Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Dağıtım esaslı sistemin bütçe kısıtına göre değiştirme oranı, prim oranı ile emekli başına çalışan sayısının çarpımıdır; emekli başına çalışan dörtten ikiye düşerse, yüzde 20'lik primle yüzde 80'lik değiştirme oranı yüzde 40'a iner. Aaron–Samuelson koşuluna göre sistemin örtük getirisi toplam ücret gelirinin büyüme hızıdır.
- Fonlanan sistem piyasa getirisi sağlar, ama geçiş kuşağı örtük emeklilik borcunu da ödemek zorundadır; geçiş, kazanç ve kaybı kuşaklar arasında yeniden dağıtır. Tanımlı fayda riskleri sisteme, tanımlı katkı kişilere yükler.
- Gruber ve Wise, on bir sanayileşmiş ülkede 60–64 yaş erkeklerin işgücüne katılımının 1960'ların başında yüzde 70'in üstünden 1990'ların ortasında bazı ülkelerde yüzde 20'nin altına düştüğünü ve emekliliği ertelemenin örtük vergisinin yüksek olduğu ülkelerde erken emekliliğin yaygın olduğunu gösterdi.
- İsveç 1990'ların sonunda yüzde 18,5'lik sabit prim, kavramsal hesaplar, kuşak ömrüne dayalı aylık hesabı ve otomatik dengeleme mekanizmasıyla sistemini yeniden kurdu; mekanizma 2010'da devreye girdi ve 2018'de sona erdi.
- OECD'ye göre Türkiye'de kamu emeklilik harcaması milli gelirin yüzde 7,5'i, 65 yaş üstü nüfusun çalışma çağındaki nüfusa oranı yüzde 14,2'dir; genç nüfusa rağmen harcamanın OECD ortalamasına yakın olmasının nedenleri arasında erken emeklilik hakları ve kayıt dışılık öne çıkar.
Öğrenme çıktıları
- Hatırlama — Yaşlı bağımlılık oranını, Aaron–Samuelson koşulunu, değiştirme oranını, tanımlı fayda ve tanımlı katkı ayrımını, kavramsal tanımlı katkıyı ve örtük emeklilik borcunu tanımlar.
- Anlama — Devletin emeklilik sigortasına neden karıştığını, dağıtım esaslı sistemin nüfus yaşlandıkça neden baskı altına girdiğini ve emeklilik kurallarının çalışma kararlarını nasıl etkilediğini açıklar.
- Uygulama — Dağıtım esaslı bir sistemin bütçe kısıtıyla değiştirme oranını hesaplar, dağıtım esaslı ve fonlanan sistemlerin getirilerini karşılaştırır ve emekliliği ertelemenin örtük vergisini bulur.
- Değerlendirme — İsveç'in kavramsal hesap reformu, sanayileşmiş ülkelerdeki emeklilik teşvikleri ve Türkiye'nin sistemine dair verileri kullanarak, emeklilik reformu seçeneklerinin kuşaklar arası ve kuşak içi etkilerini dengeli biçimde tartar.
Sezgi
Açılış
Bir fabrikada çalışan otuz yaşındaki bir işçi her ay maaşından sosyal güvenlik primi kesildiğini görüyor. Bu para nereye gidiyor? Onun adına bir hesapta birikip otuz beş yıl sonra geri mi dönecek, yoksa bugün emekli olan annesinin ve babasının aylığına mı gidiyor? Çoğu ülkede cevap ikincisidir: bugün kesilen primler bugünün aylıklarına gider ve işçi de bir gün kendileri emekli olduğunda, o günün çalışanlarından ödeme bekler.
Bu düzen, kuşaklar arasında yazılı olmayan bir sözleşmedir. Sözleşme, her kuşağın bir sonrakinden yeterince kalabalık ve yeterince üretken olduğu sürece rahat işler. Doğum oranları düşüp ömür uzadığında ise aylık alanlara oranla prim ödeyenler azalır ve sözleşmenin şartları yeniden yazılmak zorunda kalır. Bu ders, sosyal güvenlik sistemlerinin nasıl işlediğini, neden var olduğunu ve yaşlanan toplumlarda nasıl yeniden tasarlandığını inceliyor.
Hikâye — Kendi kendini dengeleyen sistem
1990'ların başında İsveç, derin bir ekonomik krizin ortasında emeklilik sisteminin gelecekte ödeyemeyeceği sözler verdiğini fark etti. Sistem, çalışma hayatının en yüksek kazançlı yıllarına göre aylık bağlayan tanımlı fayda esasına dayanıyordu; nüfus yaşlandıkça prim oranlarının sürekli artması gerekecekti. Uzun bir siyasal müzakerenin ardından ülke, 1990'ların sonunda sistemini baştan kurdu ve dünyada ilk örneklerinden biri olan bir modele geçti.
Yeni sistemde çalışanların ve işverenlerin ödediği primler, kazancın yüzde 18,5'i olarak sabitlendi. Bunun 16 puanı her kişi adına tutulan kavramsal bir hesaba yazıldı; para gerçekte birikmiyor, bugünkü emeklilere ödeniyordu, ama kişinin hesabı ücret artışlarıyla büyüyen bir sayı olarak kaydediliyordu. Kalan 2,5 puan gerçek bir fonda yatırıma yönlendirildi. Emeklilikte hesaptaki tutar, kişinin kuşağının beklenen ömrüne bölünerek aylığa çevrildi: uzun yaşayan kuşaklar, aynı birikimden daha düşük aylık alacaktı.
Sistemin en dikkat çekici parçası, otomatik dengeleme mekanizmasıydı. Sistemin yükümlülükleri varlıklarını aşarsa, aylıkların ve hesapların artışı kendiliğinden yavaşlayacaktı; siyasetçilerin karar vermesine gerek kalmayacaktı. 2008 finans krizinden sonra bu mekanizma 2010'da ilk kez devreye girdi ve emekli aylıkları, normal kurallarla ulaşacakları düzeyin altında kaldı. Denge 2018'de yeniden sağlandı ve aylıklar gelir endeksi düzeyine döndü. İsveç, yaşlanmanın ve krizlerin bedelini kimin ne zaman ödeyeceğini önceden yazılmış bir kurala bağlamıştı.
Kavram
Bir dağıtım esaslı sistemin sağlığını belirleyen en temel büyüklük, çalışan başına düşen emekli sayısıdır. Bu oranı nüfus yapısıyla yaklaşık olarak ölçen bir gösterge vardır.
Dağıtım esaslı bir sistemde bir kuşağın ödediği primler, sonraki kuşağın primleriyle geri döner. Paul Samuelson 1958'de, Henry Aaron 1966'da bu geri dönüşün bir faiz oranı gibi hesaplanabileceğini gösterdi.
Bir emeklilik sisteminin cömertliği, emeklinin aldığı aylığın çalışırken kazandığı ücrete oranıyla ölçülür. Bu oran, emeklilikte yaşam standardının ne ölçüde korunduğunu gösterir.
Emeklilik sistemleri, aylığın nasıl belirlendiğine göre de ikiye ayrılır. Bu ayrım, riskin kimin üzerinde kalacağını belirler.
İsveç'in sistemi, bu iki ayrımın arasında yeni bir yol açtı. Sistem dağıtım esaslı olarak finanse ediliyor, ama aylık tanımlı katkı mantığıyla hesaplanıyordu.
Dağıtım esaslı bir sistem, bugüne kadar prim ödemiş herkese gelecekte aylık sözü vermiştir. Bu sözler, devletin resmî borç istatistiklerinde görünmez, ama bir borç gibi işler.
Veri ve kanıt
Gruber ile Wise'ın bulgusu, emeklilik sistemlerinin yaşlanmanın yalnızca kurbanı değil, bir ölçüde nedeni de olabileceğini gösterdi. Pek çok ülkede bir yıl daha çalışmak, emekli aylığında o yılın kaybını telafi edecek bir artış getirmiyordu; çalışan, bir yıllık aylıktan vazgeçip karşılığında çok az şey kazanıyordu. Bu örtük vergi, yaşlı çalışanları işgücünden çekiyor ve sistemin prim tabanını daraltıyordu. Bulgu, sonraki yıllarda pek çok ülkede emeklilik yaşının yükseltilmesine ve ertelemeye aktüeryal olarak adil artışlar tanınmasına yol açan reformların arka planını oluşturdu. Yine de ilişki kesin bir nedensellik değildir: işsizlik, sağlık ve emek piyasası kurumları da ülkeler arasındaki farklara katkıda bulunur.
Bu veriler Türkiye'nin sistemindeki bir çelişkiyi gösteriyor. Türkiye, yaşlı nüfusun görece az olduğu genç bir ülke; yaşlı bağımlılık oranı OECD ortalamasının yarısından az. Buna rağmen emeklilik harcaması OECD ortalamasına yakın. Bunun nedenleri arasında en sık gösterilenler, geçmişte tanınan çok erken emeklilik hakları ve yüksek kayıt dışılık yüzünden prim ödeyenlerin sayısının sınırlı kalmasıdır. Nüfus yaşlandıkça, yaşlı bağımlılık oranı yükselecek ve bugünkü kuralların maliyeti artacak. Türkiye'nin demografik penceresi, yani çalışma çağındaki nüfusun görece büyük olduğu dönem, reform için en uygun zaman olarak görülebilir; ama kapanmaya başlamıştır.
Yaygın yanlış«Sosyal güvenlik primleri, her çalışanın kendi emekliliği için biriktirdiği paradır; devlet bu parayı saklar ve emeklilikte geri öder.»
Türkiye dahil çoğu ülkenin kamu emeklilik sistemi dağıtım esaslıdır: bugün ödenen primler, bugünkü emeklilerin aylıklarına gider. Çalışanın emekliliği, birikmiş bir fona değil, gelecekteki çalışanların prim ödemesine ve devletin verdiği söze dayanır. Bu, sistemi değersiz kılmaz, ama demografik ve siyasal risklere açık kılar.
Yaygın yanlış«Dağıtım esaslı sistemden fonlanan sisteme geçmek, herkese daha yüksek getiri sağlar; çünkü piyasa faizi nüfus ve ücret büyümesinden yüksektir.»
Geçişin gizli bir bedeli vardır: mevcut emeklilerin ve prim ödemiş çalışanların hakları, yani örtük emeklilik borcu, yine ödenmek zorundadır. Geçiş kuşağı hem kendi fonuna katkı yapar hem de önceki kuşakların aylıklarını öder. Bu çifte yük hesaba katıldığında, geçişin bütün kuşaklar için bir kazanç olmadığı, kazancın ve kaybın kuşaklar arasında yeniden dağıtıldığı görülür.
Neden önemli?
Emeklilik harcamaları, pek çok ülkede kamu bütçesinin en büyük kalemidir ve yaşlanmayla birlikte büyümektedir. Emeklilik yaşı, aylıkların hesaplanma biçimi ve prim oranları üzerine verilen kararlar, milyonlarca insanın çalışma ve tasarruf kararlarını, kuşaklar arası adaleti ve kamu borcunun gelecekteki seyrini belirler. Bu kararlar, uzun vadeli ve geri alınması zor olduğu için siyasal sistemlerin en çok zorlandığı kararlardır.
Türkiye'de emeklilik tartışmaları çoğu zaman yeni hak talepleri üzerinden yürür. Mart 2023'te çıkarılan yasayla, 8 Eylül 1999 ve öncesinde sigortalı olanlara, yaş şartı aranmaksızın prim günü ve sigortalılık süresi koşullarıyla emekli olma hakkı tanındı. Bu düzenleme, geçmiş kuralların değiştirilmesiyle mağdur olduklarını düşünen büyük bir gruba hak verdi; aynı zamanda sistemin gelecekteki yükünü artırdı. Bu dersteki araçlar, bu tür kararların kimlere ne kadar yarayıp kimlere ne kadar yük getirdiğini sormayı sağlar.
Model
Devlet neden emeklilik sigortasına karışır?
Kişiler emeklilikleri için kendi başlarına birikim yapabilir; devlet neden zorunlu bir sistem kurar? İlk gerekçe, uzun yaşama riskidir. Ne kadar yaşayacağını bilmeyen biri, birikimini ömrüne yaydırmak için bir anüite, yani ömür boyu ödeme satın almak ister. Ama anüite piyasalarında ters seçim vardır: uzun yaşayacağını düşünenler daha çok anüite alır ve fiyatlar herkes için yükselir. Zorunlu bir sistem, herkesi aynı havuza sokarak bu sorunu aşar.
İkinci gerekçe, davranışsaldır. Şimdiki zaman yanlılığı olan insanlar, emeklilik için planladıklarından daha az biriktirir; otomatik katılım dersinde gördüğümüz gibi, varsayılan seçenekler birikimi güçlü biçimde etkiler. Üçüncü gerekçe, ahlaki tehlikedir: toplum, yaşlılıkta yoksul düşenleri desteklemeyi reddedemiyorsa, kişiler bu güvenceye güvenerek daha az biriktirebilir. Zorunlu katkı, bu bedavacılığı önler. Son olarak, sistem kuşak içinde yeniden dağıtım yapmak için de bir araç olarak kullanılır.
Dağıtım esaslı sistemin bütçe kısıtı
Dağıtım esaslı bir sistemde her yıl toplanan primler, o yılın aylıklarına eşit olmalıdır. Prim oranı τ, ortalama ücret w, çalışan sayısı L, ortalama aylık b ve emekli sayısı R olsun. Bütçe kısıtı τ × w × L = b × R olarak yazılır. Buradan değiştirme oranı b / w = τ × L / R bulunur: değiştirme oranı, prim oranı ile emekli başına düşen çalışan sayısının çarpımına eşittir.
Prim oranı yüzde 20 ve her emekliye dört çalışan düşüyorsa, sistem ortalama ücretin yüzde 80'i kadar bir aylık ödeyebilir. Nüfus yaşlanıp emekli başına çalışan sayısı ikiye düşerse, aynı prim oranıyla değiştirme oranı yüzde 40'a iner. Değiştirme oranını yüzde 80'de tutmak için prim oranının yüzde 40'a çıkması gerekir. Sistemin önünde yalnızca üç seçenek vardır: primleri artırmak, aylıkları düşürmek ya da emekli başına çalışan sayısını artırmak.
Emekli başına çalışanı artırmanın yolları
Üçüncü seçenek, çoğu zaman en az acı verendir. Emeklilik yaşını yükseltmek, emekli sayısını azaltır ve çalışan sayısını artırır; iki etki birden işler. Kadınların ve yaşlıların işgücüne katılımını artırmak, kayıt dışı çalışanları sisteme almak ve göç de aynı yönde etkiler. Türkiye'de kayıt dışılığın azaltılması, sistemin prim tabanını genişletmenin en büyük potansiyel kaynağıdır.
Bu seçeneklerin de sınırları vardır. Emeklilik yaşını yükseltmek, ağır işlerde çalışanlar ve ömrü kısa olanlar için adaletsiz olabilir. Kayıt dışılığı azaltmak, önceki derslerde gördüğümüz gibi, prim oranlarının ve vergi idaresinin tasarımına bağlıdır: yüksek primler kayıt dışılığı teşvik eder, kayıt dışılık da prim tabanını daraltıp primlerin yüksek kalmasını gerektirir. Bu kısır döngüyü kırmak, emeklilik reformunun en zor parçasıdır.
Çözümlü örnek — Dağıtım esaslı ve fonlanan getiriler
Bir çalışanın bugün ödediği 1 liralık primi 40 yıl sonrası için düşünelim. Dağıtım esaslı sistemde bu lira, Aaron–Samuelson koşuluna göre toplam ücret gelirinin büyüme hızıyla büyür. Prim ödeyen nüfus yılda yüzde 1, ücretler yüzde 2 büyüyorsa, örtük getiri yaklaşık yüzde 3'tür ve 1 lira 40 yıl sonra 1,03⁴⁰, yani yaklaşık 3,26 lira değerinde bir aylık hakkına dönüşür.
Fonlanan sistemde aynı lira piyasa getirisiyle büyür. Getiri yüzde 4 ise, 40 yıl sonra 1,04⁴⁰, yani yaklaşık 4,80 lira olur. Nüfus büyümesi sıfıra inerse, dağıtım esaslı getiri yüzde 2'ye düşer ve 1 lira yalnızca 2,21 liraya dönüşür. Nüfusun yaşlanması, dağıtım esaslı sistemin örtük getirisini doğrudan azaltır; bu, fonlanan sistemlere yönelik ilginin temel nedenidir.
Geçişin çifte yükü
Fonlanan sistemin daha yüksek getirisi, dağıtım esaslı sistemden ona geçmeyi cazip gösterir. Ama geçiş anında bir sorun vardır. Sistemi başlatan ilk kuşak, prim ödemeden aylık almıştı; bu hediye, sonraki kuşakların daha düşük örtük getirisiyle finanse ediliyordu. Sistem kapatılırsa, mevcut emeklilerin ve prim ödemiş çalışanların hakları, yani örtük emeklilik borcu, yine de ödenmek zorundadır.
Geçiş kuşağı ya bu borcu ödemek için ek vergi öder, ya da borç devlet borcuna dönüştürülür ve faizi sonraki kuşaklara kalır. Bu hesap yapıldığında, fonlanan sistemin daha yüksek getirisinin büyük ölçüde borcun faiziyle dengelendiği görülür. Geçiş, bir bedava öğle yemeği değil, eski sözlerin bedelinin kimler arasında paylaşılacağına dair bir seçimdir. Fonlanan sistemin savunucuları, geçişin ulusal tasarrufu artırarak büyümeye katkı sağlayabileceğini öne sürer; bu etkinin büyüklüğü tartışmalıdır.
Tanımlı fayda ve tanımlı katkı riskleri
Tanımlı fayda sisteminde emekliye belirli bir aylık vaat edilir; ömrün uzaması, getirilerin düşmesi ya da ücretlerin beklenenden yavaş artması sistemin sorunudur. Sistem bu riskleri ya sonraki kuşakların primlerini artırarak ya da kuralları siyasal kararlarla değiştirerek karşılar. Bu esneklik, riskleri kuşaklar arasında paylaşmayı sağlar, ama değişikliklerin zamanlaması ve kimi etkileyeceği belirsizdir.
Tanımlı katkı sisteminde ise aylık, biriken tutara bağlıdır. Borsanın emeklilikten hemen önce çöktüğü bir kuşak, önceki kuşaktan çok daha düşük aylık alabilir; ömrün uzaması da her kişinin birikimini daha uzun süreye bölmesini gerektirir. Riskler kişilerin üzerindedir, ama kurallar şeffaf ve öngörülebilirdir. İki sistem arasındaki seçim, riskin kimde kalacağına dair bir seçimdir.
Çözümlü örnek — Emekliliği ertelemenin örtük vergisi
Yıllık 60 bin lira kazanan bir çalışan, 60 yaşında yıllık 30 bin lira aylıkla emekli olabilir ve hayatının 80 yaşında sona ereceğini varsayalım. Faizi basitlik için yok sayalım. 60 yaşında emekli olursa 20 yıl boyunca toplam 600 bin lira alır. Bir yıl daha çalışıp 61 yaşında emekli olursa ve aylığı artmazsa, 19 yıl boyunca toplam 570 bin lira alır.
Bir yıl daha çalışmak, emeklilik servetini 30 bin lira azaltır. Bu kayıp, o yılın 60 bin liralık kazancının yarısıdır: çalışmaya devam etmenin örtük vergisi yüzde 50'dir. Aylık, ertelenen yıl için yüzde 5,3 artırılsaydı, 19 yılda toplam 600 bin liraya ulaşır ve örtük vergi sıfırlanırdı. Gruber ile Wise'ın ölçtüğü örtük vergiler, pek çok Avrupa ülkesinde bu türden hesaplardan doğuyordu.
Kavramsal hesaplar ve kuşak ömrü
İsveç'in sistemi, bu örtük vergiyi büyük ölçüde ortadan kaldırmak için tasarlandı. Kişinin aylığı, hesabındaki tutarın kendi kuşağının emeklilik yaşındaki beklenen ömrüne bölünmesiyle hesaplanır. Daha geç emekli olan kişi hem hesabına daha çok prim ekler hem de tutarını daha kısa bir süreye böler. AB'nin İsveç raporuna göre 1946 doğumlu bir kişi emekliliğini 65'ten 67'ye ertelediğinde bölen 16,31'den 15,16'ya düşüyor ve kavramsal hesaptan alınan aylık yüzde 7,6 artıyordu.
Aynı mekanizma, ömrün uzamasına da kendiliğinden uyum sağlar. Sonraki kuşaklar daha uzun yaşadıkça bölen büyür ve aynı hesaptan daha düşük aylık alınır; kuşaklar bunu dengelemek için daha geç emekli olmayı seçebilir. Siyasetçilerin her on yılda bir emeklilik yaşını tartışması gerekmez. Eleştirmenler ise sistemin, yeterlilik sorununu kişilere yüklediğini ve düşük ücretlilerin aylıklarının vergiyle finanse edilen garanti aylığına bağımlı kalabileceğini hatırlatır.
Çözümlü örnek — Yönetim ücretinin bedeli
Fonlanan sistemlerde birikimin getirisi, fonu yöneten kurumların aldığı ücretlerle azalır. Önceki örnekte yüzde 4 getiri sağlayan bir fonun yıllık yüzde 1 yönetim ücreti aldığını düşünelim. Net getiri yüzde 3'e iner ve 1 lira 40 yıl sonra 4,80 yerine 3,26 liraya dönüşür. Küçük görünen yıllık yüzde 1'lik bir ücret, emeklilik birikiminin yaklaşık üçte birini alır.
Bu hesap, fonlanan sistemleri tasarlayanların ücretlere neden bu kadar dikkat ettiğini açıklar. Katılımcıların çoğu fon seçimlerini ve ücretleri yakından izlemez; otomatik katılım dersinde gördüğümüz gibi varsayılan seçenekte kalır. Bu nedenle zorunlu ya da yarı zorunlu fonlanan sistem kuran ülkelerin çoğu, yönetim ücretlerine tavan koyar ya da düşük maliyetli varsayılan fonlar belirler. Dağıtım esaslı sistemlerin yönetim maliyeti ise genellikle çok düşüktür; iki sistemin getirileri kıyaslanırken bu fark da hesaba girmelidir, çünkü brüt getiri farkının bir kısmını ücretler yutabilir.
Endeksleme: fiyat mı, ücret mi?
Emekli aylıkları bağlandıktan sonra her yıl nasıl artırılacağı da sistemin cömertliğini belirler. Aylıklar fiyatlara endekslenirse, emeklinin satın alma gücü korunur, ama çalışanların ücretleri reel olarak arttıkça emeklinin çalışanlara göre konumu geriler. Reel ücretler yılda yüzde 2 artıyorsa, fiyata endeksli bir aylık yirmi yıl sonra çalışanların ortalama ücretine oranla yaklaşık üçte bir değer kaybetmiş olur, çünkü 1,02²⁰ yaklaşık 1,49'dur.
Aylıklar ücretlere endekslenirse emekliler ekonomik büyümeden pay alır, ama sistemin maliyeti artar. OECD'nin raporuna göre Türkiye'de aylıklar, önceki altı ayın enflasyonuna göre yılda iki kez, Ocak ve Temmuz'da artırılıyor. Yüksek enflasyon dönemlerinde altı aylık gecikme bile emeklinin satın alma gücünü dönem içinde aşındırabilir. Endeksleme kuralı, emeklilik sisteminin en teknik görünen ama bölüşüm etkisi en büyük kararlarından biridir.
Emeklilik yaşını ömre bağlamak
Ortalama ömür uzadıkça, sabit bir emeklilik yaşı, aylık alınan sürenin de uzaması demektir. Bazı ülkeler bu yüzden emeklilik yaşını beklenen ömre otomatik olarak bağlayan kurallar benimsedi: ömür belirli bir süre uzadığında, emeklilik yaşı da bunun bir kısmı kadar yükselir. Bu kurallar, İsveç'in kavramsal hesaplarıyla aynı mantığı taşır: yaşlanmanın bedelini her seferinde yeniden tartışmak yerine önceden yazılmış bir kurala bağlamak.
Otomatik kuralların eleştirisi, ortalama ömrün herkes için aynı artmadığıdır. Eğitimi ve geliri yüksek grupların ömrü daha hızlı uzarken, ağır işlerde çalışanların ve düşük gelirlilerin ömrü daha yavaş uzayabilir. Ortalamaya bağlanan bir emeklilik yaşı, bu grupların aylık aldığı süreyi daha çok kısaltır. Bu yüzden otomatik kurallar çoğu zaman ağır işler ve uzun çalışma hayatı için istisnalarla birlikte uygulanır.
Kuşak içi yeniden dağıtım
Emeklilik sistemleri yalnızca kuşaklar arasında değil, aynı kuşağın içinde de yeniden dağıtım yapar. Asgari aylıklar ve aylık hesabında düşük kazançlara daha yüksek oranlar tanıyan formüller, düşük gelirlilerin lehine çalışır. Öte yandan varlıklı kişilerin ortalamada daha uzun yaşaması, aylığı daha uzun süre almaları anlamına gelir ve bu, sistemin yeniden dağıtımını tersine çevirebilir.
Türkiye'de de benzer etkiler vardır. Asgari aylık uygulaması düşük prim ödeyenleri korur. Ama erken emeklilik hakkı, çoğu zaman düzenli ve kayıtlı bir işte uzun süre çalışabilmiş olanlara, yani görece avantajlı gruplara yarar. Kayıt dışı çalışan ve prim günü dolduramayan kişiler ise ancak prime dayanmayan yaşlılık aylığından yararlanabilir. Bir emeklilik reformunun etkisini tartarken, kuşak içindeki bu dağılım da göz önünde tutulmalıdır.
Modelin sınırları
Buradaki hesaplar, nüfus ve ücret büyümesini, faiz oranlarını ve yaşam süresini bilinen büyüklükler olarak ele aldı. Gerçekte bu büyüklükler onlarca yıl ileriye tahmin edilir ve tahminler sık sık yanılır. Emeklilik sistemlerinin tasarımı, bu belirsizliğin kimin üzerinde kalacağına dair bir seçimdir. Tanımlı fayda sistemleri onu gelecekteki kuşaklara ve siyasal kararlara, tanımlı katkı sistemleri ise bugünkü katılımcılara bırakır.
Modeller ayrıca emeklilik sistemini diğer kamu politikalarından ayrı düşündü. Oysa sağlık harcamaları, yaşlı bakımı, sosyal yardımlar ve emek piyasası politikaları, emeklilik sisteminin yükünü ve etkilerini doğrudan değiştirir. Bir ülkenin yaşlanmaya hazırlığı, yalnızca emeklilik formüllerine değil, bu politikaların bütününe bağlıdır.
Uygulama
Özet kartı
- Dağıtım esaslı sistemin bütçe kısıtına göre değiştirme oranı, prim oranı ile emekli başına çalışan sayısının çarpımıdır; emekli başına çalışan dörtten ikiye düşerse, yüzde 20'lik primle yüzde 80'lik değiştirme oranı yüzde 40'a iner. Aaron–Samuelson koşuluna göre sistemin örtük getirisi toplam ücret gelirinin büyüme hızıdır.
- Fonlanan sistem piyasa getirisi sağlar, ama geçiş kuşağı örtük emeklilik borcunu da ödemek zorundadır; geçiş, kazanç ve kaybı kuşaklar arasında yeniden dağıtır. Tanımlı fayda riskleri sisteme, tanımlı katkı kişilere yükler.
- Gruber ve Wise, on bir sanayileşmiş ülkede 60–64 yaş erkeklerin işgücüne katılımının 1960'ların başında yüzde 70'in üstünden 1990'ların ortasında bazı ülkelerde yüzde 20'nin altına düştüğünü ve emekliliği ertelemenin örtük vergisinin yüksek olduğu ülkelerde erken emekliliğin yaygın olduğunu gösterdi.
- İsveç 1990'ların sonunda yüzde 18,5'lik sabit prim, kavramsal hesaplar, kuşak ömrüne dayalı aylık hesabı ve otomatik dengeleme mekanizmasıyla sistemini yeniden kurdu; mekanizma 2010'da devreye girdi ve 2018'de sona erdi.
- OECD'ye göre Türkiye'de kamu emeklilik harcaması milli gelirin yüzde 7,5'i, 65 yaş üstü nüfusun çalışma çağındaki nüfusa oranı yüzde 14,2'dir; genç nüfusa rağmen harcamanın OECD ortalamasına yakın olmasının nedenleri arasında erken emeklilik hakları ve kayıt dışılık öne çıkar.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Yaşlı bağımlılık oranı | Old-age dependency ratio | Yaşlı nüfusun çalışma çağındaki nüfusa oranı |
| Aaron–Samuelson koşulu | Aaron–Samuelson condition | Dağıtım esaslı sistemin örtük getirisinin ücret gelirinin büyümesine eşitliği |
| Değiştirme oranı | Replacement rate | Emekli aylığının emeklilik öncesi kazanca oranı |
| Tanımlı fayda ve tanımlı katkı | Defined benefit and defined contribution | Aylığın formülle ya da birikimle belirlendiği iki sistem türü |
| Kavramsal tanımlı katkı | Notional defined contribution | Dağıtım esaslı finansmanla bireysel kavramsal hesapları birleştiren sistem |
| Örtük emeklilik borcu | Implicit pension debt | Kazanılmış emeklilik haklarının bugünkü değeri |
Kendini sına
- (Çıktı 1) Yaşlı bağımlılık oranını ve değiştirme oranını tanımla. Dağıtım esaslı bir sistemde bu iki oran birbirine nasıl bağlıdır?
- (Çıktı 2) Devletin emeklilik sigortasına karışmasının üç gerekçesini açıkla. Anüite piyasasındaki ters seçim, zorunlu bir sistemle nasıl aşılır?
- (Çıktı 3) Bir ülkede prim oranı yüzde 24'tür ve her emekliye üç çalışan düşmektedir. Değiştirme oranını hesapla. Yirmi yıl sonra emekli başına iki çalışan kalırsa, aynı değiştirme oranını korumak için prim oranı ne olmalıdır?
- (Çıktı 3) Yıllık 80 bin lira kazanan bir çalışan 62 yaşında yıllık 40 bin lira aylıkla emekli olabilir ve hayatının 82 yaşında sona ereceğini varsayıyor. Faizi yok sayarak, bir yıl daha çalışırsa aylığı artmadığı durumda örtük vergiyi hesapla. Örtük vergiyi sıfırlamak için aylığın yüzde kaç artması gerekir?
- (Çıktı 2) Dağıtım esaslı bir sistemden fonlanan bir sisteme geçişin «çifte yükünü» açıkla. Bu yük neden geçişin bütün kuşaklar için bir kazanç olmadığını gösterir?
- (Çıktı 4) Bir politikacı, «Türkiye genç bir ülke; emeklilik sistemimizde bir sorun yok, bu yüzden emeklilik yaşını tartışmak gereksiz» diyor. OECD verilerini, dağıtım esaslı sistemin bütçe kısıtını, İsveç deneyimini ve kayıt dışılığın rolünü ele alarak bu görüşün hangi varsayımlara dayandığını ve hangi riskleri göz ardı ettiğini açıkla.
Cevaplar
- Yaşlı bağımlılık oranı, yaşlı nüfusun çalışma çağındaki nüfusa oranıdır. Değiştirme oranı, emekli aylığının emeklilik öncesi kazanca oranıdır. Dağıtım esaslı bir sistemde bütçe kısıtına göre değiştirme oranı, prim oranı ile emekli başına çalışan sayısının çarpımına eşittir. Yaşlı bağımlılık oranı yükseldikçe emekli başına çalışan sayısı düşer; prim oranı sabitse değiştirme oranı da düşer.
- Birinci gerekçe uzun yaşama riski ve anüite piyasasındaki ters seçimdir: uzun yaşayacağını düşünenler daha çok anüite alır ve fiyatlar herkes için yükselir; zorunlu bir sistem herkesi aynı havuza sokarak havuzun ortalama riskini düşürür. İkinci gerekçe şimdiki zaman yanlılığıdır: insanlar emeklilik için planladıklarından az biriktirir ve zorunlu katkı bu eksikliği giderir. Üçüncü gerekçe ahlaki tehlikedir: toplum yaşlılıkta yoksul düşenlere yardım edeceği için insanlar daha az biriktirebilir; zorunlu katkı bu bedavacılığı önler.
- Değiştirme oranı yüzde 24 çarpı 3, yani yüzde 72'dir. Emekli başına iki çalışan kaldığında aynı oranı korumak için prim oranı yüzde 72 bölü 2, yani yüzde 36 olmalıdır.
- 62 yaşında emekli olursa 20 yıl boyunca toplam 800 bin lira alır. 63'te emekli olursa ve aylığı artmazsa 19 yıl boyunca 760 bin lira alır. Kayıp 40 bin liradır ve bu, 80 bin liralık yıllık kazancın yarısıdır; örtük vergi yüzde 50'dir. Örtük vergiyi sıfırlamak için 19 yıllık toplamın 800 bin liraya ulaşması gerekir: yıllık aylık 800 bin bölü 19, yani yaklaşık 42.105 lira olmalı; bu, yaklaşık yüzde 5,3'lük bir artıştır.
- Dağıtım esaslı sistemi kapatmak, mevcut emeklilerin ve prim ödemiş çalışanların haklarını ortadan kaldırmaz. Geçiş kuşağı, hem kendi emekliliği için fonlanan sisteme katkı yapmak hem de önceki kuşakların aylıklarını ödemek zorunda kalır; bu çifte yüktür. Yük ek vergilerle ya da devlet borcuyla karşılanır; borç yoluyla karşılanırsa, faizi sonraki kuşakların vergileriyle ödenir. Bu faiz, fonlanan sistemin daha yüksek getirisinin büyük kısmını dengeler. Bu yüzden geçiş, kazanç yaratmaktan çok, eski sözlerin bedelini kuşaklar arasında yeniden dağıtır.
- Politikacı haklı olarak Türkiye'nin yaşlı bağımlılık oranının düşük olduğunu vurguluyor: 65 yaş üstü nüfusun çalışma çağındaki nüfusa oranı yüzde 14,2, OECD ortalaması yüzde 31,3. Ama bu görüş üç şeyi göz ardı ediyor. Genç nüfusa rağmen emeklilik harcaması milli gelirin yüzde 7,5'i ile OECD ortalamasına yakın; yani sistem bugün bile demografik yapının gerektirdiğinden pahalı. Bütçe kısıtına göre nüfus yaşlandıkça emekli başına çalışan sayısı düşecek ve aynı aylıkları korumak için primlerin ya da bütçe transferlerinin artması gerekecek. Kayıt dışılık da prim ödeyen çalışan sayısını sınırlıyor. İsveç'in deneyimi, reformun sorun büyümeden, uzun bir geçiş süresiyle ve kuralları önceden belirleyerek yapılmasının değerini gösteriyor. Türkiye'nin demografik penceresi, bu tür bir reform için bir fırsattır; pencere kapandıktan sonra aynı reform çok daha sert olmak zorunda kalır.
İleri okuma
- Jonathan Gruber, David A. Wise, ed. (1999). Social Security and Retirement around the World. University of Chicago Press. Emeklilik teşviklerinin on bir ülkede karşılaştırılması.
- Henry Aaron (1966). «The Social Insurance Paradox». Canadian Journal of Economics and Political Science 32(3). Dağıtım esaslı sistemin örtük getirisi.
- Nicholas Barr, Peter Diamond (2008). Reforming Pensions: Principles and Policy Choices. Oxford University Press. Emeklilik reformunun ilkeleri ve seçenekleri.
- OECD (2023). Pensions at a Glance 2023. OECD ülkelerinin emeklilik sistemlerinin karşılaştırmalı göstergeleri ve ülke profilleri.
Sonraki derse köprü
Sosyal güvenlik sistemleri, prim ödeyerek hak kazanan çalışanları korur. Ama kayıt dışı çalışanlar, işsizler, engelliler ve yoksul aileler bu sistemin dışında kalabilir. Sıradaki ders, prime dayanmayan sosyal yardımları inceliyor. Yardımlar kime, hangi koşullarla ve ne biçimde verilmeli? Nakit mi, ayni mi? Gelir arttıkça yardımın azalması, çalışma kararlarını nasıl etkiler ve bu etki nasıl sınırlandırılabilir?