İçeriğe geç

Ders EKO-206.05 · Seviye 2 — Orta

Vergi yükünün dağılımı

EKO-206 Kamu Ekonomisi

4.222 kelime · yaklaşık 19 dakika okuma · seslendirme 9 dk · veriler Eylül 2026 itibarıyla

Katmanlar:SezgiModel

  • ileri ve geri yansıtma
  • genel denge yük analizi
  • vergi kapitalizasyonu
  • vergi algılanabilirliği
  • ömür boyu yük
  • etkin vergi oranı
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Vergi yükü, ileri yansıtmayla alıcılara, geri yansıtmayla çalışanlara, sermaye ve toprak sahiplerine aktarılabilir. Yük, kaçamayan tarafa düşer; kaçma olanakları piyasa yapısına, faktörlerin hareketliliğine ve zamana bağlıdır.
  2. Doğrusal talepte tekel verginin yalnızca yarısını fiyata yansıtır; sabit esneklikli talepte yansıtma yüzde 100'ü aşabilir. Arsa gibi arzı sabit bir varlığa konan sürekli vergi, varlık fiyatına kapitalize olur ve yük, verginin açıklandığı anda sahibine bir kez düşer.
  3. Harberger'in genel denge analizinde, şirket sektörüne konan vergi sermayenin öbür sektöre kaymasıyla bütün sermaye sahiplerine yayılır; açık ekonomide yük, ülkeden kaçamayan çalışanlara geçebilir. Fuest ve arkadaşları, Almanya'da kurumlar vergisinin yükünün yaklaşık yarısının çalışanlara düştüğünü buldu.
  4. Saez, Schoefer ve Seim, İsveç'te gençler için işveren priminin yüzde 31,4'ten yüzde 15,5'e indirilmesinin gençlerin net ücretlerini artırmadığını, istihdamlarını 2–3 puan artırdığını ve kazancın firma içinde bütün çalışanlarla paylaşıldığını gösterdi.
  5. Chetty ve arkadaşları, raf etiketlerinde vergi dahil fiyat gösterilince talebin yüzde 8 düştüğünü buldu; algılanabilirlik düşük olduğunda yasal yük ekonomik yükü etkiler. Ömür boyu gelirle ölçüldüğünde tüketim vergileri, yıllık gelirle ölçüldüğünden daha düz dağılır.

Öğrenme çıktıları

  • Hatırlama — İleri ve geri yansıtmayı, genel denge yük analizini, vergi kapitalizasyonunu, vergi algılanabilirliğini, ömür boyu yükü ve etkin vergi oranını tanımlar.
  • Anlama — Bir verginin yükünün, vergiyi ödeyen piyasanın dışına, başka piyasalara, başka faktörlere ve varlık fiyatları yoluyla geçmiş sahiplere nasıl kayabildiğini açıklar.
  • Uygulama — Bir arsa vergisinin arsa fiyatına kapitalizasyonunu, iki sektörlü bir ekonomide sermaye vergisinin bütün sermaye sahiplerine yayılmasını ve tekel piyasasında yansıtma oranını hesaplar.
  • Değerlendirme — İsveç'teki genç işçi prim indirimi, Almanya'daki kurumlar vergisi ve raf etiketleriyle yapılan deney üzerine kanıtları kullanarak, bir vergi değişikliğinin kime yarayacağına dair iddiaları dengeli biçimde tartar.

Sezgi

Açılış

Bir hükümet, işverenlerin gençler için ödediği sosyal güvenlik primini yarıya indiriyor. Gazeteler iki farklı başlık atıyor. Birincisine göre gençlerin net ücretleri artacak, çünkü işverenin maliyeti düştü ve rekabet onu ücretleri yükseltmeye zorlayacak. İkincisine göre patronlar kârını artıracak, çünkü yasada işveren payı indirildi ve ücret sözleşmeleri değişmedi. İki başlık da aynı yasa değişikliği hakkında konuşuyor ve ikisi birden doğru olamaz.

Temel kursta, bir verginin yükünün yasanın kimi yükümlü tuttuğuna değil, arz ve talebin esnekliklerine göre paylaşıldığını görmüştük. Bu ders o fikri üç yönde genişletiyor. Yük, vergilenen piyasanın dışına, başka piyasalara ve başka faktörlere taşabilir. Varlık fiyatları yoluyla, verginin konduğu anda o varlığa sahip olanların üzerine bir kez ve topluca düşebilir. Ve insanlar vergiyi fark etmezlerse, yasanın kimi yükümlü tuttuğu yeniden önem kazanır.

Hikâye — İsveç'te gençlerin primi

İsveç'te işverenler, ödedikleri ücretin yüzde 31,4'ü kadar bir prim öder; bu primin tamamı yasal olarak işverene aittir. 2007'de yeni seçilen hükümet, yüksek genç işsizliğiyle mücadele etmek için bu primi gençler için iki adımda indirdi. Temmuz 2007'de 19–25 yaş arası çalışanlar için oran yüzde 21,3'e düştü. Ocak 2009'da oran yüzde 15,5'e indi ve kapsam 26 yaşını da içerecek biçimde genişletildi. Gençlerin işverene maliyetinde, prim oranı yarıya inmişti.

Emmanuel Saez, Benjamin Schoefer ve David Seim, İsveç'in idari verileriyle bu indirimin kime yaradığını ölçtü. Gençleri, indirimden yararlanamayan biraz daha yaşlı çalışanlarla karşılaştırdılar. Standart rekabetçi modele göre, gençler ücret değişince çalışma kararlarını pek değiştirmiyorsa, işverenin maliyetindeki düşüş zamanla gençlerin net ücretine geçmeliydi. Öyle olmadı: gençlerin net ücretleri, yaşlı çalışanlara göre hiç artmadı. Buna karşılık gençlerin istihdamı 2–3 puan arttı.

Asıl sürpriz, indirimin nereye gittiğiydi. Çok genç çalıştıran firmalar, indirimden daha büyük pay aldı ve hemen büyüdü: istihdamları, sermayeleri, satışları ve kârları arttı. Bu firmalar, yalnızca gençlerin değil, yaşlı çalışanlarının da ücretlerini topluca artırdı. İndirim gençlerin ücretine değil, firmanın bütün çalışanlarına paylaştırılan bir kazanca dönüşmüştü. Yükün nereye düştüğünü, ne yasa ne de basit arz ve talep modeli doğru öngörmüştü.

Kavram

Bir vergi, alıcı ile satıcı arasında kalmayabilir. Satıcı vergiyi kendi girdilerini sağlayanlara, alıcı da kendi müşterilerine aktarmaya çalışabilir. Bu aktarımın iki yönü vardır.

Geri yansıtma, verginin konduğu piyasanın dışına taşar. Bir sektöre konan vergi, o sektörden kaçan sermaye ya da emek yoluyla başka sektörlerin fiyatlarını ve ücretlerini de değiştirir. Arnold Harberger 1962'de bu etkiyi ilk kez sistemli biçimde ölçmeye çalıştı.

Bazı vergilerin yükü, zaman içinde yayılmak yerine tek bir anda toplanır. Vergilenen bir varlık uzun süre gelir getiriyorsa, gelecekteki bütün vergiler bugünkü fiyatına yansır.

Standart modeller, insanların vergiyi fiyatın bir parçası olarak tam olarak gördüğünü varsayar. Oysa bazı vergiler rafta görünür, bazıları kasada eklenir, bazıları ise faturanın küçük bir satırında kalır.

Bir verginin kime ne kadar yük getirdiğini ölçerken, hangi dönemin gelirine bakıldığı da sonucu değiştirir. Bir yıllık kesit, insanların hayatlarının farklı evrelerinde olduğunu gözden kaçırabilir.

Bütün bu etkiler hesaba katıldıktan sonra, bir hanenin ya da grubun gerçekte ne kadar vergi yükü taşıdığı tek bir oranla özetlenir. Bu oran, yasal oranlardan çoğu zaman çok farklıdır.

Veri ve kanıt

Bu sonuç, kurumlar vergisine dair yaygın bir sezgiyi sarsıyor. Kurumlar vergisi yasal olarak şirketten alınır ve çoğu zaman şirket sahiplerini, yani görece varlıklı hanehalkını vergilendirmenin bir yolu olarak görülür. Oysa yükün yarısı ücretlerin daha yavaş artması yoluyla çalışanlara geçiyorsa, vergi sistemi göründüğünden daha az artan oranlıdır. Öte yandan bu tahmin, belirli bir ülkede ve yerel bir verginin değişimlerinden elde edildi. Ulusal bir vergi değişikliğinde sermayenin gidebileceği yerler daha azdır; bu yüzden yükün ne kadarının çalışanlara geçeceği ülkenin sermaye hareketliliğine ve emek piyasası kurumlarına bağlıdır.

Bu bulgunun yük dağılımı açısından sonucu, temel kursta öğrendiğimiz bir kuralı esnetmesidir. Standart modelde verginin alıcıdan ya da satıcıdan alınması sonucu değiştirmez. Ama alıcılar kasada eklenen vergiyi fark etmiyorsa, talepleri vergiye tam tepki vermez ve verginin daha büyük kısmı fiyatlar yoluyla onlara yüklenir. Chetty ve arkadaşları bu yüzden, algılanabilirlik düşük olduğunda verginin ekonomik yükünün yasal yüküne bağlı hâle gelebileceğini gösterdi. Türkiye'de katma değer vergisinin fiyatların içinde olması, onu ABD'deki satış vergisine göre daha algılanabilir kılar; ama fişin altındaki vergi tutarına bakan pek azdır.

Yaygın yanlış«Kurumlar vergisini şirketler öder; bu yüzden kurumlar vergisi artışı yalnızca zengin şirket sahiplerini etkiler.»
Doğrusu

Kurumlar vergisinin yükü, genel dengede sermaye sahipleri, çalışanlar ve tüketiciler arasında paylaşılır. Sermaye ülkeler arasında hareketliyse, vergilenen ülkeden kaçan sermaye, geride kalan çalışanların verimliliğini ve ücretlerini düşürür. Fuest ve arkadaşları Almanya'da yükün yaklaşık yarısının çalışanlara düştüğünü buldu. Pay ülkeden ülkeye değişir ve tartışmalıdır, ama sıfır olmadığı açıktır.

Yaygın yanlış«Bir arsaya emlak vergisi konursa, vergiyi her yıl ödeyen arsa sahibi, vergiyi ödediği her yıl zarar eder.»
Doğrusu

Arsa gibi arzı sabit bir varlığa konan sürekli bir vergi, açıklandığı anda arsanın fiyatını gelecekteki bütün vergilerin bugünkü değeri kadar düşürür. Yükün tamamı, o anda arsanın sahibi olan kişiye bir kez düşer. Arsayı sonradan düşük fiyattan alan kişi her yıl vergiyi öder, ama bu vergi zaten ödediği fiyattan düşülmüştür; ekonomik olarak yük taşımaz.

Neden önemli?

Bir vergi değişikliğinin kime yarayacağı ya da kime zarar vereceği, kamuoyu tartışmalarının merkezindedir. Bu tartışmalarda yükün yasal olarak kimden alındığına bakmak çok yaygın, ama çoğu zaman yanıltıcıdır. İşveren primindeki bir indirim işçilere, kurumlar vergisindeki bir artış çalışanlara, bir emlak vergisi reformu da bugünkü ev sahiplerine beklenmedik biçimlerde dokunabilir. Bir politikanın bölüşüm etkisini doğru tartmak, yükün gerçekte nereye düştüğünü bilmeyi gerektirir.

Türkiye'de de benzer sorular güncel. Asgari ücret desteği ve çeşitli sektörlere yönelik prim teşvikleri, işverenin maliyetini düşürmeyi amaçlar; ama bu indirimlerin ne kadarının istihdama, ne kadarının ücretlere ve ne kadarının kârlara gittiği, politikanın başarısını belirler. Kurumlar vergisindeki değişikliklerin yatırımı ve ücretleri nasıl etkilediği, emlak vergisi değerlerinin güncellenmesinin konut fiyatlarına nasıl yansıyacağı da aynı analizin konusudur.

Model

Temel kuralı hatırlamak

Temel kursta, bir birim vergisinin rekabetçi bir piyasada alıcılara yansıyan payının, arz esnekliğinin arz ve talep esnekliklerinin toplamına oranı olduğunu görmüştük. Arz çok esnekse, yani satıcılar fiyat düştüğünde kolayca üretimden çekilebiliyorsa, verginin büyük kısmı alıcılara geçer. Talep çok esnekse, yani alıcılar fiyat arttığında kolayca vazgeçebiliyorsa, büyük kısmı satıcılarda kalır. Kural kısaca şöyle özetlenir: yük, kaçamayan tarafa düşer.

Bu kural tek bir piyasada, rekabetçi koşullarda ve insanların vergiyi tam olarak gördüğü varsayımıyla türetilmişti. Bu dersin geri kalanı, üç varsayımın her birini gevşetiyor: piyasa gücü, faktörlerin piyasalar arası hareketi ve algılanabilirlik. Her gevşetme, «yük kaçamayan tarafa düşer» kuralının yeni bir yorumunu verir.

Çözümlü örnek — Tekel yansıtması

Rekabetçi bir piyasada, arz yatay olduğunda, yani firmalar sabit maliyetle istedikleri kadar üretebildiğinde, verginin tamamı alıcılara yansır. Bir tekelde durum farklıdır. Talep P = 100 − Q ve tekelin marjinal maliyeti 20 lira olsun. Marjinal gelir 100 − 2Q'dur; tekel, marjinal gelirin marjinal maliyete, yani 20 liraya eşitlendiği 40 birimi üretir ve fiyatı 60 lira koyar.

Her birime 10 lira vergi konsun; tekelin marjinal maliyeti 30 liraya çıkar. Yeni denge 100 − 2Q = 30 eşitliğinden Q = 35 ve P = 65'tir. Fiyat 10 liralık verginin yalnızca 5 lirası kadar arttı; yansıtma oranı yüzde 50'dir. Maliyeti sabit olmasına rağmen tekel, doğrusal talepte verginin yarısını kendi kârında tutar, çünkü fiyatı daha fazla artırırsa kaybedeceği satışlar ona vergiden daha pahalıya mal olur.

Yansıtma yüzde yüzü aşabilir mi?

Doğrusal talepte tekel yansıtması yüzde 50'dir, ama talep eğrisinin biçimi değişince sonuç değişir. Talep esnekliğinin fiyatla birlikte sabit kaldığı bir eğride tekel, fiyatı marjinal maliyetin sabit bir katı olarak belirler. Esneklik 2 ise, fiyat marjinal maliyetin iki katıdır: marjinal maliyet 20 lirayken fiyat 40 liradır; maliyet 30 lira olunca fiyat 60 liraya yükselir. Verginin yansıtma oranı yüzde 200 olur.

Bu sonuç ilk bakışta tuhaf görünür: vergi, alıcıların ödediği fiyatı verginin kendisinden daha fazla artırıyor. Ama piyasa gücü olan firmaların fiyatı maliyetin üstüne bir oranla eklediği durumlarda gerçekten görülebilir. Akaryakıt ve sigara gibi piyasalarda yapılan çalışmalar, yansıtmanın bazen yüzde 100'ün biraz altında, bazen biraz üstünde olduğunu bulmuştur. Yansıtma oranı, piyasa yapısının ve talebin biçiminin ampirik bir sorusudur.

Çözümlü örnek — Arsa vergisinin kapitalizasyonu

Bir arsa her yıl 100 bin lira kira getirsin ve faiz yüzde 10 düzeyinde olsun. Arsanın fiyatı, gelecekteki bütün kiraların bugünkü değeridir: sonsuza dek süren yıllık 100 bin liranın bugünkü değeri 100 bin bölü 0,10, yani 1 milyon liradır. Arsanın arzı sabittir; vergi konunca daha az arsa üretilemez.

Şimdi arsaya her yıl 20 bin liralık bir vergi konsun. Arsa sahibinin eline geçen yıllık gelir 80 bin liraya düşer ve arsanın fiyatı 80 bin bölü 0,10, yani 800 bin liraya iner. Fiyattaki 200 bin liralık düşüş, gelecekteki bütün vergilerin bugünkü değerine eşittir. Verginin açıklandığı gün arsanın sahibi olan kişi, bütün vergi yükünü tek seferde, arsasının değerindeki düşüş olarak taşır.

Kapitalizasyonun sonuçları

Arsayı ertesi yıl 800 bin liraya alan kişi, yıllık 20 bin liralık vergiyi öder ve elinde 80 bin lira net kira kalır. 800 bin liralık yatırımı üzerinden yüzde 10 getiri elde eder; bu, başka bir yatırımdan elde edebileceği getiriye eşittir. Vergi, yeni alıcı için bir yük değildir. Yasal olarak vergiyi ödeyen kişi, ekonomik olarak yük taşımaz.

Bu mantık, emlak vergilerinin kaldırılması ya da indirilmesi tartışmalarında önemlidir. Bir vergi indirimi, açıklandığı anda arsa ve konut fiyatlarını yükseltir ve kazancın tamamı o anki sahiplere gider. Bir vergi artışı ise o anki sahiplerden bir kez servet alır. Vergi kapitalizasyonu, yerel vergilerin ve kamu hizmetlerinin konut fiyatlarına yansımasını açıklar: iyi bir okula yakın evler daha pahalıdır, yüksek vergili bölgelerdeki evler daha ucuzdur.

Çözümlü örnek — Sermaye iki sektör arasında

Harberger'in fikrini iki sektörlü bir ekonomiyle görelim. Ekonomide 1.000 birim sermaye olsun ve sermaye, şirket sektörü ile şirket olmayan sektör arasında serbestçe hareket etsin. Her sektörde sermayenin getirisi, o sektördeki sermaye arttıkça düşsün: şirket sektöründe getiri yüzde 20 − 0,02 × K₁, öbür sektörde yüzde 20 − 0,02 × K₂'dir. Vergi yokken sermaye iki sektöre eşit bölünür ve her birim yüzde 10 getiri sağlar.

Şimdi yalnızca şirket sektöründeki sermaye getirisine yüzde 20'lik bir vergi konsun. Sermaye sahipleri, vergi sonrası getirinin eşitlendiği yere kadar sermayelerini öbür sektöre kaydırır: 0,8 × (20 − 0,02 × K₁) = 20 − 0,02 × (1.000 − K₁). Buradan K₁ yaklaşık 444, K₂ yaklaşık 556 bulunur. Şirket olmayan sektörde getiri yüzde 8,89'a düşer; şirket sektöründe vergi öncesi getiri yüzde 11,11, vergi sonrası getiri de yüzde 8,89 olur.

Yük bütün sermayeye yayılır

Vergi yalnızca şirket sektöründeki sermayeye konmuştu, ama şirket olmayan sektördeki sermaye sahipleri de getirilerinin yüzde 10'dan 8,89'a düştüğünü görür. Sermaye, vergiden kaçmak için öbür sektöre aktıkça orada getiriyi düşürür. Sonunda bütün sermaye sahipleri aynı net getiriyi elde eder ve yük, vergilenen sektörle sınırlı kalmaz. Harberger'in kapalı ekonomi modelinin ana sonucu buydu: kurumlar vergisinin yükü, bütün sermaye sahiplerine yayılır.

Sermaye sahiplerinin toplam geliri, 1.000 birim çarpı 10'dan 1.000 birim çarpı 8,89'a, yani yaklaşık 1.111 birim düşer. Devletin topladığı vergi, 444 birim sermayenin yüzde 11,11'lik getirisinin yüzde 20'si, yaklaşık 988 birimdir. Sermaye sahiplerinin kaybı, devletin topladığı gelirden yaklaşık 123 birim fazladır. Bu fark, sermayenin daha az verimli olduğu sektöre kaymasından doğan etkinlik kaybıdır.

Açık ekonomide yük kimde kalır?

Harberger'in modelinde toplam sermaye sabitti ve ülke dışına çıkamıyordu. Sermaye ülkeler arasında serbestçe hareket edebiliyorsa, bir ülkenin sermaye sahipleri dünyanın geri kalanında elde edebilecekleri getiriden daha azına razı olmaz. Kurumlar vergisi yükselince sermaye ülkeden çıkar ve vergi sonrası getiri yeniden dünya düzeyine döner. Bu durumda yük, sermaye sahiplerinde kalamaz.

Yük, ülkeden kaçamayan faktörlere geçer: çalışanlara ve toprak sahiplerine. Ülkede daha az sermaye kaldığında, her çalışanın kullandığı makine sayısı azalır, verimlilik düşer ve ücretler yavaşlar. Sermayenin çok hareketli, emeğin az hareketli olduğu küçük bir açık ekonomide, kurumlar vergisinin yükünün büyük kısmı çalışanlara düşebilir. Fuest ve arkadaşlarının Almanya'daki bulgusu bu mantıkla uyumludur, ama yükün tamamen çalışanlara geçtiği uç sonucu desteklemez.

Algılanabilirlik ve yasal yük

Chetty ve arkadaşlarının deneyindeki mantığı basit bir örnekle görelim. Bir üründe alıcının tam olarak gördüğü fiyat değişikliğine talebin tepkisi belirli bir büyüklükte olsun. Kasada eklenen bir vergiye ise alıcılar, bu tepkinin yalnızca yarısı kadar tepki versin. Vergi kasada eklendiğinde talep, vergi rafta gösterilseydi olacağından daha az düşer. Satıcılar da talebin az düştüğünü gördükleri için fiyatı daha az indirir.

Sonuç, verginin daha büyük kısmının alıcılara yüklenmesidir. Aynı vergi satıcıdan alınıp raf fiyatına yansıtılsaydı, alıcılar onu görecek ve daha güçlü tepki verecekti; yükün daha büyük kısmı satıcıya kalacaktı. Algılanabilirlik düşük olduğunda, yasa koyucunun vergiyi kimden aldığı ve nasıl gösterdiği ekonomik sonucu değiştirir. Bu da vergilerin görünür kılınmasının, yalnızca şeffaflık değil, bölüşüm meselesi olduğunu gösterir.

Yıllık yükten ömür boyu yüke

Önceki derste, katma değer vergisinin yıllık gelire oranla azalan oranlı göründüğünü hesaplamıştık. Don Fullerton ve Diane Rogers 1993'te ABD vergi sistemini ömür boyu gelire göre incelediler. Bir öğrenci, bir çalışan ve bir emekli düşünelim. Öğrenci ve emekli, gelirleri düşük olduğu yıllarda tasarruflarından ya da borçlanarak tüketir; yıllık gelirlerine oranla çok vergi öderler. Aynı kişiler, ömürlerinin tamamına bakıldığında ortalama gelirlidir.

Yıllık gelirle yapılan bir hesap, bu insanları yoksul sayar ve tüketim vergisini onlar için çok ağır gösterir. Ömür boyu gelirle yapılan bir hesap ise, tüketim vergisinin yükünü gelir dağılımına daha düz yayılmış olarak bulur. Bu, tüketim vergilerinin hiç azalan oranlı olmadığı anlamına gelmez; ömür boyu en yoksul olanlar yine gelirlerinin daha büyük bir kısmını harcar. Ama yıllık hesaplar, azalan oranlılığı abartma eğilimindedir.

Etkin oranları ölçmek

Bir vergi sisteminin ne kadar artan oranlı olduğunu anlamak için, her gelir grubunun ödediği bütün vergileri toplamak ve gelirine bölmek gerekir. Bu hesapta sosyal güvenlik primleri ile gelir vergisi doğrudan hanelere yazılır. Katma değer vergisi ve özel tüketim vergileri, hanelerin harcamalarına göre dağıtılır. Kurumlar vergisinin bir kısmı sermaye sahiplerine, bir kısmı çalışanlara, emlak vergisi de mülk sahiplerine yazılır.

Her adımda bir varsayım yapılır ve bu varsayımlar sonucu değiştirir. Kurumlar vergisinin tamamını sermaye sahiplerine yazan bir hesap, vergi sistemini daha artan oranlı gösterir; yarısını çalışanlara yazan bir hesap daha az artan oranlı gösterir. Resmî kurumların ve araştırmacıların yayımladığı dağılım tablolarını okurken, bu varsayımların neler olduğuna bakmak gerekir.

İsveç sonucunu yorumlamak

Saez, Schoefer ve Seim'in bulgusu, emek piyasasının basit rekabetçi modelle tam olarak açıklanamadığını gösteriyor. Rekabetçi modelde her çalışanın ücreti, piyasadaki benzer çalışanların ücretiyle belirlenir. Gençlerin işverene maliyeti düştüğünde, işverenler onları işe almak için rekabet eder ve ücretleri yükselir. İsveç'te bunun yerine, indirimden daha çok yararlanan firmalar bütün çalışanlarının ücretlerini artırdı.

Bunun olası açıklamaları, firma içinde ücret eşitliği normları ve toplu sözleşmelerdir: firma, bir grup çalışanın ücretini ötekilerden ayrı artırmak yerine, kazancı bütün çalışanlarla paylaşır. Kredi kısıtı olan firmalarda etkilerin daha güçlü olması da, indirimin bir nakit akışı kazancı gibi çalıştığını düşündürür. Bu bulgu, hedefli prim indirimlerinin, hedeflenen grubun ücretlerini artırmak yerine istihdamlarını artırabileceğini ve kazancın bir kısmının firmada kalabileceğini gösterir.

Kısa dönem ve uzun dönem

Yükün dağılımı zamanla değişir, çünkü esneklikler zamanla büyür. Bir vergi konduğu ilk aylarda firmalar fabrikalarını taşıyamaz, çalışanlar meslek değiştiremez, tüketiciler alışkanlıklarını hemen bırakmaz. Kısa dönemde herkes görece hareketsizdir ve yük, vergiyi ilk karşılayan tarafta kalır.

Yıllar geçtikçe sermaye başka sektörlere ve ülkelere kayar, yeni yatırımlar vergisi düşük yerlere yönelir, tüketiciler ikame mallar bulur. Uzun dönemde en hareketli taraf yükten kurtulur ve yük, en az hareket edebilene yerleşir. Bu yüzden bir verginin ilk yılındaki etkisine bakarak yükün kime düştüğüne karar vermek yanıltıcı olabilir. Ampirik çalışmaların bir verginin etkisini birkaç yıl boyunca izlemesinin nedeni budur.

Modelin sınırları

Buradaki hesaplar, her seferinde bir varsayımı gevşetti, ama hepsi yükün sonunda insanlara düştüğünü kabul etti. Bir şirket, bir sektör ya da bir ülke vergi yükü taşımaz; yük, sahipler, çalışanlar, tüketiciler ve toprak sahipleri arasında paylaşılır. Bu ilke açıktır, ama payları ölçmek zordur ve tahminler ülkeye, döneme ve yönteme göre değişir.

Modeller ayrıca verginin gelirinin nasıl harcandığını dışarıda bıraktı. Bir verginin toplam bölüşüm etkisi, yalnızca yükün kime düştüğüne değil, toplanan gelirin kime harcandığına da bağlıdır. Bir karbon vergisi dar gelirlilere ağır gelebilir, ama geliri onlara geri dağıtılırsa net etki tersine dönebilir. Vergi yükünün dağılımı, bölüşüm analizinin yalnızca bir yarısıdır.

Uygulama

Özet kartı

  1. Vergi yükü, ileri yansıtmayla alıcılara, geri yansıtmayla çalışanlara, sermaye ve toprak sahiplerine aktarılabilir. Yük, kaçamayan tarafa düşer; kaçma olanakları piyasa yapısına, faktörlerin hareketliliğine ve zamana bağlıdır.
  2. Doğrusal talepte tekel verginin yalnızca yarısını fiyata yansıtır; sabit esneklikli talepte yansıtma yüzde 100'ü aşabilir. Arsa gibi arzı sabit bir varlığa konan sürekli vergi, varlık fiyatına kapitalize olur ve yük, verginin açıklandığı anda sahibine bir kez düşer.
  3. Harberger'in genel denge analizinde, şirket sektörüne konan vergi sermayenin öbür sektöre kaymasıyla bütün sermaye sahiplerine yayılır; açık ekonomide yük, ülkeden kaçamayan çalışanlara geçebilir. Fuest ve arkadaşları, Almanya'da kurumlar vergisinin yükünün yaklaşık yarısının çalışanlara düştüğünü buldu.
  4. Saez, Schoefer ve Seim, İsveç'te gençler için işveren priminin yüzde 31,4'ten yüzde 15,5'e indirilmesinin gençlerin net ücretlerini artırmadığını, istihdamlarını 2–3 puan artırdığını ve kazancın firma içinde bütün çalışanlarla paylaşıldığını gösterdi.
  5. Chetty ve arkadaşları, raf etiketlerinde vergi dahil fiyat gösterilince talebin yüzde 8 düştüğünü buldu; algılanabilirlik düşük olduğunda yasal yük ekonomik yükü etkiler. Ömür boyu gelirle ölçüldüğünde tüketim vergileri, yıllık gelirle ölçüldüğünden daha düz dağılır.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
İleri ve geri yansıtmaForward and backward shiftingYükün alıcılara ya da girdi sağlayanlara aktarılması
Genel denge yük analiziGeneral equilibrium incidenceYükün bütün piyasalar ve faktörler üzerinden izlenmesi
Vergi kapitalizasyonuTax capitalizationSürekli bir verginin varlık fiyatına yansıması
Vergi algılanabilirliğiTax salienceVerginin karar anında dikkate ne ölçüde girdiği
Ömür boyu yükLifetime incidenceVergi yükünün ömür boyu gelire oranlanması
Etkin vergi oranıEffective tax rateÖdenen ve yansıyan bütün vergilerin gelire oranı

Kendini sına

  1. (Çıktı 1) İleri ve geri yansıtmayı birer örnekle tanımla. Kurumlar vergisi hangi yönlerde yansıtılabilir?
  2. (Çıktı 2) Harberger'in iki sektörlü modelinde, yalnızca şirket sektörüne konan bir vergi neden şirket olmayan sektördeki sermaye sahiplerini de etkiler? Açık ekonomide bu sonuç nasıl değişir?
  3. (Çıktı 3) Bir dükkân her yıl 60 bin lira kira getiriyor ve faiz oranı yüzde 8'dir. Dükkânın fiyatını hesapla. Dükkâna her yıl 12 bin liralık yeni bir vergi konursa fiyat ne olur? Verginin ekonomik yükünü kim taşır?
  4. (Çıktı 3) Talep P = 110 − Q ve tekelin marjinal maliyeti 30 liradır. Tekelin miktarını ve fiyatını bul. Birim başına 20 liralık bir vergi konursa yeni fiyat ne olur ve yansıtma oranı nedir?
  5. (Çıktı 2) İsveç'teki prim indiriminin gençlerin net ücretlerini artırmaması, basit rekabetçi modelle nasıl çelişir? Saez ve arkadaşlarının bulduğu firma içi paylaşım bu çelişkiyi nasıl açıklar?
  6. (Çıktı 4) Bir milletvekili, «Kurumlar vergisini artıralım, böylece yük zenginlere düşer; KDV'yi indirelim, böylece dar gelirliler rahatlar» diyor. Fuest ve arkadaşlarının bulgusunu, genel denge yük analizini, KDV'nin ömür boyu yükünü ve temel kurstaki asimetrik yansıtma bulgusunu ışığında öneriyi tart.

Cevaplar

  1. İleri yansıtma, yükün daha yüksek fiyatlar yoluyla alıcılara aktarılmasıdır; örneğin akaryakıta konan bir verginin pompa fiyatını artırması. Geri yansıtma, yükün girdi sağlayanlara aktarılmasıdır; örneğin bir sigara vergisinin tütün üreticilerinin sattığı yaprak tütünün fiyatını düşürmesi. Kurumlar vergisi üç yönde yansıtılabilir: şirket sahiplerinin getirisini düşürerek onlarda kalabilir, ürün fiyatlarını artırarak tüketicilere ileri yansıtılabilir, ya da yatırımı ve ücretleri azaltarak çalışanlara geri yansıtılabilir.
  2. Sermaye, iki sektör arasında vergi sonrası getirinin eşitlendiği yere kadar hareket eder. Şirket sektörüne vergi konunca, sermaye oradan öbür sektöre akar. Şirket olmayan sektörde sermaye arttıkça getiri düşer ve sonunda iki sektördeki sermaye sahipleri aynı, daha düşük net getiriyi elde eder. Açık ekonomide sermaye ülke dışına da çıkabilir; vergi sonrası getiri dünya düzeyinin altına düşemez. Bu yüzden yük sermaye sahiplerinde kalmaz, ülkeden kaçamayan çalışanlara ve toprak sahiplerine geçer.
  3. Dükkânın fiyatı 60 bin bölü 0,08, yani 750 bin liradır. Vergi konunca net kira 48 bin liraya düşer ve fiyat 48 bin bölü 0,08, yani 600 bin lira olur. Fiyattaki 150 bin liralık düşüş, gelecekteki bütün vergilerin bugünkü değeridir. Ekonomik yükün tamamını, verginin açıklandığı anda dükkânın sahibi olan kişi taşır. Dükkânı sonradan 600 bin liraya alan kişi her yıl vergiyi öder, ama bu vergi zaten ödediği fiyattan düşülmüştür.
  4. Marjinal gelir 110 − 2Q'dur. Bunu 30 liraya eşitlersek tekel 40 birim üretir ve fiyatı 70 lira koyar. Vergi konunca marjinal maliyet 50 liraya çıkar: 110 − 2Q = 50 eşitliğinden Q = 30 ve P = 80 bulunur. Fiyat 10 lira arttı; 20 liralık verginin yarısı yansıtıldı ve yansıtma oranı yüzde 50'dir.
  5. Basit rekabetçi modelde her çalışanın ücreti, piyasadaki benzer çalışanların ücretiyle belirlenir ve işverenler çalışanlar için rekabet eder. Gençlerin işverene maliyeti yarı yarıya düşünce, işverenler gençleri işe almak için rekabet etmeli ve zamanla gençlerin ücretleri yükselmeliydi. İsveç'te gençlerin net ücretleri yaşlılara göre artmadı. Bunun yerine, genç çalışanı çok olan firmalar indirimden büyük bir kazanç elde etti ve bu kazancı bütün çalışanlarıyla, yaşlılar dahil, ücret artışı olarak paylaştı. Firma içi ücret eşitliği normları ve toplu sözleşmeler, ücretlerin bireysel piyasa değerine göre değil, firma düzeyinde belirlendiğini gösterir.
  6. Önerinin iki yarısı da basit bir yük varsayımına dayanıyor. Kurumlar vergisi yasal olarak şirketlerden alınır, ama genel dengede yükün bir kısmı çalışanlara geçer; Fuest ve arkadaşları Almanya'da yaklaşık yarısını buldu ve yük düşük vasıflı, genç ve kadın çalışanlara daha ağır düşüyordu. Bu yüzden kurumlar vergisi artışının yükünün tamamen zenginlere düşeceği söylenemez. KDV indirimi de dar gelirlileri beklendiği kadar rahatlatmayabilir: temel kursta gördüğümüz gibi fiyatlar vergi artışlarına güçlü, indirimlere ise daha zayıf tepki verir ve indirimin bir kısmı satıcılarda kalır. Ayrıca KDV'nin yükü ömür boyu gelirle ölçüldüğünde yıllık gelirle ölçüldüğünden daha düz dağılır. Öneri yine de bir hedefe hizmet edebilir, ama sonuçlarını tahmin etmek için yükün piyasalarda nereye gideceği, esneklikler ve piyasa yapısıyla birlikte incelenmelidir.

İleri okuma

  • Arnold C. Harberger (1962). «The Incidence of the Corporation Income Tax». Journal of Political Economy 70(3). Genel denge yük analizinin kurucu makalesi.
  • Clemens Fuest, Andreas Peichl, Sebastian Siegloch (2018). «Do Higher Corporate Taxes Reduce Wages? Micro Evidence from Germany». American Economic Review 108(2). Kurumlar vergisinin çalışanlara yansıması.
  • Emmanuel Saez, Benjamin Schoefer, David Seim (2019). «Payroll Taxes, Firm Behavior, and Rent Sharing: Evidence from a Young Workers' Tax Cut in Sweden». American Economic Review 109(5). Prim indiriminin ücretlere, istihdama ve firmalara etkisi.
  • Raj Chetty, Adam Looney, Kory Kroft (2009). «Salience and Taxation: Theory and Evidence». American Economic Review 99(4). Vergi algılanabilirliği ve yük dağılımı.

Sonraki derse köprü

Bir verginin yükünün kime düştüğünü sorarken, her verginin davranışı değiştirdiğini ve bir etkinlik kaybı yarattığını gördük. Devletin topladığı gelir sabitken, bu kaybı en aza indiren vergi yapısı hangisidir? Sıradaki ders optimal vergilendirmeye geçiyor. Esnekliği düşük mallara daha yüksek oranlar mı uygulanmalı? Gelir vergisinin dilimleri, etkinlik ile eşitlik arasında nasıl bir denge gözetilerek belirlenmeli?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • Açılış: iki gazete manşeti yan yana; birinde gençlerin cüzdanı kalınlaşır, öbüründe patronun kasası dolar. Ortada tek bir yasa metni durur.
  • Hikâye: İsveç haritası; bir çizgi grafikte gençlerin prim oranı yüzde 31,4'ten 21,3'e, sonra 15,5'e iner. Gençlerin ücret çizgisi yaşlılarınkiyle paralel kalır; istihdam çizgisi hafifçe yükselir. Bir firmanın içinde bütün çalışanların ücret çubukları birlikte yükselir.
  • Kavram: bir vergi oku, bir piyasadan çıkıp ileriye tüketicilere, geriye çalışanlara ve sermaye sahiplerine doğru dallanır. Bir arsa fiyat etiketi, vergi açıklandığı anda küçülür.
  • Veri ve kanıt: Almanya haritasında belediyeler yanıp söner; vergi yükselen belediyelerde ücret çubukları yavaşlar. Ardından bir süpermarket rafı; etiketlere vergi dahil fiyat eklenince sepetler hafifler.
  • Model: iki kova arasında akan su gibi sermaye; bir kovanın dibine vergi deliği açılınca su öbür kovaya akar ve iki kovadaki su seviyesi birlikte düşer.
  • Neden önemli: bir bordro; işveren payı ve işçi payı satırları. Satırların arkasından ücret, istihdam ve kâr okları çıkar.

Seslendirme, vergi yükünün kesin olarak belli bir gruba düştüğünü iddia etmez; tahminlerin ülkeye, döneme ve yönteme göre değiştiğini vurgular. Kurumlar vergisi tartışmasını iki tarafın haklı yanlarıyla dengeli biçimde aktarır.

Kısa kesit

Dikey, elli saniyelik. Seslendirme: «İsveç gençler için işveren primini yarıya indirdi.» Ekranda düşen oran çizgisi. «Gençlerin ücreti artmadı. Para nereye gitti?» Firma içindeki bütün çalışanların ücret çubukları birlikte yükselir. Kapanış: «Vergiyi kim öder, yükü kim taşır? Derste.»