Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Bankalar likidite dönüşümü yaptığı için, mudilerin tamamı birden gelirse en sağlam banka bile ödeyemez; bu kırılganlık bankanın kötü yönetilmesinden değil, yaptığı işin doğasından gelir.
- Diamond–Dybvig modelinde aynı banka iki dengeye ulaşabilir: herkes beklerse banka ayakta kalır, yeterince kişi koşarsa beklemek anlamsızlaşır ve hücum kendini doğrular; zorunlu satışlar bu eşiği belirgin biçimde düşürür.
- Gorton ulusal bankacılık dönemindeki paniklerin durgunluk haberlerini izlediğini, Calomiris ve Mason 1932 Chicago paniğinde batan bankaların önceden de zayıf olduğunu gösterdi; gerçek hücumlar çoğu zaman kötü haberle tetiklenir, beklentiler ve zorunlu satışlarla büyür.
- Hücumlara karşı üç güvence vardır: nakde çevirmenin askıya alınması, mevduat sigortası ve son kredi mercii; her biri hücumun kendini besleyen döngüsünü kırar, ama nakde ihtiyacı olanları mağdur etme, ahlaki tehlike ya da likidite ile ödeme gücünü ayırt etme gibi bedeller taşır.
- Modern hücumlar sigortasız kısa vadeli borç verenler arasında ve dijital kanallarla çok daha hızlı yaşanır; büyük bankaların kurtarılacağı beklentisi ise batamayacak kadar büyük ikilemini doğurur.
Öğrenme çıktıları
- Hatırlama — Banka hücumunu, çoklu dengeyi, bilgiye dayalı hücumu, zorunlu satışı, nakde çevirmenin askıya alınmasını ve son kredi merciini tanımlar.
- Anlama — Sağlam bir bankanın bile yalnızca mevduat sahiplerinin birbirlerine dair beklentileri yüzünden nasıl batabileceğini ve hücumların bir bankadan öbürüne nasıl yayıldığını açıklar.
- Uygulama — Üç dönemli bir banka modelinde bekleyen mevduat sahiplerinin getirisini, hücumun kendini doğrulamaya başladığı eşiği ve zorunlu satışların bu eşiği nasıl düşürdüğünü hesaplar.
- Değerlendirme — Hücumların kendiliğinden panikler mi yoksa kötü haberlere verilen tepkiler mi olduğuna dair kanıtları ve askıya alma, mevduat sigortası ve son kredi merciinin artılarını ve bedellerini tartar.
Sezgi
Açılış
Bir banka, kasasında mevduatlarının ancak küçük bir kısmını tutar; gerisini kredi olarak vermiş ya da uzun vadeli varlıklara yatırmıştır. Bu düzen, herkes aynı anda parasını istemediği sürece sorunsuz işler. Ama herkes aynı anda gelirse, en sağlam banka bile ödeyemez. Bir bankanın batıp batmaması bu yüzden yalnızca varlıklarının kalitesine değil, mevduat sahiplerinin birbirlerinin ne yapacağına dair tahminine de bağlıdır.
Önceki derste büyük ölçekli alımları ve bunların bir kısmının para politikasından çok piyasaları ayakta tutmaya hizmet ettiğini inceledik. Bu derste o müdahalelerin arkasındaki daha temel tehlikeye bakıyoruz: güvenin bir anda çökmesi. Hücumun mantığını bir modelle kuracak, hücumların kendiliğinden mi yoksa kötü haberlerle mi başladığına dair kanıtları tartacak ve toplumların hücumlara karşı geliştirdiği üç güvenceyi inceleyeceğiz.
Hikâye — Morgan'ın kütüphanesindeki gece
Ekim 1907'de New York'ta iki spekülatör, Augustus Heinze ve Charles Morse, United Copper şirketinin hisselerini toplayarak fiyatı kontrol altına almaya çalıştı. Girişim 16 Ekim'de çöktü ve ikisiyle bağlantılı bankalardan para çekilmeye başlandı. Birkaç gün içinde, şehrin en büyük güven şirketlerinden Knickerbocker'ın başkanı Charles Barney'nin Morse ile ilişkisi ortaya çıktı. Güven şirketleri, bankalara benzer işler yapan ama çok daha az düzenlenen kurumlardı: ABD Merkez Bankası'nın tarih sitesine göre ulusal bankalar mevduatlarının yüzde 25'i kadar rezerv tutarken, güven şirketleri yaklaşık yüzde 5'le yetiniyordu.
Mevduat sahipleri Knickerbocker'ın önünde sıraya girdi. Dönemin en güçlü bankacısı John Pierpont Morgan, adamlarına şirketin defterlerini inceletti ama şirketin ödeme gücüne sahip olup olmadığına dair kesin bir karara varamadı. Şirketin bankacılık işlemlerini yürüten banka desteğini çekti ve yaklaşık 8 milyon dolar çekildikten sonra Knickerbocker 22 Ekim'de ödemeleri durdurdu. Panik öbür güven şirketlerine sıçradı; borsada aracı kurumların kullandığı gecelik kredilerin faizi günler içinde yüzde 9,5'ten yüzde 70'e, ardından yüzde 100'e çıktı.
Merkez bankası olmayan bir ülkede bu işi bir kişi üstlendi. Morgan, bankacıları Manhattan'daki kütüphanesinde toplayarak ayakta kalabileceğine inandığı kurumlar için kaynak havuzları oluşturdu ve borsaya acil kredi sağlattı. New York bankalarının takas birliği 26 Ekim'de mevduatların nakde çevrilmesini sınırladı ve nakit yerine geçen takas sertifikaları çıkardı. Panik sonunda durdu, ama 1908'de sanayi üretimi yüzde 17 düştü. Bir ülkenin finansal sistemini tek bir özel bankacının iyi niyetine bırakmanın tehlikesi, 1913'te ABD Merkez Bankası'nın kurulmasına giden yolu açtı.
Kavram
Knickerbocker'ın çöküşü, bir bankanın mevduat sahiplerine karşı taşıdığı temel kırılganlığı gösterir. Bu kırılganlığın adı, bankacılık kadar eskidir.
Hücumun çarpıcı yanı, aynı bankanın aynı varlıklarla iki farklı sonuca ulaşabilmesidir. Hangi sonucun gerçekleşeceğini bankanın kendisi değil, mevduat sahiplerinin beklentileri belirler.
Her hücum kendiliğinden bir panik değildir. Mevduat sahipleri bazen bankanın gerçekten zor durumda olduğuna dair bir işarete tepki verir.
Hücum sırasında banka, varlıklarını gerçek değerlerinin altında satmak zorunda kalabilir. Bu satışlar, yalnızca o bankayı değil, benzer varlıkları tutan başka kurumları da vurur.
Hücumu durdurmanın en eski yollarından biri, ödemeleri geçici olarak kesmektir. 1907'de New York'un takas birliği bu yola başvurdu.
Hücuma karşı en bilinen güvence, sağlam bankalara panik anında sınırsız likidite sağlayabilecek bir kurumdur. 1907'de bu rolü bir kişi oynamıştı; bugün merkez bankaları oynar.
Veri ve kanıt
Gorton'ın bulgusu, hücumları tamamen kendiliğinden panikler olarak gören yaklaşıma önemli bir düzeltme getirdi. Mevduat sahipleri tek tek bankaların durumunu bilemese de ekonominin kötüye gittiğini görebiliyordu ve bu bilgiye göre davranıyordu. Ama bu, beklentilerin hiç rol oynamadığı anlamına gelmez: kötü bir haber, bankaların bir kısmının zorlanacağını gösterirken hangilerinin zorlanacağını göstermiyorsa, mevduat sahipleri sağlam bankalardan da para çekebilir.
Bu iki çalışma, hücumların önemli bir kısmının temel zayıflıklardan beslendiğini gösterir. Ama bu, kendini doğrulayan panik fikrini geçersiz kılmaz. Panikler, bankalar hakkındaki bilgi eksik olduğunda ve mevduat sahipleri sağlam bankayı zayıf olandan ayıramadığında yayılır; zorunlu satışlar da sağlam bankaların varlıklarının değerini düşürebilir. Bugünkü görüş, gerçek hücumların çoğunun iki unsuru birlikte taşıdığı yönündedir: bir kötü haber tetikler, beklentiler ve zorunlu satışlar büyütür.
Yaygın yanlış«Banka hücumu yalnızca kötü yönetilen, zaten batmak üzere olan bankaların başına gelir.»
Kötü haberler ve zayıf bilançolar hücumların sık rastlanan tetikleyicileridir. Ama vade ve likidite dönüşümü yapan her banka, mudilerinin hepsi birden kapıya geldiğinde ödeme yapamaz. Mevduat sahipleri başkalarının koşacağına inanırsa, sağlam bir banka da yalnızca bu beklenti yüzünden batabilir.
Yaygın yanlış«Merkez bankasının zor durumdaki bankalara kredi vermesi, batık bankaları kurtarmak demektir.»
Son kredi merciinin klasik görevi, ödeme gücü olan ama geçici olarak likiditesi tükenen bankalara teminat karşılığında kredi vermektir. Ödeme gücünü yitirmiş bir bankayı ayakta tutmak ise farklı bir karardır ve genellikle çözümleme ya da sermaye desteği gibi başka araçlar gerektirir. Uygulamada ikisini kriz anında birbirinden ayırmak zordur; tartışmanın özü de buradadır.
Neden önemli?
Bankacılık krizleri, ekonominin en pahalı kazalarından biridir. Bir hücum yalnızca bir bankanın hissedarlarını değil, o bankadan kredi alan şirketleri, mevduatını kaybedebilecek haneleri ve kamu maliyesini de etkiler. Bankalar birbirine borçlu olduğu ve benzer varlıklar tuttuğu için, bir bankanın düşüşü öbürlerini sürükleyebilir. Hücumların mantığını anlamak, mevduat sigortasının, sermaye kurallarının ve merkez bankalarının kriz anındaki davranışının neden var olduğunu anlamanın ön koşuludur.
Türkiye de bu tehlikeyi yakından tanır. 2000 sonunda ve 2001'de yaşanan krizde pek çok banka el değiştirdi, kamunun bankacılık sistemine aktardığı kaynaklar kamu borcunu kalıcı olarak artırdı. Bu deneyim, önceki derslerde gördüğümüz bağımsız düzenleyici kurumların ve sıkı bankacılık denetiminin kurulmasına yol açtı. Bu ders, bir bankanın güvenilirliğine dair bireysel bir yatırım ya da mevduat tavsiyesi vermez; amacı, sistemin neden kırılgan olduğunu ve bu kırılganlığa karşı hangi kurumsal güvencelerin geliştirildiğini anlamaktır.
Model
Kırılganlığın kaynağı
Bankalar, önceki derslerde gördüğümüz likidite dönüşümünü yapar: mevduat sahiplerine her an çekilebilecek bir hak sunarken, bu kaynağı uzun vadeli ve hemen satılamayan kredilere yatırır. Bu dönüşüm topluma değerli bir hizmet sağlar. Tek tek hanelerin ne zaman nakde ihtiyaç duyacağı belirsizdir, ama binlerce hanenin toplam nakit ihtiyacı görece öngörülebilirdir; banka bu öngörülebilirliği kullanarak kaynakların çoğunu verimli uzun vadeli yatırımlara yönlendirebilir.
Aynı dönüşüm bankayı kırılgan kılar. Bankanın vaadi, mevduat sahiplerinin yalnızca bir kısmının belirli bir anda parasını isteyeceği varsayımına dayanır. Bu varsayım bozulduğunda, banka uzun vadeli varlıklarını erken ve düşük fiyatlarla satmak zorunda kalır. Kırılganlık, bankanın kötü yönetilmesinden değil, yaptığı işin doğasından kaynaklanır.
Diamond ve Dybvig'in kurgusu
Bankacılığın tarihini anlatırken adını andığımız model, bu kırılganlığı üç dönemli yalın bir kurguyla gösterir; burada onu adım adım kuruyoruz. Başlangıçta herkes parasını bankaya yatırır. Banka bu parayı, sonuna kadar beklenirse yüksek getiri sağlayan ama erken bozulursa daha az değer taşıyan uzun vadeli bir yatırıma yönlendirir. Ara dönemde mevduat sahiplerinin bir kısmı acil nakit ihtiyacıyla karşılaşır; öbürleri sabırlıdır ve paralarını son döneme kadar bekletebilir. Kimin sabırsız olduğunu yalnızca kişinin kendisi bilir.
Banka, sabırsızlara ara dönemde yatırdıklarından biraz fazlasını ödeyerek onları bir ölçüde sigortalar. Sabırlılar ise beklerse daha da fazlasını alır. Sabırlı biri, öbür sabırlıların da bekleyeceğine inandığı sürece beklemeyi seçer. Ama öbürlerinin koşacağına inanırsa, geç kalıp hiçbir şey alamamaktansa kendisi de koşar. Aynı banka, aynı yatırım ve aynı mevduat sahipleriyle iki denge mümkündür.
Çözümlü örnek — İyi denge
Bir bankaya 100 kişi birer lira yatırsın. Banka parayı, son dönemde her lira için 1,5 lira getiren bir yatırıma yönlendiriyor; ara dönemde bozulursa her lira için 1 lira geri alınabiliyor. Banka, ara dönemde parasını isteyen herkese 1,1 lira ödemeyi taahhüt ediyor. Mevduat sahiplerinin 25'i sabırsız ve ara dönemde parasını çekiyor.
Banka sabırsızlara toplam 27,5 lira öder ve bunun için 27,5 liralık yatırımı bozar. Kalan 72,5 liralık yatırım son dönemde 1,5 katına, yaklaşık 108,75 liraya ulaşır ve 75 sabırlı mevduat sahibine paylaştırılır. Her biri yaklaşık 1,45 lira alır. Bu tutar ara dönemde çekilebilecek 1,1 liradan yüksek olduğu için, sabırlılar beklemeyi seçer ve iyi denge gerçekleşir.
Çözümlü örnek — Hücumun eşiği
Şimdi sabırlıların bir kısmının da paniğe kapılıp ara dönemde parasını çektiğini düşünelim. Toplam f kişi erken çekerse, banka 1,1 ile f'nin çarpımı kadar yatırımı bozar; kalan yatırım 1,5 katına çıkar ve bekleyen 100 eksi f kişiye paylaştırılır. Bekleyenlerin payı 1,1 liranın altına düştüğü anda beklemek anlamsızlaşır. Bu eşik, 100 eksi 1,1f'nin 1,5 katının, 100 eksi f'nin 1,1 katına eşit olduğu noktadadır: f yaklaşık 73'tür.
Yani 25 sabırsıza ek olarak yaklaşık 48 sabırlı kişi daha paniğe kapılırsa, beklemek artık koşmaktan kötüdür ve geri kalan herkes koşar. Herkes koştuğunda bankanın ara dönemde ödeyebileceği en fazla tutar 100 liradır; 1,1 liralık taahhüt ancak yaklaşık 90 kişiye yetişir ve son gelen yaklaşık 10 kişi hiçbir şey alamaz. Kendini doğrulayan kötü denge böyle ortaya çıkar.
Zorunlu satışlar eşiği nasıl düşürür?
Önceki örnekte bozulan yatırımın her lirası 1 lira ediyordu. Oysa gerçek bir hücumda banka varlıklarını, alıcıların da zor durumda olduğu bir anda satar ve daha düşük fiyatlara razı olmak zorunda kalır. Bu, hücumun eşiğini belirgin biçimde düşürür ve bankayı çok daha kırılgan kılar.
Aynı örnekte, erken bozulan yatırımın her liranın yalnızca 0,8 lirasını geri getirdiğini varsayalım. Banka her 1,1 liralık ödeme için yaklaşık 1,375 liralık yatırım bozmak zorundadır. Eşik bu kez, 100 eksi 1,375f'nin 1,5 katının, 100 eksi f'nin 1,1 katına eşit olduğu noktadadır ve f yaklaşık 42'ye iner. Artık 25 sabırsıza ek olarak yalnızca 17 sabırlı kişinin paniğe kapılması, kötü dengeyi tetiklemeye yeter. İyi denge hâlâ mümkündür, ama çok daha az bir paniğe dayanabilir.
Bilgi ve koordinasyon
Diamond–Dybvig modelinde hangi dengenin gerçekleşeceğini belirleyen, ekonomiyle ilgisi olmayan bir işaret bile olabilir. Sonraki çalışmalar, hücumları bilgiyle ilişkilendirdi. Charles Jacklin ve Sudipto Bhattacharya 1988'de, mevduat sahiplerinin bir kısmının bankanın varlıklarına dair olumsuz bir bilgi edinmesinin hücumu başlatabileceğini gösterdi. Bu yaklaşımda hücum, bankanın gerçekten zayıfladığı durumlarda gerçekleşir ve bir disiplin mekanizması işlevi görür.
Bu iki açıklama bir arada geçerli olabilir. Kötü bir haber, hangi bankanın etkilendiğini tam olarak göstermediğinde, mevduat sahipleri sağlam bankaları da zayıf olanlardan ayıramaz ve hepsinden para çekebilir. Haberin kendisi temel bir zayıflığa işaret ederken, beklentiler ve zorunlu satışlar bu zayıflığı gerçekte olduğundan çok daha büyük bir krize dönüştürebilir.
Bulaşmanın kanalları
Bir bankadaki hücum, üç yoldan öbür bankalara yayılabilir. Birincisi bilgidir: bir bankanın batması, benzer iş modeline ya da benzer varlıklara sahip bankalara dair kuşkuları artırır. Doğrudan bağlantılar ikinci kanaldır: bankalar birbirine borç verir ve bir bankanın batması, ona alacaklı olanların bilançosunu zayıflatır. Üçüncüsü zorunlu satışlardır: bir bankanın düşük fiyatlarla sattığı varlıklar, aynı varlıkları tutan öbür bankaların bilançolarında da değer kaybına yol açar.
1907'de bu üç kanal birlikte işledi. Knickerbocker'ın düşüşü öbür güven şirketlerine dair kuşkuları artırdı, bankalar arasındaki bağlantılar baskıyı taşıdı ve borsadaki kredi kıtlığı hisse senedi fiyatlarını düşürerek bu hisseleri teminat olarak tutan kurumları vurdu. Bulaşma, bir hücumu yerel bir sorundan sistemik bir krize dönüştüren mekanizmadır.
Birinci güvence: askıya alma
Diamond ve Dybvig, ara dönemde nakde ihtiyaç duyanların oranı biliniyorsa, bankanın bu oranın ötesindeki çekimleri durdurmasının hücumu önleyeceğini gösterdi. Sabırlılar, bankanın asla yatırımı tüketecek kadar erken bozmayacağını bildikleri için koşmaya gerek duymaz. 1907'deki takas birliğinin kararı, bu mantığın bir uygulamasıydı.
Ama askıya almanın ciddi bedelleri vardır. Nakde gerçekten ihtiyacı olanlar, ücret ödemesi yapması gereken şirketler ve günlük harcamalarını karşılaması gereken haneler zor durumda kalır. Nakde ihtiyaç duyanların oranı önceden bilinmiyorsa, askıya alma bu kişileri de mağdur eder. Ayrıca askıya alma ihtimali, mevduat sahiplerini bu ihtimal gerçekleşmeden önce koşmaya teşvik edebilir. Arjantin'in 2001'deki mevduat kısıtlaması, bu aracın güveni uzun süre sarsabildiğini gösterdi.
İkinci güvence: mevduat sigortası
Diamond ve Dybvig'in önerdiği daha güçlü çözüm, devletin mevduatları güvence altına almasıydı. Mevduat sahipleri paralarını her durumda geri alacaklarını bildiğinde, başkalarının koşup koşmadığı önemini yitirir ve kötü denge ortadan kalkar. İyi tasarlanmış bir sigorta, inandırıcı olduğu sürece neredeyse hiç kullanılmadan işe yarar. ABD'de 1933'te kurulan federal mevduat sigortasından sonra banka kapanışları belirgin biçimde azaldı.
Mevduat sigortasının bedeli ahlaki tehlikedir. Mevduat sahipleri bankalarını izleme gereği duymadığında, bankalar daha riskli yatırımlar yapabilir; kazanç hissedarlarda, olası kayıp ise sigorta fonunda ve kamuda kalır. Bu yüzden sigortalar genellikle belirli bir tutarla sınırlandırılır ve bankalar sermaye kuralları ve denetimle sıkı biçimde gözetilir. ABD'de 2008'den bu yana sigorta sınırı hesap başına 250 bin dolardır; kişisel finans derslerinde gördüğümüz 2023 hücumu, sigorta kapsamı dışında kalan büyük mevduatların hâlâ nasıl kırılgan olabildiğini göstermişti.
Üçüncü güvence: son kredi mercii
Merkez bankası, sağlam bankalara panik anında teminat karşılığında kredi vererek hücumun kendini doğrulayan döngüsünü kırabilir. Önceki bir derste gördüğümüz Bagehot ilkesi, bu kredinin iyi teminatla ve cezalandırıcı bir faizle verilmesini önerir. 1907'deki Morgan'ın rolü, bu işlevi yerine getirecek bir kamu kurumunun eksikliğini gösterdi ve ABD Merkez Bankası'nın kuruluşuna yol açtı.
Bu güvencenin pratikteki en büyük zorluğu, likidite sıkıntısı ile ödeme gücü sorununu kriz anında ayırt etmektir. Morgan bile Knickerbocker'ın defterlerini inceleyip kesin bir sonuca varamamıştı. Merkez bankası yanlış bankaya kredi verirse, kamu kaynaklarını riske atar ve ahlaki tehlikeyi büyütür; doğru bankaya vermezse, sağlam bir kurumun paniğe kurban gitmesine izin verir. Bankaların merkez bankasından borçlanmayı zayıflık işareti olarak görülmekten korkarak ertelemesi de aracın etkisini azaltabilir.
Modern hücumlar
Mevduat sigortası geleneksel hücumları büyük ölçüde azalttı, ama hücumlar biçim değiştirdi. 2008'de hücum, sigortasız kısa vadeli borç verenler arasında yaşandı: yatırım bankalarına ve öbür banka benzeri kurumlara repo yoluyla fon sağlayanlar teminat marjlarını yükseltti ya da vadesi gelen fonlamayı yenilemedi. Aynı yılın Eylül ayında, payı başına bir dolar ödeme sözünü tutamayan bir fonun ardından bu tür fonlardan da büyük çekimler başladı.
2023'teki hücumlar ise hızıyla dikkat çekti. Kişisel finans derslerinde gördüğümüz Kaliforniya'daki bankanın mevduat sahipleri, cep telefonlarından tek bir günde onlarca milyar dolar çekmek istedi. Bilgi sosyal ağlarda saatler içinde yayıldı ve mevduatların büyük kısmı birbirini tanıyan, aynı yatırımcı çevresine bağlı şirketlere aitti. Bu deneyim, hücumun hızının geçmişe göre çok arttığını ve son kredi merciinin de aynı hızda davranmak zorunda olduğunu gösterdi.
Hücumun ekonomiye maliyeti
Bir hücumun bedeli, batan bankanın mudileri ve hissedarlarıyla sınırlı kalmaz. Bankalar, önceki derslerde gördüğümüz gibi, borçluları hakkında zamanla biriktirdikleri bilgiyle kredi verir. Bir banka battığında bu bilgi de kaybolur; o bankaya bağımlı küçük şirketler, başka bir bankada aynı koşullarla kredi bulmakta zorlanır. Bernanke'nin Büyük Buhran üzerine çalışması, banka çöküşlerinin krediyi bu yoldan kuruttuğunu ve durgunluğu derinleştirdiğini savunmuştu.
Hücum ayakta kalan bankaları da etkiler. Olası yeni çekimlere karşı daha fazla nakit tutmaya başlayan bankalar kredi vermeyi kısar; zorunlu satışlar da varlık fiyatlarını düşürerek şirketlerin ve hanelerin teminat değerini azaltır. Böylece bir güven krizi, gerçek ekonomide yatırım ve istihdam kaybına dönüşür. Bankacılık krizlerinin ardından gelen durgunlukların olağan durgunluklardan daha derin ve uzun olması, bu kanallarla açıklanır.
Kırılganlığı önceden görmek
Hücumların zamanlamasını öngörmek zordur, ama bir bankanın hücuma ne kadar açık olduğu bilançosundan okunabilir. Sigorta kapsamı dışındaki mevduatın payı yükseldikçe, mudilerin koşma isteği artar. Mevduatların az sayıda büyük müşteride ya da birbirini tanıyan bir çevrede toplanması, bilginin hızla yayılmasına ve çekimlerin birlikte yapılmasına yol açar. Kısa vadeli piyasa borçlanmasına dayanan bir fonlama yapısı da mevduattan daha hızlı çekilebilir.
Varlık tarafında ise faiz değişimlerinden kaynaklanan gerçekleşmemiş zararlar ve hemen satılamayan varlıkların payı önemlidir. Bu göstergeler tek başına bir hücumun geleceğini söylemez, ama bir söylenti çıktığında bankanın ne kadar dayanabileceğini gösterir. Denetim otoriteleri bu yüzden bankaların yalnızca sermayesine değil, fonlama yapısına ve likit varlık stokuna da bakar; bu gözetimin kuralları sonraki dersin konusudur.
Batamayacak kadar büyük ikilemi
Hücumlara karşı geliştirilen güvenceler, bir ikilem doğurur. Büyük ve bağlantılı bir bankanın batmasının bütün sisteme yayılacağı düşünülürse, devletin o bankayı kurtaracağı beklentisi oluşur. Bu beklenti, bankanın alacaklılarının riski izleme gereği duymamasına ve bankanın daha ucuz borçlanmasına yol açar. Bankalar büyüdükçe bu güvence daha değerli hâle gelir ve büyüme bir teşvike dönüşür.
Kriz anında kurtarmamak ise sistemik bir çöküşü göze almak anlamına gelebilir. Bu ikileme verilen cevaplar, bankaların batışını sistemi sarsmadan yönetecek çözümleme mekanizmaları, büyük bankalar için daha yüksek sermaye ve likidite gereklilikleri ve kurtarma maliyetinin önce hissedarlara ve alacaklılara yüklenmesi oldu. Bu düzenlemelerin ayrıntıları, sonraki dersin konusudur.
Uygulama
Özet kartı
- Bankalar likidite dönüşümü yaptığı için, mudilerin tamamı birden gelirse en sağlam banka bile ödeyemez; bu kırılganlık bankanın kötü yönetilmesinden değil, yaptığı işin doğasından gelir.
- Diamond–Dybvig modelinde aynı banka iki dengeye ulaşabilir: herkes beklerse banka ayakta kalır, yeterince kişi koşarsa beklemek anlamsızlaşır ve hücum kendini doğrular; zorunlu satışlar bu eşiği belirgin biçimde düşürür.
- Gorton ulusal bankacılık dönemindeki paniklerin durgunluk haberlerini izlediğini, Calomiris ve Mason 1932 Chicago paniğinde batan bankaların önceden de zayıf olduğunu gösterdi; gerçek hücumlar çoğu zaman kötü haberle tetiklenir, beklentiler ve zorunlu satışlarla büyür.
- Hücumlara karşı üç güvence vardır: nakde çevirmenin askıya alınması, mevduat sigortası ve son kredi mercii; her biri hücumun kendini besleyen döngüsünü kırar, ama nakde ihtiyacı olanları mağdur etme, ahlaki tehlike ya da likidite ile ödeme gücünü ayırt etme gibi bedeller taşır.
- Modern hücumlar sigortasız kısa vadeli borç verenler arasında ve dijital kanallarla çok daha hızlı yaşanır; büyük bankaların kurtarılacağı beklentisi ise batamayacak kadar büyük ikilemini doğurur.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Banka hücumu | Bank run | Mevduat sahiplerinin paralarını aynı anda çekmeye çalışması |
| Çoklu denge | Multiple equilibria | Aynı koşullarda beklentilere bağlı birden fazla sonuç |
| Bilgiye dayalı hücum | Information-based run | Olumsuz bir haberin ardından gelen para çekme dalgası |
| Zorunlu satış | Fire sale | Varlıkların acil nakit ihtiyacıyla olağan değerinin altında satılması |
| Nakde çevirmenin askıya alınması | Suspension of convertibility | Mevduatın nakde çevrilmesinin geçici olarak durdurulması |
| Son kredi mercii | Lender of last resort | Panik anında sağlam bankalara teminatlı kredi veren kurum |
Kendini sına
- (Çıktı 1) Banka hücumu ile bilgiye dayalı hücum arasındaki fark nedir? Çoklu denge kavramı bu farkı nasıl açıklar?
- (Çıktı 2) Sağlam bir banka neden yalnızca mevduat sahiplerinin beklentileri yüzünden batabilir? Zorunlu satışlar bu kırılganlığı nasıl artırır?
- (Çıktı 3) Derste kullanılan modelde bekleyenlere son dönemde düşen payı, 25 sabırsızın dışında 5 sabırlı kişinin de ara dönemde para çektiği durum için hesapla. Sabırlılar yine de beklemeyi seçer mi?
- (Çıktı 3) Aynı modelde yatırım son dönemde 1,5 yerine 1,3 kat getirseydi ve erken bozulan her lira 1 lira etseydi, hücumun kendini doğrulamaya başladığı eşik kaç kişi olurdu?
- (Çıktı 2) Mevduat sigortası neden inandırıcı olduğu sürece neredeyse hiç kullanılmadan işe yarar? Bedeli nedir?
- (Çıktı 4) Bir yorumcu, «Banka hücumları tamamen irrasyonel paniklerdir; mevduat sahiplerini sakinleştirecek bir açıklama her zaman yeterlidir» diyor. Gorton ile Calomiris–Mason bulgularını ve Diamond–Dybvig modelini kullanarak bu iddiayı tartış.
Cevaplar
- Banka hücumu, mevduat sahiplerinin paralarını aynı anda çekmeye çalışmasıdır; bu davranış, bankanın varlıkları sağlam olsa bile yalnızca başkalarının da koşacağı beklentisiyle başlayabilir. Bilgiye dayalı hücum ise bankanın ya da ekonominin durumuna dair olumsuz bir haberin ardından gelir. Çoklu denge kavramı, aynı banka ve aynı varlıklarla hem herkesin beklediği hem de herkesin koştuğu iki tutarlı sonucun mümkün olduğunu gösterir; kendiliğinden hücumda denge beklentilerle, bilgiye dayalı hücumda ise haberle seçilir.
- Banka mevduatların küçük bir dilimini kasada ve merkez bankasında hazır bekletir, gerisini uzun vadeli ve hemen satılamayan varlıklara yatırır. Mevduat sahipleri başkalarının koşacağına inanırsa, geç kalıp hiçbir şey alamamaktansa kendileri de koşar ve banka varlıklarını erken satmak zorunda kalır. Zorunlu satışlarda varlıklar olağan değerinin altında satıldığı için, her ödeme daha fazla varlık bozmayı gerektirir; bu, bekleyenlerin payını hızla düşürür ve hücumun kendini doğrulaması için gereken panik düzeyini azaltır.
- Toplam 30 kişi erken çeker ve banka 33 liralık yatırımı bozar. Kalan 67 liralık yatırım 1,5 katına, yani 100,5 liraya ulaşır ve bekleyen 70 kişiye paylaştırılır; her birine yaklaşık 1,44 lira düşer. Bu tutar 1,1 liradan yüksek olduğu için sabırlılar beklemeyi seçer.
- Eşik, 100 eksi 1,1f'nin 1,3 katının, 100 eksi f'nin 1,1 katına eşit olduğu noktadadır: 130 eksi 1,43f, 110 eksi 1,1f'ye eşittir; buradan 20, 0,33f'ye eşit olur ve f yaklaşık 61 bulunur. Yatırımın getirisi düştükçe beklemenin ödülü azalır ve banka daha az bir paniğe dayanabilir.
- Mevduat sahipleri paralarını her durumda geri alacaklarını bildiğinde, başkalarının koşup koşmaması önemini yitirir ve koşmak için bir neden kalmaz; kötü denge ortadan kalkar ve sigorta hiç ödeme yapmadan işlevini görür. Bedeli ahlaki tehlikedir: mevduat sahipleri bankalarını izleme gereği duymaz ve bankalar daha fazla risk alabilir; bu yüzden sigortalar sınırlandırılır ve bankalar sıkı biçimde denetlenir.
- Görüş, hücumların bilgi yönünü görmezden gelir. Gorton ulusal bankacılık dönemindeki paniklerin durgunluk haberlerini izlediğini, Calomiris ve Mason da 1932 Chicago paniğinde batan bankaların önceden zayıf olduğunu gösterdi; yani hücumların önemli bir kısmı gerçek zayıflıklara verilen tepkilerdir ve bir açıklama bu zayıflığı gidermez. Buna karşın Diamond–Dybvig modeli, sağlam bir bankanın da beklentiler yüzünden batabileceğini gösterir; bu durumda inandırıcı bir güvence gerekir, çünkü açıklama tek başına herkesin beklemeyi seçeceğini garanti etmez. İnandırıcılığı sağlayan, mevduat sigortası ve son kredi mercii gibi kurumsal güvencelerdir.
İleri okuma
- Charles J. Jacklin ve Sudipto Bhattacharya (1988). «Distinguishing Panics and Information-based Bank Runs: Welfare and Policy Implications». Journal of Political Economy 96(3). Kendiliğinden panik ile bilgiye dayalı hücumun ayrımı.
- Gary Gorton (1988). «Banking Panics and Business Cycles». Oxford Economic Papers 40(4). Paniklerin durgunluk haberleriyle ilişkisi.
- Charles W. Calomiris ve Joseph R. Mason (1997). «Contagion and Bank Failures During the Great Depression: The June 1932 Chicago Banking Panic». American Economic Review 87(5). Panikte batan bankaların önceki durumu.
- Robert F. Bruner ve Sean D. Carr (2007). The Panic of 1907: Lessons Learned from the Market's Perfect Storm. Wiley. 1907 paniğinin ayrıntılı anlatımı.
Sonraki derse köprü
Bu derste hücumlara karşı geliştirilen üç güvenceyi ve bu güvencelerin doğurduğu ahlaki tehlikeyi gördük. Mevduat sigortası ve son kredi mercii bankaları koruyorsa, bankaların bu korumayı aşırı risk almak için kullanmasını ne engeller? Bankalar ne kadar sermaye tutmalı, bu sermaye riskleri nasıl yansıtmalı ve bir hücuma dayanmak için ne kadar likit varlık bulundurmalı? Sıradaki ders finansal düzenlemeyi ve Basel kriterlerini ele alıyor: sermaye ve likidite kurallarının mantığını, uluslararası standartların nasıl geliştiğini ve bu kuralların sınırlarını inceleyeceğiz.