Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Adam Smith, bir ulusun zenginliğinin emeğinin yıllık ürünü olduğunu, bu ürünün en çok işbölümüyle arttığını ve işbölümünün pazarın büyüklüğüyle sınırlı olduğunu savundu; bu, merkantilizmden ve fizyokrasiden köklü bir kopuştu.
- Görünmez el, Smith'in bütün eserlerinde yalnızca üç kez, Ulusların Zenginliği'nde bir kez geçen bir benzetmedir; insanların kendi hesaplarını gözetirken, istemedikleri hâlde toplumun yararına bir sonuca ulaşmalarını anlatır.
- Smith'e göre piyasa fiyatı doğal fiyattan saptığında, emek ve sermaye yer değiştirerek fiyatı yeniden doğal fiyata yaklaştırır; ama bu mekanizma ancak rekabet varsa işler, tekeller ve loncalar onu bozar.
- Smith devlete savunma, adalet ve kamu işleri görevlerini verdi, halkın eğitiminin desteklenmesini savundu ve tüccarların fiyatları yükseltmek için birleşme eğilimine karşı uyardı.
- Kennedy ve Rothschild, görünmez elin Smith'te küçük ve belki ironik bir benzetme olduğunu, merkezî bir fikir olarak sunulmasının yirminci yüzyılda başladığını savundu; öbür okumaya göre ise fiyatların kararları koordine ettiği fikri kitabın bütününe yayılmıştır.
Öğrenme çıktıları
- Hatırlama — Görünmez eli, kişisel çıkarı, duygudaşlığı, doğal fiyatı, doğal özgürlük sistemini ve mutlak üstünlüğü tanımlar.
- Anlama — Smith'in, bireylerin kendi çıkarlarını izlerken toplumsal bir düzenin nasıl ortaya çıkabileceğine dair açıklamasını ve bu açıklamanın sınırlarını açıklar.
- Uygulama — Piyasa fiyatının doğal fiyattan saptığında sermaye ve emeğin yer değiştirmesiyle nasıl yeniden ona yaklaştığını sayısal bir örnekle izler.
- Değerlendirme — «Görünmez el» ifadesinin Smith'in düşüncesindeki yerini, onu piyasa ekonomisinin merkezi fikri sayan okuma ile onun küçük ve ironik bir benzetme olduğunu savunan okuma arasında değerlendirir.
Sezgi
Açılış
Her sabah bir şehirde milyonlarca insan ekmek, süt, ilaç ve yakıt bulur. Kimse bu malların ne kadarının, nerede ve ne zaman üretileceğini planlamamıştır. Buğdayı eken çiftçi, un öğüten değirmenci, ekmeği pişiren fırıncı ve onu dağıtan kamyon şoförü, çoğu zaman birbirini tanımaz; her biri kendi geçimini düşünür. Yine de sabah fırının rafları doludur. Bu düzen nereden gelir?
Bu soruya verilen en ünlü cevap, iki buçuk yüzyıl önce yazılmış bir kitapta yalnızca bir kez geçen iki kelimeyle özetlenir: görünmez el. Bugün bu ifade, serbest piyasanın bireylerin çıkarlarını kendiliğinden toplumun yararına yönlendirdiği fikrinin simgesi olarak kullanılır. Ama ifadeyi yazan Adam Smith'in onunla ne kastettiği, iktisat tarihçileri arasında hâlâ tartışılıyor.
Önceki derslerde merkantilistlerin ve fizyokratların zenginlik anlayışlarını gördük. Bu ders, iktisadın kurucusu sayılan İskoç ahlak filozofunun zenginliğin kaynağı, piyasaların işleyişi ve devletin rolü hakkındaki fikirlerini ele alıyor. Smith'i anlamak için yalnızca en ünlü cümlesine değil, iki büyük kitabının bütününe bakmak gerekiyor.
Hikâye — Bir ahlak filozofunun iki kitabı
Adam Smith 1723'te İskoçya'nın küçük bir liman kasabası olan Kirkcaldy'de doğdu. Glasgow ve Oxford'da okudu, 1752'de Glasgow Üniversitesi'nde ahlak felsefesi kürsüsüne geçti. İktisat henüz ayrı bir bilim değildi; Smith'in dersleri etik, hukuk, yönetim ve bugün iktisat dediğimiz konuları bir arada ele alıyordu.
Smith'in ilk büyük kitabı, 1759'da yayımlanan Ahlaki Duygular Kuramı idi. Kitap şu gözlemle açılıyordu: insan ne kadar bencil sayılırsa sayılsın, doğasında onu başkalarının kaderiyle ilgilendiren ve onların mutluluğunu kendisi için gerekli kılan bazı ilkeler vardır. Smith'e göre insanlar, kendilerini başkalarının yerine koyarak onların duygularını paylaşabilir ve kendi davranışlarını, tarafsız bir seyircinin gözüyle değerlendirebilir. Ahlak, bu karşılıklı duygudaşlıktan doğar.
1764'te Smith, genç bir dükün özel öğretmeni olarak Fransa'ya gitti. İki yılı aşkın bir süre Toulouse, Cenevre ve Paris'te kaldı; Paris'te fizyokratların çevresine girdi ve Quesnay'yi ve Turgot'yu yakından tanıdı. İskoçya'ya döndükten sonra on yıla yakın bir süre büyük kitabı üzerinde çalıştı. Ulusların Zenginliğinin Doğası ve Nedenleri Üzerine Bir İnceleme, 9 Mart 1776'da Londra'da yayımlandı.
Kitap, zenginliğin kaynağını açıklamakla başlıyordu: bir ulusun zenginliği, altın ve gümüşte değil, emeğinin yıllık ürünündedir ve bu ürünün büyüklüğü en çok işbölümüne bağlıdır. Temel iktisat kursunda gördüğümüz iğne atölyesi, bu açılışın ünlü örneğiydi. Smith'e göre işbölümü, insanların mübadele eğiliminden doğuyordu ve bu mübadele, iyilikseverliğe değil, karşılıklı çıkara dayanıyordu. Akşam yemeğimizi kasabın, biracının ya da fırıncının iyiliğinden değil, onların kendi çıkarlarını gözetmesinden bekleriz.
Kitabın dördüncü kitabında, dış ticareti kısıtlayan merkantilist politikaları eleştirirken Smith, sonradan çok ünlenecek bir cümle yazdı. Sermayesini kendi ülkesinin sanayisinde kullanmayı tercih eden bir tüccar yalnızca kendi güvenliğini ve kazancını düşünür; ama bunu yaparken, birçok başka durumda olduğu gibi, görünmez bir el tarafından, niyetinin bir parçası olmayan bir amacı gerçekleştirmeye yönlendirilir. Bu cümle, kitabın yaklaşık bin sayfası içinde görünmez elin geçtiği tek yerdir.
Smith 1778'de, kitabında gümrük vergilerini eleştirmiş olmasına rağmen, Edinburgh'da gümrük müfettişi olarak atandı ve 1790'daki ölümüne kadar bu görevde kaldı. İki büyük kitabını ölümüne kadar gözden geçirmeyi sürdürdü.
Kavram
Smith'in adıyla en çok anılan kavram, bir benzetmedir.
Piyasa fiyatlarının nasıl belirlendiğini açıklamak için Smith iki fiyatı birbirinden ayırdı.
Veri ve kanıt
Smith'in görünmez eli ne sıklıkta ve hangi bağlamlarda kullandığı, metinlerin dikkatli okunmasıyla ortaya çıkarılabilir.
Bu metinsel bulgunun nasıl yorumlanacağı ise tartışmalıdır.
Tartışmanın bir yanında, görünmez eli iktisadın en önemli fikri sayan okuma vardır. Bu okumaya göre, benzetme bir kez geçse bile, anlattığı fikir, yani merkezî bir plan olmadan fiyatların bireylerin kararlarını koordine ettiği fikri, Smith'in kitabının bütününe yayılmıştır. Yirminci yüzyılda iktisatçılar, belirli koşullar altında rekabetçi piyasaların verimli bir kaynak dağılımına ulaştığını matematiksel olarak kanıtladı ve bu sonucu görünmez elin modern ifadesi olarak sundu. Öbür yanda, Rothschild ve Kennedy gibi tarihçiler, Smith'i yalnızca bu benzetmeyle okumanın, onun tekellere, tüccar çıkarlarına ve işçilerin durumuna dair kaygılarını gözden kaçırdığını hatırlatır. Her iki okuma da Smith'in metinlerine dayanır; fark, hangi pasajlara ağırlık verildiğindedir.
Yaygın yanlış«Adam Smith, insanların yalnızca bencil çıkarlarıyla hareket ettiğini ve bunun her zaman toplumun yararına olduğunu savundu.»
Smith, Ahlaki Duygular Kuramı'nda insanların başkalarının kaderiyle ilgilendiğini ve ahlakın duygudaşlıktan doğduğunu savundu. Ulusların Zenginliği'nde de kişisel çıkarın ancak adalet yasaları ve rekabet içinde toplumun yararına işlediğini, tüccarların ve imalatçıların çoğu zaman kamu yararına aykırı biçimde birleştiğini yazdı.
Yaygın yanlış«Smith, devletin ekonomide hiçbir rolü olmaması gerektiğini düşünüyordu.»
Smith devlete savunma, adalet ve belirli kamu işleri görevini verdi; köprüler, yollar, kanallar ve halkın eğitimi gibi, özel kişilerin kârlı bulmayacağı ama toplum için yararlı olan işlerin devlet tarafından üstlenilmesini savundu. Karşı çıktığı şey, belirli grupları kayıran ayrıcalıklar, tekeller ve ticaret kısıtlamalarıydı.
Neden önemli?
Görünmez el fikri, bugün de ekonomi politikası tartışmalarının merkezindedir. Fiyatların serbest bırakılması, özelleştirme, rekabet politikası ve dış ticaretin serbestleştirilmesi tartışmalarında taraflar sık sık Smith'e başvurur. Ama Smith'in kendisi, piyasaların hangi koşullarda iyi çalıştığına ve hangi koşullarda başarısız olduğuna dair çok daha dengeli bir tablo çizmişti. Tekellerin tehlikesi, aynı işi yapanların fiyatları yükseltmek için birleşme eğilimi, işbölümünün işçileri köreltebileceği ve devletin eğitimi desteklemesi gerektiği, onun kitabında görünmez el kadar yer tutar.
Smith'i okumak, iktisadın bir ahlak felsefesi içinden doğduğunu da hatırlatır. Piyasalar, güvene, adalete ve insanların birbirine duyduğu saygıya dayanır. İki kitabın birlikte okunması, iktisadın yalnızca verimlilikle değil, adalet ve insan doğasıyla ilgili sorulardan da ayrılamayacağını gösterir. Bir sonraki derste göreceğimiz Ricardo'dan bu yana iktisat daha soyut bir disiplin hâline geldi; ama Smith'in soruları, piyasaların kimin yararına işlediği ve toplumun hangi değerlere dayandığı, hâlâ güncel.
Model
Zenginliğin kaynağı
Smith'e göre bir ulusun zenginliği, altın ve gümüş stoku değil, emeğinin her yıl ürettiği mal ve hizmetlerdir. Bu ürünün kişi başına düşen miktarı iki şeye bağlıdır: emeğin verimliliğine ve nüfusun ne kadarının üretken işlerde çalıştığına. Verimliliğin en önemli kaynağı işbölümüdür; işbölümü ise pazarın büyüklüğüyle sınırlıdır. Bu, merkantilistlerin stok anlayışından ve fizyokratların yalnızca toprağı üretken sayan anlayışından köklü bir kopuştur. Smith için tarım, imalat ve ticaret emeğinin hepsi zenginliğe katkıda bulunabilirdi.
Mübadele eğilimi ve kişisel çıkar
Smith, işbölümünün kökenini insanların alıp satma, değiş tokuş etme eğiliminde buldu. Hiç kimse bir köpeğin başka bir köpekle bir kemiği bilinçli olarak değiştirdiğini görmemiştir; mübadele insana özgüdür. İnsanlar mübadele yaparken birbirlerinin iyiliğine değil, çıkarına seslenir: karşı tarafa, onun da kazanacağını gösterirler. Bu, mübadelenin iki tarafın da gönüllü olarak katıldığı ve ikisinin de kazançlı çıktığı bir işlem olduğu anlamına gelir. Smith'in kasap ve fırıncı örneği, bu karşılıklılığı anlatır; bencilliği değil, karşılıklı yararı öne çıkarır.
Doğal fiyat ve piyasa fiyatı
Smith, her malın bir doğal fiyatı olduğunu düşündü: onu üretmek için gereken emeğin ücretini, sermayenin kârını ve toprağın rantını olağan oranlarında karşılayan fiyat. Bir malın piyasa fiyatı ise o an satışa sunulan miktar ile o fiyatı ödemeye hazır olanların talebi tarafından belirlenir. Arz talepten azsa piyasa fiyatı doğal fiyatın üstüne çıkar; fazlaysa altına düşer. Ama bu sapmalar kalıcı değildir. Smith'e göre doğal fiyat, bütün malların fiyatlarının sürekli olarak çekildiği bir merkez gibidir.
Uyum mekanizması
Piyasa fiyatı doğal fiyatın üstündeyse, o malı üretenler olağandan yüksek ücret, kâr ya da rant elde eder. Bu, başka alanlardaki emeği ve sermayeyi bu mala çeker; üretim artar ve fiyat düşer. Piyasa fiyatı doğal fiyatın altındaysa, üreticilerin bir kısmı zarar eder ve emeğini ve sermayesini başka alanlara kaydırır; üretim azalır ve fiyat yükselir. Bu süreçte kimse toplam üretimi planlamaz; her üretici kendi kazancını izler. Ama bu kararların toplamı, her malın üretimini ona olan talebe yaklaştırır. Görünmez el fikrinin en somut içeriği bu uyum mekanizmasıdır.
Çözümlü örnek — Ekmeğin fiyatı
Bir şehirde ekmeğin doğal fiyatının 10 lira olduğunu varsayalım: bunun 5 lirası işçilerin ücretini, 3 lirası fırıncıların sermayesinin olağan kârını, 2 lirası da buğday tarlalarının ve fırın binalarının rantını karşılıyor. Rakamlar açıklama amaçlıdır.
Bir yıl, şehrin nüfusu hızla artar ve ekmeğe talep yükselir. Fırınların kapasitesi aynı kaldığı için piyasa fiyatı 14 liraya çıkar. Ücretler ve rant kısa vadede değişmediği için, fazladan 4 lira fırıncıların kârına eklenir; kâr ekmek başına 3 liradan 7 liraya çıkar. Bu olağanüstü kâr, başka işlerle uğraşan sermaye sahiplerini fırın açmaya yöneltir.
İkinci yıl yeni fırınlar açılır, ekmek arzı artar ve piyasa fiyatı 12 liraya iner. Kâr hâlâ olağanın üstündedir, bu yüzden fırın açılmaya devam eder. Üçüncü yıl arz talebe yetişir ve fiyat 10 liraya, yani doğal fiyata geri döner. Fırıncıların kârı yeniden 3 liraya iner ve yeni fırın açma isteği durur.
Bu sürecin sonunda şehrin artan nüfusu daha fazla ekmekle beslenir. Hiçbir fırıncı bunu amaçlamamıştır; her biri yüksek kâr fırsatını değerlendirmek istemiştir. Smith'in mekanizması, kişisel çıkarın rekabet içinde toplumun ihtiyacına hizmet ettiğini bu tür bir süreçle açıklar. Ama mekanizmanın işlemesi için yeni fırıncıların piyasaya girebilmesi gerekir. Fırıncılar bir loncayla yeni girişleri engellerse, fiyat 14 lirada kalabilir ve olağanüstü kâr kalıcılaşır.
Rekabet olmadan görünmez el yoktur
Smith'in uyum mekanizması, rekabete dayanır. Tekeller, loncalar, ayrıcalıklı şirketler ve ticaret kısıtlamaları, emeğin ve sermayenin serbestçe yer değiştirmesini engeller ve piyasa fiyatını kalıcı olarak doğal fiyatın üstünde tutar. Smith, aynı işi yapan insanların eğlence için bile bir araya geldiklerinde, sohbetin çoğu zaman kamuya karşı bir komploya ya da fiyatları yükseltmenin bir yoluna varacağını yazdı. Ticaret ve imalat sahiplerinin, kendi kazançlarını bütün ülkenin kazancı gibi gösterme ve devletten ayrıcalık isteme eğilimine karşı sürekli uyarıda bulundu. Görünmez elin işlemesi, bu ayrıcalıkların kaldırılmasına bağlıydı.
Görünmez elin üç bağlamı
Görünmez el ifadesi Smith'in üç metninde farklı anlamlarda geçer. Astronomi tarihi üzerine denemesinde, ilkel insanların doğa olaylarını tanrıların görünmez eline bağladığını anlatırken kullanır. Ahlaki Duygular Kuramı'nda, zenginlerin kendi zevkleri için harcama yaparken, görünmez bir el tarafından yönlendirilerek, yaşam için gerekli malları neredeyse toprak eşit bölünmüş gibi dağıttıklarını yazar. Ulusların Zenginliği'nde ise yerli sanayiye yatırım yapmayı tercih eden tüccarın, niyet etmeden ülkenin toplam gelirini artırdığını anlatır. Üç kullanımda ortak olan, bireylerin niyetleri ile eylemlerinin toplumsal sonuçları arasındaki farktır.
Kasıtsız sonuçlar
Smith'in en kalıcı katkılarından biri, toplumsal düzenin çoğu zaman kimsenin tasarlamadığı, bireylerin eylemlerinin kasıtsız bir sonucu olduğu fikridir. Bu fikir, İskoç Aydınlanması'nın başka düşünürlerinde de görülür; Adam Ferguson, toplumsal kurumların insan eyleminin sonucu olduğunu ama insan tasarımının sonucu olmadığını yazmıştı. Diller, pazarlar ve paranın kullanımı gibi kurumlar, kimsenin önceden planlamadığı ama birçok insanın eylemlerinden doğan düzenlerdir. Bu fikir, yirminci yüzyılda Friedrich Hayek'in kendiliğinden düzen kavramına ilham verdi; kursun ilerleyen bir dersinde Hayek'i ayrıca ele alacağız. Kasıtsız sonuçlar her zaman iyi değildir. Aynı mantık, herkesin kendi açısından akılcı davrandığı hâlde toplamda kötü bir sonucun ortaya çıktığı durumları da açıklar: aşırı avlanan balıkçılar ya da panikle bankalarından para çeken mudiler gibi. Smith'in fikri, iyi ya da kötü, toplumsal sonuçların bireysel niyetlerden ayrı incelenmesi gerektiğini gösterir.
Mutlak üstünlük ve serbest ticaret
Smith, merkantilist ticaret kısıtlamalarına karşı bir argüman geliştirdi. Bir malı bir yabancı ülkeden, kendimiz üretebileceğimizden daha ucuza alabiliyorsak, o malı kendimiz üretmeye çalışmak yerine, kendi üstün olduğumuz bir malla onu satın almak daha akıllıcadır. Smith'in örneğine göre İskoçya'da camlarla, sıcak yataklarla ve ısıtılmış duvarlarla çok iyi üzüm yetiştirilebilir ve bunlardan iyi şarap yapılabilir, ama bu, yabancı ülkelerden aynı kalitede şarap almanın yaklaşık otuz katına mal olur. Böyle bir üretimi yasalarla teşvik etmek akılsızlık olurdu. Her ülke kendi mutlak üstünlüğü olan malları üretip ticaret yaptığında iki taraf da kazanır.
Devletin üç görevi
Smith, doğal özgürlük sisteminde devletin üç görevi olduğunu yazdı. Birincisi, toplumu başka toplumların saldırısına karşı savunmaktır. İkincisi, toplumun her üyesini başka üyelerin haksızlığına ve baskısına karşı korumak, yani adaleti sağlamaktır. Üçüncüsü, toplum için çok yararlı olduğu hâlde hiçbir bireyin ya da küçük grubun masrafını karşılamakla kâr edemeyeceği kamu işlerini ve kurumlarını kurmak ve sürdürmektir. Yollar, köprüler, kanallar, limanlar ve halkın eğitimi bu üçüncü göreve girer. Bu görevler, bugünkü kamu malları kavramının ilk sistemli tartışmalarından biridir.
İşbölümünün karanlık yüzü
Smith, işbölümünün verimliliği artırdığını savunurken onun bir bedeli olduğunu da gördü. Hayatını birkaç basit işlemi yapmakla geçiren bir işçinin, zihnini kullanma fırsatı bulamayacağını ve bir insanın olabileceği kadar aptal ve cahil hâle gelebileceğini yazdı. Bu tehlikeye karşı, devletin halkın temel eğitimini desteklemesini, her köyde çocukların okuma, yazma ve hesap öğrenebileceği küçük okullar kurulmasını önerdi. Bu pasaj, Smith'in işçilerin durumuna ne kadar önem verdiğini ve piyasanın kendiliğinden çözemeyeceği sorunları gördüğünü gösterir.
Ücretler ve işçilerin durumu
Smith, yüksek ücretlerin bir ülkenin refahının göstergesi olduğunu savundu. Bir toplumun büyük çoğunluğunu oluşturan çalışanların yoksul ve sefil olduğu bir toplumun gerçekten gelişmiş ve mutlu sayılamayacağını yazdı. İşverenlerle işçiler arasındaki pazarlıkta işverenlerin daha güçlü olduğunu, çünkü sayılarının az olduğunu, kolayca birleşebildiklerini ve uzun süre birikimleriyle yaşayabildiklerini gözlemledi. Bu gözlemler, Smith'in piyasa ilişkilerindeki güç eşitsizliklerini göz ardı etmediğini gösterir. Smith ayrıca, yasaların işverenlerin birleşmesine göz yumarken işçilerin birleşmesini yasakladığını, bu yüzden pazarlığın baştan eşitsiz başladığını not etti. Bu, onun serbest piyasa savunusunun, taraflar arasında gerçek bir eşitlik ve adil kurallar varsaydığını gösterir.
Tutumluluk ve sermaye birikimi
Smith'e göre bir ulusun zenginliğinin büyümesi, sermaye birikimine bağlıdır. Sermaye ise tutumlulukla, yani gelirin bir kısmının tüketilmeyip üretken işlere yatırılmasıyla artar. Smith, üretken emek ile üretken olmayan emeği ayırdı: üretken emek, satılabilecek ve sermayeyi yeniden üretecek bir mal üretir; hizmetkârların, memurların ve sanatçıların emeği ise değerli olsa da, sermayeyi büyütmez. Bu ayrım bugün kullanılmıyor, ama sermaye birikiminin büyümenin kaynağı olduğu fikri, klasik iktisadın temel taşlarından biri oldu. Smith, savurganlığı ve devletin gereksiz harcamalarını, bir ulusun sermayesini eritebilecek tehlikeler olarak gördü.
Smith ve Hume
Smith'in en yakın dostu ve en önemli entelektüel etkilerinden biri, filozof David Hume'du. Hume, 1752'de yayımladığı iktisat denemelerinde merkantilizmi eleştirmiş, paranın miktarının artmasının uzun vadede yalnızca fiyatları yükselteceğini ve ticaret dengesinin kendiliğinden ayarlanacağını göstermişti. Smith bu fikirleri benimsedi ve daha geniş bir sisteme yerleştirdi. İki düşünür, insan doğasını ve toplumu gözlemle anlamaya çalışan İskoç Aydınlanması'nın en tanınmış temsilcileriydi. Hume, Ulusların Zenginliği'nin yayımlanmasından birkaç ay sonra, 1776 ağustosunda öldü; kitabı okuyup Smith'i kutlayabilmişti.
İki kitap tek bir düşünür
On dokuzuncu yüzyılda bazı Alman yazarlar, Ahlaki Duygular Kuramı'ndaki duygudaşlık vurgusu ile Ulusların Zenginliği'ndeki kişisel çıkar vurgusu arasında bir çelişki gördü ve buna «Adam Smith sorunu» adını verdi. Bugün tarihçilerin çoğu, iki kitabın birbirini tamamladığını düşünüyor. Ahlaki Duygular Kuramı, insanların birbirine duyduğu ilgiyi ve toplumun ahlaki temellerini anlatır; Ulusların Zenginliği, bu ahlaki temeller üzerinde işleyen bir ticari toplumun ekonomisini inceler. Kişisel çıkar, ahlaki bir çerçevenin içinde meşrudur; adalet ve başkalarının saygısı onu sınırlar. Smith, iki kitabı da hayatının sonuna kadar gözden geçirdi.
Görünmez elin modern hayatı
Yirminci yüzyılın ortasında iktisatçılar, belirli varsayımlar altında rekabetçi piyasaların kaynakları öyle bir biçimde dağıttığını kanıtladı ki, hiç kimsenin durumu başka birinin durumu kötüleşmeden iyileştirilemez. Bu sonuç, refah iktisadının birinci temel teoremi olarak bilinir ve çoğu zaman görünmez elin matematiksel ifadesi olarak sunulur. Ama teoremin varsayımları katıdır: tam rekabet, tam bilgi, dışsallıkların ve kamu mallarının olmaması. Bu varsayımlardan biri çiğnendiğinde, piyasa sonucunun verimli olduğu artık garanti edilemez. Kursun önceki derslerinde gördüğümüz dışsallıklar ve kamu malları, tam bu tür durumlardır.
Smith'i okumanın sınırları
Smith'i okurken, onu bugünkü tartışmaların bir tarafının bayrağı yapmaktan kaçınmak gerekir. Smith, on sekizinci yüzyılın bir ticari toplumunu, loncaların, tekellerin ve merkantilist kısıtlamaların hâkim olduğu bir ekonomiyi eleştiriyordu. Onun serbestlik savunusu, bu ayrıcalıklara karşı yazılmıştı. Bugünün büyük şirketleri, küresel finans piyasaları ve karmaşık düzenlemeleriyle bir ekonomiye onun cümlelerini doğrudan uygulamak, bağlamı kaybetmek olabilir. Smith'in asıl mirası, belirli politika önerilerinden çok, bireysel kararların toplumsal sonuçlarını sistemli biçimde düşünme alışkanlığıdır. Bu alışkanlık, bir kuralın ya da ayrıcalığın kimin yararına işlediğini sormayı da içerir; Smith bu soruyu, kendi zamanının en güçlü tüccarlarına yöneltmekten çekinmemişti.
Uygulama
Özet kartı
- Adam Smith, bir ulusun zenginliğinin emeğinin yıllık ürünü olduğunu, bu ürünün en çok işbölümüyle arttığını ve işbölümünün pazarın büyüklüğüyle sınırlı olduğunu savundu; bu, merkantilizmden ve fizyokrasiden köklü bir kopuştu.
- Görünmez el, Smith'in bütün eserlerinde yalnızca üç kez, Ulusların Zenginliği'nde bir kez geçen bir benzetmedir; insanların kendi hesaplarını gözetirken, istemedikleri hâlde toplumun yararına bir sonuca ulaşmalarını anlatır.
- Smith'e göre piyasa fiyatı doğal fiyattan saptığında, emek ve sermaye yer değiştirerek fiyatı yeniden doğal fiyata yaklaştırır; ama bu mekanizma ancak rekabet varsa işler, tekeller ve loncalar onu bozar.
- Smith devlete savunma, adalet ve kamu işleri görevlerini verdi, halkın eğitiminin desteklenmesini savundu ve tüccarların fiyatları yükseltmek için birleşme eğilimine karşı uyardı.
- Kennedy ve Rothschild, görünmez elin Smith'te küçük ve belki ironik bir benzetme olduğunu, merkezî bir fikir olarak sunulmasının yirminci yüzyılda başladığını savundu; öbür okumaya göre ise fiyatların kararları koordine ettiği fikri kitabın bütününe yayılmıştır.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Görünmez el | Invisible hand | Kişisel çıkarın niyet dışı toplumsal yarar doğurması benzetmesi |
| Kişisel çıkar | Self-interest | Bireyin kendi durumunu iyileştirme isteği |
| Duygudaşlık | Sympathy | Başkalarının duygularını paylaşma yeteneği |
| Doğal fiyat | Natural price | Ücret, kâr ve rantı olağan oranlarda karşılayan fiyat |
| Doğal özgürlük sistemi | System of natural liberty | Ayrıcalıkların kaldırıldığı, adalet içinde serbest düzen |
| Mutlak üstünlük | Absolute advantage | Bir malı başka bir ülkeden daha az kaynakla üretebilmek |
Kendini sına
- (Çıktı 1) Görünmez el benzetmesi Ulusların Zenginliği'nde hangi tartışmanın içinde geçer ve ne anlatır?
- (Çıktı 2) Smith'in kasap, biracı ve fırıncı örneği neden «insanlar bencildir» diye özetlenmemelidir?
- (Çıktı 3) Bu dersteki ekmek örneğinde talep artışı piyasa fiyatını 10 yerine 16 liraya çıkarsaydı, fırıncıların ekmek başına kârı ne olurdu? Fırıncılar bir loncayla yeni girişleri engellerse bu kâra ne olur?
- (Çıktı 2) Smith'e göre piyasa fiyatı neden sürekli olarak doğal fiyata doğru çekilir? Bu çekimin işlemesi için hangi koşul gereklidir?
- (Çıktı 2) Smith'in devlete verdiği üç görev nedir? Halkın eğitimini hangi gerekçeyle bu görevler arasında saydı?
- (Çıktı 4) Bir yazar, «Görünmez el Adam Smith'in iktisadının özüdür; piyasaya her türlü müdahale bu ilkeye aykırıdır» diyor. Bu görüşü Kennedy ve Rothschild'in bulguları ile Smith'in öbür yazdıkları ışığında tartış.
Cevaplar
- Görünmez el, büyük eserin dördüncü kitabında, dış ticareti kısıtlayan merkantilist politikaların eleştirisi içinde geçer. Sermayesini kendi ülkesinin sanayisinde kullanmayı tercih eden bir tüccarın yalnızca kendi güvenliğini ve kazancını düşündüğünü, ama bunu yaparken niyetinin bir parçası olmayan bir amaca, ülkenin toplam gelirinin artmasına, görünmez bir el tarafından yönlendirildiğini anlatır.
- Smith, mübadelede insanların birbirinin iyiliğine değil, çıkarına seslendiğini söyler; ama bunun anlamı, mübadelenin iki tarafın da kazandığı gönüllü bir işlem olduğudur. Aynı Smith, Ahlaki Duygular Kuramı'nda insanların başkalarının kaderiyle ilgilendiğini ve ahlakın duygudaşlıktan doğduğunu savunur. Kasap örneği bencilliği değil, karşılıklı yararı ve piyasa ilişkilerinin iyilikseverliğe muhtaç olmadan işleyebildiğini anlatır.
- Ücret 5 ve rant 2 lira kaldığı için fiyattan kalan 16 − 5 − 2 = 9 lira fırıncıların kârı olur; olağan kâr olan 3 liranın üç katıdır. Yeni girişler engellenirse arz artmaz, fiyat 16 lirada kalabilir ve bu olağanüstü kâr kalıcılaşır. Uyum mekanizması, rekabet olmadığında işlemez.
- Piyasa fiyatı doğal fiyatın üstündeyse, o malı üretenler olağandan yüksek kazanç elde eder; bu, başka alanlardan emek ve sermaye çeker, üretim artar ve fiyat düşer. Altındaysa, üreticilerin bir kısmı başka alanlara geçer, üretim azalır ve fiyat yükselir. Bu çekimin işlemesi için emeğin ve sermayenin serbestçe yer değiştirebilmesi, yani rekabet gereklidir.
- Smith devlete üç görev verdi: toplumu dış saldırılara karşı savunmak, adaleti sağlamak ve toplum için yararlı olduğu hâlde özel kişilerin kârlı bulmayacağı kamu işlerini ve kurumlarını kurmak. Halkın eğitimini, işbölümünün işçileri birkaç basit işleme mahkûm ederek zihinsel olarak köreltebileceği tehlikesine karşı gerekli gördü ve her köyde küçük okullar kurulmasını önerdi.
- Kennedy, görünmez elin Smith'in eserlerinde yalnızca üç kez, Ulusların Zenginliği'nde bir kez geçtiğini ve bir teori olarak sunulmasının yirminci yüzyılda başladığını gösterdi; Rothschild ise ifadenin hafif ironik bir anlamda kullanılmış olabileceğini savundu. Smith'in öbür yazdıkları da bu görüşle çelişir: devlete savunma, adalet ve kamu işleri görevlerini verdi, halkın eğitiminin desteklenmesini önerdi, tekellere ve tüccarların fiyatları yükseltmek için birleşmesine karşı uyardı. Öte yandan fiyatların kararları koordine ettiği fikri Smith'in kitabının bütününe yayılmıştır ve önemli bir katkıdır. Yazarın görüşü bu fikri abartılı bir genellemeye dönüştürür: Smith her türlü müdahaleye değil, belirli grupları kayıran ayrıcalıklara ve kısıtlamalara karşıydı.
İleri okuma
- Gavin Kennedy (2009). «Adam Smith and the Invisible Hand: From Metaphor to Myth». Econ Journal Watch 6(2). Görünmez el ifadesinin kullanımı ve sonraki yorumları.
- Adam Smith (1759). Ahlaki Duygular Kuramı. Smith'in ahlak felsefesi; Türkçe çevirisi mevcuttur.
- Ulusların Zenginliği (1776), özellikle Birinci Kitap ve Dördüncü Kitap'ın ikinci bölümü. Türkçe çevirileri mevcuttur.
- Emma Rothschild (2001). Economic Sentiments: Adam Smith, Condorcet, and the Enlightenment. Harvard University Press. Smith'in aydınlanma bağlamında yeniden okunması.
Sonraki derse köprü
Smith, her ülkenin başka ülkelerden daha ucuza üretebildiği malları üreterek ticaret yapmasının iki tarafa da kazanç sağlayacağını savunmuştu. Ama bir ülke her malı başka bir ülkeden daha pahalıya üretiyorsa ne olur? Onun ticaretten kazanacak hiçbir şeyi yok mudur? Kırk yıl sonra, borsada servet kazanmış bir İngiliz iktisatçı, bu soruyu beklenmedik biçimde cevapladı: bir ülke her malı daha verimsiz üretse bile, göreli olarak en az verimsiz olduğu malda uzmanlaşarak ticaretten kazanç sağlayabilir. Bu fikir, iktisadın en sezgiye aykırı ve en güçlü önermelerinden biri sayılır. Sıradaki ders, Ricardo'yu ve karşılaştırmalı üstünlüğü ele alıyor.