İçeriğe geç

Ders EKO-101.06 · Seviye 1 — Temel

Vergiler ve sübvansiyonlar kimi etkiler?

EKO-101 Mikroiktisada Giriş

3.582 kelime · yaklaşık 16 dakika okuma · seslendirme 8 dk · veriler Eylül 2026 itibarıyla

Katmanlar:SezgiModel

  • vergi kaması
  • yasal yük ve ekonomik yük
  • fiyata yansıtma oranı
  • sübvansiyon
  • asimetrik yansıtma
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Verginin yasal yükü onu ödemekle yükümlü taraftır; ekonomik yükü ise fiyatların değişmesiyle belirlenir ve fiyat karşısında daha katı olan taraf daha çok taşır.
  2. Finlandiya'da berberlik KDV'si yüzde 22'den 8'e inince fiyatlar tam yansımanın yalnızca yarısı kadar düştü; indirimin öbür yarısı berberlerde kaldı.
  3. Fiyatlar KDV artışlarına indirimlerden iki ila dört kat daha güçlü tepki verir; konut yardımının yaklaşık yüzde 78'i kira artışıyla ev sahiplerine geçti.
  4. Birim vergisi kama açar, miktarı düşürür ve alışverişlerin bir kısmını ortadan kaldırır; bu kayıp vergi oranının karesiyle büyür.
  5. Sübvansiyon verginin aynasıdır: faydası esnekliklere göre bölüşülür ve etkin düzeyin ötesindeki üretimi teşvik ederek kayıp yaratır.

Öğrenme çıktıları

  • Hatırlama — Vergi kamasını, yasal ve ekonomik yük ayrımını ve fiyata yansıtma oranını tanımlar.
  • Anlama — Bir verginin ya da sübvansiyonun yükünün ve faydasının alıcı ile satıcı arasında neden esnekliklere göre bölüşüldüğünü açıklar.
  • Uygulama — Basit fonksiyonlarla bir birim vergisinin ve sübvansiyonun fiyatlara, miktara, vergi gelirine ve ölü ağırlık kaybına etkisini hesaplar.
  • Değerlendirme — Vergi indirimlerinin fiyatlara yansımasına dair kanıtları ve Türkiye'deki KDV değişikliklerini değerlendirir.

Sezgi

Açılış

Bir berbere gittiğini düşün. Devlet, berberlik hizmetlerindeki katma değer vergisini yüzde 22'den yüzde 8'e indiriyor. Vergi, hizmet fiyatının içinde olduğu için, vergi indirimi tam olarak fiyata yansısaydı saç kesiminin fiyatı yaklaşık yüzde 11 düşerdi. Berber fiyatı yüzde 11 düşürür mü, yoksa aradaki farkı kendi cebine mi koyar?

Bu soru, bir vergi yasası yazılırken genellikle sorulmaz. Yasa vergiyi kimin ödeyeceğini belirler: satıcı mı, alıcı mı, işveren mi, çalışan mı. Ama verginin gerçekte kimin cebinden çıktığı, yasanın yazdığıyla aynı olmak zorunda değildir. Fiyatlar vergiye tepki verir; vergi kimin adına yazılmış olursa olsun, yükü piyasa bölüştürür.

Hikâye — Finlandiya'da berberler

Bu soru 2007'de Finlandiya'da gerçek bir deneye dönüştü. Ülke, berberlik ve kuaförlük gibi emek yoğun bazı hizmetlerde katma değer vergisini yüzde 22'den yüzde 8'e indirdi. Amaç, bu hizmetleri ucuzlatmak, talebi ve istihdamı artırmaktı. İktisatçı Tuomas Kosonen, vergi indirimine giren berberlerin fiyatlarını, indirime girmeyen benzer hizmetlerle karşılaştırdı.

Sonuç beklenenden farklıydı. Berberler fiyatlarını, vergi indiriminin tam olarak yansısaydı düşürmeleri gereken miktarın yalnızca yaklaşık yarısı kadar indirdi. Vergi indiriminin öbür yarısı berberlerde kaldı. Üstelik saç kesimi sayısında, yani hizmetin miktarında belirgin bir artış görülmedi. Hükümetin tüketicileri ucuzlatarak istihdamı artırma hedefi, büyük ölçüde berberlerin kazancının artmasıyla sonuçlanmıştı.

Neden? Berberlik gibi yerel, kişisel ilişkiye dayanan hizmetlerde her berberin kendi müdavimleri vardır; müşteriler fiyat birkaç lira düştü diye kolayca berber değiştirmez. Berberlerin arzı ise kısa vadede sınırlıdır: gün içinde kesebilecekleri saç sayısı bellidir. Hem talep hem arz fiyata az duyarlı olduğunda, vergideki değişimin nasıl bölüşüleceği, iki tarafın göreli duyarlılığına ve berberlerin fiyat belirleme alışkanlıklarına bağlı kalır.

Kavram — yasa kimi yazar, piyasa kime yükler?

Bir vergi yasası, vergiyi ödemekle yükümlü olan tarafı belirler: bu, verginin yasal yüküdür. Ama vergi konduktan sonra fiyatlar değişir. Alıcının ödediği fiyat yükselir, satıcının eline geçen fiyat düşer ya da ikisi birden olur. Verginin gerçekte kimin refahını ne kadar azalttığı, verginin ekonomik yüküdür. Denklem sistemleriyle dengeyi hesaplarken gördüğümüz gibi, ikisi çoğu zaman farklıdır.

Bir birim vergisi konduğunda, alıcının ödediği fiyat ile satıcının eline geçen fiyat arasında vergi kadar bir fark açılır. Bu farka vergi kaması denir. Vergi kaması, piyasayı iki fiyatlı bir piyasaya dönüştürür: alıcılar yüksek fiyatla karşılaşır ve daha az alır, satıcılar düşük fiyatla karşılaşır ve daha az satar. El değiştiren miktar düşer.

Kamanın ne kadarının alıcı fiyatına, ne kadarının satıcı fiyatına yansıdığını göreli esneklikler belirler. Fiyat karşısında hareket alanı dar olan taraf, yükün daha büyük kısmını taşır; çünkü fiyattan kaçamaz. Alıcılar satıcılardan daha katıysa, alıcı fiyatı çok yükselir ve yükün çoğu alıcıdadır. Satıcılar daha katıysa, satıcı fiyatı çok düşer ve yükün çoğu satıcıdadır.

Bir vergi değişikliğinin fiyatlara ne kadar yansıdığını ölçmek için fiyata yansıtma oranı kullanılır: vergideki değişimin yüzde kaçının alıcının ödediği fiyata yansıdığı. Oran yüzde 100 ise vergi tamamen alıcıya, sıfırsa tamamen satıcıya kalmıştır. Finlandiya'daki berberlerde bu oran yaklaşık yüzde 50'ydi.

Sübvansiyon ise verginin tersidir: devlet, bir malın her biriminin alımı ya da satışı için bir ödeme yapar. Sübvansiyon da bir kama açar, ama ters yönde: alıcının ödediği fiyat, satıcının eline geçen fiyattan düşük olur. Ve tıpkı verginin yükü gibi, sübvansiyonun faydası da, kime ödendiğinden bağımsız olarak, esnekliklere göre bölüşülür.

Yaygın yanlış«Bir sübvansiyon, kime ödenirse ona yarar» diye düşünülür.
Doğrusu

Kiracılara verilen bir kira yardımı, konut arzı katıysa büyük ölçüde ev sahiplerinin istediği kiraya eklenir. Öğrencilere verilen bir burs, okulların ücretlerini artırmasıyla kısmen okullara geçebilir. Faydanın kime kaldığını, yardımı alan tarafın kimliği değil, piyasanın öbür tarafının fiyat karşısındaki katılığı belirler.

Yaygın yanlış«Bir vergi kaldırılırsa fiyat, vergi konduğunda arttığı kadar düşer» diye düşünülür.
Doğrusu

Kanıtlar, fiyatların vergi artışlarına vergi indirimlerinden daha güçlü tepki verdiğini gösteriyor. Satıcılar artışı hızla ve büyük ölçüde fiyata yansıtırken, indirimi daha yavaş ve daha az yansıtabiliyor. Bu asimetri, geçici vergi indirimlerinin tüketiciye beklenenden az ulaşmasına yol açabilir.

Veri ve kanıt — yukarı çıkan, aşağı inmeyebilir

Youssef Benzarti, Dorian Carloni, Jarkko Harju ve Tuomas Kosonen, 2020'de yayımladıkları çalışmada bu asimetriyi ölçtü. Finlandiya'daki KDV değişikliklerinde fiyatların, KDV artışlarına KDV indirimlerine göre yaklaşık iki kat daha güçlü tepki verdiğini buldular. 1996–2015 arasında Avrupa ülkelerindeki KDV değişikliklerini kapsayan daha geniş bir veriyle de artışlara verilen tepkinin, indirimlere verilen tepkiden üç ile dört kat daha güçlü olduğunu gösterdiler.

Sübvansiyonlar için de benzer kanıtlar vardır. Fransa'da 1990'larda konut yardımlarının kapsamının genişletilmesini inceleyen Gabrielle Fack, yardım alanların kiralarının, yardım tutarının yaklaşık yüzde 78'i kadar arttığını buldu: yardımın her bir avrosunun yaklaşık 78 senti daha yüksek kira olarak ev sahiplerine gitti. ABD'de Stephanie Cellini ve Claudia Goldin, devletin öğrenim kredisi ve bursu programlarına katılan kâr amaçlı okulların, katılmayan benzer okullara göre yaklaşık yüzde 78 daha yüksek öğrenim ücreti aldığını gösterdi.

Neden önemli? — Türkiye'de KDV değişiklikleri

Türkiye son yıllarda KDV oranlarını birkaç kez değiştirdi. 14 Şubat 2022'de ekmekten sebzeye, bakliyattan bebek mamasına kadar birçok temel gıda ürününde KDV yüzde 8'den yüzde 1'e indirildi. 10 Temmuz 2023'te ise genel KDV oranı yüzde 18'den yüzde 20'ye, indirimli oran yüzde 8'den yüzde 10'a çıkarıldı.

Bu dersin kavramları, bu değişikliklerin etkisini okumak için gereken soruları verir. Temel gıdada KDV indirimi, tamamen raf fiyatına yansıdı mı, yoksa bir kısmı üreticilerde ve perakendecilerde mi kaldı? Yüksek enflasyon döneminde yansıma nasıl ölçülür, çünkü fiyatlar zaten hızla artıyordu? Ve bir yıl sonraki KDV artışı, indirimin yansıdığından daha hızlı mı fiyatlara geçti? Bu soruların Türkiye verisiyle kesin cevabı, dikkatli karşılaştırmalar gerektirir; ama Avrupa'daki kanıtlar, indirimlerin artışlardan daha az yansıdığını gösteriyor. Bir vergi indiriminin tüketiciye ulaşıp ulaşmadığını izlemek, bu yüzden en az indirimi yapmak kadar önemlidir.

Model

Birim vergisiyle yeni denge

Bir piyasada talep Qd = 160 − 2P, arz Qs = −40 + 3P olsun; fiyat lira, miktar bin birim cinsinden. Vergi yokken denge, 160 − 2P = −40 + 3P eşitliğinden 200 = 5P ile bulunur: P = 40 lira, Q = 80 bin birim.

Şimdi satıcılardan birim başına 10 liralık bir vergi alınsın. Satıcıların arz kararı, eline geçen fiyata, yani alıcı fiyatından 10 lira eksiğine bağlıdır. Alıcının ödediği fiyata Pa, satıcının eline geçen fiyata Ps diyelim; Ps = Pa − 10. Arz fonksiyonu Qs = −40 + 3 × (Pa − 10) = −70 + 3Pa olur. Yeni denge: 160 − 2Pa = −70 + 3Pa, yani 230 = 5Pa ve Pa = 46 lira. Satıcının eline geçen fiyat Ps = 36 liradır. El değiştiren miktar 160 − 92 = 68 bin birimdir.

Alıcının ödediği fiyat 40 liradan 46 liraya, 6 lira arttı. Satıcının eline geçen fiyat 40 liradan 36 liraya, 4 lira düştü. 10 liralık verginin 6 lirası, yani yüzde 60'ı alıcıların, 4 lirası, yani yüzde 40'ı satıcıların sırtında kaldı. Fiyata yansıtma oranı yüzde 60'tır.

Vergiyi alıcı öderse ne değişir?

Aynı 10 liralık vergi satıcılardan değil alıcılardan alınsaydı ne olurdu? Alıcıların talep kararı, vergi dahil ödedikleri toplam fiyata bağlı olurdu. Satıcıya ödenen fiyata Ps dersek, alıcı toplamda Ps + 10 öder; talep fonksiyonu Qd = 160 − 2 × (Ps + 10) = 140 − 2Ps olur. Denge: 140 − 2Ps = −40 + 3Ps, yani 180 = 5Ps ve Ps = 36 lira. Alıcının toplam ödediği fiyat 46 liradır. Miktar 68 bin birimdir.

Sonuç tıpatıp aynıdır. Vergiyi yasanın kime yazdığı, alıcı ve satıcı fiyatlarını ve miktarı değiştirmez. Yükün bölüşümünü yalnızca talep ve arzın fiyata duyarlılığı belirler. Bu, vergi politikasının en önemli ve en az bilinen sonuçlarından biridir: işverenden alınan bir sosyal güvenlik priminin bir kısmı ücretlerin daha yavaş artmasıyla çalışanlara, satıcıdan alınan bir tüketim vergisinin bir kısmı fiyatlarla alıcılara geçebilir.

Bölüşümün kuralı

Doğrusal eğrilerde bölüşümün basit bir formülü vardır. Fiyat 1 lira arttığında talep edilen miktarın azaldığı tutara b, sunulan miktarın arttığı tutara d dersek, birim başına t kadar bir vergide alıcı fiyatı t × d ÷ (b + d) kadar artar, satıcı fiyatı t × b ÷ (b + d) kadar düşer. Örnekte b = 2, d = 3, t = 10: alıcı fiyatı 10 × 3 ÷ 5 = 6 lira artar, satıcı fiyatı 10 × 2 ÷ 5 = 4 lira düşer.

Formülün anlamı şudur: alıcıların yükü, arzın duyarlılığının iki tarafın toplam duyarlılığına oranıdır. Arz çok duyarlıysa, yani d büyükse, satıcılar vergiyi yansıtmakta zorlanmaz; fiyat düşerse üretimden kolayca çekilirler ve yük alıcılara kalır. Talep çok duyarlıysa, yani b büyükse, alıcılar vergiyi yüklenmez; fiyat artınca almayı bırakırlar ve yük satıcılara kalır. Esneklik dersinde gördüğümüz genel ilke, burada sayısal bir kurala dönüşür.

Vergi geliri ve ölü ağırlık kaybı

Devletin topladığı vergi, birim vergi ile el değiştiren miktarın çarpımıdır: 10 × 68 bin = 680 bin lira. Grafikte bu, yüksekliği vergi kaması, genişliği yeni miktar olan bir dikdörtgendir.

Verginin toplam bedeli ise bundan fazladır. Vergi, el değiştiren miktarı 80 binden 68 bine düşürdü. Bu 12 bin birimde alıcıların ödeme isteği, satıcıların maliyetinden yüksekti; ama vergi kaması bu alışverişleri gerçekleşmez kıldı. Kaybolan rant, bir üçgenin alanıdır: ½ × 10 × (80 − 68) = 60 bin lira. Bu ölü ağırlık kaybı, ne alıcılara ne satıcılara ne de devlete gider.

Toplam bedeli hesaplayalım. Alıcıların tüketici rantı, 6 liralık fiyat artışı nedeniyle 68 bin birimde 408 bin lira azalır; ayrıca vazgeçilen 12 bin birimden de rant kaybederler: ½ × 6 × 12 = 36 bin lira. Toplam kayıpları 444 bin liradır. Satıcıların üretici rantı 68 bin birimde 4 liralık düşüşle 272 bin lira azalır; vazgeçilen birimlerden ½ × 4 × 12 = 24 bin lira daha kaybederler. Toplam kayıpları 296 bin liradır. Alıcı ve satıcıların toplam kaybı 740 bin lira, devletin geliri 680 bin liradır; aradaki 60 bin lira ölü ağırlık kaybıdır.

Kaybın büyüklüğü neye bağlı?

Ölü ağırlık kaybı, verginin el değiştiren miktarı ne kadar azalttığına bağlıdır. Talep ve arz ne kadar esnekse, vergi miktarı o kadar çok azaltır ve kayıp o kadar büyük olur. Esnek olmayan mallarda ise vergi miktarı az değiştirir, kayıp küçük kalır. Bu, devletlerin neden sigara, alkol ve akaryakıt gibi talebi esnek olmayan mallardan yüksek vergi aldığını açıklayan nedenlerden biridir: bu mallar, görece küçük bir etkinlik kaybıyla yüksek gelir sağlar.

Kaybın bir başka özelliği, vergi oranıyla birlikte hızla büyümesidir. Doğrusal eğrilerde vergi iki katına çıktığında, miktardaki azalma da iki katına çıkar; üçgenin hem tabanı hem yüksekliği iki kat büyür ve alanı dört katına çıkar. Örnekteki vergi 20 lira olsaydı, miktar 56 bin birime iner ve ölü ağırlık kaybı ½ × 20 × 24 = 240 bin lira olurdu; 10 liralık vergidekinin tam dört katı. Bu yüzden iktisatçılar, aynı geliri birkaç malda yüksek oranlar yerine birçok malda düşük oranlarla toplamanın genellikle daha az etkinlik kaybı yarattığını savunur.

Emek piyasasında vergi: prim kimin cebinden?

Aynı mantık emek piyasası için de geçerlidir. Türkiye'de olduğu gibi birçok ülkede sosyal güvenlik primlerinin bir kısmı çalışandan, bir kısmı işverenden kesilir. Bu bölüşüm yasayla belirlenir; ama primin gerçek yükünün kimde kaldığı, emek talebinin ve emek arzının ücrete duyarlılığına bağlıdır. Emek arzı ücrete az duyarlıysa, yani insanlar ücret biraz düşse de çalışmaya devam ediyorsa, işverenden alınan primin büyük kısmı uzun vadede ücretlerin daha yavaş artmasıyla çalışanlara geçer.

Bu, işveren priminde yapılan bir indirimin mutlaka işverenin kârını artırmayacağı, zamanla ücretlere de yansıyabileceği anlamına gelir. Tersine, işveren primindeki bir artış, işveren tarafından ödense bile, zamanla çalışanların ücret artışlarını yavaşlatabilir. Bu yüzden prim oranlarının değiştirildiği dönemlerde ücretlerin nasıl hareket ettiğine bakmak, primin gerçek yükünü anlamanın en doğrudan yoludur. Yasadaki «işveren payı» ve «işçi payı» ayrımı, verginin bir muhasebe bölüşümüdür; ekonomik yükün bölüşümü ise piyasada, esnekliklere göre belirlenir.

Yansıtma neden eksik kalabilir?

Doğrusal model, bir vergi değişikliğinin yeni dengeye hemen ve tam olarak yansıyacağını varsayar. Gerçek piyasalarda yansıtma çoğu zaman gecikir ve eksik kalır. Fiyatları değiştirmenin bir maliyeti vardır: menüler, etiketler, müşteri tepkisi. Küçük bir vergi indirimi için fiyatı değiştirmeyi değmez bulan satıcı, indirimi kendi kâr marjında tutar. Rekabetin zayıf olduğu piyasalarda satıcılar, indirimi yansıtmak için bir baskı hissetmez.

Yansıtmayı ölçmek de zordur. Bir vergi değiştiğinde, aynı dönemde maliyetler, talep ve rakiplerin fiyatları da değişir. Özellikle yüksek enflasyon dönemlerinde fiyatlar zaten hızla arttığı için, bir vergi indiriminin etkisi genel fiyat artışının içinde kaybolabilir. Etkiyi ayırmanın en güvenilir yolu, bir kontrol grubu bulmaktır. Bu yüzden araştırmacılar, Finlandiya'daki berber çalışmasında olduğu gibi, vergi değişikliğinden etkilenen ürünleri, etkilenmeyen benzer ürünlerle karşılaştırarak etkiyi ayırmaya çalışır.

Sübvansiyonun aynası

Şimdi satıcılara birim başına 10 lira sübvansiyon verilsin. Satıcının eline geçen fiyat, alıcının ödediği fiyattan 10 lira fazladır: Ps = Pa + 10. Arz fonksiyonu Qs = −40 + 3 × (Pa + 10) = −10 + 3Pa olur. Denge: 160 − 2Pa = −10 + 3Pa, yani 170 = 5Pa ve Pa = 34 lira. Satıcının eline geçen fiyat 44 lira, miktar 160 − 68 = 92 bin birimdir.

Alıcının ödediği fiyat 6 lira düştü, satıcının eline geçen fiyat 4 lira arttı; sübvansiyonun faydası, vergi yükünün bölüşümüyle aynı oranda, yüzde 60 alıcılara, yüzde 40 satıcılara gitti. Devletin sübvansiyon için harcadığı tutar 10 × 92 bin = 920 bin liradır. Ama alıcı ve satıcıların kazancı bundan azdır: miktar 80 binden 92 bine çıktığı için, bu ek 12 bin birimde üretim maliyeti alıcıların ödeme isteğinden yüksektir. Sübvansiyonun ölü ağırlık kaybı da ½ × 10 × 12 = 60 bin liradır. Sübvansiyon, etkin düzeyin ötesinde bir üretimi teşvik ederek, vergiyle aynı büyüklükte bir etkinlik kaybı yaratır.

Bu sonuç, sübvansiyonların her zaman kötü olduğu anlamına gelmez. Bir malın tüketimi başkalarına da fayda sağlıyorsa, örneğin aşı ya da eğitim gibi, piyasanın kendi başına ürettiği miktar toplum için yetersiz olabilir; bu durumda sübvansiyon, kaybı değil kazancı artırabilir. Aynı şekilde, bir malın tüketimi başkalarına zarar veriyorsa, vergi etkinlik kaybı yaratmak yerine onu azaltabilir. Bu durumlar, piyasanın hesaba katmadığı etkileri, yani dışsallıkları konu alan derste ayrıntılı olarak ele alınacak. Bu dersteki hesap, böyle etkilerin olmadığı bir piyasanın hesabıdır; vergi ve sübvansiyonların bu sade durumda bile fiyatları, miktarları ve rantları nasıl değiştirdiğini gösterir.

Çözümlü örnek

Bir kentte kiralık konut talebi Qd = 100 − 4P, arz Qs = −20 + 4P olsun; Kiralar bin lira, daire sayısı bin adet olarak ölçülüyor. Belediye, düşük gelirli kiracılara daire başına aylık 2 bin lira kira yardımı vermeyi planlıyor.

Birinci adım, yardımsız dengeyi bulmaktır. 100 − 4P = −20 + 4P, 120 = 8P, P = 15 bin lira, Q = 40 bin daire.

İkinci adım, yardımın talebe etkisini yazmaktır. Kiracının cebinden çıkan kira, ev sahibine ödenen kiradan 2 bin lira eksiktir. Ev sahibine ödenen kiraya P dersek, talep Qd = 100 − 4 × (P − 2) = 108 − 4P olur.

Üçüncü adım, yeni dengeyi bulmaktır. 108 − 4P = −20 + 4P, 128 = 8P, P = 16 bin lira. Ev sahipleri artık 16 bin lira alır; kiracıların cebinden çıkan tutar 16 − 2 = 14 bin liradır. Kiralanan daire sayısı 108 − 64 = 44 bindir.

Dördüncü adım, faydanın bölüşümünü yorumlamaktır. 2 bin liralık yardımın 1 bin lirası kiracıların ödediği tutarı düşürdü, 1 bin lirası ev sahiplerinin aldığı kirayı artırdı. Talep ve arz eşit duyarlılıkta olduğu için yardımın faydası yarı yarıya bölüşüldü. Konut arzı kısa vadede daha az esnek olsaydı, yani arz eğrisi daha dik olsaydı, yardımın çok daha büyük kısmı ev sahiplerine geçerdi. Fransa'da ölçülen yüzde 78'lik oran, bu durumun gerçek hayattaki karşılığıdır.

Uygulama

Özet kartı

  1. Verginin yasal yükü onu ödemekle yükümlü taraftır; ekonomik yükü ise fiyatların değişmesiyle belirlenir ve fiyat karşısında daha katı olan taraf daha çok taşır.
  2. Finlandiya'da berberlik KDV'si yüzde 22'den 8'e inince fiyatlar tam yansımanın yalnızca yarısı kadar düştü; indirimin öbür yarısı berberlerde kaldı.
  3. Fiyatlar KDV artışlarına indirimlerden iki ila dört kat daha güçlü tepki verir; konut yardımının yaklaşık yüzde 78'i kira artışıyla ev sahiplerine geçti.
  4. Birim vergisi kama açar, miktarı düşürür ve alışverişlerin bir kısmını ortadan kaldırır; bu kayıp vergi oranının karesiyle büyür.
  5. Sübvansiyon verginin aynasıdır: faydası esnekliklere göre bölüşülür ve etkin düzeyin ötesindeki üretimi teşvik ederek kayıp yaratır.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
Vergi kamasıTax wedgeAlıcının ödediği ile satıcının aldığı fiyat arasındaki vergi kadar fark
Yasal yük ve ekonomik yükStatutory and economic incidenceVergiyi yasal olarak ödeyen taraf ile gerçekte taşıyan taraf
Fiyata yansıtma oranıPass-through rateVergi değişiminin alıcı fiyatına yansıyan yüzdesi
SübvansiyonSubsidyDevletin bir malın birimi için yaptığı ödeme
Asimetrik yansıtmaAsymmetric pass-throughArtışların fiyata indirimlerden daha güçlü yansıması

Kendini sına

  1. (Çıktı 1) Bir sigara vergisi yasal olarak üreticilerden alınıyor. Bu, verginin yükünü üreticilerin taşıdığı anlamına gelir mi? Yasal ve ekonomik yük kavramlarıyla açıkla.
  2. (Çıktı 2) Talebi çok esnek olmayan, arzı esnek bir mala konan verginin yükünü büyük ölçüde kim taşır? Neden?
  3. (Çıktı 3) Modeldeki piyasada vergi 10 değil 5 lira olsaydı alıcı fiyatı, satıcı fiyatı, miktar, vergi geliri ve ölü ağırlık kaybı ne olurdu?
  4. (Çıktı 3) Aynı piyasada vergi alıcılardan alınsaydı sonuçlar neden değişmezdi?
  5. (Çıktı 2) Öğrencilere verilen bir burs programının faydasının bir kısmı neden okullara geçebilir?
  6. (Çıktı 4) Bir hükümet geçici bir KDV indirimiyle tüketicilere destek olmak istiyor. Asimetrik yansıtma kanıtları bu politika hakkında ne söylüyor?

Cevaplar

  1. Hayır. Yasal yük üreticilerdedir, ama sigara talebi esnek olmadığı için üreticiler verginin büyük kısmını fiyatlara yansıtabilir. Ekonomik yükün çoğu, fiyattan kaçamayan tüketicilerde kalır.
  2. Büyük ölçüde alıcılar taşır. Arz esnek olduğu için satıcılar fiyat düşerse üretimden kolayca çekilir; talep esnek olmadığı için alıcılar fiyat artsa da almaya devam eder. Kama, alıcı fiyatının yükselmesiyle kapanır.
  3. Arz Qs = −40 + 3 × (Pa − 5) = −55 + 3Pa olur; 160 − 2Pa = −55 + 3Pa, 215 = 5Pa, Pa = 43, Ps = 38. Miktar 160 − 86 = 74 bin. Vergi geliri 5 × 74 = 370 bin lira. Ölü ağırlık kaybı ½ × 5 × (80 − 74) = 15 bin lira; 10 liralık vergideki 60 bin liranın dörtte biri.
  4. Alıcıdan alınan vergi talep eğrisini aşağı kaydırır, satıcıdan alınan vergi arz eğrisini yukarı kaydırır; ama iki durumda da alıcının ödediği toplam ile satıcının aldığı arasında aynı 10 liralık kama açılır. Kamanın nasıl bölüşüleceğini yalnızca eğrilerin eğimleri belirler, yasal yükümlülük değil.
  5. Burs öğrencilerin ödeme gücünü artırarak eğitim talebini artırır. Okul kontenjanları kısa vadede esnek değilse, okullar ücretlerini yükselterek bursun bir kısmını kendi gelirlerine aktarabilir. ABD'de öğrenci yardımından yararlanabilen kâr amaçlı okulların yaklaşık yüzde 78 daha yüksek ücret alması buna bir örnektir.
  6. Kanıtlar, fiyatların vergi indirimlerine artışlara göre daha az ve daha yavaş tepki verdiğini gösteriyor. Geçici bir indirimin önemli bir kısmı satıcılarda kalabilir; indirim sona erip vergi eski düzeyine döndüğünde ise fiyatlar daha hızlı yükselebilir. Tüketiciye beklenen destek, kâğıt üzerindekinden küçük olabilir.

İleri okuma

  • Tuomas Kosonen (2015). «More and Cheaper Haircuts after VAT Cut?». Journal of Public Economics 131. Bir vergi indiriminin yansımasının ayrıntılı ölçümü.
  • Youssef Benzarti, Dorian Carloni, Jarkko Harju, Tuomas Kosonen (2020). «What Goes Up May Not Come Down». Journal of Political Economy 128(12). Vergi artışları ile indirimleri arasındaki asimetri.
  • Harvey S. Rosen, Ted Gayer, Public Finance (McGraw-Hill, güncel baskılar). Vergi yükünün dağılımına dair kapsamlı bir ders kitabı.

Sonraki derse köprü

Bu kursun ilk altı dersinde talep eğrisini hazır bir araç gibi kullandık: alıcıların ödeme isteklerinin dizilişi. Peki bu ödeme istekleri nereden geliyor? Bir öğrenci, sınırlı harçlığını kahve ile kitap arasında nasıl bölüştürür, ve kahvenin fiyatı artınca neden bir kısmını kitaba kaydırır? Talep eğrisinin arkasındaki bireysel kararı, yani bir bütçenin sınırları içinde tercihlerin nasıl yapıldığını, sıradaki ders açıyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • Açılış: bir berber koltuğu ve duvarda fiyat listesi; bir vergi tabelası yüzde 22'den yüzde 8'e iner. Fiyat listesindeki rakam yavaşça, ama beklenenin yarısı kadar aşağı kayar.
  • Hikâye: Finlandiya haritası; vergi indirimine giren ve girmeyen hizmetlerin fiyat çizgileri. Bir berberin kasasına indirimin yarısı düşer, öbür yarısı müşterinin cebine gider.
  • Kavram: talep ve arz grafiğinde iki eğri arasına bir kama girer; üst ucu alıcı fiyatını, alt ucu satıcı fiyatını gösterir. Kama, eğimler değiştikçe yukarı ya da aşağı kayar.
  • Veri ve kanıt: iki ok, biri yukarı biri aşağı; yukarı olan kalın ve hızlı, aşağı olan ince ve yavaş. Ardından bir kira yardımı çeki, büyük kısmı ev sahibinin kasasına akar.
  • Neden önemli: bir market rafında ekmek, bakliyat, sebze; KDV etiketi 8'den 1'e iner, bir yıl sonra genel oran 18'den 20'ye çıkar. Raf fiyatlarının iki olaya tepkisi yan yana gösterilir.

Seslendirme vergiyi ne savunur ne kınar; yasanın yazdığı ile piyasanın bölüştürdüğü arasındaki farkı gösterir.

Kısa kesit

Dikey, elli saniyelik. Seslendirme: «Berberlerde KDV yüzde 22'den 8'e indi. Saç kesimi ucuzladı mı?» Fiyat listesi yarım yol iner. Kapanışta: «Vergiyi kimin ödeyeceğini yasa yazar; kimin taşıyacağını piyasa belirler.»