Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Şubat 2001 krizinden sonra açıklanan Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı, bankacılığın yeniden yapılandırılması, kamu maliyesinde yüksek bir birincil fazla ve bağımsız bir merkez bankası olmak üzere üç ayak üzerine kuruldu ve IMF kredisiyle desteklendi.
- Kamu bankalarının 17,5 milyar dolara varan görev zararı alacakları özel tertip tahvillerle kapatıldı, yeni görev zararlarının önü kesildi; kamu bankalarında şubelerin üçte biri kapatıldı, personel yaklaşık yarıya indirildi.
- Haziran 2001'deki iç borç takası, özel bankaların döviz açığını 8,4 milyar dolardan 1,5 milyar dolara indirerek kur riskini bankalardan Hazine'ye taşıdı.
- Merkez Bankası'nın temel amacı fiyat istikrarı oldu ve Hazine'ye avans vermesi yasaklandı; kamu maliyesinde borç yönetimi, kamu ihale ve mali yönetim yasaları çıkarıldı, bağımsız düzenleyici kurumlar kuruldu, 2004'te sınırlı mevduat sigortasına dönüldü.
- Resmî değerlendirme reformları 2002–2007'deki yüksek büyümenin ve düşük enflasyonun motoru olarak görür; eleştirel değerlendirme programın tasarımını, kriz yönetimini ve toplumsal bedelini sorgular; dış ortamın payı ise tartışmalıdır.
Öğrenme çıktıları
- Hatırlama — Yapısal reformu, iç borç takasını, bağımsız düzenleyici kurumu, özel tertip devlet tahvilini, özelleştirmeyi ve IMF koşulluluğunu tanımlar.
- Anlama — 2001 krizinden sonra bankacılıkta, kamu maliyesinde ve para politikasında yapılan kurumsal değişikliklerin hangi kırılganlıkları hedeflediğini açıklar.
- Uygulama — Kamu borç oranını yerinde tutan birincil fazlayı, faiz işletilen gizli bir borcun büyümesini ve bir döviz açığının kapatılmasının kur şokundaki etkisini hesaplar.
- Değerlendirme — Kriz sonrası yeniden yapılanmayı sonraki büyümenin motoru olarak gören görüş ile programın tasarımını ve toplumsal bedelini eleştiren görüşü tartar.
Sezgi
Açılış
Bir binanın temelinde çatlaklar olduğunu düşünün. Yıllarca sıva ve boyayla örtülmüş, ama bir deprem onları gün yüzüne çıkarmıştır. Artık iki seçenek vardır: çatlakları yeniden sıvamak ya da binayı boşaltıp temeli güçlendirmek. İkincisi pahalıdır, zaman alır ve içindekiler için acı vericidir; ama bir sonraki depremde binanın ayakta kalmasını sağlayabilecek tek yoldur.
Şubat 2001'deki kriz, Türkiye ekonomisi için böyle bir depremdi. Krizin kendisini, yani kur çıpalı programın çöküşünü, gecelik fonla tahvil tutan bankaların sarsılmasını ve liranın dalgalanmaya bırakılmasını, 2001 Türkiye krizi dosyasında ayrıntılı olarak görmüştük. Bu derste krizin ertesine bakacağız: temel nasıl güçlendirildi, bu işin bedelini kim ödedi ve güçlendirme ne kadar kalıcı oldu?
Krizden sonraki iki yılda yapılanlar, Türkiye'nin ekonomi kurumlarında 1980'den bu yana görülen en kapsamlı değişikliklerdi. Bankacılık baştan düzenlendi, merkez bankasına yeni bir görev tanımı verildi, kamu maliyesinin kuralları değişti. Bu değişikliklerin bir kısmı bugün hâlâ yürürlüktedir; bir kısmı ise sonraki yıllarda aşındı.
Hikâye — On beş günde on beş yasa
Mart 2001'in başında, liranın dalgalanmaya bırakılmasından birkaç gün sonra, Dünya Bankası'nda üst düzey yönetici olarak çalışan iktisatçı Kemal Derviş Ankara'ya çağrıldı ve ekonomiden sorumlu devlet bakanı olarak göreve getirildi. Önünde çökmüş bir kur rejimi, zarar içindeki bankalar, erimiş bir güven ve dış finansmana muhtaç bir devlet vardı.
14 Nisan 2001'de Derviş, «Türkiye'nin Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı» adını taşıyan programı kamuoyuna açıkladı. Program; bankacılık sektörünün yeniden yapılandırılmasına, kamu maliyesinin sağlam bir dengeye oturtulmasına ve bu dönüşümü mümkün kılacak yasal çerçevenin kurulmasına dayanıyordu. Uluslararası kuruluşların desteği, programın gerektirdiği yasaların hızla çıkarılmasına bağlanmıştı. Dönemin basınında bu, «on beş günde on beş yasa» diye anıldı. Yasalar tam on beş günde değil, sancılı bir sürecin sonunda çıkabildi; ama çıktı.
Nisan'ın sonunda Merkez Bankası Kanunu değiştirildi. 15 Mayıs 2001'de IMF, Türkiye'ye sağladığı kredinin 8 milyar dolar artırılmasını onayladı ve aynı gün Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, bankacılık sektörünün yeniden yapılandırılması programını açıkladı. Haziran'da Hazine, bankaların döviz açıklarını kapatmak için büyük bir iç borç takası gerçekleştirdi.
Program toplumun her kesiminde tartışmalara yol açtı. Bir kesim, programı bir kurtuluş reçetesi olarak gördü. Başka bir kesim, onu dışarıdan dayatılan ve bedelini çalışanlara ödeten bir kemer sıkma paketi olarak eleştirdi. Kriz yılı ağır geçti; ama iki yıl sonra enflasyon hızla düşmeye, ekonomi hızla büyümeye başlamıştı. Bu hızlı toparlanmanın ne kadarının reformların, ne kadarının başka etkenlerin eseri olduğu, bugün de tartışılır.
Kavram
Veri ve kanıt
Bu iki değerlendirme aynı olaylara farklı zaman ufuklarından bakar. Resmî değerlendirme 2009'dan geriye bakarak, reformların sonraki yıllarda getirdiği istikrarı ve 2008 küresel krizinde bankaların gösterdiği dayanıklılığı öne çıkarır. Eleştirel değerlendirme ise 2001'in içinden yazılmıştır ve krizin derinleşmesinde programın tasarımının payını, kriz yönetiminin bedelini ve yükün toplum kesimleri arasında nasıl dağıldığını sorgular. İki yaklaşım birbirini dışlamaz: bir reformun uzun vadede işe yaraması, onun uygulanma biçiminin ve zamanlamasının kısa vadede ağır bedeller doğurduğu gerçeğini ortadan kaldırmaz. Üçüncü bir soru da açık kalır: 2002–2007'deki hızlı büyümenin ne kadarı reformlardan, ne kadarı o yıllarda gelişmekte olan ülkelere yönelen bol dış finansmandan kaynaklanıyordu? Bu soruya bir sonraki derste döneceğiz.
Yaygın yanlış«2001 sonrası reformların hepsi IMF tarafından dayatıldı; Türkiye'nin kendi tercihi yoktu.»
Reformlar IMF kredisiyle ve koşullulukla desteklendi, ama bankacılık denetim kurumu krizden önce, 1999'da çıkarılan yasayla kurulmuştu ve reformların önemli bir kısmı ülke içindeki kurumlar ve iktisatçılar tarafından tasarlandı. 2002 seçimlerinden sonra gelen hükümet de programı sürdürme kararı aldı. Dış destek ile iç tercih iç içe geçmişti.
Yaygın yanlış«Yeniden yapılanmanın maliyeti yoktu; bankalar kurtarıldı ve ekonomi toparlandı.»
Kriz yılında üretim ve istihdam sert biçimde düştü. Görev zararı alacaklarının kapatılması ve el konulan bankaların kurtarılması, milyarlarca dolarlık kamu borcuna dönüştü. Kamu bankalarında personel yaklaşık yarıya indirildi. Toparlanma gerçekti, ama bedeli yüksekti ve eşit dağılmadı.
Neden önemli?
2001 sonrasında kurulan kurumlar, Türkiye ekonomisinin sonraki yirmi yılını biçimlendirdi. Bağımsız bir bankacılık denetim kurumu, merkez bankasının fiyat istikrarını temel amaç olarak benimsemesi, bütçe dışı gizli borçların, yani görev zararlarının önünün kesilmesi ve sınırlı mevduat sigortasına dönüş, 2008 küresel krizinde bankacılık sisteminin kamu kaynağına ihtiyaç duymadan ayakta kalmasına katkı yaptı. Bu kurumların sonraki yıllarda ne kadar korunduğu ya da aşındığı, sonraki derslerde tartışacağımız 2018 sonrası sürecin anlaşılması için de önemlidir.
Dönem, kriz sonrası reformların siyasal ekonomisini de gösterir. Derin bir kriz, normal zamanlarda yapılamayacak reformlar için bir fırsat penceresi açar: kamuoyu değişime daha açıktır, dış destek reformlara bağlanır ve eski düzenin savunucuları zayıflamıştır. Ama aynı pencere, reformların aceleyle, yeterli tartışma olmadan ve ağır toplumsal bedellerle yapılması riskini de taşır.
Model
Krizden ne kalmıştı?
2001 krizinin ardından ekonominin önünde dört büyük sorun vardı. Birincisi, bankacılık sistemi ağır zarar içindeydi: kamu bankaları biriken görev zararlarının altında eziliyor, pek çok özel banka döviz açıkları ve düşen tahvil fiyatları yüzünden sermayesini yitirmişti. İkincisi, kamu borcu hızla büyümüştü; eleştirel değerlendirmenin aktardığı rakamlarla GSMH'nin yüzde 90'ını aşmıştı. Üçüncüsü, sabit kur rejimi çökmüştü ve para politikasının yeni bir çıpaya ihtiyacı vardı. Dördüncüsü, güven yoktu: ne yurt içindeki tasarruf sahipleri ne de yabancı yatırımcılar Türk lirasına ve devletin borç ödeme gücüne güveniyordu.
Programın üç ayağı
Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı, bu sorunlara üç ayaktan oluşan bir cevap verdi. Birinci ayak bankacılıktı: kamu bankalarının görev zararı alacakları kapatılacak, sorunlu özel bankalar çözümlenecek, sağlam bankalar güçlendirilecek ve denetim sıkılaştırılacaktı. İkinci ayak kamu maliyesiydi: faiz dışı harcamalar kısılacak, gelirler artırılacak ve yüksek bir birincil fazla verilecekti. Üçüncü ayak para politikasıydı: merkez bankası bağımsızlaştırılacak, açığı para basarak finanse etmesi yasaklanacak ve enflasyonu düşürmeyi temel görev edinecekti. Bu ayaklardan hiçbiri tek başına yetmezdi; birbirini destekleyecek biçimde tasarlanmışlardı.
Kamu bankalarının temizlenmesi
Kamu bankalarının sorunu, önceki bir derste tanımladığımız görev zararlarıydı. Hükümetler yıllarca tarım desteklerini ve ucuz kredileri bu bankalar eliyle yürütmüş, bedelini bütçeye yazmamıştı. BDDK'ya göre bu zararlar 2001 sonunda 17,5 milyar dolara ulaşmıştı. Program, birikmiş zarar alacaklarını faiziyle birlikte özel tertip devlet tahvilleriyle karşıladı ve yeni görev zararı doğmasına imkân veren düzenlemeleri kaldırdı. Bundan sonra kamu bankaları eliyle verilecek destekler için gereken kaynağın önceden bütçeye konması kuralı getirildi. Böylece gizli bir kamu borcu, açık bir kamu borcuna dönüştürüldü.
Çözümlü örnek — Faiz işleyen gizli borç
Görev zararlarının neden bu kadar büyüdüğünü küçük bir hesap gösterir. Bir kamu bankasının bir yıl içinde tarım desteği için 10 birimlik bir zarar üstlendiğini ve bu zararın bütçeden karşılanmadığını varsayalım. Banka bu açığı piyasadan yıllık yüzde 60 faizle borçlanarak kapatıyor olsun.
Bir yıl sonra borç 10 × 1,60 = 16 birime, iki yıl sonra 16 × 1,60 = 25,6 birime, üç yıl sonra 25,6 × 1,60 ≈ 41 birime çıkar. Yani üç yıl içinde, başlangıçtaki zarar dört katından fazlasına ulaşır. Üstelik her yıl yeni bir 10 birimlik zarar eklenirse, yığılma çok daha hızlı olur.
Bu hesap, yüksek faizli bir ekonomide bütçe dışında bırakılan bir yükün neden hızla büyüdüğünü gösterir. Borç görünmez olduğu için tartışılmaz; tartışılmadığı için büyümeye devam eder. 2001'de bu borç bir anda kamu borcuna eklendiğinde, yükün ne kadar büyük olduğu herkesin gözü önüne serildi.
Kamu bankalarında küçülme
Program, kamu bankalarının yalnızca bilançolarını değil, işleyişlerini de değiştirdi. BDDK'ya göre Ziraat Bankası ve Halk Bankası'nın yönetimi ortak bir yönetim kuruluna devredildi ve bu kurula bankaları yeniden yapılandırma ve özelleştirmeye hazırlama yetkisi verildi. Eylül 2003'e kadar şubelerin yüzde 32,5'i kapatıldı ve personel yaklaşık yarıya indirildi; personelin bir kısmı emekliye ayrıldı, bir kısmı başka kamu kuruluşlarına devredildi. Bu, bankaların verimliliğini artırdı; ama binlerce çalışan için ani bir değişim ve kayıp anlamına geliyordu.
Sorunlu bankaların çözümlenmesi
Kriz öncesinde ve süresince zor duruma düşen pek çok özel banka, Fon'a, yani TMSF'ye devredildi. Fon, bu bankaları birleştirme, satış ya da tasfiye yoluyla çözümledi. Bankaların kurtarılmasının toplam maliyetini ve Fon'un sonraki yıllarda bu maliyetin ne kadarını geri topladığını, 2001 Türkiye krizi dosyasında görmüştük. BDDK'ya göre Fon, Eylül 2009'a kadar çözümlenen bankalardan toplam 18,6 milyar dolar tahsil etmişti ve bunun yüzde 70'i bankaların eski hâkim ortaklarından yapılan tahsilatlardan oluşuyordu.
İç borç takası ve döviz açıkları
Özel bankaların en büyük sorunlarından biri, döviz açıklarıydı. 1994 krizi dersinde gördüğümüz gibi, dövizle borçlanıp lira varlık taşıyan bir banka, kur sıçradığında ağır zarara uğrar. Haziran 2001'de Hazine, bankaların elindeki lira cinsinden devlet senetlerini dövize endeksli senetlerle değiştiren bir iç borç takası yaptı. BDDK'ya göre bu işlemle özel bankaların bilanço içi döviz açığı 2000 sonundaki 8,4 milyar dolardan 2001 sonunda 1,5 milyar dolara indi.
Çözümlü örnek — Açığı kapatmanın değeri
Bir bankacılık sisteminin döviz açığının 8,4 milyar dolar olduğunu ve kurun bir gecede yüzde 50 arttığını varsayalım. Kur 1 birimden 1,5 birime çıkarsa, açığın lira karşılığındaki artış 8,4 × 0,5 = 4,2 milyar dolarlık bir kayba denk gelir; yani sistem, eski kurla ölçülen 4,2 milyar dolarlık bir sermaye kaybına uğrar.
Açık 1,5 milyar dolara indirilmişse, aynı kur şokunun yarattığı kayıp 1,5 × 0,5 = 0,75 milyar dolardır. Takas, kur riskini bankalardan alıp Hazine'ye taşımıştır: dövize endeksli senet veren Hazine, kur yükseldiğinde daha fazla ödeyecektir. Risk ortadan kalkmamış, bankacılık sisteminden devlet bilançosuna geçmiştir. Bu, sistemik bir banka çöküşünü önlemek için bilinçli olarak yapılmış bir tercihtir.
Özel bankaların sermayelendirilmesi
Sağlam kalan özel bankalar için de bir program uygulandı. BDDK'ya göre bankaların bilançoları, muhasebe kursunun enflasyon muhasebesi dersinde gördüğümüz yöntemle yeniden düzenlendi; bu, özkaynakların gerçek büyüklüğünün, yüksek enflasyonun yarattığı yanıltıcı kazançlardan arındırılarak ölçülmesini sağladı. Sermayesi yetersiz çıkan bankalardan sermaye artırımı istendi; artıramayanlar birleşmeye ya da Fon'a devre yönlendirildi. Birleşmelerin önündeki vergi engelleri kaldırıldı. Bu süreç, bankacılık sektöründe daha az sayıda ama daha güçlü sermayeli bankanın kalmasına yol açtı.
IMF'nin rolü
Programın finansmanında IMF belirleyici bir rol oynadı. Akyüz–Boratav çalışmasına göre Mayıs 2001'de 8 milyar dolarlık ek kredi onaylandı ve IMF'nin Aralık 1999'dan beri sağladığı toplam kredi 19 milyar dolara çıktı. 11 Eylül saldırılarının yarattığı dış şokun ardından 2001 sonunda yeni bir anlaşmayla 10 milyar dolar daha sağlandı; toplam yaklaşık 30 milyar dolara ulaştı. Bu, iki yılda dördüncü kurtarma paketiydi. BDDK'ya göre Şubat 2002'de üç yılı kapsayan yeni bir stand-by anlaşması yapıldı. Her kredi dilimi, bütçe hedeflerine ve yapısal reformların takvimine bağlıydı; bu, IMF koşulluluğunun somut biçimiydi.
Birincil fazlanın bedeli
Yüksek birincil fazla, kâğıt üzerinde basit bir hedefti; uygulamada ağır bir kemer sıkma demekti. Akyüz ve Boratav'ın aktardığı IMF belgelerine göre 2001 için birincil fazla hedefi GSMH'nin yüzde 5,5'i olarak belirlendi ve bu hedef, GSMH'nin yaklaşık 3 puanı kadar ek önlem gerektiriyordu. Yazarlara göre hükümet 2000 ile 2001 arasında toplam GSMH'nin 5 puanı kadar önlem almıştı; buna 1999–2000'deki yaklaşık 5 puanlık uyum da eklenmişti. Uyumun ana araçları kamu istihdamının ve kamu yatırımlarının kısılmasıydı. Bu, aynı zamanda ekonominin küçüldüğü ve işsizliğin arttığı bir yılda kamunun da harcamalarını kısması anlamına geliyordu.
Merkez Bankası'nın yeni görevi
Nisan 2001'de Merkez Bankası Kanunu'nda yapılan değişiklik, enflasyon dosyasında gördüğümüz gibi, bankanın temel amacını fiyat istikrarı olarak belirledi ve Hazine'ye avans vermesini yasakladı. Önceki derslerde gördüğümüz 1994 ve 2001 krizlerinde açığın para basarak finanse edilmesinin rolü düşünüldüğünde, bu yasak kurumsal açıdan büyük bir değişiklikti. BDDK'ya göre 2002–2005 arasında hedef açıkça ilan edilmeden, örtük biçimde uygulandı; açık hedefleme 2006'da başladı. Kur dalgalanmaya bırakılmıştı; para politikasının çıpası artık kur değil, enflasyon hedefiydi.
Kamu maliyesinde yeni kurallar
Program, kamu maliyesinde yüksek bir birincil fazlayı temel taş olarak benimsedi. BDDK'ya göre 2002 için hedef, milli gelirin yüzde 6,5'i oranında bir faiz dışı fazlaydı. Bu hedef 2002'de tutturulamadı, ama Kasım 2002 seçimlerinden sonra kurulan hükümet programı sürdürme ve hedefi 2003'te ve orta vadede sağlama kararı aldı. 2002'de Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun çıkarıldı; 2003'ün başında yürürlüğe giren Kamu İhale Kanunu ve aynı yıl çıkarılan Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu, kamu harcamalarının yönetimini ve denetimini yeniden düzenledi.
Çözümlü örnek — Borç oranını yerinde tutan fazla
Önceki bir derste tanımladığımız borç dinamiğini sadeleştirilmiş bir biçimde kullanalım. Kamu borcunun milli gelire oranını d, reel faizi r, reel büyümeyi g ile gösterelim. Oranın yerinde kalması için gereken birincil fazla, yaklaşık olarak (r − g) × d kadardır.
Kriz sonrasına benzer bir durumda borç oranı yüzde 90, reel faiz yüzde 12, büyüme sıfır olsun. Gereken fazla (0,12 − 0) × 0,90 ≈ 0,108, yani GSYH'nin kabaca yüzde 10,8'idir. Bu, hiçbir hükümetin uzun süre sağlayamayacağı kadar büyük bir fazladır.
Şimdi reel faizin yüzde 6'ya düştüğünü ve ekonominin yüzde 5 büyüdüğünü varsayalım. Gereken fazla (0,06 − 0,05) × 0,90 ≈ 0,009, yani yalnızca yaklaşık yüzde 0,9'dur. Yüzde 6,5'lik bir fazla verildiğinde borç oranı hızla düşmeye başlar.
Hesap, kriz sonrası programın mantığını özetler: yüksek birincil fazla, borç oranının patlamasını durdurmanın ilk adımıydı; ama asıl rahatlama, güvenin geri gelmesiyle faizlerin düşmesinden ve büyümenin canlanmasından geldi. Faizleri düşüren güven, bir ölçüde birincil fazlanın ve kurumsal reformların inandırıcılığına bağlıydı.
Düzenleyici kurumlar
Program, bankacılığın yanı sıra başka piyasalarda da bağımsız düzenleyici kurumların kurulmasını öngördü. BDDK'ya göre Sermaye Piyasası Kurulu ve BDDK'ya ek olarak Rekabet Kurumu, Telekomünikasyon Kurumu, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu, Tütün Kurulu ve Kamu İhale Kurulu oluşturuldu. Resmî değerlendirme, bu kurulların ekonomi yönetiminin siyasetten arındırılmasına yardım ettiğini savunur. Eleştirmenler ise seçilmiş hükümetlerin yetkilerinin atanmış kurullara devredilmesinin demokratik hesap verebilirlik sorunları doğurabileceğini hatırlatır. Bu kurumların bağımsızlığının sonraki yıllarda nasıl değiştiği de ayrı bir tartışma konusudur.
Mevduat sigortasına dönüş
1994 krizi dersinde gördüğümüz tam mevduat güvencesi, BDDK'ya göre 1994'ten 2000'e kadar sürdü, Aralık 2000'de yeniden bütün yükümlülükleri kapsayacak biçimde genişletildi ve Temmuz 2004'te kaldırıldı. Temmuz 2004'ten itibaren tasarruf mevduatı, kişi başına 50 bin TL'ye kadar sınırlı bir sigorta kapsamına alındı. Bu değişiklik, mevduat sahiplerinin yeniden bankaların sağlamlığına dikkat etmesini ve bankaların riskli davranışlarının bedelinin tamamen kamuya yüklenmemesini amaçlıyordu.
Çözümlü örnek — İki dönemin fiyatları
BDDK'nın verdiği ortalamaları karşılaştıralım. 1991–2001'de enflasyonun yıllık ortalaması yüzde 75,9, 2002–2007'de yüzde 13,9'dur. Altı yıl boyunca yüzde 75,9'luk enflasyon, fiyatları 1,759'un altıncı kuvveti kadar, yani yaklaşık 29,5 katına çıkarır. Altı yıl boyunca yüzde 13,9'luk enflasyon ise fiyatları yaklaşık 2,2 katına çıkarır. Aynı sürede fiyatların 30 kat mı, 2 kat mı arttığı, bir hanenin tasarruf, borçlanma ve planlama kararlarını tamamen değiştirir. Ocak 2005'teki altı sıfırlık para reformu, enflasyon dosyasında gördüğümüz gibi, bu değişimin simgesi oldu.
Dönemi okumanın sınırları
2001 sonrası reformların etkisini, aynı dönemdeki öbür etkenlerden ayırmak zordur. 2002–2007 yılları, dünya genelinde düşük faizlerin ve gelişmekte olan ülkelere yönelen bol sermayenin yılları oldu; Türkiye'nin Avrupa Birliği üyelik süreci de güveni destekledi. Reformlar olmasaydı bu elverişli dış ortamdan aynı ölçüde yararlanılabilir miydi, yoksa reformlar olmasa da büyüme gelir miydi? Bu karşı olgusal sorunun kesin cevabı yoktur. Resmî ve eleştirel değerlendirmeler, bu belirsizlik içinde farklı ağırlıklar koyar.
Uygulama
Özet kartı
- Şubat 2001 krizinden sonra açıklanan Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı, bankacılığın yeniden yapılandırılması, kamu maliyesinde yüksek bir birincil fazla ve bağımsız bir merkez bankası olmak üzere üç ayak üzerine kuruldu ve IMF kredisiyle desteklendi.
- Kamu bankalarının 17,5 milyar dolara varan görev zararı alacakları özel tertip tahvillerle kapatıldı, yeni görev zararlarının önü kesildi; kamu bankalarında şubelerin üçte biri kapatıldı, personel yaklaşık yarıya indirildi.
- Haziran 2001'deki iç borç takası, özel bankaların döviz açığını 8,4 milyar dolardan 1,5 milyar dolara indirerek kur riskini bankalardan Hazine'ye taşıdı.
- Merkez Bankası'nın temel amacı fiyat istikrarı oldu ve Hazine'ye avans vermesi yasaklandı; kamu maliyesinde borç yönetimi, kamu ihale ve mali yönetim yasaları çıkarıldı, bağımsız düzenleyici kurumlar kuruldu, 2004'te sınırlı mevduat sigortasına dönüldü.
- Resmî değerlendirme reformları 2002–2007'deki yüksek büyümenin ve düşük enflasyonun motoru olarak görür; eleştirel değerlendirme programın tasarımını, kriz yönetimini ve toplumsal bedelini sorgular; dış ortamın payı ise tartışmalıdır.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Yapısal reform | Structural reform | Kurumları ve piyasa işleyişini kalıcı olarak değiştiren düzenleme |
| İç borç takası | Domestic debt swap | Mevcut iç borç senetlerinin farklı özellikte yenileriyle değiştirilmesi |
| Bağımsız düzenleyici kurum | Independent regulatory agency | Bir piyasayı siyasetten görece bağımsız düzenleyen kamu kurumu |
| Özel tertip devlet tahvili | Special-issue government bond | Belirli bir kuruma doğrudan verilen devlet tahvili |
| Özelleştirme | Privatization | Devlet işletmesinin özel kesime devredilmesi |
| IMF koşulluluğu | IMF conditionality | IMF kredisinin politika taahhütlerine bağlanması |
Kendini sına
- (Çıktı 1) Özel tertip devlet tahvili, piyasada satılan devlet tahvilinden nasıl ayrılır? 2001'de kamu bankaları için neden kullanıldı?
- (Çıktı 2) Görev zararı alacaklarının kapatılması ve yeni görev zararlarının önünün kesilmesi, hangi kırılganlığı gidermeyi amaçlıyordu?
- (Çıktı 3) Bir kamu bankasının bütçeden karşılanmayan 20 birimlik zararı, yıllık yüzde 50 faizle iki yıl boyunca borçla taşınırsa ne kadar olur?
- (Çıktı 3) Kamu borcunun milli gelire oranı yüzde 60, reel faiz yüzde 8, reel büyüme yüzde 3'tür. Oranın değişmemesi için gereken birincil fazla yaklaşık yüzde kaçtır?
- (Çıktı 2) Haziran 2001'deki iç borç takası kur riskini ortadan kaldırdı mı? Açıkla.
- (Çıktı 4) Bir öğrenci, «2001 sonrası reformlar Türkiye'nin sonraki başarısının temeliydi» diyor. Bir başkası, «Program krizi derinleştirdi, bedelini çalışanlar ödedi ve sonraki büyüme daha çok dış bolluktan geldi» diyor. Dersteki kaynaklarla ikisini yan yana koy.
Cevaplar
- Piyasada satılan devlet tahvili ihaleyle yatırımcılara satılır ve devlete nakit sağlar. Özel tertip tahvil ise belirli bir kuruma, piyasadan geçmeden doğrudan verilir; kuruma nakit değil, devletten bir alacak senedi sağlar. 2001'de kamu bankalarının devletten olan birikmiş görev zararı alacaklarını karşılamak ve sermayelerini güçlendirmek için kullanıldı; böylece bütçe dışında biriken gizli borç, açık bir devlet borcuna dönüştürüldü.
- Görev zararları, hükümetlerin bütçeye yazmadan kamu bankaları eliyle yürüttüğü desteklerin maliyetiydi. Bu zararlar, bankaları kısa vadeli ve yüksek faizli borçlanmaya itiyor, bankacılık sistemini ve piyasa faizlerini baskı altında tutuyordu. Tasfiye ve yeni görev zararlarının yasaklanması, hem bankaların nakit sıkıntısını gidermeyi hem de kamu borcunun gizli bir biçimde büyümesini durdurmayı amaçlıyordu.
- Bir yıl sonra borç 20 × 1,50 = 30, iki yıl sonra 30 × 1,50 = 45 birim olur. İki yılda başlangıçtaki zarar iki katından fazlasına ulaşmıştır.
- Gereken fazla yaklaşık (r − g) × d = (0,08 − 0,03) × 0,60 = 0,03, yani milli gelirin yüzde 3'üdür.
- Hayır. Takas, bankaların elindeki lira senetleri dövize endeksli senetlerle değiştirerek bankaların döviz açıklarını kapattı. Ama kur yükselirse bu senetlerin geri ödemesi de artacağı için risk Hazine'ye, yani devlet bilançosuna geçti. Risk ortadan kalkmadı; sistemik bir banka çöküşünü önlemek için bankalardan kamuya taşındı.
- Birinci görüş, BDDK'nın 2009 değerlendirmesiyle desteklenir: görev zararı alacaklarının kapatılması, döviz açıklarının küçültülmesi, bağımsız denetim ve merkez bankasının yeni görevi sonrasında 2002–2007'de büyüme yüzde 6,8'e çıktı, enflasyon yüzde 13,9'a indi ve 2008'de bankaları kurtarmak için kamu kaynağı gerekmedi. Karşı görüşün dayanağı eleştirel değerlendirmedir: 2001'de GSMH yüzde 9,4 küçüldü, kamu borcu yüzde 90'ı aştı, vergi gelirlerinin tamamı faize gitti ve bankacılığın kriz ortasında yeniden düzenlenmesi bedeli artırdı. Dış bolluğun payı ise iki değerlendirmenin de kesin olarak ölçemediği bir sorudur. İki görüş farklı zaman ufuklarına ve farklı sorulara bakar: reformlar uzun vadede kurumları güçlendirmiş olabilir, ama kısa vadeli bedelleri ağırdı ve eşit dağılmadı.
İleri okuma
- Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (2009). Krizden İstikrara Türkiye Tecrübesi. Çalışma Tebliği, gözden geçirilmiş ikinci baskı. Yeniden yapılandırmanın resmî ve ayrıntılı dökümü; bddk.org.tr üzerinden erişilebilir.
- IMF (2001). Türkiye'nin stand-by kredisinin 19 milyar dolara çıkarılmasını duyuran 15 Mayıs 2001 tarihli basın açıklaması, No. 01/23. Güçlendirilmiş programa verilen dış desteğin belgesi.
- Hazine Müsteşarlığı (2001). Türkiye'nin Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı. Programın kendi metni; hedefleri ve yasal çerçevesiyle.
- Dani Rodrik (2012). «The Turkish Economy after the Global Financial Crisis». Ekonomi-tek 1(1). Kriz sonrası büyüme modelinin güçlü ve zayıf yanlarına dair bir değerlendirme.
Sonraki derse köprü
Kasım 2002 seçimleriyle yeni bir hükümet iş başına geldi ve 2001 sonrasında başlayan programı sürdürme kararı aldı. Sonraki beş yılda ekonomi hızla büyüdü, enflasyon tek haneye yaklaştı, liradan altı sıfır atıldı ve Avrupa Birliği ile üyelik müzakereleri başladı. Ama 2008'de gelen küresel kriz, bu büyümenin dış finansmana ne kadar bağımlı olduğunu da gösterdi. Sıradaki ders, 2002–2018 dönemini ele alıyor: yüksek büyümenin kaynakları nelerdi, tasarruf ve cari açık nasıl bir seyir izledi ve dönemin ikinci yarısında kurumlar nasıl değişti?