İçeriğe geç

Ders EKO-203.10 · Seviye 2 — Orta

Finansal düzenleme ve Basel kriterleri

EKO-203 Para, Banka ve Finansal Piyasalar

3.964 kelime · yaklaşık 18 dakika okuma · seslendirme 8 dk · veriler Eylül 2026 itibarıyla

Katmanlar:SezgiModel

  • risk ağırlıklı varlıklar
  • çekirdek sermaye
  • kaldıraç oranı
  • likidite karşılama oranı
  • net istikrarlı fonlama oranı
  • düzenleyici arbitraj
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Bankalar, mevduat sigortası ve kurtarma beklentisi nedeniyle alacaklılarınca yeterince izlenmez ve batışlarının maliyetinin bir kısmı başkalarına kalır; sermaye ve likidite kuralları bu iki dışsallığı telafi etmeye çalışır.
  2. Sermaye bir finansman kaynağı ve zararlara karşı bir tampondur; düşük sermaye iyi zamanda getiriyi büyütür, kötü zamanda zararı büyütür ve bankayı batışa yaklaştırır.
  3. Basel I basit risk kovaları ve yüzde 8'lik asgari oran getirdi; Basel II bankaların kendi risk modellerine izin verdi; Basel III sermayenin miktarını ve kalitesini artırdı, bir kaldıraç oranı ve iki likidite ölçüsü ekledi.
  4. Haldane ve Madouros, kriz öncesindeki basit kaldıraç oranının batan bankaları karmaşık risk ağırlıklı orandan daha iyi ayırdığını gösterdi; Kashyap, Stein ve Hanson ise sermaye oranındaki 10 puanlık artışın kredi faizlerini yalnızca 25–45 baz puan yükselteceğini tahmin etti.
  5. Kayıp üstlenme araçları kamunun kurtarma yükünü azaltmayı amaçlar ama 2023'teki İsviçre örneği öngörülebilirlik sorularını doğurdu; her sıkılaştırma da faaliyetin kuralların dışına kaymasına yönelik bir teşvik yaratır.

Öğrenme çıktıları

  • Hatırlama — Risk ağırlıklı varlıkları, çekirdek sermayeyi, kaldıraç oranını, likidite karşılama oranını, net istikrarlı fonlama oranını ve düzenleyici arbitrajı tanımlar.
  • Anlama — Bankaların neden kendi başlarına toplum için yeterli sermaye ve likidite tutmadığını ve Basel standartlarının bu açığı hangi araçlarla kapatmaya çalıştığını açıklar.
  • Uygulama — Bir bankanın risk ağırlıklı sermaye oranını, kaldıraç oranını ve likidite karşılama oranını hesaplar; risk ağırlıklarındaki bir değişikliğin bu oranları nasıl farklı etkilediğini gösterir.
  • Değerlendirme — Daha yüksek sermaye gerekliliklerinin maliyetine ve karmaşık risk ölçümlerinin güvenilirliğine dair kanıtları, kredinin düzenlemenin dışına kayma riskiyle birlikte tartar.

Sezgi

Açılış

Bir banka batarsa, zararı yalnızca sahipleri üstlenmez. Mevduat sahipleri, ondan kredi alan şirketler, ona borç vermiş öbür bankalar ve mevduat sigortasını finanse eden kamu da bedelin bir kısmını öder. Bankanın sahipleri ise kâr ederken kazancın tamamını alır. Kazancın özel, kaybın kısmen toplumsal olduğu bir işte, bankaların risk alma kararlarını yalnızca kendi hesaplarına bırakmak yeterli değildir.

Önceki derste hücumlara karşı geliştirilen güvencelerin, bankalara daha fazla risk alma teşviki de verdiğini gördük. Bu derste bu teşviki sınırlamak için kurulan kurallara bakıyoruz: bankaların ne kadar sermaye tutması, bu sermayenin riskleri nasıl yansıtması ve ani bir para çekişini karşılamak için elinde hangi hazır kaynakları tutması gerektiğine. Uluslararası standartların nasıl doğduğunu, 2008 krizinden sonra nasıl değiştiğini ve hâlâ tartışılan sınırlarını inceleyeceğiz.

Hikâye — Köln'de kapanan kepenk

26 Haziran 1974'te Batı Almanya'nın bankacılık denetim otoritesi, döviz işlemlerinde büyük zararlar biriktiren Köln merkezli Bankhaus Herstatt'ın faaliyet iznini kaldırdı. Karar, Alman iş gününün sonunda açıklandı. O gün Herstatt'la döviz işlemi yapan yabancı bankalar, sabah saatlerinde Almanya'da markları ödemişti; karşılığında alacakları dolarlar ise saat farkı nedeniyle New York'ta henüz ödenmemişti. Banka kapanınca bu dolarlar hiç gelmedi.

Olay, ulusal sınırları aşan bir bankacılık sisteminin ulusal kurallarla denetlenmesinin tehlikesini gösterdi. Bir ülkede kapanan bir banka, başka bir kıtadaki bankaları zarara uğratabiliyordu; kimin neyi denetleyeceği ise belli değildi. Aynı yılın sonunda on büyük sanayi ülkesinin merkez bankası başkanları, İsviçre'nin Basel kentindeki Uluslararası Ödemeler Bankası çatısı altında bir bankacılık denetim komitesi kurdu. Komite ilk toplantısını Şubat 1975'te yaptı.

Komitenin ilk işi, yabancı şubelerin denetiminde sorumluluğun ülkeler arasında nasıl paylaşılacağını belirleyen bir ilkeler metni oldu. Asıl etkisi ise 1988'de geldi: bankaların riskli varlıklarına karşı en az yüzde 8 oranında sermaye tutmasını öngören ilk uluslararası sermaye uzlaşması. Komitenin kararlarının hukuken bağlayıcılığı yoktu, ama bugün 28 ülke ve bölgeden 45 kurumu bir araya getiren bu yapı, dünyanın hemen her yerinde banka düzenlemesinin dilini belirliyor. Almanca bir bankanın adı ise, döviz işlemlerinde bir tarafın ödeyip öbürünün ödeyemediği riskin adı olarak finans sözlüklerine yerleşti.

Kavram

Sermaye kurallarının ilk sorusu, bir bankanın varlıklarının ne kadar riskli olduğunu ölçmektir. Bütün varlıkları aynı saymak, devlet tahvili tutan bir bankayla riskli şirket kredileri veren bir bankayı eşitlerdi.

Sermayenin her türü aynı dayanıklılıkta değildir. 2008 krizi, bazı sermaye araçlarının kayıp anında zararı üstlenmediğini gösterdi.

Risk ağırlıkları yanlış ölçülebilir ya da bilinçli olarak düşük tutulabilir. Bu yüzden risk ağırlıklarından bağımsız, yalın bir ölçü de eklendi.

Sermaye, bankanın zararlara dayanmasını sağlar; ama bir hücumda asıl sorun nakde erişimdir. Basel III, bu nedenle likidite için de iki ölçü getirdi.

Kısa vadeli dayanıklılık, bankanın fonlama yapısının uzun vadede sağlam olduğunu garanti etmez. İkinci likidite ölçüsü, bu daha uzun ufka bakar.

Her kural, ona uyarken kuralın amacından kaçmanın yollarını da doğurur. Bankalar, aynı riski daha az sermaye gerektiren biçimlere dönüştürmeye çalışabilir.

Veri ve kanıt

Başlıktaki benzetme, bir frizbiyi yakalayan köpeğin fizik denklemleri çözmediği, basit bir kuralı izlediği fikrine dayanır. Yazarlara göre belirsizliğin yüksek olduğu karmaşık sistemlerde, çok sayıda parametreye dayanan modeller hem hataya hem de manipülasyona açıktır; basit ölçüler ise daha dayanıklıdır. Bu bulgu, Basel III'e risk ağırlıklarından bağımsız bir kaldıraç oranının eklenmesini destekleyen argümanlardan biri oldu. Ama risk ağırlıklarını tamamen bırakmak da, bankaları aynı sermaye için en riskli varlıklara yönelmeye teşvik edebilir; bu yüzden iki ölçü birlikte kullanılır.

Bu tahmin, bankacılık kesiminin sık dile getirdiği «daha fazla sermaye krediyi pahalılaştırır ve büyümeyi yavaşlatır» itirazına sayısal bir cevap verdi. Etki sıfır değildi, ama krizlerin önlenmesinden beklenen kazançlarla karşılaştırıldığında küçüktü. Buna karşın yazarların ikinci uyarısı, düzenlemenin yalnızca bankaları değil, bankaların yerine geçebilecek bütün kurumları hesaba katması gerektiğini gösteriyordu. Bu uyarı, 2008 krizinin bankacılık dışındaki kurumlarda başlamasıyla zaten doğrulanmıştı.

Yaygın yanlış«Sermaye, bankanın kasasında kenara ayırdığı ve kullanamadığı paradır; sermaye gerekliliği arttıkça banka daha az kredi verebilir.»
Doğrusu

Sermaye bir finansman kaynağıdır, bir varlık değildir. Bankanın varlıklarını borçla mı yoksa sahiplerinin koyduğu parayla mı finanse ettiğini gösterir. Daha fazla sermaye, bankanın aynı krediyi daha az borçla finanse etmesi ve zararlara daha dayanıklı olması demektir; kasada bekleyen para ise likidite kurallarının konusudur.

Yaygın yanlış«Sermaye yeterlilik oranı yüksek olan bir banka güvenlidir.»
Doğrusu

Oran, paydadaki risk ağırlıklı varlıkların doğru ölçülmesine bağlıdır. Ağırlıklar düşük tahmin edilirse, oran yüksek görünürken banka ince bir sermayeyle büyük riskler taşıyabilir. Ayrıca sermaye oranı likidite riskini göstermez; 2023'te batan bazı bankalar sermaye kurallarına uyduğu hâlde hızlı bir mevduat kaçışına dayanamadı.

Neden önemli?

Banka düzenlemesi, kredinin fiyatını ve bulunabilirliğini, bankacılık krizlerinin sıklığını ve bu krizlerin kamuya maliyetini belirler. Sermaye kuralları sıkılaştırıldığında bankalar daha az kâr eder ama daha az batar; gevşetildiğinde kredi bollaşır ama kırılganlık artar. Bu denge, bir ülkenin büyüme ve istikrar arasındaki tercihlerinin en somut biçimlerinden biridir.

Türkiye'de Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, 2001 krizinin ardından bankacılık kesiminin yeniden yapılandırılmasının merkezinde yer aldı ve Basel standartlarını kademeli olarak ulusal düzenlemeye aktardı. Bugün Türk bankalarının sermaye ve likidite oranları, bu standartlara göre hesaplanıp kamuya açıklanır. Bu ders, bir bankanın mevduat ya da yatırım için güvenilir olup olmadığına dair bireysel bir tavsiye vermez; amacı, bankaların hangi kurallarla denetlendiğini ve bu kuralların neyi gösterip neyi göstermediğini anlamaktır.

Model

Neden düzenleme?

Başka sektörlerde bir şirketin ne kadar borçlanacağına genellikle sahipleri ve alacaklıları karar verir. Bankalar için bu yeterli görülmez. Birincisi, önceki derste gördüğümüz güvenceler, yani sigorta fonu ve merkez bankasının acil kredisi, mevduat sahiplerinin bankalarını izleme gereğini azaltır; alacaklılar izlemediğinde, bankanın sahipleri daha fazla borçla daha fazla risk almaya yönelir. İkincisi, büyük bir bankanın batışı, bulaşma ve zorunlu satışlar yoluyla öbür bankalara ve ekonomiye yayılır; bu toplumsal maliyet bankanın kendi hesabında görünmez.

Düzenleme bu iki dışsallığı telafi etmeye çalışır. Sermaye kuralları, bankanın sahiplerinin kendi paralarını riske atmasını sağlayarak risk alma teşvikini sınırlar. Likidite kuralları ise hücumlara karşı dayanıklılığı artırarak son kredi merciine başvurma olasılığını azaltır. İkisinin amacı da aynıdır: bankanın aldığı riskin bedelini, olabildiğince bankanın kendisine ödetmek.

Sermaye bir tampondur

Bir bankanın bilançosunda varlıklar, kredilerden ve menkul kıymetlerden oluşur; bunları finanse eden kaynaklar ise mevduat, öbür borçlar ve sermayedir. Varlıklar değer kaybettiğinde, zarar önce sermayeden düşülür. Sermaye tükenmeden mevduat sahiplerine ve alacaklılara dokunulmaz; sermaye tükendiğinde ise banka ödeme gücünü yitirir.

Bu yüzden sermaye, bankanın ne kadar zarara dayanabileceğinin ölçüsüdür. Daha fazla sermaye, aynı zararın daha küçük bir kısmının sermayeyi tüketmesi demektir. Ama sermaye bankanın sahipleri için pahalı görünür: aynı kârın daha büyük bir sermayeye bölünmesi, sermayenin getirisini düşürür.

Çözümlü örnek — Kaldıraç, zarar ve getiri

İki bankanın her birinin 1.000 milyon liralık varlığı olsun. Birinci bankanın sermayesi 50 milyon, yani varlıklarının yüzde 5'i; ikincisininki 100 milyon, yani yüzde 10'u. Varlıkların değeri yüzde 3, yani 30 milyon lira düşerse, birinci bankanın sermayesi 20 milyona iner ve yüzde 60'ını kaybeder; ikincisinin sermayesi 70 milyona iner ve yüzde 30'unu kaybeder. Varlıklar yüzde 6 düşerse birinci banka ödeme gücünü yitirir, ikincisi hâlâ ayaktadır.

Şimdi her iki bankanın varlıklarının, borçlanma maliyeti çıktıktan sonra yüzde 1 net getiri sağladığını varsayalım. 10 milyon liralık kâr, birinci bankada 50 milyonluk sermayeye bölündüğünde yüzde 20'lik, ikincisinde 100 milyonluk sermayeye bölündüğünde yüzde 10'luk bir sermaye getirisi demektir. Bankaların sahiplerinin düşük sermayeyi tercih etmesinin nedeni budur: kaldıraç, iyi zamanda getiriyi büyütür. Kötü zamanda ise zararı büyütür ve bu zararın bir kısmı, sermaye tükendikten sonra başkalarına kalır.

Sermaye gerçekten pahalı mı?

Franco Modigliani ve Merton Miller 1958'de, belirli koşullar altında bir şirketin değerinin borç ile sermaye arasındaki karışımdan bağımsız olduğunu gösterdi. Bu mantıkla, banka daha fazla sermayeyle finanse edildiğinde daha az riskli hâle gelir; sermayesinin de borcunun da daha az getiri istemesi gerekir. Sermayenin getirisi düşer, ama bu, riskin de düşmesinin doğal sonucudur ve toplam finansman maliyeti değişmeyebilir.

Anat Admati ve Martin Hellwig, 2013'teki kitaplarında bu argümanı genişleterek bankaların çok daha yüksek sermayeyle çalışabileceğini savundu. Gerçekte koşullar tam olarak sağlanmaz: faiz giderlerinin vergiden düşülmesi borcu ucuzlatır, mevduat sigortası ve kurtarma beklentisi de bankaların borçlanma maliyetini yapay olarak düşürür. Kashyap, Stein ve Hanson'ın tahmini, bu sürtünmeleri hesaba katarak sermayenin maliyetinin sıfır olmadığını ama sektörün iddia ettiğinden çok daha düşük olduğunu gösterdi.

Basel I: basit kovalar

1988'deki ilk uzlaşma, varlıkları birkaç risk kovasına ayırdı. Gelişmiş ülkelerin devlet tahvilleri yüzde 0, bankalara verilen krediler yüzde 20, konut kredileri yüzde 50, şirket kredileri yüzde 100 ağırlık aldı. Bankalar risk ağırlıklı varlıklarının en az yüzde 8'i kadar sermaye tutmak zorundaydı ve bu kuralın 1992 sonuna kadar uygulanması öngörüldü.

Basit kovalar kısa sürede sorun yarattı. Aynı kovadaki şirket kredilerinin hepsi yüzde 100 ağırlık alıyordu; çok güvenilir bir şirkete verilen kredi ile riskli bir şirkete verilen kredi aynı sermayeyi gerektiriyordu. Bankalar, aynı sermaye için daha yüksek getiri sağlayan riskli kredilere yöneldi ve güvenilir kredileri bilanço dışına taşıdı. Bu, düzenleyici arbitrajın ilk büyük örneklerinden biriydi.

Basel II: bankaların kendi modelleri

2004'te yayımlanan ikinci uzlaşma, risk ölçümünü inceltmeye çalıştı ve düzenlemeyi üç ayak üzerine kurdu. İlk ayak, asgari sermaye gereklilikleriydi; büyük bankalar risk ağırlıklarını denetçinin onayladığı kendi iç modelleriyle hesaplayabiliyordu. İkinci ayak denetçinin incelemesi, üçüncüsü ise bankaların kamuya açıklama yaparak piyasa disiplinine tabi olmasıydı.

İç modeller daha ince bir ölçüm vaat ediyordu, ama aynı zamanda bankalara kendi sermaye gerekliliklerini hesaplama gücü veriyordu. Basel Komitesi 2013'te, 32 büyük uluslararası bankaya aynı varsayımsal portföyü verip risk ağırlıklarını hesaplattı. Sonuçlar arasında büyük farklar çıktı; komite farkın önemli bir kısmının risk farklılıklarıyla açıklanabildiğini, ama geri kalanının bankaların uygulama tercihlerinden kaynaklandığını buldu. Aynı riske farklı bankaların farklı sermaye ayırması, oranların karşılaştırılabilirliğini zayıflatıyordu.

Çözümlü örnek — Risk ağırlıkları ve iki oran

Bir bankanın 1.000 milyon liralık varlığının 300 milyonu devlet tahvili, 400 milyonu konut kredisi, 300 milyonu şirket kredisi olsun; ana sermayesi 40 milyon lira. Standart yaklaşımda devlet tahvillerine yüzde 0, konut kredilerine yüzde 35, şirket kredilerine yüzde 100 ağırlık verildiğini varsayalım. Risk ağırlıklı varlıklar 140 artı 300, yani 440 milyon liradır. Sermaye oranı 40 bölü 440, yani yüzde 9,1 dolayındadır; kaldıraç oranı ise 40'ın 1.000'e bölümü olan yüzde 4'tür.

Banka kendi modeliyle konut kredilerinin risk ağırlığını yüzde 15 olarak hesaplasın. Risk ağırlıklı varlıklar 60 artı 300, yani 360 milyona iner ve sermaye oranı yaklaşık yüzde 11,1'e çıkar. Bankanın gerçek riski değişmemiştir, ama sermaye oranı iki puan yükselmiştir. Kaldıraç oranı ise yüzde 4'te kalır; risk ağırlıklarına dokunmadığı için bu değişikliği görmez. İki oranın birlikte kullanılmasının nedeni budur.

2008'in dersleri

2008 krizi, Basel II'nin üç zayıflığını ortaya çıkardı. Birincisi, bankaların sermayesi hem miktar olarak az hem de kalite olarak zayıftı: sermaye sayılan bazı araçlar, kayıp anında zararı üstlenmiyordu. İkincisi, bazı bankaların sermaye oranları yüksek görünürken kaldıraçları çok yüksekti; risk ağırlıkları, özellikle en yüksek notlu menkul kıymetlerde riski olduğundan düşük gösteriyordu. Üçüncüsü, likidite neredeyse hiç düzenlenmiyordu; önceki derste gördüğümüz gibi kriz, kısa vadeli fonlamanın bir anda çekilmesiyle derinleşti.

Basel III bu üç zayıflığa cevap olarak tasarlandı. Eylül 2010'da ilan edilen ve Aralık 2010'da yayımlanan standartlar 2013–2019 arasında aşamalı olarak uygulamaya kondu; 2017'de de risk ağırlıklarıyla ilgili son düzenlemeler tamamlandı. Reform paketi, sermayenin miktarını ve kalitesini artırdı, bir kaldıraç oranı ve iki likidite ölçüsü ekledi.

Basel III: sermayenin katmanları

Basel III'te bankalar, risk ağırlıklı varlıklarının en az yüzde 4,5'i kadar çekirdek sermaye, en az yüzde 6'sı kadar ana sermaye ve en az yüzde 8'i kadar toplam sermaye tutmak zorundadır. Bunun üzerine yüzde 2,5'lik bir sermaye koruma tamponu eklenir; banka bu tamponun altına indiğinde kâr dağıtımı ve prim ödemeleri kısıtlanır. Böylece olağan dönemde çekirdek sermaye için fiilî eşik yüzde 7'ye çıkar.

Sistem için önemli sayılan küresel bankalar, batışlarının yaratacağı büyük dışsallık nedeniyle ek sermaye tutar. Konjonktüre göre artırılıp azaltılan bir tampon da çerçevenin parçasıdır; bu tamponun mantığı, kursun makro ihtiyati politikaları ele alan son dersinde incelenecek. 2017'deki son düzenlemeler ise, iç modellerle hesaplanan risk ağırlıklı varlıkların standart yaklaşımla hesaplananın yüzde 72,5'inin altına inemeyeceği bir taban getirdi.

Çözümlü örnek — Likidite karşılama oranı

Bir bankanın yükümlülüklerinin 500 milyon lirası istikrarlı sayılan bireysel mevduat, 200 milyon lirası daha az istikrarlı bireysel mevduat, 300 milyon lirası da şirketlerin operasyonel olmayan mevduatı olsun. Stres senaryosunda bu kalemlerden sırasıyla yüzde 5, yüzde 10 ve yüzde 40'ının çekileceği varsayılsın. Beklenen çıkışlar 25 artı 20 artı 120, yani 165 milyon liradır. Bankanın aynı otuz günde tahsil edeceği alacaklar 25 milyon ise net çıkış 140 milyondur.

Bankanın elinde 150 milyon liralık yüksek kaliteli likit varlık, örneğin merkez bankası rezervi ve devlet tahvili bulunsun. Likidite karşılama oranı 150 bölü 140, yani yüzde 107 dolayındadır ve asgari yüzde 100'ü aşar. Şirket mevduatının payı artarsa ya da bu mevduatın daha hızlı çekileceği varsayılırsa, oran hızla düşer. Oranlar öğretici bir örnek içindir; gerçek çekilme varsayımları mevduatın türüne ve sigorta kapsamına göre düzenlemede ayrıntılı olarak tanımlanır.

Likidite kurallarının mantığı ve sınırları

Likidite karşılama oranı, bankanın bir hücuma ilk otuz gün dayanabilmesini ve bu sürede merkez bankasına başvurmadan önlem alabilmesini amaçlar. Net istikrarlı fonlama oranı ise uzun vadeli kredilerin istikrarlı kaynaklarla finanse edilmesini sağlayarak, 2008 öncesindeki gibi uzun vadeli varlıkların gecelik borçla taşınmasını sınırlar.

2023'teki hücumlar bu kuralların sınırlarını da gösterdi. Mevduatlar, standartların varsaydığından çok daha hızlı çekildi; bazı bankalar ise likidite kurallarının tam olarak uygulanmadığı büyüklük sınıfındaydı. Bu deneyim, çekilme varsayımlarının dijital bankacılık çağında yeniden gözden geçirilmesi gerektiği tartışmasını başlattı.

Oranların muhasebe sınırları

Sermaye oranları, bankanın bilançosundaki muhasebe değerlerine dayanır. Krediler ve vadeye kadar tutulacak menkul kıymetler çoğu zaman piyasa değeriyle değil, maliyet değeriyle izlenir; faizler yükselip bu varlıkların piyasa değeri düştüğünde, kayıp bilançoya hemen yansımayabilir. Böylece düzenleyici sermaye, bankanın varlıklarını bugün satsa elde edeceği gerçek değeri olduğundan yüksek gösterebilir.

Bu fark, olağan dönemde önemsiz görünür; ama bir hücumda banka bu varlıkları satmak zorunda kaldığında, gerçekleşmemiş kayıplar bir anda gerçekleşir. Önceki derste andığımız Kaliforniya bankasının 2023 baharındaki çöküşünde, bankanın vadeye kadar tutacağını söylediği tahvillerdeki büyük gerçekleşmemiş zarar, sermaye oranlarında görünmüyordu. Bu nedenle denetçiler ve piyasa, oranların yanında bankaların piyasa değerini, gerçekleşmemiş kayıplarını ve fonlama yapısını da izler.

Kurtarma yerine kayıp üstlenme

2008'de pek çok büyük banka kamu kaynaklarıyla kurtarıldı. Basel III ve ulusal düzenlemeler, bu kez zararın önce bankanın hissedarlarına ve alacaklılarına yüklenmesini hedefledi. Bu amaçla, banka zor duruma düştüğünde hisseye dönüştürülebilen ya da tamamen silinebilen ek ana sermaye araçları tasarlandı.

Mart 2023'te İsviçre'de Credit Suisse, hükümetin desteklediği bir işlemle UBS'ye devredildiğinde, bankanın yaklaşık 16 milyar İsviçre franklık ek ana sermaye aracı sıfırlandı. Hissedarlar ise devir karşılığında bir miktar UBS hissesi aldı. Olağan sıralamada zararı önce hissedarların üstlenmesi beklendiği için karar, yatırımcılar arasında büyük tartışma ve hukuki itirazlara yol açtı. Olay, kayıp üstlenme araçlarının gerçekten işleyebildiğini gösterirken, kuralların öngörülebilirliği konusunda yeni sorular doğurdu.

Düzenleyici arbitraj ve sınırın ötesi

Her sıkılaştırma, faaliyetin kuralların dışına kaymasına yönelik bir teşvik yaratır. Basel I döneminde bankalar güvenilir kredileri bilanço dışındaki araçlara taşıdı. 2000'lerde ise konut kredilerini paketleyip yüksek not alan menkul kıymetlere dönüştürerek daha düşük risk ağırlıklarından yararlandılar ya da riski bilanço dışındaki kuruluşlara aktardılar.

Kashyap, Stein ve Hanson'ın uyarısı tam da bu noktadaydı. Banka sermayesi artırıldıkça, kredi verme faaliyetinin bir kısmı, aynı kurallara tabi olmayan kurumlara kayabilir. Düzenleme bu durumda riskin miktarını azaltmaz, yalnızca yerini değiştirir ve denetimin daha zayıf olduğu bir alana taşır. Bu yüzden bugünkü tartışma, bankaları düzenlemekle yetinmeyip banka benzeri işlevleri kimin üstlendiğine bakmayı içerir.

Uygulama

Özet kartı

  1. Bankalar, mevduat sigortası ve kurtarma beklentisi nedeniyle alacaklılarınca yeterince izlenmez ve batışlarının maliyetinin bir kısmı başkalarına kalır; sermaye ve likidite kuralları bu iki dışsallığı telafi etmeye çalışır.
  2. Sermaye bir finansman kaynağı ve zararlara karşı bir tampondur; düşük sermaye iyi zamanda getiriyi büyütür, kötü zamanda zararı büyütür ve bankayı batışa yaklaştırır.
  3. Basel I basit risk kovaları ve yüzde 8'lik asgari oran getirdi; Basel II bankaların kendi risk modellerine izin verdi; Basel III sermayenin miktarını ve kalitesini artırdı, bir kaldıraç oranı ve iki likidite ölçüsü ekledi.
  4. Haldane ve Madouros, kriz öncesindeki basit kaldıraç oranının batan bankaları karmaşık risk ağırlıklı orandan daha iyi ayırdığını gösterdi; Kashyap, Stein ve Hanson ise sermaye oranındaki 10 puanlık artışın kredi faizlerini yalnızca 25–45 baz puan yükselteceğini tahmin etti.
  5. Kayıp üstlenme araçları kamunun kurtarma yükünü azaltmayı amaçlar ama 2023'teki İsviçre örneği öngörülebilirlik sorularını doğurdu; her sıkılaştırma da faaliyetin kuralların dışına kaymasına yönelik bir teşvik yaratır.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
Risk ağırlıklı varlıklarRisk-weighted assetsVarlıkların riske göre ağırlıklandırılmış toplamı
Çekirdek sermayeCommon equity Tier 1Hisse sermayesi ve birikmiş kârlardan oluşan en kaliteli sermaye
Kaldıraç oranıLeverage ratioAna sermayenin ağırlıksız toplam varlıklara oranı
Likidite karşılama oranıLiquidity coverage ratioLikit varlıkların otuz günlük stres çıkışlarına oranı
Net istikrarlı fonlama oranıNet stable funding ratioİstikrarlı fonlamanın bir yıllık ufukta gerekli fonlamaya oranı
Düzenleyici arbitrajRegulatory arbitrageRiski değiştirmeden biçimi değiştirerek gevşek kurallara geçme

Kendini sına

  1. (Çıktı 1) Risk ağırlıklı sermaye oranı ile kaldıraç oranı arasındaki fark nedir? Basel III neden ikisini birlikte kullanır?
  2. (Çıktı 2) Mevduat sigortası ve kurtarma beklentisi, bankaların sermaye tercihini nasıl etkiler? Düzenleme bu etkiyi nasıl telafi etmeye çalışır?
  3. (Çıktı 3) Bir bankanın 2.000 milyon liralık varlığının 500 milyonu devlet tahvili (yüzde 0), 800 milyonu konut kredisi (yüzde 35), 700 milyonu şirket kredisi (yüzde 100). Ana sermayesi 90 milyon lira. Sermaye oranını ve kaldıraç oranını hesapla.
  4. (Çıktı 3) Bir bankanın yüksek kaliteli likit varlıkları 120 milyon lira. Otuz günlük stres senaryosunda beklenen çıkışlar 180 milyon, beklenen girişler 30 milyon lira. Likidite karşılama oranı kaçtır ve asgari gerekliliği karşılar mı?
  5. (Çıktı 2) Sermayesi varlıklarının yüzde 4'ü olan bir banka ile yüzde 8'i olan bir banka, varlıklarında yüzde 5'lik bir değer kaybına nasıl dayanır?
  6. (Çıktı 4) Bir banka yöneticisi, «Sermaye gerekliliklerini artırmak krediyi pahalılaştırır ve büyümeyi yavaşlatır; bu kurallar gevşetilmelidir» diyor. Modigliani–Miller mantığını, Kashyap–Stein–Hanson tahminini ve düzenleyici arbitraj riskini kullanarak bu savı tart.

Cevaplar

  1. Risk ağırlıklı sermaye oranı, sermayeyi varlıkların riske göre ağırlıklandırılmış toplamına böler; kaldıraç oranı ise ağırlık uygulamadan toplam varlıklara böler. İlki riskli varlıklara daha fazla sermaye ayırmayı sağlar ama ağırlıklar yanlış ölçülürse ya da düşük tutulursa yanıltıcı olabilir. İkincisi risk farklarını görmez ama ağırlıkların manipülasyonuna karşı bir güvenlik ağıdır; birlikte kullanıldıklarında birinin zayıflığını öbürü telafi eder.
  2. Mevduat sigortası ve kurtarma beklentisi, bankanın alacaklılarının riski izleme gereğini azaltır; banka daha az sermayeyle ve daha ucuza borçlanabilir. Kâr sahiplerde kalırken olası zararın bir kısmı sigorta fonuna ve kamuya geçtiği için, banka toplumun isteyeceğinden daha az sermaye tutmaya yönelir. Düzenleme asgari sermaye oranları koyarak bankanın sahiplerinin kendi paralarını riske atmasını ve zararın önce onlara yüklenmesini sağlar.
  3. Risk ağırlıklı varlıklar, 800'ün yüzde 35'i olan 280 ile 700'ün toplamı, yani 980 milyon liradır. Sermaye oranı 90 bölü 980, yani yüzde 9,2 dolayındadır. Kaldıraç oranı 90'ın 2.000'e bölümü olan yüzde 4,5'tir.
  4. Net çıkış 180 eksi 30, yani 150 milyon liradır. Likidite karşılama oranı 120'nin 150'ye bölümü olan yüzde 80'dir; asgari yüzde 100'ü karşılamaz. Banka ya likit varlıklarını artırmalı ya da çekilme olasılığı yüksek fonlama kaynaklarına bağımlılığını azaltmalıdır.
  5. Sermayesi yüzde 4 olan bankada yüzde 5'lik bir değer kaybı sermayenin tamamını tüketir ve banka ödeme gücünü yitirir; zararın bir kısmı alacaklılara kalır. Sermayesi yüzde 8 olan banka ise sermayesinin yaklaşık üçte ikisini kaybeder ama ayakta kalır ve alacaklıları zarar görmez.
  6. İddianın bir kısmı doğrudur: sürtünmeler nedeniyle sermaye tamamen maliyetsiz değildir. Ama Modigliani–Miller mantığına göre daha fazla sermaye bankayı daha az riskli kılar ve hem sermayenin hem borcun istediği getiri düşer; sermaye maliyetinin artışı büyük ölçüde vergi avantajı ve kurtarma beklentisi gibi özel sübvansiyonların kaybından gelir. Kashyap, Stein ve Hanson'ın tahminine göre 10 puanlık bir artış kredi faizlerini yalnızca 25–45 baz puan yükseltir; bu maliyet, krizlerin önlenmesinden beklenen kazançlara göre küçüktür. Buna karşın aynı yazarların uyarısı, sermaye kurallarının faaliyeti daha az düzenlenen kurumlara kaydırabileceğidir; bu yüzden cevap kuralları gevşetmek değil, düzenlemenin kapsamını banka benzeri işlevleri üstlenen kurumlara genişletmek olabilir.

İleri okuma

  • Anat Admati ve Martin Hellwig (2013). The Bankers' New Clothes: What's Wrong with Banking and What to Do about It. Princeton University Press. Daha yüksek banka sermayesi için kapsamlı bir savunu.
  • Andrew G. Haldane ve Vasileios Madouros (2012). «The Dog and the Frisbee». Jackson Hole Economic Policy Symposium. Basit ölçüler ile karmaşık modellerin karşılaştırılması.
  • Anil K. Kashyap, Jeremy C. Stein ve Samuel G. Hanson (2010). «An Analysis of the Impact of "Substantially Heightened" Capital Requirements on Large Financial Institutions». Harvard Business School. Sermayenin maliyetine dair tahminler.
  • Charles Goodhart (2011). The Basel Committee on Banking Supervision: A History of the Early Years, 1974–1997. Cambridge University Press. Komitenin kuruluşu ve ilk uzlaşmaları.

Sonraki derse köprü

Bu derste bankaların sermaye ve likidite kurallarıyla nasıl denetlendiğini ve her sıkılaştırmanın faaliyeti kuralların dışına itebileceğini gördük. Peki mevduat toplamayan ama kredi veren, uzun vadeli varlıklarını çok kısa vadeli fonlarla taşıyan ve bu yüzden bankalar gibi hücumlara açık olan kurumlar hangileridir? Para piyasası fonları, repo piyasaları, menkul kıymetleştirme ve banka dışı kredi sağlayıcıları nasıl işler ve neden 2008 krizinin merkezinde yer aldılar? Sıradaki ders gölge bankacılığı ele alıyor: banka benzeri işlevlerin düzenlemenin dışında nasıl büyüdüğünü, taşıdığı riskleri ve onu gözetim altına alma çabalarını inceleyeceğiz.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • Açılış: bir bankanın bilançosu iki sütun olarak çizilir; solda varlıklar, sağda mevduat, borçlar ve ince bir sermaye şeridi. Varlık sütunu kısalınca sermaye şeridi önce incelir, sonra kaybolur ve mevduat sütunu çatlar.
  • Hikâye: 1974'te bir saat kadranı ve iki şehir; Köln'de mesai biter, New York'ta başlamamıştır. Mark ödemesi okla gider, dolar oku yolda kaybolur. Ardından Basel'de bir toplantı masası ve 1988 tarihli bir belge.
  • Kavram: aynı varlık yığını iki teraziye konur; birinde varlıkların üstüne risk ağırlığı etiketleri yapıştırılır, öbüründe hepsi aynı ağırlıkta tartılır. Etiketler küçüldükçe ilk terazi hafifler, ikincisi değişmez.
  • Veri ve kanıt: bir frizbiyi yakalayan bir köpek; ardından 116 bankanın iki grafik üzerinde dağılımı. Kaldıraç oranı grafiğinde batan ve ayakta kalan bankalar belirgin biçimde ayrışır.
  • Model: bir likidite sayacı; mevduat türlerinden çıkan oklar net çıkışı oluşturur, likit varlık yığını bu çıkışın yanında yükselir ve yüzde 107'de durur.
  • Neden önemli: bir bankanın kamuya açıklama raporundan dört oran, her birinin yanında asgari eşik çizgisi.

Seslendirme, düzenlemeyi ne büyümenin düşmanı ne de krizlere karşı kesin bir kalkan olarak sunar; kuralların neden konduğunu, neyi başarıp neyi başaramadığını birlikte anlatır. Oran örneklerinin herhangi bir bankayı önermek ya da kötülemek amacı taşımadığını belirtir.

Kısa kesit

Dikey, elli saniyelik. Seslendirme: «1974. Bir Alman bankası akşamüstü kapatıldı. New York'ta bekleyen dolarlar hiç gelmedi.» Ekranda iki saat kadranı ve yolda kaybolan bir ok. «Aynı yıl, dünyanın bankacılık kurallarını yazacak komite kuruldu.» Kapanış: «Bir banka ne kadar sermaye tutmalı? Derste.»