İçeriğe geç

Ders EKO-207.01 · Seviye 2 — Orta

Zengin ve yoksul ülkeler

EKO-207 Kalkınma Ekonomisi

4.167 kelime · yaklaşık 19 dakika okuma · seslendirme 9 dk · veriler Eylül 2026 itibarıyla

Katmanlar:SezgiModel

  • büyük ıraksama
  • Atlas yöntemi
  • sigma yakınsaması
  • küresel eşitsizlik
  • konum primi
  • büyüme ivmelenmesi
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Ülkeler arasındaki büyük gelir farkları, son iki yüzyılda bazı ülkelerin sürekli büyümeye geçmesi ve öbürlerinin geride kalmasıyla oluştu; buna büyük ıraksama denir. Pritchett, 1870 ile 1990 arasında en zengin ve en yoksul ülkeler arasındaki kişi başına gelir oranının kabaca beş katına çıktığını tahmin etti; bu, yalnızca yılda yaklaşık yüzde 1,3'lük bir büyüme farkına denk gelir.
  2. Dünya Bankası ülkeleri, üç yıllık düzeltilmiş döviz kurlarıyla hesaplanan Atlas yöntemine göre gelir gruplarına ayırır. 1 Temmuz 2026 sınıflandırmasında yüksek gelir eşiği 14.375 dolardır, 87 ekonomi yüksek gelirlidir ve Türkiye üst-orta gelir grubundadır; düşük gelirli ekonomilerin oranı 1987'deki yüzde 30'dan bugün yüzde 11'e gerilemiştir.
  3. Yakınsama yoksulların daha hızlı büyümesidir; sigma yakınsaması ise gelir dağılımının daralmasıdır. Ülkeye özgü şoklar, yakınsama olsa bile dağılımın daralmasını engelleyebilir.
  4. Milanovic, dünyadaki bireylerin gelirlerindeki değişkenliğin yarısından fazlasının kişinin yaşadığı ülke ve o ülkedeki gelir dağılımıyla açıklandığını buldu; konum primi, aynı beceriye sahip kişilerin zengin ülkede elde ettiği ek gelirdir. Küresel eşitsizlik, ülkeler arası ve ülke içi farkları birlikte kapsar.
  5. Hausmann, Pritchett ve Rodrik, 1950'lerden bu yana en az sekiz yıl süren seksenden fazla büyüme ivmelenmesi belirledi; ivmelenmeler yaygındır ama büyük ölçüde öngörülemez ve reformların çoğu ivmelenmeye yol açmaz. Kalkınmanın temel sorunu büyümeyi başlatmak kadar sürdürmektir.

Öğrenme çıktıları

  • Hatırlama — Büyük ıraksamayı, Atlas yöntemini, sigma yakınsamasını, küresel eşitsizliği, konum primini ve büyüme ivmelenmesini tanımlar.
  • Anlama — Ülkeler arasındaki gelir farklarının son iki yüzyılda nasıl açıldığını, bu farkların nasıl ölçüldüğünü ve bir kişinin gelirinin ne ölçüde doğduğu ülkeye bağlı olduğunu açıklar.
  • Uygulama — Farklı büyüme hızlarının onlarca yıl içinde yarattığı gelir farklarını, ülkelerin gelir gruplarını ve bir ülke grubundaki gelir dağılımının zaman içinde daralıp daralmadığını hesaplar.
  • Değerlendirme — Ülkeler arası farkların kaynağına ve büyüme dönemlerinin öngörülebilirliğine dair kanıtları kullanarak, zengin ve yoksul ülkeler arasındaki uçurumun kapanıp kapanmayacağına dair iddiaları tartışır.

Sezgi

Açılış

İki bebek aynı gün dünyaya gelsin: biri İsviçre'de, öbürü Burundi'de. İkisinin de yeteneği, çalışkanlığı ve şansı aynı olsun. Hayatları boyunca elde edecekleri gelir yine de onlarca kat farklı olacaktır. İsviçre'deki bebek büyük olasılıkla üniversiteye gidecek, seksen yaşını görecek ve bir yılda, Burundi'deki bebeğin bütün hayatı boyunca kazanacağından fazlasını kazanacak. Bu fark, iki bebeğin kendileriyle ilgili değil; nerede doğduklarıyla ilgili.

Kalkınma ekonomisi, bu farkın nedenlerini ve onu kapatmanın yollarını sorar. Bu uçurum nereden geldi, ne zaman açıldı ve kapanabilir mi? Bugün yoksul olan bir ülke, bir kuşak içinde zengin ülkelerin arasına katılabilir mi? Önceki kurslarda büyüme modellerini, sermaye birikimini ve verimliliği gördük. Bu kurs, aynı soruları dünyanın en yoksul ülkelerinin gerçekliğine taşıyor ve ilk dersinde, uçurumun kendisini ölçüyor.

Hikâye — İki yüzyılın ıraksaması

1997'de Lant Pritchett, Dünya Bankası'nda çalışan bir iktisatçıydı ve kalkınma iktisatçılarının çoğunun kafasındaki bir resmi sorgulamaya karar verdi. O yıllarda yakınsama tartışması canlıydı: yoksul ülkelerin zenginlerden daha hızlı büyüyüp aradaki farkı kapatacağı bekleniyordu. Pritchett ise geçmişe bakmayı önerdi. On dokuzuncu yüzyılın sonunda dünyanın en zengin ve en yoksul ülkeleri arasındaki fark ne kadardı ve o günden bu yana nasıl değişmişti?

Bu soruyu cevaplamak zordu, çünkü yoksul ülkelerin çoğu için 1870'e ait güvenilir veri yoktu. Pritchett, ustaca bir yol buldu. Bir ülkenin kişi başına gelirinin, insanların hayatta kalabileceği en düşük düzeyin altında olamayacağını gösterdi. Bu alt sınırı ve bugünkü gelirleri kullanarak, yoksul ülkelerin geçmişteki gelirleri için makul bir aralık belirledi. Vardığı sonuç, makalesinin başlığında özetlendi: «Ayrışma, hem de büyük ölçüde.»

Pritchett'in tahminine göre, 1870 ile 1990 arasında en zengin ve en yoksul ülkeler arasındaki kişi başına gelir oranı kabaca beş katına çıktı; en zengin ülke ile öbür bütün ülkeler arasındaki fark ise mutlak olarak on kattan fazla büyüdü. Yakınsama, bir avuç ülke için geçerliydi; modern ekonomi tarihinin baskın özelliği ise ıraksamaydı. Batı Avrupa ve onun kolonileri hızla zenginleşirken, dünyanın büyük bölümü geride kalmıştı. Pritchett'in sorusu, kalkınma ekonomisinin merkezine yerleşti: yakınsama neden bu kadar az ülkede gerçekleşti?

Kavram

Pritchett'in tarif ettiği ayrışmanın, tarihçilerin ve iktisatçıların kullandığı bir adı vardır. Bu ad, dünya ekonomisinin son iki yüzyıldaki en büyük dönüşümünü anlatır.

Ülkeler arasındaki farkları ölçmek için gelirlerin ortak bir para birimine çevrilmesi gerekir. Önceki derslerde gördüğümüz satın alma gücü paritesi, fiyat farklarını düzeltir; Dünya Bankası ise ülkeleri sınıflandırırken başka bir yöntem kullanır.

Önceki derslerde, yoksul ülkelerin zenginlerden daha hızlı büyüme eğiliminin yakınsama olarak adlandırıldığını görmüştük. Ama yoksul ülkelerin daha hızlı büyümesi, ülkeler arasındaki farkların daralması için yeterli değildir.

Eşitsizliği ölçerken neyin karşılaştırıldığı sonucu belirler. Ülkeleri birer nokta olarak mı, nüfuslarıyla ağırlıklandırılmış olarak mı, yoksa bütün dünyadaki bireyleri tek tek mi karşılaştırıyoruz?

Açılıştaki iki bebeğin hikâyesi, küresel eşitsizliğin önemli bir kısmının kişinin kendisiyle değil, doğduğu yerle ilgili olduğunu düşündürüyordu. Bu etkinin bir adı ve bir ölçüsü vardır.

Ülkelerin büyüme hızları on yıllar boyunca sabit kalmaz. Bazı ülkeler durgun geçen yılların ardından birden hızla büyümeye başlar; bu dönüm noktaları kalkınma iktisatçılarının özel ilgisini çeker.

Veri ve kanıt

Milanovic'in bulgusu, kalkınma ekonomisinin neden bu kadar önemli olduğunu gösterir. Bir ülkenin içinde eğitim, meslek ve çaba gelir farklarının önemli bir kısmını açıklar; ama dünyanın bütününe bakıldığında, en büyük fark ülkeler arasındadır. Bu, bir yoksul ülkede yaşayan birinin gelirini artırmanın en etkili yollarından birinin, ülkenin kendisinin zenginleşmesi olduğu anlamına gelir. Aynı zamanda göçün neden bu kadar güçlü bir ekonomik güdü olduğunu da açıklar: bir işçi, becerisini değiştirmeden sınırı geçerek gelirini birkaç katına çıkarabilir. Bu bulgu, konum primini tahmin etmenin ölçüm güçlüklerini de taşır; hane anketlerinin kapsamı ve karşılaştırılabilirliği ülkeden ülkeye değişir.

Bu bulgu, iki farklı ders içerir. İyimser ders, büyüme ivmelenmelerinin nadir olmadığıdır: pek çok ülke, onlarca yıllık durgunluğun ardından birden hızla büyümeye başlamıştır. Yoksulluk bir kader değildir. Karamsar ders ise, bu ivmelenmelerin neyle başladığını öngörmenin çok zor olmasıdır. Aynı reform bir ülkede büyümeyi ateşlerken başka bir ülkede hiçbir etki yaratmayabilir. Kalkınma ekonomisinin geri kalan dersleri, kurumlar, coğrafya, beşerî sermaye ve sanayileşme stratejileri gibi etkenlerin bu farklara nasıl katkıda bulunduğunu ayrı ayrı inceleyecek.

Yaygın yanlış«Ülkeler arasındaki gelir farkları hep bu kadar büyüktü; kimi ülke zenginliğe, kimi yoksulluğa yazgılıdır.»
Doğrusu

On sekizinci yüzyılın sonuna kadar dünyanın farklı bölgeleri arasındaki kişi başına gelir farkları bugünkünden çok daha küçüktü. Bugünkü uçurum, son iki yüzyılda bazı ülkelerin sürekli büyümeye geçmesi ve öbürlerinin geride kalmasıyla oluştu. Pritchett'in tahminine göre 1870 ile 1990 arasında en zengin ve en yoksul ülke arasındaki oran kabaca beş katına çıktı. Farklar tarihsel olarak oluştu; bu yüzden tarihsel olarak da değişebilir.

Yaygın yanlış«Yoksul ülkeler zengin ülkelerden daha hızlı büyüyorsa, dünyadaki eşitsizlik kendiliğinden azalır.»
Doğrusu

Yoksul ülkelerin ortalamada daha hızlı büyümesi, ülkeler arasındaki dağılımın daralmasını garanti etmez; ülkelere özgü şoklar dağılımı yeniden genişletebilir. Ayrıca küresel eşitsizlik, ülkeler arasındaki farkların yanında ülkelerin içindeki farkları da kapsar. Ülkeler arası farklar kapanırken ülke içi eşitsizlik artıyorsa, küresel eşitsizliğin nasıl değiştiği bu iki eğilimin göreli gücüne bağlıdır.

Neden önemli?

Dünya nüfusunun büyük kısmı, orta ve düşük gelirli ülkelerde yaşıyor. Bu ülkelerde kişi başına gelirdeki küçük bir artış, milyonlarca insanın beslenmesini, sağlığını, eğitimini ve yaşam süresini doğrudan etkiler. Kalkınma ekonomisinin soruları, bu yüzden iktisadın en yüksek insani sonuçlara sahip sorularıdır. Hangi politikaların büyümeyi hızlandırdığını anlamak, bir kuşağın yoksulluktan çıkıp çıkmayacağını belirleyebilir.

Türkiye de bu soruların tam ortasında duruyor. Dünya Bankası'nın 1 Temmuz 2026'da yayımladığı sınıflandırmaya göre Türkiye, kişi başına geliri 4.636 ile 14.375 dolar arasında olan üst-orta gelirli ülkeler arasında yer alıyor; kişi başına geliri 14.375 doların üstünde olan 87 yüksek gelirli ekonomi arasına henüz girmedi. Bu sınıflandırmanın yayımlanmaya başladığı 1987'de ekonomilerin yüzde 30'u düşük gelirliydi; bugün bu oran yüzde 11'dir. Türkiye'nin yüksek gelirli ülkeler arasına geçip geçemeyeceği sorusu, önceki derslerde gördüğümüz orta gelir tuzağı tartışmasının güncel biçimidir.

Model

Bileşik büyümenin gücü

Ülkeler arasındaki büyük farkların kaynağı, küçük büyüme farklarının uzun süre boyunca birikmesidir. Kişi başına geliri yılda yüzde 2 büyüyen bir ülke, 35 yılda gelirini iki katına çıkarır; 100 yılda ise yaklaşık 7,2 katına. Aynı dönemde kişi başına geliri hiç büyümeyen bir ülke, başlangıçta aynı gelir düzeyinde olsa bile yüzyılın sonunda ilk ülkenin yedide birinde kalır.

Bu aritmetik, büyük ıraksamanın nasıl oluştuğunu açıklar. Büyük ıraksama, yoksul ülkelerin fakirleşmesinden çok, bazı ülkelerin sürekli ve istikrarlı biçimde büyümesinden, öbürlerinin ise uzun dönemler boyunca durgun kalmasından doğdu. Yıllık yüzde 1 ya da 2 gibi, bir yıla bakıldığında önemsiz görünen farklar, iki yüzyıl içinde onlarca katlık uçurumlara dönüştü.

Çözümlü örnek — Pritchett'in oranı

Pritchett'in bulgusunu bir hesaba çevirelim. 1870'te en zengin ülkenin kişi başına geliri en yoksul ülkeninkinin 9 katı olsun. 1990'a kadar bu oran beş katına, yani 45'e çıksın. Oranın 120 yılda beş katına çıkması için iki ülkenin büyüme hızları arasında ne kadar fark olması gerekir?

Oranın yıllık büyüme hızı, beşin 120'nci kökünden bir çıkarılarak bulunur. Beşin doğal logaritması yaklaşık 1,61'dir; bunu 120'ye bölersek yaklaşık 0,013, yani yılda yüzde 1,3 buluruz. Zengin ülkenin kişi başına geliri yoksul ülkeninkinden her yıl yalnızca yüzde 1,3 daha hızlı büyümüştür. Bir yıla bakıldığında fark edilmeyecek kadar küçük bir fark, 120 yıl içinde oranı 9'dan 45'e çıkarmıştır.

Hangi para birimiyle?

Ülkeleri karşılaştırırken gelirlerin ortak bir para birimine çevrilmesi gerekir. En basit yol, piyasa döviz kurunu kullanmaktır. Ama piyasa kuru, özellikle ticarete konu olmayan hizmetlerin yoksul ülkelerde çok daha ucuz olduğunu hesaba katmaz. Hindistan'da bir saç kesimi, bir otobüs bileti ya da bir öğün yemek, İsviçre'dekinin küçük bir kısmına mal olur. Piyasa kuruyla yapılan bir karşılaştırma, yoksul ülkelerdeki yaşam standardını olduğundan düşük gösterir.

Satın alma gücü paritesi bu farkı düzeltir. Yoksul bir ülkenin geliri piyasa kuruyla 2 bin dolar, satın alma gücü paritesiyle 6 bin dolar olabilir. Bu iki ölçünün her biri başka bir soruya yanıt verir: satın alma gücü paritesi yaşam standartlarını karşılaştırmak için, piyasa kuru ise bir ülkenin dünya piyasalarındaki alım gücünü, örneğin ithalat ya da dış borç ödeme kapasitesini ölçmek için daha uygundur. Dünya Bankası'nın gelir grupları, döviz kuru dalgalanmalarını yumuşatan Atlas yöntemine dayanır.

Atlas yönteminin mantığı

Atlas yöntemi, bir ülkenin gelirini dolara çevirirken tek bir yılın döviz kurunu kullanmaz. Bunun yerine, son üç yılın döviz kurlarının, ülke ile gelişmiş ülkeler arasındaki enflasyon farkına göre düzeltilmiş bir ortalamasını alır. Böylece bir ülkenin parası bir yılda ani biçimde değer kaybettiğinde, gelir grubu da ani biçimde değişmez.

Bu yöntemin de sınırları vardır ve bunlar özellikle fiyatların hızla değiştiği ekonomilerde belirginleşir. Yüksek ve kalıcı enflasyon yaşayan ülkelerde, döviz kuru ile enflasyon farkı arasındaki ilişki bozulabilir ve yöntem, ülkenin gelirini olduğundan yüksek ya da düşük gösterebilir. Bu yüzden Dünya Bankası, bu tür ülkeler için sınıflandırmayı yaparken ek değerlendirmeler yapar. Ülke gelir gruplarını okurken, bunların bir yaşam standardı ölçüsü değil, bir sınıflandırma aracı olduğunu hatırlamak gerekir.

Çözümlü örnek — Sigma yakınsaması

Üç ülkeden oluşan bir grup düşünelim. Bir yılda kişi başına gelirleri 1 bin, 4 bin ve 16 bin dolar olsun. Gelirlerin logaritmasına baktığımızda, ülkeler eşit aralıklarla dizilir: her ülke bir öncekinin dört katıdır. On yıl sonra yoksul ülke gelirini iki katına, orta ülke 1,5 katına çıkarmış, zengin ülke ise yerinde saymış olsun. Gelirler 2 bin, 6 bin ve 16 bin dolar olur.

Yoksullar zenginlerden daha hızlı büyüdüğü için bu grupta yakınsama vardır. Gelirlerin dağılımı da daralmıştır: en zengin ile en yoksul arasındaki oran 16'dan 8'e inmiştir; bu sigma yakınsamasıdır. Ama şimdi on yıl içinde orta ülkenin bir kriz yaşayıp gelirinin 4 binden 2 bine düştüğünü düşünelim; gelirler 2 bin, 2 bin ve 16 bin dolardır. Yoksul ülke yine hızlı büyümüştür, ama grubun dağılımı daralmamıştır; ülkeye özgü bir şok, yakınsamanın dağılım üzerindeki etkisini silmiştir.

Üç eşitsizlik

Milanovic, küresel eşitsizliği ölçmenin üç farklı yolunu ayırır. Birincisi, her ülkeyi bir nokta olarak alıp ülkelerin ortalama gelirleri arasındaki eşitsizliği ölçer; Lüksemburg ile Çin aynı ağırlığı taşır. İkincisi, ülkeleri nüfuslarıyla ağırlıklandırır; Çin ve Hindistan'ın büyümesi bu ölçüyü güçlü biçimde etkiler. Üçüncüsü, ülke sınırlarını yok sayarak dünyadaki bütün bireylerin gelirlerini karşılaştırır; bu, gerçek küresel eşitsizliktir.

Bu üç ölçü farklı hikâyeler anlatabilir. Son on yıllarda pek çok küçük ülke geride kalırken, nüfusu büyük Çin ve Hindistan hızla büyüdü. Ülkeleri eşit ağırlıkla ele alan ölçü, uzun süre ıraksama gösterirken, nüfus ağırlıklı ölçü yakınsama gösterdi. Hangi ölçünün kullanıldığı, «dünyada eşitsizlik artıyor mu, azalıyor mu?» sorusunun cevabını değiştirir. Bir tartışmada eşitsizlik iddiası duyduğunuzda, hangi ölçünün kastedildiğini sormak gerekir.

Çözümlü örnek — Konum primi

Aynı beceriye sahip iki kaynak işçisi düşünelim; biri yoksul bir ülkede ayda 300 dolar, öbürü zengin bir ülkede ayda 3.000 dolar kazansın. İki işçinin becerisi aynı olduğuna göre, 2.700 dolarlık fark tamamen konum primidir. Yoksul ülkedeki işçi zengin ülkeye göç edip aynı işi yaparsa, geliri on katına çıkar.

Bu prim, işçinin kendi özelliklerinden değil, çalıştığı yerin özelliklerinden gelir: zengin ülkedeki işçi daha çok ve daha iyi makineyle, daha iyi örgütlenmiş firmalarda, daha iyi altyapı ve daha güvenilir kurumlar içinde çalışır. Bu yüzden aynı emek, zengin ülkede çok daha üretkendir. Konum primi, yoksul ülkelerin zenginleşmesinin neden yalnızca bireylerin becerilerini artırmakla değil, ülkenin sermayesini, teknolojisini ve kurumlarını değiştirmekle ilgili olduğunu gösterir.

Büyümenin istikrarsızlığı

Zengin ülkeler ile yoksul ülkeler arasındaki fark, yalnızca ortalama büyüme hızlarında değil, büyümenin istikrarında da ortaya çıkar. Zengin ülkelerin çoğu iki yüzyıl boyunca yılda kabaca yüzde 1,5 ile 2 arasında, nispeten istikrarlı biçimde büyüdü. Pek çok yoksul ülke ise hızlı büyüme dönemlerini derin durgunluklar ve krizlerle değiştirdi. Hausmann, Pritchett ve Rodrik'in bulgusu, ivmelenmelerin sık olduğunu, ama pek çoğunun söndüğünü gösteriyordu.

Bu gözlem, kalkınmanın asıl sorununun büyümeyi başlatmak değil, sürdürmek olabileceğini düşündürür. Bir ülke on yıl boyunca yüzde 6 büyüyüp ardından bir krizde kazancının yarısını kaybederse, uzun dönem ortalaması durgun bir ülkeninkinden çok farklı olmayabilir. Kalkınma ekonomisinin ilerleyen derslerinde göreceğimiz kurumlar, makroekonomik istikrar ve yapısal dönüşüm, büyümenin başlamasından çok sürdürülmesiyle ilgilidir.

Iraksamanın kökenleri

Büyük ıraksamanın neden Batı Avrupa'da, özellikle İngiltere'de başladığı, iktisat tarihinin en canlı tartışmalarından biridir. Kenneth Pomeranz, on sekizinci yüzyılın ortasında Çin'in en gelişmiş bölgeleri ile Avrupa'nın en gelişmiş bölgeleri arasındaki farkın sanıldığı kadar büyük olmadığını, İngiltere'nin öne geçmesinde kolay erişilebilir kömür yataklarının ve Yeni Dünya'nın kaynaklarının belirleyici olduğunu savundu. Robert Allen ise İngiltere'deki yüksek ücretlerin ve ucuz enerjinin, emek tasarrufu sağlayan makinelerin icat edilmesini kârlı hâle getirdiğini öne sürdü.

Başka iktisatçılar, mülkiyet haklarını koruyan ve yürütmenin gücünü sınırlayan kurumların, ticaretin ve bilimsel kültürün önemini vurguladı. Bu açıklamalar birbirini dışlamaz ve tartışma sürmektedir. Kalkınma ekonomisi açısından önemli olan, ıraksamanın kaynaklarının bugünkü yoksul ülkelerin önündeki engellere dair ipuçları vermesidir: kurumlar, coğrafya ve kaynaklar, beşerî sermaye ve teknolojinin yayılması. Kursun sonraki dersleri, bu etkenleri tek tek ele alacak.

Çözümlü örnek — Eşiğe uzaklık

Kişi başına milli geliri 12 bin dolar olan bir ülke, 14.375 dolarlık yüksek gelir eşiğini aşmak istesin. Eşik sabit kalsaydı, gerekli artış yaklaşık yüzde 20 olurdu ve yılda yüzde 2 reel büyümeyle bu artış yaklaşık 9 yılda gerçekleşirdi. Ama eşik, her yıl dünya enflasyonuna göre güncellenir. Eşik dolar cinsinden yılda yüzde 2 artıyorsa, ülkenin dolar cinsinden geliri de en az bu hızda artmadıkça aradaki fark hiç kapanmaz.

Ülkenin dolar cinsinden geliri yılda yüzde 4 artarsa, eşikle arasındaki oran yılda yaklaşık yüzde 2 kapanır ve eşik yine yaklaşık 9 yılda aşılır. Bu hesapta dolar cinsinden gelir artışı, reel büyümenin yanında ülke parasının dolar karşısındaki değerine de bağlıdır. Parası hızla değer kaybeden bir ülke, reel olarak büyüse bile dolar cinsinden gelir sıralamasında geriye düşebilir; tersine, parası reel olarak değer kazanan bir ülke, üretimi pek artmadan bir üst gruba geçebilir. Gelir grubu değişiklikleri bu yüzden hem reel büyümeyi hem de döviz kuru hareketlerini yansıtır.

Kursun haritası

Bu ders, zengin ve yoksul ülkeler arasındaki farkları ölçtü; kursun geri kalanı bu farkların nedenlerini ve politikalarını inceleyecek. Yoksulluğun nasıl ölçüldüğü, kurumların ve coğrafyanın rolü, eğitim ve sağlığın kalkınmaya katkısı, mikrofinans ve dış yardımın etkinliği, sanayileşme stratejileri, Doğu Asya deneyimi, orta gelir tuzağı ve doğal kaynak zenginliğinin kalkınmaya etkisi, kursun başlıca durakları olacak.

Bu konuların her biri, bu derste gördüğümüz büyük soruya farklı bir açıdan yaklaşır. Kurumlar ve coğrafya, uzun dönemli farkların kökenlerini; beşerî sermaye ve sanayileşme, büyümenin kaynaklarını; dış yardım ve mikrofinans, dışarıdan ve aşağıdan yapılan müdahalelerin etkisini; orta gelir tuzağı ve kaynak laneti ise büyümenin neden durabildiğini açıklamaya çalışır.

Kişi başına gelir yeterli bir ölçü mü?

Kişi başına gelir, yaşam standardının güçlü ama eksik bir göstergesidir. Ekonometri kursunun uygulama projesinde gördüğümüz Preston eğrisi, gelir ile yaşam süresi arasında güçlü bir ilişki olduğunu, ama bu ilişkinin zamanla kaydığını göstermişti: aynı gelir düzeyindeki ülkeler, bugün geçmişte olduğundan daha uzun yaşıyor. Sağlık ve eğitimdeki ilerlemeler, gelirdeki ilerlemelerden daha hızlı yayılabilir.

Bu yüzden kalkınma, yalnızca gelirle değil, insanların sağlıklı ve eğitimli bir hayat sürme, kendi hayatlarına dair seçim yapabilme imkânlarıyla da ölçülür. Gelir, bu imkânların önemli bir kaynağıdır, ama tek kaynağı değildir. Kalkınma ekonomisinin sonraki dersleri, yoksulluğun nasıl ölçüldüğünü ve beşerî sermayenin kalkınmadaki rolünü ayrıca inceleyecek.

Modelin sınırları

Bu dersteki hesaplar, ülkeleri kişi başına gelirleri üzerinden karşılaştırdı ve bu gelirlerin doğru ölçüldüğünü varsaydı. Oysa yoksul ülkelerde kayıt dışı ekonomi büyüktür, ulusal hesaplar düzenli olarak yeniden hesaplanır ve tarihsel veriler büyük ölçüde tahminlere dayanır. Bir ülkenin gelirinin yeniden hesaplamayla yüzde 10 ya da daha fazla değişmesi alışılmadık değildir; bu, ülkelerin sıralamasını ve gelir gruplarını değiştirebilir.

Hesaplar ayrıca ülkeleri kendi sınırları içinde, birbirinden bağımsız birimler olarak ele aldı. Oysa ülkeler ticaret, sermaye akımları, göç ve teknoloji yayılmasıyla birbirine bağlıdır ve bir ülkenin kalkınması öbürlerinkini etkiler. Zengin ve yoksul ülkeler arasındaki uçurumun nedenleri, bu bağlantılar hesaba katılmadan tam olarak anlaşılamaz. Kalkınma ekonomisi, bu karmaşıklığı adım adım açmaya çalışır ve her adımda hem kanıtın gücünü hem de sınırlarını birlikte değerlendirmeyi amaçlar.

Uygulama

Özet kartı

  1. Ülkeler arasındaki büyük gelir farkları, son iki yüzyılda bazı ülkelerin sürekli büyümeye geçmesi ve öbürlerinin geride kalmasıyla oluştu; buna büyük ıraksama denir. Pritchett, 1870 ile 1990 arasında en zengin ve en yoksul ülkeler arasındaki kişi başına gelir oranının kabaca beş katına çıktığını tahmin etti; bu, yalnızca yılda yaklaşık yüzde 1,3'lük bir büyüme farkına denk gelir.
  2. Dünya Bankası ülkeleri, üç yıllık düzeltilmiş döviz kurlarıyla hesaplanan Atlas yöntemine göre gelir gruplarına ayırır. 1 Temmuz 2026 sınıflandırmasında yüksek gelir eşiği 14.375 dolardır, 87 ekonomi yüksek gelirlidir ve Türkiye üst-orta gelir grubundadır; düşük gelirli ekonomilerin oranı 1987'deki yüzde 30'dan bugün yüzde 11'e gerilemiştir.
  3. Yakınsama yoksulların daha hızlı büyümesidir; sigma yakınsaması ise gelir dağılımının daralmasıdır. Ülkeye özgü şoklar, yakınsama olsa bile dağılımın daralmasını engelleyebilir.
  4. Milanovic, dünyadaki bireylerin gelirlerindeki değişkenliğin yarısından fazlasının kişinin yaşadığı ülke ve o ülkedeki gelir dağılımıyla açıklandığını buldu; konum primi, aynı beceriye sahip kişilerin zengin ülkede elde ettiği ek gelirdir. Küresel eşitsizlik, ülkeler arası ve ülke içi farkları birlikte kapsar.
  5. Hausmann, Pritchett ve Rodrik, 1950'lerden bu yana en az sekiz yıl süren seksenden fazla büyüme ivmelenmesi belirledi; ivmelenmeler yaygındır ama büyük ölçüde öngörülemez ve reformların çoğu ivmelenmeye yol açmaz. Kalkınmanın temel sorunu büyümeyi başlatmak kadar sürdürmektir.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
Büyük ıraksamaGreat divergenceSon iki yüzyılda ülkeler arası gelir farklarının açılması
Atlas yöntemiAtlas methodDünya Bankası'nın üç yıllık düzeltilmiş kurla gelir çevirme yöntemi
Sigma yakınsamasıSigma convergenceÜlkeler arasındaki gelir dağılımının zamanla daralması
Küresel eşitsizlikGlobal inequalityDünyadaki bütün bireylerin gelirleri arasındaki eşitsizlik
Konum primiLocation premiumYalnızca farklı ülkede yaşamaktan doğan gelir farkı
Büyüme ivmelenmesiGrowth accelerationBüyüme hızının belirgin biçimde artıp birkaç yıl sürmesi

Kendini sına

  1. (Çıktı 1) Büyük ıraksamayı ve sigma yakınsamasını tanımla. Pritchett'in bulgusu bu iki kavramla nasıl ilişkilidir?
  2. (Çıktı 2) Satın alma gücü paritesi ile piyasa döviz kuruyla yapılan karşılaştırmalar neden farklı sonuçlar verir? Hangi soru için hangisi daha uygundur?
  3. (Çıktı 3) Kişi başına geliri 3 bin dolar olan bir ülke yılda yüzde 4, 30 bin dolar olan bir ülke yılda yüzde 1 büyüyor. İki ülkenin gelir oranı bugün kaçtır? Yaklaşık kaç yıl sonra oran yarıya iner?
  4. (Çıktı 3) Üç ülkenin kişi başına gelirleri 2 bin, 5 bin ve 20 bin dolardır. On yıl sonra 3 bin, 6 bin ve 22 bin dolar olmuştur. Her ülkenin büyüme oranını ve en zengin ile en yoksul arasındaki oranın nasıl değiştiğini hesapla. Bu grupta yakınsama ve sigma yakınsaması var mı?
  5. (Çıktı 2) Milanovic'in bulgusu, göçün ekonomik güdüleri hakkında ne söyler? Konum primini oluşturan etkenler nelerdir?
  6. (Çıktı 4) Bir köşe yazarı, «Yoksul ülkeler zaten zengin ülkelerden hızlı büyüyor; birkaç on yıl içinde dünyada zengin ile yoksul ülke ayrımı kalmayacak» diyor. Pritchett'in bulgusunu, sigma yakınsamasını, küresel eşitsizliğin üç ölçüsünü ve büyüme ivmelenmelerinin öngörülemezliğini kullanarak bu iddianın hangi yanının doğru, hangi yanının aşırı iyimser olduğunu göster.

Cevaplar

  1. Büyük ıraksama, on sekizinci yüzyılın sonundan itibaren bazı ülkelerin sürekli büyümeye geçmesi ve öbürlerinin geride kalmasıyla ülkeler arası gelir farklarının açılmasıdır. Sigma yakınsaması ise bir ülke grubunda gelir dağılımının zaman içinde daralmasıdır. Pritchett'in bulgusu, 1870 ile 1990 arasında sigma yakınsamasının tam tersinin, yani dağılımın genişlemesinin gerçekleştiğini gösterir: en zengin ile en yoksul arasındaki oran kabaca beş katına çıkmıştır. Bu, büyük ıraksamanın sayısal bir ifadesidir.
  2. Piyasa döviz kuru, ticarete konu olmayan hizmetlerin, örneğin saç kesimi, ulaşım ve yemek gibi, yoksul ülkelerde çok daha ucuz olduğunu hesaba katmaz; bu yüzden yoksul ülkelerin yaşam standardını olduğundan düşük gösterir. Satın alma gücü paritesi bu fiyat farklarını düzeltir. Yaşam standartlarını ve yoksulluğu karşılaştırmak için satın alma gücü paritesi, bir ülkenin dünya piyasalarındaki alım gücünü, örneğin ithalat yapma ya da dış borç ödeme kapasitesini ölçmek için piyasa kuru daha uygundur.
  3. Bugün iki ülkenin gelir oranı 30 bin bölü 3 bin, yani 10'dur. Oranın yıllık değişimi yaklaşık yüzde 4 eksi yüzde 1, yani yüzde 3 azalmadır. 72 kuralına göre bir büyüklüğün yarıya inmesi, 72 bölü 3, yani yaklaşık 24 yıl sürer. Yaklaşık 24 yıl sonra oran 5'e iner.
  4. Birinci ülke yüzde 50, ikinci ülke yüzde 20, üçüncü ülke yüzde 10 büyümüştür. Yoksul ülkeler daha hızlı büyüdüğü için yakınsama vardır. En zengin ile en yoksul arasındaki oran 20 bin bölü 2 bin, yani 10'dan, 22 bin bölü 3 bin, yani yaklaşık 7,3'e inmiştir; dağılım daralmıştır ve sigma yakınsaması da vardır.
  5. Milanovic'in bulgusu, dünyadaki gelir farklarının yarısından fazlasının kişinin yaşadığı ülke ve o ülkedeki gelir dağılımıyla açıklandığını gösterir. Bu, bir işçinin becerisini değiştirmeden zengin bir ülkeye göç ederek gelirini birkaç katına çıkarabileceği anlamına gelir; göçün güçlü bir ekonomik güdüsü budur. Konum primi, zengin ülkedeki işçinin daha çok ve daha iyi sermayeyle, daha gelişmiş teknolojiyle, daha iyi örgütlenmiş firmalarda, daha iyi altyapı ve daha güvenilir kurumlar içinde çalışmasından doğar.
  6. İddianın doğru yanı, son on yıllarda pek çok yoksul ülkenin, özellikle nüfusu büyük Çin ve Hindistan'ın, zengin ülkelerden hızlı büyüdüğü ve nüfus ağırlıklı ölçülerde ülkeler arası eşitsizliğin azaldığıdır. Ama iddia üç bakımdan aşırı iyimserdir. Pritchett'in bulgusu, iki yüzyıllık tarihin baskın özelliğinin ıraksama olduğunu hatırlatır; yakınsama bir avuç ülke için geçerli olmuştur. Yoksulların ortalamada hızlı büyümesi, sigma yakınsamasını garanti etmez; ülkeye özgü şoklar ve krizler dağılımı yeniden genişletebilir, ülkeleri eşit ağırlıkla ele alan ölçüler uzun süre ıraksama göstermiştir. Hausmann, Pritchett ve Rodrik'in bulgusu da büyüme ivmelenmelerinin yaygın ama öngörülemez olduğunu ve pek çoğunun söndüğünü gösterir. Bugünkü hızlı büyümenin on yıllar boyunca süreceği kendiliğinden varsayılamaz.

İleri okuma

  • Lant Pritchett (1997). «Divergence, Big Time». Journal of Economic Perspectives 11(3). İki yüzyıllık gelir ıraksamasının tahmini.
  • Branko Milanovic (2015). «Global Inequality of Opportunity: How Much of Our Income Is Determined by Where We Live?». Review of Economics and Statistics 97(2). Konum ve küresel eşitsizlik.
  • Ricardo Hausmann, Lant Pritchett, Dani Rodrik (2005). «Growth Accelerations». Journal of Economic Growth 10(4). Büyüme ivmelenmelerinin belirleyicileri ve öngörülemezliği.
  • Kenneth Pomeranz (2000). The Great Divergence: China, Europe, and the Making of the Modern World Economy. Princeton University Press. Büyük ıraksamanın kökenleri üzerine tarihsel bir tartışma.

Sonraki derse köprü

Ülkeler arasındaki farkları kişi başına gelirin ortalamasıyla karşılaştırdık; ama bir ülkenin ortalaması, o ülkedeki en yoksul insanların hayatı hakkında pek az şey söyler. Sıradaki derste yoksulluğun kendisini ölçeceğiz. Bir insanın yoksul olduğunu hangi gelir düzeyinde söyleriz ve bu sınır ülkeler arasında nasıl karşılaştırılır? Yoksulluk yalnızca gelirle mi ölçülmeli, yoksa sağlık, eğitim ve yaşam koşulları da hesaba katılmalı mı?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • Açılış: bir dünya haritası üzerinde aynı gün doğan iki bebek; biri İsviçre'de, öbürü Burundi'de. Bebeklerin üstünde birer gelir çubuğu belirir ve biri öbürünü onlarca kat aşar.
  • Hikâye: 1870'ten 1990'a uzanan bir zaman çizgisi; en zengin ve en yoksul ülkelerin gelir çizgileri başta birbirine yakın, sonra giderek ayrılır. Oranın 9'dan 45'e çıktığını gösteren bir sayaç.
  • Kavram: üç ülkenin gelirleri logaritmik bir eksende noktalar olarak; noktalar yaklaşırsa sigma yakınsaması, uzaklaşırsa ıraksama.
  • Veri ve kanıt: dünya nüfusunu temsil eden binlerce nokta; noktalar ülke renklerine göre gruplandığında gelir farklarının çoğunun renkler arasında olduğu görülür. Ardından ülkelerin büyüme çizgilerinde ani kıvrılmalar ve bazılarının sönmesi.
  • Model: bir bileşik büyüme eğrisi; yüzde 2 büyüyen bir ülkenin geliri 100 yılda 7,2 katına çıkarken yüzde 0 büyüyen ülkeninki düz kalır.
  • Neden önemli: Dünya Bankası'nın dört gelir grubunu gösteren bir basamak; Türkiye üst-orta basamakta, bir sonraki basamağa uzanan bir ok.

Seslendirme, zengin ve yoksul ülkeler arasındaki farkları ne kader ne de kolayca kapanacak geçici bir durum olarak sunar; farkların tarihsel olarak oluştuğunu ve değişebileceğini, ama bunun kolay olmadığını vurgular.

Kısa kesit

Dikey, elli saniyelik. Seslendirme: «Aynı gün, biri İsviçre'de, biri Burundi'de iki bebek doğdu.» Ekranda iki bebek ve gelir çubukları. «Hayatları boyunca kazanacakları gelir onlarca kat farklı olacak; yalnızca doğdukları yer yüzünden.» Kapanış: «Bu uçurum nasıl açıldı ve kapanabilir mi? Derste.»