Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Genç sanayi argümanı, Mill ve Bastable koşullarına ek olarak, piyasanın bu yatırımı neden kendi başına finanse edemediğini açıklayan bir aksaklığa dayanmalıdır. Açıklayıcı Bastable testinde koruma yüzde 5 indirim oranıyla gerekçelendirilebilirken, yüzde 10'da kıl payı başarısız oldu.
- Hedefleme ilkesine göre aksaklıklar kaynağında giderilmelidir; üretim sübvansiyonu, araştırma desteği ya da stok tutma, çoğu durumda gümrük vergisinden daha az maliyetlidir. Gümrük vergisi çoğu korumacılık argümanında yalnızca ikinci en iyi araçtır.
- Türkiye'nin 1963–1976 imalat sanayisi verileriyle Krueger ve Tuncer genç sanayi argümanına destek bulamazken, Harrison aynı verilerde korumanın arttığı sektörlerde verimlilik artışının da yüksek olduğunu gösteren anlamlı bir ilişki buldu; bu tartışma yöntemin ve nedensellik sorunlarının önemini gösterir.
- Juhász, Napolyon ablukası sırasında İngiliz ticaretinden daha iyi korunan Fransız bölgelerinin mekanik pamuk eğirmede daha fazla kapasite kurduğunu ve sanayi katma değerindeki üstünlüğün on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısına kadar sürdüğünü gösterdi.
- Satılık koruma modeli ve Goldberg–Maggi sınaması, lobilerin korumanın dağılımını etkilediğini ama hükümetin refaha katkılardan çok daha fazla ağırlık verdiğini gösterir. Ulusal güvenlik, anti-damping ve çevre gerekçeleri gerçek kaygılara dayanabilir ama koruma için kolayca genişletilebilir; ticaret uyum yardımı gibi telafi mekanizmaları korumaya bir alternatif sunar.
Öğrenme çıktıları
- Hatırlama — Genç sanayi argümanını, hedefleme ilkesini, anti-damping vergisini, ulusal güvenlik istisnasını, satılık koruma modelini ve ticaret uyum yardımını tanımlar.
- Anlama — Korumacılığın lehindeki başlıca argümanların hangi piyasa aksaklıklarına dayandığını ve bu aksaklıklara gümrük vergisinden daha doğrudan araçlarla neden daha iyi yanıt verilebileceğini açıklar.
- Uygulama — Bir genç sanayiyi korumanın bugünkü maliyetini ve gelecekteki kazancını karşılaştırarak korumanın ne zaman gerekçelendirilebileceğini hesaplar ve farklı indirim oranlarının sonucu nasıl değiştirdiğini gösterir.
- Değerlendirme — Korumacılığın etkilerine dair tarihsel ve ekonometrik kanıtları, Türkiye verisiyle yapılan tartışma dahil, dengeli biçimde tartar ve ticaret politikasının siyasi süreçlerle nasıl biçimlendiğini değerlendirir.
Sezgi
Açılış
Önceki derste gümrük vergilerinin tüketicilere yük olduğunu, verimlilik kaybı yarattığını ve kazançlarını birkaç üreticiye yoğunlaştırdığını gördük. Bu tablo, korumacılığın neden hâlâ yaygın olduğu sorusunu doğurur. Neredeyse bütün ülkeler tarihlerinin bir döneminde sanayilerini korumuştur; bugün de pek çok ülke stratejik gördüğü sektörleri korumak için yeni önlemler alıyor. Bu kadar yaygın bir politika yalnızca yanılgıdan mı doğar, yoksa bazı gerekçeleri iktisadi olarak savunulabilir mi?
Bu ders, korumacılık tartışmasını iki taraflı olarak ele alıyor. Korumayı savunanların öne sürdüğü argümanları, her birinin dayandığı varsayımları, geçerli olduğu sınırları ve kanıtların verdiği cevabı inceleyeceğiz. Türkiye verisiyle yapılmış ve kırk yılı aşkın süredir tartışılan bir çalışma, bu tartışmanın ne kadar ince bir çizgide yürüdüğünü gösterecek.
Hikâye — Aynı veri, iki sonuç
1980'lerin başında Anne Krueger ve Türk iktisatçı Baran Tuncer, genç sanayi argümanını sınamak için Türkiye'nin verilerine yöneldiler. Türkiye, 1960'lardan itibaren planlı kalkınma döneminde ithal ikameci bir sanayileşme stratejisi izlemiş ve imalat sanayisinin farklı alt sektörlerini çok farklı düzeylerde korumuştu. Genç sanayi argümanı doğruysa, daha çok korunan sektörlerin zamanla öğrenerek daha hızlı verimlilik artışı sağlaması gerekirdi.
Krueger ile Tuncer, 1963–1976 dönemine ait Türk imalat sanayisi verileriyle sektörlerin koruma düzeylerini ve verimlilik artışlarını karşılaştırdılar. 1982'de yayımladıkları makalede, daha çok korunan sektörlerin daha hızlı verimlilik artışı sağladığına dair bir kanıt bulamadıklarını ve verilerin genç sanayi argümanını desteklemediğini yazdılar. Makale, ithal ikameci stratejilere yönelik eleştirilerin önemli dayanaklarından biri hâline geldi.
On iki yıl sonra, 1994'te Ann Harrison aynı dergide aynı verileri yeniden inceledi. Krueger ile Tuncer'in vardıkları sonucu istatistiksel testlerle desteklemediğini, verilere basit korelasyon ve regresyon uygulandığında ise tam tersine, korumanın arttığı sektörlerde verimlilik artışının da daha yüksek olduğunu gösteren istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki çıktığını savundu. Krueger ile Tuncer bu yoruma bir yanıt yazdılar ve tartışma sürdü. Aynı Türk verisi, iki farklı okumaya konu olmuştu.
Kavram
Krueger, Tuncer ve Harrison'ın tartıştığı argüman, korumacılığın en eski ve en ciddiye alınan gerekçesidir. Kökleri on sekizinci ve on dokuzuncu yüzyıllara uzanır.
Korumacılık argümanlarının çoğu, bir piyasa aksaklığına dayanır. Bu aksaklıklara hangi araçla yanıt verileceği konusunda iktisatta güçlü bir ilke vardır.
Korumacılığın bir başka gerekçesi, yabancı üreticilerin haksız biçimde düşük fiyatlarla satış yaptığı iddiasıdır. Bu durum için ticaret kuralları özel bir araç tanır.
Ulusal güvenlik de sık kullanılan bir gerekçedir. Uluslararası ticaret kuralları bu gerekçeye geniş bir alan bırakır.
Korumacılığın neden bu kadar yaygın olduğunu açıklamak için, iktisadi argümanların yanında siyasi süreçlere de bakmak gerekir. Bu alandaki en etkili model, korumanın siyasi bir pazarlığın sonucu olduğunu öne sürer.
Ticaretin kaybedenlerini telafi etmenin doğrudan bir yolu, onlara uyum sürecinde destek olmaktır. Bazı ülkeler bu amaçla özel programlar geliştirmiştir.
Veri ve kanıt
Juhász'ın bulgusu, genç sanayi argümanının belirli koşullarda geçerli olabileceğine dair güçlü bir kanıt sundu. Koruma geçiciydi, yeni bir teknolojinin benimsenmesiyle ilgiliydi ve dışarıdan, siyasi pazarlıklardan bağımsız bir nedenle ortaya çıkmıştı. Bu üç özellik, çoğu gerçek koruma politikasında bulunmaz: koruma genellikle kalıcılaşır, teknoloji benimsemeyle doğrudan bağlantılı değildir ve siyasi süreçlerle belirlenir. Bu yüzden bulgu, korumanın işe yarayabileceğini gösterir, ama çoğu koruma politikasının işe yarayacağını göstermez.
Goldberg ile Maggi'nin bulgusu, korumacılığın siyasi iktisadına dair dengeli bir tablo çizdi. Lobi faaliyetleri korumanın hangi sektörlere gittiğini gerçekten etkiliyordu; bu, korumanın her zaman iktisadi gerekçelerle belirlenmediğini gösteriyordu. Ama hükümet, katkılardan çok toplumsal refaha ağırlık veriyor gibi görünüyordu; bu da siyasi süreçlerin tamamen satın alınabilir olmadığını düşündürüyordu. Korumanın düzeyi, iki güç arasındaki bir dengenin sonucuydu.
Yaygın yanlış«Genç sanayi argümanı ya her zaman doğrudur ya da her zaman yanlıştır; kanıtlar bu soruyu kesin olarak cevaplamıştır.»
Argüman belirli koşullara bağlıdır: öğrenme etkilerinin gerçek ve büyük olması, korumanın geçici olması, gelecekteki kazançların bugünkü maliyetleri aşması ve piyasanın bu yatırımı kendi başına neden finanse edemediğinin açıklanması gerekir. Juhász'ın bulgusu bu koşulların sağlandığı bir örneği gösterirken, Türkiye verisi üzerindeki Krueger–Tuncer ve Harrison tartışması, aynı verinin bile farklı yöntemlerle farklı okunabildiğini gösterir.
Yaygın yanlış«Bir sektörde piyasa aksaklığı varsa, onu gümrük vergisiyle korumak en iyi çözümdür.»
Hedefleme ilkesine göre aksaklık kaynağında hedeflenmelidir. Bir sektörün öğrenme etkileri toplumsal fayda sağlıyorsa, üretimini doğrudan destekleyen bir sübvansiyon, aynı üretim artışını tüketicileri daha yüksek fiyatlarla cezalandırmadan sağlar. Gümrük vergisi yalnızca aksaklık ithalatın kendisiyle ilgiliyse ya da hükümetin sübvansiyonu finanse etme kapasitesi çok sınırlıysa ikinci en iyi bir seçenek olabilir.
Neden önemli?
Korumacılık tartışması bugün, 1990'lar ve 2000'lerin serbestleşme döneminden sonra yeniden canlandı. Tedarik zincirlerinin güvenliği, kritik teknolojilerde bağımsızlık, iklim politikası ve istihdamın korunması gibi gerekçelerle pek çok ülke yeni koruma önlemleri ve sanayi politikaları uyguluyor. Bu önlemlerin bir kısmı gerçek piyasa aksaklıklarına ve güvenlik kaygılarına dayanıyor olabilir; bir kısmı ise iktisadi gerekçelerle desteklenemeyen, siyasi süreçlerin ürünü olan korumalardır. İkisini ayırt etmek, iyi tasarlanmış politikalar için vazgeçilmezdir.
Türkiye bu tartışmayı kendi tarihinde yaşadı. 1960'lardan 1980'e kadar süren ithal ikameci sanayileşme, sanayinin kurulmasına katkıda bulunmuş ama aynı zamanda rant kollama ve verimsizlik sorunları da yaratmıştı. 1980 sonrası dışa açılma ve 1996'daki gümrük birliği, farklı bir yol izledi. Bugün Türkiye, Avrupa Birliği'nin sınırda karbon düzenlemesi gibi yeni önlemlerle ve küresel sanayi politikası yarışıyla karşı karşıyadır. Hangi koruma biçimlerinin savunulabilir olduğunu anlamak, bu tartışmalara bilinçli katılmanın ön koşuludur.
Model
Birinci en iyi ve ikinci en iyi
İktisatta birinci en iyi politika, bir piyasa aksaklığını doğrudan kaynağında gideren politikadır. İkinci en iyi politika ise, birinci en iyi mümkün olmadığında, aksaklığı dolaylı yoldan hafifleten ama başka çarpıklıklar yaratan politikadır. Gümrük vergisi, pek çok korumacılık argümanında ikinci en iyi bir araçtır.
Jagdish Bhagwati ve V. K. Ramaswami 1963'te, yurt içi piyasadaki çarpıklıkların gümrük vergisiyle değil, doğrudan o çarpıklığı hedefleyen vergi ve sübvansiyonlarla giderilmesinin daha etkin olduğunu gösterdi. Bu ilke, korumacılık argümanlarının çoğunu değerlendirmek için bir ölçüt sunar: argümanın dayandığı aksaklık gerçekten ithalatla mı ilgilidir, yoksa ithalatla ilgisi olmayan bir aksaklık mı gümrük vergisiyle dolaylı olarak düzeltilmeye çalışılmaktadır?
Genç sanayi argümanının koşulları
Genç sanayi argümanına iki klasik ölçüt, John Stuart Mill ve Charles Bastable'dan geldi. Bu iki iktisatçı, genç sanayi argümanının geçerli olması için iki koşul öne sürdüler. Mill koşuluna göre korunan sanayi, koruma döneminin sonunda korumasız olarak rekabet edebilecek hâle gelmelidir. Bastable koşuluna göre ise, sanayinin gelecekte sağlayacağı kazançların bugünkü değeri, koruma döneminde tüketicilere yüklenen maliyetlerin bugünkü değerini aşmalıdır.
Bu iki koşul bile yeterli değildir. Bir yatırım gelecekte kârlı olacaksa, özel yatırımcılar başlangıçtaki zararları kendileri finanse edebilir. Bu yüzden korumanın gerekçelendirilmesi için ek bir piyasa aksaklığının bulunması gerekir: ya kredi piyasaları uzun vadeli yatırımları finanse etmekte yetersizdir ya da öğrenmenin faydası rakip firmalara da yayılır ve öncü firma bu faydanın tamamını elde edemez.
Çözümlü örnek — Bastable testi
Açıklayıcı bir genç sanayi düşünelim. Koruma, beş yıl boyunca tüketicilere ve verimliliğe yılda 100 milyon lira maliyet yüklüyor. Koruma kalktıktan sonra, sanayi rekabetçi hâle geliyor ve altıncı yıldan yirminci yıla kadar ülkeye yılda 80 milyon lira ek gelir sağlıyor.
Yüzde 5 indirim oranıyla, maliyetlerin bugünkü değeri yaklaşık 433 milyon lira, kazançların bugünkü değeri yaklaşık 651 milyon liradır; Bastable koşulu sağlanır. Yüzde 10 indirim oranıyla ise maliyetlerin bugünkü değeri yaklaşık 379 milyon, kazançlarınki yaklaşık 378 milyon liraya düşer; koşul kıl payı sağlanamaz. Sonuç, uzak gelecekteki kazançlara ne kadar ağırlık verildiğine son derece duyarlıdır. Ayrıca bu hesap, sanayinin gerçekten rekabetçi hâle geleceğini varsayar; bu varsayım baştan bilinemez ve koruma altındaki sanayiler çoğu zaman rekabetçi hâle gelmeden korunmaya devam eder.
Hedefleme ilkesinin uygulanması
Genç sanayi argümanı geçerli olsa bile, hedefleme ilkesi gümrük vergisi yerine başka bir aracı işaret eder. Aksaklık öğrenmenin yayılmasıysa, eğitim, araştırma ve geliştirme ya da üretim sübvansiyonları gibi araçlar doğrudan onu hedefler. Aksaklık kredi piyasalarındaysa, uzun vadeli kredi sağlayan kurumlar daha uygun bir çözümdür.
Gümrük vergisinin bu araçlara göre dezavantajı, tüketicileri de cezalandırmasıdır: yurt içi fiyat yükselir ve tüketim gereksiz yere azalır. Üretim sübvansiyonu ise yurt içi fiyatı dünya fiyatında bırakırken üreticiye aynı desteği sağlar. Gümrük vergisinin bir avantajı, devlete gelir getirmesi ve bütçeden harcama gerektirmemesidir; vergi toplama kapasitesi zayıf ülkelerde bu, onu pratikte cazip kılabilir.
Türkiye tartışmasının yöntem dersi
Krueger–Tuncer ve Harrison tartışması, ekonometri kursunda gördüğümüz sorunların somut bir örneğidir. Krueger ile Tuncer, sektörlerin koruma düzeyleri ile verimlilik artışlarını karşılaştırarak ilişkinin varlığını değerlendirmiş, ama Harrison'ın eleştirisine göre bu değerlendirmeyi resmî istatistiksel testlerle desteklememişti. Harrison, aynı verilere regresyon uygulayarak pozitif ve anlamlı bir ilişki buldu.
Ama pozitif bir ilişki bile genç sanayi argümanını kanıtlamaz. Hükümetler, verimlilik artışı potansiyeli yüksek gördükleri sektörleri daha çok korumayı seçmiş olabilir; bu, ters nedensellik ya da çıkarılan değişken sorunudur. Tersine, korumanın verimliliği düşürdüğü sektörler de olabilir. Bu tartışma, ithal ikamesinin değerlendirilmesinde yöntemin ne kadar belirleyici olduğunu ve Juhász'ın kullandığı türden dışsal değişimlerin neden bu kadar değerli olduğunu gösterir.
Korumanın kalıcılaşma riski
Genç sanayi argümanının en zayıf halkası, korumanın geçici kalıp kalmayacağıdır. Koruma altında kurulan bir sektör, zamanla kendi çalışanları, tedarikçileri ve siyasi temsilcileriyle birlikte güçlü bir çıkar grubuna dönüşür. Korumanın kaldırılması gündeme geldiğinde bu grup, sektörün henüz hazır olmadığını ve korumanın biraz daha sürmesi gerektiğini savunur. Mill koşulunun sağlanıp sağlanmadığını izleyecek bağımsız bir mekanizma yoksa, geçici koruma kolayca süresizleşir.
Bu riski azaltmak için önerilen araçlar arasında korumanın önceden ilan edilmiş bir takvimle azalarak sona ermesi, desteğin ihracat başarısı gibi ölçülebilir performans hedeflerine bağlanması ve hedefleri tutturamayan firmalardan desteğin geri çekilmesi vardır. Bu tür kuralların varlığı, genç sanayi politikalarının başarılı ve başarısız örneklerini birbirinden ayıran etkenlerden biri olarak sık sık vurgulanır.
Doğu Asya deneyimi
Güney Kore ve Tayvan'ın yirminci yüzyılın ikinci yarısındaki hızlı sanayileşmesi, korumacılık tartışmasında iki tarafın da başvurduğu bir örnektir. Bu ülkeler bazı sektörleri korudu, seçilmiş sanayilere ucuz kredi ve başka destekler sağladı; ama aynı zamanda firmaları ihracat pazarlarında rekabet etmeye zorladı. Destek, çoğu zaman ihracat performansına bağlanmıştı.
Bir okuma, bu deneyimi sanayi politikasının ve seçici korumanın başarısı olarak görür. Öbür okuma ise başarının asıl kaynağının ihracat yönelimi, yüksek tasarruf ve eğitim yatırımları, makroekonomik istikrar ve dünya pazarlarının disiplini olduğunu, korumanın ise bu başarıya rağmen var olduğunu savunur. İthal ikameci stratejilerin dışa kapalı biçimde uygulandığı Latin Amerika ve 1980 öncesi Türkiye deneyimleriyle karşılaştırma, ihracat disiplininin önemine işaret eder.
Sanayi politikasının yeniden yükselişi
2020'lerde korumacılık tartışması, sanayi politikası tartışmasıyla iç içe geçti. ABD 2022'de yarı iletken üretimini ve temiz enerji yatırımlarını büyük sübvansiyonlarla destekleyen yasalar çıkardı; Avrupa Birliği ve başka ülkeler de benzer programlarla karşılık verdi. Bu politikaların önemli bir kısmı gümrük vergisi değil, üretim ve yatırım sübvansiyonu biçimindedir; bu, hedefleme ilkesiyle daha uyumludur.
Ama bu politikalar da yeni sorular doğurur. Sübvansiyon yarışı, ülkelerin birbirinin kaynaklarını çekmek için giderek daha fazla harcama yaptığı bir tutsak ikilemine dönüşebilir. Yerli üretim şartları ise sübvansiyonu gizli bir korumaya çevirebilir. Küçük ve orta gelirli ülkeler, büyük ekonomilerin sübvansiyon kapasitesiyle rekabet etmekte zorlanır; bu da onların kendi politika seçeneklerini daraltır.
İstihdam argümanı
Korumacılığın en sık dile getirilen gerekçesi istihdamdır: yabancı rekabet yerli işleri yok ediyorsa, koruma onları kurtarabilir. Bu argüman belirli bir sektör için doğru olabilir; koruma, korunan sektörde istihdamı artırabilir ya da düşüşünü yavaşlatabilir.
Ama ekonominin bütünü için tablo farklıdır. Korunan sektörün girdilerini kullanan sektörler daha yüksek maliyetlerle karşılaşır ve istihdamları azalabilir. Ticaret ortaklarının misillemesi ihracat sektörlerinde iş kaybına yol açabilir. Uzun dönemde toplam istihdam, ticaret politikasından çok makroekonomik koşullar ve emek piyasası kurumlarıyla belirlenir. Önceki dersteki çamaşır makinesi hesabı, yani korunan istihdamın tüketiciye yıllık bedelinin o işlerin ücretlerini kat kat aşması, istihdamın korumayla korunmasının ne kadar pahalı olabileceğini gösterir.
Ulusal güvenlik
Savunma sanayisi, kritik ilaçlar ya da enerji gibi alanlarda, bir ülkenin kriz ya da savaş zamanında yabancı tedarikçilere bağımlı olması gerçek bir risk oluşturur. Bu risk, piyasa fiyatlarına tam olarak yansımaz ve bu yüzden bir koruma gerekçesi olabilir. Pandemi döneminde tıbbi malzemelerde yaşanan kıtlıklar, bu kaygıyı güçlendirdi.
Ama ulusal güvenlik gerekçesi, kolayca genişletilebilir. 2018'de ABD, çeliğe yüzde 25, alüminyuma yüzde 10 vergiyi ulusal güvenlik gerekçesiyle uyguladı ve bu vergiler müttefik ülkelere de yöneldi. Hedefleme ilkesi burada da yol gösterir: güvenlik kaygısı gerçekse, stok tutma, tedarik kaynaklarını çeşitlendirme ya da kritik kapasiteyi doğrudan destekleme, genel bir gümrük vergisinden daha az maliyetli olabilir.
Damping ve haksız rekabet
Damping, bir malın ihracatçı ülkedeki fiyatının altında ihraç edilmesidir. İktisat açısından bu her zaman haksız değildir: firmalar farklı pazarlarda farklı fiyatlar uygulayabilir ya da talep düştüğünde maliyetin altında satış yapabilir. Tüketiciler açısından ucuz ithalat bir kazançtır.
Damping'in gerçek bir tehdit oluşturduğu durum, yıkıcı fiyatlamadır: bir firma rakiplerini piyasadan çıkarmak için geçici olarak zararına satar, sonra fiyatları yükseltir. Ama bu tür durumlar görece nadirdir. Anti-damping vergileri ise yaygındır ve çoğu zaman, genel gümrük vergilerinin uluslararası anlaşmalarla sınırlandığı bir dünyada, yerli üreticiler için esnek bir koruma aracı işlevi görür. Önceki derste gördüğümüz çamaşır makinesi örneği, anti-damping vergilerinin üretimin ülkeden ülkeye kaymasıyla nasıl etkisiz kalabildiğini de göstermişti.
Çevre ve emek standartları
Bir başka tartışma, düşük çevre ya da emek standartlarına sahip ülkelerden gelen ithalatın haksız rekabet yarattığı iddiasıdır. Bu kaygı, iklim politikasında somut bir biçim aldı: Avrupa Birliği, karbon yoğun ithal mallara, üretimlerinde ortaya çıkan emisyonlara göre bir yük getiren sınırda karbon düzenleme mekanizmasını 2023'te geçiş dönemiyle başlatmış ve 2026'da yükümlülük dönemine geçirmiştir.
Bu tür önlemlerin savunucuları, bunların karbon kaçağını önlediğini ve iklim politikasının etkinliğini artırdığını öne sürer. Eleştirmenler ise, bunların gelişmekte olan ülkelerin ihracatına gizli bir koruma getirebileceğini vurgular. Hedefleme ilkesi açısından sınırda karbon düzenlemesi, aksaklığın kaynağına, yani karbon salımına bağlı olduğu için genel bir gümrük vergisinden daha iyi hedeflenmiştir. Türkiye'nin Avrupa'ya ihraç ettiği çelik, çimento ve alüminyum gibi sektörler bu düzenlemeden doğrudan etkilenir.
Korumacılığın siyasi iktisadı
Korumacılığın kalıcılığının önemli bir açıklaması, kazanç ve kayıpların dağılımındaki asimetridir. Mancur Olson'ın toplu eylem kuramına göre, küçük ve örgütlü gruplar, büyük ve dağınık gruplara göre çıkarlarını daha etkili biçimde savunur. Koruma kazançları birkaç üreticiye yoğunlaşır, maliyetleri milyonlarca tüketiciye yayılır; bu yüzden koruma talebi güçlü, ona karşı muhalefet zayıftır.
Grossman ile Helpman'ın satılık koruma modeli bu mantığı resmîleştirir, Goldberg ile Maggi'nin sınaması ise onu kısmen destekler. Raquel Fernández ve Dani Rodrik 1991'de başka bir mekanizmaya dikkat çekti: kimin kazanacağı ve kimin kaybedeceği önceden belirsiz olduğunda, sonuçta çoğunluğa kazandıracak bir reform bile, çoğunluğun kendisinin kaybedenlerden olabileceğinden korkması nedeniyle desteklenmeyebilir. Bu, ticaret reformlarının neden zor olduğunu açıklar.
Kaybedenleri telafi etmek
Korumacılığın bir alternatifi, ticareti açık tutup kaybedenleri doğrudan desteklemektir. Refah iktisadı dersindeki Kaldor–Hicks ölçütü yalnızca telafinin mümkün olmasını ister; ticaretin kazançları kayıplarını aşıyorsa, telafiyi gerçekten yapmak hem adil hem de siyasi olarak sürdürülebilir bir yoldur.
ABD'nin ticaret uyum yardımı programı bu fikrin bir uygulamasıdır, ama kapsamının dar olduğu ve etkilenen işçilerin önemli bir kısmına ulaşmadığı eleştirilir. Çin şoku çalışmalarının gösterdiği bölgesel kayıplar, bireysel işçi desteğinin yanında bölgesel kalkınma politikalarına da ihtiyaç olduğunu düşündürür. Telafi mekanizmaları zayıf kaldığında, ticaret kayıplarının siyasi tepkiye dönüşmesi ve korumacılık taleplerini güçlendirmesi şaşırtıcı değildir.
Dengeli bir değerlendirme
Korumacılık tartışmasında iki uç görüş de savunulması zor konumlardadır. Her türlü korumanın her zaman zararlı olduğu görüşü, genç sanayi, ulusal güvenlik ve dışsallıklar gibi gerçek piyasa aksaklıklarını görmezden gelir. Korumanın genel bir kalkınma ya da istihdam aracı olduğu görüşü ise, korumanın maliyetlerini, siyasi süreçlere açıklığını ve daha iyi hedeflenmiş alternatiflerin varlığını görmezden gelir.
Kanıtların çizdiği tablo, korumanın ancak belirli koşullarda, yani geçici, açıkça tanımlanmış bir piyasa aksaklığına bağlı, performans ölçütlerine tabi ve siyasi baskılardan korunmuş olduğunda, maliyetlerinden daha fazla fayda sağlayabileceğidir. Bu koşulların gerçek politikalarda nadiren bir arada bulunması, iktisatçıların çoğunun korumacılığa şüpheyle yaklaşmasının temel nedenidir.
Uygulama
Özet kartı
- Genç sanayi argümanı, Mill ve Bastable koşullarına ek olarak, piyasanın bu yatırımı neden kendi başına finanse edemediğini açıklayan bir aksaklığa dayanmalıdır. Açıklayıcı Bastable testinde koruma yüzde 5 indirim oranıyla gerekçelendirilebilirken, yüzde 10'da kıl payı başarısız oldu.
- Hedefleme ilkesine göre aksaklıklar kaynağında giderilmelidir; üretim sübvansiyonu, araştırma desteği ya da stok tutma, çoğu durumda gümrük vergisinden daha az maliyetlidir. Gümrük vergisi çoğu korumacılık argümanında yalnızca ikinci en iyi araçtır.
- Türkiye'nin 1963–1976 imalat sanayisi verileriyle Krueger ve Tuncer genç sanayi argümanına destek bulamazken, Harrison aynı verilerde korumanın arttığı sektörlerde verimlilik artışının da yüksek olduğunu gösteren anlamlı bir ilişki buldu; bu tartışma yöntemin ve nedensellik sorunlarının önemini gösterir.
- Juhász, Napolyon ablukası sırasında İngiliz ticaretinden daha iyi korunan Fransız bölgelerinin mekanik pamuk eğirmede daha fazla kapasite kurduğunu ve sanayi katma değerindeki üstünlüğün on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısına kadar sürdüğünü gösterdi.
- Satılık koruma modeli ve Goldberg–Maggi sınaması, lobilerin korumanın dağılımını etkilediğini ama hükümetin refaha katkılardan çok daha fazla ağırlık verdiğini gösterir. Ulusal güvenlik, anti-damping ve çevre gerekçeleri gerçek kaygılara dayanabilir ama koruma için kolayca genişletilebilir; ticaret uyum yardımı gibi telafi mekanizmaları korumaya bir alternatif sunar.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Genç sanayi argümanı | Infant industry argument | Yeni sanayinin öğrenme döneminde geçici olarak korunması görüşü |
| Hedefleme ilkesi | Targeting principle | Aksaklığın doğrudan kaynağında giderilmesi ilkesi |
| Anti-damping vergisi | Anti-dumping duty | Maliyetin ya da iç fiyatın altında ihracata karşı ek vergi |
| Ulusal güvenlik istisnası | National security exception | Güvenlik gerekçesiyle ticaret kurallarından muafiyet |
| Satılık koruma modeli | Protection for sale model | Korumanın lobi katkıları ile refah arasındaki dengeyle belirlenmesi |
| Ticaret uyum yardımı | Trade adjustment assistance | İthalat rekabetiyle işini kaybedenlere destek programları |
Kendini sına
- (Çıktı 1) Mill koşulu ile Bastable koşulu arasındaki fark nedir? İki koşul birlikte sağlansa bile genç sanayi korumasını gerekçelendirmek için neden ek bir piyasa aksaklığı gerekir?
- (Çıktı 2) Hedefleme ilkesine göre, öğrenme etkileri nedeniyle desteklenmesi gereken bir sanayi için üretim sübvansiyonu neden gümrük vergisinden daha iyi bir araçtır? Gümrük vergisinin hangi durumda pratik bir avantajı olabilir?
- (Çıktı 3) Bir genç sanayi, üç yıl boyunca yılda 50 milyon lira maliyet yüklüyor ve dördüncü yıldan itibaren on yıl boyunca yılda 30 milyon lira kazanç sağlıyor. İndirim oranı sıfırken ve yaklaşık bir hesapla yüzde 8 iken Bastable koşulunu değerlendir. (Yüzde 8'de ilk üç yıllık 1 liralık akışın bugünkü değeri yaklaşık 2,58; dördüncü yıldan on üçüncü yıla kadar 1 liralık akışın bugünkü değeri yaklaşık 5,33'tür.)
- (Çıktı 3) Dünya fiyatı 100 olan bir mal için bir hükümet, yerli üretimi 20 birim artırmak istiyor. Bunu 10 liralık bir gümrük vergisiyle ya da her üretilen birime 10 lira ödeyen bir üretim sübvansiyonuyla yapabilir. Gümrük vergisi yurt içi tüketimi 15 birim azaltıyorsa, iki aracın verimlilik kayıplarını karşılaştır.
- (Çıktı 3) Grossman–Helpman modeline göre, örgütlü iki sektörden birinde ithalatın yurt içi üretime oranı 0,2, öbüründe 2'dir; ithalat talebi esneklikleri aynıdır. Hangi sektörün daha yüksek koruma alması beklenir? Neden?
- (Çıktı 4) Bir siyasetçi, «Türkiye'nin sanayisi ithal ikamesi döneminde korumayla kuruldu; bu da korumanın işe yaradığını kanıtlar» diyor. Krueger–Tuncer ve Harrison tartışmasını, nedensellik sorununu, Juhász'ın bulgusunu ve hedefleme ilkesini kullanarak bu iddianın neyi kanıtladığını ve neyi kanıtlamadığını ayır.
Cevaplar
- Mill koşulu, korunan sanayinin koruma döneminin sonunda korumasız rekabet edebilecek hâle gelmesini ister. Bastable koşulu daha güçlüdür: gelecekteki kazançların bugünkü değerinin, koruma döneminin maliyetlerinin bugünkü değerini aşmasını ister; bir sanayi rekabetçi hâle gelse bile, bunun bedeli kazançtan büyükse koruma gerekçelendirilemez. İki koşul sağlansa bile, yatırım kârlıysa özel yatırımcılar başlangıç zararlarını kendileri finanse edebilir. Korumanın gerekçelendirilmesi için, kredi piyasalarının uzun vadeli yatırımı finanse edememesi ya da öğrenme faydalarının rakiplere yayılması gibi, özel yatırımcının kazancın tamamını elde edemediği bir aksaklık gerekir.
- Öğrenme etkileri üretimle ilgilidir; üretim sübvansiyonu üretimi doğrudan artırır ve yurt içi fiyatı dünya fiyatında bırakır. Gümrük vergisi de üretimi artırır, ama yurt içi fiyatı yükselterek tüketimi gereksiz yere azaltır ve ek bir verimlilik kaybı yaratır. Gümrük vergisinin pratik avantajı, devlete gelir getirmesidir; vergi toplama kapasitesi zayıf ve bütçesi kısıtlı ülkelerde sübvansiyonu finanse etmek zor olabilir ve gümrük vergisi uygulanabilir tek araç olabilir.
- İndirim oranı sıfırken maliyetler 3 çarpı 50, yani 150 milyon, kazançlar 10 çarpı 30, yani 300 milyon liradır; koşul açıkça sağlanır. Yüzde 8 indirim oranıyla maliyetlerin bugünkü değeri yaklaşık 50 çarpı 2,58, yani 129 milyon, kazançlarınki yaklaşık 30 çarpı 5,33, yani 160 milyon liradır; koşul yine sağlanır ama fark daralmıştır. Sonuç, kazançların gerçekten gerçekleşeceği ve korumanın üç yılda biteceği varsayımlarına bağlıdır.
- Üretim sübvansiyonu yalnızca üretim çarpıklığı yaratır: 20 birimlik ek üretimin dünya fiyatından pahalıya üretilmesinin kaybı, yaklaşık üçgen alanı olarak yarım çarpı 10 çarpı 20, yani 100'dür. Gümrük vergisi aynı üretim kaybına ek olarak tüketim çarpıklığı yaratır: yarım çarpı 10 çarpı 15, yani 75. Gümrük vergisinin toplam verimlilik kaybı 175, üretim sübvansiyonununki 100'dür; aynı üretim hedefine sübvansiyon daha düşük maliyetle ulaşır.
- İthalatın yurt içi üretime oranı düşük olan sektör, yani oranı 0,2 olan sektör daha yüksek koruma alır. Bu sektörde yurt içi üretim büyük, ithalat küçüktür; koruma yerli üreticilere büyük bir kazanç sağlarken, daralan ithalatın doğurduğu çarpıklık dar bir tabana yayılır. Hükümet, lobi katkılarından elde ettiği kazançla toplumsal refah kaybını dengelerken, bu sektörde korumayı daha ucuz bulur.
- İddia, bir zamansal ardışıklıktan nedensellik çıkarıyor. Sanayinin koruma döneminde kurulmuş olması, korumanın onu kurduğunu kanıtlamaz; sanayi korumasız da, başka politikalarla da kurulabilirdi ve koruma bazı sektörlerde verimsizliği sürdürmüş olabilir. Türkiye verisi üzerinde Krueger ve Tuncer korumanın verimlilik artışını desteklemediğini savunurken, Harrison aynı verilerde pozitif bir ilişki buldu; ama pozitif bir ilişki de hükümetlerin potansiyeli yüksek sektörleri korumayı seçmesinden kaynaklanabilir. Juhász'ın bulgusu, korumanın dışsal bir nedenle ortaya çıktığı ve geçici olduğu koşullarda işe yarayabileceğini gösterir; bu koşullar ithal ikamesi döneminde her zaman sağlanmamıştı. Hedefleme ilkesi ise, koruma belirli sektörlere katkı sağladıysa bile, aynı sonuca daha düşük maliyetle başka araçlarla ulaşılıp ulaşılamayacağını sorar. Daha savunulabilir bir iddia, korumanın bazı sektörlerde katkı sağlamış olabileceği ama maliyetlerinin ve alternatiflerinin de değerlendirilmesi gerektiğidir.
İleri okuma
- Anne O. Krueger ve Baran Tuncer (1982). «An Empirical Test of the Infant Industry Argument». American Economic Review 72(5). Türk imalat sanayisi verileriyle genç sanayi argümanının sınanması.
- Ann E. Harrison (1994). «An Empirical Test of the Infant Industry Argument: Comment». American Economic Review 84(4). Aynı verilerin yeniden incelenmesi.
- Réka Juhász (2018). «Temporary Protection and Technology Adoption: Evidence from the Napoleonic Blockade». American Economic Review 108(11). Geçici korumanın etkisine dair doğal deney.
- Gene M. Grossman ve Elhanan Helpman (1994). «Protection for Sale». American Economic Review 84(4). Korumacılığın siyasi iktisadının temel modeli.
Sonraki derse köprü
Bu derste korumacılığın bazı gerekçelerinin belirli koşullarda savunulabilir olduğunu, ama korumanın siyasi süreçlere açık olduğunu ve ülkelerin tek başına aldığı koruma kararlarının misillemeyle herkesi daha kötü duruma düşürebildiğini gördük. Bu sorunların bir çözümü, ülkelerin ticaret politikalarını birlikte belirledikleri kurallar ve kurumlardır. Ülkeler gümrük vergilerini neden karşılıklı olarak indirmeyi kabul eder, bu taahhütler nasıl izlenir ve anlaşmazlıklar nasıl çözülür? Sıradaki ders Dünya Ticaret Örgütü'nü ve ticaret anlaşmalarını ele alıyor: çok taraflı ticaret sisteminin ilkelerini, bölgesel anlaşmaların yükselişini ve bu kurumların bugün karşılaştığı zorlukları inceleyeceğiz.