İçeriğe geç

Ders EKO-205.02 · Seviye 2 — Orta

Ricardo modeli

EKO-205 Uluslararası İktisat

4.277 kelime · yaklaşık 19 dakika okuma · seslendirme 9 dk · veriler Eylül 2026 itibarıyla

Katmanlar:SezgiModel

  • birim emek gereksinimi
  • üretim olanakları sınırı
  • göreli arz eğrisi
  • göreli talep eğrisi
  • tam uzmanlaşma
  • yoksul emek savı
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Ricardo modelinde ülkeler yalnızca birim emek gereksinimlerinde farklıdır; üretim olanakları sınırı düz bir doğrudur ve otarşide bir malın göreli fiyatı, göreli birim emek gereksinimine eşittir. Karşılaştırmalı üstünlük, iki malda da mutlak üstünlüğü olan bir ülke karşısında bile her ülkeye bir ihracat alanı bırakır.
  2. Göreli arz eğrisi basamak biçimindedir; göreli talep onu dikey parçasında kestiğinde iki ülke de tam uzmanlaşır. Açıklayıcı örnekte dünya fiyatı 2 çıktı; Doğu'da bir saatlik emeğin elektronik değeri iki katına, Batı'da tekstil değeri yaklaşık yüzde 50 arttı.
  3. Göreli ücret, iki ülkenin iki maldaki verimlilik oranlarının arasında kalır; örnekte Batı'nın ücreti Doğu'nunkinin 2 katıydı. Düşük ücretler düşük verimliliğin yansımasıdır ve ticaretten kazanç, ortağın ücretlerinin düşüklüğüne bağlı değildir; yoksul emek savı bu yüzden yanıltıcıdır.
  4. MacDougall, 1937'de ABD ücretlerinin Britanya'nın yaklaşık iki katı olduğunu ve ABD'nin verimlilik üstünlüğü iki katı aşan ürünlerde ihracatta önde olduğunu gösterdi; yirmi beş üründen yirmisi, değerin yüzde 97'siyle kurala uydu.
  5. Costinot ve Donaldson, 55 ülke ve 17 üründe öngörülen ile gerçek üretim arasında 0,21'lik pozitif ve anlamlı bir eğim buldu; ama model 935 bileşimin 581'inde sıfır üretim öngörürken gerçekte yalnızca 296'sında üretim yoktu. Model gerçekte görülenden keskin bir uzmanlaşma öngörür ve ülke içi dağılım etkilerini göremez.

Öğrenme çıktıları

  • Hatırlama — Birim emek gereksinimini, üretim olanakları sınırını, göreli arz ve göreli talep eğrilerini, tam uzmanlaşmayı ve yoksul emek savını tanımlar.
  • Anlama — Tek üretim faktörlü bir dünyada emek verimliliğindeki göreli farkların hangi ülkenin neyi ihraç edeceğini, dünyadaki fiyat oranını ve iki ülkenin ücret düzeyleri arasındaki açığı nasıl belirlediğini açıklar.
  • Uygulama — Birim emek gereksinimlerinden iki ülkenin üretim olanakları sınırlarını çizer, göreli arz ile göreli talebi eşitleyerek dünya fiyatını bulur, göreli ücreti ve her ülkenin ticaretten kazancını hesaplar.
  • Değerlendirme — Ricardo modelinin ampirik başarısını ve sınırlarını, özellikle tam uzmanlaşma öngörüsünü ve ülke içindeki dağılım etkilerini görmezden gelmesini tartar.

Sezgi

Açılış

Bir ülkenin işçileri öbür ülkenin işçilerinden her işte daha verimliyse, o ülke neden hâlâ bazı malları dışarıdan alır? Ve verimliliği her alanda düşük olan bir ülke, dünya pazarlarında nasıl rekabet edebilir? Bu sorular, ilk bakışta ticaretin yalnızca en verimli olanlara yarayan bir yarış olduğunu düşündürür.

Önceki derste ticaretin kaynağını, ülkelerin ticaretsiz koşullardaki fiyat oranlarının birbirinden ayrışmasında bulduk. İktisat tarihi dersinde ise Ricardo'nun şarap ve kumaş örneğiyle karşılaştırmalı üstünlüğü nasıl keşfettiğini incelemiştik. Bu derste o fikri tam bir modele dönüştürüyoruz: dünya fiyatının nasıl belirlendiğini, ücretlerin nasıl oluştuğunu ve modelin gerçek verilerle ne kadar uyuştuğunu soracağız. Cevaplar, verimliliği düşük bir ülkenin neden dünya ticaretinde yer bulabildiğini ve bunun bedelini nasıl ödediğini gösterecek.

Hikâye — Yüz otuz yıl sonra bir sınav

Ricardo 1817'de karşılaştırmalı üstünlük fikrini ortaya attığında, elinde yalnızca dört hayali sayı vardı. Fikir, bir yüzyıldan uzun süre iktisadın en zarif önermelerinden biri olarak öğretildi. Ama kimse onu gerçek verilerle ciddi biçimde sınamamıştı; çünkü ülkeler arasında sektör sektör karşılaştırılabilir verimlilik ölçüleri bulmak son derece zordu.

1951'de Oxford'lu iktisatçı Donald MacDougall, Economic Journal'da bu sınavı yapan ilk büyük çalışmayı yayımladı. 1937 yılı için ABD ve Britanya'nın imalat sanayisindeki yirmi beş ürününde işçi başına üretimi karşılaştırdı ve iki ülkenin bu ürünleri üçüncü ülkelere ne kadar ihraç ettiğine baktı. ABD'nin işçileri neredeyse her üründe Britanyalı işçilerden daha verimliydi; tek başına mutlak üstünlüğe bakan biri, ABD'nin bütün pazarları ele geçirmesini beklerdi.

Ama MacDougall önemli bir ayrıntıya dikkat çekti: Amerikan imalat sanayisindeki haftalık ücretler, Britanya'dakinin kabaca iki katıydı. Ricardo'nun mantığına göre, ABD ancak verimliliğinin bu ücret farkını aştığı ürünlerde, yani işçi başına üretiminin Britanya'nınkinin iki katından fazla olduğu ürünlerde ucuza satabilirdi. Veriler tam da bunu gösterdi. Yirmi beş ürünün yirmisinde kural geçerliydi ve bu ürünler örneklemin değerinin yüzde 97'sini oluşturuyordu. Ricardo'nun fikri, ortaya atılışından yüz otuz dört yıl sonra ilk ciddi sınavını geçmişti.

Kavram

MacDougall'ın sınavının temelinde, bir malı üretmek için gereken emek miktarı vardı. Ricardo modelinin bütün yapısı bu tek ölçüye dayanır.

Bir ülkenin toplam emeği ve birim emek gereksinimleri bilindiğinde, o ülkenin üretebileceği bütün mal bileşimleri belirlenmiş olur. Bu bileşimler, basit bir grafikle gösterilebilir.

Ticarete açıldıktan sonra dünya fiyatının nasıl belirlendiğini anlamak için, iki malın dünya arzını ve talebini birbirine oranla düşünmek yararlıdır. Bu oranlar iki eğri üzerinde gösterilir.

Arzın karşısında, tüketicilerin iki mal arasındaki tercihleri yer alır. Bir malın göreli fiyatı yükseldikçe, tüketiciler ondan görece daha az talep eder.

Göreli talep eğrisi, göreli arzın dikey parçasını kestiğinde, dünya fiyatı iki otarşi fiyatının arasında oluşur. Bu durumda her ülke yalnızca bir mal üretir.

Ricardo modeli, ücretlerin de ülkeler arasında nasıl farklılaştığını açıklar. Bu açıklama, ticaret politikası tartışmalarında sık dile getirilen bir kaygıyı değerlendirmeyi mümkün kılar.

Veri ve kanıt

MacDougall'ın bulgusu, karşılaştırmalı üstünlüğün yalnızca verimlilikten değil, verimlilik ile ücretlerin birlikte belirlediği birim maliyetlerden kaynaklandığını açıkça gösterdi. ABD daha verimliydi ama daha pahalıydı; yalnızca verimlilik üstünlüğü ücret farkını aşacak kadar büyük olan ürünlerde rekabet edebiliyordu. Bela Balassa 1963'te aynı yöntemi 1950 verileriyle tekrarladı ve benzer sonuçlara ulaştı. Ama bu çalışmaların önemli bir sınırı vardı: gözlenen verimlilik ölçüleri, ülkelerin gerçekten ürettiği mallar için mevcuttu; hiç üretilmeyen malların potansiyel verimliliği bilinmiyordu.

Costinot ile Donaldson'ın sonucu hem destekleyici hem de öğreticidir. Destekleyicidir, çünkü gerçek dünyanın bütün karmaşıklığına rağmen, görece verimli olunan ürünlerde daha fazla üretim yapılmaktadır. Öğreticidir, çünkü modelin öngörüleri gerçekle tam uyuşmaz: 935 olası ülke–ürün bileşiminden 581'inde model sıfır üretim öngörüyordu, oysa gerçekte yalnızca 296'sında üretim sıfırdı. Model, gerçekte görülenden çok daha keskin bir uzmanlaşma öngörür. Bu, ülkeler içindeki arazi çeşitliliği, taşıma maliyetleri ve riskten kaçınma gibi modelin dışarıda bıraktığı etkenlerin önemli olduğunu gösterir.

Yaygın yanlış«Ücretleri çok düşük olan bir ülkeyle ticaret yapmak, yüksek ücretli ülkenin işçilerini fakirleştirir; düşük ücretlerle rekabet etmek imkânsızdır.»
Doğrusu

Ricardo modelinde düşük ücretler, düşük verimliliğin sonucudur. Yüksek ücretli ülke, verimlilik üstünlüğünün ücret farkını aştığı mallarda rekabet eder ve ticaretten, ticaret ortağının ücretleri ne olursa olsun kazanır. Bu, ticaretin yüksek ücretli ülkedeki bütün işçilere kazandıracağı anlamına gelmez; tek faktörlü model bu dağılım etkilerini göremez ve onları bir sonraki derste ele alacağız.

Yaygın yanlış«Düşük ücretli bir ülkenin ihracatı sömürüye dayanır; o ülke ticaretle kendi işçilerinin aleyhine çalışır.»
Doğrusu

Ricardo modelinde düşük ücretli ülkenin işçileri de ticaretten kazanır: aynı emekle, otarşide elde edebileceklerinden daha fazla mala ulaşırlar. Ücretlerin düşüklüğü ticaretin değil, düşük verimliliğin sonucudur ve ticaretin kesilmesi ücretleri yükseltmez. Çalışma koşulları, işçi hakları ve pazarlık gücü gibi konular önemli etik ve politik sorulardır, ama bunlar Ricardo modelinin cevapladığı sorudan ayrıdır.

Neden önemli?

Ricardo modeli, küresel ticaretle ilgili en yaygın kaygılardan ikisine doğrudan cevap verir: gelişmiş ülkelerde düşük ücretli ülkelerle rekabet korkusu ve gelişmekte olan ülkelerde verimli ülkelerle rekabet edememe endişesi. Model, iki kaygının da göreli ile mutlak üstünlüğü karıştırmaktan doğduğunu gösterir. Her ülke, verimlilik ve ücretlerin birlikte belirlediği bir karşılaştırmalı üstünlüğe sahiptir.

Model, verimlilik ile refah arasındaki bağı da açıklar. Ticaret bir ülkenin ücretlerini, o ülkenin verimliliğinden bağımsız kılmaz; tersine, bir ülkenin dünya ekonomisindeki ücret düzeyi, verimliliğine sıkı sıkıya bağlıdır. Bu yüzden bir ülkenin uzun dönemde refahını artırmasının yolu, ticareti kısıtlamak değil, verimliliğini artırmaktır. Türkiye gibi orta gelirli bir ekonomi için bu, eğitim, teknoloji ve kurumlar aracılığıyla verimliliği yükseltmenin ücretleri kalıcı olarak artırmanın asıl kanalı olduğu anlamına gelir.

Model

Varsayımlar

Ricardo modeli bilinçli olarak sade kurulur. İki ülke vardır; bu derste onlara Doğu ve Batı diyelim. İki mal vardır: tekstil ve elektronik. Tek üretim faktörü emektir ve her ülkede sabit bir emek miktarı bulunur. Emek ülke içinde sektörler arasında serbestçe dolaşır, ama ülkeler arasında dolaşamaz.

Her ülkede her malın birim emek gereksinimi sabittir; üretimin ölçeği büyüse de birim başına gereken emek değişmez. Piyasalar tam rekabetçidir, taşıma maliyeti yoktur ve iki ülkenin tüketicileri aynı tercihlere sahiptir. Bu varsayımların her biri gerçekçi değildir; ama model, ticaretin temel mantığını bu sadelik sayesinde açıkça gösterir.

Açıklayıcı veriler

Aşağıdaki sayılar, modelin işleyişini göstermek için kurulmuş açıklayıcı değerlerdir; gerçek bir ülkeye ait değildir. Doğu'da bir birim tekstil 2 saat, bir birim elektronik 8 saat emek gerektirir. Batı'da bir birim tekstil 1,5 saat, bir birim elektronik 2 saat emek gerektirir. Doğu'nun toplam emeği 800 saat, Batı'nınki 600 saattir.

Batı'nın işçileri iki malda da daha verimlidir: Batı'nın iki maldaki birim emek gereksinimi de Doğu'nunkinden düşüktür. Yani Batı'nın iki malda da mutlak üstünlüğü vardır. Ama üstünlüğün büyüklüğü mallar arasında farklıdır: tekstilde Batı, Doğu'dan 2 bölü 1,5, yani yaklaşık 1,33 kat daha verimliyken, elektronikte 8 bölü 2, yani 4 kat daha verimlidir.

Üretim olanakları ve otarşi fiyatları

Doğu, bütün emeğini tekstile ayırırsa 800 bölü 2, yani 400 birim tekstil; elektroniğe ayırırsa 800 bölü 8, yani 100 birim elektronik üretebilir. Doğu'nun üretim olanakları sınırı bu iki noktayı birleştiren bir doğrudur. Batı ise yalnız tekstilde 600 bölü 1,5, yani 400 birim, yalnız elektronikte 600 bölü 2, yani 300 birim üretebilir.

Otarşide rekabet, bir malın göreli fiyatını onun göreli birim emek gereksinimine eşitler. Doğu'da bir birim elektronik, 8 bölü 2, yani 4 birim tekstil değerindedir. Batı'da ise 2 bölü 1,5, yani yaklaşık 1,33 birim tekstil değerindedir. Elektronik Batı'da görece ucuz, tekstil ise Doğu'da görece ucuzdur. Karşılaştırmalı üstünlük, Batı'da elektronikte, Doğu'da tekstildedir; Batı'nın her iki maldaki mutlak üstünlüğü bu sonucu değiştirmez.

Göreli arzın basamak biçimi

Dünya göreli fiyatı, yani bir birim elektroniğin kaç birim tekstil ettiği, 1,33'ün altındaysa, iki ülkede de tekstil üretmek daha kazançlıdır ve dünyada hiç elektronik üretilmez. Fiyat 4'ün üzerindeyse, iki ülke de yalnız elektronik üretir. Fiyat tam 1,33 olduğunda Batı iki mal arasında kayıtsızdır; tam 4 olduğunda Doğu kayıtsızdır.

İki otarşi fiyatı arasında, yani 1,33 ile 4 arasındaki her fiyatta, Batı yalnız elektronik, Doğu yalnız tekstil üretir. Dünya üretimi 300 birim elektronik ve 400 birim tekstildir; elektroniğin göreli arzı 300 bölü 400, yani 0,75'tir. Göreli arz eğrisi bu aralıkta 0,75 düzeyinde dikey bir çizgidir. Eğrinin bu basamak biçimi, doğrusal üretim olanakları sınırlarının doğrudan sonucudur.

Göreli talep

Göreli talep, tüketicilerin tercihlerine bağlıdır. Açıklama için, iki ülkenin tüketicilerinin gelirlerinin yüzde 60'ını elektroniğe, yüzde 40'ını tekstile harcadığını varsayalım. Bu durumda elektroniğe yapılan toplam harcama, tekstile yapılanın 1,5 katıdır.

Bir mala yapılan harcama, o malın fiyatıyla alınan miktarın çarpımına eşittir. Elektroniğin göreli fiyatı P ise, elektronik miktarının tekstil miktarına oranı 1,5 bölü P'ye eşit olur. Göreli fiyat yükseldikçe göreli talep düşer: fiyat 1,5 iken göreli talep 1, fiyat 3 iken 0,5'tir. Bu aşağı eğimli ilişki, göreli talep eğrisidir.

Çözümlü örnek — Dünya fiyatını bulmak

Dünya dengesinde göreli talep, göreli arza eşit olmalıdır. Fiyatın Doğu ile Batı'nın otarşi fiyatları arasında kaldığını varsayarak, göreli arzın 0,75 olduğu dikey parçayla göreli talebi eşitleyelim: 1,5 bölü P, 0,75'e eşitse, P 2'dir. Bu değer, 1,33 ile 4 arasında olduğu için varsayımımız doğrudur.

Dünya göreli fiyatı, bir birim elektronik karşılığında 2 birim tekstildir. Bu fiyatta iki ülke de tam uzmanlaşır: Batı 300 birim elektronik, Doğu 400 birim tekstil üretir. Dünya tüketimi de bu üretime eşittir ve harcama payları kontrol edilebilir: elektroniğin değeri 300 çarpı 2, yani 600 birim tekstil; tekstilin değeri 400 birimdir; toplam 1.000 birimin yüzde 60'ı elektroniğe gider.

Ticaretten kazanç

Ticaretten kazancı görmenin en açık yolu, bir saatlik emeğin ne kadar mala dönüştüğüne bakmaktır. Otarşide Doğu'da bir saat, 0,5 birim tekstil ya da 0,125 birim elektronik üretir. Ticarette Doğulu işçi bir saatte 0,5 birim tekstil üretir ve onu dünya fiyatından 0,25 birim elektronikle değiştirebilir. Bir saatlik emeğin elektronik cinsinden değeri iki katına çıkmıştır.

Batı'da otarşide bir saat, 0,5 birim elektronik ya da yaklaşık 0,67 birim tekstil üretir. Ticarette Batılı işçi 0,5 birim elektronik üretip onu 1 birim tekstille değiştirir. Bir saatlik emeğin tekstil cinsinden değeri yaklaşık yüzde 50 artmıştır. İki ülke de kazanır; ama bu örnekte Doğu'nun kazancı göreli olarak daha büyüktür, çünkü dünya fiyatı Doğu'nun otarşi fiyatından daha uzaktadır.

Göreli ücretler

Tam uzmanlaşmada her ülkenin ücreti, ürettiği malın fiyatı ile emek verimliliğinin çarpımıdır. Tekstilin fiyatını 1 alırsak, Doğu'da bir saatlik ücret, bir saatte üretilen 0,5 birim tekstilin değeri, yani 0,5'tir. Batı'da bir saatlik ücret, bir saatte üretilen 0,5 birim elektroniğin değeridir; elektroniğin fiyatı 2 olduğu için bu 1'dir.

Batı'nın ücreti Doğu'nunkinin iki katıdır. Bu oran, iki ülkenin iki maldaki verimlilik oranlarının arasında kalır: tekstilde Batı 1,33 kat, elektronikte 4 kat daha verimlidir ve göreli ücret 2'dir. Bu bir tesadüf değildir. Göreli ücret 1,33'ün altında olsaydı Batı tekstilde de daha ucuz olurdu; 4'ün üstünde olsaydı Doğu elektronikte de daha ucuz olurdu. Her ülke, ücretinin verimlilik üstünlüğüyle dengelendiği sınırlar içinde, en az bir malda maliyet üstünlüğüne sahiptir.

Yoksul emek savına dönüş

Göreli ücret hesabı, yoksul emek savının neden yanıltıcı olduğunu gösterir. Batılı bir tekstil üreticisi, Doğu'daki ücretlerin yarı düzeyde olmasından şikâyet edebilir. Ama Batı'nın bütün emeği, ücret farkını aşan verimlilik üstünlüğüne sahip olduğu elektronikte çalıştığında daha yüksek bir gelir elde eder. Batı'nın ticaretten kazancı, Doğu'nun ücretlerinin düşüklüğünden bağımsızdır.

Bu sonucun sınırını da açıkça görmek gerekir. Batı'daki tekstil işçileri elektronik sektörüne geçmek zorundadır. Modelde bu geçiş kusursuz ve bedelsizdir; gerçekte ise yeni beceriler, yer değiştirme ve işsizlik süreleri gerektirebilir. Bu yüzden ülke bütünündeki kazanç, belirli işçiler ve bölgeler için kayıp anlamına gelebilir.

Göreli talebin rolü

Dünya fiyatının 1,33 ile 4 arasındaki aralıkta tam olarak nereye yerleşeceğini talep belirler. Tüketiciler elektroniğe daha fazla harcasaydı, göreli talep eğrisi sağa kayar ve elektroniğin dünya fiyatı yükselirdi. Örneğin harcamanın yüzde 70'i elektroniğe gitseydi, elektronik harcamasının tekstile oranı 7 bölü 3, yani yaklaşık 2,33 olurdu ve dünya fiyatı yaklaşık 2,33 bölü 0,75, yani yaklaşık 3,11 çıkardı.

Bu durumda kazancın dağılımı değişir. Fiyat Doğu'nun otarşi fiyatı olan 4'e yaklaştığı için Doğu'nun kazancı azalır, Batı'nınki artar; göreli ücret de yaklaşık 3,11'e yükselir. Talep elektroniğe o kadar kayabilirdi ki fiyat 4'e ulaşır; bu noktada Doğu da elektronik üretmeye başlar, tam uzmanlaşmaz ve ticaretten hiçbir şey kazanmaz. Kazancın tamamı Batı'ya kalır. Bu, büyük bir ülkenin küçük bir ülkeyle ticaretinde küçük ülkenin daha çok kazanabildiği durumun tersidir.

Büyük ve küçük ülkeler

Bir ülke dünya ekonomisine göre çok küçükse, dünya fiyatı büyük ölçüde öbür ülkenin otarşi fiyatına yakın oluşur. Küçük ülke tam uzmanlaşır ve dünya fiyatından istediği kadar alıp satar; kazancın büyük kısmı ona kalır. Büyük ülke ise çoğu zaman iki malı da üretmeye devam eder ve ticaretten daha az kazanır.

Bu sonuç sezgiye aykırı görünebilir ama önemli bir gerçeği yansıtır: küçük ülkeler, dünya fiyatlarını büyük ölçüde veri alarak ticaretin nimetlerinden görece daha fazla yararlanabilir. Dışa açıklık oranlarının küçük ülkelerde genellikle çok daha yüksek olması da bununla uyumludur. Aynı mantık, küçük ülkelerin dünya fiyatlarındaki dalgalanmalara karşı daha kırılgan olduğunu da gösterir.

Çok mallı genişleme

İktisat tarihi dersinde gördüğümüz Dornbusch, Fischer ve Samuelson modeli, iki mallı yapıyı sürekli bir mal yelpazesine genişletir. Mallar, bir ülkenin öbürüne göre verimlilik üstünlüğünün büyüklüğüne göre sıralanır. Göreli ücret, bu sıranın neresinden kesileceğini belirler: bir ülke, verimlilik üstünlüğünün göreli ücretten büyük olduğu malların hepsini üretir.

Bu yapı MacDougall'ın testiyle doğrudan örtüşür. ABD'nin göreli ücreti yaklaşık 2 iken, ABD verimlilik üstünlüğü 2'nin üzerindeki ürünleri, Britanya ise altındakileri ihraç ediyordu. Modelin çok mallı biçimi, bir ülkenin bütün sektörlerde verimliliği yükseldiğinde göreli ücretin yükseldiğini ve sınırdaki bazı malların üretiminin öbür ülkeye kaydığını da öngörür.

Verimlilik artışının etkisi

Ricardo modeli, bir ülkedeki verimlilik artışının ticaret ortağını nasıl etkilediğini de gösterir. Doğu'nun tekstil verimliliği artarsa, dünya tekstil arzı büyür ve tekstilin göreli fiyatı düşer; Batı, ithal ettiği malı daha ucuza alır ve bu artıştan kazanır. Ortağın ihraç sektöründeki ilerleme, genellikle ithalatçı ülkeye de yarar.

Ama artış Doğu'nun elektronik verimliliğinde olursa tablo değişebilir. Doğu, Batı'nın karşılaştırmalı üstünlüğe sahip olduğu sektörde yetişmeye başlar; elektroniğin göreli fiyatı düşer ve Batı'nın ticaret hadleri kötüleşebilir. Paul Samuelson 2004'te, bu durumun zengin bir ülke için ticaretten kazancın bir kısmını kalıcı olarak ortadan kaldırabileceğini hatırlattı. Bu sonuç ticaretin zararlı olduğunu değil, ticaretten kazancın dünyadaki verimlilik değişimlerine göre büyüyüp küçülebileceğini gösterir.

Tüketim olanaklarının genişlemesi

Ticaretten kazancı grafik üzerinde görmenin bir yolu, her ülkenin tüketim olanaklarını üretim olanaklarıyla karşılaştırmaktır. Otarşide bir ülke yalnızca kendi üretim olanakları sınırı üzerindeki bileşimleri tüketebilir. Ticarette ise uzmanlaştığı maldan başlayarak dünya fiyatının eğimiyle çizilen bir doğru boyunca istediği bileşime ulaşabilir.

Doğu'nun örneğinde, 400 birim tekstilden başlayan ve her 2 birim tekstil için bir birim elektronik veren tüketim doğrusu, Doğu'nun üretim olanakları sınırının tamamen dışında kalır; tek ortak noktaları yalnız tekstil üretilen uç noktadır. Bu, Doğu'nun elektroniği kendisi üretmek yerine tekstil karşılığında satın alarak her bileşimde daha fazla tüketebildiği anlamına gelir. Aynı şekil Batı için de çizilebilir.

Taşıma maliyetleri ve ticarete girmeyen mallar

Taşıma maliyetleri eklendiğinde, modelin keskin sonuçları yumuşar. Bir malın iki ülkedeki üretim maliyeti arasındaki fark, taşıma maliyetinden küçükse, o mal ticarete girmez ve her ülke onu kendisi üretir. Berber hizmetleri, inşaat ve pek çok yerel hizmet bu tür mallardır.

Bu durum, tam uzmanlaşmanın gerçekte neden nadir olduğunu kısmen açıklar. Her ülke, ticarete konu olan mallarda karşılaştırmalı üstünlüğüne göre uzmanlaşırken, önemli bir kısmı ticarete girmeyen malları kendisi üretmeye devam eder. Önceki derste gördüğümüz ticaret maliyetlerinin büyüklüğü, bu ticarete girmeyen malların payının neden hâlâ büyük olduğunu da açıklar.

Modelin güçlü ve zayıf yanları

Ricardo modelinin gücü, sadeliğine rağmen ticaretin temel öngörülerini doğru biçimde yakalamasıdır. MacDougall'ın ve Costinot ile Donaldson'ın bulguları, ülkelerin görece verimli oldukları mallarda daha fazla üretip ihraç ettiklerini gösterir. Model ayrıca ücretler ile verimlilik arasındaki bağı ve yoksul emek savının yanılgısını açıkça ortaya koyar.

Zayıf yanları da belirgindir. Model tam uzmanlaşma öngörür, oysa gerçekte ülkeler çok daha çeşitli üretim yapar. Tek faktör kullandığı için ticaretin ülke içindeki gelir dağılımına etkisini göremez; model herkesin kazandığını söyler. Ayrıca ülkeler arasındaki verimlilik farklarının nereden geldiğini açıklamaz ve benzer ülkeler arasındaki yoğun endüstri içi ticareti anlatamaz. Kursun sonraki dersleri bu boşlukları doldurmaya çalışan modelleri ele alacak.

Uygulama

Özet kartı

  1. Ricardo modelinde ülkeler yalnızca birim emek gereksinimlerinde farklıdır; üretim olanakları sınırı düz bir doğrudur ve otarşide bir malın göreli fiyatı, göreli birim emek gereksinimine eşittir. Karşılaştırmalı üstünlük, iki malda da mutlak üstünlüğü olan bir ülke karşısında bile her ülkeye bir ihracat alanı bırakır.
  2. Göreli arz eğrisi basamak biçimindedir; göreli talep onu dikey parçasında kestiğinde iki ülke de tam uzmanlaşır. Açıklayıcı örnekte dünya fiyatı 2 çıktı; Doğu'da bir saatlik emeğin elektronik değeri iki katına, Batı'da tekstil değeri yaklaşık yüzde 50 arttı.
  3. Göreli ücret, iki ülkenin iki maldaki verimlilik oranlarının arasında kalır; örnekte Batı'nın ücreti Doğu'nunkinin 2 katıydı. Düşük ücretler düşük verimliliğin yansımasıdır ve ticaretten kazanç, ortağın ücretlerinin düşüklüğüne bağlı değildir; yoksul emek savı bu yüzden yanıltıcıdır.
  4. MacDougall, 1937'de ABD ücretlerinin Britanya'nın yaklaşık iki katı olduğunu ve ABD'nin verimlilik üstünlüğü iki katı aşan ürünlerde ihracatta önde olduğunu gösterdi; yirmi beş üründen yirmisi, değerin yüzde 97'siyle kurala uydu.
  5. Costinot ve Donaldson, 55 ülke ve 17 üründe öngörülen ile gerçek üretim arasında 0,21'lik pozitif ve anlamlı bir eğim buldu; ama model 935 bileşimin 581'inde sıfır üretim öngörürken gerçekte yalnızca 296'sında üretim yoktu. Model gerçekte görülenden keskin bir uzmanlaşma öngörür ve ülke içi dağılım etkilerini göremez.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
Birim emek gereksinimiUnit labour requirementBir birim mal için gereken emek miktarı
Üretim olanakları sınırıProduction possibility frontierKaynaklar tam kullanıldığında üretilebilecek en yüksek mal bileşimleri
Göreli arz eğrisiRelative supply curveDünya üretim oranının göreli fiyata bağlı olarak gösterimi
Göreli talep eğrisiRelative demand curveDünya talep oranının göreli fiyata bağlı olarak gösterimi
Tam uzmanlaşmaComplete specialisationBütün kaynakların tek bir malın üretimine ayrılması
Yoksul emek savıPauper labour argumentDüşük ücretli ülkelerle ticaretin zararlı olduğu iddiası

Kendini sına

  1. (Çıktı 1) Birim emek gereksinimi ile emek verimliliği arasındaki ilişki nedir? Ricardo modelinde üretim olanakları sınırı neden düz bir doğrudur?
  2. (Çıktı 2) Her iki üründe de öbür ülkeyi geride bırakan bir ülke, ticarette neden yine de bir malı ithal eder? Göreli ücretin bu sonuçtaki rolünü açıkla.
  3. (Çıktı 3) Kuzey'de bir birim buğday 4, bir birim kumaş 2 saat; Güney'de bir birim buğday 6, bir birim kumaş 12 saat emek gerektirir. Kuzey'in emeği 1.200, Güney'inki 2.400 saattir. Her ülkenin üretim olanakları sınırının uç noktalarını ve kumaşın buğday cinsinden otarşi fiyatını hesapla. Karşılaştırmalı üstünlükler iki ülke arasında nasıl dağılır?
  4. (Çıktı 3) Üçüncü sorudaki ülkelerde tam uzmanlaşma varsa, kumaşın göreli arzı nedir? Tüketiciler harcamalarının yarısını her mala ayırıyorsa dünya göreli fiyatını bul ve bu fiyatın Kuzey ile Güney'in otarşi fiyatları arasında kalıp kalmadığını kontrol et.
  5. (Çıktı 3) Dördüncü sorudaki dünya fiyatında buğdayın fiyatını 1 al. Kuzey ve Güney'de bir saatlik ücreti hesapla. Göreli ücret, iki ülkenin iki maldaki verimlilik oranlarının arasında mıdır?
  6. (Çıktı 4) Bir sendika temsilcisi, «Ricardo modeli ticaretin herkese kazandırdığını söylüyor, ama bizim fabrikamız kapandı» diyor. Tam uzmanlaşmayı, modelin tek faktör varsayımını, Costinot–Donaldson bulgusunu ve kazancın ülke içindeki dağılımını kullanarak bu itirazı değerlendir.

Cevaplar

  1. Birim emek gereksinimi, emek verimliliğinin tersidir: bir birim mal için gereken saat sayısıdır; verimlilik ise bir saatte üretilen mal miktarıdır. Ricardo modelinde tek faktör emektir ve birim emek gereksinimleri sabittir; bir malın üretiminden bir saat çekip öbürüne aktarmak, her zaman aynı miktarda mal kaybı ve kazancı yaratır. Bu sabit takas oranı, üretim olanakları sınırını düz bir doğru yapar; eğimi, bir malın öbürü cinsinden sabit fırsat maliyetine eşittir.
  2. Ticaretin yönünü mutlak değil, göreli verimlilik ve ücretlerin birlikte belirlediği birim maliyetler belirler. Verimli ülkenin ücretleri de yüksektir; göreli ücreti, iki maldaki verimlilik üstünlüklerinin arasında kalır. Verimlilik üstünlüğünün göreli ücretten küçük olduğu malda, verimli ülkenin birim emek maliyeti daha yüksektir; bu malı ithal etmek, kendi üretmekten daha ucuzdur.
  3. Kuzey: yalnız buğday 1.200 bölü 4, yani 300 birim; yalnız kumaş 1.200 bölü 2, yani 600 birim. Güney: yalnız buğday 2.400 bölü 6, yani 400 birim; yalnız kumaş 2.400 bölü 12, yani 200 birim. Kumaşın buğday cinsinden otarşi fiyatı Kuzey'de 2 bölü 4, yani 0,5; Güney'de 12 bölü 6, yani 2'dir. Kumaş Kuzey'de görece ucuzdur: Kuzey kumaşta, Güney buğdayda karşılaştırmalı üstünlüğe sahiptir. Kuzey iki malda da daha az emek harcadığı hâlde Güney'in buğdayda karşılaştırmalı üstünlüğü vardır.
  4. Tam uzmanlaşmada dünya 600 birim kumaş ve 400 birim buğday üretir; kumaşın göreli arzı 600 bölü 400, yani 1,5'tir. Harcamalar eşit bölündüğünde kumaş miktarının buğday miktarına oranı 1 bölü P'dir. 1 bölü P, 1,5'e eşitse P yaklaşık 0,67'dir. Bu değer 0,5 ile 2 arasındadır; iki ülke de tam uzmanlaşır.
  5. Kuzey'de bir saatte 0,5 birim kumaş üretilir; kumaşın fiyatı yaklaşık 0,67 olduğu için saatlik ücret yaklaşık 0,33'tür. Güney'de bir saatte 1/6 birim buğday üretilir; buğdayın fiyatı 1 olduğu için saatlik ücret yaklaşık 0,167'dir. Kuzey'in göreli ücreti yaklaşık 2'dir. Kuzey buğdayda 6 bölü 4, yani 1,5 kat; kumaşta 12 bölü 2, yani 6 kat daha verimlidir. Göreli ücret 2, 1,5 ile 6 arasındadır.
  6. İtiraz haklıdır ve modelin sınırını gösterir. Ricardo modeli ülkenin bütün olarak kazandığını gösterir, ama tam uzmanlaşma, karşılaştırmalı üstünlüğü olmayan sektörün tamamen küçülmesi ve işçilerinin başka sektörlere geçmesi anlamına gelir. Model tek faktörlüdür ve emeğin sektörler arasında bedelsiz ve anında dolaştığını varsayar; gerçekte beceriler, sermaye ve yerleşim yerleri sektöre bağlıdır ve geçiş maliyetlidir. Costinot ve Donaldson'ın bulgusu da gerçek ekonomilerin modelin öngördüğünden çok daha az uzmanlaştığını, yani uyum süreçlerinin karmaşık olduğunu gösterir. Ülke bütünündeki kazanç, kapanan fabrikanın işçilerine kendiliğinden ulaşmaz; bu yüzden ticaretin dağılım etkileri, telafi mekanizmaları ve geçiş politikaları ayrıca ele alınmalıdır. Sonraki derste ele alacağımız çok faktörlü modeller bu dağılım etkilerini doğrudan gösterir.

İleri okuma

  • G. D. A. MacDougall (1951). «British and American Exports: A Study Suggested by the Theory of Comparative Costs. Part I». Economic Journal 61(244). Ricardo modelinin ilk büyük ampirik sınaması.
  • Arnaud Costinot ve Dave Donaldson (2012). «Ricardo's Theory of Comparative Advantage: Old Idea, New Evidence». American Economic Review 102(3). Tarımsal verimlilik verileriyle modern bir sınama.
  • Bela Balassa (1963). «An Empirical Demonstration of Classical Comparative Cost Theory». Review of Economics and Statistics 45(3). MacDougall testinin 1950 verileriyle tekrarı.
  • Rudiger Dornbusch, Stanley Fischer ve Paul A. Samuelson (1977). «Comparative Advantage, Trade, and Payments in a Ricardian Model with a Continuum of Goods». American Economic Review 67(5). Modelin çok mallı genişlemesi.

Sonraki derse köprü

Bu derste Ricardo modelinin kimin neyi sattığını, fiyatların ve ücretlerin nerede dengelendiğini emek verimliliğindeki farklarla açıkladığını, ama tek faktör kullandığı için ülke içindeki kazanan ve kaybedenleri göremediğini gördük. Gerçek ekonomilerde üretim emek, sermaye ve toprak gibi birden fazla kaynak kullanır ve ülkeler bu kaynaklara farklı miktarlarda sahiptir. Sermayesi bol bir ülke hangi malları ihraç eder ve ticarete açıldığında sermaye sahipleri ile işçilerin gelirleri nasıl değişir? Sıradaki ders Heckscher–Ohlin modelini ele alıyor: kaynak donatımındaki farklılıkların ticaretin yönünü nasıl belirlediğini ve dışa açılmanın bir ülkenin içinde kimin gelirini artırıp kimininkini azalttığını inceleyeceğiz.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • Açılış: iki fabrika yan yana; birinde işçiler her iki ürünü de daha hızlı üretir. Ekranda bir soru belirir: bu ülke neden bir şey ithal etsin?
  • Hikâye: 1937 tarihli iki istatistik tablosu; yirmi beş ürünün her biri için bir çubuk çiftinden oluşan grafik. «2 kat» yazan yatay bir çizgi çekilir ve çubukların hangi tarafta kaldığına göre ihracat bayrakları yerleşir.
  • Kavram: iki ülkenin düz üretim olanakları sınırları farklı eğimlerle çizilir; ardından göreli arz eğrisinin basamakları tek tek belirir ve aşağı eğimli göreli talep eğrisi onu kesen noktada durur.
  • Veri ve kanıt: bir dünya haritası 1,6 milyon küçük karede renklenir; her kare, bir ürün için tarımsal verimliliği gösterir. Yanında öngörülen ve gerçek üretim arasındaki saçılım grafiği belirir.
  • Model: Doğu ve Batı'dan birer işçi; bir saatlik emeklerinin ticaretten önce ve sonra kaç ürüne dönüştüğü iki sütun olarak büyür.
  • Neden önemli: bir ücret çubuğu ile bir verimlilik çubuğu yan yana yükselir; ikisinin birlikte hareket ettiği vurgulanır.

Seslendirme, Ricardo modelini bir serbest ticaret sloganı olarak değil, verimlilik, ücret ve ticaret arasındaki bağı açıklayan bir araç olarak sunar. Modelin göremediği dağılım etkilerini ve gerçek dünyadaki uyum maliyetlerini açıkça vurgular.

Kısa kesit

Dikey, elli saniyelik. Seslendirme: «1937'de Amerikan işçileri neredeyse her işte daha verimliydi.» Ekranda yirmi beş ürün. «Ama ücretleri de iki kat yüksekti.» Kapanış: «Kim ne satacaktı? Cevap, yirmi beş üründen yirmisinde tuttu. Derste.»