Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Heckscher–Ohlin modelinde ülkeler yalnızca faktör bolluklarında farklıdır; her ülke bol olduğu faktörü yoğun kullanan malı ihraç eder. Açıklayıcı örnekte işçi başına sermayesi 1,5 olan Kuzey makine, 0,8 olan Güney hazır giyim ihraç eder.
- Rybczynski etkisine göre sabit fiyatlarda bir faktörün artması, onu yoğun kullanan sektörün üretimini daha büyük oranda artırır, öbür sektörün üretimini azaltır; örnekte sermayedeki yüzde 12,5'lik artış makine üretimini yaklaşık yüzde 33 artırdı, hazır giyimi yaklaşık yüzde 8,3 azalttı.
- Stolper–Samuelson teoremine göre bir malın fiyatındaki artış, onu yoğun kullanan faktörün gelirini büyütülmüş biçimde artırır, öbürününkini azaltır; örnekte hazır giyim fiyatındaki yüzde 10'luk artış ücretleri yüzde 17,5 artırdı, sermaye getirisini yüzde 7,5 düşürdü. Ticaret bol faktöre kazandırır, kıt faktöre kaybettirir.
- Trefler, 33 ülke ve 9 faktörde gözlenen faktör ticaretinin varyansının öngörülenin yalnızca 0,032'si olduğunu ve işaret testinin yüzde 50'de kaldığını buldu; verimlilik farkları eklendiğinde uyum belirgin biçimde iyileşti. Davis ve Weinstein, teknoloji farkları, ticarete girmeyen mallar ve ticaret maliyetleriyle düzeltilmiş modelin verilerle uyuştuğunu gösterdi.
- Faktör fiyatlarının eşitlenmesi gerçekte gözlenmez; gelişmekte olan ülkelerde ticaretin serbestleşmesinden sonra ücret eşitsizliğinin çoğu zaman artması, basit Stolper–Samuelson öngörüsünün ülkenin kiminle karşılaştırıldığına ve hangi sektörlerin korunduğuna bağlı olduğunu gösterir.
Öğrenme çıktıları
- Hatırlama — Faktör bolluğunu, faktör yoğunluğunu, Heckscher–Ohlin teoremini, Stolper–Samuelson teoremini, faktör fiyatlarının eşitlenmesini ve ticaretin faktör içeriğini tanımlar.
- Anlama — Ülkeler arasındaki kaynak farklılıklarının hangi ülkenin hangi malı satacağını nasıl belirlediğini ve ticarete açılmanın ülke içinde bol faktörün sahiplerine kazandırırken kıt faktörün sahiplerine neden kaybettirdiğini açıklar.
- Uygulama — Maliyet paylarından mal fiyatındaki bir değişimin faktör gelirlerine büyütülmüş etkisini hesaplar ve sabit fiyatlarda bir faktör miktarındaki artışın iki sektörün üretimini nasıl değiştirdiğini bulur.
- Değerlendirme — Modelin ampirik sınamalarındaki başarısızlıkları ve düzeltmeleri, ticaretin gelir dağılımına etkisine dair kanıtları ve bu kanıtların ticaret politikası tartışmalarındaki yerini tartar.
Sezgi
Açılış
Kanada buğday ve kereste satar, Bangladeş hazır giyim, Almanya makine, Suudi Arabistan petrol. Bu ülkelerin işçileri birbirinden farklı verimlilikte olabilir; ama ihracat listelerine bakan biri, bir başka farkı daha kolay fark eder. Kanada'nın geniş toprakları ve ormanları, Bangladeş'in bol ve görece ucuz emeği, Almanya'nın birikmiş sermayesi ve nitelikli işgücü, Suudi Arabistan'ın petrol yatakları vardır. Ülkeler, sahip oldukları kaynakları yoğun biçimde kullanan malları ihraç ediyor gibi görünür.
Önceki derste Ricardo modelini gördük: tek bir üretim faktörü, emek verimliliğindeki farklar ve herkesin kazandığı bir ticaret. Bu model, ticaretin ülke içinde kimi kazandırıp kimi kaybettirdiğini göremiyordu. Bu derste iki üretim faktörü ve farklı kaynak donatımları olan bir dünyaya geçiyoruz. Ticaretin yönünü kaynak farklılıklarıyla açıklayan Heckscher–Ohlin modelini, onun gelir dağılımına dair çarpıcı sonuçlarını ve modelin veriler karşısındaki zorlu sınavını inceleyeceğiz.
Hikâye — Bir öğretmen, bir öğrenci ve eksik ticaret
1919'da İsveçli iktisat tarihçisi Eli Heckscher, İsveççe yayımladığı bir makalede dış ticaretin gelir dağılımına etkisini inceledi. Ona göre ülkeler, üretim faktörlerine farklı miktarlarda sahip oldukları için farklı malları ucuza üretiyordu ve ticaret, bu faktörlerin gelirlerini değiştiriyordu. Makale İsveççe olduğu için İsveç dışında uzun süre pek okunmadı.
Heckscher'in öğrencisi Bertil Ohlin, bu fikri geliştirip sistemli bir kurama dönüştürdü. 1933'te İngilizce yayımladığı Bölgeler Arası ve Uluslararası Ticaret adlı kitap, ticaretin nedenini ülkelerin kaynak donatımlarındaki farklılıklara bağlayan yaklaşımı dünyaya tanıttı. Ohlin, 1930'da Stockholm'de hocasının yerine profesör oldu; 1944'ten 1967'ye kadar da İsveç Halk Partisi'nin liderliğini yaptı. 1977'de İngiliz iktisatçı James Meade ile birlikte, uluslararası ticaret ve sermaye hareketleri kuramına katkıları nedeniyle İsveç Merkez Bankası'nın iktisat ödülünü paylaştı.
Model, yirminci yüzyılın ortasından itibaren uluslararası iktisadın ders kitaplarının merkezine yerleşti. Ama verilerle sınanması, beklenmedik sonuçlar verdi. 1995'te Kanadalı iktisatçı Daniel Trefler, 33 ülke ve 9 üretim faktörü için modelin en keskin öngörüsünü sınadı: ülkelerin ticareti, içerdiği faktörler bakımından onların kaynak bolluklarını yansıtmalıydı. Gözlenen ticaret, modelin öngördüğünün küçük bir kesriydi. Trefler bu durumu, bir polisiye romanı çağrıştıran bir başlıkla, «kayıp ticaret vakası» olarak adlandırdı.
Kavram
Heckscher ile Ohlin'in fikri, ülkelerin üretim faktörlerine farklı oranlarda sahip olmasına dayanır. Bu farklılığın ölçüsü, faktörlerin birbirine oranıdır.
Malların da hangi faktörü ne ölçüde kullandığına göre sınıflandırılması gerekir. Bazı mallar görece çok emek, bazıları görece çok sermaye gerektirir.
Bu iki kavram bir araya geldiğinde, ticaretin yönüne dair bir öngörü ortaya çıkar. Bu öngörü, modelin adını taşıyan teoremdir.
Modelin en çarpıcı sonucu, mal fiyatlarındaki değişimlerin faktör gelirlerini nasıl etkilediğiyle ilgilidir. Bu sonuç, 1941'de iki genç iktisatçı tarafından kanıtlandı.
Ticaret, faktörler ülkeler arasında dolaşmasa bile, onların fiyatlarını birbirine yaklaştırabilir. Bu fikir, modelin bir başka uç sonucudur.
Modeli sınamanın en doğrudan yolu, ticaretin içerdiği faktör miktarlarını hesaplamaktır. Bir ülke ihraç ettiği mallarla aslında o malların üretiminde kullanılan emeği ve sermayeyi de ihraç eder.
Veri ve kanıt
Trefler'in bulgusu, modelin olduğu gibi kabul edilemeyeceğini açıkça gösterdi; ama modeli tamamen reddetmekle de sonuçlanmadı. Bulguların gösterdiği iki düzeltme belirgindi. Birincisi, ülkeler arasındaki verimlilik farkları hesaba katılmalıydı: yoksul bir ülkenin bol görünen emeği, verimlilik düzeltmesi yapıldığında o kadar bol değildi. İkincisi, tüketiciler kendi ülkelerinde üretilen mallara belirgin bir eğilim gösteriyordu ve bu, ticaretin öngörülenden çok daha küçük kalmasına yol açıyordu. Matematik derslerinde gördüğümüz Leontief paradoksu da, modelin basit biçiminin verilerle zorlandığı ilk ünlü işaretti.
Davis ile Weinstein'ın çalışması, kaynak farklılıklarının ticaretin önemli bir belirleyicisi olduğunu, ama ancak gerçek dünyanın başka özellikleriyle birlikte düşünüldüğünde bu rolün görünür hâle geldiğini gösterdi. Bu, bir modelin hem yanlış hem de yararlı olabileceğinin güzel bir örneğidir: basit Heckscher–Ohlin modeli verileri açıklamakta başarısızdır, ama onun temel mantığı, uygun düzeltmelerle ticaretin önemli bir kısmını açıklar. Modelin gelir dağılımına dair öngörüleri ise, aşağıda göreceğimiz gibi, ayrı bir tartışmanın konusudur.
Yaygın yanlış«Nüfusu kalabalık olan bir ülke, emek bakımından boldur ve emek yoğun malları ihraç eder.»
Faktör bolluğu mutlak miktarla değil, faktörlerin birbirine oranıyla ve öbür ülkelerle karşılaştırılarak tanımlanır. Nüfusu kalabalık ama sermayesi daha da büyük olan bir ülkenin işçi başına sermayesi yüksek olabilir; bu ülke sermaye bakımından boldur. Ayrıca Trefler'in bulgusunun gösterdiği gibi, emeğin verimliliği de hesaba katılmalıdır: çok sayıda ama düşük verimli işçi, etkin emek bakımından bol anlamına gelmeyebilir.
Yaygın yanlış«Ticaret bir ülkeyi bütün olarak zenginleştiriyorsa, ülkedeki herkes kazanır.»
Heckscher–Ohlin modelinde ticarete açılma, ülkenin bütün gelirini artırır ama bu kazancı eşit dağıtmaz. Stolper–Samuelson teoremine göre bol faktörün sahipleri kazanır, kıt faktörün sahipleri ise reel olarak kaybeder. Kazananların kazancı kaybedenlerin kaybını karşılamaya yeter; ama bu kaynağın kaybedenlere ulaşması, vergi ve transfer politikalarının tasarımına kalmıştır.
Neden önemli?
Heckscher–Ohlin modeli, ticaret politikası tartışmalarında taraflar arasındaki çatışmayı açıklayan en güçlü araçlardan biridir. Gelişmiş ülkelerde düşük nitelikli işçilerin serbest ticarete, nitelikli işçilerin ve sermaye sahiplerinin ise korumacılığa göre daha az karşı çıkması, bu modelin öngördüğü çıkar ayrışmasıyla uyumludur. Ticaretin kazananları ve kaybedenleri, gelir düzeylerine ve sahip oldukları kaynaklara göre farklı politikaları destekler.
Gelir sıralamasının ortalarında duran Türkiye için model, ticaretin iki yönlü etkisini anlamaya yardım eder. Türkiye, Avrupa Birliği ülkelerine göre emek bakımından görece bol, sermaye ve ileri nitelikli emek bakımından görece kıttır; ama Çin, Bangladeş ya da Vietnam gibi ülkelere göre durum farklıdır. Bu yüzden hazır giyim gibi emek yoğun sektörler, bir yandan Avrupa pazarında avantaj sağlarken öbür yandan Asya'daki daha düşük ücretli üreticilerle zorlu bir rekabetle karşı karşıyadır. Hangi faktörün kazanıp hangisinin kaybedeceği, ticaret ortağının kim olduğuna göre değişir.
Model
Varsayımlar
Heckscher–Ohlin modelinin temel biçiminde iki ülke, iki mal ve iki üretim faktörü bulunur; bu yüzden «iki çarpı iki çarpı iki modeli» olarak da anılır. Faktörler emek ve sermayedir. Emek ve sermaye bir ülkenin içinde bir sektörden öbürüne engelsiz geçebilir; sınırları ise aşamaz.
Ricardo modelinden farklı olarak, iki ülkenin teknolojileri aynıdır. Tüketicilerin tercihleri de iki ülkede aynıdır. Ülkeler yalnızca emek ve sermaye miktarlarının birbirine oranında farklılaşır. Bu varsayım bilinçli olarak yapılır: ülkeler arasındaki tek fark faktör bolluğu olduğunda, ticaretin bu farktan nasıl doğduğu açıkça görülebilir.
Açıklayıcı veriler
Aşağıdaki sayılar açıklama amacıyla kurulmuştur. İki mal vardır: hazır giyim ve makine. Bir birim hazır giyim 2 birim emek ve 1 birim sermaye gerektirir; bir birim makine 1 birim emek ve 2 birim sermaye gerektirir. Hazır giyimin sermaye–emek oranı 0,5, makinenin 2'dir; hazır giyim emek yoğun, makine sermaye yoğundur.
Güney ülkesinde 100 birim emek ve 80 birim sermaye, Kuzey ülkesinde 100 birim emek ve 150 birim sermaye bulunsun. Güney'in işçi başına sermayesi 0,8, Kuzey'inki 1,5'tir. Kuzey sermaye bakımından, Güney emek bakımından görece boldur; iki ülkenin toplam emeği aynı olmasına rağmen bu böyledir.
Tam istihdamda üretim
Faktörlerin tamamı kullanıldığında, iki denklem her ülkenin üretimini belirler. Güney için, hazır giyim üretiminin iki katı ile makine üretiminin toplamı emeğe, hazır giyim üretimi ile makine üretiminin iki katının toplamı sermayeye eşit olmalıdır. Bu iki denklem çözüldüğünde, Güney 40 birim hazır giyim ve 20 birim makine üretir.
Aynı hesap Kuzey için yapıldığında, Kuzey yaklaşık 16,7 birim hazır giyim ve 66,7 birim makine üretir. Güney'de hazır giyimin makineye oranı 2, Kuzey'de yaklaşık 0,25'tir. Aynı teknolojiler ve aynı fiyatlarla, sermaye bakımından bol olan ülke sermaye yoğun maldan görece çok daha fazla üretir.
Otarşi fiyatları ve ticaretin yönü
Tercihler iki ülkede aynı olduğu için, otarşide Kuzey'de makine, Güney'de hazır giyim görece bol üretilir ve görece ucuzdur. Makinenin göreli fiyatı Kuzey'de, hazır giyiminki Güney'de daha düşüktür. Sınırlar açıldığında ortak bir dünya fiyatı oluşur ve bu fiyat, Kuzey ile Güney'in ticaretsiz fiyatlarının arasında bir yere düşer.
Kuzey makine ihraç edip hazır giyim ithal eder, Güney ise tersini yapar. Bu, Heckscher–Ohlin teoreminin öngörüsüdür: her ülke bol olduğu faktörü yoğun kullanan malı ihraç eder. Ricardo modelinden farklı olarak, burada ülkeler genellikle tam uzmanlaşmaz; üretim olanakları sınırı eğri olduğu için iki ülke de iki malı üretmeye devam edebilir.
Rybczynski etkisi
Fiyatlar sabitken bir faktörün miktarı arttığında ne olur? Güney'in sermayesi 80'den 90'a çıksın. Aynı iki denklem yeniden çözüldüğünde, Güney yaklaşık 36,7 birim hazır giyim ve 26,7 birim makine üretir. Sermaye yüzde 12,5 artarken, makine üretimi yaklaşık yüzde 33 artar, hazır giyim üretimi ise yaklaşık yüzde 8,3 düşer.
Bu sonuç, 1955'te Tadeusz Rybczynski tarafından gösterildi. Bir faktör arttığında, o faktörü yoğun kullanan sektörün üretimi faktörden daha büyük oranda artar, öbür sektörün üretimi ise mutlak olarak azalır. Sermaye birikimi, göç ya da doğal kaynak keşifleri gibi faktör değişimlerinin ekonominin yapısını neden bu kadar güçlü biçimde değiştirebileceğini açıklar.
Faktör gelirleri ve maliyet payları
Tam rekabette her malın fiyatı, onu üretmenin birim maliyetine eşittir. Bu maliyet, kullanılan emeğin ücretle, sermayenin getiriyle çarpımlarının toplamıdır. Bu yüzden bir malın fiyatındaki yüzde değişim, faktör fiyatlarındaki yüzde değişimlerin, o maldaki maliyet paylarıyla ağırlıklandırılmış ortalamasına eşittir.
Hazır giyimde maliyetin yüzde 70'inin emeğe, yüzde 30'unun sermayeye; makinede ise yüzde 30'unun emeğe, yüzde 70'inin sermayeye ait olduğunu varsayalım. Bu maliyet payları, hazır giyimin emek yoğun, makinenin sermaye yoğun olmasının parasal karşılığıdır ve Stolper–Samuelson teoreminin hesaplanmasında temel alınır.
Çözümlü örnek — Büyütülmüş etki
Güney ticarete açıldığında hazır giyimin fiyatının yüzde 10 arttığını, makinenin fiyatının değişmediğini düşünelim. İki denklem yazılır: 0,7 çarpı ücret değişimi artı 0,3 çarpı sermaye getirisi değişimi 10'a; 0,3 çarpı ücret değişimi artı 0,7 çarpı sermaye getirisi değişimi sıfıra eşittir. İkinci denklemden sermaye getirisi değişimi, ücret değişiminin eksi 3/7'sidir.
Bu ilk denkleme konduğunda, ücret yüzde 17,5 artar, sermaye getirisi ise yüzde 7,5 düşer. Sıralama çarpıcıdır: ücretteki artış hazır giyim fiyatındaki artıştan büyüktür, sermaye getirisi ise fiyatı değişmeyen makineye göre bile düşer. İşçiler her iki mal cinsinden de reel olarak kazanır; sermaye sahipleri her iki mal cinsinden de kaybeder. Bu büyütme etkisi, Stolper–Samuelson teoreminin özüdür ve ticaretin dağılım etkilerinin neden bu kadar sert olabileceğini açıklar.
Kazananlar ve kaybedenler
Stolper–Samuelson teoremi, ticarete açılmanın her ülkede bol faktörün sahiplerine kazandırıp kıt faktörün sahiplerine kaybettireceğini söyler. Emek bakımından bol bir ülkede ticaret işçilerin, sermaye bakımından bol bir ülkede sermaye sahiplerinin reel gelirini artırır. Bu, Ricardo modelinin herkesin kazandığı tablosundan çok farklıdır.
Modelin bu sonucu, ticaret politikasının siyasetini de açıklar. Korumacılığın kazananları, kıt faktörün sahipleridir; bu yüzden kıt faktörün sahipleri çoğu zaman gümrük vergilerini destekler. Ama teorem, faktörlerin sektörler arasında serbestçe dolaşabildiği uzun dönem için geçerlidir. Kısa dönemde işçiler ve makineler belirli sektörlere bağlıysa, kazanç ve kayıplar faktör türüne göre değil, sektöre göre dağılır; bu durum özgül faktörler modeliyle incelenir.
Faktör fiyatlarının eşitlenmesi
Ticaret mal fiyatlarını ülkeler arasında eşitlediğinde, iki ülke de iki malı ürettiği sürece, maliyet denklemleri aynı faktör fiyatlarını gerektirir. Bu yüzden model, emek ve sermaye göç etmese bile ücretlerin ve sermaye getirilerinin ülkeler arasında eşitleneceğini öngörür. Mal ticareti, faktör ticaretinin yerini tutar.
Gerçek dünyada ücretler ülkeler arasında çok büyük farklılıklar gösterir. Bunun nedenleri modelin varsayımlarındadır: teknolojiler ülkeler arasında aynı değildir, ticaret maliyetsiz değildir ve ülkeler farklı mal bileşimleri üretir. Faktör fiyatlarının eşitlenmemesi, modelin başarısızlığı değil, varsayımlarının gerçekte ne kadar uzağa düştüğünün bir ölçüsüdür.
Ticaretin faktör içeriğini ölçmek
Heckscher–Ohlin–Vanek biçimi, modeli çok sayıda faktör ve mal için genelleştirir. Bu biçimde bir ülkenin net faktör ihracatı, o faktördeki dünya payı ile dünya tüketimindeki payı arasındaki farka eşittir. Dünya sermayesinin yüzde 10'una sahip ama dünya tüketiminin yüzde 6'sını yapan bir ülke, sermaye hizmetlerinin net ihracatçısı olmalıdır.
Trefler'in testi bu öngörüyü doğrudan sınadı ve gözlenen faktör ticaretinin öngörülenin çok altında kaldığını buldu. Kayıp ticaretin iki ana açıklaması, Trefler'in de işaret ettiği gibi, ülkeler arasındaki verimlilik farkları ve tüketicilerin yerli mallara eğilimidir. Sınır ötesi taşımanın bedeli ve yalnızca yurt içinde alınıp satılan hizmetler de, Davis ile Weinstein'ın gösterdiği gibi, bu farkın önemli bir kısmını açıklar.
Çözümlü örnek — Net faktör ticareti
Açıklayıcı bir ülke düşünelim: dünya emeğinin yüzde 3'üne, dünya sermayesinin yüzde 1,5'ine sahip ve dünya tüketiminin yüzde 2'sini yapıyor. Dünyada 3 milyar işçi ve 300 trilyon dolarlık sermaye stoku bulunsun. Ülkenin emeği 90 milyon işçi, sermayesi 4,5 trilyon dolardır.
Tüketim payı yüzde 2 olduğuna göre, ülkenin tükettiği malların içerdiği emek, dünya emeğinin yüzde 2'si, yani 60 milyon işçidir; sermaye ise 6 trilyon dolardır. Heckscher–Ohlin–Vanek öngörüsüne göre ülke, ticaretiyle 90 eksi 60, yani 30 milyon işçi yılı emek hizmeti ihraç etmeli ve 6 eksi 4,5, yani 1,5 trilyon dolarlık sermaye hizmeti ithal etmelidir. Trefler'in testleri, gerçek ticaretten hesaplanan bu tür net değerlerin, öngörülenlerden çok daha küçük olduğunu gösterdi.
Nitelikli ve niteliksiz emek
Modelin iki faktörü, emek ve sermaye yerine nitelikli ve niteliksiz emek olarak da düşünülebilir. Bu biçimde model, gelişmiş ülkelerin nitelikli emek yoğun malları, gelişmekte olan ülkelerin ise niteliksiz emek yoğun malları ihraç edeceğini öngörür. Stolper–Samuelson teoremi, ticaretin gelişmiş ülkelerde nitelikli ve niteliksiz işçiler arasındaki ücret farkını açacağını, gelişmekte olan ülkelerde ise kapatacağını söyler.
Gelişmiş ülkelerdeki ücret eşitsizliğinin 1980'lerden itibaren artması, bu öngörüyle uyumlu görünüyordu. Ama iktisatçıların çoğu, bu artışın büyük kısmını teknolojik değişime bağladı; ticaretin payı üzerine tartışma sürdü. Gelişmekte olan ülkelerdeki kanıtlar ise daha şaşırtıcıydı.
Gelişmekte olan ülkelerden kanıtlar
Pinelopi Goldberg ve Nina Pavcnik'in 2007'de yayımladıkları kapsamlı incelemeye göre, 1980'ler ve 1990'larda ticareti serbestleştiren birçok gelişmekte olan ülkede, basit Stolper–Samuelson öngörüsünün aksine, ücret eşitsizliği arttı. Meksika, Kolombiya, Brezilya ve Hindistan gibi ülkelerde nitelikli işçilerin göreli ücretleri yükseldi.
Bu bulgunun birkaç açıklaması önerildi. Serbestleştirmeden önce en çok korunan sektörler, çoğu zaman niteliksiz emek yoğun sektörlerdi; korumanın kaldırılması bu sektörleri en çok etkiledi. Ticaret, teknoloji ve makine ithalatını kolaylaştırarak nitelikli emeğe talebi artırmış olabilir. Ayrıca Çin gibi daha da emek bol ülkelerin dünya ticaretine girmesi, orta gelirli ülkeleri görece sermaye ve nitelik bol konumuna getirmiş olabilir. Bu bulgular, modelin mantığının geçerli olduğunu ama sonucun hangi ülkenin kiminle karşılaştırıldığına bağlı olduğunu gösterir.
Kısa dönem: özgül faktörler
Stolper–Samuelson teoremi, emek ve sermayenin sektörler arasında serbestçe yer değiştirebildiği uzun dönemi anlatır. Kısa dönemde ise bir tekstil fabrikasının makineleri bir gecede otomobil fabrikasına taşınamaz; işçilerin de yeni becerilere ihtiyacı olabilir. Paul Samuelson ve Ronald Jones'un geliştirdiği özgül faktörler modeli, bazı faktörlerin belirli sektörlere bağlı olduğu bu durumu inceler.
Bu modelde ticarete açılma, ihracat sektörüne bağlı faktörlerin sahiplerine kazandırır, ithalatla rekabet eden sektöre bağlı olanlara ise kaybettirir. Sektörler arasında dolaşabilen emeğin durumu belirsizdir: bir malın fiyatı cinsinden kazanıp öbürü cinsinden kaybedebilir. Bu yüzden kısa dönemde ticaret politikası tartışmaları çoğu zaman sermaye ile emek arasında değil, sektörler arasında bir çatışma olarak görünür; aynı sektörün işçileri ve işverenleri korumayı birlikte savunabilir.
Mal ticareti ve faktör hareketleri
Heckscher–Ohlin modeli, faktörlerin ülkeler arasında dolaşmadığını varsayar. Robert Mundell 1957'de, faktörler dolaşabildiğinde mal ticaretinin ve faktör hareketlerinin birbirinin yerine geçebileceğini gösterdi: emek bol bir ülke ya emek yoğun malları ihraç eder ya da işçilerini göç yoluyla dışarıya gönderir. İkisi de faktör fiyatları arasındaki farkı daraltır.
Bu fikir, göç ve ticaret politikası arasındaki bağı açıklar. Emek yoğun mallara uygulanan gümrük vergileri, göç baskısını artırabilir; ticaretin serbestleşmesi ise bu baskıyı hafifletebilir. Gerçekte ticaret ile göç arasındaki ilişki daha karmaşıktır ve iki süreç çoğu zaman birbirini tamamlar, ama Mundell'in mantığı, iki olgunun aynı faktör bolluğu farklılıklarından beslendiğini gösterir.
Ricardo ile Heckscher–Ohlin
İki model ticaretin farklı kaynaklarını vurgular. Ricardo modeli teknoloji farklılıklarını, Heckscher–Ohlin modeli kaynak farklılıklarını öne çıkarır. Gerçekte her ikisi de etkilidir ve Trefler ile Davis–Weinstein'ın bulguları, kaynak farklılıklarının ancak teknoloji farklarıyla birlikte düşünüldüğünde verileri açıklayabildiğini gösterir.
İki model dağılım etkileri bakımından ayrışır. Ricardo modelinde ticaret herkese kazandırır; Heckscher–Ohlin modelinde kazanan ve kaybeden faktörler vardır. Bu yüzden ticaret politikası tartışmalarında Heckscher–Ohlin mantığı, ticaretin kimin yararına olduğu sorusunu anlamak için vazgeçilmezdir. Ama iki model de benzer kaynaklara ve teknolojilere sahip ülkeler arasındaki yoğun ticareti açıklamakta zorlanır.
Modelin sınırları
Heckscher–Ohlin modeli, tam rekabet, ölçeğe göre sabit getiri ve aynı teknolojiler varsayar. Bu varsayımlar, gelişmiş ülkeler arasındaki endüstri içi ticareti, yani benzer malların karşılıklı alışverişini açıklayamaz. İki komşu Avrupa ülkesinin birbirine aynı yıl hem otomobil satıp hem otomobil alması, faktör bolluklarındaki farklarla anlatılamaz.
Model ayrıca faktörlerin sektörler arasında serbestçe ve hızla dolaştığını varsayar; gerçekte bu uyum yıllar alabilir ve bölgesel olarak yoğunlaşan kayıplar yaratabilir. Son olarak, modelin ülkeleri tek bir birim olarak ele alması, ülke içindeki bölgesel farklılıkları ve firma farklılıklarını görmezden gelir. Bu eksikleri gidermeye çalışan kuramlar, kursun ilerleyen haftalarının konusu.
Uygulama
Özet kartı
- Heckscher–Ohlin modelinde ülkeler yalnızca faktör bolluklarında farklıdır; her ülke bol olduğu faktörü yoğun kullanan malı ihraç eder. Açıklayıcı örnekte işçi başına sermayesi 1,5 olan Kuzey makine, 0,8 olan Güney hazır giyim ihraç eder.
- Rybczynski etkisine göre sabit fiyatlarda bir faktörün artması, onu yoğun kullanan sektörün üretimini daha büyük oranda artırır, öbür sektörün üretimini azaltır; örnekte sermayedeki yüzde 12,5'lik artış makine üretimini yaklaşık yüzde 33 artırdı, hazır giyimi yaklaşık yüzde 8,3 azalttı.
- Stolper–Samuelson teoremine göre bir malın fiyatındaki artış, onu yoğun kullanan faktörün gelirini büyütülmüş biçimde artırır, öbürününkini azaltır; örnekte hazır giyim fiyatındaki yüzde 10'luk artış ücretleri yüzde 17,5 artırdı, sermaye getirisini yüzde 7,5 düşürdü. Ticaret bol faktöre kazandırır, kıt faktöre kaybettirir.
- Trefler, 33 ülke ve 9 faktörde gözlenen faktör ticaretinin varyansının öngörülenin yalnızca 0,032'si olduğunu ve işaret testinin yüzde 50'de kaldığını buldu; verimlilik farkları eklendiğinde uyum belirgin biçimde iyileşti. Davis ve Weinstein, teknoloji farkları, ticarete girmeyen mallar ve ticaret maliyetleriyle düzeltilmiş modelin verilerle uyuştuğunu gösterdi.
- Faktör fiyatlarının eşitlenmesi gerçekte gözlenmez; gelişmekte olan ülkelerde ticaretin serbestleşmesinden sonra ücret eşitsizliğinin çoğu zaman artması, basit Stolper–Samuelson öngörüsünün ülkenin kiminle karşılaştırıldığına ve hangi sektörlerin korunduğuna bağlı olduğunu gösterir.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Faktör bolluğu | Factor abundance | Bir faktöre öbür faktörlere ve ülkelere göre görece fazla sahip olmak |
| Faktör yoğunluğu | Factor intensity | Bir malın üretiminde faktörlerin birbirine oranı |
| Heckscher–Ohlin teoremi | Heckscher–Ohlin theorem | Ülkenin bol faktörü yoğun kullanan malı ihraç etmesi |
| Stolper–Samuelson teoremi | Stolper–Samuelson theorem | Mal fiyatı değişiminin faktör gelirlerine büyütülmüş etkisi |
| Faktör fiyatlarının eşitlenmesi | Factor price equalisation | Mal ticaretinin faktör fiyatlarını eşitlemesi |
| Ticaretin faktör içeriği | Factor content of trade | Mal ticaretinin içerdiği net faktör miktarı |
Kendini sına
- (Çıktı 1) Faktör bolluğu ile faktör yoğunluğu arasındaki fark nedir? Bir ülkenin emek bakımından bol olup olmadığı neden nüfusuna bakılarak anlaşılamaz?
- (Çıktı 2) Heckscher–Ohlin modelinde ticarete açılma neden bir faktörün sahiplerine kazandırıp öbürününkilere kaybettirir? Ricardo modeli bu sonucu neden göremez?
- (Çıktı 3) Bir birim çelik 1 birim emek ve 3 birim sermaye, bir birim ayakkabı 3 birim emek ve 1 birim sermaye gerektirir. Bir ülkede 120 birim emek ve 80 birim sermaye vardır. Tam istihdamda çelik ve ayakkabı üretimini bul. Sermaye 100 birime çıkarsa üretim nasıl değişir?
- (Çıktı 3) Ayakkabıda maliyetin yüzde 80'i emeğe, yüzde 20'si sermayeye; çelikte yüzde 20'si emeğe, yüzde 80'i sermayeye aittir. Ayakkabının fiyatı yüzde 6 artar, çeliğin fiyatı değişmezse, ücret ve sermaye getirisi yüzde kaç değişir?
- (Çıktı 3) Bir ülke dünya emeğinin yüzde 4'üne, dünya sermayesinin yüzde 1'ine sahiptir ve dünya tüketiminin yüzde 2'sini yapar. Heckscher–Ohlin–Vanek öngörüsüne göre bu ülke hangi faktörün net ihracatçısı, hangisinin net ithalatçısıdır?
- (Çıktı 4) Bir siyasetçi, «Ticaret teorisi serbest ticaretin herkese kazandırdığını kanıtlamıştır» diyor. Stolper–Samuelson teoremini, Trefler'in bulgusunu, Goldberg ve Pavcnik'in incelemesini ve telafi sorununu kullanarak bu cümlenin nerede fazla ileri gittiğini göster.
Cevaplar
- Faktör bolluğu bir ülkenin özelliğidir: ülkenin bir faktöre, öbür faktörlere ve öbür ülkelere göre görece ne kadar sahip olduğunu gösterir. Faktör yoğunluğu ise bir malın özelliğidir: o malın üretiminde faktörlerin birbirine oranını gösterir. Bolluk oranla tanımlandığı için, kalabalık bir ülkenin sermayesi de çok büyükse işçi başına sermayesi yüksek olabilir ve bu ülke sermaye bakımından bol sayılır. Ayrıca emeğin verimliliği de önemlidir: çok sayıda ama düşük verimli işçi, etkin emek bakımından bolluk anlamına gelmeyebilir.
- Ticarete açılma, bol faktörü yoğun kullanan malın göreli fiyatını yükseltir. Tam rekabette fiyat maliyete eşit olduğu için, bu fiyat artışı o malda yoğun kullanılan faktörün gelirini artırmalı, öbür faktörün gelirini ise azaltmalıdır; Stolper–Samuelson teoremi bu etkinin büyütülmüş olduğunu gösterir. Ricardo modelinde tek faktör vardır; bütün gelir emeğe gider ve faktörler arasında bir dağılım sorunu ortaya çıkmaz.
- Emek: çelik artı 3 çarpı ayakkabı 120'ye; sermaye: 3 çarpı çelik artı ayakkabı 80'e eşittir. Birinci denklemden çelik, 120 eksi 3 çarpı ayakkabıdır; ikinci denkleme konduğunda 360 eksi 9 çarpı ayakkabı artı ayakkabı 80 olur, yani ayakkabı 35, çelik 15'tir. Sermaye 100 olduğunda 360 eksi 8 çarpı ayakkabı 100'e eşittir; ayakkabı 32,5, çelik 22,5 olur. Sermaye yüzde 25 artarken çelik üretimi yüzde 50 artar, ayakkabı üretimi yaklaşık yüzde 7,1 düşer; bu Rybczynski etkisidir.
- İki denklem: 0,8 çarpı ücret değişimi artı 0,2 çarpı getiri değişimi 6'ya; 0,2 çarpı ücret değişimi artı 0,8 çarpı getiri değişimi sıfıra eşittir. İkinci denklemden getiri değişimi, ücret değişiminin eksi dörtte biridir. İlk denkleme konduğunda 0,8 eksi 0,05, yani 0,75 çarpı ücret değişimi 6'dır; ücret yüzde 8 artar, sermaye getirisi yüzde 2 düşer. Ücretteki artış ayakkabı fiyatındaki artıştan büyüktür.
- Ülkenin dünya emeğindeki payı olan yüzde 4, dünya tüketimindeki payı olan yüzde 2'yi aşar; ülke emek hizmetlerinin net ihracatçısıdır. Dünya sermayesindeki payı olan yüzde 1, tüketim payının altındadır; ülke sermaye hizmetlerinin net ithalatçısıdır. Yani emek yoğun malları ihraç edip sermaye yoğun malları ithal etmesi beklenir.
- İddia yanlıştır. Ticaret teorisi, serbest ticaretin bir ülkenin toplam gelirini artırdığını ve kazananların kaybedenleri telafi edebilecek kadar kazandığını gösterir; herkesin kazandığını göstermez. Stolper–Samuelson teoremine göre kıt faktörün sahipleri reel olarak kaybeder. Trefler'in bulgusu, basit modelin öngörülerinin veriyle tam uyuşmadığını, dolayısıyla teorinin kesin bir kanıt değil, düzeltmelere ihtiyaç duyan bir çerçeve olduğunu gösterir. Goldberg ve Pavcnik'in incelemesi, gelişmekte olan ülkelerde serbestleşmenin çoğu zaman beklenenin aksine eşitsizliği artırdığını gösterir. Kaybedenlere tazminatı piyasa kendisi ödemez; daha doğru bir ifade, serbest ticaretin toplam kazanç yaratabileceği ama bu kazancın dağılımının politika tercihlerine bağlı olduğudur.
İleri okuma
- Bertil Ohlin (1933). Interregional and International Trade. Harvard University Press. Kaynak donatımına dayanan ticaret kuramının temel eseri.
- Wolfgang F. Stolper ve Paul A. Samuelson (1941). «Protection and Real Wages». Review of Economic Studies 9(1). Ticaretin faktör gelirlerine etkisinin klasik kanıtı.
- Daniel Trefler (1995). «The Case of the Missing Trade and Other Mysteries». American Economic Review 85(5). Modelin ampirik sınamasında dönüm noktası.
- Pinelopi K. Goldberg ve Nina Pavcnik (2007). «Distributional Effects of Globalization in Developing Countries». Journal of Economic Literature 45(1). Gelişmekte olan ülkelerde ticaret ve eşitsizlik üzerine kapsamlı inceleme.
Sonraki derse köprü
Bu derste ülkelerin kaynak farklılıklarından doğan ticareti ve bu ticaretin ülke içinde kazanan ve kaybeden faktörler yarattığını gördük. Ama hem Ricardo hem de Heckscher–Ohlin modeli, dünya ticaretinin büyük bir kısmını oluşturan bir olguyu açıklamakta zorlanır: kaynakları ve teknolojileri birbirine benzeyen gelişmiş ülkelerin, benzer malları karşılıklı olarak alıp satması. Farklılık yoksa, ticaret neden olur? Sıradaki ders yeni ticaret teorisini ele alıyor: ölçek ekonomilerinin, ürün çeşitliliğinin ve tekelci rekabetin, benzer ülkeler arasında bile ticaretten kazanç doğurduğunu ve büyük bir iç pazarın ihracata nasıl avantaj sağlayabildiğini inceleyeceğiz.