İçeriğe geç

Ders EKO-107.08 · Seviye 1 — Temel

2002–2018 dönemi

EKO-107 Türkiye Ekonomisine Giriş

3.763 kelime · yaklaşık 17 dakika okuma · seslendirme 8 dk · veriler Eylül 2026 itibarıyla

Katmanlar:SezgiModel

  • yapısal dönüşüm
  • dış çıpa
  • yurt içi tasarruf oranı
  • kırılgan beşli
  • kamu-özel işbirliği
  • kurumsal gerileme
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. 2002–2006'da Türkiye ekonomisi kişi başına yılda yaklaşık yüzde 6 büyüdü; Acemoglu ve Üçer'e göre bu büyümenin yarısı verimlilik artışından geldi, enflasyon tek haneye indi, kamu borcu yüzde 75'ten yüzde 35'e geriledi ve Avrupa Birliği süreci bir dış çıpa işlevi gördü.
  2. Özelleştirmeler ve artan güven, 2006–2007'de iki yılda yaklaşık 45 milyar dolarlık doğrudan yabancı yatırım getirdi; büyüme Anadolu'daki yeni sanayi merkezlerine yayıldı.
  3. Yurt içi tasarruf oranı düşük kaldı; yatırımların önemli bir kısmı dış tasarrufla finanse edildi ve 2011'de cari açık 77 milyar dolarla milli gelirin yaklaşık yüzde 10'una ulaştı; 2013'te Türkiye kırılgan beşli arasında sayıldı.
  4. Acemoglu ve Üçer'e göre 2007 civarında bir dönüm noktası yaşandı: kişi başı büyüme yüzde 3'e indi, verimlilik artışı neredeyse durdu, büyüme kamu harcamalarına ve krediye daha fazla dayandı; yazarlar bunu kurumsal gerilemeye bağlar.
  5. Rodrik ise dönemin sorununu düşük tasarruf ve dış finansmana bağımlı büyüme modelinde görür; iki açıklama farklı vurgular yapar ve dönemin değerlendirmesi, verilerin ve yöntemlerin sınırları içinde tartışmalıdır.

Öğrenme çıktıları

  • Hatırlama — Yapısal dönüşümü, dış çıpayı, yurt içi tasarruf oranını, kırılgan beşliyi, kamu-özel işbirliğini ve kurumsal gerilemeyi tanımlar.
  • Anlama — 2002–2018 döneminin iki farklı evresini, yani verimliliğe dayalı hızlı büyüme yıllarını ve dış finansmana, kamu harcamalarına ve krediye dayanan sonraki yılları ayırt eder.
  • Uygulama — Tasarruf–yatırım özdeşliğinden dış finansman ihtiyacını, büyümenin verimlilik payını ve kalıcı bir cari açığın dış yükümlülüklere etkisini hesaplar.
  • Değerlendirme — 2007 sonrasındaki yavaşlamayı kurumsal gerilemeye bağlayan görüş ile dış finansman koşullarına ve düşük tasarrufa bağlayan görüşü karşılaştırır.

Sezgi

Açılış

Aynı arabayla iki yolculuk yapıldığını düşünün. İlkinde araba yeni bakımdan çıkmış, motor verimli çalışıyor ve aynı yakıtla daha uzun yol alınıyor. İkincisinde motorun verimi düşmüş; araba yine hızlı gidiyor, ama bunu yalnızca depoya daha fazla yakıt koyarak, üstelik bu yakıtın bir kısmını borçla alarak başarıyor. Dışarıdan bakan biri iki yolculukta da arabanın hızına bakıp aynı başarıyı görebilir. Oysa ikinci yolculuk, yakıt bittiğinde ya da borç verenler vazgeçtiğinde durmaya mahkûmdur.

Türkiye'nin 2002–2018 dönemi, bazı iktisatçılara göre bu iki yolculuğa benzer. Dönemin ilk yıllarında ekonomi, verimlilik artışına ve kurumsal reformlara dayanan hızlı bir büyüme yaşadı. Sonraki yıllarda büyüme sürdü, ama giderek daha fazla dış borca, kamu harcamalarına ve krediye dayanmaya başladı. Bu iki evre arasındaki farkın ne zaman ve neden ortaya çıktığı, dönemin en çok tartışılan sorusudur.

Bu derste dönemin büyümesini, tasarruf ve cari açık sorununu, kurumlarda yaşanan değişimleri ve bu değişimlerin nasıl yorumlandığını inceleyeceğiz. Dönemin siyasal tarihi yoğun tartışmalar içerir; bu ders, ekonomik göstergeleri ve bu göstergeler üzerine yapılmış kaynaklı yorumları merkeze alıyor.

Hikâye — Bir konuşma, beş ülke

22 Mayıs 2013'te ABD Merkez Bankası'nın başkanı Ben Bernanke, Amerikan Kongresi'nde yaptığı bir konuşmada, ekonomideki toparlanma sürerse bankanın varlık alımlarını önümüzdeki toplantılarda yavaşlatabileceğini söyledi. 2008 krizinden beri ABD'nin tahvil satın alarak piyasaya bol dolar sürdüğü bir dönemde, bu cümle dünya piyasalarında sarsıntı yarattı. Yatırımcılar, dolar bolluğunun sonuna yaklaşıldığını düşündü.

Bol doların ve düşük faizlerin olduğu yıllarda sermaye, yüksek getiri arayışıyla gelişmekte olan ekonomilere akmıştı. Konuşmanın ardından akım tersine dönmeye başladı. Birçok gelişmekte olan ülkenin para birimi hızla değer kaybetti, faizleri yükseldi. İktisat basını bu dalgaya, «kademeli azaltma öfkesi» anlamına gelen bir ad verdi.

Aynı yılın ağustosunda, yatırım bankası Morgan Stanley'nin analistleri beş ülkeyi bir grupta topladı ve onlara «kırılgan beşli» adını verdi: Brezilya, Hindistan, Endonezya, Güney Afrika ve Türkiye. Beşinin ortak özelliği, büyük cari açıklar vermeleri ve bu açıkları yabancı sermaye girişiyle finanse etmeleriydi. Sermaye akımı tersine dönerse en çok onlar sarsılacaktı.

Türkiye'nin bu listede yer alması, pek çok kişi için şaşırtıcıydı. Ülke, 2001 krizinden sonra on yılı aşkın bir süre hızla büyümüş, enflasyonu düşürmüş, kamu borcunu azaltmış ve 2008 küresel krizinde bankalarını kurtarmak zorunda kalmamıştı. Ama aynı yıllarda Türkiye'nin yurt içi tasarrufu düşük kalmış, büyümesi giderek daha fazla dış finansmana dayanmaya başlamıştı.

Kırılgan beşli etiketi, dönemin iki yüzünü birlikte gösteriyordu: bir yanda göz alıcı bir büyüme ve dönüşüm, öbür yanda bu büyümenin dış dünyadaki para koşullarına giderek artan bağımlılığı. Dersin merak ettiği, bu iki yüzün nasıl bir arada var olabildiğidir.

Kavram

Veri ve kanıt

İki kaynak, dönemin yavaşlamasına farklı açılardan bakar. Acemoglu ve Üçer, yavaşlamanın 2008 küresel krizinden önce, 2007 civarında başladığını ve temel nedeninin kurumların kalitesindeki düşüş olduğunu savunur; onlara göre dış kriz, bu içsel zayıflamayı bir süre gizlemiştir. Rodrik ise kurumlardan çok ekonominin yapısına, yani düşük yurt içi tasarrufa ve dış finansmana bağımlı bir büyüme modeline dikkat çeker; bu yapıda büyüme, dış finans koşullarına göre hızlanıp yavaşlamaya mahkûmdur. Başka bir kesim ise dönemin altyapı yatırımlarını, sağlık hizmetlerine erişimdeki genişlemeyi ve Anadolu'da yeni sanayi merkezlerinin doğuşunu öne çıkararak daha olumlu bir değerlendirme yapar. Bu görüşler birbirini tamamen dışlamaz: kurumlar, tasarruf ve dış finansman arasında karşılıklı etkileşimler vardır.

Yaygın yanlış«2002 sonrası büyüme tamamen dış borca dayanıyordu; hiçbir gerçek dönüşüm yaşanmadı.»
Doğrusu

Acemoglu ve Üçer'e göre 2002–2006'da büyümenin yaklaşık yarısı verimlilik artışından geldi, imalatta verimlilik hızla arttı ve özel yatırımlar makine ve teçhizat ağırlıklı olarak yükseldi. Rodrik de yatırımda imalatın payının 2000'de dörtte birden 2008'de yarıya yaklaştığını belirtir. Dış finansmana bağımlılık gerçekti, ama dönem gerçek bir yapısal dönüşümü de içeriyordu.

Yaygın yanlış«2009'daki daralma yalnızca küresel krizden kaynaklandı; öncesinde her şey yolundaydı.»
Doğrusu

Acemoglu ve Üçer'e göre büyümedeki yavaşlama 2007'de, küresel krizin derinleşmesinden önce başlamıştı; 2007'de büyüme yüzde 4,7'ye inmiş, özel yatırımlar yavaşlamıştı. Küresel kriz daralmayı derinleştirdi, ama yavaşlamanın tek nedeni değildi.

Neden önemli?

Bu dönem, Türkiye'nin bugünkü ekonomik tartışmalarının zeminini oluşturur. Orta gelir düzeyinden yüksek gelir düzeyine geçiş, düşük tasarruf ve yüksek cari açık, verimlilik artışının yavaşlaması, kurumların kalitesi ve bağımsızlığı gibi sorular, 2002–2018 döneminin deneyimi üzerinden tartışılır. Önceki bir derste tanımladığımız orta gelir tuzağı kavramı, Türkiye için en çok bu dönemin ikinci yarısıyla birlikte gündeme geldi.

Dönem, ekonomik başarının nasıl ölçüleceği sorusunu da gündeme getirir. Yalnızca büyüme hızına bakmak yanıltıcı olabilir; büyümenin kaynağı, yani verimlilikten mi, borçtan mı, kamu harcamalarından mı geldiği de önemlidir. Aynı büyüme hızı, bir durumda kalıcı bir refah artışının, başka bir durumda bir sonraki krizin habercisi olabilir.

Model

Başlangıç: 2002

2002'nin sonunda Türkiye, önceki derste gördüğümüz 2001 sonrası yeniden yapılanmanın ilk meyvelerini toplamaya başlamıştı. Bankacılık sistemi temizlenmiş, merkez bankası fiyat istikrarını temel amaç edinmiş, maliyede büyük bir faiz dışı fazla hedeflenmişti. Kasım 2002 seçimlerinde tek başına iktidara gelen hükümet, programı sürdürme kararı aldı. Tek partili bir hükümetin, on yılı aşkın koalisyon döneminden sonra reformları sürdürme kapasitesi, piyasalarda güveni artıran etkenlerden biri oldu.

Dış çıpa: Avrupa Birliği

Dönemin ilk yıllarında Avrupa Birliği üyelik süreci, önemli bir dış çıpa işlevi gördü. Aralık 2004'te Avrupa Birliği, Türkiye ile üyelik müzakerelerine başlanmasına karar verdi ve müzakereler Ekim 2005'te resmen başladı. Acemoglu ve Üçer'e göre bu süreç, hem demokratik reformları hem de ekonomik kurumların güçlendirilmesini destekledi. Yabancı yatırımcılar için Avrupa Birliği'ne üyelik perspektifi, reformların geri dönmeyeceğine dair bir güvence gibi algılandı. Yazarlara göre ilişkilerin sonraki yıllarda bozulması, bu çıpanın zayıflamasına ve reform sürecinin tersine dönmesine yol açtı.

Enflasyonun düşüşü

Enflasyon, dönemin en belirgin başarılarından biriydi. Acemoglu ve Üçer'e göre 1990'larda ortalama yüzde 80 civarında olan enflasyon hızla tek haneye indi. Enflasyon dosyasında gördüğümüz gibi, yıllık tüketici enflasyonu 2004'te, otuz yılı aşkın bir aradan sonra tek haneye düştü ve 2005'in başında liradan altı sıfır atıldı. Merkez Bankası açık hedeflemeye 2006'da geçti. Düşük enflasyon, hanelerin ve firmaların uzun vadeli plan yapmasını, bankaların uzun vadeli kredi vermesini ve konut kredisi gibi finansal ürünlerin yaygınlaşmasını mümkün kıldı.

Kamu borcunun azalması

Kamu borcu, krizden sonraki yüksek düzeyinden hızla geriledi. Acemoglu ve Üçer'e göre borcun milli gelire oranı 2001 krizinin ardından ulaştığı yüzde 75'lik zirveden yaklaşık yüzde 35'e indi. Bunun arkasında üç etken vardı: yüksek birincil fazlalar, hızlı büyüme ve faizlerin düşmesi. Faiz ödemelerinin azalması, bütçede başka harcamalar için alan açtı. Yazarlara göre sağlık harcamalarının toplam kamu harcamaları içindeki payı 2002'deki yüzde 11'den 2007'de yüzde 17'ye, eğitimin payı ise yaklaşık yüzde 10'dan yüzde 14'e yükseldi.

Özelleştirme ve yabancı yatırım

Dönemin ilk yarısında büyük ölçekli özelleştirmeler yapıldı. En büyüğü, Türk Telekom'un yüzde 55'lik hissesinin 2005'te 6,55 milyar dolara satılmasıydı. Özelleştirmeler, bankacılık sektöründeki satın almalar ve genel olarak artan güven, doğrudan yabancı yatırımları o güne kadar görülmemiş düzeylere çıkardı; 2006 ve 2007'de Türkiye iki yılda yaklaşık 45 milyar dolarlık doğrudan yabancı yatırım çekti. Önceki on yıllarda yılda birkaç milyar doları nadiren aşan bu yatırımlar, dış finansmanın yapısını da değiştirdi: sıcak paranın yanında uzun vadeli yatırım sermayesi de gelmeye başladı.

Verimlilik ve yapısal dönüşüm

Acemoglu ve Üçer'e göre 2002–2006'daki büyümenin yaklaşık yarısı toplam faktör verimliliğindeki artıştan geldi. Bu artışın önemli bir kısmı, işgücünün tarımdan sanayi ve hizmetlere kaymasından kaynaklandı. Yapısal dönüşüm, bir işçinin düşük verimli bir tarım işinden daha verimli bir fabrika ya da hizmet işine geçmesiyle ekonominin toplam verimliliğini yükseltir. Yazarlar ayrıca, büyümenin coğrafi olarak da genişlediğini vurgular: Konya, Kayseri ve Gaziantep gibi Anadolu kentleri, altyapı yatırımları ve firma düzeyinde verimlilik artışıyla batıdaki sanayi merkezlerine yaklaşmaya başladı. İktisat basını bu kentlere «Anadolu kaplanları» adını verdi.

Çözümlü örnek — Büyümenin kaynağı

Kişi başına gelirin yılda yüzde 6 büyüdüğünü ve toplam faktör verimliliğinin yılda yüzde 3 arttığını varsayalım. Büyümenin geri kalan yüzde 3'ü, işçi başına sermayenin ve beşerî sermayenin artışından gelir. Verimliliğin payı 3 / 6 = yüzde 50'dir. Bu, Acemoglu ve Üçer'in 2002–2006 için verdiği tabloya karşılık gelir.

Şimdi kişi başı büyümenin yılda yüzde 3'e indiğini ve verimlilik artışının sıfıra yaklaştığını varsayalım. Bu kez büyümenin tamamı, daha fazla sermaye ve daha fazla emek kullanılmasından gelir. Önceki bir derste gördüğümüz gibi sermayenin getirisi azaldığından, yalnızca girdi artışına dayanan büyüme zamanla yavaşlar: her yeni makinenin katkısı öncekinden küçük kalır.

İki durumun farkı, bir ülkenin uzun vadeli refahı açısından büyüktür. Yılda yüzde 3'lük verimlilik artışı, yirmi beş yılda verimliliği yaklaşık iki katına çıkarır: 1,03'ün yirmi beşinci kuvveti yaklaşık 2,1'dir. Sıfır verimlilik artışında ise refah artışı, yalnızca daha fazla tasarruf edip yatırım yapmaya ya da daha fazla çalışmaya bağlı kalır.

Tasarruf açığı

Dönemin en kalıcı sorunlarından biri, düşük yurt içi tasarruftu. Rodrik'e göre yurt içi tasarruf oranı 2000'ler boyunca düştü ve kriz öncesi yıllarda milli gelirin yüzde 16'sı civarındaydı. Düşük enflasyon ve kolay kredi, hanelerin tasarruf yerine tüketime ve konut kredisine yönelmesini kolaylaştırdı. Kamu kesimi de birincil fazla verdiği yıllarda bile tasarrufun ana kaynağı olamıyordu. Yatırımlar yükseldikçe, yatırımın tasarrufu aşan kısmı büyüdü ve bu kısım cari açık olarak dışarıdan karşılandı.

Çözümlü örnek — Tasarruf, yatırım ve cari açık

Açık bir ekonomide yatırım, yurt içi tasarruf ile dış tasarrufun toplamına eşittir. Dış tasarruf, cari açığın ta kendisidir. Rodrik'in 2006 rakamlarını kullanalım: yatırım milli gelirin yüzde 23'ü, dış kaynak girişi yaklaşık yüzde 6'sıdır. O hâlde yurt içi tasarruf 23 − 6 = yüzde 17 civarındadır.

Şimdi Rodrik'in hedef senaryosuna bakalım. Yatırımın yüzde 28'e çıkması isteniyor, ama cari açığın güvenli sınır olarak yüzde 3'ü aşmaması gerekiyor. Gereken yurt içi tasarruf 28 − 3 = yüzde 25'tir. Kriz öncesi yüzde 16'lık tasarrufla karşılaştırıldığında aradaki fark 25 − 16 = 9 puandır.

Bu hesap, dönemin temel ikilemini gösterir: ya yatırım düşük kalacak ve büyüme yavaşlayacaktı, ya yatırım yüksek tutulacak ve cari açık büyüyecekti, ya da yurt içi tasarruf çok büyük bir sıçrama yapacaktı. Üçüncü yol en sağlıklısıydı, ama en zor olanıydı.

İşsizlik sorunu

Hızlı büyümeye rağmen istihdam yaratma, dönemin zayıf kalan yanlarından biriydi. Rodrik'e göre işsizlik oranı 1990'lardaki yüzde 6–8 bandından, 2001 krizinden sonra yüzde 9–12 bandına yerleşti ve 2009'un ilk çeyreğinde yüzde 16'ya yaklaşarak rekor düzeye çıktı. Tarımdan kopan işgücünün kentlerde yeterince iş bulamaması ve nüfusun hızla büyüyen genç kesimi, bu tabloyu besledi. Rodrik, büyümenin istihdam yaratma kapasitesinin düşük kalmasını, dönemin başarı öyküsündeki en önemli lekelerden biri olarak görür ve istihdamı, sağlıklı bir büyüme stratejisinin merkezine koymak gerektiğini savunur.

2008–2009: küresel kriz

2008 küresel krizinin Türkiye'ye etkisini, 2008 küresel finans krizi dosyasında görmüştük: bankalar kurtarma gerektirmedi, ama dış talep çöktü ve ekonomi 2009'da sert biçimde daraldı. Acemoglu ve Üçer'e göre kriz sonrasında 2010–2011'de ekonomi, güçlü para ve maliye politikası desteğiyle yılda yaklaşık yüzde 9 büyüdü. Merkez Bankası'nın politika faizi 10 puandan fazla düşürüldü ve reel faiz, kriz öncesindeki yüzde 7–8 düzeyinden sıfıra ya da eksiye indi. Kamu harcamalarının milli gelire oranı 2006 civarındaki yüzde 13'ten yüzde 16'ya yaklaştı ve önceki yılların birincil fazlası neredeyse tamamen eridi.

Cari açığın rekoru

Kriz sonrasındaki hızlı büyüme, cari açığı rekor düzeye çıkardı. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın ödemeler dengesi verilerine göre 2011'de cari açık 77 milyar dolara ulaştı; bu, dönemin milli gelir serisine göre milli gelirin yaklaşık yüzde 10'uydu. 1994 ile 2001 krizlerinde karşılaştığımız dış finansman bağımlılığı, bu kez çok daha büyük bir ölçekte yeniden ortaya çıkmıştı. Açığın finansmanı, büyük ölçüde kısa vadeli sermaye girişlerine ve özel kesimin dış borçlanmasına dayanıyordu.

Çözümlü örnek — Kalıcı bir açığın birikimi

Bir ekonominin beş yıl boyunca ortalama olarak milli gelirinin yüzde 6'sı kadar cari açık verdiğini varsayalım. Basitlik için milli gelirin sabit kaldığını kabul edelim. Beş yılın sonunda ülkenin net dış yükümlülükleri, milli gelirin 5 × 6 = yüzde 30'u kadar artar.

Bu yükümlülükler, dış borç, yabancıların yurt içinde aldığı hisse senetleri ve tahviller ya da doğrudan yatırımlar biçiminde olabilir. Hepsi aynı riski taşımaz: doğrudan yatırım uzun vadelidir ve krizde kolayca çıkmaz, ama kısa vadeli borç ve portföy yatırımları hızla geri çekilebilir. Önceki derslerde tanımladığımız ani duruş, bu yükümlülüklerin kısa vadeli kısmının bir anda tersine dönmesidir. Açık ne kadar büyük ve finansmanı ne kadar kısa vadeliyse, bir dış şok karşısındaki kırılganlık o kadar artar.

2013: kırılgan beşli

Hikâyede gördüğümüz 2013'teki sarsıntı, bu kırılganlığın somut bir sınavıydı. ABD'de parasal genişlemenin yavaşlatılacağının işaret edilmesiyle gelişmekte olan ekonomilere giden sermaye azaldı ve büyük cari açık veren ülkelerin para birimleri hızla değer kaybetti. Türkiye'nin kırılgan beşli arasında sayılması, 2002 sonrasında kazanılan güvenin dış finansmana bağımlılık nedeniyle ne kadar hızlı sarsılabileceğini gösterdi.

Kamu-özel işbirlikleri ve inşaat

2010'larda altyapı yatırımlarında kamu-özel işbirliği modeli yaygın biçimde kullanıldı. Otoyollar, köprüler, havalimanları ve büyük hastaneler gibi projeler, özel şirketlere yaptırıldı; bu şirketlere uzun yıllar boyunca belirli bir kullanım ya da gelir garanti edildi. Destekçiler, bu modelin bütçeden bugün harcama yapmadan altyapı açığını hızla kapattığını savundu. Eleştirmenler ise garantilerin geleceğe büyük ve bütçede tam görünmeyen ödeme yükümlülükleri bıraktığını ve projelerin maliyetlerinin yeterince şeffaf olmadığını hatırlattı. Modelin gerçek maliyeti, garantilerin ne kadarının fiilen ödeneceğine bağlı olduğu için önceden kesin olarak bilinemez. Aynı yıllarda inşaat ve konut sektörü büyümenin önemli sürükleyicilerinden biri oldu.

Kurumlar ve siyaset

Acemoglu ve Üçer, 2007 sonrasındaki yavaşlamayı kurumsal gerilemeye bağlar. Onlara göre Avrupa Birliği ile ilişkilerin bozulması, reformların dış çıpasını zayıflattı; iç siyasal dinamikler de ekonomik kurumların kalitesinin düşmesine yol açtı. Yazarlar, ekonomik göstergelerdeki değişimin, yani verimlilik artışının durması, kamu harcamalarının büyümedeki payının artması ve eşitsizliğin yükselmesinin, bu kurumsal değişimle eş zamanlı olduğunu vurgular. Başka yorumcular ise yavaşlamanın ana nedenini küresel koşullarda, bölgesel çatışmalarda ve dış talepteki zayıflamada arar. Kurumların kalitesini ölçmek zor olduğu için, bu tartışmanın kesin bir sonuca bağlanması da zordur.

Dönemin sonuna doğru

Dönemin son yıllarında ekonomi, kredi genişlemesiyle desteklenen dalgalı bir büyüme yaşadı. 2017'de Kredi Garanti Fonu'nun kefalet limiti 20 milyar liradan 250 milyar liraya çıkarıldı ve bu kefaletle firmalara hızla kredi verildi. Kredi büyümesi ekonomiyi canlandırdı, ama enflasyonu ve cari açığı da yükseltti. Döviz cinsinden borçlanan firmaların bilançoları, liradaki olası bir değer kaybına karşı giderek daha savunmasız hâle geldi. 2018'e gelindiğinde ekonomi, yüksek bir cari açık, artan enflasyon ve büyük döviz borçlarıyla, sıradaki dersin ele aldığı sarsıntıya hazırlıksız giriyordu.

Dönemi okumanın sınırları

Bu dönemi değerlendirmek, hem verilerin hem de yorumların tartışmalı olması nedeniyle zordur. Milli gelir serisi 2016'da yeniden hesaplandı ve bazı yılların büyüme oranları ile oranların milli gelire göre değerleri değişti. Toplam faktör verimliliği tahminleri kullanılan yönteme göre farklılık gösterir. Kurumların kalitesi doğrudan ölçülemez; endekslerle ve dolaylı göstergelerle tahmin edilir. Dönemin siyasal tarihi de yoğun tartışmalar içerdiği için, ekonomik yorumlar kolayca siyasal tutumlarla karışabilir. Bu yüzden farklı kaynakları, dayandıkları verileri ve yöntemleri görerek yan yana okumak şarttır.

Uygulama

Özet kartı

  1. 2002–2006'da Türkiye ekonomisi kişi başına yılda yaklaşık yüzde 6 büyüdü; Acemoglu ve Üçer'e göre bu büyümenin yarısı verimlilik artışından geldi, enflasyon tek haneye indi, kamu borcu yüzde 75'ten yüzde 35'e geriledi ve Avrupa Birliği süreci bir dış çıpa işlevi gördü.
  2. Özelleştirmeler ve artan güven, 2006–2007'de iki yılda yaklaşık 45 milyar dolarlık doğrudan yabancı yatırım getirdi; büyüme Anadolu'daki yeni sanayi merkezlerine yayıldı.
  3. Yurt içi tasarruf oranı düşük kaldı; yatırımların önemli bir kısmı dış tasarrufla finanse edildi ve 2011'de cari açık 77 milyar dolarla milli gelirin yaklaşık yüzde 10'una ulaştı; 2013'te Türkiye kırılgan beşli arasında sayıldı.
  4. Acemoglu ve Üçer'e göre 2007 civarında bir dönüm noktası yaşandı: kişi başı büyüme yüzde 3'e indi, verimlilik artışı neredeyse durdu, büyüme kamu harcamalarına ve krediye daha fazla dayandı; yazarlar bunu kurumsal gerilemeye bağlar.
  5. Rodrik ise dönemin sorununu düşük tasarruf ve dış finansmana bağımlı büyüme modelinde görür; iki açıklama farklı vurgular yapar ve dönemin değerlendirmesi, verilerin ve yöntemlerin sınırları içinde tartışmalıdır.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
Yapısal dönüşümStructural transformationİşgücünün düşük verimli kesimlerden yüksek verimlilere kayması
Dış çıpaExternal anchorReformların sürekliliğini dış bir taahhüde bağlama
Yurt içi tasarruf oranıDomestic saving rateÜlke içi toplam tasarrufun milli gelire oranı
Kırılgan beşliFragile Five2013'te dış finansmana en bağımlı görülen beş ekonomi
Kamu-özel işbirliğiPublic-private partnershipAltyapının özel kesime yaptırılıp uzun vadede ödendiği model
Kurumsal gerilemeInstitutional backslidingEkonomik kurumların kalitesinin zamanla zayıflaması

Kendini sına

  1. (Çıktı 1) Yapısal dönüşüm, bir ekonominin toplam verimliliğini kesimlerin kendi içindeki verimlilik artışından bağımsız olarak nasıl yükseltebilir?
  2. (Çıktı 2) 2002–2006 dönemi ile 2007–2014 dönemi, büyümenin kaynakları açısından nasıl farklılaşır?
  3. (Çıktı 3) Bir ekonomide yatırım milli gelirin yüzde 25'i, cari açık yüzde 7'sidir. Yurt içi tasarruf oranı nedir? Cari açığın yüzde 3'e inmesi ve yatırımın aynı kalması isteniyorsa tasarruf oranı ne olmalıdır?
  4. (Çıktı 3) Kişi başı büyüme yılda yüzde 5'tir; toplam faktör verimliliği ise yılda yüzde 1,5 artmaktadır. Büyümenin yüzde kaçı verimlilikten gelmektedir?
  5. (Çıktı 2) Bir ülkenin kırılgan beşli arasında sayılmasının nedenleri nelerdir? Bu etiket, 2013'te Türkiye için neyi gösteriyordu?
  6. (Çıktı 4) Bir öğrenci, «2007 sonrası yavaşlamanın nedeni kurumların zayıflamasıydı» diyor. Bir başkası, «Hayır, asıl sorun düşük tasarruf ve dış finansmana bağımlılıktı; kurumlar ikincil» diyor. Dersteki kaynaklarla iki görüşü değerlendir.

Cevaplar

  1. Kesimler arasında verimlilik farkı varsa, işgücünün düşük verimli bir kesimden yüksek verimli bir kesime geçmesi, her iki kesimin kendi içindeki verimliliği değişmese bile ekonominin ortalama verimliliğini yükseltir. Örneğin tarımda işçi başına 10 birim, sanayide 30 birim üretiliyorsa, bir işçinin tarımdan sanayiye geçmesi toplam üretimi 20 birim artırır.
  2. Acemoglu ve Üçer'e göre 2002–2006'da kişi başı büyüme yılda yaklaşık yüzde 6'ydı ve bunun yaklaşık yarısı verimlilik artışından geliyordu; özel yatırımlar makine ve teçhizat ağırlıklı olarak yükseldi. 2007–2014'te kişi başı büyüme yüzde 3 civarına indi, verimlilik artışı neredeyse durdu ve büyümede kamu harcamalarının ve kredinin payı arttı.
  3. Yurt içi tasarruf, yatırımdan cari açığın çıkarılmasıyla bulunur: 25 − 7 = yüzde 18. Cari açığın yüzde 3'e inmesi ve yatırımın yüzde 25'te kalması için tasarrufun 25 − 3 = yüzde 22'ye, yani 4 puan artması gerekir.
  4. Verimliliğin payı 1,5 / 5 = yüzde 30'dur. Büyümenin yüzde 70'i sermaye ve emek gibi girdilerin artışından gelmektedir.
  5. Kırılgan beşli etiketi, büyük cari açık veren ve bu açığı yabancı sermaye girişiyle finanse eden ülkelere verildi; bu ülkeler, küresel faizlerin yükselmesi ya da sermaye akımlarının tersine dönmesi durumunda en çok sarsılacak ülkeler olarak görüldü. Türkiye için etiket, 2002 sonrasındaki başarılara rağmen büyümenin dış finansmana bağımlılığının yüksek olduğunu gösteriyordu.
  6. Birinci görüş, Acemoglu ve Üçer'in çalışmasıyla desteklenir: yavaşlama küresel krizden önce, 2007 civarında başladı; verimlilik artışı durdu, kamu harcamalarının payı arttı ve bu değişim Avrupa Birliği çıpasının zayıflaması ve kurumsal gerilemeyle eş zamanlıydı. İkinci görüş, Rodrik'in çalışmasıyla desteklenir: yurt içi tasarruf yüzde 16 civarında kaldı, yatırımlar dış kaynağa bağlıydı ve açık bir ekonomi dış finans koşullarına bağımlıydı. İki açıklama bir arada doğru olabilir: düşük tasarruf ve dış bağımlılık, kurumsal kaliteden bağımsız değildir; kurumlar da dış finansman koşullarından etkilenir. Asıl soru hangi etkenin ne kadar ağır bastığıdır; kurumların ölçülmesi zor olduğu için bu soru kesin bir sonuca bağlanamaz.

İleri okuma

  • Daron Acemoglu ve Murat Üçer (2015). «The Ups and Downs of Turkish Growth, 2002–2015: Political Dynamics, the European Union and the Institutional Slide». NBER Working Paper 21608. Dönemin kurumsal bir yorumu.
  • Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, Enflasyon Raporu (2006'dan itibaren üç ayda bir). Enflasyon hedeflemesi dönemindeki para politikasının resmî değerlendirmesi; tcmb.gov.tr üzerinden erişilebilir.
  • Şevket Pamuk (2018). Uneven Centuries: Economic Development of Turkey since 1820. Princeton University Press. Dönemi iki yüzyıllık bir perspektife yerleştiren son bölümler.

Sonraki derse köprü

2018'e gelindiğinde Türkiye ekonomisi, yüksek bir cari açık, yükselen enflasyon ve özel kesimin büyük döviz borçlarıyla dış şoklara açık bir durumdaydı. O yılın yazında lira sert bir değer kaybı yaşadı; bu sarsıntı, sonraki yıllarda yüksek enflasyon, faiz politikasındaki köklü değişiklikler ve kurdaki büyük dalgalanmalarla sürecek bir dönemin başlangıcı oldu. Sıradaki ders, 2018 sonrasındaki kur ve enflasyon sürecini ele alıyor: 2018'deki kur şoku nasıl yaşandı, para politikasında hangi yaklaşımlar denendi ve enflasyon neden bu kadar yükseldi?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • Açılış: aynı arabanın iki yolculuğu; birinde verimli bir motor ve az yakıt, öbüründe hızlı ama sürekli yakıt ikmali yapan ve depoya borçla yakıt koyan bir araba.
  • Hikâye: 22 Mayıs 2013'te bir Kongre salonunda bir konuşma; ardından dünya haritasında beş ülkenin üzerinde yanıp sönen ışıklar ve para birimlerinin değer kaybını gösteren aşağı oklar.
  • Kavram: bir tarladan fabrikaya yürüyen işçiler (yapısal dönüşüm); bir ülkeyi bir birliğin bayrağına bağlayan bir halat (dış çıpa); bir kumbara ile yurt dışından gelen bir boru (yurt içi ve dış tasarruf).
  • Veri ve kanıt: iki evreyi karşılaştıran bir çubuk grafik; 2002–2006'da büyümenin yarısı verimlilik renginde, 2007–2014'te bu renk neredeyse kaybolur. Yanında tasarruf ve yatırım arasında açılan bir makas.
  • Model: yatırım yüzde 23, tasarruf yüzde 17 ve aradaki yüzde 6'lık boşluğu dolduran dış kaynak; hedefte yatırım yüzde 28, dış kaynak yüzde 3 ve tasarrufun yüzde 25'e yükselmesi gereken bir basamak.
  • Neden önemli: bir yol ayrımı levhası; bir yönde «verimlilik», öbür yönde «borç ve harcama».

Seslendirme dönemi ne bir mucize ne de bir yanılsama olarak sunar; göz alıcı başarıları ve biriken kırılganlıkları birlikte anlatır. Dönemin siyasal tartışmalarına girmeden, ekonomik göstergeleri ve kaynaklı yorumları aktarır; farklı yorumları eşit ağırlıkta sunar.

Kısa kesit

Dikey, elli saniyelik. Seslendirme: «Aynı hız, iki farklı motor.» Ekranda iki büyüme çizgisi; birinde verimlilik payı yarı yarıya, öbüründe sıfıra yakın. Kapanışta: «Büyümenin hızı kadar, kaynağı da önemlidir.»