınırının iki yanını karşılaştırdı; mita ilçelerinde bugün hane tüketimi yaklaşık yüzde 25 daha düşük, çocuklarda bodurluk yaklaşık 6 puan daha yüksekti. Etki, toprak düzeni ve kamu hizmetleri üzerinden sürdü.
  3. Acemoglu, Johnson ve Robinson, sömürgecilerin ölüm oranlarını kurumlar için bir araç değişken olarak kullanarak kurumların gelir üzerinde büyük etkileri olduğunu tahmin etti; kurumlar hesaba katıldığında Afrika'daki ya da ekvatora yakın ülkelerin daha düşük gelire sahip olmadığını buldu. Talihin tersine dönmesi bulgusu da kurumlar açıklamasını destekler.
  4. Glaeser ve arkadaşları, kurumsal göstergelerin kalıcı kuralları değil politika sonuçlarını yansıttığını, beşerî sermayenin kurumlardan daha temel olduğunu ve yoksul ülkelerin çoğu zaman önce iyi politikalarla zenginleşip sonra kurumlarını iyileştirdiğini savundu.
  5. Araç değişken ve süreksizlik tasarımları, kurumlar ile gelir arasındaki ters nedenselliği aşmaya çalışır; ama her ikisinin de varsayımları vardır. Ölüm oranları geliri hastalık ortamı üzerinden doğrudan da etkiliyorsa, araç değişken tahmini kurumların etkisini abartır.

Öğrenme çıktıları

  • Hatırlama — Kurumu, kapsayıcı ve sömürücü kurumları, kritik kavşağı, talihin tersine dönmesini, araç değişkeni ve süreksizlik tasarımını tanımlar.
  • Anlama — Mülkiyet haklarının korunmasının, hukukun üstünlüğünün ve siyasal gücün sınırlanmasının yatırım ve büyüme kararlarını nasıl etkilediğini ve kurumların etkisini ölçmenin neden zor olduğunu açıklar.
  • Uygulama — El koyma riski altında bir yatırımın kârlı olup olmadığını hesaplar ve basit bir araç değişken tahminiyle kurumların gelire etkisini bulur.
  • Değerlendirme — Sömürge dönemi kurumlarının uzun dönemli etkilerine dair kanıtları ve bu kanıtlara yöneltilen eleştirileri kullanarak, kurumların kalkınmadaki rolüne dair iddiaları tartışır.

Sezgi

Açılış

Bir çiftçi, tarlasına bir sulama kanalı açmayı düşünüyor. Kanal ona yıllarca daha yüksek verim sağlayacak, ama bugün büyük bir emek ve para gerektiriyor. Çiftçi yatırımı yapmadan önce birkaç soru soracaktır: tarla gerçekten onun mu, yoksa bir gün elinden alınabilir mi? Ürününü satarken yerel bir güç sahibi payını ister mi? Bir anlaşmazlık çıkarsa, onu adil biçimde çözecek bir mahkeme var mı? Bu soruların cevapları olumsuzsa, kanal ne kadar kârlı görünürse görünsün açılmaz.

Bu soruların arkasında, bir toplumun oyunun kurallarını nasıl koyduğu yatar. Önceki derste, yoksulluğun nasıl ölçüldüğünü gördük. Bu ders, yoksulluğun neden bazı toplumlarda bu kadar kalıcı olduğuna dair en etkili açıklamalardan birini inceliyor: bir toplumun kurumları, insanların yatırım yapma, yenilik yapma ve üretme teşviklerini belirler. Ama bu açıklamayı sınamak, iktisadın en zor ampirik sorularından biridir.

Hikâye — Bir sınırın iki yakası

1545'te bugünkü Bolivya'da, Potosí'de İspanyol İmparatorluğu'nun en büyük gümüş yatakları bulundu. Gümüşü işlemek için cıva gerekiyordu ve cıva, bugünkü Peru'da, Huancavelica'daki devlet madenlerinden geliyordu. İspanyol yönetimi, bu madenlerde çalışacak emeği sağlamak için 1573'te mita adı verilen bir zorla çalıştırma sistemi kurdu. Belirli bir bölgedeki iki yüzden fazla yerli topluluk, yetişkin erkek nüfusunun yedide birini dönüşümlü olarak madenlere göndermek zorundaydı. Sistem 1812'de kaldırıldı.

Mitanın kapsadığı bölgenin sınırı 1578'den sonra değişmedi. Sınırın bir yanındaki bütün topluluklar aynı oranda işçi gönderiyor, öbür yanındakiler ise tamamen muaf tutuluyordu. Melissa Dell, bu sınırın, iki yakası arasındaki farkları incelemek için eşsiz bir fırsat sunduğunu fark etti. Sınırın hemen iki yanındaki köyler benzer bir iklime, yüksekliğe ve toprağa sahipti; aralarındaki en belirgin fark, yüzyıllar önce birinin mitaya tabi olması, öbürünün olmamasıydı.

Dell, bugünkü Peru'da sınırın iki yanındaki haneleri karşılaştırdı. Mitaya tabi olmuş ilçelerde hane tüketimi, sınırın öbür yanındakilere göre yaklaşık yüzde 25 daha düşüktü; çocuklarda bodurluk yaygınlığı yaklaşık 6 puan daha yüksekti. Mitanın kaldırılmasının üzerinden iki yüzyıl geçmişti; ama sömürge yönetiminin bir kurumu, bugünkü çocukların boyuna iz bırakmıştı. Dell, bu etkinin hangi yollardan sürdüğünü de izledi. Sömürge yönetimi, mita işçilerini kendine ayırmak için mita bölgesinde büyük çiftliklerin kurulmasını kısıtlamıştı. Sınırın öbür yanında ise büyük toprak sahipleri ortaya çıkmış ve yüzyıllar içinde bölgelerine yol ve okul yapılması için siyasal güçlerini kullanmıştı. Mita bölgeleri bugün hâlâ yol ağlarına daha zayıf bağlıydı ve sakinlerinin geçimlik tarımla yaşama olasılığı daha yüksekti.

Kavram

Dell'in incelediği mita, bir kurum örneğiydi. Douglass North, 1990'da yayımladığı kitabında, kurumları ekonomik performansın temel belirleyicileri arasına yerleştirdi.

Bütün kurumlar ekonomik performansı aynı yönde etkilemez. Daron Acemoglu ve James Robinson, kurumları, gücü ve fırsatları kimin elinde topladıklarına göre iki gruba ayırdı.

Kurumlar çoğu zaman uzun süre değişmeden kalır. Ama bazı dönemlerde büyük bir şok, farklı toplumları farklı yollara sokar ve bu yollar yüzyıllar boyunca ayrı kalabilir.

Kurumların önemine dair dikkat çekici bir kanıt, sömürgelerin tarihinden gelir. Acemoglu, Johnson ve Robinson 2002'de, beş yüz yıl önce görece zengin olan yerlerin bugün görece yoksul olduğunu gösterdi.

Kurumların gelir üzerindeki etkisini ölçmenin temel zorluğu, zengin ülkelerin iyi kurumlara sahip olmasının, kurumların zenginliğin sonucu da olabilmesidir. Bu ters nedenselliği aşmak için iktisatçılar özel bir istatistik aracına başvurur.

Dell'in mita çalışması, nedensel etkiyi ölçmenin bir başka yolunu kullandı. Bu yol, keskin bir sınırın iki yanındaki gözlemleri karşılaştırmaya dayanır.

Veri ve kanıt

Bu çalışma, kurumlar ve kalkınma tartışmasının merkezine yerleşti ve yazarların 2024'te iktisat alanında Nobel ödülü almasında önemli bir rol oynadı. Çalışmanın gücü, tarihin bir tür doğal deney sunduğu fikrindeydi: sömürgecilerin yüzyıllar önceki ölüm oranları, bugünkü gelirleri doğrudan etkilememeli, yalnızca o dönemde kurulan kurumlar aracılığıyla etkilemeliydi. Ama bu varsayım tartışmaya açıktır. Yüksek ölüm oranları hastalık ortamının bir göstergesidir ve hastalık ortamı bugünkü sağlığı ve verimliliği doğrudan etkileyebilir. David Albouy gibi araştırmacılar, tarihsel ölüm verilerinin derlenmesindeki sorunlara dikkat çekerek tahminlerin sağlamlığını sorguladı.

Bu eleştiri, kurumlar tartışmasının tek yanlı olmadığını gösteriyor. Doğu Asya'nın hızlı büyüyen ekonomilerinden Güney Kore ile Tayvan, büyümelerinin önemli bir kısmını otoriter yönetimler altında gerçekleştirdi ve demokratik kurumlarını ancak zenginleştikten sonra geliştirdi. Bu deneyimler, «önce kurumlar, sonra büyüme» sıralamasını sorgular. Öte yandan kurumlar görüşünün savunucuları, bu ülkelerin otoriter dönemlerinde bile mülkiyet haklarının ve sözleşmelerin görece güvende olduğunu, yani ekonomik kurumların kapsayıcı olabildiğini hatırlatır. Tartışma, «kurum» kavramının ne kadar geniş tanımlandığına da bağlıdır.

Yaygın yanlış«Zengin ülkeler iyi kurumlara sahip; demek ki iyi kurumlar zenginliğin nedenidir.»
Doğrusu

Kurumlar ile gelir arasındaki güçlü ilişki, tek başına nedenselliği göstermez. Zenginlik de kurumları iyileştirebilir: eğitimli ve varlıklı yurttaşlar hesap verebilir hükümetler talep eder, zengin devletler etkili mahkemeler kurabilir. Ayrıca coğrafya ya da kültür gibi üçüncü etkenler hem kurumları hem geliri etkileyebilir. Nedenselliği göstermek için araç değişkenler ya da süreksizlik tasarımları gibi yöntemler gerekir ve bu yöntemlerin her birinin kendi varsayımları vardır.

Yaygın yanlış«Kurumlar tarihin ürünüdür ve değiştirilemez; sömürücü kurumlarla başlayan bir ülke yoksulluğa mahkûmdur.»
Doğrusu

Kurumlar kalıcı olma eğilimindedir, ama değişmez değildir. Kritik kavşaklar, reformlar ve siyasal mücadeleler kurumları dönüştürebilir. Dell'in bulgusu bile, mitanın etkisinin kurumun kendisinden değil, bıraktığı toprak düzeni ve kamu hizmetleri üzerinden sürdüğünü gösteriyor; bu kanallar politikayla değiştirilebilir. Tarih, bir ülkenin başlangıç noktasını belirler, varış noktasını değil.

Neden önemli?

Kurumlar görüşü, kalkınma politikalarının odağını değiştirdi. Eğer yoksul ülkelerin asıl sorunu sermaye ya da teknoloji eksikliği değil, yatırım ve yenilik teşviklerini zayıflatan kurumlarsa, dışarıdan kaynak aktarmak ya da teknoloji transferi yapmak tek başına yetmez. Mülkiyet haklarının güvence altına alınması, bağımsız yargı, rekabetçi piyasalar ve hesap verebilir bir yönetim, kalkınmanın ön koşulları hâline gelir. Bu görüş, uluslararası kuruluşların reform önerilerini de derinden etkiledi.

Türkiye için kurumlar tartışması güncel bir önem taşır. Önceki derslerde, Türkiye'nin 2000'lerin başındaki hızlı büyümesinin bir kısmının kurumsal reformlarla ilişkilendirildiğini ve sonraki yıllarda yaşanan yavaşlamanın kurumsal gerilemeyle açıklanabileceğini savunan görüşleri gördük. Merkez bankası bağımsızlığı, düzenleyici kurumların özerkliği ve yargının bağımsızlığı gibi konular, yalnızca siyasal değil, ekonomik tartışmaların da merkezindedir. Kurumlar görüşü, bu tartışmaların büyüme üzerindeki sonuçlarını anlamanın bir çerçevesini sunar.

Model

Çözümlü örnek — El koyma riski ve yatırım

Bir girişimci, 100 bin liralık bir yatırım yaparak bir yıl sonra 150 bin lira elde edebilir. Yatırımın getirisi yüzde 50'dir ve açıkça kârlıdır. Ama girişimcinin yaşadığı toplumda, bir yıl sonra elde ettiği gelire yerel bir güç sahibi ya da devlet tarafından p olasılıkla el konabilir. Girişimcinin beklenen geliri 150 × (1 − p) bin liradır.

Girişimci, beklenen gelir yatırım maliyetini aştığı sürece yatırım yapar: 150 × (1 − p) ≥ 100 koşulundan p ≤ 1/3 bulunur. El koyma olasılığı üçte birden yüksekse, yüzde 50 getirili bir yatırım bile yapılmaz. Sömürücü kurumlar, bu olasılığı yükselterek toplumun en verimli yatırımlarını engeller. Kapsayıcı kurumlar ise mülkiyet haklarını koruyarak olasılığı düşürür ve yatırımı mümkün kılar.

Kurumlar ve toplumsal kayıp

El koyma riskinin toplumsal maliyeti, yalnızca yapılmayan yatırımın getirisi değildir. Girişimciler, el konmaktan korunmak için servetlerini saklar, kolayca taşınabilir ama verimsiz varlıklara, örneğin altına ya da dövize yönelir, işlerini küçük tutar ve kayıt dışında kalır. Güç sahipleriyle ilişki kurmak, rüşvet vermek ve korunma satın almak için kaynak harcanır; bu, önceki derslerde gördüğümüz rant kollamanın bir biçimidir.

Sömürücü kurumların en ağır maliyeti belki de yeniliğin engellenmesidir. Yeni teknolojiler ve yeni firmalar, mevcut güç sahiplerinin gelirlerini tehdit eder. Sömürücü kurumlarda seçkinler, yeniliği engellemek için güçlerini kullanabilir; çünkü yaratıcı yıkım onların konumunu sarsar. Kapsayıcı kurumlar ise yeni girişlere açıktır ve seçkinlerin bu tehdidi engelleme gücünü sınırlar.

Kurumları ölçmek

Kurumların etkisini ölçmek için önce kurumları ölçmek gerekir. Araştırmacılar genellikle, kamulaştırma riskine karşı koruma, hukukun üstünlüğü, yolsuzluk ve yürütmenin gücünün sınırlanması gibi alanlarda uzmanların ve yatırımcıların verdiği puanlara dayanan göstergeler kullanır. Bu göstergeler kullanışlıdır, ama Glaeser ve arkadaşlarının eleştirisinde görüldüğü gibi, çoğu zaman kalıcı kuralları değil, belirli bir dönemdeki politika sonuçlarını yansıtır.

Bir ülke zenginleştikçe, yatırımcılar onun kurumlarını daha olumlu değerlendirme eğiliminde olabilir; bu, göstergelerin kendisinin gelirden etkilendiği anlamına gelir. Bu yüzden kurumların etkisini tahmin etmek, yalnızca iyi bir ölçü değil, bu ölçüdeki gelirden bağımsız farkları yakalayan bir yöntem de gerektirir. Araç değişken ve süreksizlik tasarımları bu ihtiyaçtan doğdu.

Çözümlü örnek — Araç değişkenin mantığı

Basitleştirilmiş bir örnek düşünelim. Sömürgeler iki gruba ayrılsın: Avrupalı yerleşimcilerin düşük ölüm oranlarıyla karşılaştığı yerler ve yüksek ölüm oranlarıyla karşılaştığı yerler. Düşük ölümlü grupta ortalama kurum puanı 8, kişi başına gelirin logaritması 9 olsun. Yüksek ölümlü grupta ortalama kurum puanı 5, gelirin logaritması 7,5 olsun.

İki grup arasında gelirin logaritması 1,5, kurum puanı 3 fark etmektedir. Ölüm oranları geliri yalnızca kurumlar aracılığıyla etkiliyorsa, gelir farkının tamamı kurum farkından kaynaklanır. Kurum puanındaki bir birimlik artışın gelirin logaritmasını 1,5 bölü 3, yani 0,5 artırdığı sonucuna varırız. Logaritmada 0,5'lik bir fark, gelirde yaklaşık yüzde 65'lik bir farka denk gelir. Bu, araç değişken tahmininin en basit biçimidir.

Tahminin varsayımı

Bu hesabın geçerliliği, ölüm oranlarının geliri kurumlar dışında hiçbir yoldan etkilemediği varsayımına dayanır. Eğer yüksek ölüm oranlı yerlerde bugün de sıtma gibi hastalıklar yaygınsa ve bu hastalıklar işgücünün verimliliğini doğrudan düşürüyorsa, gelir farkının bir kısmı kurumlardan değil, hastalık ortamından kaynaklanır. Bu durumda araç değişken tahmini, kurumların etkisini abartır.

Örneğimizde gelir farkının yarısının hastalık ortamından doğrudan kaynaklandığını düşünelim. Kurumlara atfedilebilecek fark 0,75'e iner ve bir birimlik kurum iyileşmesinin etkisi 0,25'e düşer. Araç değişken yöntemi, varsayımı yanlışsa çok güçlü görünen ama yanıltıcı sonuçlar üretebilir. Bu yüzden araştırmacılar, kurumlar ile coğrafyanın etkilerini ayırmak için farklı araçlar ve farklı yöntemler kullanarak sonuçları sınar. Bir sonraki ders, coğrafyanın kalkınmaya doğrudan etkisini ayrıca ele alacak.

Çözümlü örnek — Sınırın iki yanı

Dell'in yöntemi, bu varsayım sorununa başka bir açıdan yaklaşır. Sınırın hemen iki yanındaki köyleri düşünelim. Sınıra 20 kilometre uzaklıktaki mita köylerinde ortalama hane tüketimi 75 birim, sınırın öbür yanında, yine 20 kilometre uzaklıktaki köylerde 100 birim olsun. Sınırın iki yanındaki köyler aynı iklime, yüksekliğe ve toprağa sahipse, 25 birimlik fark mitanın etkisi olarak yorumlanabilir.

Bu yöntemin varsayımı, sınırın iki yanının mita dışında her bakımdan benzer olmasıdır. Dell, sınırın iki yanında yükseklik ve eğim gibi coğrafi özelliklerin benzer olduğunu göstererek bu varsayımı destekledi. Süreksizlik tasarımının gücü, karşılaştırmanın çok yerel olmasıdır; zayıflığı da budur: sonuç, sınırın hemen çevresindeki bölgeler için geçerlidir ve bütün ülkelere genellenmesi dikkat gerektirir.

Kalıcılığın kanalları

Kurumların etkisi, kurumun kendisi ortadan kalktıktan sonra da nasıl sürer? Dell'in çalışması, bu sorunun somut bir cevabını verdi. Mita, bölgede büyük çiftliklerin kurulmasını engelledi ve topluluk mülkiyetini korudu. Mitanın dışındaki bölgelerde ise büyük toprak sahipleri ortaya çıktı. Bu toprak sahipleri, sonraki yüzyıllarda devletten yol ve kamu hizmeti talep edecek siyasal güce ve teşvike sahipti.

Sonuç, mita bölgelerinin yol ağlarına daha zayıf bağlanması, eğitimin daha az yaygınlaşması ve sakinlerin geçimlik tarıma daha bağımlı kalmasıydı. Bu kanallar, tarihsel bir kurumun etkisinin, o kurumun yarattığı toprak düzeni, siyasal güç dağılımı ve kamu yatırımları üzerinden nasıl kuşaklar boyunca aktarıldığını gösterir. Kurumlar yalnızca yasalardan ibaret değildir; yarattıkları güç dağılımı da kurumların bir parçasıdır.

Talihin tersine dönmesinin mantığı

Acemoglu, Johnson ve Robinson'un talihin tersine dönmesi bulgusu, coğrafya açıklamalarına karşı bir argüman olarak sunuldu. Coğrafya, yani iklim, toprak ve hastalık ortamı, beş yüz yılda pek değişmedi. Eğer bir bölgenin refahını coğrafya belirleseydi, 1500'de zengin olan bölgeler bugün de görece zengin olmalıydı. Oysa sömürgeleştirilen bölgeler arasında sıralama tersine döndü.

Yazarlara göre bunun açıklaması kurumlardır. Kalabalık ve zengin bölgelerde sömürgeciler, mevcut nüfusu ve serveti sömürmek için vergi, zorla çalıştırma ve tekel sistemleri kurdu; mita bunun bir örneğiydi. Seyrek nüfuslu bölgelerde ise Avrupalı yerleşimciler kendileri için kapsayıcı kurumlar kurdu. Sanayileşme çağı geldiğinde, kapsayıcı kurumlara sahip bölgeler yeni teknolojilerden yararlanabildi; sömürücü kurumlara sahip bölgeler ise geride kaldı.

Biçimsel ve biçimsel olmayan kurumlar

North'un tanımı, yazılı kuralların yanında yazılı olmayan kuralları da kapsar. İki ülke aynı anayasaya ve aynı yasalara sahip olabilir, ama bu kuralların uygulanma biçimi, insanların birbirine ne kadar güvendiği ve kuralları çiğnemenin toplumda nasıl karşılandığı, ekonomik sonuçları derinden etkiler. Pek çok gelişmekte olan ülke, zengin ülkelerin yasalarını neredeyse aynen kopyaladı; ama bu yasalar kâğıt üzerinde kaldı.

Biçimsel kurumlar bir gecede değiştirilebilir; bir meclis yeni bir yasa çıkarabilir. Biçimsel olmayan kurumlar ise çok daha yavaş değişir. Bu yüzden biçimsel bir reform, onu destekleyen normlar ve uygulama kapasitesi yoksa beklenen sonucu vermeyebilir. Önceki derslerde gördüğümüz devlet kapasitesi kavramı, tam bu boşluğu anlatır: kuralları koymak ile onları tutarlı biçimde uygulamak arasındaki fark.

Çözümlü örnek — Reformu kim engeller?

Bir ülkede, bir reform toplam üretimi 100 birimden 150 birime çıkarabilsin. Bugün seçkinler üretimin yüzde 60'ını, yani 60 birimi alıyor. Reform, piyasaları açarak ve mülkiyet haklarını genişleterek seçkinlerin payını yüzde 30'a indiriyor; seçkinler reformdan sonra 150 birimin yüzde 30'unu, yani 45 birimi alacak. Toplum bütün olarak 50 birim kazanırken, seçkinler 15 birim kaybediyor.

İlke olarak toplumun geri kalanı, reformdan kazandığı 65 birimin 15'ini seçkinlere vererek onları ikna edebilir; herkes daha iyi durumda olur. Ama bu tazminat vaadi inandırıcı değildir: reformdan sonra seçkinler güçlerini kaybedeceği için, toplumun sözünü tutmasını sağlayacak bir araçları kalmaz. Seçkinler bunu bildikleri için reformu engeller. Acemoglu ve Robinson'a göre sömürücü kurumların kalıcılığının önemli bir nedeni bu bağlılık sorunudur: verimli bir değişiklik, güç dağılımını değiştirdiği için gerçekleşmez.

Tarihin güven üzerindeki izi

Kurumların etkisi, biçimsel kurallar ortadan kalktıktan sonra, insanların birbirine ve kurumlara duyduğu güven aracılığıyla da sürebilir. Nathan Nunn ve Leonard Wantchekon, Afrika'da köle ticaretinden en çok etkilenen toplulukların üyelerinin bugün komşularına, akrabalarına ve yerel yönetimlerine daha az güvendiğini buldu. Köle ticareti döneminde insanların yakınları tarafından bile yakalanıp satılabildiği bir ortamda, güvensizlik hayatta kalmanın bir aracıydı ve bu güvensizlik kuşaklar boyunca aktarıldı.

Güven, ekonomik işlemlerin maliyetini doğrudan etkiler. İnsanların birbirine güvenmediği bir toplumda, her sözleşme için daha fazla güvence, her işlem için daha fazla denetim gerekir ve pek çok karşılıklı yararlı işlem hiç yapılmaz. Bu, kurumların yalnızca devletin koyduğu kurallardan değil, toplumun kendi içinde biriktirdiği davranış kalıplarından da oluştuğunu hatırlatır. Güvenin düşük olduğu toplumlarda ticaret çoğu zaman akrabalık ya da etnik bağlarla sınırlı kalır; firmalar aile dışından yönetici almakta zorlanır ve büyüyemez. Kredi piyasaları daralır, çünkü borç verenler borçluların sözlerine güvenmez ve yüksek teminat ister. Bu yüzden güven, bir ekonominin iş bölümünü ne kadar derinleştirebileceğini ve ölçek ekonomilerinden ne kadar yararlanabileceğini belirleyen, görünmez ama güçlü bir kurumdur. Güvenin yeniden inşası ise yasa çıkarmaktan çok daha uzun bir süreç gerektirir.

Kurumlar nasıl değişir?

Kurumlar görüşünün en zor sorusu, kurumların nasıl değiştiğidir. Sömürücü kurumlar, onlardan yararlanan seçkinlerin güçlü olduğu yerlerde kurulur ve bu seçkinler, kurumları değiştirmeye direnir. Acemoglu ve Robinson, kurumsal değişimin çoğu zaman siyasal gücün dağılımını değiştiren kritik kavşaklarda gerçekleştiğini savunur: bir savaş, bir ekonomik kriz, yeni bir ticaret fırsatı ya da geniş tabanlı bir toplumsal hareket.

Kore yarımadası, aynı tarihi, kültürü ve coğrafyayı paylaşan bir toplumun farklı kurumlarla nasıl farklı yollara girebileceğinin sıkça verilen bir örneğidir. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra yarımadanın bölünmesi bir kritik kavşaktı; kuzey ve güney, çok farklı ekonomik ve siyasal sistemler benimsedi ve bugün yaşam standartları arasında derin bir uçurum vardır. Bu örnek güçlüdür, ama tek bir karşılaştırmadır ve kurumların hangi yönünün, ekonomik mi siyasal mı, belirleyici olduğunu tek başına ayırt etmez.

Modelin sınırları

Buradaki hesaplar, kurumları tek bir puanla ya da tek bir risk olasılığıyla temsil etti. Gerçekte kurumlar çok boyutludur: bir ülke mülkiyet haklarını korurken siyasal katılımı kısıtlayabilir, ya da demokratik seçimler yaparken mahkemeleri zayıf kalabilir. Hangi kurumsal boyutun kalkınma için en önemli olduğu, ülkeye ve döneme göre değişebilir.

Modeller ayrıca kurumları dışsal olarak ele aldı. Oysa kurumlar, toplumun ekonomik yapısıyla birlikte evrilir: ekonomi değiştikçe yeni çıkar grupları ortaya çıkar ve kurumların değişmesi için baskı yaratır. Kurumlar ile büyüme arasındaki ilişki, bu yüzden tek yönlü bir nedensellik değil, karşılıklı bir etkileşimdir. Bir ülkede sanayileşme yeni bir orta sınıf ve örgütlü bir işçi kesimi yarattığında, bu gruplar mülkiyet haklarının korunmasını ve siyasal katılımın genişlemesini talep edebilir; kurumlar da büyümenin ürettiği bu yeni güç dengesine göre değişir. Kalkınma ekonomisi, bu etkileşimin hangi koşullarda olumlu bir döngüye, hangi koşullarda bir tuzağa dönüştüğünü anlamaya çalışır.

Uygulama

Özet kartı

  1. Kurumlar, insanların etkileşimini biçimlendiren oyunun kurallarıdır; kapsayıcı kurumlar mülkiyet haklarını korur ve fırsatları geniş bir kesime açar, sömürücü kurumlar ise geliri dar bir seçkin gruba aktarır. El koyma olasılığı yüzde 50 getirili bir yatırımda üçte biri aşarsa, yatırım yapılmaz.
  2. Dell, Peru ve Bolivya'da 1573–1812 arasında uygulanan mitanın sınırının iki yanını karşılaştırdı; mita ilçelerinde bugün hane tüketimi yaklaşık yüzde 25 daha düşük, çocuklarda bodurluk yaklaşık 6 puan daha yüksekti. Etki, toprak düzeni ve kamu hizmetleri üzerinden sürdü.
  3. Acemoglu, Johnson ve Robinson, sömürgecilerin ölüm oranlarını kurumlar için bir araç değişken olarak kullanarak kurumların gelir üzerinde büyük etkileri olduğunu tahmin etti; kurumlar hesaba katıldığında Afrika'daki ya da ekvatora yakın ülkelerin daha düşük gelire sahip olmadığını buldu. Talihin tersine dönmesi bulgusu da kurumlar açıklamasını destekler.
  4. Glaeser ve arkadaşları, kurumsal göstergelerin kalıcı kuralları değil politika sonuçlarını yansıttığını, beşerî sermayenin kurumlardan daha temel olduğunu ve yoksul ülkelerin çoğu zaman önce iyi politikalarla zenginleşip sonra kurumlarını iyileştirdiğini savundu.
  5. Araç değişken ve süreksizlik tasarımları, kurumlar ile gelir arasındaki ters nedenselliği aşmaya çalışır; ama her ikisinin de varsayımları vardır. Ölüm oranları geliri hastalık ortamı üzerinden doğrudan da etkiliyorsa, araç değişken tahmini kurumların etkisini abartır.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
KurumInstitutionİnsanların etkileşimini biçimlendiren oyunun kuralları
Kapsayıcı ve sömürücü kurumlarInclusive and extractive institutionsFırsatları geniş kesime açan ya da geliri seçkinlere aktaran kurumlar
Kritik kavşakCritical junctureBüyük bir şokun kurumsal ayrışmaya yol açtığı dönem
Talihin tersine dönmesiReversal of fortune1500'de zengin olan sömürgelerin bugün görece yoksul olması
Araç değişkenInstrumental variableNedensel etkiyi ters nedensellikten arındırmak için kullanılan üçüncü değişken
Süreksizlik tasarımıRegression discontinuity designBir eşiğin iki yanını karşılaştırarak etkiyi ölçen yöntem

Kendini sına

  1. (Çıktı 1) Kapsayıcı ve sömürücü kurumları tanımla ve her biri için bir örnek ver. Bu iki tür kurum yatırım ve yenilik teşviklerini nasıl etkiler?
  2. (Çıktı 2) Kurumlar ile kişi başına gelir arasındaki güçlü ilişki neden kurumların gelirin nedeni olduğunu tek başına kanıtlamaz? Ters nedenselliğe ve ihmal edilen değişkenlere birer örnek ver.
  3. (Çıktı 3) Bir yatırım 200 bin liraya mal oluyor ve bir yıl sonra 260 bin lira getiriyor. Gelire el konma olasılığı yüzde 20 ise yatırım yapılır mı? Yatırımın yapılması için el koyma olasılığı en fazla kaç olabilir?
  4. (Çıktı 3) Düşük ölüm oranlı sömürgelerde ortalama kurum puanı 7, gelirin logaritması 9,2; yüksek ölüm oranlılarda kurum puanı 4, gelirin logaritması 7,4'tür. Araç değişken mantığıyla kurum puanındaki bir birimlik artışın gelirin logaritmasına etkisini hesapla. Gelir farkının üçte birinin hastalık ortamından doğrudan kaynaklandığını varsayarsak bu etki ne olur?
  5. (Çıktı 2) Dell'in süreksizlik tasarımı, sömürge kurumlarının etkisini ölçmek için neden güçlü bir yöntemdir? Bu yöntemin sonuçlarını bütün ülkelere genellemenin sınırları nelerdir?
  6. (Çıktı 4) Bir yorumcu, «Güney Kore otoriter bir yönetim altında zenginleşti; demek ki kalkınma için iyi kurumlar değil, güçlü bir lider gerekir» diyor. Glaeser ve arkadaşlarının eleştirisini, kapsayıcı ekonomik kurumlar kavramını ve Acemoglu, Johnson ve Robinson'un bulgularını ele alarak görüşün hangi gözleme dayandığını ve hangi ayrımı atladığını ortaya koy.

Cevaplar

  1. Kapsayıcı kurumlar, geniş bir kesimin mülkiyet haklarını korur, sözleşmeleri uygular ve piyasalara girişi açık tutar; bağımsız mahkemeler ve güvenli tapu sistemi buna örnektir. Sömürücü kurumlar ise geliri ve serveti dar bir seçkin grubun lehine aktarır; mita gibi zorla çalıştırma sistemleri ya da siyasal bağlantılara dayanan tekeller buna örnektir. Kapsayıcı kurumlarda insanlar yatırımlarının getirisini kendilerinin elde edeceğini bildikleri için yatırım yapar ve yenilik üretir. Sömürücü kurumlarda ise getiriye el konma riski yatırımı caydırır ve seçkinler, konumlarını tehdit eden yenilikleri engeller.
  2. Kurumlar ile gelir arasındaki ilişki, zenginliğin kurumları iyileştirmesinden de kaynaklanabilir; bu ters nedenselliktir. Örneğin zengin bir ülke, etkili mahkemeler ve iyi eğitimli yargıçlar için daha fazla kaynak ayırabilir. İhmal edilen değişkenler de ilişkiyi açıklayabilir: örneğin coğrafi konum ya da hastalık ortamı hem kurumların hem de gelirin gelişimini etkileyebilir. Bu durumda kurumlar ile gelir arasındaki ilişki, üçüncü bir etkenin iki değişken üzerindeki ortak etkisini yansıtır.
  3. Beklenen gelir 260 çarpı 0,8, yani 208 bin liradır; bu, 200 bin liralık maliyetten büyük olduğu için yatırım yapılır. Yatırımın yapılması için 260 × (1 − p) ≥ 200 olmalıdır; buradan 1 − p ≥ 0,769, yani p ≤ yaklaşık 0,23 bulunur. El koyma olasılığı yaklaşık yüzde 23'ü aşarsa yatırım yapılmaz.
  4. Gelirin logaritmasındaki fark 9,2 − 7,4, yani 1,8; kurum puanındaki fark 7 − 4, yani 3'tür. Bir birimlik kurum iyileşmesinin etkisi 1,8 bölü 3, yani 0,6'dır. Gelir farkının üçte biri hastalık ortamından doğrudan kaynaklanıyorsa, kurumlara atfedilebilecek fark 1,2'ye iner ve bir birimlik kurum iyileşmesinin etkisi 1,2 bölü 3, yani 0,4 olur.
  5. Dell'in yöntemi, sınırın hemen iki yanındaki köyleri karşılaştırdığı için, iklim, yükseklik ve toprak gibi coğrafi etkenleri büyük ölçüde sabit tutar; iki yan arasındaki fark, mitanın etkisi olarak yorumlanabilir. Bu, sömürge ölüm oranları gibi araç değişkenlerin taşıdığı hastalık ortamı sorununu önemli ölçüde aşar. Ama sonuç, sınırın hemen çevresindeki bölgeler için geçerlidir. Mitanın bütün Peru'daki etkisi ya da başka sömürge kurumlarının başka ülkelerdeki etkisi bu sonuçtan doğrudan çıkarılamaz. Ayrıca sınırın iki yanındaki topluluklar birbirini etkilemiş olabilir; bu da tahmini değiştirebilir.
  6. Yorumcunun dayandığı gözlem gerçektir: Güney Kore'nin hızlı büyümesinin önemli bir kısmı otoriter bir dönemde gerçekleşti ve Glaeser ve arkadaşları, yoksul ülkelerin çoğu zaman iyi politikalarla, hatta diktatörler altında zenginleşip sonra siyasal kurumlarını iyileştirdiğini savundu. Ama görüş, siyasal kurumlar ile ekonomik kurumları birbirine karıştırıyor. Güney Kore'nin otoriter döneminde bile mülkiyet hakları, sözleşmeler ve piyasalara giriş görece güvence altındaydı; yani ekonomik kurumlar kapsayıcı olabiliyordu. Aynı dönemde Kuzey Kore'nin çok farklı ekonomik kurumlarla bambaşka bir yola girmesi, kurumların önemini gösterir. Ayrıca otoriter yönetimlerin çoğu zenginleşmedi; başarılı örnekler seçilerek genelleme yapılırsa hayatta kalanlar yanılgısına düşülür. Acemoglu, Johnson ve Robinson'un bulguları, uzun dönemde kapsayıcı kurumların gelirle güçlü biçimde ilişkili olduğunu gösterir; tartışma, bu ilişkinin kısa dönemde hangi sırayla işlediğidir.

İleri okuma

  • Douglass C. North (1990). Institutions, Institutional Change and Economic Performance. Cambridge University Press. Kurumların iktisadi analizinin klasik eseri.
  • Daron Acemoglu, Simon Johnson, James A. Robinson (2001). «The Colonial Origins of Comparative Development: An Empirical Investigation». American Economic Review 91(5). Sömürge kurumları ve bugünkü gelir.
  • Melissa Dell (2010). «The Persistent Effects of Peru's Mining Mita». Econometrica 78(6). Sömürge kurumlarının uzun dönemli etkisi ve süreksizlik tasarımı.
  • Edward L. Glaeser, Rafael La Porta, Florencio Lopez-de-Silanes, Andrei Shleifer (2004). «Do Institutions Cause Growth?». Journal of Economic Growth 9(3). Kurumlar görüşüne eleştirel bir bakış.

Sonraki derse köprü

Acemoglu, Johnson ve Robinson'un bulgusu, kurumlar hesaba katıldığında ekvatora yakın ülkelerin daha yoksul olmadığını söylüyordu; ama araç değişkenlerinin hastalık ortamını da taşıyabileceğini gördük. Coğrafya, kalkınmayı kurumlardan bağımsız olarak doğrudan etkiliyor mu? Sıradaki ders bu soruyu ele alıyor. Tropik iklimler, hastalık yükü, denize kıyısı olmamak ve doğal kaynaklara uzaklık, bir ülkenin zenginleşme şansını nasıl etkiler? Coğrafya bir kader mi, yoksa aşılabilecek bir engel mi?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • Açılış: bir çiftçi, tarlasının kenarında bir sulama kanalı çizer; arkasında bir gölge figür ve bir mahkeme binası belirir. Mahkeme binası sağlamsa kanal açılır, çatlaksa kanal silinir.
  • Hikâye: And Dağları'nın haritası; Potosí ve Huancavelica madenleri işaretlenir. Bir sınır çizgisi çizilir; bir yanındaki köylerden madenlere doğru işçi okları uzanır. Ardından bugünkü köylerde çocukların boy çizgileri, sınırın iki yanında farklı yüksekliklerde belirir.
  • Kavram: iki kapı; birinin önünde uzun bir kuyruk ve açık bir giriş, öbürünün önünde tek bir bekçi ve kilitli bir giriş. Ardından bir yol ayrımı ve iki farklı yöne giden iki toplum.
  • Veri ve kanıt: sömürgeler haritası; yerleşimci ölüm oranları renklerle gösterilir, ardından bugünkü gelirler aynı haritada belirir. Karşı görüş için bir soru işareti ve bir sıtma sivrisineği simgesi.
  • Model: bir yatırım terazisi; bir kefede 100 bin liralık maliyet, öbüründe 150 bin liralık getiri; el koyma olasılığı arttıkça getiri kefesi hafifler ve terazi döner.
  • Neden önemli: bağımsız kurumları temsil eden sütunlar; bazıları sağlam, bazıları çatlak.

Seslendirme, kurumlar görüşünü kalkınmanın tek açıklaması olarak sunmaz; kanıtların gücünü ve eleştirileri eşit ağırlıkta aktarır. Tarihin etkisini vurgularken, kurumların değişebileceğini ve tarihin bir kader olmadığını hatırlatır.

Kısa kesit

Dikey, elli saniyelik. Seslendirme: «1573'te İspanyollar Peru'da bir sınır çizdi.» Ekranda And Dağları ve bir sınır çizgisi. «Sınırın bir yanındaki köyler madenlere işçi göndermek zorundaydı. Dört yüz yıl sonra oradaki çocuklar hâlâ daha kısa.» Kapanış: «Kurallar bir toplumun kaderini nasıl belirler? Derste.»