Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Uluslararası Ticaret Örgütü 1948'de tasarlandı ama kurulamadı; 1947'de 23 ülkenin imzaladığı geçici anlaşma neredeyse elli yıl dünya ticaretinin çerçevesi oldu ve Uruguay Turu'ndan sonra 1 Ocak 1995'te Dünya Ticaret Örgütü'ne dönüştü. Türkiye 1951'de anlaşmaya katıldı ve örgütün kurucu üyeleri arasında yer aldı.
- Ticaret anlaşmalarının iki temel işlevi vardır: büyük ülkeler arasındaki ticaret hadleri tuzağından çıkış ve hükümetlerin iç lobilere karşı taahhüt gücü. Açıklayıcı oyunda baskın strateji olan karşılıklı vergi, her iki ülkeye 15 birim kaybettirdi; anlaşma bu kaybı ortadan kaldırır ama bozulmaya karşı bir uygulama mekanizması gerektirir.
- En çok kayrılan ulus ve ulusal muamele ilkeleri ayrımcılık yasağının iki yüzüdür; karşılıklılık ilkesi ve bağlı tarifeler taahhütlerin çerçevesini oluşturur. Bağlı ile uygulanan tarife arasındaki fark, ülkelere esneklik, ortaklarına belirsizlik verir.
- Rose, üyeliğin ticareti artırdığına dair çok az kanıt bulurken, fiilî katılımcıları hesaba katan çalışmalar ve Subramanian ile Wei, etkinin güçlü ama eşitsiz olduğunu gösterdi: sanayileşmiş ülkelerde dünya ticaretinin yaklaşık yüzde 40'ı kadar ithalat artışı, gelişmekte olan ülkelerde ise ancak Uruguay Turu sonrası katılanlarda belirgin bir etki.
- Uyuşmazlık çözüm mekanizması misillemeyi kurallara bağlar; ama temyiz aşaması Aralık 2019'dan beri işlemiyor. Doha Turu tamamlanamadı ve ülkeler bölgesel anlaşmalara yöneldi; bu anlaşmaların çok taraflı sistemin yapı taşları mı yoksa engelleri mi olduğu tartışmalıdır.
Öğrenme çıktıları
- Hatırlama — En çok kayrılan ulus ilkesini, ulusal muamele ilkesini, karşılıklılık ilkesini, bağlı tarifeyi, uyuşmazlık çözüm mekanizmasını ve özel ve farklı muameleyi tanımlar.
- Anlama — Ülkelerin tek başına gümrük vergilerini düşürmek yerine neden karşılıklı anlaşmalara ihtiyaç duyduğunu, bu anlaşmaların ticaret hadleri ve iç siyasi baskılar açısından nasıl işlediğini açıklar.
- Uygulama — İki büyük ülke arasındaki gümrük vergisi oyununun kazanç matrisinden dengeyi ve anlaşmanın kazancını hesaplar; bağlı ve uygulanan tarifeler arasındaki farkı yorumlar.
- Değerlendirme — Çok taraflı ticaret sisteminin ticareti artırıp artırmadığına dair tartışmalı kanıtları, uyuşmazlık çözüm sistemindeki krizi ve bölgesel anlaşmaların yükselişini tartar.
Sezgi
Açılış
Önceki derslerde gördüğümüz gibi, her ülkenin kendi başına gümrük vergisi koyma nedenleri vardır: büyük bir ülke ticaret hadlerini iyileştirebilir, örgütlü sektörler koruma için baskı yapar ve siyasetçiler istihdamı korumak isteyebilir. Ama ülkeler bu nedenlerle birbirlerine karşı vergi koyduğunda, sonuç, sınırların açık olduğu duruma göre herkesin aleyhine olabilir. 1930'larda yaşanan karşılıklı vergi artışları ve dünya ticaretinin çöküşü, bu tehlikenin tarihsel bir örneğiydi.
Bu ders, ülkelerin bu tuzaktan nasıl çıkmaya çalıştığını inceliyor. 1940'ların sonunda temelleri atılan çok taraflı ticaret sistemini, onun temel ilkelerini, anlaşmazlıkların nasıl çözüldüğünü ve bu sistemin ticareti gerçekten artırıp artırmadığına dair tartışmayı ele alacağız. Sistemin bugün karşılaştığı kriz de, kuralların neden ve nasıl işlediğini anlamak için öğretici bir örnek sunacak.
Hikâye — Kurulamayan örgüt, kalıcı olan geçici anlaşma
1940'ların ortasında, savaşın sonu görünürken, müttefik ülkeler savaş sonrası dünya ekonomisinin kurumlarını tasarlamaya başladı. Para ve kalkınma için Uluslararası Para Fonu ve Dünya Bankası kuruldu. Ticaret için ise daha iddialı bir örgüt, Uluslararası Ticaret Örgütü planlandı. Bu örgütün kuruluş belgesi 1948'de Havana'da imzalandı. Ama belge, en büyük ticaret gücü olan ABD'nin Kongresi'nde onay görmedi ve Başkan Truman 1950'de onu onay için sunmaktan vazgeçti. Örgüt hiç kurulamadı.
Bu arada, 1947'de Cenevre'de 23 ülke, örgüt kurulana kadar geçici olarak uygulanmak üzere, gümrük vergilerini karşılıklı olarak indiren bir anlaşma imzalamıştı: kısaltmasıyla GATT diye anılan Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması. Örgüt kurulamayınca, bu geçici anlaşma neredeyse elli yıl boyunca dünya ticaretinin temel kural çerçevesi olarak kaldı. Art arda gelen müzakere turlarında gümrük vergileri adım adım indirildi ve anlaşmaya katılan ülke sayısı arttı. Türkiye anlaşmaya 1951'de katıldı.
Sonunda, 1986'da başlayan ve sekiz yıl süren Uruguay Turu'nun ardından, 1994'te Marakeş'te imzalanan anlaşmayla Dünya Ticaret Örgütü kuruldu ve 1 Ocak 1995'te çalışmaya başladı. Yeni örgüt, mal ticaretinin yanında hizmet ticaretini, fikri mülkiyet haklarını ve bağlayıcı bir uyuşmazlık çözüm sistemini de kapsıyordu. Ama örgütün 2001'de başlattığı Doha Turu hiçbir zaman tamamlanamadı ve uyuşmazlık çözüm sisteminin temyiz aşaması, Aralık 2019'dan itibaren üye atamalarının engellenmesi nedeniyle işlemez hâle geldi. Yarım asır önce geçici diye kurulan sistem, bugün kalıcılığı sorgulanan bir sisteme dönüşmüştü.
Kavram
Çok taraflı ticaret sisteminin temeli, ayrımcılık yasağıdır. Bu yasağın ilk ve en önemli biçimi, ülkelerin ticaret ortakları arasında ayrım yapmamasıdır.
Ayrımcılık yasağının ikinci biçimi, sınırı geçtikten sonra ithal mallara yerli mallarla aynı muamelenin yapılmasıdır. Bu ilke, gümrük vergileri indirildikten sonra korumanın başka kılıklarda geri dönmesini engeller.
Gümrük vergilerinin nasıl indirileceği, müzakerelerin temel sorusudur. Çok taraflı sistemde ülkeler, verdikleri tavizlerin karşılığını bekler.
Ülkelerin taahhütleri, belirli bir tavan olarak kayda geçer. Bu tavan, uygulanan vergiden farklı olabilir.
Kuralların bir değeri olması için, çiğnendiklerinde bir sonucu olmalıdır. Dünya Ticaret Örgütü'nü öncülünden ayıran en önemli özelliklerden biri, bağlayıcı bir yargı sistemidir.
Çok taraflı sistem, farklı gelişmişlik düzeyindeki ülkelere aynı yükümlülükleri yüklemez. Gelişmekte olan ülkeler için özel düzenlemeler vardır.
Veri ve kanıt
Rose'un bulgusu, iktisatçılar arasında büyük bir tartışma başlattı; çünkü çok taraflı sistemin başarısının kanıtı olarak görülen şeyi sorguluyordu. Eleştirmenler hızla yöntemsel sorunlara işaret etti. Michael Tomz, Judith Goldstein ve Douglas Rivers, resmî üyeliğin yanında, anlaşmaya resmen katılmadan onun kurallarından yararlanan sömürgeler ve yeni bağımsız devletler gibi fiilî katılımcılar da hesaba katıldığında, sistemin ticareti belirgin biçimde artırdığını gösterdi. Tartışma, bir kurumun etkisini ölçmenin, kimin gerçekten o kurumun parçası olduğunu tanımlamaya ne kadar bağlı olduğunu gösterdi.
Subramanian ile Wei'nin bulgusu, Rose'un şaşırtıcı sonucunu kurumun tarihi ve tasarımıyla açıklar. Sanayileşmiş ülkeler, sistem içinde gümrük vergilerini büyük ölçüde indirdi; ama gıda ve giyim gibi hassas sektörleri koruma altında tuttu. Gelişmekte olan ülkeler ise özel ve farklı muamele sayesinde uzun süre kendi pazarlarını açma yükümlülüğünden büyük ölçüde muaf kaldı; bu yüzden üyelik onların ithalatını pek değiştirmedi. Uruguay Turu'ndan sonra katılan ülkelere daha ağır yükümlülükler getirildi ve etki bu ülkelerde belirginleşti. Ortalama bir etki aramak, bu farklılıkları gizliyordu.
Yaygın yanlış«Ticaret anlaşmaları yalnızca serbest ticareti seven ülkelerin yaptığı anlaşmalardır; tek taraflı olarak serbest ticarete geçen bir ülkenin anlaşmaya ihtiyacı yoktur.»
Anlaşmaların önemli bir işlevi, ülkelerin kendi başlarına alacakları kararların yarattığı tuzaktan çıkmalarını sağlamaktır. Büyük ülkeler ticaret hadlerini iyileştirmek için vergi koymaya ve örgütlü sektörlerin baskısına yenik düşmeye yatkındır. Karşılıklı taahhütler, hem ticaret ortaklarının benzer davranmasını önler hem de hükümetlerin iç lobilere karşı elini güçlendirir.
Yaygın yanlış«En çok kayrılan ulus ilkesi, bazı ülkelere daha ayrıcalıklı muamele yapılmasını sağlar.»
Adının aksine, bu ilke ayrımcılık yasağıdır: bir ülkeye tanınan en iyi koşul, bütün üyelere tanınmalıdır. Ayrıcalıklı muamele ancak ilkenin istisnaları çerçevesinde mümkündür; bölgesel düzenlemeler ve gelişmekte olan ülkelere tanınan tercihler bu istisnaların başlıcalarıdır.
Neden önemli?
Dünya Ticaret Örgütü'nün kuralları, bugün dünya ticaretinin büyük kısmına yön verir. Bir ülkenin gümrük vergilerini ne kadar yükseltebileceği, hangi durumlarda koruma önlemi alabileceği, sübvansiyonlarının hangi sınırlar içinde kalması gerektiği ve ticaret anlaşmazlıklarının nasıl çözüleceği, bu kurallarla belirlenir. Bu kuralların zayıflaması, 2018'den bu yana yaşanan karşılıklı vergi artışlarında görüldüğü gibi, ticaret politikasının güç ilişkilerine göre belirlendiği bir döneme geçişi hızlandırabilir.
Türkiye için çok taraflı sistem, hem bir güvence hem de bir çerçevedir. Türkiye, 1947'de kurulan genel anlaşmaya 1951'de katılmış ve Dünya Ticaret Örgütü'nün kurucu üyeleri arasında yer almıştır. İhracatçı bir ülke olarak, ticaret ortaklarının keyfî korumalarına karşı kurallardan yararlanır; ama aynı kurallar, kendi politika esnekliğini de sınırlar. Türkiye'nin AB ile kurduğu ortak dış tarife düzeni ve imzaladığı serbest ticaret anlaşmaları da bu çok taraflı çerçevenin istisnaları içinde yer alır; bu düzenlemeler sıradaki dersin konusu.
Model
Neden anlaşmaya ihtiyaç var?
Tek bir ülke açısından bakıldığında, önceki derslerde gördüğümüz gibi, gümrük vergilerinin çoğu refahı düşürür; bu yüzden küçük bir ülke için serbest ticaret, tek taraflı olarak da iyi bir politikadır. Öyleyse ülkelerin neden karşılıklı anlaşmalara ihtiyacı vardır? Ticaret iktisadında bu soruya iki temel cevap verilir.
Birinci cevap ticaret hadleridir. Dünya pazarında ağırlığı olan bir ekonomi, ithalatı vergilendirerek satıcılara daha düşük fiyat dayatabilir; ama elde ettiği her lira, ortağının kasasından çıkar. Her ülke bunu yaptığında, sonuç herkes için kötüdür. İkinci cevap iç siyasettir. Hükümetler örgütlü sektörlerin koruma baskılarına direnmekte zorlanır; uluslararası bir taahhüt, «elimiz bağlı» diyebilmelerini sağlayarak bu baskılara karşı onları güçlendirir.
Ticaret hadleri tuzağı
Kyle Bagwell ve Robert Staiger 1999'da, çok taraflı sistemin temel işlevinin ticaret hadleri tuzağından çıkış olduğunu savundu. Dünya fiyatlarını etkileyebilen bir ülke ithalatı vergilendirdiğinde, verginin bir bölümünü yabancı satıcılara yükler; bu yüzden vergiyi, toplumsal açıdan etkin olan düzeyin üzerinde belirleme eğilimindedir. Her ülke aynı mantıkla davrandığında, bütün ülkelerin vergileri çok yüksek olur.
Bagwell ile Staiger, karşılıklılık ve en çok kayrılan ulus ilkelerinin, bu dışsallığı nötrleştirmek için tasarlanmış gibi işlediğini gösterdi. Karşılıklı indirimler, iki ülkenin ticaret hadlerini değiştirmeden ticaret hacmini artırır; en çok kayrılan ulus ilkesi ise ikili pazarlıkların üçüncü ülkelerin ticaret hadlerini bozmasını önler. Bu bakış açısı, iktisatçılara merkantilist görünen müzakere dilinin, yani ülkelerin kendi vergi indirimlerini «taviz» olarak sunmasının, aslında anlamlı bir iktisadi mantığa dayandığını gösterdi.
Çözümlü örnek — Gümrük vergisi oyunu
Açıklayıcı bir oyun kuralım. İki büyük ülke var ve her biri gümrük vergisi koyup koymamaya karar veriyor. Bir ülke vergi koyduğunda, ticaret hadleri kazancı ile verimlilik kaybı arasındaki fark olarak kendi refahına net 10 birim ekliyor, ama ticaret ortağının refahından 25 birim götürüyor.
İki ülke de vergi koymazsa, ikisinin kazancı da sıfırdır. Biri koyup öbürü koymazsa, koyan 10 kazanır, koymayan 25 kaybeder. İkisi de koyarsa, her biri kendi vergisinden 10 kazanır, ortağının vergisinden 25 kaybeder; ikisinin de net sonucu eksi 15'tir. Her ülke için, öbürü ne yaparsa yapsın, vergi koymak 10 birim daha iyidir; bu baskın stratejidir. Denge, ikisinin de vergi koyduğu ve ikisinin de 15 kaybettiği noktadır.
Karşılıklı bir anlaşma, iki ülkeyi sıfır noktasına taşıyarak her birine 15 birimlik kazanç sağlar. Ama anlaşma, her ülkenin anlaşmayı bozarak 10 birim daha kazanabileceği bir yapıda ayakta durmak zorundadır. Anlaşmanın uygulanabilmesi, bozan ülkenin karşı önlemlerle cezalandırılabilmesine bağlıdır; uyuşmazlık çözüm mekanizmasının işlevi tam olarak budur.
Taahhüt işlevi
Giovanni Maggi ve Andrés Rodríguez-Clare 1998'de, ticaret anlaşmalarının ikinci işlevini, hükümetlerin iç lobilere karşı taahhüt gücü olarak modellediler. Satılık koruma modelinde gördüğümüz gibi, örgütlü sektörler hükümetlerden koruma talep eder. Hükümet bu talepleri reddetmekte zorlanırsa, yatırımcılar korumanın geleceğini bekleyerek korunan sektörlere fazla yatırım yapar.
Uluslararası bir anlaşma, gümrük vergilerini bağlayarak bu dinamiği kırar. Lobiler artık hükümetten koruma isteyemez, çünkü hükümet anlaşmayla bağlıdır; yatırımcılar da kaynaklarını verimli sektörlere yönlendirir. Bu işlev, küçük ülkeler için bile, yani ticaret hadleri tuzağının önemsiz olduğu durumlarda bile, anlaşmalara katılmanın bir gerekçesini sunar.
En çok kayrılan ulus ilkesinin mantığı
En çok kayrılan ulus ilkesi, müzakereleri basitleştirir ve ticaret sistemini ayrımcılığa karşı korur. Bir ülke ikili pazarlıkla bir ortağa indirim yaptığında, bu indirim bütün üyelere yayılır. Böylece ülkeler karmaşık bir ayrımcı vergiler ağı kurmak yerine tek bir vergi tablosu uygular ve ticaret en düşük maliyetli tedarikçiye yönelir.
İlkenin bir sakıncası, bedavacılık sorunudur. Bir ülke, kendisi hiçbir indirim yapmadan başkalarının karşılıklı indirimlerinden yararlanabilir. Çok taraflı müzakereler bu sorunu, ülkelerin büyük kısmının eş zamanlı taahhütte bulunduğu kapsamlı turlarla aşmaya çalışır; ama katılımcı sayısı arttıkça ve ülkelerin çıkarları çeşitlendikçe bu turların tamamlanması zorlaşır.
Bağlı ve uygulanan tarifeler
Dünya Ticaret Örgütü'ndeki taahhütler, uygulanan vergiler üzerine değil, bağlı tarifeler üzerine yapılır. Bir ülke bir malda yüzde 25'lik bir bağlı tarife taahhüt etmiş ve fiilen yüzde 8 uyguluyorsa, 17 yüzde puanlık bir esneklik alanı vardır; bu aralıkta vergiyi yükseltmek kurallara aykırı değildir.
Gelişmiş ülkelerde bağlı ve uygulanan tarifeler çoğu zaman birbirine yakındır. Gelişmekte olan pek çok ülkede ise bağlı tarifeler uygulanan oranların oldukça üzerindedir. Bu fark, ülkelere kriz dönemlerinde politika esnekliği sağlar; ama aynı zamanda ticaret ortakları için belirsizlik yaratır, çünkü düşük görünen bir vergi herhangi bir anda yükselebilir. Taahhütlerin gerçek değeri, bağlı tarifenin uygulanan orana ne kadar yakın olduğuna bağlıdır.
Uyuşmazlık çözümünün işleyişi
Bir üye, bir başka üyenin kurallara aykırı bir önlem aldığını düşünürse, önce danışma talep eder. Danışmalarla sonuç alınamazsa, bağımsız uzmanlardan oluşan bir panel kurulur ve raporunu hazırlar. Taraflar panelin kararına itiraz ederse, dava temyiz aşamasına gider. Kurallara aykırı bulunan ülkeden önlemini kaldırması beklenir; kaldırmazsa, şikâyetçi ülke zararına eşdeğer karşı önlemler uygulamak için yetki alabilir.
Bu sistemin iktisadi mantığı, misillemeyi kurallara bağlamaktır. Kuralların olmadığı bir dünyada her ülke kendi başına karşı önlem alır ve bu önlemler kolayca tırmanır. Yetkilendirilmiş karşı önlemler ise orantılıdır ve ancak bağımsız bir karardan sonra uygulanabilir. Sistem, ticaret savaşlarını tamamen önleyemez; ama onları sınırlamak ve öngörülebilir kılmak için bir çerçeve sunar.
Temyiz krizi
Temyiz aşaması, yedi üyeden oluşan bir kurul tarafından yürütülür ve üyelerin atanması bütün üyelerin oybirliğini gerektirir. ABD, kurulun yetkisini aştığını ve kuralları yorumlarken üyelerin kabul etmediği yükümlülükler yarattığını ileri sürerek, 2010'ların sonunda yeni atamaları engelledi. Aralık 2019'da görev süreleri dolan üyelerin yerine kimse atanamayınca, kurul karar verebilecek sayıyı kaybetti.
Bu kriz, sistemin önemli bir zaafını açığa çıkardı: bir ülke, panel kararına itiraz edip temyize giderek davayı fiilen askıya alabilir, çünkü temyizi görecek kimse yoktur. Bazı üyeler, 2020'de geçici bir çok taraflı temyiz tahkim düzenlemesi kurarak aralarındaki davalarda bu boşluğu doldurmaya çalıştı. Kriz, kuralların ancak üyelerin onlara bağlılığı sürdüğü ölçüde işleyebildiğini gösterdi.
İstisnalar ve güvenlik supapları
Çok taraflı sistem, ülkelerin belirli koşullarda kurallardan sapmasına izin veren istisnalar içerir. İthalatın ani artışı yerli bir sektöre ciddi zarar veriyorsa, geçici koruma önlemleri alınabilir. Damping ve haksız sübvansiyonlara karşı anti-damping ve telafi edici vergiler uygulanabilir. İnsan, hayvan ve bitki sağlığı, kamu ahlakı ve tükenebilir doğal kaynakların korunması gibi amaçlarla genel istisnalar tanınır. Önceki derste gördüğümüz ulusal güvenlik istisnası da bunlardan biridir.
Bu istisnalar, sistemin esnekliğini ve siyasi sürdürülebilirliğini artırır: ülkeler, zor durumlarda kuralları tamamen terk etmek yerine istisnalara başvurabilir. Ama istisnalar ne kadar geniş tanımlanırsa, kural dışı korumaya o kadar kolay kapı açar. Kuralların gücü, istisnaların ne kadar dar yorumlandığına ve uyuşmazlık çözüm sisteminin bu yorumu ne kadar etkili biçimde denetleyebildiğine bağlıdır.
Tarım, hizmetler ve fikri mülkiyet
GATT döneminde müzakereler büyük ölçüde sanayi mallarına odaklanmıştı; tarım, fiilen kuralların dışında kalmış ve yüksek koruma ile ihracat sübvansiyonlarına sahne olmuştu. Uruguay Turu, tarımı ilk kez kural çerçevesine soktu: kotalar gümrük vergilerine dönüştürüldü, iç destekler ve ihracat sübvansiyonları için sınırlar kondu. Ama bu sınırlar çoğu zaman yüksek düzeylerden başladığı için, tarımda serbestleşme sanayi mallarına göre sınırlı kaldı.
Uruguay Turu ayrıca hizmet ticaretini ve fikri mülkiyet haklarını da kapsama aldı. Hizmetler anlaşması, bankacılık, telekomünikasyon ve ulaştırma gibi alanlarda ülkelerin kendi seçtikleri sektörlerde pazar açma taahhüdü vermesine dayanır. Fikri mülkiyet anlaşması ise patent, telif ve marka koruması için asgari standartlar koydu. Bu ikincisi, özellikle ilaçlara erişim açısından gelişmekte olan ülkeler için tartışmalı oldu ve sonradan kamu sağlığı gerekçeleriyle bazı esneklikler tanındı.
Sübvansiyon kuralları
Dünya Ticaret Örgütü, gümrük vergilerinin yanında sübvansiyonları da düzenler. İhracat performansına ya da yerli girdi kullanımına bağlanan sübvansiyonlar yasaktır. Öbür sübvansiyonlar ise, ticaret ortaklarının üreticilerine ciddi zarar verdiği gösterilebilirse, telafi edici vergilere ya da uyuşmazlık davalarına konu olabilir.
Bu kurallar, 2020'lerde yükselen sanayi politikalarıyla gerilim içindedir. Büyük ekonomilerin yarı iletkenler ve temiz enerji için verdiği sübvansiyonların bir kısmı yerli üretim şartları içerir ve kuralların sınırlarını zorlar. Kurallar sübvansiyonlara karşı bir disiplin sağlamak için tasarlanmıştı; ama en büyük üyeler aynı anda benzer politikalara yöneldiğinde ve uyuşmazlık sistemi işlemediğinde, bu disiplinin nasıl sürdürüleceği belirsizleşir.
Kuralların küçük ülkeler için değeri
Kurallara dayalı bir sistemin önemli bir özelliği, güç farklarını kısmen dengelemesidir. Kuralların olmadığı bir dünyada, büyük bir ülke küçük bir ortağına karşı koruma önlemi aldığında, küçük ülkenin misilleme gücü sınırlıdır; büyük ülkenin pazarı, küçük ülkeninkinden çok daha önemlidir. Uyuşmazlık çözüm sistemi, küçük ülkelere büyük ortaklarına karşı dava açma ve lehlerine bir karar elde etme olanağı sağlar.
Ama bu dengeleme sınırlıdır. Bir karar lehine çıksa bile, küçük bir ülkenin yetkilendirilmiş karşı önlemleri büyük bir ortağı uyuma zorlamaya yetmeyebilir. Ayrıca dava açmak, uzmanlık ve kaynak gerektirir. Buna rağmen, orta büyüklükteki ihracatçı ülkeler için kurallara dayalı bir sistem, güç ilişkilerine dayalı bir sisteme göre genellikle daha öngörülebilir ve daha adil bir ortam sunar.
Gelişmekte olan ülkeler
Gelişmekte olan ülkeler, çok taraflı sistemin başından beri özel bir konuma sahip oldu. Özel ve farklı muamele hükümleri, bu ülkelere pazarlarını açmada esneklik tanıdı; Genelleştirilmiş Tercihler Sistemi ise onlara gelişmiş ülkelerin pazarlarına düşük vergiyle erişim sağladı. Rose'un bulgusuna göre, bu tercihler ticaretin yaklaşık iki katına çıkmasıyla ilişkiliydi.
Ama bu yaklaşımın bir bedeli de vardı. Subramanian ile Wei'nin gösterdiği gibi, kendi pazarlarını açma yükümlülüğünden muaf tutulan ülkeler, ithalat artışından ve buna bağlı verimlilik kazançlarından da görece az yararlandı. Ayrıca gelişmiş ülkelerin gıda ve giyim gibi, gelişmekte olan ülkelerin karşılaştırmalı üstünlüğe sahip olduğu sektörleri koruma altında tutması, bu ülkelerin sistemden elde edebilecekleri kazancı sınırladı. Doha Turu'nun tarım ve kalkınma gündemi, bu dengesizlikleri gidermeye çalışıyordu; turun tamamlanamaması, gelişmekte olan ülkelerin sisteme dair hayal kırıklığını artırdı.
Çok taraflılıktan bölgeselliğe
Doha Turu'nun tıkanmasıyla birlikte, ülkeler giderek daha fazla bölgesel ve ikili anlaşmaya yöneldi. Bu anlaşmalar, en çok kayrılan ulus ilkesinin istisnası olarak, belirli ülkeler arasında diğerlerine tanınmayan tercihler sağlar. Bugün dünyada yürürlükte olan bölgesel ticaret anlaşmalarının sayısı yüzleri aşmıştır.
Jagdish Bhagwati, bu anlaşmaların birbirine dolanan kurallar ve farklı menşe kurallarıyla bir «spagetti kasesi» oluşturduğunu ve ticareti karmaşıklaştırdığını savundu. Öbür görüşe göre ise bölgesel anlaşmalar, çok taraflı müzakerelerin ulaşamadığı hizmetler, yatırım ve düzenleme alanlarında daha derin entegrasyon sağlayabilir ve zamanla çok taraflı serbestleşmeye yol açan yapı taşları olabilir. Bölgesel anlaşmaların ticaret üzerindeki etkilerini, gümrük birlikleri ve Türkiye–Avrupa Birliği örneğiyle sıradaki dersin konusu yapacağız.
Uygulama
Özet kartı
- Uluslararası Ticaret Örgütü 1948'de tasarlandı ama kurulamadı; 1947'de 23 ülkenin imzaladığı geçici anlaşma neredeyse elli yıl dünya ticaretinin çerçevesi oldu ve Uruguay Turu'ndan sonra 1 Ocak 1995'te Dünya Ticaret Örgütü'ne dönüştü. Türkiye 1951'de anlaşmaya katıldı ve örgütün kurucu üyeleri arasında yer aldı.
- Ticaret anlaşmalarının iki temel işlevi vardır: büyük ülkeler arasındaki ticaret hadleri tuzağından çıkış ve hükümetlerin iç lobilere karşı taahhüt gücü. Açıklayıcı oyunda baskın strateji olan karşılıklı vergi, her iki ülkeye 15 birim kaybettirdi; anlaşma bu kaybı ortadan kaldırır ama bozulmaya karşı bir uygulama mekanizması gerektirir.
- En çok kayrılan ulus ve ulusal muamele ilkeleri ayrımcılık yasağının iki yüzüdür; karşılıklılık ilkesi ve bağlı tarifeler taahhütlerin çerçevesini oluşturur. Bağlı ile uygulanan tarife arasındaki fark, ülkelere esneklik, ortaklarına belirsizlik verir.
- Rose, üyeliğin ticareti artırdığına dair çok az kanıt bulurken, fiilî katılımcıları hesaba katan çalışmalar ve Subramanian ile Wei, etkinin güçlü ama eşitsiz olduğunu gösterdi: sanayileşmiş ülkelerde dünya ticaretinin yaklaşık yüzde 40'ı kadar ithalat artışı, gelişmekte olan ülkelerde ise ancak Uruguay Turu sonrası katılanlarda belirgin bir etki.
- Uyuşmazlık çözüm mekanizması misillemeyi kurallara bağlar; ama temyiz aşaması Aralık 2019'dan beri işlemiyor. Doha Turu tamamlanamadı ve ülkeler bölgesel anlaşmalara yöneldi; bu anlaşmaların çok taraflı sistemin yapı taşları mı yoksa engelleri mi olduğu tartışmalıdır.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| En çok kayrılan ulus ilkesi | Most-favoured-nation principle | Bir ortağa tanınan indirimin bütün üyelere tanınması |
| Ulusal muamele ilkesi | National treatment principle | İthal mallara iç düzenlemelerde yerli mallarla aynı muamele |
| Karşılıklılık ilkesi | Reciprocity principle | Vergi indirimlerinin ortakların eşdeğer indirimleriyle karşılanması |
| Bağlı tarife | Bound tariff | Taahhüt edilen en yüksek gümrük vergisi oranı |
| Uyuşmazlık çözüm mekanizması | Dispute settlement mechanism | Ticaret anlaşmazlıklarının panel ve temyizle çözümü |
| Özel ve farklı muamele | Special and differential treatment | Gelişmekte olan ülkelere tanınan esneklik ve tercihler |
Kendini sına
- (Çıktı 1) En çok kayrılan ulus ilkesi ile ulusal muamele ilkesi arasındaki fark nedir? Bir ülke ithal otomobillere düşük gümrük vergisi uygulayıp yüksek bir iç tüketim vergisi koyarsa, hangi ilkeyi çiğnemiş olabilir?
- (Çıktı 2) Küçük bir ülke için serbest ticaret tek taraflı olarak da iyi bir politikaysa, neden bu ülke ticaret anlaşmalarına katılsın? Taahhüt işlevini kullanarak açıkla.
- (Çıktı 3) İki büyük ülke oyununda, bir ülkenin vergisi kendisine net 6 birim kazandırıyor ve ortağına 14 birim kaybettiriyor. Kazanç matrisini kur, dengeyi bul ve anlaşmanın her ülkeye kazancını hesapla.
- (Çıktı 3) Bir ülkenin bir maldaki bağlı tarifesi yüzde 35, uygulanan tarifesi yüzde 12'dir. Esneklik alanı nedir? Ülke vergiyi yüzde 30'a çıkarırsa kuralları çiğnemiş olur mu? Bu durum ticaret ortakları için neden önemlidir?
- (Çıktı 3) Subramanian ve Wei'nin bulgusuna göre, sanayileşmiş ülkelerin üyeliği dünya ticaretinin yaklaşık yüzde 40'ı büyüklüğünde bir ithalat artışıyla ilişkiliydi. Gelişmekte olan ülkelerde aynı etkinin görülmemesinin iki nedenini açıkla.
- (Çıktı 4) Bir yorumcu, «Rose, Dünya Ticaret Örgütü'nün ticareti artırmadığını kanıtladı; bu örgüt gereksizdir» diyor. Rose'un bulgusunu, Tomz, Goldstein ve Rivers'ın eleştirisini, Subramanian ve Wei'nin bulgusunu ve örgütün taahhüt işlevini kullanarak bu iddianın aşırı genelleme yaptığı noktaları göster.
Cevaplar
- En çok kayrılan ulus ilkesi, ticaret ortakları arasında ayrım yapılmamasını ister: bir ortağa tanınan indirim bütün üyelere tanınmalıdır. Ulusal muamele ilkesi ise sınırı geçtikten sonra ithal mallarla yerli mallar arasında ayrım yapılmamasını ister: iç vergiler ve düzenlemeler ikisine de aynı biçimde uygulanmalıdır. İthal otomobillere yerli otomobillerden daha yüksek bir iç tüketim vergisi uygulanıyorsa, ulusal muamele ilkesi çiğnenmiş olur; bu, gümrük vergisindeki indirimi iç vergiyle geri almak demektir.
- Küçük bir ülke için serbest ticaret, ticaret hadleri açısından da iyi bir politikadır; ama iç siyasette örgütlü sektörler koruma talep eder ve hükümetler bu taleplere direnmekte zorlanabilir. Bir ticaret anlaşması, gümrük vergilerini uluslararası bir taahhütle bağlayarak hükümetin «elimiz bağlı» demesini sağlar. Böylece lobiler koruma talep etmekten vazgeçer ve yatırımcılar koruma beklentisiyle verimsiz sektörlere yatırım yapmaz. Anlaşma ayrıca ülkenin ihracat pazarlarında diğer ülkelerin keyfî korumalarına karşı bir güvence sağlar.
- İki ülke de vergi koymazsa kazançlar sıfır ve sıfırdır. Biri koyup öbürü koymazsa, koyan 6 kazanır, koymayan 14 kaybeder. İkisi de koyarsa, her biri 6 eksi 14, yani eksi 8 elde eder. Her ülke için vergi koymak, öbürü ne yaparsa yapsın, 6 birim daha iyidir; denge, ikisinin de vergi koyduğu ve ikisinin de 8 kaybettiği noktadır. Anlaşma, iki ülkeyi sıfır noktasına taşıyarak her birine 8 birimlik kazanç sağlar.
- Esneklik alanı 35 eksi 12, yani 23 yüzde puandır. Vergiyi yüzde 30'a çıkarmak, bağlı tarifenin altında kaldığı için kurallara aykırı değildir. Ama bu, ticaret ortakları için önemli bir belirsizliktir: düşük uygulanan orana güvenerek yatırım ve ihracat planı yapan ortaklar, vergi herhangi bir anda neredeyse üç katına çıkabileceği için risk altındadır; taahhüdün gerçek değeri düşüktür.
- Birincisi, özel ve farklı muamele sayesinde gelişmekte olan ülkeler uzun süre kendi pazarlarını açma yükümlülüğünden büyük ölçüde muaf kaldı; üyelik onların gümrük vergilerini ve dolayısıyla ithalatını pek değiştirmedi. İkincisi, gelişmiş ülkeler gıda ve giyim gibi, gelişmekte olan ülkelerin güçlü olduğu sektörlerde korumayı sürdürdü; bu sektörlerde serbestleşme sınırlı kaldı. Uruguay Turu'ndan sonra katılan ülkelere daha ağır yükümlülükler getirildi ve etki bu ülkelerde belirginleşti.
- İddia, tek bir çalışmadan kesin bir sonuç çıkarıyor. Rose, resmî üyeliğin ticareti belirgin biçimde artırdığına dair zayıf bir iz bulabildi; ama Tomz, Goldstein ve Rivers, anlaşmaya resmen katılmadan kurallarından yararlanan fiilî katılımcıları hesaba katınca güçlü bir etki buldular. Subramanian ve Wei ise etkinin güçlü ama eşitsiz olduğunu, sanayileşmiş ülkelerde büyük, gelişmekte olan ülkelerde ise yükümlülüklerin azlığı nedeniyle küçük olduğunu gösterdi; ortalama etki bu farklılıkları gizliyordu. Ayrıca örgütün değeri yalnızca ticareti artırmasıyla ölçülmez: taahhüt işlevi, ticaret savaşlarını sınırlayan uyuşmazlık çözüm sistemi ve kuralların sağladığı öngörülebilirlik, ticaret hacmine doğrudan yansımasa bile önemli kazançlardır. Daha dengeli bir değerlendirme, örgütün etkisinin ülkelere ve sektörlere göre farklılaştığını ve bugün ciddi bir kurumsal krizle karşı karşıya olduğunu kabul eder.
İleri okuma
- Andrew K. Rose (2004). «Do We Really Know That the WTO Increases Trade?». American Economic Review 94(1). Çok taraflı sistemin ticarete etkisine dair tartışmayı başlatan çalışma.
- Arvind Subramanian ve Shang-Jin Wei (2007). «The WTO Promotes Trade, Strongly but Unevenly». Journal of International Economics 72(1). Etkinin ülkeler ve sektörler arasındaki farklılığı.
- Kyle Bagwell ve Robert W. Staiger (1999). «An Economic Theory of GATT». American Economic Review 89(1). Ticaret anlaşmalarının ticaret hadleri kuramı.
- Michael Tomz, Judith L. Goldstein ve Douglas Rivers (2007). «Do We Really Know That the WTO Increases Trade? Comment». American Economic Review 97(5). Fiilî katılımın hesaba katılması.
Sonraki derse köprü
Bu derste çok taraflı sistemin temel kurallarını, uyuşmazlıkların nasıl çözüldüğünü ve Doha Turu'nun tıkanmasıyla ülkelerin bölgesel anlaşmalara yöneldiğini gördük. Bölgesel anlaşmaların en derin biçimi, üyelerin kendi aralarındaki gümrük vergilerini kaldırıp dış dünyaya ortak bir gümrük tarifesi uyguladığı gümrük birlikleridir. Bir gümrük birliği, üyeleri arasında yeni ticaret mi yaratır, yoksa ticareti daha verimli dış tedarikçilerden birlik içindeki daha pahalı üreticilere mi saptırır? Sıradaki ders gümrük birliklerini ele alıyor: bu soruyu kuramsal çerçeveyle ve 1996'dan beri yürürlükte olan Türkiye–Avrupa Birliği gümrük birliği örneğiyle inceleyeceğiz.