Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Medyan seçmen teoremine göre tercihler tek eksende ve tek zirveliyse çoğunluk kuralı medyan seçmenin tercihini seçer; beş seçmenli örnekte bütçe 30 bin lira oldu, ortalama tercih 44 bindi. Medyan, etkin miktarla ancak tesadüfen örtüşür, çünkü tercihlerin yoğunluğunu hesaba katmaz.
- Condorcet paradoksu, tutarlı bireysel tercihlerin döngüsel bir çoğunluk tercihi üretebileceğini ve gündemi belirleyenin sonucu seçebileceğini gösterir. Rasyonel cehalet, tek oyun sonucu değiştirme olasılığı küçük olduğu için seçmenlerin politikalar hakkında bilgi edinmeye az yatırım yapmasıdır.
- Oy ticareti, her biri tek başına reddedilecek verimsiz projelerin birlikte kabul edilmesine yol açabilir; üç köprü örneğinde toplam yarar 36, maliyet 45 milyon liraydı. Toplu eylem sorunu, küçük ve yoğun çıkarlı grupların büyük ve dağınık çıkarlı gruplara göre siyasette daha etkili olmasını açıklar.
- Niskanen'in bütçe büyüten bürokrasisi, meclisin yalnızca toplam bütçeyi onayladığı ve bilginin bürokratta olduğu durumda etkin miktarın iki katını üretebilir ve net faydayı sıfırlayabilir.
- Miller, ABD'de kadınlara oy hakkı tanınmasının halk sağlığı harcamalarını artırdığını ve çocuk ölümlerini yüzde 8–15 azalttığını buldu. Chattopadhyay ve Duflo, Hindistan'da köy başkanlığı kadınlara ayrılan meclislerin kadınların ihtiyaçlarına göre farklı yatırımlar yaptığını gösterdi; seçmenler kadar karar vericinin kimliği de önemlidir.
Öğrenme çıktıları
- Hatırlama — Medyan seçmen teoremini, Condorcet paradoksunu, rasyonel cehaleti, oy ticaretini, toplu eylem sorununu ve bütçe büyüten bürokrasiyi tanımlar.
- Anlama — Kamu kararlarının, toplumun refahını en yüksek yapan tek bir karar vericinin değil, kendi teşviklerine göre davranan seçmenlerin, siyasetçilerin, çıkar gruplarının ve bürokratların etkileşiminden nasıl doğduğunu açıklar.
- Uygulama — Beş seçmenli bir örnekte çoğunluk kuralının seçtiği bütçeyi bulur, üç seçenekli bir oylamada döngüyü gösterir ve bir bürokrasinin seçtiği hizmet miktarını etkin miktarla karşılaştırır.
- Değerlendirme — Kadınlara oy hakkı tanınmasının ve Hindistan'daki kadın köy başkanı kotasının etkilerine dair kanıtları kullanarak, kimin oy verdiğinin ve kimin karar verdiğinin kamu politikasını nasıl değiştirdiğini tartışır.
Sezgi
Açılış
Bir belediye meclisi, yeni bir spor salonu için bütçe belirleyecek. Meclisteki her üyenin aklında farklı bir rakam var: biri hiç salon istemiyor, biri küçük bir salonla yetinmek istiyor, biri olimpik ölçüde bir tesis hayal ediyor. Oylama sonunda seçilen rakam, bu üyelerin hiçbirinin tek başına istediği rakam olmayabilir. Ama hangi rakamın seçileceği tesadüf de değildir; oylamanın kurallarına, kimin gündemi belirlediğine ve üyelerin birbirleriyle yaptığı pazarlıklara bağlıdır.
Önceki derslerde bir vergiyi ya da bir yardım programını tasarlarken onun toplum için en iyi biçimini aradık ve devleti, bu biçimi bulup uygulayan iyi niyetli bir planlamacı gibi düşündük. Kamu seçimi teorisi bu varsayımı sorgular. Seçmenler, siyasetçiler, lobiciler ve bürokratlar da insanlardır ve piyasada olduğu gibi siyasette de kendi teşviklerine tepki verirler. Bu ders, kamu kararlarının bu teşviklerden nasıl doğduğunu ve bunun politikalar için ne anlama geldiğini inceliyor.
Hikâye — Oy hakkı ve çocukların hayatı
On dokuzuncu yüzyılın sonunda ve yirminci yüzyılın başında ABD'nin eyaletleri, kadınlara oy hakkını birer birer tanıdı. Bazı batı eyaletleri bunu erken yaptı; ülke çapında oy hakkı ancak 1920'de anayasa değişikliğiyle geldi. Aynı dönemde bakteriyoloji devrimi, hastalıkların mikroplarla yayıldığını göstermişti. Temiz su, kanalizasyon, süt denetimi ve ev ev dolaşan hijyen kampanyaları, özellikle çocuk ölümlerini azaltabilecek araçlardı. Ama bu araçlar yerel yönetimlerin harcama kararlarına bağlıydı.
Grant Miller, eyaletlerin kadınlara oy hakkını farklı yıllarda tanımasından yararlanarak bu hakkın politikayı değiştirip değiştirmediğini inceledi. Oy hakkı yasalarının hemen ardından yasama davranışının değiştiğini ve yerel halk sağlığı harcamalarının büyük ve ani biçimde arttığını buldu. Bu harcamalar, kapı kapı hijyen kampanyalarını finanse etti. Çocuk ölümleri yüzde 8 ile 15 arasında azaldı; bu, ülke genelinde her yıl yaklaşık 20 bin çocuğun hayatta kalması demekti. Azalma yalnızca hijyen koşullarına duyarlı bulaşıcı çocuk hastalıklarında görüldü.
Miller'ın bulgusu, kamu seçimi teorisinin en temel öngörülerinden birini sınıyordu. Seçmenler değiştiğinde, seçim kazanmak isteyen siyasetçiler de politikalarını yeni seçmenlerin önceliklerine göre değiştirmeliydi. Kadınların çocuk sağlığına erkeklerden daha fazla önem verdiği varsayılırsa, oy hakkının genişlemesi kamu harcamalarının bileşimini değiştirmeliydi. Değiştirdi. Kimin oy verdiği, kimin yaşadığını belirlemişti.
Kavram
Seçimle belirlenen bir kararın nereye yerleşeceğini açıklayan en bilinen sonuç, seçmenlerin tercihlerinin ortasına bakar. Duncan Black 1948'de, Anthony Downs 1957'de bu fikri geliştirdi.
Seçenekler tek bir eksene sığmadığında, çoğunluk kuralı tutarlı bir sonuç vermeyebilir. Bu sorun, on sekizinci yüzyılda Fransız matematikçi Condorcet tarafından fark edildi.
Medyan seçmen teoremi, seçmenlerin kendi çıkarlarını bildiğini varsayar. Downs, bu varsayımın kendisinin bir teşvik sorunu içerdiğini fark etti.
Meclislerde kararlar tek tek oylansa da, üyeler birbirlerinin önerilerini destekleme sözü vererek oylarını birleştirebilir. Bu pazarlık, siyasetin gündelik bir parçasıdır.
Siyasette her grup aynı etkiye sahip değildir. Mancur Olson 1965'te, grupların büyüklüğü ile örgütlenme gücü arasındaki ilişkiyi inceledi.
Seçilmiş siyasetçiler kararları alır, ama bu kararları bürokrasi uygular. William Niskanen 1971'de, bürokratların da kendi hedefleri olan aktörler olarak ele alınması gerektiğini öne sürdü.
Veri ve kanıt
Bu sonuç, medyan seçmen mantığının güçlü bir sınamasıdır. Seçmen kitlesinin bileşimi değişince, siyasetçiler yeni seçmenlerin önceliklerine hızla uyum sağladı. Aynı zamanda sonucun ölçeği, kamu seçimi analizinin yalnızca etkinlik kayıplarıyla değil, hayat ve ölümle de ilgili olduğunu gösteriyor. Siyasal katılımın kimleri kapsadığı, kamu kaynaklarının kimlerin ihtiyaçlarına yöneleceğini belirler. Öte yandan bu, kadınların tek tip tercihleri olduğu anlamına gelmez; ortalamadaki farkın politikaya yansıdığını gösterir.
Bu bulgu, medyan seçmen teoreminin önemli bir sınırını gösteriyor. Teoreme göre seçmenler aynı kaldıkça, politikalar karar vericinin kimliğinden bağımsız olarak medyan seçmenin tercihine yakınsamalıdır. Hindistan'da seçmenler değişmemişti; yalnızca başkanlık koltuğuna kimin oturabileceği değişmişti. Buna rağmen politikalar değişti. Bu, siyasetçilerin kendi tercihlerinin de önemli olduğunu ve seçim vaatlerinin her zaman bağlayıcı olmadığını gösterir. Kamu seçimi yazınında bu fikir, seçmenlerin aynı zamanda aday da olabildiği ve seçilenin kendi tercihlerini uyguladığı modellerle geliştirildi.
Yaygın yanlış«Kamu seçimi teorisi, bütün siyasetçilerin ve bürokratların yalnızca kendi çıkarlarını düşündüğünü ve devletin hiçbir zaman kamu yararına hizmet etmediğini söyler.»
Teori, siyasetçilerin ve bürokratların da teşviklere tepki verdiğini varsayar; bu, onların hiç kamu yararını gözetmediği anlamına gelmez. Teorinin katkısı, kurumların bu teşvikleri nasıl biçimlendirdiğini göstermesidir. Miller'ın bulgusunda olduğu gibi, seçim rekabeti siyasetçileri seçmenlerin ihtiyaçlarına duyarlı kılabilir. Sorun, bazı kurumların bu duyarlılığı dar gruplara yöneltmesidir.
Yaygın yanlış«Demokraside çoğunluk ne isterse o olur; bu yüzden çoğunluk kararları her zaman halkın iradesini yansıtır.»
Condorcet paradoksu, çoğunluk tercihlerinin döngüsel olabileceğini ve sonucun oylama sırasına bağlı kalabileceğini gösterir. Oy ticareti, çoğunluğun istemediği projelerin birlikte kabul edilmesine yol açabilir. Toplu eylem sorunu da küçük örgütlü grupların etkisini büyütür. Çoğunluk kuralı, halkın iradesini yansıtmanın kusurlu ama kaçınılmaz bir aracıdır; kurumların tasarımı, bu kusurların ne kadar büyüyeceğini belirler.
Neden önemli?
Önceki derslerde gördüğümüz vergi, yardım ve emeklilik tasarımları, kâğıt üstünde toplum için en iyi olabilir; ama bu tasarımların uygulanıp uygulanmayacağı siyasal süreçlerde belirlenir. Kamu seçimi teorisi, iyi politikaların neden her zaman kabul edilmediğini, kötü politikaların neden kalıcı olabildiğini ve hangi kurumların bu sonuçları değiştirebileceğini anlamanın aracıdır. Önceki derste gördüğümüz devlet başarısızlığı, bu teorinin sistematik bir açıklamasını bulur.
Türkiye'de de kamu tartışmalarının çoğu, bu dersin kavramlarıyla okunabilir. Belirli sektörlere tanınan vergi istisnaları ve teşvikler, küçük ve örgütlü grupların etkisini yansıtabilir. Seçim dönemlerinde artan harcama ve yardımlar, merkez bankacılığı dersinde gördüğümüz politik konjonktür döngüsünün bir biçimi olabilir. Yerel yönetimlerin kaynak dağılımı, meclislerdeki pazarlıklara bağlıdır. Bu kavramlar, tartışmaları kişisel suçlamalardan kurumsal teşviklere taşımaya yardım eder.
Model
Çözümlü örnek — Beş seçmen ve bir park bütçesi
Beş kişilik bir mahalle meclisi, bir park için bütçe belirleyecek. Her üyenin tercih ettiği bütçe bin lira cinsinden 10, 20, 30, 60 ve 100'dür ve her üye, bütçe kendi tercihinden uzaklaştıkça daha mutsuz olur. Önerilen herhangi iki bütçe arasında çoğunluk oyu yapılsın.
30 bin liralık bütçe, 20 bin liraya karşı oylandığında, 30, 60 ve 100 isteyen üç üye 30'u seçer. 60 bin liraya karşı oylandığında, 10, 20 ve 30 isteyen üç üye 30'u seçer. 30 bin lira, öbür bütün bütçeleri çoğunlukla yener; bu medyan seçmenin tercihidir. Oysa beş üyenin tercihlerinin ortalaması 44 bin liradır. Çoğunluk kuralı, tercihlerin yoğunluğunu değil, yalnızca sırasını hesaba katar; 100 bin lira isteyen üyenin güçlü isteği, sonucu hiç değiştirmez.
Medyan etkin midir?
Medyan seçmenin tercihi, önceki derslerde gördüğümüz Samuelson koşulunun belirlediği etkin miktarla ancak tesadüfen örtüşür. Etkin miktarı belirleyen, bütün seçmenlerin marjinal yararlarının toplamıdır ve bu toplam, yararların yoğunluğunu da içerir. Tercihlerin dağılımı sağa çarpıksa, yani bazı seçmenler parka çok büyük değer veriyorsa, etkin miktar medyanın üstünde olabilir.
Medyan seçmen sonucunun gücü, basitliğindedir: iki parti de seçimi kazanmak için ortadaki seçmeni hedeflemek zorundadır ve bu yüzden aşırı politikalar önermez. Zayıflığı ise varsayımlarındadır. Seçenekler birden fazla eksende değiştiğinde, seçmenler oy vermeye gitmediğinde ya da partilerin çekirdek seçmenleri kaçmakla tehdit ettiğinde, sonuç ortadan uzaklaşabilir.
Çözümlü örnek — Döngüsel çoğunluk
Üç meclis üyesi, üç proje arasında seçim yapacak: bir kütüphane (K), bir spor salonu (S) ve bir yol (Y). Birinci üye K'yi S'ye, S'yi Y'ye tercih ediyor. İkinci üye S'yi Y'ye, Y'yi K'ye tercih ediyor. Üçüncü üye Y'yi K'ye, K'yi S'ye tercih ediyor. Her üyenin sıralaması kendi içinde tutarlıdır.
K ile S oylanırsa, birinci ve üçüncü üye K'yi seçer; K kazanır. S ile Y oylanırsa, birinci ve ikinci üye S'yi seçer; S kazanır. Y ile K oylanırsa, ikinci ve üçüncü üye Y'yi seçer; Y kazanır. Toplumsal tercih bir döngüdür: K, S'yi; S, Y'yi; Y de K'yi yener. Bu durumda gündemi belirleyen kişi, oylama sırasını seçerek istediği projeyi kazandırabilir: önce K ile S'yi oylatır, kazananı Y ile karşılaştırırsa Y kazanır. Bu sonuç, Arrow'un imkânsızlık teoreminin somut bir örneğidir.
Kimin oy verdiği
Medyan seçmen teoremi, bütün seçmenlerin oy kullandığını varsayar. Gerçekte seçimlere katılım gruplar arasında farklıdır: bazı ülkelerde yaşlılar gençlerden, varlıklılar yoksullardan daha çok oy kullanır. Siyasetçilerin hedeflediği medyan, bütün yurttaşların değil, oy verenlerin medyanıdır. Katılımı düşük grupların öncelikleri, bu yüzden kamu politikasında daha az ağırlık bulabilir.
Miller'ın bulgusu bu mantığın en keskin örneğidir: oy hakkı olmayan bir grup, siyasetçilerin hesabında hiç yer almaz. Oy hakkının genişlemesi, zorunlu oy uygulamaları, oy vermeyi kolaylaştıran düzenlemeler ya da seçim bölgelerinin sınırlarının çizilme biçimi, kimin medyan seçmen olacağını değiştirir. Bu yüzden seçim kuralları, görünüşte teknik olsalar da, kamu harcamalarının bileşimini dolaylı yoldan belirleyen kurumlardır.
Seçilenin kendi tercihleri
Medyan seçmen modelinde siyasetçiler, seçimi kazanmak için verdikleri sözleri tutan ve kendi tercihleri olmayan aktörlerdir. 1990'larda Martin Osborne ve Al Slivinski ile Timothy Besley ve Stephen Coate, bu varsayımı gevşeten modeller geliştirdi. Bu modellerde siyasetçiler, kendi tercihleri olan ve aday olmaya karar veren yurttaşlardır; seçildiklerinde, seçmenlerin onları tam olarak denetleyemediği ölçüde kendi tercihlerini uygularlar.
Bu çerçevede kimin aday olduğu ve kimin seçildiği önem kazanır. Chattopadhyay ve Duflo'nun bulgusu bu modellerle uyumludur: seçmenler değişmediği hâlde, koltuğa kimin oturabileceğinin değişmesi politikayı değiştirdi. Aday olmanın maliyetleri, parti içi seçim süreçleri ve temsilde kotalar, bu yüzden politikaların içeriğini doğrudan etkileyebilir.
Rant kollamanın maliyeti
Gordon Tullock 1967'de, tekel ve korumacılığın topluma maliyetinin yalnızca ölü ağırlık kaybından ibaret olmadığını öne sürdü. Ayrıcalık peşindeki grupların lobicilere ödediği paralar, avukat ücretleri ve siyasal katkılar da kaynak israfıdır; bu kaynaklar yeni bir değer üretmek yerine var olan bir değeri kimin alacağını belirlemek için harcanır. Toplu eylem örneğindeki üreticiler, kotayı korumak için yılda 100 milyon liraya kadar harcamaya razı olabilir.
Bu harcamaların bir kısmı, kotanın 50 milyon liralık net kaybına eklenir. Rakip gruplar da kendi ayrıcalıkları için yarıştıkça, toplumun kaynaklarının giderek daha büyük bir kısmı üretim yerine bölüşüm mücadelesine akar. Rant kollamanın bu maliyeti, kurumların ayrıcalık dağıtma gücünü sınırlamanın, yani kuralların genel ve öngörülebilir olmasının neden önemli olduğunu açıklar.
Rasyonel cehaletin hesabı
Bir milyon seçmenin katıldığı bir seçimde tek bir oyun sonucu değiştirme olasılığı son derece küçüktür. Bir seçmen, iki aday arasındaki politika farkının kendisine yılda 10 bin lira fark yaratacağını düşünsün. Oyunun sonucu değiştirme olasılığı milyonda bir ise, oyunun beklenen değeri yalnızca 1 kuruştur. Adayların ekonomi politikalarını incelemek için birkaç saat harcamak, bu kişi için bu beklenen değerden çok daha pahalıdır.
Bu hesap, insanların neden oy vermeye gittiği sorusunu da açık bırakır; çoğu insan oy vermeyi bir yurttaşlık görevi olarak gördüğü için gider. Ama politikalar hakkında ayrıntılı bilgi edinmek için aynı güdü daha zayıftır. Sonuç olarak seçmenlerin çoğu, özellikle teknik konularda, bilgilerini kısa yollarla, yani partilerden, kanaat önderlerinden ve basit işaretlerden edinir. Bu, karmaşık ve maliyetleri dağınık politikaların seçmenlerin dikkatinden kaçmasını kolaylaştırır.
Çözümlü örnek — Oy ticareti ve verimsiz projeler
Üç ilçeli bir il meclisi, her ilçeye bir köprü yapılmasını tartışıyor. Her köprü yalnızca kendi ilçesine 12 milyon liralık yarar sağlıyor ve maliyeti 15 milyon lira; maliyet bütün ilçelere eşit olarak, yani ilçe başına 5 milyon lira olarak yükleniyor. Her köprü tek başına oylanırsa, yalnızca kendi ilçesi evet der; 12 milyon liralık yararı 5 milyon liralık payından büyüktür. Öbür iki ilçe hayır der ve köprü reddedilir.
Şimdi üç ilçenin temsilcileri, birbirlerinin köprülerini destekleme sözü verir. Üç köprü de kabul edilir. Her ilçe kendi köprüsünden 12 milyon lira yarar sağlar, ama üç köprünün maliyetinden 15 milyon lira pay öder; her ilçe 3 milyon lira kayıptadır. Toplam yarar 36 milyon, toplam maliyet 45 milyon liradır. Oy ticareti, hiçbirinin tek başına kabul edilemeyeceği verimsiz projelerin hepsini birden kabul ettirmiştir.
Oy ticaretinin iyi yüzü
Oy ticareti her zaman verimsiz değildir. Çoğunluk kuralı tercihlerin yoğunluğunu hesaba katmaz; oy ticareti ise bir üyenin güçlü bir tercih için başka bir konudaki zayıf tercihinden vazgeçmesine izin verir. Bir köprü ilçesine 30 milyon liralık yarar sağlıyorsa ve maliyeti 15 milyon lira ise, köprü etkindir; ama öbür iki ilçe kendi paylarından fazla yarar görmedikleri için tek başına oylamada onu reddedebilir. Oy ticareti, böyle etkin projelerin de kabul edilmesini sağlayabilir.
Sorun, oy ticaretinin hangi projeleri kabul ettireceğini ayırt etmemesidir. Maliyetin genel bütçeden karşılandığı ve yararların yerel olduğu durumlarda, temsilcilerin kendi seçmenlerine proje getirme teşviki güçlüdür ve verimsiz projeler de pazarlığa girer. Bu yüzden bazı ülkeler, bütçe süreçlerinde proje bazında fayda-maliyet analizi zorunluluğu ve toplam harcama sınırları gibi kurallarla bu teşviki sınırlamaya çalışır.
Çözümlü örnek — Toplu eylem ve yoğun çıkarlar
Bir ürünün ithalatına konan bir kota, yurt içindeki 1.000 üreticiye yılda toplam 100 milyon lira ek kâr sağlasın; her üretici yılda 100 bin lira kazanır. Kota, ürünün fiyatını yükselterek 80 milyon tüketiciye toplam 150 milyon lira ek maliyet getirsin; her tüketici yılda yaklaşık 1,9 lira kaybeder. Toplumun net kaybı 50 milyon liradır.
Üreticiler için kotayı korumak, bir dernek kurmak, lobici tutmak ve siyasetçilerle görüşmek için ciddi harcamaya değer. Tüketiciler için yılda iki liralık bir kayıp, dilekçe yazmaya bile değmez; çoğu bu kaybın farkında bile değildir. Olson'ın mantığıyla, küçük ve yoğun çıkarlı grup örgütlenir, büyük ve dağınık çıkarlı grup örgütlenemez. Korumacılık dersinde gördüğümüz satılık koruma modeli, bu asimetrinin ticaret politikasındaki biçimiydi.
Çözümlü örnek — Niskanen bürokrasisi
Bir kamu kurumunun ürettiği hizmetin marjinal yararı 100 − Q, marjinal maliyeti ise sabit 20 lira olsun. Etkin miktar, marjinal yararın marjinal maliyete eşit olduğu Q = 80'dir. Bu miktarda toplam yarar 100 × 80 − 80² / 2, yani 4.800 lira, toplam maliyet 1.600 liradır; net fayda 3.200 liradır.
Niskanen'in bürokratı, bütçeyi büyütmek ister ve meclis yalnızca toplam bütçeyi onaylar ya da reddeder. Meclis, toplam yarar toplam maliyetten az olmadığı sürece bütçeyi onaylar. Bürokrat bu yüzden toplam yararın toplam maliyete eşitlendiği miktarı önerir: 100Q − Q² / 2 = 20Q eşitliğinden Q = 160 bulunur. Kurum, etkin miktarın iki katını üretir; toplam yarar ve maliyet 3.200'er liradır ve net fayda sıfıra iner. Etkin düzeyde elde edilebilecek bütün net fayda, fazla üretimle tüketilmiştir.
Bürokrasiyi denetlemek
Niskanen'in modeli, bürokratın maliyet ve yarar hakkında meclisten çok daha fazla bilgi sahibi olduğunu varsayar. Bu bilgi asimetrisi azaltıldıkça, bürokratın gücü de azalır. Bağımsız denetim kurumları, performans göstergeleri, program değerlendirmeleri ve bütçenin kalem kalem incelenmesi, meclisin bilgi açığını kapatmanın araçlarıdır.
Model eleştirilere de açıktır. Bürokratlar yalnızca bütçe büyüklüğünü değil, işlerinin kalitesini, mesleki itibarlarını ve kamuya hizmet etmeyi de önemseyebilir. Ampirik çalışmalar, bürokrasilerin her zaman aşırı büyümediğini, bazen de yetersiz kaynakla çalıştığını gösterir. Niskanen'in katkısı, bürokrasiyi kara kutu olmaktan çıkarıp teşvikleriyle birlikte analiz edilebilir bir aktör hâline getirmesidir.
Anayasal iktisat
James Buchanan ve Gordon Tullock 1962'de, gündelik kararlar ile bu kararların hangi kurallarla alınacağı arasında bir ayrım yaptı. Gündelik kararlarda insanlar çıkarlarını bilir ve ona göre oy verir. Ama kuralların belirlendiği anayasal aşamada, insanlar gelecekte hangi tarafta olacaklarını bilmez; bu belirsizlik, onları herkes için adil kurallara yöneltebilir.
Bu çerçevede oylama kuralının seçimi bir ödünleşimdir. Oybirliği kuralı, kimsenin istemediği bir kararın alınmasını önler, ama her bireye bir veto hakkı vererek karar almayı neredeyse imkânsız kılar. Basit çoğunluk karar almayı kolaylaştırır, ama azınlığa maliyet yüklemeyi de kolaylaştırır. Nitelikli çoğunluk, bütçe kuralları ve anayasal sınırlar, bu iki maliyet arasında bir denge arayışıdır. Buchanan bu çalışmaları nedeniyle 1986'da iktisat alanında Nobel ödülüne layık görüldü.
Modelin sınırları
Buradaki hesaplar, seçmenlerin, siyasetçilerin ve bürokratların davranışını basit teşviklere indirgedi. Gerçekte insanlar ideolojiye, kimliğe, ahlaki değerlere ve topluluk bağlarına göre de karar verir. Kamu seçimi teorisi, bu güdüleri inkâr etmez; ama teşviklerin, özellikle sistematik ve öngörülebilir sapmalar yarattığı yerde, analizin başlangıç noktası olması gerektiğini savunur.
Modeller ayrıca siyasetin sonuçlarını genellikle etkinlik kayıplarıyla değerlendirdi. Oysa demokratik süreçlerin meşruiyet, katılım ve hesap verebilirlik gibi, fayda-maliyet hesabına sığmayan değerleri de vardır. Miller'ın ve Chattopadhyay ile Duflo'nun bulguları, siyasal katılımın ve temsilin kimleri kapsadığının, kamu kaynaklarının kime ulaştığını belirleyen en güçlü etkenlerden biri olduğunu gösteriyor.
Uygulama
Özet kartı
- Medyan seçmen teoremine göre tercihler tek eksende ve tek zirveliyse çoğunluk kuralı medyan seçmenin tercihini seçer; beş seçmenli örnekte bütçe 30 bin lira oldu, ortalama tercih 44 bindi. Medyan, etkin miktarla ancak tesadüfen örtüşür, çünkü tercihlerin yoğunluğunu hesaba katmaz.
- Condorcet paradoksu, tutarlı bireysel tercihlerin döngüsel bir çoğunluk tercihi üretebileceğini ve gündemi belirleyenin sonucu seçebileceğini gösterir. Rasyonel cehalet, tek oyun sonucu değiştirme olasılığı küçük olduğu için seçmenlerin politikalar hakkında bilgi edinmeye az yatırım yapmasıdır.
- Oy ticareti, her biri tek başına reddedilecek verimsiz projelerin birlikte kabul edilmesine yol açabilir; üç köprü örneğinde toplam yarar 36, maliyet 45 milyon liraydı. Toplu eylem sorunu, küçük ve yoğun çıkarlı grupların büyük ve dağınık çıkarlı gruplara göre siyasette daha etkili olmasını açıklar.
- Niskanen'in bütçe büyüten bürokrasisi, meclisin yalnızca toplam bütçeyi onayladığı ve bilginin bürokratta olduğu durumda etkin miktarın iki katını üretebilir ve net faydayı sıfırlayabilir.
- Miller, ABD'de kadınlara oy hakkı tanınmasının halk sağlığı harcamalarını artırdığını ve çocuk ölümlerini yüzde 8–15 azalttığını buldu. Chattopadhyay ve Duflo, Hindistan'da köy başkanlığı kadınlara ayrılan meclislerin kadınların ihtiyaçlarına göre farklı yatırımlar yaptığını gösterdi; seçmenler kadar karar vericinin kimliği de önemlidir.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Medyan seçmen teoremi | Median voter theorem | Çoğunluk kuralının medyan seçmenin tercihini seçmesi |
| Condorcet paradoksu | Condorcet paradox | Tutarlı bireysel tercihlerden döngüsel çoğunluk tercihinin doğması |
| Rasyonel cehalet | Rational ignorance | Bilgi edinmenin maliyetinin getirisinden yüksek olduğu için bilgisiz kalmak |
| Oy ticareti | Logrolling | Karşılıklı destek sözüyle oyların birleştirilmesi |
| Toplu eylem sorunu | Collective action problem | Büyük grupların bedavacılık yüzünden örgütlenememesi |
| Bütçe büyüten bürokrasi | Budget-maximizing bureaucracy | Bürokratların bilgi üstünlüğüyle etkin düzeyin üstünde bütçe elde etmesi |
Kendini sına
- (Çıktı 1) Medyan seçmen teoremini ve varsayımlarını açıkla. Bu varsayımlardan biri bozulduğunda sonuç nasıl değişebilir?
- (Çıktı 2) Rasyonel cehalet ile toplu eylem sorunu birlikte, maliyetleri dağınık ve yararları yoğun politikaların neden kolayca kabul edildiğini nasıl açıklar?
- (Çıktı 3) Yedi kişilik bir meclisin üyelerinin tercih ettiği kütüphane bütçeleri bin lira cinsinden 5, 15, 25, 40, 50, 90 ve 150'dir. Çoğunluk kuralının seçeceği bütçeyi ve ortalama tercihi bul. 150 isteyen üye tercihini 300'e çıkarırsa sonuç değişir mi?
- (Çıktı 3) Dört ilçeli bir mecliste her ilçeye 20 milyon liralık yarar sağlayan ve maliyeti 24 milyon lira olan birer proje öneriliyor; maliyet ilçelere eşit paylaştırılıyor. Her proje tek başına oylanırsa ne olur? Dört ilçe oy ticareti yaparsa her ilçenin net durumu ne olur?
- (Çıktı 3) Bir kamu hizmetinin marjinal yararı 120 − 2Q, marjinal maliyeti sabit 40 liradır. Etkin miktarı ve Niskanen bürokratının seçeceği miktarı hesapla. Etkin miktardaki net faydayı ve bürokratın miktarındaki net faydayı karşılaştır.
- (Çıktı 4) Bir yorumcu, «Kimin seçildiği önemli değil; siyasetçiler her zaman medyan seçmenin istediğini yapar, bu yüzden meclislerde kadın ya da azınlık kotası politikaları değiştirmez» diyor. Chattopadhyay ve Duflo'nun bulgusu, Miller'ın bulgusu ve medyan seçmen teoreminin varsayımları ışığında bu görüşün nerede haklı, nerede eksik olduğunu göster.
Cevaplar
- Medyan seçmen teoremine göre, seçenekler tek bir eksen üzerinde sıralanabiliyorsa ve her seçmenin tercihi en iyi noktasından uzaklaştıkça azalıyorsa, çoğunluk kuralıyla alınan karar medyan seçmenin tercih ettiği seçenektir. Seçenekler birden fazla eksende değişirse, örneğin bir parti hem vergi hem de göç politikasında konum alıyorsa, tek bir medyan olmayabilir ve Condorcet paradoksundaki gibi döngüler ortaya çıkabilir. Seçmenlerin bir kısmı oy kullanmazsa, sonuç oy verenlerin medyanına kayar. Siyasetçiler seçim vaatlerine bağlı kalmazsa, seçilenin kendi tercihleri de önem kazanır.
- Rasyonel cehalet, maliyeti kişi başına küçük olan politikaların seçmenlerin dikkatinden kaçmasına yol açar: yılda birkaç liralık bir kaybı fark etmek ve anlamak için zaman harcamak kişi için değmez. Toplu eylem sorunu ise, fark eden seçmenlerin bile büyük ve dağınık bir grup olarak örgütlenmesini zorlaştırır. Yararları yoğun olan küçük grup ise hem durumdan haberdardır hem de örgütlenmek için güçlü bir teşvike sahiptir. Bu asimetri, toplum için net kayıp yaratan politikaların bile kabul edilmesini ve sürdürülmesini kolaylaştırır.
- Yedi üyenin tercihleri sıralandığında ortadaki, yani dördüncü üyenin tercihi 40 bin liradır; çoğunluk kuralı 40 bin lirayı seçer. Ortalama tercih, 5 + 15 + 25 + 40 + 50 + 90 + 150 = 375, bölü 7, yani yaklaşık 53,6 bin liradır. 150 isteyen üye tercihini 300'e çıkarırsa medyan değişmez ve sonuç yine 40 bin liradır; ortalama ise yaklaşık 75 bin liraya çıkar. Çoğunluk kuralı, tercihlerin yoğunluğunu hesaba katmaz.
- Her ilçenin bir projedeki maliyet payı 24 bölü 4, yani 6 milyon liradır. Proje tek başına oylandığında yalnızca kendi ilçesi evet der, çünkü 20 milyon liralık yararı 6 milyon liralık payından büyüktür; öbür üç ilçe hayır der ve proje reddedilir. Dört ilçe oy ticareti yaparsa dört proje de kabul edilir. Her ilçe kendi projesinden 20 milyon lira yarar sağlar, dört projenin maliyetinden 24 milyon lira pay öder; her ilçe 4 milyon lira kayıptadır. Toplam yarar 80, toplam maliyet 96 milyon liradır.
- Etkin miktar 120 − 2Q = 40 eşitliğinden Q = 40'tır. Toplam yarar 120 × 40 − 40², yani 3.200 lira, toplam maliyet 1.600 liradır; net fayda 1.600 liradır. Niskanen bürokratı, toplam yararın toplam maliyete eşitlendiği miktarı seçer: 120Q − Q² = 40Q eşitliğinden Q = 80. Bu miktarda toplam yarar 120 × 80 − 80², yani 3.200 lira, toplam maliyet de 3.200 liradır; net fayda sıfırdır. Bürokrat etkin miktarın iki katını üretir ve bütün net faydayı tüketir.
- Yorumcu, seçim rekabetinin siyasetçileri seçmenlerin tercihlerine duyarlı kıldığı konusunda kısmen haklı. Miller'ın bulgusu, seçmen kitlesi değiştiğinde politikaların hızla değiştiğini gösteriyor; bu, medyan seçmen mantığıyla uyumludur. Ama Chattopadhyay ve Duflo'nun bulgusu, seçmenler aynı kaldığı hâlde yalnızca karar vericinin cinsiyetinin değişmesinin yatırım kararlarını değiştirdiğini gösteriyor. Bu, medyan seçmen teoreminin varsayımlarından birinin, yani siyasetçilerin seçim vaatlerine bağlı kalıp kendi tercihlerini bir kenara bıraktığı varsayımının her yerde tutmadığını ortaya koyar. Karar vericinin kimliği, özellikle seçmenlerin kararları yakından izleyemediği yerel düzeyde, politikayı değiştirir. Kotaların etkisi bu yüzden sıfır değildir; ama etkinin yönü ve büyüklüğü, temsil edilen grubun tercihlerine ve yerel koşullara bağlıdır.
İleri okuma
- Anthony Downs (1957). An Economic Theory of Democracy. Harper & Row. Medyan seçmen ve rasyonel cehalet kavramlarının klasik kaynağı.
- Mancur Olson (1965). The Logic of Collective Action. Harvard University Press. Toplu eylem sorunu ve çıkar grupları.
- James M. Buchanan, Gordon Tullock (1962). The Calculus of Consent. University of Michigan Press. Anayasal iktisat ve oylama kurallarının seçimi.
- Raghabendra Chattopadhyay, Esther Duflo (2004). «Women as Policy Makers: Evidence from a Randomized Policy Experiment in India». Econometrica 72(5). Karar vericinin kimliğinin politika üzerindeki etkisi.
Sonraki derse köprü
Kamu seçimi teorisi, seçmenlerin, siyasetçilerin ve bürokratların teşviklerinin kamu kararlarını nasıl biçimlendirdiğini gösterdi; oy ticaretinin ve bütçe büyüten bürokrasinin kamu harcamalarını nasıl şişirebileceğini hesapladık. Bu teşvikler en somut biçimde her yıl hazırlanan bütçede karşılaşır. Sıradaki derste bütçenin nasıl hazırlandığını, meclisten nasıl geçtiğini, nasıl uygulandığını ve nasıl denetlendiğini inceleyeceğiz. Bütçe süreci, bu dersteki sorunları sınırlayacak biçimde nasıl tasarlanabilir?