Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- 1994 krizi, 1989'da sermaye hesabının açılmasından sonra gelen sermaye girişleri, milli gelirin yüzde 13'ünü aşan kamu açığı ve kısa vadeli iç borçlanmaya dayanan bir finansman yapısı üzerinde yükseldi.
- 1993'ün ikinci yarısında Hazine faizleri düşürmek için ihaleleri iptal etti ya da kısıtladı; eksik kalan finansman Merkez Bankası avanslarıyla karşılandı, 1994 başındaki not indirimi sermaye çıkışını tetikledi.
- Lira ilk üç ayda değerinin yarısından fazlasını kaybetti, Merkez Bankası rezervlerinin yarısını yitirdi, gecelik faizler çok yüksek düzeylere çıktı ve açık döviz pozisyonu taşıyan bankalar ağır zarara uğradı.
- 5 Nisan 1994 programı zamlar, olağanüstü vergiler ve harcama kesintileriyle birincil dengeyi hızla düzeltti; ekonomi 1994'te yüzde 5,5 küçüldü, ama 1995–1997'de hızla toparlandı.
- Kapanan bankaların ardından getirilen yüzde yüz mevduat güvencesi paniği durdurdu, ama bankaların riskini kamuya yükleyerek sonraki krizlerin maliyetini artırdı; krizin nedenleri konusunda temeller, politika hataları ve sermaye akımları vurguları arasında tartışma sürüyor.
Öğrenme çıktıları
- Hatırlama — Kamu kesimi borçlanma gereğini, borç çevirmeyi, Hazine ihalesini, kredi notunu, tam mevduat güvencesini ve Merkez Bankası kısa vadeli avansını tanımlar.
- Anlama — Yüksek kamu açıkları, açık sermaye hesabı ve iç borçlanma yönetimindeki kararların 1994'te nasıl bir kur, faiz ve bankacılık sarsıntısına dönüştüğünü açıklar.
- Uygulama — Açık döviz pozisyonu taşıyan bir bankanın kur şokundaki zararını, kamu açığındaki faiz yükünü ve ortalama enflasyon ile Aralık–Aralık enflasyonu arasındaki farkı hesaplar.
- Değerlendirme — Krizi zayıf temellere bağlayan görüş ile onu borç yönetimindeki politika hatalarına ya da sermaye akımlarının oynaklığına bağlayan görüşleri karşılaştırır.
Sezgi
Açılış
Her ay maaşının tamamını harcayan ve aradaki farkı kredi kartıyla kapatan birini düşünün. Kartın faizi yüksektir, ama banka her ay yeni borç verdiği sürece hayat devam eder. Bir gün kişi, faizin çok yüksek olduğuna karar verir ve bankaya daha düşük bir faiz dayatmaya çalışır; banka ise o faizle borç vermeyi reddeder. Kişi bu kez eksiği, ailesinden aldığı paralarla kapatmaya başlar. Ama aile de bir süre sonra kasasının boşaldığını fark eder.
1994'te Türkiye'de yaşanan kriz, bir ölçüde bu hikâyeye benzer. Devlet yıllardır gelirinden fazla harcıyor ve aradaki farkı iç piyasadan yüksek faizle borçlanarak kapatıyordu. 1993'ün ikinci yarısında faizleri aşağı çekmek için borçlanma ihalelerinde piyasanın istediği faizi kabul etmedi; eksik kalan finansmanı Merkez Bankası'ndan karşıladı. Sonuç, birkaç ay içinde liranın çöküşü, faizlerin astronomik düzeylere çıkması ve bankaların batması oldu.
Bu derste krizin nasıl patlak verdiğini, neden bu kadar sert yaşandığını ve iktisatçıların onu nasıl farklı biçimlerde açıkladığını inceleyeceğiz.
Hikâye — İptal edilen ihaleler
1993'te Türkiye ekonomisi hızla büyüyordu; büyüme hızı yüzde 8'e ulaştı. Ama bu büyümenin altında derin bir dengesizlik vardı. Kamu kesiminin açığı milli gelirin yüzde 13'ünü aşmıştı. Devlet, bu açığı büyük ölçüde Hazine'nin iç piyasada düzenlediği ihalelerle, yani bankalara ve yatırımcılara kısa vadeli bono ve tahvil satarak kapatıyordu. Bu kâğıtların faizi yüzde 90 civarındaydı.
1993'ün ortasında göreve gelen yeni hükümet, bu faizlerin ekonomiyi boğduğunu ve düşürülmesi gerektiğini savundu. Hazine, 1993'ün ikinci yarısında bazı iç borçlanma ihalelerini iptal etti ya da gelen tekliflerin yalnızca küçük bir kısmını, kısa vadeli olanlarını kabul etti. Amaç, faizleri yönetimle aşağı çekmekti. Ama bankalar ve yatırımcılar, istedikleri faizi alamadıkları kâğıtları almak yerine paralarını dövize ve yurt dışına yöneltti.
Hazine'nin finansman ihtiyacı ortadan kalkmamıştı. İhalelerden gelmeyen para, Merkez Bankası'ndan alınan kısa vadeli avanslarla karşılandı. Piyasaya giden bu lira, döviz talebine dönüştü. 1994'ün başında uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları Türkiye'nin notunu düşürdü. Yabancı sermaye hızla çıkmaya başladı.
Ocak'tan Nisan'a kadar süren günlerde dolar kuru yükseldikçe yükseldi. Kuru korumak için döviz satan Merkez Bankası, rezervlerinin yaklaşık yarısını kaybetti. Gecelik faizler yıllık bazda dört, hatta beş haneli rakamlara çıktı. Mevduat sahipleri liradan kaçıp dövize geçti. 5 Nisan 1994'te hükümet kapsamlı bir istikrar programı açıkladı. Altı gün sonra iki banka, birkaç hafta sonra bir üçüncüsü kapatıldı.
Kapanan bankalardaki mevduat sahiplerinin paralarının ancak belirli bir tutara kadar olan kısmı güvence altındaydı. Banka kuyrukları büyüyor, panik öbür bankalara yayılma tehlikesi taşıyordu. 5 Mayıs 1994'te hükümet, bankalardaki bütün tasarruf mevduatına yüzde yüz devlet güvencesi getirdi. Panik durdu; ama bu kararın bedeli, birkaç yıl sonra çok daha büyük bir faturayla geri gelecekti.
Kavram
Veri ve kanıt
Rakamların gösterdiği tablo, bir döviz krizi ile bir bankacılık sarsıntısının iç içe geçtiği bir ikiz krizdir. Ama krizin nedeni konusunda iktisatçılar farklı vurgular yapar. Oya Celasun, Dünya Bankası için yazdığı çalışmada, 1993 ve 1994 başındaki çok büyük kamu borçlanma gereğini ve bu açığın finansmanında yapılan büyük politika hatalarını temel neden olarak görür: yetkililer hem faizleri hem de Hazine'nin borçlanma miktarını aynı anda denetlemeye çalışınca iç borçlanma piyasası daraldı, hükümet para basmaya yöneldi ve değerlenmiş olan lira çöktü. Fatih Özatay ise vurguyu politika hatalarına koyar: ona göre krizden önceki dönemde temeller sürekli bozuluyordu, ama iç borçlanma rezerv kaybını ve enflasyon artışını önlüyordu; 1993'ün ikinci yarısındaki borç yönetimi hataları olmasaydı finansal kriz önlenebilirdi.
Üç açıklama birbirini dışlamaz, ama farklı sorulara farklı cevaplar verir. Temellere vurgu yapan açıklama, krizin er ya da geç çıkacağını söyler: yüzde 13'ü aşan bir kamu açığı ve hızla büyüyen bir iç borç, sonsuza kadar sürdürülemezdi. Politika hatalarına vurgu yapan açıklama, krizin zamanlamasını ve şiddetini açıklar: faizleri zorla düşürme çabası, zaten kırılgan olan bir yapıyı bir anda yıktı. Sermaye akımlarına vurgu yapan açıklama ise yapının kendisini sorgular: 1989'da sermaye hesabı açıldıktan sonra Türkiye, dünya finans piyasalarındaki iyimserlik ve kötümserlik dalgalarına doğrudan açık hâle gelmişti.
Yaygın yanlış«1994 krizini yalnızca dış etkenler, yani uluslararası spekülatörler yarattı.»
Sermaye çıkışı krizin tetikleyicisi ve hızlandırıcısı oldu, ama zemin yurt içinde hazırlanmıştı: milli gelirin yüzde 13'ünü aşan kamu açığı, kısa vadeli iç borçlanmaya dayalı finansman ve 1993'ün ikinci yarısındaki borç yönetimi kararları. İktisatçılar arasındaki tartışma, bu etkenlerin göreli ağırlığı üzerinedir.
Yaygın yanlış«Tam mevduat güvencesi, bankacılık panikleri için hiçbir yan etkisi olmayan bir çözümdür.»
Güvence 1994'te paniği durdurdu, ama bankaların riskli davranışlarının bedelini mevduat sahiplerinden alıp kamuya yükledi. Mevduat sahipleri bankanın sağlamlığına bakmadan en yüksek faizi veren bankaya yöneldi; birkaç yıl sonra el konulan bankaların yükü kamu borcuna eklendi.
Neden önemli?
1994 krizi, 1980'lerde başlayan dışa açılma sürecinin ilk büyük sınavıydı. Açık bir sermaye hesabıyla yüksek kamu açıklarının bir arada yürütülmesinin ne kadar tehlikeli olabileceğini gösterdi. Krizin ardından alınan bazı kararlar, özellikle tam mevduat güvencesi, 2001'deki çok daha büyük krizin zeminini hazırlayan etkenler arasında yer aldı. Türkiye'nin sonraki yirmi yılında kamu maliyesine, bankacılık denetimine ve merkez bankası bağımsızlığına yönelik reformların pek çoğu, 1994 ve 2001 krizlerinden çıkarılan derslere dayanır.
Kriz, bir hanenin ya da firmanın kararları için de öğreticidir. Gelirin lira, borcun döviz olduğu durumlarda bir kur şokunun ne kadar yıkıcı olabileceği, 1994'te dövizle borçlanan pek çok firmanın ve bankanın başına geldi. Önceki derslerde tanımladığımız açık döviz pozisyonu kavramı, 1994'te soyut bir risk olmaktan çıkıp somut iflaslara dönüştü.
Model
1989'dan 1993'e: bolluk yılları
Önceki derste gördüğümüz gibi, sermaye hareketleri 1989'da serbest bırakıldı. Sonraki dört yılda yurt dışından Türkiye'ye önemli miktarda sermaye girdi. Akyüz ve Boratav'a göre 1990–1993 döneminde yurt dışında yerleşiklerin net sermaye girişi toplam 24,5 milyar dolara ulaştı; cari açık ise 10 milyar doların altında kaldı. Girişlerin önemli bir kısmı, yurt içinde yerleşiklerin yurt dışında varlık edinmesini finanse etti. Bu dönemde lira reel olarak değer kazandı, ekonomi 1992–1993'te hızla büyüdü ve cari açık genişledi.
Kur, enflasyon ve faiz arasındaki makas
Akyüz ve Boratav'a göre 1990–1993 döneminde yıllık enflasyon ortalama yüzde 65 civarındaydı, doların lira karşılığı yılda ortalama yüzde 52 artıyordu, kısa vadeli devlet kâğıtlarının faizi ise ortalama yüzde 85'in üzerindeydi. Kur enflasyondan daha yavaş arttığı için lira reel olarak değer kazanıyordu. Aynı zamanda faiz, kurun artış hızının çok üzerindeydi.
Bu makasın yabancı bir yatırımcı için anlamını hesaplayalım. Yatırımcı 100 dolarını liraya çevirip yüzde 85 faizle devlet kâğıdına yatırırsa, bir yıl sonra lira cinsinden 1,85 katına ulaşır. Kur yüzde 52 arttığı için bu tutarı dolara çevirdiğinde 1,85 / 1,52 ≈ 1,22 kat, yani yaklaşık 122 dolar alır. Dolar cinsinden yüzde 22'lik bir getiri, dünyanın hiçbir gelişmiş piyasasında bulunamayacak kadar yüksekti. Sermaye girişlerinin arkasındaki güdü buydu. Ama bu getiri, kurun beklenenden hızlı artmayacağı varsayımına dayanıyordu; kur bir kez sıçradığında, aynı yatırım büyük bir zarara dönüşebilirdi.
Kamu açıkları ve iç borç
Aynı dönemde kamu açıkları hızla büyüdü. Akyüz ve Boratav'ın verilerine göre kamu kesimi açığı milli gelirin yüzde 7,6'sından 1993'te yüzde 13,1'e çıktı. Bu açık, giderek artan ölçüde iç borçlanmayla, yani Hazine'nin bankalara kısa vadeli bono ve tahvil satmasıyla finanse edildi. Bankalar için bu kâğıtlar son derece kârlıydı: yurt dışından düşük faizle döviz borçlanıp bunu liraya çevirerek yüksek faizli devlet kâğıtlarına yatırmak, kur sabit kaldığı sürece büyük kazanç sağlıyordu. Ama bu strateji, bankaların bilançolarında büyük bir açık döviz pozisyonu biriktirdi.
Çözümlü örnek — Açık pozisyonun hesabı
Bir bankanın yurt dışından yıllık yüzde 10 faizle 1 milyon dolar borç aldığını varsayalım. Başlangıçta bir dolar 100 lira olsun. Banka dolarları bozdurup 100 milyon lira elde eder ve bu parayla yıllık yüzde 90 faizli devlet kâğıdı alır.
Yıl sonunda banka devletten 100 × 1,90 = 190 milyon lira tahsil eder. Döviz borcu ise faiziyle 1,1 milyon dolardır.
Birinci senaryoda kur, beklendiği gibi yüzde 50 artıp 150 liraya çıkar. Banka 1,1 milyon dolarlık borcu ödemek için 1,1 × 150 = 165 milyon lira harcar. Kârı 190 − 165 = 25 milyon liradır.
İkinci senaryoda kur, 1994'teki gibi yaklaşık yüzde 170 artıp 270 liraya çıkar. Bu kez borcun lira karşılığı 1,1 × 270 = 297 milyon liradır. Banka 190 milyon lira tahsil etmiş, 297 milyon lira ödemek zorunda kalmıştır. Zararı 297 − 190 = 107 milyon liradır; bu, başlangıçtaki 100 milyon liralık yatırımdan bile büyüktür.
Aynı strateji, kur sakin kaldığında büyük kâr, sert bir kur şokunda ise sermayeyi silip süpüren bir zarar üretir. 1994'te birçok bankanın ve dövizle borçlanan firmanın başına gelen tam olarak buydu. Bu bankalar, döviz açıklarını kapatmak için döviz talep ettikçe kur üzerindeki baskı da artıyordu.
Faizleri zorla düşürmek
1993'ün ikinci yarısında hükümet, iç borçlanma faizlerini yönetimle düşürmeye çalıştı. Özatay'ın aktardığına göre Hazine çeşitli ihaleleri iptal etti ya da tekliflerin yalnızca küçük bir kısmını kabul etti. Bu tercih, bir fiyatı piyasanın istediğinin altında tutmaya çalışmanın bilinen sonucunu doğurdu: arz kesildi. Yatırımcılar düşük faizli kâğıtları almak istemedi; parayı dövize ve yurt dışına yöneltti. Devletin borçlanma ihtiyacı ise ortadan kalkmamıştı.
Para basarak finansman
İç borçlanmayla karşılanamayan açık, Merkez Bankası'nın Hazine'ye açtığı kısa vadeli avanslarla finanse edildi. Celasun'un vurguladığı gibi, bu, hükümetin açığı para basarak kapatması demekti. Piyasaya giren lira, enflasyon beklentilerini ve döviz talebini artırdı. Kurun sabit tutulmaya çalışıldığı bir ortamda, piyasaya sürülen her ek lira, Merkez Bankası'nın rezervlerinden karşılanması gereken bir döviz talebine dönüşebiliyordu.
Önceki derslerde tanımladığımız senyoraj, devletin para basarak elde ettiği gelirdir. Senyorajın bir sınırı vardır: halk elinde tutmak istediğinden fazla lira bulunduğunu düşündüğünde, bu fazlayı dövize ya da mallara çevirmeye çalışır. 1994'ün başında tam olarak bu oldu. Güven sarsıldığı için lira talebi hızla düştü; basılan her yeni lira, eskisinden daha hızlı bir biçimde döviz talebine ve fiyat artışına dönüştü. Para basarak finansman, güvenin sağlam olduğu dönemde sınırlı bir araçtır; güven çöktüğünde ise krizi hızlandıran bir etkene dönüşür.
Notun düşürülmesi ve çıkış
1994'ün başında uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları Türkiye'nin notunu düşürdü. Akyüz ve Boratav bu kararı, sermaye akımlarının tersine dönmesinde tetikleyici etkenlerden biri olarak görür. Not düşüşü, Türkiye'ye borç veren yabancı yatırımcıların riskini yeniden değerlendirmesine yol açtı; kısa vadeli sermaye hızla çıktı. Bir yıl önce ülkeye giren paranın aynı hızla çıkması, önceki derslerde gördüğümüz ani duruşun tipik bir örneğidir.
Kurun çöküşü
Celasun'a göre lira, 1994'ün ilk üç ayında dolar karşısında değerinin yarısından fazlasını kaybetti. Yıl ortalamasıyla ölçüldüğünde doların lira karşılığı yüzde 171,6 arttı. Döviz satarak kuru tutmaya çalışan Merkez Bankası rezervlerinin yaklaşık yarısını kaybetti. Gecelik faizler, bankaların liraya ulaşmak için birbirleriyle yarıştığı günlerde yıllık bazda dört, beş haneli düzeylere çıktı. Mevduat sahipleri liradan dövize kaçtı; döviz mevduatının toplam mevduattaki payı yüzde 38'den yüzde 47'nin üzerine çıktı. Bu, önceki derslerde tanımladığımız dolarizasyonun krizle birlikte nasıl hızlandığını gösterir.
5 Nisan kararları
5 Nisan 1994'te hükümet kapsamlı bir istikrar programı açıkladı. Program, KİT ürünlerine yapılan yüksek oranlı zamları, bir defaya mahsus alınacak net aktif vergisi ve ekonomik denge vergisi gibi olağanüstü vergileri, kamu harcamalarında kesintileri ve özelleştirmenin hızlandırılmasını içeriyordu. Program, IMF ile yapılan bir stand-by anlaşmasıyla desteklendi. Amaç, kamu açığını hızla kapatmak, piyasaya güveni geri getirmek ve kurdaki çöküşü durdurmaktı.
Bankalar ve güvence
11 Nisan 1994'te iki banka, 23 Nisan'da bir üçüncüsü kapatıldı. Kapanan bankalardaki mevduatın ancak bir tavana kadar olan kısmı güvence altındaydı ve binlerce mevduat sahibi mağdur oldu. Paniğin öbür bankalara yayılmasını önlemek için 5 Mayıs 1994'te bütün tasarruf mevduatına yüzde yüz devlet güvencesi getirildi. Bu karar paniği durdurdu. Ama Akyüz ve Boratav'ın belirttiği gibi, bu güvence nedeniyle 1998–1999'da batan sekiz bankanın yükü Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na, dolayısıyla kamu borcuna eklendi.
Çözümlü örnek — Faiz yükü nereden çıkıyor?
Akyüz ve Boratav'ın tablosunda kamu kesimi açığı 1993'te milli gelirin yüzde 13,1'i, birincil denge ise yüzde 5,6 açıktır. Toplam açık, birincil açık ile faiz ödemelerinin toplamıdır. O hâlde faiz ödemeleri 13,1 − 5,6 = 7,5 puandır.
1994'te toplam açık yüzde 10,2'ye, birincil açık yüzde 0,2'ye iner. Faiz ödemeleri 10,2 − 0,2 = 10,0 puana çıkmıştır.
Bu hesap, 5 Nisan programının etkisini ve sınırını birlikte gösterir. Zamlar, vergiler ve harcama kesintileri faiz dışı dengeyi neredeyse bir yılda 5,4 puan iyileştirdi. Ama krizin yükselttiği faizler yüzünden faiz yükü 2,5 puan arttı; toplam açıktaki iyileşme bu yüzden yalnızca 2,9 puanda kaldı. Birincil dengeyi düzeltmek, faiz yükü yükseldiği sürece tek başına yetmez.
Çözümlü örnek — Hangi enflasyon?
1994 enflasyonu kaynaklarda bazen yüzde 106,3, bazen yüzde 125,5 olarak geçer. İki rakam farklı şeyleri ölçer. Yıllık ortalama enflasyon, 1994'ün on iki ayındaki fiyat endeksinin ortalamasını 1993'ün ortalamasıyla karşılaştırır. Yıl sonu enflasyonu ise Aralık 1994'teki endeksi Aralık 1993'teki endeksle karşılaştırır.
Fiyatların yıl boyunca hızlanarak arttığı bir yılda yıl sonu rakamı ortalamadan yüksek çıkar, çünkü yılın son aylarındaki yüksek fiyatlar, ortalamada yılın başındaki düşük fiyatlarla dengelenir. Basit bir örnek: bir endeks Aralık 1993'te 100 iken Aralık 1994'te 225,5'e çıkmışsa yıl sonu enflasyonu yüzde 125,5'tir. Ama 1994 boyunca endeksin aylık ortalaması, yılın başındaki görece düşük değerler nedeniyle daha düşük kalır; bu ortalama bir önceki yılın ortalamasıyla karşılaştırıldığında yüzde 106,3 gibi daha küçük bir artış verebilir. İki rakam da doğrudur; hangisinin kullanıldığı belirtilmelidir.
Borcun kendini beslemesi
Akyüz ve Boratav, 1990'larda iç borç faizlerinin vergi gelirlerine oranının sürekli yükseldiğini vurgular: bu oran 1980'lerin sonunda yüzde 20'nin altındayken, on yılın sonunda yüzde 75'i aşmıştı. Yazarlar bu durumu, artan faiz ödemelerinin ancak yeni borçlanmayla karşılanabildiği bir finansman biçimi olarak nitelendirir. 1994 krizi bu süreci durdurmadı; tersine, krizin yükselttiği faizler borç stokunu ve faiz yükünü daha da artırdı. Borç çevirme oranının sürekli 1'in üzerinde kaldığı bir yapıda, devlet borcu yalnızca faiz ödemeleri yüzünden bile büyür.
Sermaye akımlarındaki dönüş
Akyüz ve Boratav'ın ödemeler dengesi verilerine göre, yurt dışında yerleşiklerin net sermaye girişleri 1993'ten 1994'e yaklaşık 19 milyar dolarlık bir dönüş yaşadı: giriş, çıkışa döndü. Aynı dönemde cari işlemler dengesi yaklaşık 9 milyar dolarlık bir düzelmeyle açıktan fazlaya geçti. İki rakam, bir ekonominin dış finansman kesildiğinde nasıl uyum sağlamak zorunda kaldığını gösterir: dışarıdan para gelmeyince, ülke gelirinden fazla harcayamaz; ithalat kısılır, cari denge zorla düzelir. Bu uyumun bedeli, üretimin ve istihdamın düşmesidir.
Meksika ile karşılaştırma
Akyüz ve Boratav'a göre Türkiye'nin 1994 krizi, 1990'ların başında gelişmekte olan ülkelere yönelen sermaye dalgasının bir parçasıydı. Aynı dalga Latin Amerika'ya da uzanmış ve 1994–1995'te Meksika krizine yol açmıştı. Türkiye'de kriz, Meksika'dakinden yaklaşık bir yıl önce patlak verdi. İki ülkenin deneyimi, sermaye girişlerinin bol olduğu dönemlerde biriken kırılganlıkların, akım tersine döndüğünde ne kadar hızlı bir krize dönüşebileceğini gösterir. İki ülkede de daralma kısa sürdü ve toparlanma hızlı oldu.
Maliyet ve toparlanma
Kriz ağır bir maliyet bıraktı: ekonomi 1994'te yüzde 5,5 küçüldü, işsizlik arttı ve reel ücretler düştü. İthalat sert biçimde kısıldığı için cari işlemler fazla verdi. Ama Akyüz ve Boratav'ın belirttiği gibi, Meksika'da olduğu gibi daralma kısa sürdü ve toparlanma hızlı oldu: sermaye akımları geri döndü ve ekonomi 1995, 1996 ve 1997'de yüzde 7'nin üzerinde büyüdü. Liranın 1994'teki sert değer kaybı ihracatı canlandırdı. Ancak kamu açıkları ve iç borç sorunu çözülmedi; faiz ödemelerinin vergi gelirlerine oranı 1990'lar boyunca yükselmeye devam etti.
Dönemi okumanın sınırları
1994 krizinin nedenleri konusundaki tartışma, bugün de tamamen kapanmış değildir. Temellerin mi, politika hatalarının mı, yoksa uluslararası sermaye akımlarının mı ağır bastığı, kullanılan modele ve karşı olgusal varsayımlara bağlıdır. Faizler zorla düşürülmeseydi kriz yine çıkar mıydı, yoksa yalnızca daha geç ve daha yumuşak mı olurdu? Bu soruya kesin bir cevap vermek mümkün değildir. Rakamlar da kaynağa göre farklılık gösterir; büyüme oranları milli gelir serisinin sonradan yapılan revizyonlarıyla değişebilir.
Uygulama
Özet kartı
- 1994 krizi, 1989'da sermaye hesabının açılmasından sonra gelen sermaye girişleri, milli gelirin yüzde 13'ünü aşan kamu açığı ve kısa vadeli iç borçlanmaya dayanan bir finansman yapısı üzerinde yükseldi.
- 1993'ün ikinci yarısında Hazine faizleri düşürmek için ihaleleri iptal etti ya da kısıtladı; eksik kalan finansman Merkez Bankası avanslarıyla karşılandı, 1994 başındaki not indirimi sermaye çıkışını tetikledi.
- Lira ilk üç ayda değerinin yarısından fazlasını kaybetti, Merkez Bankası rezervlerinin yarısını yitirdi, gecelik faizler çok yüksek düzeylere çıktı ve açık döviz pozisyonu taşıyan bankalar ağır zarara uğradı.
- 5 Nisan 1994 programı zamlar, olağanüstü vergiler ve harcama kesintileriyle birincil dengeyi hızla düzeltti; ekonomi 1994'te yüzde 5,5 küçüldü, ama 1995–1997'de hızla toparlandı.
- Kapanan bankaların ardından getirilen yüzde yüz mevduat güvencesi paniği durdurdu, ama bankaların riskini kamuya yükleyerek sonraki krizlerin maliyetini artırdı; krizin nedenleri konusunda temeller, politika hataları ve sermaye akımları vurguları arasında tartışma sürüyor.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Kamu kesimi borçlanma gereği | Public sector borrowing requirement | Bütün kamu kesiminin borçla finanse etmesi gereken açık |
| Borç çevirme | Debt rollover | Vadesi gelen borcun yeni borçla ödenmesi |
| Hazine ihalesi | Treasury auction | Devlet iç borçlanma senetlerinin açık artırmayla satışı |
| Kredi notu | Sovereign credit rating | Bir devletin borç ödeme gücüne verilen harf notu |
| Tam mevduat güvencesi | Blanket deposit guarantee | Mevduatın tamamının devlet güvencesine alınması |
| Merkez Bankası kısa vadeli avansı | Central bank advance to the Treasury | Merkez Bankası'nın Hazine'ye doğrudan kredi açması |
Kendini sına
- (Çıktı 1) Tam mevduat güvencesi ile sınırlı mevduat sigortası arasındaki fark nedir? Tam güvence bankaların davranışını nasıl etkileyebilir?
- (Çıktı 2) Hazine'nin 1993'te ihaleleri iptal ederek faizleri düşürmeye çalışması, neden kur üzerinde baskı yarattı?
- (Çıktı 3) Bir banka yıllık yüzde 8 faizle 2 milyon dolar borçlanıp, kur 50 lirayken bunu liraya çevirerek yüzde 80 faizli devlet kâğıdına yatırıyor. Yıl sonunda kur 120 liraya çıkarsa bankanın kârı ya da zararı ne olur?
- (Çıktı 3) Bir ülkede bir yıl kamu kesimi açığı milli gelirin yüzde 12'si, birincil açık yüzde 4'tür. Ertesi yıl toplam açık yüzde 9'a, birincil açık yüzde 1'e iniyor. Faiz yükü nasıl değişmiştir?
- (Çıktı 2) 1994 krizinde cari işlemler dengesi açıktan fazlaya döndü. Bu değişim neden bir iyileşme işareti olarak okunmamalıdır?
- (Çıktı 4) Bir öğrenci, «1994 krizi kaçınılmazdı; kamu açıkları sürdürülemezdi» diyor. Bir başkası, «Hayır, kriz hükümetin faizleri zorla düşürme hatasının sonucuydu» diyor. Üçüncü biri, «Asıl neden açılan sermaye hesabı ve dış akımların oynaklığıydı» diyor. Bu görüşleri dersteki kaynaklarla tart.
Cevaplar
- Sınırlı mevduat sigortası, mevduatın ancak bir tavana kadar olan kısmını güvenceye alır; üzerindeki kısmın riski mevduat sahibine kalır. Tam güvence ise tutar sınırı olmaksızın bütün mevduatı kapsar. Tam güvence altında mevduat sahipleri bankanın sağlamlığını izleme gereği duymaz ve en yüksek faizi veren bankaya yönelir; bankalar da riskli işlerin bedelinin sonunda kamuya kalacağını bildiği için riski büyütmeye özendirilebilir.
- İhaleler iptal edilince ya da kısıtlanınca Hazine'nin finansman ihtiyacı ortadan kalkmadı; eksik, Merkez Bankası avanslarıyla karşılandı. Bu, piyasaya ek lira sürülmesi demekti. Aynı zamanda yatırımcılar, istedikleri faizi alamadıkları lira kâğıtları yerine dövize yöneldi. Artan lira arzı ve dövize yönelen talep birlikte kur üzerinde baskı yarattı.
- Banka başlangıçta 2 × 50 = 100 milyon lira elde eder ve yıl sonunda 100 × 1,80 = 180 milyon lira tahsil eder. Döviz borcu faiziyle 2 × 1,08 = 2,16 milyon dolardır; kur 120 olduğunda lira karşılığı 2,16 × 120 = 259,2 milyon liradır. Bankanın zararı 259,2 − 180 = 79,2 milyon liradır.
- İlk yıl faiz yükü 12 − 4 = 8 puandır. Ertesi yıl 9 − 1 = 8 puandır. Birincil denge 3 puan iyileşmiş, toplam açık da 3 puan düşmüştür; faiz yükü değişmemiştir.
- Cari işlemlerdeki dönüş, ihracatın sağlıklı bir biçimde artmasından çok ithalatın sert biçimde kısılmasından kaynaklandı. Ekonomi küçüldüğü, gelirler düştüğü ve döviz pahalandığı için ithalat azaldı. Bu, bir iyileşmeden çok zorunlu bir uyumdur; bedeli üretim ve istihdam kaybıdır.
- Birinci görüş, Celasun'un vurguladığı çok büyük kamu borçlanma gereğiyle ve milli gelirin yüzde 13'ünü aşan açıkla desteklenir. İkinci görüş, Özatay'ın 1993'ün ikinci yarısındaki borç yönetimi hatalarının olmaması hâlinde krizin önlenebileceği savıyla desteklenir. Üçüncü görüş, Akyüz ve Boratav'ın sermaye akımlarındaki 19 milyar dolarlık, milli gelirin yüzde 12'si kadar dönüşe ve açık sermaye hesabının yarattığı kırılganlığa yaptığı vurguyla desteklenir. Üç görüş farklı soruları cevaplar: temeller krizin neden çıktığını, politika hataları neden o zaman ve o şiddette çıktığını, sermaye akımları ise yapının neden bu kadar kırılgan olduğunu açıklar.
İleri okuma
- Oya Celasun (1998). «The 1994 Currency Crisis in Turkey». World Bank Policy Research Working Paper 1913. Krizin kamu borçlanması ve açık finansmanındaki hatalar üzerinden çözümlemesi.
- Fatih Özatay (1996). «The Lessons from the 1994 Crisis in Turkey: Public Debt (Mis)management and Confidence Crisis». Yapı Kredi Economic Review 7(1). Borç yönetimindeki hataların krizin tetiklenmesindeki rolü.
- Yılmaz Akyüz ve Korkut Boratav (2003). «The Making of the Turkish Financial Crisis». World Development 31(9). 1990'lardaki sermaye akımlarını, 1994 ve 2001 krizlerini birlikte inceleyen çalışma.
Sonraki derse köprü
1994'ten sonra ekonomi hızla toparlandı, ama krizi doğuran sorunlar çözülmedi. Kamu açıkları yeniden büyüdü, faiz ödemeleri vergi gelirlerinin giderek daha büyük bir kısmını yuttu ve tam mevduat güvencesi altında bazı bankalar riskli davranışlarını sürdürdü. 1999'un sonunda IMF desteğiyle, kura dayalı bir enflasyonu düşürme programı başlatıldı. Program bir süre başarılı göründü, ama 2000'in sonbaharında sarsıldı ve Şubat 2001'de çöktü. Sıradaki ders, 2001 krizini ve ardından gelen yeniden yapılanmayı ele alıyor: kura dayalı program neden çöktü ve bankacılıkta, maliye politikasında ve Merkez Bankası'nda hangi kurumsal değişiklikler yapıldı?