İçeriğe geç

Ders EKO-107.05 · Seviye 1 — Temel

24 Ocak kararları ve dışa açılma

EKO-107 Türkiye Ekonomisine Giriş

3.716 kelime · yaklaşık 17 dakika okuma · seslendirme 7 dk · veriler Eylül 2026 itibarıyla

Katmanlar:SezgiModel

  • ihracata dayalı büyüme
  • istikrar ve yapısal uyum programı
  • sürünen kur
  • vergi iadesi
  • hayali ihracat
  • sermaye hesabının serbestleştirilmesi
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. 24 Ocak 1980 kararları, dolar kurunu 47,10 liradan 70 liraya çıkaran bir devalüasyon, ihracat teşvikleri, faiz artışları ve KİT zamlarıyla ithal ikamesinden ihracata dönük bir modele geçişi başlattı; askerî yönetim programı sürdürdü.
  2. 1981'den itibaren her gün ayarlanan kur, liranın reel olarak sürekli değer kaybetmesini sağladı ve yüzde 20–25 düzeyindeki teşviklerle birlikte ihracatı iki yılda iki katına çıkardı; bu teşvikler hayali ihracata da yol açtı.
  3. Enflasyon 1980'deki yüzde 107'den 1982'de yüzde 25'e indi, ama sonra yeniden yükseldi; 1982'deki banker krizi finansal serbestleşmenin erken bir uyarısı oldu.
  4. Rodrik'e göre dönem boyunca gelir, ücretlilerden ve çiftçilerden kâr, rant ve faiz gelirlerine kaydı; ücret ve maaşların milli gelirdeki payı 1980–1988 arasında yüzde 27'den yüzde 14'e indi.
  5. 1989'da 32 sayılı Kararla sermaye hareketleri serbestleştirildi; Rodrik bunu, kamu açıkları ve enflasyon denetim altına alınmadan atılmış erken bir adım saydı.

Öğrenme çıktıları

  • Hatırlama — İhracata dayalı büyümeyi, istikrar ve yapısal uyum programını, sürünen kuru, vergi iadesini, hayali ihracatı ve sermaye hesabının serbestleştirilmesini tanımlar.
  • Anlama — 24 Ocak 1980 kararlarının ithal ikamesinden ihracata dönük bir modele geçişi nasıl başlattığını ve bu geçişin hangi fiyat değişiklikleri üzerine kurulduğunu açıklar.
  • Uygulama — Bir devalüasyonun iki yönlü etkisini, ihracatçının lira gelirindeki değişimi ve gelir bölüşümündeki kaymanın ücretli kesime etkisini hesaplar.
  • Değerlendirme — 1980'lerin ihracat başarısını öne çıkaran görüş ile bu başarının ağır bir bölüşüm bedeli ve erken bir finansal serbestleşmeyle geldiğini vurgulayan görüşü karşılaştırır.

Sezgi

Açılış

Bir ailenin evinde ısınmak için yakıt bulunamadığını, dükkânlarda bazı temel malların bulunamadığını düşünün. Para vardır, ama onunla alınacak mal yoktur; çünkü malların bir kısmı ithal edilmektedir ve ülkenin döviz kasası boştur. Önceki derste gördüğümüz 1970'lerin sonu, Türkiye'de pek çok aile için tam olarak böyle yaşandı.

Böyle bir durumda iki seçenek vardır. Birincisi, var olan düzeni birkaç düzeltmeyle sürdürmeye çalışmak ve dış kredi bulmayı ummaktır. İkincisi, düzenin kendisini değiştirmek, yani ekonomiyi iç pazara değil dış pazarlara göre yeniden örgütlemektir. 1970'lerin son yıllarında birkaç kez birincisi denendi ve sonuç alınamadı.

24 Ocak 1980'de duyurulan kararlar ikinci yolun başlangıcı oldu. Bu derste bu kararların neyi değiştirdiğini, ihracatın nasıl bu kadar hızlı büyüdüğünü ve bu büyümenin bedelini kimlerin ödediğini inceleyeceğiz.

Hikâye — Bir mutfakta yapılan kur hesabı

1979'un sonunda Süleyman Demirel'in azınlık hükümeti göreve geldiğinde, ekonomi derin bir krizin içindeydi. Yakıt sıkıntısı yüzünden birçok evde kalorifer yanmıyordu. Demirel, Başbakanlık Müsteşarlığına getirdiği Turgut Özal'a yeni bir ekonomik program hazırlama görevini verdi.

Programın en kritik kararı, Türk lirasının ne kadar devalüe edileceğiydi. Dönemin Hazine Genel Müdürü Tevfik Altınok'un sonradan anlattığına göre IMF, doların 55 liraya çıkarılmasını istiyordu. Özal, bu rakamın doğru olup olmadığını, belki 60 lira olması gerekip gerekmediğini sordu ve hesabı Altınok'a yaptırdı. Altınok, bir cumartesi günü Özal'ın evinin mutfağında oturup hesabı yaptı ve doların 70 lira olması gerektiği sonucuna vardı.

Ocak 1980'in son haftasında ilan edilen paket bu rakamı kullandı: bir doların karşılığı 47,10 liradan 70 liraya çıkarıldı. Paket yalnızca bir devalüasyondan ibaret değildi. İhracatçılara teşvikler verildi, faizler yükseltildi, kamu iktisadi teşebbüslerinin ürünlerine büyük zamlar yapıldı ve devletin verdiği sübvansiyonların çoğunun kaldırılacağı açıklandı.

Kararların belki de en önemli yanı, tek tek önlemlerinden çok yeni bir yönü açıkça ilan etmesiydi: ihracatı, dışa dönüklüğü ve serbestleşmeyi öne çıkaran bir yaklaşım. Eylül 1980'de askerî yönetim iktidara geldiğinde programı sürdürdü ve Özal'dan ekonomiyi yönetmeye devam etmesini istedi.

Özal 1983 seçimlerinden sonra başbakan oldu ve serbestleşmeyi derinleştirdi. İthalat serbestleştirildi, yurt içinde yaşayanlara döviz hesabı açma izni verildi. On yılın sonunda, 1989'da, sermaye hareketleri de serbest bırakıldı. Bir mutfakta yapılan kur hesabıyla başlayan süreç, ekonominin dünya ile ilişkisini kökten değiştirmişti.

Kavram

Veri ve kanıt

Bu iki kaynak, 1980'lerin iki yüzünü aynı yazarın kaleminden gösterir. Bir yanda gerçek bir dönüşüm vardır: kapalı bir ekonomi, on yıl içinde ihracatını birkaç katına çıkarmış ve ürünlerini dünya pazarlarında satmayı öğrenmişti. Öte yanda bu dönüşüm, reel ücretlerin ve tarım gelirlerinin sert biçimde düşürülmesiyle, yani Rodrik'in deyişiyle askerî yönetimin geçici olarak susturduğu bir toplumda göreli fiyatların keskin biçimde değiştirilmesiyle mümkün olmuştu. Destekçiler, ihracatın kalıcı bir yapısal değişimin başlangıcı olduğunu ve sanayi ürünlerinin ihracattaki payının sonraki on yıllarda yüzde 90'ı aştığını vurgular. Eleştirmenler ise bu başarının bedelinin eşit dağılmadığını ve sermaye hesabının erken serbestleştirilmesinin sonraki krizlerin zeminini hazırladığını hatırlatır. İki görüş de aynı verilere dayanır; ayrıldıkları nokta, bu verilere hangi soruyla bakıldığıdır.

Yaygın yanlış«24 Ocak kararlarıyla ekonomi bir anda tamamen serbest piyasaya geçti.»
Doğrusu

Serbestleşme on yıla yayılan bir süreçti. 1980'de fiyatlar ve faizler serbestleştirildi, 1981'de günlük kur uygulaması başladı, ithalat asıl olarak 1984'ten sonra serbestleştirildi ve sermaye hareketleri ancak 1989'da serbest bırakıldı. Kamu iktisadi teşebbüslerinin özelleştirilmesi ise siyasal olarak tartışmalı olduğu için 1980'lerin sonuna kadar ertelendi.

Yaygın yanlış«1980'lerin ihracat artışı tamamen hayali ihracattan ibaretti.»
Doğrusu

Faturaların şişirildiğine ve teşviklerin kötüye kullanıldığına dair kanıtlar vardır. Ama Rodrik'in de vurguladığı gibi, hayali kısım düşüldüğünde bile ihracattaki artış çarpıcıdır; sanayi ürünlerinin ihracattaki payı da sonraki on yıllarda sürekli yükseldi.

Neden önemli?

Bugünkü Türkiye ekonomisinin temel özellikleri, yani ihracatın büyümedeki rolü, serbestçe değişen döviz kuru, dışa açık bir ticaret rejimi ve dünya finans piyasalarıyla bütünleşmiş bir bankacılık sistemi, 24 Ocak ile başlayan dönüşümün ürünüdür. Sonraki derslerde göreceğimiz 1994 ve 2001 krizleri de bu dönüşümün, özellikle de sermaye hesabının serbestleştirilmesinin sonuçlarıyla yakından ilişkilidir.

Dönem, ekonomi politikasının teknik tercihleri ile siyasal koşullar arasındaki ilişkiyi de gösterir. Göreli fiyatların bu kadar hızlı değiştirilmesi, sendikaların ve siyasal muhalefetin sınırlandığı bir askerî yönetim döneminde mümkün oldu. Bir reformun başarısını değerlendirirken, yalnızca sonuçlarına değil, hangi koşullarda ve kimin pahasına uygulandığına da bakmak gerekir.

Model

Kriz: 1979'un sonu

Önceki derste gördüğümüz gibi, 1970'lerin sonunda Türkiye döviz bulamayan bir ekonomiydi. Rodrik'e göre enflasyon 1980'de yüzde 107'ye ulaştı ve ekonomi 1979 ile 1980'de küçüldü. Temel mallarda kıtlık yaşanıyor, fabrikalar ithal girdi eksikliğinden tam kapasiteyle çalışamıyordu. Uluslararası bankalar ve IMF ile ilişkiler gergindi. 1970'lerin son yıllarında yapılan kısmi devalüasyonlar ve istikrar denemeleri sonuç vermemişti.

Paketin içeriği

24 Ocak paketinin önlemleri birkaç başlıkta toplanabilir. Birincisi, büyük bir devalüasyondu. İkincisi, ihracatçılara vergi iadeleri ve ucuz kredi gibi teşviklerdi. Üçüncüsü, kamu iktisadi teşebbüslerinin ürünlerine yapılan büyük zamlar ve sübvansiyonların kaldırılmasıydı; bu, kamu açığını azaltmayı ve fiyatların gerçek maliyetleri yansıtmasını amaçlıyordu. Dördüncüsü, faizlerin yükseltilmesi ve 1980 ortasında banka mevduat faizlerinin serbest bırakılmasıydı. Tarım ürünlerinin destekleme alımları da sınırlandırıldı.

Çözümlü örnek — Devalüasyonun iki yüzü

Bir doların karşılığı 47,10 liradan 70 liraya çıktı. Bu değişimi iki farklı biçimde ifade edebiliriz.

Doların lira cinsinden fiyatı açısından: 70 / 47,10 ≈ 1,486. Yani doların lira karşılığı yaklaşık yüzde 48,6 arttı.

Liranın dolar cinsinden değeri açısından: bir lira önce 1 / 47,10 ≈ 0,0212 dolar ederken, sonra 1 / 70 ≈ 0,0143 dolar etti. Oran 0,0143 / 0,0212 ≈ 0,673; yani liranın dolar değeri yaklaşık yüzde 32,7 düştü. Haberlerde bu devalüasyonun bazen yüzde 32,7, bazen yüzde 48,6 olarak verilmesinin nedeni budur: iki rakam aynı olayı iki farklı yönden anlatır.

Şimdi bir ihracatçıya bakalım. Yurt dışına 10 dolara bir gömlek satan bir üretici, önceden bu satıştan 10 × 47,10 = 471 lira alıyordu. Devalüasyondan sonra aynı satıştan 10 × 70 = 700 lira alır. Maliyetleri aynı kaldığı sürece, her gömlekte 229 lira daha fazla kazanır. Ya da dolar fiyatını düşürüp daha fazla gömlek satabilir. İthal girdi kullanan bir üretici için ise tablo tersinedir: 10 dolarlık bir ithal kumaşın lira maliyeti de 471'den 700 liraya çıkar.

Sürünen kur

Tek seferlik devalüasyonun etkisi, yurt içi enflasyon sürdükçe erir: lira ile ölçülen maliyetler arttıkça, ihracatçının kurdan sağladığı avantaj kaybolur. Bu yüzden 1981'den itibaren kur her gün ayarlanmaya başlandı; bu, önceki on yılların seyrek ve büyük devalüasyonlarından köklü bir ayrılıştı. Rodrik'e göre kur, yurt içi ve yurt dışı enflasyon farkının biraz üzerinde bir hızla ayarlandı; yani lira reel olarak sürekli değer kaybetti. Önceki bir derste tanımladığımız reel döviz kuru açısından bu, Türk mallarının yabancı mallara göre sürekli ucuzlaması demekti. 1988'e gelindiğinde lira, 1979'a göre reel olarak yüzde 100'ün üzerinde değer kaybetmişti.

İhracat teşvikleri

Kur politikasının yanında ihracatçılara geniş bir teşvik paketi sunuldu: piyasa faizinin altında kredi, gümrük muafiyetleri ve gerçek vergi ödemeleriyle gevşek biçimde ilişkili vergi iadeleri. Rodrik'in aktardığı tahminlere göre bu teşviklerin satış değerine oranı 1980'lerin başında yüzde 20–25 düzeyindeydi ve 1984'ten sonra bir miktar azaldı. Teşvikler ihracatı hızla büyüttü, ama aynı zamanda onları kötüye kullanma güdüsünü de yarattı.

Çözümlü örnek — Bir teşvikin kötüye kullanılması

Bir ihracatçının gerçekte 70 dolarlık mal ihraç ettiğini, ama faturada bu malın değerini 100 dolar gösterdiğini varsayalım. Devlet ihracat değerinin yüzde 20'si oranında vergi iadesi veriyor olsun.

Gerçek ihracat üzerinden hak edilen iade 70 × 0,20 = 14 dolardır. Şişirilmiş fatura üzerinden alınan iade ise 100 × 0,20 = 20 dolardır. Aradaki 6 dolar, hiç yapılmamış bir ihracatın karşılığı olarak devletten alınmıştır.

Fatura şişirmenin bir maliyeti de olabilir: yurt dışındaki alıcıya fazladan 30 dolar ödetmek gerekir ve bu paranın bir yolla geri getirilmesi gerekir. Teşvik oranı bu maliyetten yüksek olduğu sürece, fatura şişirmek kârlıdır. Bu hesap, yüksek oranlı ve gevşek denetlenen teşviklerin neden hayali ihracat yarattığını açıklar. İstatistikler açısından da sonuç önemlidir: resmî ihracat rakamları, gerçek satışların bir kısmını olduğundan fazla gösterebilir.

Enflasyonla mücadele: ilk başarı

Program enflasyonu kısa sürede düşürdü. Rodrik'e göre enflasyon 1980'deki yüzde 107'den 1982'de yüzde 25'e indi. Bunun birkaç nedeni vardı. Kamu kesiminin açığı, zamlar ve harcama kısıntılarıyla 1980'deki yüzde 10'dan 1981'de yüzde 5,4'e indi. Mevduat faizlerinin serbest bırakılmasıyla tasarruf sahipleri uzun yıllar sonra ilk kez enflasyonun üzerinde bir getiri elde etmeye başladı; bu da paraya olan talebi artırdı. Rodrik'e göre geniş tanımlı para stokunun GSMH'ye oranı 1980'de yüzde 15 iken 1982'de yüzde 23'e çıktı; ekonomi yeniden parasallaştı. Dönemin merkez bankası başkanı, faiz politikasını enflasyonun düşmesindeki belki de en önemli etken olarak nitelendirmişti. Reel ücretlerin ve tarımsal gelirlerin düşmesi ise toplam talebi kıstı. Dış kaynaklar da belirleyiciydi: IMF Haziran 1980'de Türkiye'ye, o güne kadar verdiği en yüksek kat olan kotasının yüzde 625'i tutarında üç yıllık bir stand-by kredisi verdi ve Dünya Bankası art arda beş yapısal uyum kredisi açtı.

Kamu yatırımı ve altyapı

İstikrar programları genellikle kamu yatırımlarının kısılmasıyla uygulanır. Rodrik'e göre Türkiye'de ilk yıllarda tersi oldu: kamu yatırımları GSMH'ye oranla 2–3 puan arttı. Üstelik yatırımların yapısı değişti; kamu, özel sermayeyle rekabet edebilecek imalat yatırımlarından çekilip altyapı yatırımlarına yöneldi. Bu tercih, 1930'lardan beri süren devletin doğrudan sanayici olma rolünden bir uzaklaşmaydı. Altyapı, özel yatırımın önünü açabilecek bir tamamlayıcı olarak görülüyordu. Kamu iktisadi teşebbüsleri varlığını sürdürdü, ama yeni yatırımların öncüsü olmaktan çıktı.

Tarım geri planda

1930'lardan beri tarım politikasının temel araçlarından biri olan destekleme alımları, programın ilk yıllarında sınırlandırıldı. Rodrik'e göre fiyat destek programlarının geri plana itilmesiyle tarımın ticaret hadleri bozuldu; yani çiftçinin sattığı ürünlerin fiyatı, satın aldığı mallara göre geriledi. Bu, kamu açığını ve toplam talebi azaltarak enflasyonla mücadeleye katkı yaptı; ama bedelini nüfusun hâlâ önemli bir kısmını oluşturan tarım üreticileri ödedi. Tarımın milli gelirdeki payının 1980'lerde hızla küçülmesi, bu fiyat hareketinin de bir yansımasıdır.

Dış kaynakların rolü

Rodrik, Türkiye'nin enflasyonu 1980–1982'de bu kadar kısa sürede düşürebilmesini kısmen dış kaynaklara bağlar. Resmî kaynaklardan gelen krediler, kamu kesiminin sert bir harcama kısıntısına gitmesini erteledi ve açıkların para basılarak finanse edilmesine daha az başvurulmasını sağladı. Rodrik'e göre bu akımları kolaylaştıran etkenlerden biri, Türkiye'nin o sırada borç krizine giren tek büyük ülke olmasıydı; bir diğeri de ülkenin yeniden artan stratejik önemiydi. Kısa süre sonra borç krizleri başka büyük gelişmekte olan ülkelere yayıldığında, Türkiye krizini onlardan önce atlatmış bir ülke konumundaydı.

Kalıcı olmayan başarı

Enflasyondaki düşüş kısa sürdü. Rodrik'e göre enflasyon 1983'te yeniden yüzde 50–60'a çıktı ve 1980'lerin sonunda yüzde 60–70 aralığına yerleşti. Kamu açığı, 1980'lerin ortasından itibaren yeniden büyüdü; vergi gelirleri, özellikle dolaysız vergiler, geriledi. Açıklar giderek iç borçlanmayla finanse edildi ve kamu borcunun faiz yükü arttı. Kur, bir süre sonra enflasyonu frenlemek için de kullanılmaya başlandı; bu da ihracatçıların sağladığı rekabet avantajını aşındırdı.

Kriz ve siyaset: 1982

Serbestleşmenin ilk yıllarında finans kesimi de ağır bir sarsıntı yaşadı. Mevduat faizlerinin serbestleştirilmesinden sonra, yüksek faiz vaat ederek halktan para toplayan ve «banker» diye anılan aracı kurumlar hızla büyüdü. 1982 yazında bu kurumların en büyüklerinden birinin sahibi Cevher Özden, yani Banker Kastelli, yurt dışına çıktı; ardından bazı bankalar da çöktü ve binlerce küçük tasarruf sahibi parasını kaybetti. Kriz sonrasında Özal, Temmuz 1982'de hükümetteki görevinden ayrıldı. Bu olay, finansal serbestleşmenin denetim kurumları hazır olmadan yapıldığında ne tür riskler doğurduğunun erken bir örneğiydi.

İkinci dalga: 1983 sonrası

Özal'ın 1983 seçimlerinden sonra başbakan olmasıyla serbestleşme derinleşti. İthalat rejimi büyük ölçüde serbestleştirildi, yurt içi yerleşiklerin bankalarda döviz hesabı açmasına izin verildi. Ama Rodrik'in belirttiği gibi, ithalat serbestleşmesi gelir ve koruma kaygılarıyla konan, sık sık değiştirilen özel vergiler yüzünden zaman zaman geri adım attı. Kamu iktisadi teşebbüslerinin özelleştirilmesi ise 1980'lerin sonunda, uzun bir gecikmeyle başlatılabildi.

Çözümlü örnek — Ücretlinin payı

Rodrik'in bölüşüm verilerini basit bir hesaba dökelim. 1980'de kişi başına milli gelirin 100 birim olduğunu, bunun yüzde 27'sinin ücret ve maaş geliri olduğunu varsayalım. Kişi başına düşen ücret geliri 27 birimdir.

1988'de kişi başına gelirin üçte bir artarak 133 birime çıktığını, ama ücret ve maaşların payının yüzde 14'e düştüğünü kabul edelim. Kişi başına düşen ücret geliri 133 × 0,14 ≈ 18,6 birim olur. Yani toplam gelir yüzde 33 artarken, ücretlilerin toplam payı yaklaşık 27'den 18,6'ya, yüzde 31 kadar gerilemiştir. Ücret dışı gelirler ise 73'ten 133 − 18,6 ≈ 114,4 birime, yüzde 57 artmıştır.

Rodrik'in uyardığı gibi, bu paylar yüksek enflasyon yüzünden çarpıktır: faiz ödemelerinin önemli bir kısmı, enflasyonun anaparayı aşındırmasının karşılığıdır ve gerçek bir kazanç değildir. Bu yüzden hesaptaki rakamlar kesin ölçüler değil, yönün ve büyüklüğün göstergesidir. Ama yön açıktır: büyüyen pastadan ücretlilerin aldığı dilim, mutlak olarak da küçülmüştür.

İhracatın dönüşümü

Resmî tarihsel seride ihracat, 1980'de GSMH'nin yüzde 4,2'si iken 1985'te yüzde 11,7'sine, 1988'de yüzde 13,0'ına ulaştı. 1980'de ihracat ithalatın yalnızca yüzde 36,8'ini karşılarken, 1988'de bu değer yüzde 81,4'e çıktı. Pamuk'a göre ihracat 1979'da GSMH'nin yüzde 2,6'sı iken 1990'da yüzde 8,6'sına ulaştı; sanayi ürünlerinin ihracattaki payı 1979'daki yüzde 36'dan 2000'den sonra yüzde 90'ın üzerine çıktı. Bu artışın temelinde, ithal ikamesi döneminde kurulmuş olan sanayi kapasitesi vardı: 1960'larda ve 1970'lerde iç pazar için kurulan dokuma, demir çelik ve otomotiv fabrikaları, 1980'lerde dış pazarlara yöneldi.

1989: sermaye hesabının açılması

On yılın son büyük adımı, 11 Ağustos 1989'da yayımlanan 32 sayılı Kararla geldi. Bu karar, 1930'da Buhran sırasında çıkarılan Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun'a dayanıyordu; ama bu kez amacı denetimi sıkılaştırmak değil kaldırmaktı. Döviz, hisse senedi, tahvil ve değerli madenlerin yurda girişi ve çıkışı büyük ölçüde serbest bırakıldı. Türkiye'de yerleşik kişi ve kurumlar yurt dışından borçlanabiliyor, yabancılar Türkiye'deki finansal varlıkları serbestçe alıp satabiliyordu.

Erken serbestleşme tartışması

Rodrik, 1990'da yazdığı çalışmaya «erken serbestleşme, eksik istikrar» adını verdi. Ona göre sermaye hesabı, kamu açıkları ve enflasyon denetim altına alınmadan açılmıştı. Bu koşullarda yüksek faizli kamu borçlanması, yurt dışından kısa vadeli sermaye çekebilir; ama bu sermaye, güven sarsıldığında aynı hızla çıkabilir. Serbestleşmeyi savunanlar ise sermaye hesabının açılmasının yatırım için gereken kaynakları artıracağını ve finans kesimini derinleştireceğini savundu. İki görüş arasındaki tartışma, 1990'larda yaşanan krizlerle sınanacaktı.

Dönemi okumanın sınırları

1980'lerin değerlendirmesi, kullanılan rakamların doğruluğuna bağlıdır ve bu rakamların bir kısmı tartışmalıdır. Hayali ihracat, ihracat istatistiklerini şişirmiş olabilir. Yüksek enflasyon, gelir paylarını ve reel büyüklükleri ölçmeyi zorlaştırır. Askerî yönetim döneminin siyasal koşulları, programın ne kadarının ekonomik tercihlerin, ne kadarının baskı altındaki bir toplumun tepki verememesinin sonucu olduğunu ayırmayı güçleştirir. Dönemin sonuçlarını yorumlarken, bu belirsizlikleri akılda tutmak gerekir.

Uygulama

Özet kartı

  1. 24 Ocak 1980 kararları, dolar kurunu 47,10 liradan 70 liraya çıkaran bir devalüasyon, ihracat teşvikleri, faiz artışları ve KİT zamlarıyla ithal ikamesinden ihracata dönük bir modele geçişi başlattı; askerî yönetim programı sürdürdü.
  2. 1981'den itibaren her gün ayarlanan kur, liranın reel olarak sürekli değer kaybetmesini sağladı ve yüzde 20–25 düzeyindeki teşviklerle birlikte ihracatı iki yılda iki katına çıkardı; bu teşvikler hayali ihracata da yol açtı.
  3. Enflasyon 1980'deki yüzde 107'den 1982'de yüzde 25'e indi, ama sonra yeniden yükseldi; 1982'deki banker krizi finansal serbestleşmenin erken bir uyarısı oldu.
  4. Rodrik'e göre dönem boyunca gelir, ücretlilerden ve çiftçilerden kâr, rant ve faiz gelirlerine kaydı; ücret ve maaşların milli gelirdeki payı 1980–1988 arasında yüzde 27'den yüzde 14'e indi.
  5. 1989'da 32 sayılı Kararla sermaye hareketleri serbestleştirildi; Rodrik bunu, kamu açıkları ve enflasyon denetim altına alınmadan atılmış erken bir adım saydı.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
İhracata dayalı büyümeExport-led growthBüyümenin öncü kaynağının dış satışlar olduğu strateji
İstikrar ve yapısal uyum programıStabilization and structural adjustment programKısa vadeli istikrar ile uzun vadeli piyasa reformlarını birleştiren program
Sürünen kurCrawling pegKurun küçük ve sık aralıklarla ayarlanması
Vergi iadesiExport tax rebateİhracatçıya ödediği varsayılan vergilerin geri ödenmesi
Hayali ihracatFictitious exportsYapılmamış ya da değeri şişirilmiş ihracat
Sermaye hesabının serbestleştirilmesiCapital account liberalizationSınır ötesi finansal işlemlerdeki denetimlerin kaldırılması

Kendini sına

  1. (Çıktı 1) Sürünen kur ile tek seferlik bir devalüasyon arasındaki fark nedir? Yüksek enflasyonlu bir ekonomide sürünen kur neden tercih edilebilir?
  2. (Çıktı 2) 24 Ocak paketi hangi göreli fiyatları değiştirdi ve bu değişiklikler ihracatı ve enflasyonu nasıl etkiledi?
  3. (Çıktı 3) Bir doların karşılığı 20 liradan 30 liraya çıkıyor. Doların lira karşılığı yüzde kaç artmıştır? Liranın dolar değeri yüzde kaç düşmüştür?
  4. (Çıktı 3) Bir ihracatçı 50 dolarlık mal ihraç ediyor ama faturada 80 dolar gösteriyor. Vergi iadesi oranı yüzde 15 ise haksız elde edilen iade ne kadardır?
  5. (Çıktı 3) Kişi başı gelir 100 birimden 120 birime çıkarken ücretlerin payı yüzde 30'dan yüzde 20'ye düşüyor. Kişi başına ücret geliri yüzde kaç değişmiştir?
  6. (Çıktı 4) Bir öğrenci, «24 Ocak Türkiye'yi dünyaya açtı ve bugünkü ihracatçı sanayinin temelini attı» diyor. Bir başkası, «24 Ocak'ın bedelini ücretliler ve köylüler ödedi ve erken finansal serbestleşme sonraki krizleri hazırladı» diyor. Dersteki verilerle iki değerlendirmeyi karşılaştır.

Cevaplar

  1. Tek seferlik devalüasyon, kuru bir anda büyük bir miktarda değiştirir; sonrasında yurt içi enflasyon sürerse sağlanan rekabet avantajı zamanla erir. Sürünen kurda ise kur küçük ve sık aralıklarla, çoğunlukla enflasyon farkını hesaba katarak ayarlanır. Enflasyonun yüksek olduğu bir ortamda bu yöntem, reel kuru istikrarlı ya da istenen yönde tutmayı ve büyük devalüasyonların yarattığı şokları önlemeyi sağlar.
  2. Paket, dövizin fiyatını büyük bir devalüasyonla artırdı, faizleri yükseltti, KİT ürünlerinin fiyatlarını zamlarla artırdı ve reel ücretlerle tarımsal gelirlerin düşmesine yol açtı. Dövizin pahalanması ve teşvikler ihracatı kârlı hâle getirdi. Faiz artışı, KİT zamlarıyla azalan kamu açığı ve reel gelirlerdeki düşüşle daralan talep ise enflasyonun kısa sürede düşmesine katkı yaptı.
  3. Doların lira karşılığı 30 / 20 = 1,5 kat, yani yüzde 50 artmıştır. Liranın dolar değeri önce 1 / 20 = 0,05, sonra 1 / 30 ≈ 0,0333 dolardır; oran 0,0333 / 0,05 ≈ 0,667 olduğundan liranın dolar değeri yaklaşık yüzde 33,3 düşmüştür.
  4. Hak edilen iade 50 × 0,15 = 7,5 dolar, faturadan alınan iade 80 × 0,15 = 12 dolardır. Haksız elde edilen iade 12 − 7,5 = 4,5 dolardır.
  5. Başlangıçta kişi başına ücret geliri 100 × 0,30 = 30, sonra 120 × 0,20 = 24 birimdir. Değişim 24 / 30 = 0,80; yani ücret geliri yüzde 20 azalmıştır. Gelir büyürken ücretlilerin aldığı pay mutlak olarak küçülmüştür.
  6. Birinci görüş, ihracatın 1979'dan 1981'e iki katına çıkması, ihracatın GSMH'ye oranının 1980'deki yüzde 4,2'den 1988'de yüzde 13,0'a yükselmesi ve sanayi ürünlerinin ihracattaki payının sonraki on yıllarda yüzde 90'ı aşmasıyla desteklenir. İkinci görüş, Rodrik'in ücret ve maaşların milli gelirdeki payının yüzde 27'den yüzde 14'e indiği, reel ücretlerin ve tarım ticaret hadlerinin 1973 düzeylerinin yarısına yakın bir yere gerilediği bulgusuyla ve sermaye hesabının kamu açıkları denetim altına alınmadan açıldığı eleştirisiyle desteklenir. İki değerlendirme aynı dönüşümün farklı sonuçlarına bakar: 24 Ocak kalıcı bir yapısal değişim başlattı, ama bu değişimin kazançları ve maliyetleri toplumun farklı kesimlerine çok farklı biçimde dağıldı.

İleri okuma

  • Dani Rodrik (1990). «Premature Liberalization, Incomplete Stabilization: The Ozal Decade in Turkey». NBER Working Paper 3300. 1980'lerin istikrar ve serbestleşme deneyiminin makro ve bölüşüm açısından kapsamlı bir değerlendirmesi.
  • Tosun Arıcanlı ve Dani Rodrik (ed.) (1990). The Political Economy of Turkey: Debt, Adjustment and Sustainability. Macmillan. Dönemin borç, uyum ve sürdürülebilirlik sorunları üzerine derleme.
  • Korkut Boratav (1990). «Inter-class and Intra-class Relations of Distribution under 'Structural Adjustment': Turkey during the 1980s», Arıcanlı ve Rodrik'in derlediği aynı kitapta. 1980'lerdeki bölüşüm değişimlerinin ayrıntılı incelemesi.
  • Bakanlar Kurulu, Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karar (1989). Kararın metni mevzuat.gov.tr üzerinden okunabilir.

Sonraki derse köprü

1980'lerin sonunda Türkiye, ihracatını birkaç katına çıkarmış ve sermaye hareketlerini serbest bırakmış bir ekonomiydi. Ama kamu açıkları büyüyor, enflasyon yüzde 60–70 aralığında kalıyor ve devlet açıklarını giderek artan faizlerle iç borçlanmayla finanse ediyordu. Sermaye hesabı açıldıktan sonra yüksek faizler, yurt dışından kısa vadeli sermaye çekmeye başladı. Bu yapının kırılganlığı 1994'te ortaya çıktı. Sıradaki ders 1994 krizini ele alıyor: kriz nasıl patlak verdi, kur ve faizler neden bu kadar sert hareket etti ve 5 Nisan kararları neyi amaçladı?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • Açılış: 1979 kışında kaloriferi yanmayan bir ev, bakkalda boş raflar ve bir eczanenin kapısında «ilaç yok» yazısı.
  • Hikâye: bir mutfak masasında hesap makinesi, kâğıtlar ve üç rakam: 55, 60, 70. Sonra bir televizyon ekranında 24 Ocak 1980 tarihi ve «1 dolar = 70 lira».
  • Kavram: bir kur tabelası; önce büyük bir sıçrama, sonra her gün küçük adımlarla ilerleyen rakamlar (sürünen kur). Bir limanda şişirilmiş faturayla gerçek yükü karşılaştırılan bir konteyner (hayali ihracat).
  • Veri ve kanıt: yükselen ihracat ve düşen ücret payı çizgileri yan yana akar. Aynı ekranın iki yarısı, aynı dönemin iki yüzü olarak gösterilir.
  • Model: bir gömlek ihracatçısının lira gelirinin 471'den 700'e çıkışı; yanında ithal kumaşın maliyetinin aynı oranda artışı.
  • Neden önemli: 1989'da bir karar metninin yayımlanması; ardından sınırları iki yönde aşan para okları.

Seslendirme 24 Ocak'ı ne bir kurtuluş destanı ne de bir felaket olarak sunar; ihracattaki dönüşümü ve bölüşümdeki bedeli birlikte anlatır. Askerî yönetim dönemini, programın uygulanma koşullarından biri olarak tarafsız bir dille aktarır.

Kısa kesit

Dikey, elli saniyelik. Seslendirme: «Bir devalüasyon yüzde 32,7 mi, yüzde 48,6 mı?» Ekranda 47,10 liradan 70 liraya çıkan dolar ve iki farklı yönden okunan aynı değişim. Kapanışta: «İki rakam da doğru; hangisini söylediğin, kimin gözünden baktığına bağlı.»