Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Tek tek bankaların ihtiyatlı davranışları toplamda sistemi kırılganlaştırabilir; makro ihtiyati politika, riskin zaman boyutunu, yani finansal döngüyü, ve kesit boyutunu, yani kurumlar arası bağlantıları ve yoğunlaşmayı birlikte gözetir.
- Schularick ve Taylor, 1870–2008 döneminde geçmiş kredi büyümesinin finansal krizlerin en iyi öncü göstergesi olduğunu gösterdi; finansal döngü olağan konjonktürden daha uzundur ve zirveleri çoğu zaman krizlerle çakışır.
- Konjonktür karşıtı sermaye tamponu kredi-GSYH açığına göre yüzde 0 ile 2,5 arasında ayarlanır, patlamada biriktirilir ve çöküşte serbest bırakılır; 2020'de pek çok ülke bu tamponu kredi akışını korumak için kullandı.
- Kredi-değer ve borç servisi-gelir sınırları borçlanana yöneliktir; konut fiyatları düştüğünde hanelerin ve bankaların kaybını azaltır, ama ilk kez ev alacaklar için erişimi daraltır ve dikkatli ayar gerektirir.
- Cerutti, Claessens ve Laeven araçların kredi büyümesini yavaşlattığını, ama açık ve gelişmiş ekonomilerde etkinin zayıfladığını ve kaçışın arttığını buldu; faizin finansal istikrar için kullanılması ise maliyet ve fayda hesabına çok duyarlı, tartışmalı bir sorudur.
Öğrenme çıktıları
- Hatırlama — Finansal döngüyü, kredi-GSYH açığını, konjonktür karşıtı sermaye tamponunu, kredi-değer oranı sınırını, borç servisi-gelir oranı sınırını ve stres testini tanımlar.
- Anlama — Tek tek bankaların sağlam olmasının neden sistemin sağlam olduğu anlamına gelmediğini ve sistemin bütününe bakan araçların riskin zaman ve kesit boyutlarını nasıl hedeflediğini açıklar.
- Uygulama — Kredi açığından konjonktür karşıtı tamponun düzeyini, kredi-değer ve borç servisi sınırlarından bir hanenin alabileceği en yüksek krediyi ve konut fiyatı düşüşünün borçlu bilançosuna etkisini hesaplar.
- Değerlendirme — Makro ihtiyati araçların etkinliğine dair kanıtları, sızıntı ve kaçış sorunlarını ve para politikasının finansal istikrar için kullanılıp kullanılmaması tartışmasını birlikte tartar.
Sezgi
Açılış
Bir yangında her birey için en akıllıca davranış, kapıya olabildiğince hızlı koşmaktır. Ama herkes aynı anda koşarsa kapı tıkanır ve kimse çıkamaz. Bireysel olarak doğru olan davranışların toplamı, toplu bir felakete dönüşebilir. Finansal sistemde de benzeri olur: kötü zamanda risklerini azaltmak için varlık satan her banka kendi açısından ihtiyatlı davranır, ama sektörün tamamı aynı hafta satışa geçtiğinde fiyatlar çöker ve hepsi daha fazla zarar eder.
Gölge bankacılık dersi, tehlikenin çoğu zaman bir kurumun içinde değil, kurumları birbirine bağlayan fonlama ilişkilerinde ve eşzamanlı satışlarda saklandığını göstermişti. Bu kursun son dersinde, sistemin bütününü gözeten politikalara bakıyoruz. Kredi patlamalarının neden krizlerin en güçlü habercisi olduğunu, bu patlamaları frenlemek için hangi araçların geliştirildiğini, bu araçlardan hangi sonuçların alındığını ve para politikasıyla nasıl bir ilişki içinde olması gerektiğini inceleyeceğiz.
Hikâye — Dublin'deki vinçler
2000'lerin ortasında İrlanda, Avrupa'nın en hızlı büyüyen ekonomilerinden biriydi. Dublin'in ufku inşaat vinçleriyle doluydu; konut fiyatları yıllarca hızla yükseldi, bankalar konut ve inşaat kredilerini büyük ölçüde yurt dışından borçlanarak finanse etti. Pek çok hane, evinin değerinin tamamına yakınını kredi olarak kullandı. Bankalar tek tek bakıldığında kurallara uyuyordu ve ekonomi güçlü görünüyordu.
2007'de konut fiyatları düşmeye başladı. Eylül 2008'in sonunda İrlanda hükümeti, bankalardan kaçışı durdurmak için ülkedeki büyük bankaların neredeyse bütün yükümlülüklerini güvence altına aldı. Bu güvence, bankaların zararlarını devletin bilançosuna taşıdı. Kasım 2010'da İrlanda, Avrupa Birliği ve IMF'den 85 milyar avroluk bir kurtarma programı almak zorunda kaldı. Resmî istatistik kurumunun düzeltilmiş verilerine göre konut fiyatları 2007'deki zirveden 2013'teki dibe kadar yüzde 54,4 düştü.
Kriz bittikten sonra İrlanda Merkez Bankası farklı bir yol izledi. 9 Şubat 2015'ten itibaren konut kredilerine iki sınır getirdi: kredi evin değerinin çoğu alıcı için yüzde 80'ini, ilk kez ev alanlar için yüzde 90'ını aşamayacaktı; kredi tutarı da borçlunun brüt yıllık gelirinin 3,5 katını geçemeyecekti. Kurallar, tek tek bankaların güvenliği için değil, bir sonraki konut patlamasının bütün ekonomiyi yeniden sürüklemesini önlemek için tasarlanmıştı. Kurallar tartışmalıydı: ev almak zorlaşmıştı. Ama bir ülke, kredi ile konut fiyatlarının birbirini beslediği döngüyü baştan frenlemeye karar vermişti.
Kavram
İrlanda'nın deneyimi, kriz öncesinde bankaların tek tek sağlam görünürken sistemin bütününde büyük bir kırılganlığın biriktiğini gösterir. Bu kırılganlık, kredinin ve varlık fiyatlarının birlikte hareket ettiği uzun dalgalanmalarda birikir.
Döngünün hangi aşamada olduğunu ölçmek kolay değildir. Uluslararası standartlar, bunun için basit bir ölçüyü başlangıç noktası olarak önerir.
Kredi hızla büyürken bankaların daha fazla sermaye biriktirmesi, çöküş geldiğinde harcanabilecek bir yastık oluşturur. Basel III bu fikri bir araca dönüştürdü.
Bazı araçlar bankaların bilançosuna değil, doğrudan borçlanan hanelere yöneliktir. En yaygın olanı, kredinin teminat değerine oranına konan sınırdır.
Teminat sınırı tek başına yetmeyebilir; borçlunun ödeme gücüne de bakmak gerekir. Bu yüzden kredi-değer sınırları çoğu zaman gelire dayalı sınırlarla birlikte kullanılır.
Tamponların hangi büyüklükte tutulacağına karar vermek için, kötü bir senaryoda ne olacağını önceden hesaplamak gerekir. Düzenleyiciler bunu düzenli bir sınava dönüştürdü.
Veri ve kanıt
Bu bulgu, makro ihtiyati politikanın temel gerekçelerinden biri oldu. Krizler kredi patlamalarıyla öngörülebiliyorsa, bu patlamaları zamanında frenleyen araçlar krizlerin sıklığını ve derinliğini azaltabilir. Ama öngörü gücü, her kredi patlamasının bir krizle bittiği anlamına gelmez: bazı hızlı kredi büyümeleri, gerçek bir finansal derinleşmeyi ya da verimlilik artışını yansıtır. Politika yapıcının güçlüğü, sağlıklı büyümeyi riskli patlamadan gerçek zamanlı olarak ayırt etmektir.
Bu çalışma, araçların işe yaradığına dair umut verici ama ölçülü bir tablo çizer. Yazarlar ayrıca araçların patlama dönemlerinde çöküş dönemlerinden daha etkili olduğunu buldu: kredi büyümesini frenlemek, çöküşte krediyi yeniden canlandırmaktan daha kolaydır. Yurt dışından borçlanmanın artması ise, önceki derste gördüğümüz kaçış sorununun makro ihtiyati politikada da geçerli olduğunu gösterir: bir kanal kapatıldığında borçlanma başka bir kanaldan sürebilir.
Yaygın yanlış«Her banka sağlam olduğu sürece finansal sistem de sağlamdır; sistemi korumanın yolu tek tek bankaları denetlemektir.»
Tek tek bankaların ihtiyatlı davranışları toplamda sistemi kırılganlaştırabilir: kötü zamanda hepsi aynı anda varlık sattığında fiyatlar düşer ve hepsi zarar eder. Bankalar benzer varlıklar tuttuğunda ve birbirine bağlı olduğunda, bir şok hepsini birlikte vurur. Makro ihtiyati politika, bu toplu davranışları ve bağlantıları gözetmek için vardır.
Yaygın yanlış«Konut kredilerine kredi-değer sınırı koymak, yalnızca ev almayı zorlaştıran ve kimseye yararı olmayan bir kısıtlamadır.»
Bu sınırlar gerçekten bazı haneler için ev almayı geciktirir ve bu bir maliyettir. Ama konut fiyatları düştüğünde düşük peşinatla borçlanmış hanelerin borcu evin değerini aşar, harcamalarını keser ve temerrüde düşme olasılıkları artar. Sınırlar, bu kırılganlığı baştan azaltarak hem haneleri hem de bankacılık sistemini korumayı amaçlar; maliyeti ile faydası arasındaki denge ülkeden ülkeye ve dönemden döneme değişir.
Neden önemli?
Bir bankacılık krizinin maliyeti, onu önlemenin maliyetinden çok daha büyük olabilir. Krizler yalnızca bankaların sahiplerini değil, işini kaybeden çalışanları, borcu evinin değerini aşan haneleri ve kurtarma programlarını finanse eden vergi mükelleflerini etkiler. Makro ihtiyati politika, bu maliyeti azaltmak için kredinin ve borçluluğun sistemin bütününde nasıl biriktiğini izler ve gerektiğinde frenler.
Türkiye'de 2010'ların başından itibaren tüketici kredilerinde vade sınırları, kredi kartlarında taksit kısıtlamaları ve konut kredilerinde kredi-değer oranı sınırları gibi araçlar kullanıldı; 2011'de kurulan Finansal İstikrar Komitesi, sistemik risklerin kurumlar arasında koordineli biçimde izlenmesini amaçladı. Önceki derslerde gördüğümüz gibi, Türkiye'de makroihtiyati tedbirler zaman zaman hangi kredinin büyüyeceğini ve mevduatın hangi para biriminde tutulacağını etkilemek için de kullanıldı. Bu ders, bir hanenin ne zaman ve nasıl borçlanması gerektiğine dair bir tavsiye vermez; amacı, konut ve tüketici kredilerine uygulanan kuralların arkasındaki sistemik mantığı anlamaktır.
Model
Mikro bakıştan makro bakışa
Önceki derslerde gördüğümüz sermaye ve likidite kuralları, esas olarak tek tek bankaların batmamasını hedefler. Bu yaklaşım, sistemi sağlam bankaların toplamı olarak görür. Ama sistemin bütünü parçaların toplamından farklı davranabilir. Bir bankanın kötü zamanda kredi vermeyi kısması ya da varlık satması kendi açısından doğrudur; bütün bankalar aynı anda bunu yaptığında ise kredi kurur, varlık fiyatları düşer ve durgunluk derinleşir.
Uluslararası Ödemeler Bankası'nın o dönemki genel müdürü Andrew Crockett, 2000'de yaptığı bir konuşmada bu ayrımı merkeze koydu ve finansal istikrarın «mikro» ve «makro» ihtiyati boyutlarının birleştirilmesi gerektiğini savundu. Fikir 2008 krizine kadar sınırlı ilgi gördü; krizden sonra ise düzenlemenin temel ilkelerinden biri hâline geldi.
Riskin iki boyutu
Sistemik risk iki boyutta birikir. Zaman boyutunda risk, finansal döngü boyunca değişir: patlama döneminde kredi, kaldıraç ve varlık fiyatları birlikte yükselir, riskler olduğundan küçük algılanır ve tamponlar incelir. Çöküş döneminde ise aynı mekanizma ters yönde işler. Bu boyuta yönelik araçlar, patlamada tampon biriktirmeyi ve çöküşte bu tamponları kullanmayı amaçlar.
Kesit boyutunda risk, belirli bir anda kurumlar arasındaki bağlantılarda, benzer varlıklarda yoğunlaşmada ve büyük kurumların batışının yaratacağı etkide birikir. Bu boyuta yönelik araçlar, sistem için önemli kurumlara ek sermaye koyar, kurumlar arasındaki bağlantıları sınırlar ve ortak risklere karşı dayanıklılığı sınar. İki boyut birbirini besler: patlama döneminde bağlantılar ve yoğunlaşma da artar.
Finansal döngü neden ayrı bir döngüdür?
Claudio Borio, Uluslararası Ödemeler Bankası'ndaki çalışmalarında, kredi ve konut fiyatlarından oluşan finansal döngünün olağan konjonktür dalgalanmasından çok daha uzun sürdüğünü vurguladı. Olağan durgunluklar birkaç yıllık aralıklarla gelirken, finansal döngüler on altı ile yirmi yıl arasında sürebiliyordu. Zirveleri de çoğu zaman bankacılık krizleriyle çakışıyordu.
Bu gözlemin politika açısından önemi büyüktür. Yalnızca enflasyona ve kısa vadeli büyümeye bakan bir politika, finansal döngünün yükselişini gözden kaçırabilir; enflasyon düşük ve büyüme istikrarlıyken kredi ve konut fiyatları tehlikeli biçimde şişebilir. Orta düzey makroiktisat kursunda gördüğümüz finansal hızlandıran mekanizması, döngünün kendi kendini nasıl beslediğini açıklar: varlık fiyatları yükseldikçe teminat değeri artar, teminat arttıkça kredi genişler.
Kredi açığı ve tamponun ayarlanması
Basel Komitesi, konjonktür karşıtı tamponun ne zaman devreye gireceğine karar verirken kredi-GSYH açığını başlangıç noktası olarak önerdi. Açık 2 puanın altındaysa tampon sıfırdır; 2 ile 10 puan arasında tampon doğrusal olarak artar ve açık 10 puana ulaştığında yüzde 2,5'lik üst sınıra varır. Bu kural bağlayıcı değildir: yetkililer başka göstergelere de bakarak kendi yargılarını kullanır.
Tamponun asıl değeri, kötü zamanda serbest bırakılabilmesidir. Çöküş geldiğinde tampon sıfıra indirilir ve bankalar biriktirdikleri sermayeyi, kredi vermeyi kesmeden zararlarını karşılamak için kullanabilir. Böylece tampon, bankaların kötü zamanda hep birlikte kredi kısmasının önüne geçmeyi amaçlar.
Çözümlü örnek — Tamponun hesabı
Bir ülkede kredi-GSYH açığı 6 puan olsun. Basel Komitesi'nin önerdiği kurala göre tampon, açığın 2 puanı aşan kısmının, yani 4 puanın, 2 ile 10 arasındaki 8 puanlık aralığa oranıyla yüzde 2,5'in çarpımıdır. 4'ün 8'e oranı yarımdır; tampon yüzde 1,25 olur.
Risk ağırlıklı varlıkları 800 milyar lira olan bir banka, bu tampon nedeniyle 10 milyar lira ek çekirdek sermaye tutmak zorundadır. Açık 10 puana ya da üzerine çıkarsa ek sermaye 20 milyar liraya ulaşır. Durgunluk geldiğinde tampon sıfıra indirilirse, banka bu 10 ya da 20 milyar lirayı zararlarını karşılamak için kullanabilir ve kredi vermeyi kısmak zorunda kalmadan asgari gereklilikleri karşılamayı sürdürür.
Tamponun serbest bırakılması: 2020
Covid-19'un ilk dalgasında, 2020 baharında İngiltere Merkez Bankası konjonktür karşıtı tamponu yüzde 1'den sıfıra indirdi ve bankaların bu sermayeyi kredi vermeyi sürdürmek için kullanmasını istedi. Pek çok ülke benzer adımlar attı. Bu, aracın tasarlandığı gibi kullanıldığı ilk büyük örneklerden biriydi.
Deneyim bir sınırı da gösterdi. Tamponu olmayan ya da düşük tutan ülkelerin serbest bırakacak sermayesi yoktu. Bu yüzden bazı ülkeler, döngünün olağan bir döneminde bile tamponu sıfırın üzerinde tutmayı benimsedi. İngiltere, olağan koşullardaki tampon düzeyini yüzde 2 olarak belirledi ve 2023'te tamponu bu düzeye çıkardı.
Borçluya dönük araçlar
Konjonktür karşıtı tampon bankaların dayanıklılığını artırır, ama kredinin kendisini doğrudan frenlemez. Kredi-değer ve borç servisi-gelir sınırları ise doğrudan borçlanana yöneliktir. Kredi-değer sınırı, konut fiyatları düştüğünde borcun evin değerini aşma riskini azaltır; borç servisi-gelir sınırı ise faizler yükseldiğinde ya da gelir düştüğünde hanelerin ödemelerini sürdürebilmesini sağlar.
Bu araçlar bir de otomatik fren işlevi görür. Konut fiyatları yükseldikçe aynı kredi-değer sınırı daha yüksek bir peşinat gerektirir; gelire dayalı sınırlar da kredinin gelirden hızlı büyümesine izin vermez. Böylece kredi ile konut fiyatlarının birbirini beslediği döngü yavaşlar.
Çözümlü örnek — Sınırlar ve borçlu bilançosu
Değeri 2 milyon lira olan bir ev için kredi-değer sınırı yüzde 80 ise, alınabilecek en yüksek kredi 1,6 milyon liradır ve hanenin 400 bin lira peşinat koyması gerekir. Hanenin aylık geliri 60 bin lira ve borç servisi-gelir sınırı yüzde 40 ise, hane bütün borçları için ayda en fazla 24 bin lira taksit ödeyebilir; kredi tutarı bu taksitle ödenebilecek düzeyle de sınırlanır.
Şimdi konut fiyatlarının yüzde 25 düştüğünü ve evin değerinin 1,5 milyon liraya indiğini düşünelim. Yüzde 80 sınırla 1,6 milyon lira borçlanmış hanenin borcu evin değerini 100 bin lira aşar. Aynı evi yüzde 95 kredi-değer oranıyla, yani 1,9 milyon lira borçla almış bir hanenin borcu ise evin değerini 400 bin lira aşar. İkinci hane evi satsa bile borcunu kapatamaz; bu durumdaki haneler harcamalarını keser ve temerrüde düşme olasılıkları artar. Rakamlar öğretici bir örnektir, bir hanenin borçlanma kararı için ölçüt değildir.
İrlanda'nın kalibrasyon sorunu
İrlanda Merkez Bankası'nın 2015 kuralları, konut fiyatlarının ve kredinin yeniden hızla şişmesini önlemeyi amaçlıyordu. Ama kurallar uygulandıkça bir başka sorun belirdi: konut arzı yetersiz kaldığı için fiyatlar ve kiralar yükselmeye devam ediyor, sınırlar ise ilk kez ev alacakların önüne engel oluşturuyordu. Banka, kuralları düzenli olarak gözden geçirdi ve 2022'deki değerlendirmesinin ardından ilk kez ev alanlar için gelir sınırını 3,5 kattan 4 kata çıkardı.
Bu deneyim, makro ihtiyati araçların bir ayar sorunu olduğunu gösterir. Sınırlar çok gevşekse döngüyü frenlemez; çok sıkıysa konut sahipliğine erişimi daraltır ve kredi talebini düzenlemenin dışındaki kaynaklara yönlendirebilir. Araçların kendileri de konut arzı gibi yapısal sorunları çözemez; yalnızca finansal kırılganlığın birikmesini sınırlar.
Stres testleri ve kesit boyutu
ABD'de Mayıs 2009'da, 19 büyük bankanın ağır bir durgunluk senaryosunda ne kadar zarar edeceğini hesaplayan bir sermaye değerlendirmesi yapıldı ve sermayesi yetersiz görülen bankalardan ek sermaye bulmaları istendi. Sonuçların kamuya açıklanması, bankaların durumuna dair belirsizliği azaltarak güvenin geri gelmesine yardımcı oldu. O tarihten bu yana stres testleri, pek çok ülkede düzenli bir denetim aracına dönüştü.
Stres testleri kesit boyutunun da aracıdır: bütün bankalara aynı senaryo uygulandığında, ortak zayıflıklar ve benzer varlıklarda yoğunlaşma görünür hâle gelir. Ama testlerin sınırı, senaryoların hayal gücüyle sınırlı olmasıdır. 2023'te batan bazı bankaların asıl sorunu olan hızlı faiz artışları ve dijital mevduat kaçışı, önceki senaryolarda yeterince ağır yer almamıştı.
Döviz kaynaklı riskler
Gelişmekte olan ekonomilerde sistemik riskin önemli bir kaynağı, döviz cinsinden borçlanmadır. Borcu döviz, geliri yerel para olan şirketler ve haneler için, sert bir kur düşüşü bilançoyu bir anda bozar. Cerutti, Claessens ve Laeven'in bulgusu, gelişmekte olan ülkelerin makro ihtiyati araçları en sık bu riskler için kullandığını gösterir: döviz kredilerine sınırlar, bankaların açık döviz pozisyonlarına sınırlar ve döviz yükümlülüklerine farklı zorunlu karşılık oranları bunun örnekleridir.
Türkiye'de de 2009'da hanelerin döviz cinsinden borçlanması kısıtlandı; 2018'de ise döviz geliri olmayan şirketlerin döviz kredisi kullanmasına sınırlar getirildi. Bu araçların amacı, sermaye akımlarının ve kur hareketlerinin bilançolar yoluyla bir krize dönüşme olasılığını azaltmaktı.
Sızıntı ve kaçış
Her makro ihtiyati sınır, onun dışına kaçma teşviki yaratır. Bankalara konan sınırlar, kredinin banka dışı kurumlara ya da yabancı bankaların şubelerine kaymasıyla aşılabilir; hane kredilerine konan sınırlar, tüketici kredisi ya da aile içi borçlanma gibi kanallarla dolanılabilir. Cerutti, Claessens ve Laeven'in bulduğu yurt dışından borçlanma artışı, bu kaçışın bir göstergesidir.
Önceki derste gördüğümüz gölge bankacılık, bu sorunun en büyük örneğidir. Bu yüzden bugünkü tartışma, makro ihtiyati araçların yalnızca bankaları değil, banka benzeri işlevleri üstlenen bütün kurumları ve belirli faaliyetleri kapsaması gerektiği yönündedir. Ülkeler arası işbirliği de önemlidir: bir ülkenin koyduğu tamponu, o ülkede faaliyet gösteren yabancı bankaların da tanıması, kaçışı sınırlayan bir mekanizmadır.
Para politikası rüzgâra karşı eğilmeli mi?
Makro ihtiyati araçlar yeterli değilse, merkez bankası kredi patlamalarını frenlemek için faizi de kullanmalı mıdır? Bu yaklaşıma «rüzgâra karşı eğilmek» denir. Savunucuları, faizin bütün finansal sisteme ulaştığını ve kaçış kanallarının hiçbirinin faizden kaçamadığını vurgular. Karşı çıkanlar ise faizin kredi patlamalarını frenlemek için çok kaba bir araç olduğunu, bunu yapmanın işsizliği ve enflasyonu hedeften uzaklaştıracağını savunur.
İsveç Merkez Bankası 2010–2011'de, hane borçlarındaki artışı da gerekçe göstererek faizleri artırdı. Sonraki yıllarda enflasyon hedefin altında kaldı ve işsizlik yükseldi; kararlar, dönemin kurul üyelerinden Lars Svensson başta olmak üzere pek çok iktisatçı tarafından eleştirildi. Svensson 2017'de yayımladığı bir çalışmada, rüzgâra karşı eğilmenin maliyetinin, kriz olasılığını azaltmaktan beklenen faydadan çok daha büyük olduğunu savundu. Bu görüşe itiraz edenler ise hesabın kriz maliyetinin ve kriz olasılığının nasıl ölçüldüğüne çok duyarlı olduğunu hatırlatır.
Çözümlü örnek — Maliyet ve fayda
Bir merkez bankası, kredi büyümesini frenlemek için faizi bir yıl boyunca bir puan yüksek tutmayı düşünsün. Varsayımsal bir modele göre bu, o yıl üretimi yüzde 0,5 düşürüyor ve önümüzdeki yıllarda bir bankacılık krizi yaşanma olasılığını yüzde 3'ten yüzde 2,8'e indiriyor. Bir krizin ekonomiye maliyeti ise üretimin yüzde 20'si kadar olsun.
Beklenen fayda, kriz olasılığındaki 0,2 puanlık düşüşün kriz maliyetiyle çarpımıdır: 0,002 çarpı 20, yani üretimin yüzde 0,04'ü. Bu fayda, yüzde 0,5'lik kesin maliyetin çok altındadır. Ama kriz maliyeti yüzde 50 alınır, faiz artışının kriz olasılığına etkisi de çok daha büyük varsayılırsa sonuç değişebilir. Tartışmanın özü, bu iki parametrenin ne olduğu konusundaki belirsizliktir; varsayımsal rakamlar yalnızca hesabın yapısını gösterir.
Kurumsal yapı ve siyasal ekonomi
2008'den sonra pek çok ülke makro ihtiyati politika için özel kurumlar oluşturdu. İngiltere'de merkez bankası bünyesinde bir finansal politika kurulu, Avrupa Birliği'nde Avrupa Sistemik Risk Kurulu, ABD'de ise birden fazla düzenleyiciyi bir araya getiren bir finansal istikrar gözetim konseyi kuruldu. Bu kurumların ortak amacı, farklı düzenleyicilerin gözünden kaçabilecek sistemik riskleri bir arada izlemektir.
Makro ihtiyati politikanın en zor yanı ise siyasaldır. ABD Merkez Bankası'nın eski başkanı William McChesney Martin'in 1955'teki ünlü benzetmesiyle, merkez bankası «parti tam coşkuluyken punç kâsesini kaldıran» kurumdur. Kredi patlaması sürerken konut alıcıları, bankalar ve hükümetler sınırlardan hoşlanmaz; fayda ise yaşanmayan bir kriz olarak görünmez kalır. Bu yüzden makro ihtiyati kurumların bağımsızlığı, açık görev tanımı ve kamuya hesap verme mekanizmaları, araçların teknik tasarımı kadar belirleyicidir.
Uygulama
Özet kartı
- Tek tek bankaların ihtiyatlı davranışları toplamda sistemi kırılganlaştırabilir; makro ihtiyati politika, riskin zaman boyutunu, yani finansal döngüyü, ve kesit boyutunu, yani kurumlar arası bağlantıları ve yoğunlaşmayı birlikte gözetir.
- Schularick ve Taylor, 1870–2008 döneminde geçmiş kredi büyümesinin finansal krizlerin en iyi öncü göstergesi olduğunu gösterdi; finansal döngü olağan konjonktürden daha uzundur ve zirveleri çoğu zaman krizlerle çakışır.
- Konjonktür karşıtı sermaye tamponu kredi-GSYH açığına göre yüzde 0 ile 2,5 arasında ayarlanır, patlamada biriktirilir ve çöküşte serbest bırakılır; 2020'de pek çok ülke bu tamponu kredi akışını korumak için kullandı.
- Kredi-değer ve borç servisi-gelir sınırları borçlanana yöneliktir; konut fiyatları düştüğünde hanelerin ve bankaların kaybını azaltır, ama ilk kez ev alacaklar için erişimi daraltır ve dikkatli ayar gerektirir.
- Cerutti, Claessens ve Laeven araçların kredi büyümesini yavaşlattığını, ama açık ve gelişmiş ekonomilerde etkinin zayıfladığını ve kaçışın arttığını buldu; faizin finansal istikrar için kullanılması ise maliyet ve fayda hesabına çok duyarlı, tartışmalı bir sorudur.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Finansal döngü | Financial cycle | Kredi ve varlık fiyatlarının birlikte yükselip düştüğü uzun dalga |
| Kredi-GSYH açığı | Credit-to-GDP gap | Kredinin hasılaya oranının uzun dönem eğiliminden sapması |
| Konjonktür karşıtı sermaye tamponu | Countercyclical capital buffer | Patlamada biriktirilip çöküşte serbest bırakılan ek sermaye |
| Kredi-değer oranı sınırı | Loan-to-value limit | Kredinin teminat değerine oranı için konan üst sınır |
| Borç servisi-gelir oranı sınırı | Debt-service-to-income limit | Borç taksitlerinin gelire oranı için konan üst sınır |
| Stres testi | Stress test | Ağır bir senaryoda bankaların dayanıklılığının sınanması |
Kendini sına
- (Çıktı 1) Makro ihtiyati politikanın zaman boyutu ile kesit boyutu arasındaki fark nedir? Her boyuta yönelik birer araç örneği ver.
- (Çıktı 2) Bankaların tek tek ihtiyatlı davranışları neden toplamda sistemi kırılganlaştırabilir? Konjonktür karşıtı tampon bu toplu davranışa karşı ne sunar?
- (Çıktı 3) Kredi-GSYH açığı 4 puan olan bir ülkede Basel Komitesi'nin önerdiği kurala göre tampon kaç olur? Risk ağırlıklı varlıkları 1.200 milyar lira olan bir banka ne kadar ek sermaye tutmalıdır?
- (Çıktı 3) Değeri 3 milyon lira olan bir ev için kredi-değer sınırı yüzde 75'tir. En yüksek kredi ve gereken peşinat nedir? Konut fiyatları yüzde 30 düşerse, bu sınırla borçlanmış hanenin borcu evin değerini aşar mı?
- (Çıktı 2) Kredi-değer ve borç servisi-gelir sınırları, kredi ile konut fiyatları arasındaki döngüyü nasıl yavaşlatır?
- (Çıktı 4) Bir köşe yazarı, «Merkez bankası konut fiyatları ve kredi hızla artarken faizi yükseltmeli; makro ihtiyati araçlar zaten kolayca aşılıyor» diyor. Svensson'un maliyet-fayda argümanını, Cerutti–Claessens–Laeven bulgularını ve İsveç deneyimini kullanarak bu öneriyi sına.
Cevaplar
- Zaman boyutu, riskin finansal döngü boyunca birikmesi ve çözülmesiyle ilgilidir; patlamada tampon biriktirmeyi ve çöküşte kullanmayı amaçlar. Konjonktür karşıtı sermaye tamponu ve kredi-değer sınırı bu boyutun araçlarıdır. Kesit boyutu, belirli bir anda kurumlar arasındaki bağlantılar ve yoğunlaşmayla ilgilidir; sistem için önemli bankalara ek sermaye ve bütün bankalara aynı senaryonun uygulandığı stres testleri bu boyutun araçlarıdır.
- Kötü zamanda risklerini azaltmak için kredi kısan ve varlık satan her banka kendi açısından ihtiyatlıdır; ama hepsi aynı anda bunu yaptığında kredi kurur, varlık fiyatları düşer ve durgunluk derinleşir. Konjonktür karşıtı tampon, patlama döneminde ek sermaye biriktirilmesini ve çöküşte serbest bırakılmasını sağlar; böylece bankalar zararlarını bu sermayeyle karşılayıp kredi vermeyi kesmek zorunda kalmaz.
- Açığın 2 puanı aşan kısmı 2 puandır; bu, 8 puanlık aralığın dörtte biridir. Tampon, yüzde 2,5'in dörtte biri olan yüzde 0,625'tir. Banka, 1.200 milyar liranın yüzde 0,625'i olan 7,5 milyar lira ek çekirdek sermaye tutmalıdır.
- En yüksek kredi 3 milyon liranın yüzde 75'i olan 2,25 milyon liradır; gereken peşinat 750 bin liradır. Konut fiyatları yüzde 30 düşerse evin değeri 2,1 milyon liraya iner; 2,25 milyon liralık borç evin değerini 150 bin lira aşar. Sınır riski ortadan kaldırmamış, ama daha yüksek bir kredi-değer oranına göre belirgin biçimde küçültmüştür.
- Kredi-değer sınırı, konut fiyatları yükseldikçe daha yüksek bir peşinat gerektirir; bu, fiyat artışının kredi artışına dönüşmesini sınırlar. Borç servisi-gelir sınırı ise kredinin gelirden hızlı büyümesine izin vermez; konut fiyatları gelirden hızlı yükseldiğinde hanelerin alabileceği kredi fiyat artışına yetişemez. İki sınır birlikte, kredi ile fiyatların birbirini beslediği döngüyü yavaşlatır.
- Görüşün bir dayanağı vardır: Cerutti, Claessens ve Laeven makro ihtiyati araçların açık ve gelişmiş ekonomilerde daha zayıf olduğunu ve kaçışın arttığını buldu; faiz ise bütün sisteme ulaşır. Ama Svensson'a göre faizi finansal istikrar için yükseltmenin kesin maliyeti, kriz olasılığındaki küçük düşüşten beklenen faydayı büyük ölçüde aşar. İsveç'in 2010–2011 deneyimi de enflasyonun hedefin altında kaldığı ve işsizliğin yükseldiği bir sonuç verdi. Hesabın kriz maliyeti ve olasılığı varsayımlarına duyarlı olduğu da unutulmamalıdır. Bu yüzden yaygın görüş, faizi finansal istikrar için ancak son çare olarak kullanmak ve öncelikle kaçış kanallarını da kapsayan daha iyi tasarlanmış makro ihtiyati araçlara yönelmektir.
İleri okuma
- Moritz Schularick ve Alan M. Taylor (2012). «Credit Booms Gone Bust: Monetary Policy, Leverage Cycles, and Financial Crises, 1870–2008». American Economic Review 102(2). Kredi patlamaları ile krizler arasındaki ilişki.
- Eugenio Cerutti, Stijn Claessens ve Luc Laeven (2017). «The Use and Effectiveness of Macroprudential Policies: New Evidence». Journal of Financial Stability 28. Makro ihtiyati araçların ülkeler arası kullanımı ve etkisi.
- Claudio Borio (2014). «The Financial Cycle and Macroeconomics: What Have We Learnt?». Journal of Banking and Finance 45. Finansal döngünün özellikleri ve politika sonuçları.
- Lars E. O. Svensson (2017). «Cost-Benefit Analysis of Leaning against the Wind». Journal of Monetary Economics 90. Faizin finansal istikrar için kullanılmasının maliyet ve faydası.
Sonraki derse köprü
Burada paranın, bankaların ve finansal piyasaların ekonomideki yerini inceleyen kursu tamamladık. Kurs boyunca para arzının nasıl yaratıldığından bankaların ekonomideki rolüne, faizlerin ve getiri eğrisinin belirlenmesinden merkez bankası bağımsızlığına, enflasyon hedeflemesine, politika araçlarına ve parasal genişlemeye, banka hücumlarından sermaye kurallarına, gölge bankacılığa ve sistemin bütününü gözeten politikalara uzandık. Bu yolda sık sık aynı türden sorularla karşılaştık: merkez bankası bağımsızlığı enflasyonu gerçekten düşürür mü, tahvil alımları faizleri ne kadar etkiledi, makro ihtiyati araçlar krediyi yavaşlattı mı? Bu soruların cevabı, verilerden neden-sonuç ilişkisi çıkarmayı gerektirir. Sıradaki ders, ekonometri kursunun ilk dersi olarak ekonometrinin amacını ele alıyor: iktisatçılar verilerle neyi ölçmeye çalışır, bir ilişkiyi tahmin etmek ile bir nedenselliği göstermek arasındaki fark nedir ve ekonomik verinin kendine özgü güçlükleri nelerdir?