Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- 1923–1929 döneminde özel girişime öncelik veren bir kalkınma yolu seçildi; İzmir İktisat Kongresi bu yolun ilkelerini belirledi, ama Lozan'ın 1929'a kadar süren gümrük sınırlaması yerli sanayinin korunmasını engelledi.
- Aşar 1925'te kaldırıldı; devlet gelirinin yaklaşık dörtte birini kaybetti, 1925'te bütçe açık verdi, ama yeni vergilerle denk bütçeye hızla dönüldü. Kararın kimin lehine olduğu tartışmalıdır.
- Devlet ekonomide etkin biçimde vardı: mali tekeller, İş Bankası ve Sanayi ve Maadin Bankası, 1927 teşvik yasası, şeker imtiyazları, demiryollarının satın alınması ve kabotaj yasası, karma bir ekonominin ilk izleriydi.
- Resmî seriye göre GSMH 1923–1929 arasında yılda ortalama yaklaşık yüzde 10 büyüdü; büyümenin büyük kısmı tarımdan ve savaştan toparlanmadan geldi, sanayinin payı ise geriledi.
- 1929'da gümrük sınırlamasının kalkması, borç ödemelerinin başlaması ve Büyük Buhran dönemi kapattı; dönemin «liberal» mi yoksa «açık ekonomi koşullarında yeniden inşa» mı diye adlandırılacağı tartışmalıdır.
Öğrenme çıktıları
- Hatırlama — Millî iktisadı, karma ekonomiyi, mali tekeli, kabotaj hakkını, dışa açıklık oranını ve denk bütçeyi tanımlar.
- Anlama — Cumhuriyetin ilk yıllarında özel girişime dayanan bir kalkınma yolunun neden seçildiğini ve bu yolun Lozan'ın gümrük sınırlaması, sermaye kıtlığı ve zayıf bir özel kesim gibi hangi koşullarla sınırlandığını açıklar.
- Uygulama — Resmî milli gelir serisinden dönemin ortalama büyüme hızını hesaplar ve bir yılın büyümesini tarım, sanayi ve hizmetlerin katkılarına ayırır.
- Değerlendirme — Aşarın kaldırılmasına ve dönemin «liberal» diye adlandırılmasına ilişkin farklı yorumları, dayandıkları verilerle karşılaştırır.
Sezgi
Açılış
Yangından yeni çıkmış bir evin sahibi olduğunuzu düşünün. Duvarlar ayakta, ama çatı akıyor, bahçe kurumuş, kasada az para var ve komşulardan biriyle yapılmış bir sözleşme, beş yıl boyunca kapınızın kilidini değiştirmenizi yasaklıyor. Önce hangi işe girişirsiniz? Kendi elinizle mi onarırsınız, yoksa bir ustaya mı güvenirsiniz?
Cumhuriyetin ilk altı yılı, böyle bir onarım dönemiydi. Önceki derste gördüğümüz devir teslim bilançosu ağırdı: savaşların yarıya indirdiği bir üretim, on yılda beşte biri eksilen bir halk, Lozan'da bölüşülecek eski borçlar ve 1929'a kadar serbestçe değiştirilemeyecek bir gümrük tarifesi. Yeni yönetim, bu koşullarda ekonomiyi büyük ölçüde özel girişimcilerin eliyle ayağa kaldırmayı seçti.
Bu dönem ders kitaplarında çoğu zaman «liberal dönem» diye anılır. Bu derste o adın neyi doğru, neyi eksik anlattığını da soracağız. Çünkü dönemin devleti, bir yandan özel girişimi teşvik ederken öbür yandan tekeller kuruyor, demiryolları satın alıyor ve bankaların kuruluşuna öncülük ediyordu.
Hikâye — Lozan'a ara verilirken İzmir'de bir kongre
Şubat 1923'te Lozan'daki barış görüşmeleri tıkanmış ve ara verilmişti. Kapitülasyonlar, Osmanlı borçları ve gümrük tarifeleri gibi ekonomik konular, anlaşmazlığın merkezindeydi. Tam bu sırada, 17 Şubat 1923'te İzmir'de bir kongre toplandı. Kurtuluş Savaşı'nın bitişinin üzerinden henüz birkaç ay geçmişti ve kentin bir bölümü yangından yeni çıkmıştı.
Kongreye ülkenin dört bir yanından 1.135 delege katıldı. Delegeler çiftçi, tüccar, sanayici ve işçi grupları olarak örgütlenmişti. Kongre başkanlığına Kâzım Karabekir Paşa seçildi. Açılış konuşmasını yapan Mustafa Kemal Paşa, siyasal ve askerî zaferlerin ekonomik zaferlerle taçlandırılmadıkça kalıcı olamayacağını vurguladı.
On altı gün süren tartışmaların ardından kongre, 4 Mart 1923'te Misak-ı İktisadi adı verilen bir ilkeler bildirgesini oybirliğiyle kabul etti. Gruplar kendi taleplerini de önüne koymuştu: çiftçiler aşarın kaldırılmasını ve ucuz kredi istiyordu, tüccarlar ve sanayiciler yerli üretimin korunmasını ve teşviklerin genişletilmesini talep ediyordu, işçi grubu ise çalışma koşullarında düzenlemeler istiyordu.
Kongrenin mesajı, yabancı sermayeye kapıyı kapatmak değildi; yabancı sermaye, ülkenin yasalarına uymak koşuluyla kabul edilecekti. Asıl vurgu, ekonominin denetiminin yerli girişimcilere geçmesi ve devletin bu girişimcileri koruyup desteklemesiydi. Bu vurgu, Lozan'daki müzakerecilere de bir mesaj taşıyordu: yeni devlet, kapitülasyon düzenine geri dönmeyecekti.
İzmir'de dile getirilen talepler, sonraki altı yılın gündemini büyük ölçüde belirledi. 1924'te İş Bankası açıldı, aşar 1925'te kalktı, sanayiyi teşvik eden yasa 1927'de genişletildi. Ama kongrenin istediği gümrük korumasının gelmesi, Lozan'ın koyduğu sınır yüzünden 1929'u bekleyecekti.
Kavram
Veri ve kanıt
Bu seri dönemin en çok alıntılanan kanıtıdır, ama nasıl okunacağı tartışmalıdır. Rakamlar, olağanüstü hızlı bir büyümeyi gösterir. Öte yandan büyümenin büyük kısmı tarımdan gelir ve tarım, bir yıl yüzde 30 düşüp iki yıl sonra yüzde 40 artabilecek kadar oynaktır. Şevket Pamuk ve arkadaşlarının uzun dönem çalışmaları, bu büyümenin büyük ölçüde savaşın yıkımından toparlanma olduğunu ve kişi başına gelirin 1913–1914 düzeyini ancak 1929'da yeniden yakaladığını vurgular. Yani hızlı büyüme ile yapısal dönüşüm aynı şey değildir: tarlalar yeniden ekildiğinde üretim hızla artar, ama bu, ekonominin sanayileşmeye başladığı anlamına gelmez.
Aşar tartışması, bir kararın kimin lehine olduğunu anlamak için yalnızca yasanın metnine değil, yerine ne konduğuna da bakmak gerektiğini gösterir. Aşarın kalkması, harman yerinde mültezimle pazarlık eden küçük köylüyü kesin olarak rahatlattı. Ama devlet gelirini başka bir yoldan toplamak zorundaydı: arazi vergisi tahminleri 1925'te iki katına çıktı, 1926'da genel bir tüketim vergisi getirildi ve tekel fiyatları yükseltilerek yük yeniden dağıtıldı. Kimin kazandığı sorusunun cevabı, köylünün ne kadar arazisi olduğuna ve ne kadar pazar için ürettiğine göre değişiyordu. Tartışmanın taraflarından her biri, bu karmaşık tablonun bir yüzünü öne çıkarır.
Yaygın yanlış«1923–1929 arasında devlet ekonomiye hiç karışmadı; tam bir serbest piyasa vardı.»
Devlet özel girişime öncelik verdi, ama ekonomide etkin biçimde vardı. Tütün, alkol ve kibrit gibi mallarda tekeller kurdu, yabancı şirketlerin elindeki demiryollarını satın almaya başladı, şeker fabrikalarına imtiyaz ve vergi muafiyeti tanıdı, sanayiyi teşvik yasasını genişletti ve kıyı taşımacılığını yerli gemilere ayırdı.
Yaygın yanlış«Dönemin hızlı büyümesi sanayileşmeden kaynaklandı.»
Resmî seriye göre büyümenin büyük kısmı tarımdan geldi. Sanayinin katma değeri artsa da milli gelir içindeki payı 1923'te yaklaşık yüzde 10,5'ten 1929'da yüzde 9,1'e geriledi. Büyüme, büyük ölçüde savaştan toparlanmanın ve tarımın yeniden canlanmasının ürünüydü.
Neden önemli?
Bu dönem, Türkiye'de devlet ile özel kesim arasındaki ilişkinin ilk kez cumhuriyet kurumlarıyla tanımlandığı dönemdir. Özel girişimi devlet desteğiyle yaratma fikri, yani devletin kredi, teşvik, ihale ve imtiyaz yoluyla bir yerli girişimci sınıfı yetiştirmesi, sonraki on yılların iktisat politikasında tekrar tekrar karşımıza çıkar. Bugün de teşvik sistemleri, kamu bankalarının kredi politikaları ve kamu ihaleleri üzerine yapılan tartışmalarda aynı soru durur: devletin desteği girişimciliği mi büyütür, yoksa devlete bağımlı bir girişimci kesimi mi yaratır?
Dönemi incelemek, ekonomi politikası tercihlerinin boşlukta yapılmadığını da gösterir. Lozan'ın gümrük sınırlaması, sermaye kıtlığı ve savaşta kaybedilen ticaret ağları, yöneticilerin önündeki seçenekleri daraltıyordu. Bir dönemin «liberal» ya da «devletçi» diye adlandırılması, çoğu zaman o dönemdeki kısıtları gözden kaçırır.
Model
Başlangıç noktası
Önceki derste cumhuriyetin devraldığı ekonomiyi ayrıntılı olarak görmüştük: yarıya inmiş bir toplam üretim, 13 milyon civarında bir nüfus, kaybedilmiş ticaret ağları ve düşük bir okuryazarlık oranı. 1923'te yeni yönetimin önünde iki acil iş vardı. Birincisi, savaşın durdurduğu üretimi yeniden başlatmaktı: tarlaları ekmek, hayvan sürülerini çoğaltmak, yolları açmak. İkincisi, devleti ayakta tutacak gelir kaynaklarını düzenlemekti. Bu iki iş, dönemin bütün politikalarının arka planını oluşturur.
Neden özel girişim?
Yöneticilerin özel girişime öncelik vermesinin birkaç nedeni vardı. İzmir'deki kongre, iş dünyası ile yeni siyasal yönetim arasında bir ittifakın ifadesiydi. Devletin elinde büyük yatırımlar yapacak kaynak yoktu; bütçenin kendisi zor dengeleniyordu. Dünya ekonomisinde de 1920'ler, serbest ticaretin ve altın standardına dönüş çabalarının hâkim olduğu bir dönemdi. Son olarak, Lozan'daki müzakereler sırasında yeni devletin yabancı sermayeye düşman olmadığını göstermek de önemliydi. Bu koşullarda özel girişime dayanan bir kalkınma yolu hem ideolojik hem de pratik açıdan akla yatkın görünüyordu.
Lozan'ın çizdiği sınır
Lozan'da kapitülasyonlar kalktı, ama ticaret politikasında önemli bir kısıt kaldı. Türkiye, 1929'a kadar Osmanlı'nın 1916 tarifesine dayanan gümrük vergilerini uygulamayı kabul etmişti. Bu, yerli üreticiyi ithal mallara karşı gümrük vergisiyle korumanın beş yıl boyunca neredeyse imkânsız olması demekti. İzmir'deki sanayicilerin en önemli talebi, yani koruma, bu yüzden dönem boyunca karşılanamadı. Sanayiyi desteklemek isteyen hükümet, gümrük duvarı yerine vergi muafiyetleri, ucuz arazi ve taşıma indirimleri gibi başka araçlara yönelmek zorunda kaldı.
Aşarın kaldırılması
1925'te aşarın kaldırılması, dönemin en büyük maliye reformuydu. Köylünün harman yerinde ürününün bir kısmını teslim ettiği ve mültezimle pazarlık ettiği yüzyıllık düzen sona erdi. Ama devlet, gelirinin yaklaşık dörtte birini bir anda kaybetti. Açığı kapatmak için arazi ve hayvan vergileri artırıldı, ürünlerin demiryolu ve deniz yoluyla taşınmasından vergi alındı, yol vergisi yükseltildi ve 1926'dan itibaren tüketim mallarından alınan dolaylı vergiler genişletildi. Vergi yükü ortadan kalkmadı, biçim değiştirdi: ayni bir vergi, parayla ödenen ve daha çok dolaylı yollardan toplanan vergilere dönüştü.
Çözümlü örnek — 1925 bütçesinin açığı
Türkal'ın aktardığı bütçe gerçekleşmelerine bakalım. 1924'te gelirler 138,4 milyon TL, giderler 131,6 milyon TL idi; bütçe 6,9 milyon TL fazla verdi. 1925'te gelirler 170,7 milyon TL'ye çıktı, ama giderler 202,3 milyon TL'ye sıçradı; açık 31,7 milyon TL oldu.
Açığın büyüklüğünü gelirle karşılaştıralım: 31,7 / 170,7 ≈ 0,186. Yani 1925'te devlet, gelirinin yaklaşık yüzde 19'u kadar bir açık verdi. Aşarın kaldırılması ve onun yerine konan vergilerin aynı yıl içinde tam olarak toplanamaması, bu açığın temel nedenlerinden biriydi.
Ertesi yıl tablo değişti: 1926'da gelirler 180,2 milyon TL, giderler 172,4 milyon TL oldu ve bütçe 7,7 milyon TL fazla verdi. 1928'de fazla 20,9 milyon TL'ye ulaştı. Denk bütçe ilkesi, tek bir kötü yılın ardından hızla yeniden sağlanmıştı. Bu örnek, büyük bir vergi reformunun ilk yılında gelir kaybının hemen telafi edilemediğini, ama yeni vergilerin devreye girmesiyle dengenin yeniden kurulabildiğini gösterir.
Denk bütçe ve para disiplini
Dönemin maliye politikasının temel ilkesi, borçlanmadan ve para basmadan denk bütçeydi. Bu tercihin arkasında Osmanlı'nın dış borç deneyimi ve Birinci Dünya Savaşı'nda basılan kâğıt paranın yol açtığı enflasyonun hafızası vardı. Türkal'ın aktardığı verilere göre 1924–1930 arasında 1925 dışındaki bütün bütçeler fazla verdi. Bu disiplin güven sağladı, ama bir bedeli de vardı: devlet, altyapıya ve eğitime yapmak istediği yatırımları büyük ölçüde o yılın vergi geliriyle sınırlamak zorundaydı.
Mali tekeller
Devletin en önemli gelir araçlarından biri tekellerdi. Osmanlı döneminde tütün tekelini işleten yabancı sermayeli Reji şirketinin imtiyazı sona erdirildi ve tütün tekeli devlete geçti. Alkol ve ispirto, kibrit, petrol ve şeker gibi malların ithalatı ve ticareti de tekellere bırakıldı. Tekel yetkisi esas olarak hükümetteydi, ama kısmen ya da tamamen yerli ve yabancı özel şirketlere devredilebiliyordu; düzenleme üretimden çok ithalat tekeline dayanıyordu. Bu tekeller, liberal diye anılan bir dönemde devletin piyasanın önemli kesimlerini doğrudan denetlediğini gösterir. Amaç öncelikle gelirdi, ama tekel fiyatları aynı zamanda tüketicinin, özellikle de köylünün, vergi yükünü dolaylı olarak artırıyordu.
Bankalar ve kredi
Özel girişimin önündeki en büyük engel, sermaye ve kredi kıtlığıydı. Bu boşluğu doldurmak için 1924'te İş Bankası kuruldu. Özel bir banka olarak kurulmasına karşın, siyasal yönetimle yakın ilişkileri vardı ve dönemin birçok büyük girişimine ortak oldu. 1925'te Sanayi ve Maadin Bankası kuruldu; amacı sanayiye kredi vermek ve devlete ait bazı işletmeleri geçici olarak yönetip zamanla özel kesime devretmekti. Osmanlı'dan devralınan Ziraat Bankası da tarıma kredi vermeyi sürdürdü. Ama bu bankaların toplam kaynakları, bir sanayileşme hamlesini finanse etmeye yetecek büyüklükte değildi. Dönem boyunca yabancı bankalar da kredi piyasasında önemli bir yer tutmaya devam etti.
Teşvik yasası
1927'de çıkarılan Teşvik-i Sanayi Kanunu, 1913 tarihli Osmanlı yasasının kapsamını genişletti. Yasa, sanayide kullanılacak makine ve malzemeyi gümrük vergisinden muaf tutuyor, sanayi tesisi kuracaklara hazine arazisini ücretsiz ya da uygun koşullarla veriyor ve devlet demiryollarında taşımacılıkta indirim sağlıyordu. Gümrük duvarı kurulamadığı bir dönemde yasa, üreticinin maliyetlerini düşürerek dolaylı bir koruma sağlamaya çalışıyordu. Yasadan yararlanan işletme sayısı hızla arttı, ama bunların çoğu küçük ölçekliydi ve yasa beklenen sanayi atılımını tek başına yaratamadı.
Şeker: devlet destekli özel girişim
Dönemin girişimciliğini en iyi anlatan örneklerden biri şekerdir. Türkiye şekerin neredeyse tamamını ithal ediyordu. 1925'te çıkarılan bir yasayla şeker fabrikası kuranlara yirmi beş yıllık bir imtiyaz ve sekiz yıl boyunca tüketim vergisi muafiyeti tanındı. Bu yasanın ardından iki fabrika kuruldu. Uşak'ta, yerel tüccarların önderliğinde kurulan bir şirketin fabrikası 17 Aralık 1926'da açıldı. Trakya'daki Alpullu fabrikası ise İş Bankası ve Ziraat Bankası'nın da ortaklığıyla kuruldu ve 26 Kasım 1926'da ilk şekeri üretti. Bu örnek, dönemin modelini özetler: girişim özel, ama sermaye, imtiyaz ve vergi muafiyeti büyük ölçüde devletten ya da devlete yakın kurumlardan geliyor.
Demiryolları ve kabotaj
Ulaştırmada devletin rolü, özel girişim vurgusuna rağmen büyüktü. 1924'te çıkarılan bir yasayla Anadolu demiryolunun satın alınmasına karar verildi; satın alma 1928'de gerçekleşti ve bu, yabancı şirketlerin elindeki demiryollarının millîleştirilmesi sürecinin ilk adımı oldu. Aynı dönemde devlet yeni hatların yapımına da başladı. Denizde ise 1926'da çıkarılan kabotaj yasası, Türk limanları arasındaki taşımacılığı Türk gemilerine ayırdı. İki adım da aynı hedefe hizmet ediyordu: Osmanlı döneminde yabancı şirketlerin elinde olan ulaştırma ağının denetimini yerli ellere, özellikle devlete geçirmek.
Sanayinin gerçek boyutu
1927'de yapılan ilk sanayi sayımı, dönemin sanayisinin boyutunu gösterir. Sayımda 65.245 işyeri ve 256.855 çalışan kaydedildi. Bu, işyeri başına ortalama 256.855 / 65.245 ≈ 3,9 çalışan demektir. Yani sanayi dediğimiz şey, büyük ölçüde birkaç kişinin çalıştığı atölyelerden, değirmenlerden ve küçük imalathanelerden oluşuyordu. Pamuk'a göre Birinci Dünya Savaşı'nın arifesinde bugünkü sınırlar içinde büyük ölçekli imalatta çalışanların sayısı 5.000'i geçmiyordu. 1920'lerin sonunda da pamuklu dokuma tüketiminin yaklaşık yüzde 60'ı ithalatla karşılanıyordu. Sanayileşme henüz başlamamıştı.
Çözümlü örnek — Büyümeyi ölçmek ve ayrıştırmak
TÜİK serisini kullanarak dönemin ortalama büyüme hızını hesaplayalım. Sabit fiyatlı GSMH 1923'te 2.929, 1929'da 5.278 milyon TL'dir. Altı yılda artış 5.278 / 2.929 ≈ 1,80 kattır. Yıllık ortalama hızı bulmak için 1,80'in altıncı kökünü alırız: ln 1,80 ≈ 0,589, bunu altıya bölersek 0,098 kalır ve e⁰·⁰⁹⁸ ≈ 1,103 eder. Ekonomi yılda ortalama yaklaşık yüzde 10,3 büyümüştür.
Şimdi 1927'deki yüzde 12,8'lik küçülmeyi sektörlere ayıralım. 1926'da GSMH 4.484 milyon TL'dir; bunun 2.237'si tarımdan, 388'i sanayiden, 1.859'u hizmetlerden gelir. Sektörlerin payları sırasıyla yaklaşık yüzde 49,9, yüzde 8,7 ve yüzde 41,5'tir. 1927'de tarım yüzde 30,9 küçülmüş, sanayi yüzde 19,4, hizmetler yüzde 2,2 büyümüştür.
Her sektörün katkısı, payı ile büyüme hızının çarpımıdır. Tarımın katkısı 0,499 × (−30,9) ≈ −15,4 puan, sanayininki 0,087 × 19,4 ≈ +1,7 puan, hizmetlerinki 0,415 × 2,2 ≈ +0,9 puandır. Toplam −15,4 + 1,7 + 0,9 ≈ −12,8 puan eder; bu, GSMH'deki küçülmeye tam olarak denk gelir.
Hesap, dönemin ekonomisinin kaderinin tarlada belirlendiğini gösterir. Sanayi yüzde 19 büyüdüğü bir yılda bile, tarımdaki kötü bir hasat bütün ekonomiyi küçültebiliyordu. Kişi başına gelir için aynı hesabı yaparsak, TÜİK serisinde sabit fiyatlı kişi başına GSMH 1923'te 233, 1929'da 370 TL'dir; altı yılda 1,59 kat artış, yılda yaklaşık yüzde 8 demektir. Bu oran, önceki derste savaş öncesi gelire 1929'da dönmek için gerektiğini hesapladığımız hıza yakındır.
Dış ticaret ve açıklık
Dönemin ekonomisi dışa açıktı. TÜİK verilerine göre dışa açıklık oranı, yani ihracat ve ithalatın milli gelire oranı, 1923'te yüzde 8,9 + yüzde 15,2 = yüzde 24,1 idi; 1929'da yüzde 7,2 + yüzde 11,8 = yüzde 19,0'a indi. Oran Osmanlı'nın son dönemine göre düşüktü, ama Büyük Buhran'dan sonra onlarca yıl bu düzeyin altında kalacaktı. İhracatın büyük kısmı tütün, üzüm, incir, fındık ve pamuk gibi tarım ürünleriydi ve dış ticaret her yıl açık verdi. 1929'da ithalatın ihracatı karşılama oranı yüzde 60,6'ya düştü. Bu sıçrama, Ekim 1929'da yürürlüğe girecek yüksek tarifeden önce ithalatı öne çekme güdüsüyle tutarlıdır.
Dönemin adı neden tartışmalı?
Bu döneme «liberal dönem» denmesi yaygındır, ama iktisat tarihçileri farklı adlar da kullanır. Korkut Boratav, dönemi «açık ekonomi koşullarında yeniden inşa» başlığıyla inceler. Bu adlandırma iki şeyi vurgular: dönemi belirleyen, bir ideolojik tercihten çok dış ticarete açıklığı zorunlu kılan koşullardı ve dönemin ana işi yeni bir düzen kurmaktan önce savaşta yıkılanı yeniden inşa etmekti. Öbür yanda, dönemin ilkelerinde ve söyleminde özel mülkiyete ve özel girişime verilen öncelik açıktır; bu yüzden «liberal» adı da boş değildir. İki adlandırma, aynı dönemin farklı yüzlerini öne çıkarır: biri seçilen yolu, öbürü o yolu sınırlayan koşulları.
1929: dönemin kapanışı
1929'da üç gelişme aynı anda yaşandı. Lozan'ın gümrük sınırlaması sona erdi ve hükümet 1929 yazında çok daha yüksek gümrük vergileri ilan etti. Osmanlı borçlarının ilk taksitleri ödenmeye başlandı. Ve Ekim 1929'da New York borsasındaki çöküşle başlayan Büyük Buhran, tarım ürünlerinin dünya fiyatlarını sert biçimde düşürdü. Türkiye'nin ihracatı tarım ürünlerine dayandığı için dış gelirler hızla azaldı. Bu üç gelişme, özel girişime ve dışa açıklığa dayanan modelin sonunu getirdi.
Dönemi okumanın sınırları
1920'lerin milli gelir serisi, sonradan geriye dönük olarak kurulmuştur ve özellikle tarım üretiminin tahmininde büyük belirsizlikler taşır. Yıllık büyüme oranlarındaki çok büyük dalgalanmalar, kısmen gerçek hasat farklarını, kısmen de ölçüm güçlüklerini yansıtabilir. Ayrıca dönemin politikalarının etkisini savaştan toparlanmanın kendiliğinden getirdiği büyümeden ayırmak zordur. Bir politikanın başarısını değerlendirirken, o politika olmasaydı ne olacağı sorusunu sormak gerekir; 1920'ler için bu sorunun kesin bir cevabı yoktur.
Uygulama
Özet kartı
- 1923–1929 döneminde özel girişime öncelik veren bir kalkınma yolu seçildi; İzmir İktisat Kongresi bu yolun ilkelerini belirledi, ama Lozan'ın 1929'a kadar süren gümrük sınırlaması yerli sanayinin korunmasını engelledi.
- Aşar 1925'te kaldırıldı; devlet gelirinin yaklaşık dörtte birini kaybetti, 1925'te bütçe açık verdi, ama yeni vergilerle denk bütçeye hızla dönüldü. Kararın kimin lehine olduğu tartışmalıdır.
- Devlet ekonomide etkin biçimde vardı: mali tekeller, İş Bankası ve Sanayi ve Maadin Bankası, 1927 teşvik yasası, şeker imtiyazları, demiryollarının satın alınması ve kabotaj yasası, karma bir ekonominin ilk izleriydi.
- Resmî seriye göre GSMH 1923–1929 arasında yılda ortalama yaklaşık yüzde 10 büyüdü; büyümenin büyük kısmı tarımdan ve savaştan toparlanmadan geldi, sanayinin payı ise geriledi.
- 1929'da gümrük sınırlamasının kalkması, borç ödemelerinin başlaması ve Büyük Buhran dönemi kapattı; dönemin «liberal» mi yoksa «açık ekonomi koşullarında yeniden inşa» mı diye adlandırılacağı tartışmalıdır.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Millî iktisat | National economy | Ekonominin denetiminin yerli girişimcilere geçmesini savunan anlayış |
| Karma ekonomi | Mixed economy | Devlet ve özel kesimin üretimde birlikte yer aldığı düzen |
| Mali tekel | Fiscal monopoly | Gelir amacıyla bir malın ticaretinin devlet elinde toplanması |
| Kabotaj hakkı | Cabotage | Kıyı taşımacılığının yerli gemilere ayrılması |
| Dışa açıklık oranı | Trade openness | İhracat ve ithalat toplamının milli gelire oranı |
| Denk bütçe | Balanced budget | Harcamaların gelirleri aşmadığı bütçe |
Kendini sına
- (Çıktı 1) Mali tekel ile önceki derslerde gördüğümüz piyasa tekeli arasındaki fark nedir? Dönemin tekellerine iki örnek ver.
- (Çıktı 2) Lozan'ın gümrük sınırlaması, 1920'lerde sanayiyi desteklemek isteyen hükümetin hangi araçlara yönelmesine yol açtı?
- (Çıktı 3) Bir ekonominin milli geliri beş yılda 100'den 150'ye çıksa, yıllık ortalama büyüme hızı yaklaşık kaçtır?
- (Çıktı 3) Tarımın payı yüzde 50, sanayinin yüzde 10, hizmetlerin yüzde 40 olan bir ekonomide tarım yüzde 20 küçülür, sanayi yüzde 10 ve hizmetler yüzde 5 büyürse, toplam büyüme ne olur?
- (Çıktı 2) 1927 sanayi sayımının sonuçları, dönemin sanayisi hakkında ne söyler?
- (Çıktı 4) Bir öğrenci, «1923–1929 liberal bir dönemdi, çünkü yöneticiler özel girişime inanıyordu» diyor. Bir başkası, «Hayır, dönemi Lozan'ın ve savaşın dayattığı koşullar belirledi; devlet de ekonomide her yerdeydi» diyor. İki görüşü değerlendir.
Cevaplar
- Piyasa tekeli, bir malın tek satıcısının piyasa koşulları içinde ortaya çıkmasıdır; mali tekel ise devletin bir malın ticaretini, öncelikle gelir elde etmek amacıyla, yasal olarak tek elde toplamasıdır. Dönemin mali tekellerine tütün ve alkol örnek verilebilir; kibrit, petrol ve şeker ithalatı da tekel kapsamındaydı.
- Hükümet, gümrük vergisiyle koruma yapamadığı için üreticinin maliyetlerini düşüren araçlara yöneldi. 1927 teşvik yasasıyla makine ve malzemeye gümrük muafiyeti, ucuz ya da ücretsiz hazine arazisi ve demiryolu taşımacılığında indirim sağlandı; şeker gibi sektörlerde imtiyaz ve vergi muafiyeti tanındı; İş Bankası ve Sanayi ve Maadin Bankası gibi kurumlar kredi sağlamaya çalıştı.
- Artış 150 / 100 = 1,5 kattır. Bunun beşinci kökü gerekir: ln 1,5 ≈ 0,405, beşe bölününce 0,081 olur ve e⁰·⁰⁸¹ ≈ 1,084 eder. Yıllık ortalama büyüme yaklaşık yüzde 8,4'tür.
- Katkılar: tarım 0,50 × (−20) = −10 puan, sanayi 0,10 × 10 = +1 puan, hizmetler 0,40 × 5 = +2 puan. Toplam büyüme −10 + 1 + 2 = −7, yani ekonomi yüzde 7 küçülür. Tarımın büyük payı, onun kötü bir yılının öbür sektörlerin büyümesini silebileceğini gösterir.
- Sayımda 65.245 işyeri ve 256.855 çalışan kaydedildi; işyeri başına ortalama yaklaşık dört kişi düşüyordu. Bu, sanayinin büyük ölçüde küçük atölyelerden ve imalathanelerden oluştuğunu, büyük ölçekli fabrika üretiminin ise çok sınırlı kaldığını gösterir.
- Birinci görüş, İzmir İktisat Kongresi'nin ilkelerinde, özel girişime verilen öncelikte ve teşvik politikalarında karşılık bulur. İkinci görüş ise Lozan'ın 1929'a kadar süren gümrük sınırlamasını, sermaye kıtlığını, savaştan toparlanmanın belirleyici rolünü ve devletin tekeller, demiryolları, bankalar ve imtiyazlar yoluyla ekonomideki güçlü varlığını hatırlatır. İki görüş aslında aynı tablonun parçalarıdır: yöneticiler özel girişime öncelik vermeyi seçti, ama bu seçim dar koşullar içinde yapıldı ve devlet, özel girişimi yaratmak için ekonomide etkin biçimde yer aldı. Boratav'ın «açık ekonomi koşullarında yeniden inşa» adlandırması, koşulları; «liberal dönem» adlandırması ise tercihi öne çıkarır.
İleri okuma
- Korkut Boratav (2012). Türkiye İktisat Tarihi 1908–2009. İmge Kitabevi; güncel baskısı 2015'e kadar uzanır. Dönemi «açık ekonomi koşullarında yeniden inşa» başlığıyla inceleyen, Türkiye iktisat tarihinin temel el kitaplarından biri.
- Yahya Sezai Tezel (1986). Cumhuriyet Döneminin İktisadi Tarihi (1923–1950). Yurt Yayınları; sonraki baskıları İş Bankası yayınevinden çıktı. Dönemin temel verilerini ve politikalarını ayrıntılı biçimde inceleyen kapsamlı bir çalışma.
- Hasan Türkal (2011). «Türkiye'de 1923–1930 Yılları Arası Bütçe Politikası ve Uygulamasının Vergi Politikası ve Uygulaması Açısından Değerlendirilmesi», Amme İdaresi Dergisi 44(3). Aşarın kaldırılması ve dönemin bütçeleri üzerine.
- Şevket Pamuk (2024). «The state and industrialization in Turkey since the nineteenth century», Journal of Government and Economics 16. Devletin sanayileşmedeki rolünü iki yüzyıl boyunca izleyen makale.
Sonraki derse köprü
1929'un sonunda Türkiye'nin önündeki tablo tamamen değişmişti. Gümrük vergilerini artırma hakkı geri kazanılmıştı, ama tarım ürünlerinin dünya fiyatları çöküyor ve ihracat gelirleri eriyordu. Özel girişimin beklenen sanayi atılımını gerçekleştiremediği de artık görülüyordu. Hükümet 1930'dan itibaren yeni bir yol izlemeye başladı: devletin yalnızca destekçi değil, sanayide doğrudan yatırımcı ve üretici olduğu bir yol. Sıradaki ders, 1930'ların devletçilik deneyimini ele alıyor: devletçilik nasıl bir sanayileşme stratejisiydi, hangi fabrikaları kurdu ve sonuçları nasıl değerlendirilmeli?