İçeriğe geç

Ders EKO-106.07 · Seviye 1 — Temel

Marx ve kapitalizm eleştirisi

EKO-106 İktisadi Düşünce Tarihi I: Klasiklere Kadar

3.880 kelime · yaklaşık 18 dakika okuma · seslendirme 8 dk · veriler Eylül 2026 itibarıyla

Katmanlar:SezgiModel

  • emek gücü
  • artı değer
  • artı değer oranı
  • yedek işsizler ordusu
  • kâr oranının düşme eğilimi
  • dönüşüm sorunu
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Karl Marx, 1867'de Kapital'in birinci cildini yayımladı; Smith ve Ricardo'nun değer kuramını devralarak onu kârın kaynağını açıklayan bir kapitalizm eleştirisine dönüştürdü.
  2. Marx'a göre işçi emeğini değil emek gücünü satar; emek gücünün değeri, işçinin geçim mallarının değeridir ve işçi çalışma süresince bundan fazlasını üretir. Aradaki fark artı değerdir ve kâr, faiz ve rantın kaynağıdır.
  3. Makineleşme arttıkça artı değer oranı sabitken kâr oranı düşme eğilimindedir; makinelerin işçilerin yerini alması bir yedek işsizler ordusu yaratır ve ücretleri baskı altında tutar.
  4. Allen, 1800–1840 döneminde işçi başına üretim artarken gerçek ücretlerin durgun kaldığını ve kâr oranının iki katına çıktığını gösterdi; ama ücretler yüzyılın ikinci yarısında yükseldi ve Marx'ın sürekli yoksullaşma öngörüsü gerçekleşmedi.
  5. Böhm-Bawerk 1896'da Marx'ın değer kuramı ile üçüncü ciltteki fiyat çözümlemesi arasında bir çelişki bulunduğunu savundu; bu dönüşüm sorunu tartışması, emek-değer kuramının ana akımda terk edilmesine katkı yaptı.

Öğrenme çıktıları

  • Hatırlama — Emek gücünü, artı değeri, artı değer oranını, yedek işsizler ordusunu, kâr oranının düşme eğilimini ve dönüşüm sorununu tanımlar.
  • Anlama — Marx'ın klasik iktisadın emek-değer kuramını kapitalizmin bir eleştirisine nasıl dönüştürdüğünü ve kârın kaynağını nasıl açıkladığını açıklar.
  • Uygulama — Küçük bir sayısal örnekle artı değer oranını, kâr oranını ve değerlerin üretim fiyatlarına dönüşümünü hesaplar.
  • Değerlendirme — Marx'ın çözümlemesinin güçlü yanlarını ve ona yöneltilen kuramsal ve ampirik eleştirileri, kanıtları yan yana koyarak tartar.

Sezgi

Açılış

On dokuzuncu yüzyılın ortasında Manchester, dünyanın en ileri sanayi şehirlerinden biriydi. Pamuk fabrikaları gece gündüz çalışıyor, İngiltere'nin üretimi hızla artıyordu. Ama aynı şehrin işçi mahallelerinde, çocuklar günde on iki saat makinelerin başında duruyor, aileler havasız bodrumlarda yaşıyordu. Zenginlik hiç olmadığı kadar artarken, onu üretenlerin çoğu neden yoksul kalıyordu?

Önceki derste Malthus'un bu soruya cevabını gördük: yoksulluk, insan sayısının besinden hızlı çoğalmasının kaçınılmaz sonucuydu. Bu derste, bu soruyu kökten farklı biçimde cevaplayan bir düşünürü ele alıyoruz. Ona göre yoksulluğun kaynağı nüfus değil, kapitalizmin kendi işleyişiydi: işçiler ürettiklerinin tam karşılığını almıyor, aradaki fark sermaye sahiplerine kâr olarak gidiyordu.

Karl Marx, iktisat tarihinin en etkili ve en tartışmalı düşünürlerinden biridir. Fikirleri yirminci yüzyılda dünyanın büyük bir bölümünde siyasi hareketlere ve devletlere ilham verdi; aynı fikirler, iktisatçılar tarafından ağır kuramsal ve ampirik eleştirilere de uğradı. Bu ders, Marx'ın iktisadi çözümlemesini, klasik iktisatla bağını, güçlü yanlarını ve ona yöneltilen eleştirileri dengeli biçimde ele alıyor.

Hikâye — Okuma salonunda yazılan kitap

Karl Marx 1818'de Almanya'nın Trier şehrinde doğdu. Hukuk ve felsefe okudu, 1841'de felsefe doktorası aldı. Üniversitede kalmak yerine gazeteciliğe yöneldi; yönettiği gazete hükümet tarafından kapatılınca Paris'e, oradan Brüksel'e gitti. 1848'de, Avrupa'yı devrimlerin sarstığı yıl, arkadaşı Friedrich Engels ile birlikte Komünist Manifesto'yu yayımladı. Devrimlerin bastırılmasının ardından 1849'da Londra'ya sürgüne gitti ve hayatının geri kalanını orada geçirdi.

Londra'daki yılları yoksulluk içinde geçti. Ailesiyle birlikte Soho'daki küçük evlerde yaşadı, çocuklarından bazılarını hastalıklar yüzünden kaybetti. Geçimini büyük ölçüde, babasının Manchester'daki pamuk fabrikasında yönetici olarak çalışan Engels'in düzenli yardımlarıyla sağladı. Günlerini British Museum'un okuma salonunda geçirdi; klasik iktisatçıları, parlamento raporlarını ve fabrika müfettişlerinin işçilerin çalışma koşullarını anlatan resmî raporlarını satır satır okudu.

Bu yılların ürünü olan Kapital'in birinci cildi, Eylül 1867'de Hamburg'da, bin kopyalık bir baskıyla yayımlandı. Kitap, Smith ve Ricardo'dan devralınan değer kuramından yola çıkıyor ama onu yeni bir soruya uyguluyordu: mallar değerleriyle değişiliyorsa ve kimse kimseyi aldatmıyorsa, sermaye sahibinin kârı nereden geliyordu? Marx'ın cevabı, işçinin sattığı şeyin emeğin kendisi değil, emek gücü, yani belirli bir süre çalışma kapasitesi olduğuydu. İşçi, emek gücünün değeri kadar ücret alıyor, ama çalıştığı süre içinde bu değerden daha fazlasını üretiyordu. Aradaki fark, artı değerdi.

Kitabın en uzun bölümlerinden biri, iş gününe ayrılmıştı. Marx, fabrika müfettişlerinin raporlarından, dokuz on yaşındaki çocukların sabahın erken saatlerinde yataklarından kaldırılıp işe götürüldüğü, işverenlerin yasal çalışma süresini dakika dakika aştığı örnekleri aktardı. İş gününün uzunluğu için verilen mücadele, ona göre artı değer için verilen mücadelenin ta kendisiydi.

Marx 1883'te Londra'da öldü. Kapital'in ikinci ve üçüncü ciltleri, onun bıraktığı el yazmalarından Engels tarafından düzenlenerek 1885 ve 1894'te yayımlandı. Üçüncü cilt yayımlandıktan iki yıl sonra, Avusturyalı iktisatçı Eugen von Böhm-Bawerk, bu ciltle birinci cilt arasında çözülemez bir çelişki olduğunu savunan bir eleştiri yayımladı. Marx'ın kuramı hakkındaki tartışma, o günden bu yana sürüyor.

Kavram

Marx'ın kâr açıklamasının anahtarı, iki şeyi birbirinden ayırmaktır.

Emek gücünün değeri ile işçinin çalışma süresince yarattığı değer arasındaki fark, Marx'ın kuramının merkezindedir.

Ücretlerin neden geçim düzeyinin çok üstüne çıkmadığını açıklamak için Marx, Malthus'un nüfus açıklaması yerine başka bir mekanizma önerdi.

Marx, kapitalizmin uzun dönemde karşılaşacağı bir soruna da işaret etti.

Son olarak, kuramın en çok tartışılan teknik sorunu:

Veri ve kanıt

Marx'ın ve Engels'in gözlemlediği dönemin ekonomik verileri, sonradan iktisat tarihçileri tarafından yeniden incelendi.

Marx'ın kuramının iç tutarlılığı ise ilk büyük eleştirisini bir Avusturyalı iktisatçıdan aldı.

Bu iki kaynak, Marx tartışmasının iki farklı katmanını gösterir. Allen'ın bulgusu, Marx ve Engels'in gözlemlediği olgunun, yani sanayi devriminin ilk on yıllarında büyüyen üretime karşın ücretlerin durgun kaldığı ve kârların arttığı olgusunun gerçek olduğunu gösterir; ama aynı veriler, sonraki on yıllarda ücretlerin yükseldiğini ve Marx'ın öngördüğü sürekli yoksullaşmanın gerçekleşmediğini de gösterir. Böhm-Bawerk'in eleştirisi ise kuramın mantıksal yapısına yöneliktir. Marksist iktisatçılar bu eleştiriye çeşitli cevaplar geliştirdi; tartışma yirminci yüzyıl boyunca sürdü ve bugün de sonuçlanmış değildir. Marx'ı dengeli okumak, onun gözlemlerini ve sorularını, kuramının teknik sorunlarından ve siyasi sonuçlarından ayırt etmeyi gerektirir.

Yaygın yanlış«Marx'a göre kapitalistler işçileri aldattığı için kâr elde eder.»
Doğrusu

Marx, kârı hile ya da aldatmayla açıklamadı. Ona göre işçi emek gücünü değerinden satar ve kimse aldatılmaz; kârın kaynağı, emek gücünün kendi değerinden daha fazla değer yaratabilmesidir. Marx'ın eleştirisi bireysel ahlaka değil, sistemin yapısına yönelikti.

Yaygın yanlış«Marx'ın öngörüleri tamamen gerçekleşti» ya da «Marx'ın söylediği hiçbir şey doğru çıkmadı.» Doğrusu: Marx'ın işçilerin mutlak olarak sürekli yoksullaşacağı ve kapitalizmin yakında yıkılacağı öngörüleri gelişmiş ülkelerde gerçekleşmedi; ücretler on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısından itibaren arttı.
Doğrusu

Öte yandan sermayenin yoğunlaşması, teknolojik değişimin istihdam üzerindeki etkisi, ekonomik krizlerin tekrarlanması ve küreselleşme gibi konulardaki çözümlemeleri, bugün de iktisatçılar tarafından ciddiyetle tartışılıyor.

Neden önemli?

Marx'ın soruları, bugünün ekonomi tartışmalarında hâlâ yaşıyor. Üretkenlik artarken ücretlerin neden aynı hızla artmadığı, gelirin çalışanlar ile sermaye sahipleri arasında nasıl bölüşüldüğü, teknolojinin işleri ortadan kaldırıp kaldırmadığı ve ekonomik krizlerin kapitalizmin doğasında olup olmadığı soruları, farklı kuramsal çerçevelerle de olsa sorulmaya devam ediyor. Emeğin milli gelirdeki payının son on yıllarda birçok ülkede düşmesi, bu tartışmaları yeniden canlandırdı.

Marx'ı anlamak, yirminci yüzyılın siyasi tarihini anlamak için de gereklidir. Onun fikirlerinden ilham alan hareketler ve devletler, dünyanın büyük bir bölümünün ekonomik düzenini onlarca yıl belirledi. Bu deneyimlerin çoğu, merkezî planlamanın ağır verimsizlikleri, siyasi baskı ve ekonomik başarısızlıklarla sonuçlandı; kursun ilerleyen derslerinde Hayek'in bu konudaki eleştirisini ele alacağız. Marx'ın çözümlemesini, onun adına kurulan rejimlerin uygulamalarından ayırarak okumak, dengeli bir değerlendirmenin ön koşuludur.

Model

Klasiklerden devralınan

Marx, Smith ve Ricardo'nun emek-değer kuramını devraldı. Ricardo'ya göre malların göreli değeri, üretimlerine harcanan emek miktarıyla belirleniyordu. Marx bu kuramı daha da kesinleştirdi: bir malın değeri, onu üretmek için toplumsal olarak gerekli emek süresiyle, yani ortalama beceri ve yoğunlukla, o toplumda yaygın olan tekniklerle çalışıldığında gereken süreyle belirlenir. Tembel bir işçinin daha uzun sürede ürettiği bir mal daha değerli değildir. Bu tanım, Marx'ın kapitalizmi bir bütün olarak, toplumsal bir üretim sistemi olarak incelemesine zemin hazırladı.

Kullanım değeri ve değişim değeri

Marx, Kapital'e malı çözümleyerek başladı. Her malın iki yüzü vardır. Kullanım değeri, malın bir ihtiyacı karşılama yeteneğidir: bir ekmeğin karnı doyurması, bir ceketin ısıtması. Değişim değeri ise malın başka mallarla hangi oranda değiştirilebildiğidir. Kullanım değerleri birbirinden niteliksel olarak farklıdır ve karşılaştırılamaz; ama mallar piyasada birbiriyle değiştirilir. Marx'a göre bu değişimi mümkün kılan ortak öz, hepsinin insan emeğinin ürünü olmasıdır. Bu ayrım, Smith'in su ve elmas paradoksuna verdiği ilk cevabın da bir devamıdır.

Para ve sermaye

Basit bir mal değişiminde, bir kişi bir malı satar ve aldığı parayla başka bir mal alır: mal, para, mal. Amaç, ihtiyaç duyulan bir kullanım değerini elde etmektir. Kapitalist dolaşımda ise süreç tersine döner: para, mal, daha fazla para. Sermaye sahibi parayla mal ve emek gücü satın alır, üretim yapar ve ürünü, başlangıçtaki paradan daha fazlasına satar. Marx'a göre sermayeyi tanımlayan, bu kendini büyüten değer hareketidir. Sorulması gereken soru, başlangıçtaki para ile sondaki para arasındaki farkın nereden geldiğidir.

Değişmeyen ve değişen sermaye

Marx, sermaye sahibinin harcamasını iki kısma ayırdı. Makinelere, binalara, hammaddeye ve enerjiye harcanan kısım, değişmeyen sermayedir; bu kalemler değerlerini ürüne aktarır ama yeni değer yaratmaz. Emek gücüne, yani ücretlere harcanan kısım ise değişen sermayedir; çünkü işçi, çalışma süresi boyunca kendi ücretinden daha fazla değer yaratır. Bir malın değeri böylece üç parçanın toplamı olarak yazılır: değişmeyen sermaye, değişen sermaye ve artı değer. Marx, yalnızca canlı emeğin yeni değer ve dolayısıyla artı değer yaratabileceğini savundu.

Fabrika yasaları ve iş günü

Marx'ın iş günü üzerine bölümü, İngiltere'de çıkarılan fabrika yasalarının tarihini anlatır. 1833'te çıkarılan bir yasa, tekstil fabrikalarında çocukların çalışma saatlerini sınırladı ve bu sınırın uygulanmasını denetlemek için fabrika müfettişleri atadı. 1847'de kadınların ve gençlerin çalışma süresini günde on saatle sınırlayan bir yasa kabul edildi. Marx, bu yasaları hem işçilerin kazandığı önemli bir zafer hem de işverenlerin sürekli olarak delmeye çalıştığı bir sınır olarak gördü. Müfettişlerin raporları, onun en önemli kanıt kaynaklarından biri oldu. Bu tarih, çalışma koşullarının piyasanın kendiliğinden değil, yasalar ve toplumsal mücadeleler yoluyla da şekillendiğini gösterir.

Marx'ın Ricardo okuması

Marx, klasik iktisatçılar arasında en çok Ricardo'ya saygı duydu ve onun çözümlemesini kendi kuramının başlangıç noktası yaptı. Ricardo, ücretler ile kârlar arasında bir çatışma olduğunu, ücretler yükseldiğinde kârların düştüğünü göstermişti; Marx bu çatışmayı, iki sınıf arasındaki temel bir çıkar karşıtlığı olarak yorumladı. Ricardo'nun makineler üzerine sonradan eklediği bölüm, Marx'ın yedek işsizler ordusu kavramının habercisiydi. Ama Marx, Ricardo'nun kapitalizmi doğal ve kalıcı bir düzen olarak gördüğünü eleştirdi; ona göre kapitalizm, tarihsel olarak ortaya çıkmış ve bir gün yerini başka bir düzene bırakacak bir üretim biçimiydi.

Mutlak ve göreli artı değer

Marx, sermaye sahiplerinin artı değeri iki yoldan artırabileceğini anlattı. Birincisi, iş gününü uzatmaktır: işçinin kendi geçimini karşılayan süre değişmeden kalırken toplam çalışma süresi arttığında, artı değer de artar. Marx buna mutlak artı değer dedi. İkincisi, verimliliği artırmaktır: işçilerin tükettiği malların üretimi daha verimli hâle geldiğinde, emek gücünün değeri ve dolayısıyla işçinin kendi geçimi için çalışması gereken süre kısalır. İş günü aynı kalsa bile, artı değer için çalışılan süre uzar. Marx buna göreli artı değer dedi ve kapitalizmin teknolojik yeniliğe olan sürekli dürtüsünü bununla açıkladı.

Çözümlü örnek — Bir iplik fabrikasının bir günü

Bir iplik fabrikasında bir işçinin iş günü 10 saat olsun. Rakamlar açıklama amaçlıdır. İşçinin ve ailesinin bir günlük geçimi için gereken malların üretimi 5 saatlik toplumsal emek gerektirsin; emek gücünün günlük değeri, yani ücret, 5 saatlik emeğe karşılık gelir. İşçi 10 saat çalışır; ilk 5 saatte kendi ücretinin değerini, sonraki 5 saatte ise artı değeri üretir. Artı değer oranı 5 ÷ 5 = yüzde 100'dür.

Bu fabrikada bir günlük üretim için 60 birimlik değişmeyen sermaye, yani pamuk, makine aşınması ve enerji, 20 birimlik değişen sermaye, yani ücretler, harcansın. Artı değer oranı yüzde 100 olduğu için artı değer 20 birimdir. Üretilen ipliğin değeri 60 + 20 + 20 = 100 birimdir. Sermaye sahibinin kâr oranı, artı değerin toplam sermayeye oranıdır: 20 ÷ (60 + 20) = yüzde 25.

Şimdi rekabet, fabrika sahibini daha verimli makineler almaya zorlasın. Değişmeyen sermaye 80 birime çıksın, değişen sermaye ve artı değer oranı aynı kalsın. Değer 80 + 20 + 20 = 120, kâr oranı 20 ÷ 100 = yüzde 20 olur. Makineleşme arttıkça, artı değer oranı sabitken kâr oranı düşer. Bu, Marx'ın kâr oranının düşme eğilimi önermesinin çekirdeğidir. Ama artı değer oranı da artabilir; iş günü uzarsa ya da işçilerin geçim malları ucuzlarsa, kâr oranının düşmesi yavaşlar ya da tersine döner. Marx bu karşı etkileri kendisi de sıraladı; bu yüzden önermesini kesin bir yasa değil, bir eğilim olarak adlandırdı.

Dönüşüm sorunu bir örnekle

Farklı sektörlerde sermayenin bileşimi farklıdır. A sektöründe 80 değişmeyen, 20 değişen sermaye ve 20 artı değer olsun; malın değeri 120, kâr oranı yüzde 20'dir. B sektöründe 20 değişmeyen, 80 değişen sermaye ve 80 artı değer olsun; değer 180, kâr oranı yüzde 80'dir. Rekabet sermayeyi kârlı sektöre çekeceği için kâr oranları eşitlenir. Toplam artı değer 100, toplam sermaye 200'dür; ortalama kâr oranı yüzde 50'dir. Her sektörün üretim fiyatı, sermayesi artı yüzde 50 kârdır: A için 150, B için 150. A'nın fiyatı değerinin üstünde, B'ninki altındadır. Toplam fiyat 300, toplam değere; toplam kâr 100, toplam artı değere eşittir. Marx bu eşitlikleri kuramının tutarlılığının kanıtı saydı; Böhm-Bawerk ise tek tek fiyatların değerlerden sapmasını, birinci cildin değer kuramıyla çelişki olarak gördü.

Birikim ve yedek ordu

Marx'a göre rekabet, her sermaye sahibini kârının bir kısmını yeniden yatırmaya, yani sermaye biriktirmeye zorlar. Birikim, bir yandan emek talebini artırarak ücretleri yükseltme eğilimindedir. Ama aynı zamanda makineleşme, işçilerin bir kısmını gereksiz kılar ve bir yedek işsizler ordusu yaratır. Bu ordu, ücretlerin yükselişini sınırlar; ekonomik genişleme dönemlerinde yedek ordunun bir kısmı işe alınır, daralma dönemlerinde yeniden işsiz kalır. Marx, ücretlerin geçim düzeyine yakın kalmasını nüfus artışıyla değil, bu mekanizmayla açıkladı ve Malthus'u sert biçimde eleştirdi.

Krizler

Marx, kapitalist ekonominin düzenli aralıklarla krizlere girdiğini ve bunun sistemin doğasından kaynaklandığını savundu. Krizlerin nedenleri üzerine tek ve tutarlı bir kuram bırakmadı; farklı yazılarında kâr oranının düşmesine, üretim ile tüketim arasındaki uyumsuzluğa ve kredi sisteminin aşırı genişlemesine işaret etti. Sermaye sahipleri kârı artırmak için üretimi büyütürken, ücretleri düşük tutmaya çalışır; bu da üretilen malları satın alacak talebi sınırlayabilir. Marx'ın kriz çözümlemesi, bir önceki derste gördüğümüz Malthus'un genel mal fazlası fikriyle ve sonraki derslerde göreceğimiz Keynes'in talep yetersizliği kuramıyla ilginç benzerlikler taşır.

Yoğunlaşma ve merkezileşme

Marx, rekabetin zamanla sermayenin daha az sayıda büyük işletmede toplanmasına yol açacağını öngördü. Büyük işletmeler ölçek ekonomilerinden yararlanır, küçük rakiplerini piyasadan çıkarır ya da satın alır. Kredi sistemi, büyük sermayelerin bir araya gelmesini kolaylaştırır. Bu öngörü, on dokuzuncu yüzyılın sonunda büyük şirketlerin, tröstlerin ve kartellerin ortaya çıkmasıyla kısmen doğrulandı. Bugün de birçok sektörde piyasa yoğunlaşmasının arttığı gözlemi, farklı kuramsal çerçevelerle de olsa, iktisatçıların gündemindedir.

Yabancılaşma

Marx'ın gençlik yazılarında merkezî bir yer tutan yabancılaşma kavramı, iktisadi çözümlemesinin felsefi arka planını oluşturur. Marx'a göre kapitalist üretimde işçi, ürettiği ürün üzerinde hiçbir denetime sahip değildir; ürün ona ait değildir. Çalışma süreci onun yaratıcılığının ifadesi değil, dışarıdan dayatılan bir zorunluluktur. İşbölümü, işçiyi tek bir tekrarlanan işleme indirger. Bu kavram, Smith'in işbölümünün işçileri körelttiği uyarısıyla ilginç bir benzerlik taşır; ama Marx bu sorunun kaynağını kapitalist mülkiyet ilişkilerinde gördü.

Marx'ın öngörüleri ve sonrası

Marx'ın bazı öngörüleri gerçekleşmedi. İşçi sınıfının mutlak olarak giderek yoksullaşacağı öngörüsü, sanayileşmiş ülkelerde ücretlerin on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısından itibaren artmasıyla yanlışlandı. Kapitalizmin en gelişmiş ülkelerde bir işçi devrimiyle yıkılacağı öngörüsü de gerçekleşmedi; devrimler daha çok tarım ağırlıklı ülkelerde oldu. Yirminci yüzyılda Marx'ın fikirlerinden ilham alan merkezî planlamalı ekonomiler, fiyat sinyallerinin yokluğu ve teşvik sorunları yüzünden ağır verimsizliklerle karşılaştı ve çoğu yüzyılın sonunda çöktü.

Marksist iktisadın modern tartışmaları

Yirminci yüzyılda iktisatçılar, dönüşüm sorununu matematiksel olarak yeniden ele aldı. Bazıları, doğru biçimde kurulduğunda değerlerden fiyatlara tutarlı bir dönüşümün mümkün olduğunu gösterdi; başkaları ise emek-değer kuramına hiç ihtiyaç duyulmadan, yalnızca üretim teknikleri ve reel ücretlerle fiyatların ve kâr oranının belirlenebileceğini, dolayısıyla değer kavramının gereksiz olduğunu savundu. Ana akım iktisat, sonraki derste göreceğimiz marjinalist devrimle birlikte emek-değer kuramını terk etti ve fiyatları fayda ve kıtlıkla açıkladı. Marx'ın sorularının bir kısmı, gelir dağılımı ve eşitsizlik iktisadında, farklı araçlarla yeniden ele alındı.

Emeğin payı bugün

Marx'ın gelir dağılımına ilişkin sorusu, yirmi birinci yüzyılda yeni verilerle yeniden soruldu. Loukas Karabarbounis ve Brent Neiman, 2014'te yayımladıkları çalışmada, 1980'lerin başından itibaren dünyadaki ülkelerin çoğunda emeğin milli gelirdeki payının belirgin biçimde düştüğünü gösterdi ve bunun önemli bir kısmını, yatırım mallarının göreli fiyatının düşmesiyle şirketlerin emek yerine sermaye kullanmaya yönelmesine bağladı. Başka araştırmacılar ise piyasa yoğunlaşmasının, sendikaların zayıflamasının ve küreselleşmenin rolünü vurguladı. Kursun eşitsizlik üzerine derslerinde bu tartışmaya geri döneceğiz. Bu tartışma, Marx'ın kuramsal çerçevesi dışında, ana akım iktisadın araçlarıyla yürütülüyor; ama sorulan soru, yani üretkenlik artışının kime gittiği, onun sorusuna benziyor.

Marx'ı okumanın sınırları

Marx'ı okurken üç şeyi birbirinden ayırmak gerekir. Birincisi, onun on dokuzuncu yüzyıl kapitalizmine dair gözlemleridir; bunların bir kısmı, Allen'ın verilerinde olduğu gibi, dikkatli bir çözümlemeye dayanır. İkincisi, emek-değer kuramına dayanan kuramsal çerçevesidir; bu çerçeve, iç tutarlılığı ve yararlılığı konusunda ağır eleştirilere uğramıştır. Üçüncüsü, onun adına kurulan siyasi hareketler ve rejimlerdir; bunların ekonomik ve insani sonuçları, Marx'ın kendi metinlerinden bağımsız olarak değerlendirilmelidir. Bu üç katmanı karıştırmak, hem Marx'ı hayranlıkla hem de nefretle okuyanların sık düştüğü bir hatadır. Her katman, kendi kanıtlarıyla ve kendi ölçütleriyle ayrı ayrı değerlendirilmeyi hak eder.

Uygulama

Özet kartı

  1. Karl Marx, 1867'de Kapital'in birinci cildini yayımladı; Smith ve Ricardo'nun değer kuramını devralarak onu kârın kaynağını açıklayan bir kapitalizm eleştirisine dönüştürdü.
  2. Marx'a göre işçi emeğini değil emek gücünü satar; emek gücünün değeri, işçinin geçim mallarının değeridir ve işçi çalışma süresince bundan fazlasını üretir. Aradaki fark artı değerdir ve kâr, faiz ve rantın kaynağıdır.
  3. Makineleşme arttıkça artı değer oranı sabitken kâr oranı düşme eğilimindedir; makinelerin işçilerin yerini alması bir yedek işsizler ordusu yaratır ve ücretleri baskı altında tutar.
  4. Allen, 1800–1840 döneminde işçi başına üretim artarken gerçek ücretlerin durgun kaldığını ve kâr oranının iki katına çıktığını gösterdi; ama ücretler yüzyılın ikinci yarısında yükseldi ve Marx'ın sürekli yoksullaşma öngörüsü gerçekleşmedi.
  5. Böhm-Bawerk 1896'da Marx'ın değer kuramı ile üçüncü ciltteki fiyat çözümlemesi arasında bir çelişki bulunduğunu savundu; bu dönüşüm sorunu tartışması, emek-değer kuramının ana akımda terk edilmesine katkı yaptı.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
Emek gücüLabour powerİşçinin sattığı çalışma kapasitesi
Artı değerSurplus valueYaratılan değer ile ücret arasındaki fark
Artı değer oranıRate of surplus valueArtı değerin ücrete oranı
Yedek işsizler ordusuReserve army of labourÜcretleri baskılayan işsiz ve yarı işsiz nüfus
Kâr oranının düşme eğilimiTendency of the rate of profit to fallMakineleşmeyle kâr oranının azalma eğilimi
Dönüşüm sorunuTransformation problemDeğerlerden üretim fiyatlarına geçişin tutarlılığı sorunu

Kendini sına

  1. (Çıktı 1) Marx'a göre emek ile emek gücü arasındaki fark nedir? Bu ayrım kârın kaynağını açıklamakta neden önemlidir?
  2. (Çıktı 2) Mutlak artı değer ile göreli artı değer arasındaki farkı açıkla.
  3. (Çıktı 3) Bir fabrikada iş günü 12 saat, işçinin geçimi için gereken emek 4 saat olsun. Artı değer oranı nedir? Değişmeyen sermaye 100, değişen sermaye 25 birimse artı değer, malın değeri ve kâr oranı ne olur?
  4. (Çıktı 3) Bu dersteki dönüşüm örneğinde A sektörünün değişmeyen sermayesi 80 yerine 60 olsaydı, ortalama kâr oranı ve iki sektörün üretim fiyatları ne olurdu?
  5. (Çıktı 2) Marx ücretlerin geçim düzeyine yakın kalmasını Malthus'tan farklı olarak nasıl açıkladı?
  6. (Çıktı 4) Bir arkadaşın, «Marx'ın kuramı tarih tarafından tamamen doğrulandı» diyor; bir başkası, «Marx'ın söylediklerinin hiçbir değeri yok» diyor. İki görüşü Allen'ın bulgusu, Böhm-Bawerk'in eleştirisi ve Marx'ın öngörülerinin akıbeti ışığında tartış.

Cevaplar

  1. Marx'a göre işçinin sattığı şey emeğin kendisi değil, emek gücü, yani belirli bir süre çalışma kapasitesidir. Emek gücünün değeri, işçinin geçim mallarının değerine eşittir. Ama işçi çalışma süresince bundan daha fazla değer yaratabilir. Kâr, bu farktan, yani artı değerden doğar; böylece Marx kârı, malların değerleriyle değiştirildiği ve kimsenin aldatılmadığı bir sistem içinde açıklar.
  2. Mutlak artı değer, iş gününün uzatılmasıyla elde edilir; işçinin kendi geçimi için çalıştığı süre aynı kalırken toplam çalışma süresi uzar. Göreli artı değer ise verimliliğin artmasıyla elde edilir; işçilerin tükettiği mallar daha ucuza üretildiğinde, işçinin kendi geçimi için çalışması gereken süre kısalır ve iş günü aynı kalsa bile artı değer için çalışılan süre uzar.
  3. Artı değer için çalışılan süre 12 − 4 = 8 saattir; artı değer oranı 8 ÷ 4 = yüzde 200'dür. Değişen sermaye 25 olduğu için artı değer 25 × 2 = 50 birimdir. Malın değeri 100 + 25 + 50 = 175, kâr oranı 50 ÷ (100 + 25) = yüzde 40'tır.
  4. A sektöründe sermaye 60 + 20 = 80, artı değer 20; B sektöründe sermaye 100, artı değer 80. Toplam artı değer 100, toplam sermaye 180; ortalama kâr oranı 100 ÷ 180 ≈ yüzde 55,6'dır. A'nın üretim fiyatı 80 × 1,556 ≈ 124,4; B'ninki 100 × 1,556 ≈ 155,6'dır. Toplam fiyat 280, toplam değere, yani 60 + 20 + 20 + 20 + 80 + 80 = 280'e eşittir.
  5. Malthus, ücretlerin geçim düzeyine yakın kalmasını, ücretler yükseldiğinde nüfusun artmasıyla açıkladı. Marx ise bunu kapitalizmin kendi işleyişine bağladı: makineleşme işçilerin bir kısmını gereksiz kılarak bir yedek işsizler ordusu yaratır; bu işsizlerin varlığı, çalışanların pazarlık gücünü ve ücretlerini sınırlar.
  6. «Tamamen doğrulandı» görüşü, Marx'ın işçilerin sürekli yoksullaşacağı ve kapitalizmin gelişmiş ülkelerde yakında çökeceği öngörülerinin gerçekleşmediğini, ücretlerin on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısından itibaren arttığını ve Böhm-Bawerk'in dönüşüm sorununa ilişkin eleştirisinin kuramın iç tutarlılığını sorguladığını göz ardı eder. «Hiçbir değeri yok» görüşü ise Allen'ın bulgusunun, Marx ve Engels'in sanayi devriminin ilk dönemine dair gözleminin, yani üretim artarken ücretlerin durgun kaldığı ve kârların arttığı gözleminin gerçekliğini gösterdiğini ve Marx'ın sermayenin yoğunlaşması, teknoloji ve krizler üzerine sorularının bugün de tartışıldığını göz ardı eder. Dengeli bir değerlendirme, gözlemleri, kuramsal çerçeveyi ve siyasi sonuçları ayrı ayrı ele alır.

İleri okuma

  • Karl Marx (1867). Kapital, Birinci Cilt, özellikle mal, iş günü ve birikim bölümleri. Türkçe çevirileri mevcuttur.
  • Eugen von Böhm-Bawerk (1896). Karl Marx and the Close of His System. Marx'ın değer kuramına yöneltilen klasik eleştiri.
  • Robert C. Allen (2009). «Engels' Pause». Explorations in Economic History 46(4). Sanayi devriminde ücretler, kârlar ve eşitsizlik.
  • Robert L. Heilbroner (1953). The Worldly Philosophers. Simon & Schuster. Smith'ten Keynes'e büyük iktisatçıların, Marx dahil, okunaklı bir anlatımı; Türkçe çevirisi mevcuttur.

Sonraki derse köprü

Marx, Smith'ten ve Ricardo'dan aldığı değer kuramını sonuna kadar götürdü ve onu kapitalizmin bir eleştirisine dönüştürdü. Kapital'in birinci cildinin yayımlanmasından birkaç yıl önce ve sonra, Avrupa'nın üç farklı ülkesinde üç iktisatçı, birbirinden habersiz olarak, bambaşka bir yoldan ilerledi. Onlara göre bir malın değeri, onu üretmek için harcanan emekten değil, onu tüketen kişiye sağladığı ek faydadan geliyordu. Su neden elmastan ucuzdur, değer üreticinin maliyetinde mi, tüketicinin zihninde mi doğar? Sıradaki ders, iktisadı kökten değiştiren marjinalist devrimi ele alıyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • Açılış: on dokuzuncu yüzyıl ortasında Manchester; bacalardan duman yükselen fabrikalar ve dar sokaklarda işçi evleri. Bir yanda artan üretim çizgisi, öbür yanda yerinde sayan ücret çizgisi.
  • Hikâye: Trier'de bir doğum evi, Paris ve Brüksel'de gazete büroları, ardından Londra'da British Museum'un kubbeli okuma salonu; masada fabrika müfettişlerinin raporları. Bir matbaada bin kopyalık bir kitap basılır.
  • Kavram: bir iş günü saati; ilk yarısı işçinin kendi geçimini, ikinci yarısı artı değeri gösteren iki renge bölünür.
  • Veri ve kanıt: 1800'den 1840'a üretim çizgisi yükselirken ücret çizgisi yatay kalır; sonra ücret çizgisi de yükselir. Ardından 1896 tarihli bir eleştirinin başlığı.
  • Model: iplik fabrikasında 60, 20 ve 20 birimlik üç sütun; makineleşmeyle ilk sütun 80'e çıkar, kâr oranı yüzde 25'ten 20'ye iner. İki sektörün değerleri ve üretim fiyatları yan yana karşılaştırılır.
  • Neden önemli: bugünün bir veri grafiğinde verimlilik ve ücretler arasında açılan makas; bir yanda sendika temsilcisi, öbür yanda işveren temsilcisi aynı grafiğe bakar.

Seslendirme Marx'ı ne bir kahraman ne de bir kötü adam olarak sunar; gözlemlerini, kuramını ve onun adına kurulan rejimleri ayrı katmanlar olarak ele alır, destekleyen ve eleştiren kanıtları eşit ağırlıkta aktarır.

Kısa kesit

Dikey, elli saniyelik. Seslendirme: «Kimse kimseyi aldatmıyorsa, kâr nereden gelir?» Ekranda bir iş günü saati ikiye bölünür. Kapanışta: «Marx'ın cevabı tartışmalıdır; ama sorusu hâlâ sorulmaya devam ediyor.»