Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Tekelci rekabette çok sayıda firma farklılaştırılmış ürünler satar ve giriş serbesttir; her firmanın küçük bir fiyat belirleme gücü vardır.
- Tekelci rekabette uzun dönemde ekonomik kâr sıfıra iner, ama fiyat marjinal maliyetin üstünde kalır ve firmalar atıl kapasiteyle çalışır; bu, çeşitliliğin bedeli olarak da okunabilir.
- Oligopolde az sayıda firma karşılıklı bağımlıdır; her firmanın kararı rakiplerinin tepkisine bağlıdır ve oyun kuramıyla incelenir.
- Nash dengesinde hiçbir oyuncu tek başına seçimini değiştirmek istemez; mahkûmlar ikileminde bu denge, oyuncuların birlikte daha iyi olabileceği sonuçtan uzaktır.
- Kartel ikilemden kaçma girişimidir, ama her üye hile yapmaya teşviklidir; tekrarlanan etkileşim ve izleme kartelleri ayakta tutabilir, ceza muafiyeti ve tazminat davaları onları çözer.
Öğrenme çıktıları
- Hatırlama — Tekelci rekabeti, ürün farklılaştırmayı, oligopolü, karteli ve Nash dengesini tanımlar.
- Anlama — Birkaç firmanın bulunduğu bir piyasada firmaların neden birbirinin kararını hesaba katmak zorunda olduğunu ve kartellerin neden kendi içinden çözülmeye eğilimli olduğunu açıklar.
- Uygulama — Tekelci rekabetçi bir firmanın kısa ve uzun dönem dengesini hesaplar; bir ödeme matrisinde Nash dengesini bulur.
- Değerlendirme — Kartel kanıtlarını ve yoğunlaşmış piyasalara dair farklı yaklaşımları rekabet politikası açısından değerlendirir.
Sezgi
Açılış
Oturduğun sokaktaki kuaförleri say. Her biri saç kesiyor, ama hiçbiri tıpatıp aynı değil: biri eve daha yakın, birinin ustası seni tanıyor, birinin randevusu hep dolu. Fiyatlarını birbirinden biraz farklı koyabiliyorlar; biri fiyatı biraz yükseltse bütün müşterilerini kaybetmez.
Şimdi bir de çok uzak bir sektörü düşün: dünyada birkaç büyük şirketin ürettiği bir yem katkı maddesi. Bu şirketlerden biri fiyatını düşürürse öbürleri bunu hemen fark eder, çünkü müşterileri aynı büyük yem üreticileridir. Burada her fiyat kararı bir hamledir ve rakibin cevabını bekler.
Bu iki piyasa, tam rekabet ile tekel arasındaki geniş alanın iki köşesidir. Birincisinde çok sayıda küçük ve birbirine benzeyen satıcı vardır; ikincisinde birkaç büyük ve birbirini gözleyen satıcı. Bu derste iki yapının nasıl işlediğine ve ikinci yapıda satıcıların neden zaman zaman gizlice anlaşmaya kalkıştığına bakıyoruz.
Hikâye — Toplantı odasındaki kamera
1990'ların başında dünyada lizin üretimi birkaç şirketin elindeydi. Lizin, domuz ve tavuk yemlerine katılan bir amino asittir; hayvanların daha hızlı büyümesini sağlar. Pazarın büyük kısmını ABD'li Archer Daniels Midland ile Japon ve Koreli birkaç şirket paylaşıyordu. Bu şirketlerin yöneticileri 1992'den itibaren dünyanın farklı şehirlerindeki otel odalarında düzenli olarak bir araya gelmeye başladı.
Toplantıların gündemi hep aynıydı: fiyatı birlikte yükseltmek ve her şirketin ne kadar satacağını paylaştırmak. Ama yöneticilerin bilmediği bir şey vardı. ADM'nin biyoürünler bölümünün başındaki Mark Whitacre, 1992'nin sonundan itibaren FBI için çalışıyordu. Toplantıların yüzlerce saatlik kaydı, bir otel odasındaki lambanın içine gizlenmiş kameralar ve Whitacre'nin çantasındaki kayıt cihazlarıyla toplandı.
Kayıtlar, kartelin nasıl işlediğini ayrıntısıyla gösterdi. Şirketler her çeyrekte gerçekleşen satışlarını birbirine bildiriyor, hedefi aşan şirketin fazlasını öbürlerinden satın alarak dengeleyeceği bir düzen kuruyordu. Bu takip sistemi tesadüf değildi: kartelin en büyük sorunu, üyelerin anlaşılan fiyatın biraz altına inip gizlice daha çok satma cazibesiydi. Ortaklar birbirine güvenmiyordu; güvenmemekte de haklıydılar.
Soruşturma 1995'te FBI baskınlarıyla açığa çıktı. ADM 1996'da suçunu kabul etti ve lizin ile sitrik asit kartelleri için 100 milyon dolar ceza ödedi; bu, o güne kadar ABD'de bir rekabet ihlali için verilmiş en yüksek cezaydı. Şirketin üç üst düzey yöneticisi hapis cezası aldı.
Kavram
Tam rekabet ile tekel arasındaki piyasalar iki ana gruba ayrılır. Birincisinde çok sayıda satıcı vardır ve piyasaya giriş serbesttir, ama her satıcının ürünü öbürlerinden biraz farklıdır.
Kuaförü, kafeyi, restoranı birbirinden ayıran şey konum, hizmet kalitesi, tarz ya da marka olabilir. Bu farklılık gerçek de olabilir, yalnızca alıcının algısında da. Her iki durumda da firma, fiyatını biraz yükselttiğinde bütün müşterilerini kaybetmez.
İkinci grupta ise az sayıda büyük firma vardır ve her birinin kararı öbürlerini doğrudan etkiler. Havayolları, mobil operatörler, çimento üreticileri, bankalar bu türe örnektir.
Oligopolde firmaların önünde cazip bir seçenek durur: rekabet etmek yerine anlaşmak. Birlikte hareket eden firmalar tek bir tekelci gibi davranıp tekel kârını paylaşabilir. Böyle bir anlaşmaya kartel denir.
Lizin hikâyesi, kartelin hem cazibesini hem de zaafını gösterir. Cazibesi açıktır: fiyat yükselir, herkes daha çok kazanır. Zaafı, her üyenin anlaşmayı bozmaktan kendi başına kazanç sağlamasıdır. Herkes anlaşılan yüksek fiyattan satarken, fiyatını biraz düşüren üye öbürlerinin müşterilerini çeker. Her üye bunu bildiği için hiçbiri öbürüne güvenemez. Bu yapının adı oyun kuramında mahkûmlar ikilemidir ve oligopolü anlamanın temel aracıdır.
Veri ve kanıt
Connor'un hesabına göre kartel, ABD'deki lizin fiyatlarını rekabetçi düzeyin yüzde 12 ile 28 üstüne çıkardı. Bu bir tahmindir: kartel olmasaydı fiyatın ne olacağını doğrudan gözleyemeyiz, ancak kartel öncesi ve sonrası dönemlerle ya da benzer ürünlerle karşılaştırarak kestirebiliriz. Kartel davalarında zararın hesaplanması bu yüzden her zaman bir tartışma konusudur.
Kartel yalnızca uzak bir sektörün sorunu değildir. Türkiye'de Rekabet Kurulu, 2013'te on iki büyük bankanın mevduat, kredi ve kredi kartı faizlerini birlikte belirlediğine karar verdi.
Kararın ardından bazı tüketiciler, kartel nedeniyle fazla ödedikleri faizi geri almak için bankalara dava açtı. Türkiye'nin rekabet yasası, kartelden zarar görenlere uğradıkları zararın üç katına kadar tazminat isteme imkânı tanır. Bu, rekabet politikasının yalnızca devletin ceza vermesiyle değil, zarar görenlerin hakkını aramasıyla da işlediğini gösterir.
Yoğunlaşmış piyasalara bakışta iktisatçılar arasında da farklılık vardır. Bir gelenek, piyasada az sayıda firma bulunmasını başlı başına bir risk işareti olarak görür: firma sayısı azaldıkça anlaşma kolaylaşır, fiyatlar yükselir. Chicago okulu olarak anılan öbür gelenek ise yoğunlaşmanın çoğu zaman verimlilikten kaynaklandığını savunur: bazı firmalar daha iyi ürün ya da daha düşük maliyet sunduğu için büyümüştür ve büyüklüklerini cezalandırmak tüketiciye zarar verebilir. Günümüzde rekabet otoriteleri iki yaklaşımdan da yararlanır; yoğunlaşmaya bakar ama asıl olarak davranışı, yani anlaşma, dışlama ve giriş engellerini inceler.
Yaygın yanlış«Birkaç firmanın fiyatları aynı düzeydeyse aralarında mutlaka bir kartel vardır.»
Benzer ürün satan ve benzer maliyetlere sahip firmaların fiyatları, anlaşma olmadan da yakın seyredebilir; rekabet bunu zaten bekler. Kartel, fiyatların aynı olmasıyla değil, firmalar arasında fiyat, miktar ya da müşteri paylaşımı üzerine bir anlaşma ya da uyumlu eylem bulunmasıyla kanıtlanır.
Yaygın yanlış«Tekelci rekabette firmalar uzun dönemde de kâr eder, çünkü her birinin kendine özgü bir ürünü var.»
Farklılaştırma kısa dönemde kâr sağlayabilir, ama giriş serbest olduğu için kârlı bir piyasa yeni firmaları çeker. Yeni gelenler müşterileri paylaştıkça her firmanın talebi azalır ve uzun dönemde ekonomik kâr sıfıra iner. Kâr kalıcı olacaksa, taklit edilemeyen bir farklılık gerekir.
Neden önemli?
Gündelik harcamalarımızın büyük bölümü bu iki piyasa yapısında geçer. Mahalle esnafı, restoranlar, giyim mağazaları tekelci rekabete yakındır. Mobil hat, banka kredisi, uçak bileti, akaryakıt ve çimento gibi pek çok temel hizmet ve girdi ise oligopol piyasalarında satılır. Bu piyasalarda fiyatların nasıl oluştuğunu anlamak, bir fiyat artışının maliyetten mi, rekabetin zayıflığından mı kaynaklandığını sorgulamayı mümkün kılar.
Rekabet politikası da bu farkı gözetir. Rekabet Kurumu, kartelleri araştırır, birleşme ve devralmaları onaylar ya da reddeder, büyük firmaların rakiplerini dışlayıcı davranışlarını soruşturur. Karteller gizli yürütüldüğü için ortaya çıkarılması zordur; bu yüzden Türkiye dahil pek çok ülke, karteli ilk bildiren ve soruşturmaya yardım eden firmaya cezada muafiyet ya da indirim tanır. Bu düzenleme, mahkûmlar ikilemini kartelin aleyhine çevirir: her üye, öbürünün önce itiraf etmesinden korkar.
Model
Tekelci rekabette kısa dönem
Bir mahalledeki kuaförlerden birini ele alalım. Ürünü farklılaştırılmış olduğu için karşılaştığı talep aşağı eğimlidir. Günlük talebi P = 400 − 10 × Q olsun; Q günlük saç kesimi sayısı, P lira cinsinden fiyattır. Her saç kesiminin marjinal maliyeti, malzeme ve çalışan payı olarak 100 liradır. Kira ve ekipman gibi günlük sabit maliyeti 1.000 liradır. Rakamlar örnektir.
Kuaför, bir tekelci gibi, marjinal gelirini marjinal maliyetine eşitler. Doğrusal talepte marjinal gelir MR = 400 − 20 × Q'dur. 400 − 20 × Q = 100'den Q = 15 saç kesimi bulunur. Fiyat talep eğrisinden okunur: P = 400 − 150 = 250 lira. Günlük gelir 250 × 15 = 3.750 lira, toplam maliyet 1.000 + 100 × 15 = 2.500 liradır. Kuaför günde 1.250 lira ekonomik kâr eder.
Kısa dönemde tekelci rekabetçi firma tam olarak bir tekelci gibi görünür. Fark, uzun dönemde ortaya çıkar.
Tekelci rekabette uzun dönem
Bir mahallede kuaförlerin günde 1.250 lira ekonomik kâr ettiği duyulursa, yeni kuaförler açılır. Giriş serbesttir: bir dükkân kiralamak, birkaç koltuk ve ayna almak yeterlidir. Her yeni kuaför, var olanların müşterilerinden bir kısmını çeker. Bizim kuaförümüzün talep eğrisi sola kayar: her fiyatta daha az müşteri gelir.
Giriş ne zaman durur? Ekonomik kâr sıfıra indiğinde. Talep eğrisi, eğimi aynı kalarak P = a − 10 × Q biçiminde sola kaysın. Kuaför yine MR = MC koşuluyla üretir: a − 20 × Q = 100, yani Q = (a − 100) ÷ 20 ve P = (a + 100) ÷ 2. Kârın sıfır olması için fiyatla marjinal maliyet arasındaki farkın, üretimle çarpıldığında sabit maliyeti tam karşılaması gerekir: (P − 100) × Q = 1.000.
Bu iki eşitliği birlikte çözünce (a − 100)² = 40.000, yani a − 100 = 200 ve a = 300 çıkar. Yeni talep P = 300 − 10 × Q'dur. Kuaför günde Q = 10 saç kesimi yapar ve 200 liradan satar. Gelir 2.000, maliyet 1.000 + 1.000 = 2.000 liradır; kâr sıfırdır. Bu noktada ortalama toplam maliyet de 1.000 ÷ 10 + 100 = 200 liradır: talep eğrisi ortalama maliyet eğrisine tam bu noktada teğet olur.
| Durum | Talep | Günlük kesim | Fiyat (TL) | Ortalama maliyet (TL) | Kâr, lira/gün |
|---|---|---|---|---|---|
| Kısa dönem | P = 400 − 10Q | 15 | 250 | 166,67 | 1.250 |
| Uzun dönem | P = 300 − 10Q | 10 | 200 | 200 | 0 |
Tam rekabetle karşılaştırma
Tekelci rekabetin uzun dönem dengesi, tam rekabetinkine iki açıdan benzer, iki açıdan ondan ayrılır. Benzerlik şudur: giriş serbest olduğu için ekonomik kâr sıfıra iner ve fiyat ortalama toplam maliyete eşit olur.
Ayrılık da iki yerdedir. Birincisi, fiyat marjinal maliyetin üstündedir: kuaför 200 lira alır, oysa bir saç kesimi daha yapmanın maliyeti 100 liradır. Bu fark, farklılaştırmanın verdiği piyasa gücünün izidir. İkincisi, kuaför ortalama maliyetin en düşük olduğu noktada üretmez. Ortalama maliyet 10 kesimde 200 liradır, ama kuaför daha çok müşteriye hizmet verebilseydi sabit maliyet daha çok kesime bölünür ve ortalama maliyet düşerdi. Dükkânın koltukları günün bir kısmında boş kalır. İktisatçılar buna atıl kapasite der.
Bu iki fark verimsizlik midir? Edward Chamberlin'in 1933'te tekelci rekabet kuramını ortaya koyduğu kitaptan bu yana tartışılan soru budur. Bir bakışa göre atıl kapasite israftır: aynı hizmet daha az dükkânla daha ucuza verilebilirdi. Öbür bakışa göre ise bu, çeşitliliğin bedelidir. Evine yakın bir kuaför, sevdiğin bir tarz, tanıdığın bir usta; bunlar tüketicinin değer verdiği şeylerdir ve biraz daha yüksek fiyat, bu çeşitliliğin karşılığıdır. Hangi bakışın ağır bastığı, çeşitliliğin tüketiciler için ne kadar değerli olduğuna bağlıdır.
Reklam: israf mı, bilgi mi?
Tekelci rekabetin belirgin bir özelliği reklamdır. Tam rekabette reklam anlamsızdır, çünkü ürünler aynıdır ve her firma piyasa fiyatından istediği kadar satar. Tekelci rekabette ise her firma, ürününün farkını müşteriye duyurmak ve talep eğrisini kendi lehine kaydırmak ister.
Reklamın topluma ne kazandırdığı konusunda iki bakış vardır. Eleştirel bakışa göre reklam, gerçekte olmayan farklılıklar yaratır, tüketicilerin marka bağlılığını artırır ve firmaların fiyatı maliyetin üstünde tutma gücünü pekiştirir; reklama harcanan kaynak, rakipler birbirinin reklamını dengelediğinde büyük ölçüde boşa gider. Savunan bakışa göre ise reklam, tüketicilere fiyat, konum ve ürün özellikleri hakkında bilgi verir ve bu bilgi rekabeti artırır. Ayrıca bir firmanın reklama büyük para harcaması, ürününe güvendiğinin bir işaretidir: kötü bir ürün için pahalı bir reklam kampanyası, müşteriler ürünü bir kez deneyip bıraktığında kendini geri ödemez.
İki bakış, farklı ürünler için farklı ölçüde haklıdır. Fiyat ve konum bilgisi veren bir ilan ile yalnızca bir marka imajı kuran bir reklam aynı etkiyi yaratmaz. Tekelci rekabet modeli bu yüzden reklamın varlığını açıklar, ama iyi mi kötü mü olduğuna tek başına karar vermez.
Kaç firma yeterli?
Tam rekabet çok sayıda firma varsayar, tekel tek firma. Arada kalan piyasalarda rekabetin güçlenmesi için kaç firma gerekir? Timothy Bresnahan ve Peter Reiss 1991'de bu soruyu, ABD'nin birbirinden uzak küçük kasabalarındaki doktor, diş hekimi, tesisatçı ve otomobil bayisi piyasalarıyla inceledi. Bu kasabalar, yalnızca kendi içlerinden alışveriş yapan küçük ve ayrı piyasalardı; bir kasabada tek, ötekinde iki, bir başkasında beş satıcı bulunuyordu.
Buldukları şey, rekabetin etkisinin ilk birkaç firmada yoğunlaştığıydı. İkinci ve üçüncü firmanın girişi, piyasadaki rekabetçi davranışı belirgin biçimde değiştiriyordu. Piyasada üç ile beş firma bulunduktan sonra ise yeni bir girişin rekabete etkisi küçüktü. Bu sonuç her sektöre genellenemez, ama rekabet otoritelerinin neden bir piyasadaki üçüncü ya da dördüncü oyuncunun kaybolmasına özellikle dikkat ettiğini açıklar.
Oligopol ve oyun kuramı
Oligopolde firmanın kararı yalnızca kendi talebine ve maliyetine değil, rakiplerinin ne yapacağına da bağlıdır. Bu tür karşılıklı bağımlılığı incelemenin aracı oyun kuramıdır. Oyun kuramında oyuncular, seçenekleri ve her seçenek bileşiminin oyunculara getirdiği ödemeler tanımlanır; ardından oyuncuların ne seçeceği sorulur.
İki şehir arasında yolcu taşıyan iki otobüs firmasını düşünelim: A ve B. Her biri bu sezon için yüksek ya da düşük bilet fiyatı seçecek. Aşağıdaki tablo, her bileşimde iki firmanın günlük kârını bin lira olarak gösteriyor; her hücrede önce A'nın, sonra B'nin kârı yazılı. Rakamlar örnektir.
| B yüksek fiyat | B düşük fiyat | |
|---|---|---|
| A yüksek fiyat | A: 500 · B: 500 | A: 200 · B: 700 |
| A düşük fiyat | A: 700 · B: 200 | A: 300 · B: 300 |
Çözümlü örnek — ikilemin çözümü
Birinci adım, A'nın gözünden bak. B yüksek fiyat koyarsa, A yüksek fiyatla 500, düşük fiyatla 700 kazanır; düşük daha iyidir. B düşük fiyat koyarsa, A yüksekle 200, düşükle 300 kazanır; yine düşük daha iyidir. B ne yaparsa yapsın, A için düşük fiyat daha kârlıdır. Böyle bir seçeneğe baskın strateji denir.
İkinci adım, B'nin gözünden bak. Tablo simetrik olduğu için aynı hesap B için de geçerlidir: B'nin baskın stratejisi de düşük fiyattır.
Üçüncü adım, dengeyi bul. İki firma da düşük fiyat seçer ve her biri 300 kazanır. Bu sonuçta iki firmadan hiçbiri, öbürünün seçimi veriyken kendi seçimini değiştirerek daha iyi duruma geçemez. Böyle bir sonuca Nash dengesi denir.
Dördüncü adım, ikilemi gör. İki firma da yüksek fiyatta anlaşabilseydi, her biri 500 kazanırdı; bu, dengedeki 300'den iyidir. Ama bu anlaşma kendi kendini ayakta tutmaz: her firma, öbürü yüksek fiyatta kalırken düşük fiyata inerek 700 kazanmak ister. İki oyuncunun bireysel olarak akılcı seçimleri, ikisi için de daha kötü bir sonuca götürür.
Firmalar açısından bir ikilem olan bu sonuç, yolcular açısından iyi bir haberdir: rekabet fiyatları düşük tutar. Kartel ise bu ikilemden kurtulmanın, yani iki firmayı yüksek fiyatta tutmanın bir yoludur ve tam da bu yüzden yasaktır.
Tekrarlanan oyun: kartel neden bazen ayakta kalır?
Mahkûmlar ikilemi tek bir kez oynansaydı kartel hiç kurulamazdı. Ama gerçek firmalar her sezon, her ay, hatta her gün yeniden karşılaşır. Bu, oyunun hesabını değiştirir. A anlaşmayı bu sezon bozarsa 700 kazanır, yani anlaşmaya uymasına göre 200 fazla. Ama B bunu fark eder ve sonraki bütün sezonlarda düşük fiyata geçerse, A her sezon 500 yerine 300 kazanır; her sezon 200 kaybeder. Bir kerelik 200 liralık kazanç, gelecekteki sezonların her birinde 200 liralık kayıpla ödenir.
Bu hesap, gelecek yeterince önemliyse ve hile hızla fark ediliyorsa, anlaşmayı bozmanın akılcı olmadığını gösterir. Kartellerin neden bazı sektörlerde uzun süre yaşadığını da açıklar: az sayıda firmanın bulunduğu, fiyatların kolay gözlendiği, ürünün homojen olduğu ve talebin istikrarlı olduğu piyasalar anlaşmayı ayakta tutmaya daha elverişlidir. Lizin kartelinin her çeyrekte satış rakamlarını paylaşması, hileyi hızla fark etmenin bir yoluydu. Aynı mantık, talebin beklenmedik biçimde düştüğü dönemlerde kartellerin neden sık sık çöktüğünü de açıklar: satışları azalan bir üye, bunun rakibin hilesinden mi yoksa genel bir durgunluktan mı kaynaklandığını ayırt edemez; şüphe, anlaşmanın kendisini yıpratır.
Aynı hesap, rekabet politikasının neden işe yaradığını da gösterir. Karteli ilk bildirene ceza muafiyeti tanımak, anlaşmayı bozmanın getirisini artırır. Yüksek cezalar ve tazminat davaları, anlaşmanın beklenen kazancını düşürür. İkisi birlikte, firmaları yeniden ikilemin rekabetçi dengesine iter.
Modelin sınırları
Otobüs örneği iki seçenekli basit bir oyundu. Gerçek oligopollerde firmalar fiyatın yanında kapasite, reklam, ürün çeşitliliği ve yeni pazarlara giriş gibi pek çok boyutta karar verir. Bazı modellerde firmalar fiyatı değil üretim miktarını seçer ve sonuç, tam rekabet ile tekel arasında bir yere düşer. Hangi modelin bir sektöre uyduğu, o sektörün yapısına bağlıdır. Kapasitesi sınırlı bir çimento fabrikası ile neredeyse sınırsız kopya satabilen bir yazılım şirketi, aynı sayıda rakiple karşılaştığında bile çok farklı fiyat davranışları gösterebilir; birinde rekabet miktar üzerinden, öbüründe fiyat üzerinden işler. Ortak ders ise şudur: oligopolde fiyatı yalnızca maliyet ve talep değil, firmaların birbirine karşı stratejisi de belirler.
Uygulama
Özet kartı
- Tekelci rekabette çok sayıda firma farklılaştırılmış ürünler satar ve giriş serbesttir; her firmanın küçük bir fiyat belirleme gücü vardır.
- Tekelci rekabette uzun dönemde ekonomik kâr sıfıra iner, ama fiyat marjinal maliyetin üstünde kalır ve firmalar atıl kapasiteyle çalışır; bu, çeşitliliğin bedeli olarak da okunabilir.
- Oligopolde az sayıda firma karşılıklı bağımlıdır; her firmanın kararı rakiplerinin tepkisine bağlıdır ve oyun kuramıyla incelenir.
- Nash dengesinde hiçbir oyuncu tek başına seçimini değiştirmek istemez; mahkûmlar ikileminde bu denge, oyuncuların birlikte daha iyi olabileceği sonuçtan uzaktır.
- Kartel ikilemden kaçma girişimidir, ama her üye hile yapmaya teşviklidir; tekrarlanan etkileşim ve izleme kartelleri ayakta tutabilir, ceza muafiyeti ve tazminat davaları onları çözer.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Tekelci rekabet | Monopolistic competition | Çok sayıda firma, farklılaştırılmış ürün, serbest giriş |
| Ürün farklılaştırma | Product differentiation | Ürünü konum, kalite, tasarım ya da markayla rakiplerden ayırma |
| Oligopol | Oligopoly | Kararları birbirini etkileyen az sayıda büyük firmanın piyasası |
| Kartel | Cartel | Firmaların fiyat, miktar ya da müşteri üzerine yaptığı anlaşma |
| Mahkûmlar ikilemi | Prisoner's dilemma | Bireysel çıkarın ortak çıkardan uzaklaştırdığı oyun |
| Nash dengesi | Nash equilibrium | Hiçbir oyuncunun tek başına seçimini değiştirmek istemediği sonuç |
Kendini sına
- (Çıktı 1) Tekelci rekabet ile oligopol arasındaki iki temel farkı açıkla ve her birine bir Türkiye örneği ver.
- (Çıktı 2) Kartel üyeleri anlaşmaya uyduğunda hepsi daha çok kazanıyorsa, kartel neden kendi içinden çözülmeye eğilimlidir?
- (Çıktı 3) Modeldeki kuaförün kısa dönem talebi P = 360 − 10 × Q olsaydı, marjinal maliyet 100 ve sabit maliyet 1.000 lirayken üretimi, fiyatı ve kârı ne olurdu?
- (Çıktı 3) Kuaförün sabit maliyeti 1.000 değil 1.600 lira olsaydı uzun dönemde fiyat ve günlük kesim sayısı ne olurdu? Talep eğiminin yine 10 olduğunu varsay.
- (Çıktı 3) Otobüs oyununda firmalar düşük fiyatta anlaşmayı bozduğunda 700 yerine 550 kazansaydı, yani tablonun köşegen dışı hücrelerinde 700 yerine 550 yazsaydı, Nash dengesi değişir miydi?
- (Çıktı 4) Yoğunlaşmış bir piyasada rekabet otoritesinin neden yalnızca firma sayısına değil, firmaların davranışına da bakması gerektiğini, iki farklı iktisadi yaklaşım üzerinden tartış.
Cevaplar
- Tekelci rekabette çok sayıda firma vardır, oligopolde az sayıda. Tekelci rekabette giriş serbesttir ve firmalar birbirinin tepkisini tek tek hesaplamaz; oligopolde giriş genellikle zordur ve her firma rakiplerinin tepkisini hesaba katar. Örnekler: mahalle kuaförleri ve restoranlar tekelci rekabete, mobil operatörler ve büyük bankalar oligopole yakındır.
- Her üye, öbürleri anlaşılan fiyatta kalırken biraz daha düşük fiyatla satarak onların müşterilerini çekebilir ve kendi kârını artırabilir. Her üye bunu bildiği için öbürüne güvenmez. Bu yüzden karteller hileyi izlemek için satış rakamlarını paylaşmak gibi yöntemlere başvurur ve bu izleme zayıfladığında dağılır.
- MR = 360 − 20 × Q = 100'den Q = 13. Fiyat 360 − 130 = 230 lira. Gelir 230 × 13 = 2.990 lira, maliyet 1.000 + 1.300 = 2.300 lira; kâr 690 liradır.
- (P − 100) × Q = 1.600 ve Q = (a − 100) ÷ 20, P − 100 = (a − 100) ÷ 2 olduğundan (a − 100)² = 64.000 ve a − 100 = 80 × √10 ≈ 253. Q ≈ 12,6 kesim, P ≈ 226 lira. Daha yüksek sabit maliyet, piyasada daha az kuaför kalmasına ve her birinin daha çok müşteriye daha yüksek fiyatla hizmet vermesine yol açar.
- Değişmezdi. B yüksek fiyat koyarken A'nın düşük fiyatla kazancı 550, yüksek fiyatla kazancı 500 olurdu; düşük hâlâ daha iyidir. B düşük fiyat koyarken A yüksekle 200, düşükle 300 kazanır; düşük yine daha iyidir. Baskın strateji ve Nash dengesi aynı kalır: iki firma da düşük fiyat seçer. Değişen, hilenin getirisinin küçülmesidir; tekrarlanan oyunda bu, anlaşmayı ayakta tutmayı kolaylaştırır.
- Yoğunlaşmayı risk işareti olarak gören yaklaşım, az firma bulunan piyasalarda anlaşmanın kolaylaştığını vurgular. Chicago okulu ise yoğunlaşmanın çoğu zaman üstün verimlilikten doğduğunu ve büyüklüğün kendisinin cezalandırılmaması gerektiğini savunur. Firma sayısı tek başına ne kartel ne verimlilik kanıtıdır; otoritenin fiyat anlaşması, rakip dışlama ya da giriş engeli gibi davranışlara bakması, iki yaklaşımın da haklı olduğu noktaları birleştirir.
İleri okuma
- John M. Connor, «Lysine: A Case Study in International Price-Fixing», Purdue University. Lizin kartelinin işleyişi ve etkisinin ayrıntılı analizi.
- Edward H. Chamberlin (1933). The Theory of Monopolistic Competition. Harvard University Press. Tekelci rekabet kuramının kurucu metni.
- Timothy F. Bresnahan, Peter C. Reiss (1991). «Entry and Competition in Concentrated Markets». Journal of Political Economy 99(5). Küçük kasaba piyasalarında firma sayısı ile rekabet arasındaki ilişki.
- Rekabet Kurulu, 13-13/198-100 sayılı karar, 8 Mart 2013 (rekabet.gov.tr). Türkiye'de bankacılık sektöründeki kartel soruşturmasının gerekçeli kararı.
Sonraki derse köprü
Buraya kadar piyasaların nasıl çalıştığına, rekabet zayıfladığında neyin bozulduğuna baktık. Ama rekabet tam olsa bile bir piyasanın sonucu yanlış olabilir. Bir fabrika, ürününün fiyatına yansımayan bir dumanı havaya bıraktığında, o dumanın bedelini fabrikanın müşterileri değil komşuları öder. Bir alıcı ile bir satıcının işlemi, işleme taraf olmayan üçüncü kişileri etkilediğinde piyasa ne kadar üretir, bu etkinin bedeli nasıl ölçülür ve vergiden izin piyasasına kadar hangi araçlarla düzeltilir? Sıradaki ders dışsallıkları ve kirliliği açıyor.