Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Paris Anlaşması, ısınmayı 2 derecenin oldukça altında tutmayı ve 1,5 dereceyle sınırlamak için çaba göstermeyi amaçlar; hakkaniyet ve ortak ama farklılaştırılmış sorumluluklar ilkesine dayanır ve gelişmiş ülkelere iklim finansmanı yükümlülüğü verir.
- Sorumluluk tarihsel salımlarla, bugünkü salımlarla, kişi başı salımlarla ya da ödeme gücüyle ölçülebilir; hangi ölçünün seçileceği ahlaki bir karardır ama sonuçları hesaplanabilir.
- Diffenbaugh ve Burke, insan kaynaklı ısınmanın en yoksul ülkelerin kişi başı gelirini yüzde 17–31 azalttığını ve ülkeler arası eşitsizliğin azalmasını yavaşlattığını buldu.
- Chancel'e göre 2019'da dünya nüfusunun en üstteki yüzde 10'u salımların yüzde 48'ini, en alttaki yüzde 50'si yüzde 12'sini yaptı; bireysel salımlardaki eşitsizliğin yüzde 63'ü artık ülkelerin içindedir.
- Hsiang ve arkadaşları, ABD'de iklim hasarının en yoksul ilçelerde yoğunlaşacağını ve eşitsizliği artıracağını gösterdi; iklim adaleti ülkeler arasında olduğu kadar ülkelerin içinde de bir sorudur.
Öğrenme çıktıları
- Hatırlama — İklim adaletini, ortak ama farklılaştırılmış sorumluluklar ilkesini ve iklim finansmanını tanımlar.
- Anlama — İklim değişikliğinin hem nedenlerinin hem de sonuçlarının ülkeler ve kişiler arasında neden eşitsiz dağıldığını açıklar.
- Analiz — Salım azaltımının yükünü paylaştırmanın farklı ölçütlerini, tarihsel salımlar, bugünkü salımlar, kişi başı salımlar ve ödeme gücü açısından çözümler.
- Değerlendirme — Karbon eşitsizliğinin ülkeler arasından ülkelerin içine kaymasının, iklim politikasının yükü kime yöneltmesi gerektiği sorusunu nasıl değiştirdiğini değerlendirir.
Sezgi
Açılış
Bu dosyada iklim değişikliğinin maliyetini, karbonun fiyatını, sınırdaki karbon bedelini, yeşil finansmanı ve enerji dönüşümünün yerel kayıplarını inceledik. Hepsinde aynı soru arka planda kaldı: bu bedeli kim ödemeli?
Soru basit değildir, çünkü iklim değişikliğinin hem nedenleri hem de sonuçları eşitsiz dağılır. Atmosferdeki karbonun büyük kısmı, sanayileşmelerini yüz elli yılı aşkın sürede kömür ve petrolle gerçekleştiren bugünkü zengin ülkelerden geldi. Isınmanın en ağır sonuçları ise, önceki derslerde gördüğümüz gibi, zaten sıcak olan ve çoğu yoksul olan ülkelerde yaşanıyor. Bugün salımlarını hızla artıran ülkeler ise, zengin ülkelerin geçmişte yaptığı gibi sanayileşmek istiyor. Bu dersin sorusu, bu eşitsizlikler karşısında salım azaltımının ve uyumun yükünün nasıl paylaştırılması gerektiğidir.
Hikâye — Paris'teki uzlaşma
Aralık 2015'te Paris'te imzalanan anlaşma, bu sorunun uluslararası cevabını bir cümleye sığdırmaya çalıştı. Anlaşmanın amacı, küresel ortalama sıcaklık artışını sanayi öncesi düzeylerin 2 derecenin oldukça altında tutmak ve artışı 1,5 dereceyle sınırlamak için çaba göstermekti. Ama bu amacın nasıl paylaşılacağı konusunda anlaşma, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'nden gelen bir ilkeye dayanıyordu: anlaşma, hakkaniyeti ve ortak ama farklılaştırılmış sorumluluklar ve ilgili kapasiteler ilkesini, farklı ulusal koşullar ışığında yansıtacak biçimde uygulanacaktı.
Anlaşmanın finansmanla ilgili maddesi bu ilkeyi somutlaştırıyordu: gelişmiş ülke taraflar, gelişmekte olan ülke taraflara hem salım azaltımı hem de uyum için mali kaynak sağlayacaktı; öbür taraflar ise bu desteği gönüllü olarak sağlamaya ya da sürdürmeye teşvik ediliyordu.
Bu ilke bir uzlaşmaydı, bir formül değil. Kimin ne kadar sorumlu olduğunu, kimin ne kadar ödeyeceğini söylemiyordu. Bu belirsizlik, bugüne kadar iklim müzakerelerinin en çetin tartışmalarını besledi.
Kavram — sorumluluğun ölçüleri
Bir ülkenin iklim değişikliğindeki sorumluluğunu ölçmenin birkaç yolu vardır ve her biri farklı bir sonuç verir.
Bugünkü yıllık salımlara bakıldığında, hızla sanayileşen büyük ekonomiler öne çıkar. Toplam tarihsel salımlara bakıldığında, erken sanayileşen ülkelerin payı büyür. Kişi başı salımlara bakıldığında ise, nüfusu kalabalık ama yoksul ülkelerin payı küçülür. Ödeme gücüne bakıldığında, zengin ülkeler yine öne çıkar. Hangi ölçünün seçileceği iktisadi değil, ahlaki bir karardır; ama her seçimin sonucu hesaplanabilir.
Sonuçların eşitsizliği de ölçülebilir. Noah Diffenbaugh ve Marshall Burke, iklim modellerinin ürettiği, insan kaynaklı ısınmanın olmadığı sıcaklık senaryolarını, sıcaklık ile ekonomik büyüme arasındaki ilişkiye dair kanıtlarla birleştirdi. Böylece, ısınma olmasaydı ülkelerin ekonomilerinin bugün nerede olacağını tahmin ettiler.
Veri ve kanıt — ülkelerin içindeki uçurum
İklim adaleti çoğu zaman ülkeler arasında bir mesele olarak tartışılır. Ama Lucas Chancel'in bulguları, tablonun değiştiğini gösteriyor. Chancel, gelir ve servet eşitsizliğine dair verileri çevresel girdi-çıktı tablolarıyla birleştirerek, kişilerin sera gazı salımlarını 1990–2019 döneminde tahmin etti.
Bu bulgu, iklim adaleti tartışmasını yeniden çerçeveler. Eşitsizliğin büyük kısmı artık zengin ve yoksul ülkeler arasında değil, her ülkenin içinde, zenginler ile yoksullar arasındadır. Bu, ülkeler arasında yükü paylaştırmanın yanında, her ülkenin kendi içinde de yükün nasıl paylaştırılacağı sorusunu öne çıkarır. Önceki derslerde gördüğümüz karbon fiyatının yoksul hanelere orantısız yükü, bu sorunun bir yüzüdür.
Sonuçların eşitsizliği de ülkelerin içinde görülür. Solomon Hsiang ve arkadaşları, ABD'de iklim değişikliğinin tarım, suç, kıyı fırtınaları, enerji, ölüm ve işgücü üzerindeki etkilerini ilçe ilçe tahmin etti. Ortalama hasar, her bir derecelik küresel ısınma için milli gelirin yaklaşık yüzde 1,2'siydi. Ama risk eşitsiz dağılıyordu ve ekonomik eşitsizliği artırıyordu: yüzyılın sonunda, salımların mevcut eğilimle sürdüğü senaryoda, en yoksul üçte bir ilçelerin hasarının ilçe gelirinin yüzde 2 ile 20'si arasında olacağı öngörülüyordu.
Yaygın yanlış«İklim değişikliğinin eşitsizlikle ilgisi yoktur; ısınma bütün ülkeleri ve bütün insanları aynı biçimde etkiler» diye düşünülür.
Diffenbaugh ve Burke, insan kaynaklı ısınmanın en yoksul ülkelerin kişi başı gelirini yüzde 17–31 azalttığını ve en zengin ile en yoksul ülkeler arasındaki farkı ısınmasız bir dünyaya göre yüzde 25 büyüttüğünü buldu.
Yaygın yanlış«Karbon eşitsizliği yalnızca zengin ve yoksul ülkeler arasındaki bir meseledir» diye düşünülür.
Chancel, 2019'da bireysel salımlardaki küresel eşitsizliğin yüzde 63'ünün ülkeler arasındaki değil, ülkelerin içindeki farklardan kaynaklandığını buldu.
Neden önemli? — Türkiye ortada
Türkiye, iklim adaleti tartışmasında ilginç bir konumdadır. Birleşmiş Milletler iklim sözleşmesinde başlangıçta gelişmiş ülkelerle birlikte sınıflandırıldı; ama kişi başı geliri ve tarihsel salımları, bu gruptaki ülkelerin çoğunun belirgin biçimde altındadır. Türkiye, Paris Anlaşması'nı 2021'de onayladı. Bu konum, Türkiye'nin hem iklim finansmanı sağlaması beklenen hem de iklim finansmanına ihtiyaç duyan bir ülke olarak görülmesi gibi ikili bir gerilim yaratır.
Bu dosyanın dersleri de bu gerilimi yansıtıyordu. Türkiye ısınmanın ekonomik maliyetiyle karşı karşıya, Avrupa'nın sınırda karbon bedeli ihracatçılarını etkiliyor, kömür bölgeleri dönüşümün yükünü taşıyacak ve karbon fiyatının yükü yoksul hanelere orantısız biçimde düşebilir. Chancel'in bulgusu, bu yüklerin yalnızca ülkeler arasında değil, ülkenin içinde de adil paylaştırılması gerektiğini hatırlatıyor. İklim adaleti, bir ülkenin dünyadan ne talep ettiği kadar, kendi vatandaşları arasında yükü nasıl paylaştırdığıyla da ilgilidir.
Özet kartı
- Paris Anlaşması, ısınmayı 2 derecenin oldukça altında tutmayı ve 1,5 dereceyle sınırlamak için çaba göstermeyi amaçlar; hakkaniyet ve ortak ama farklılaştırılmış sorumluluklar ilkesine dayanır ve gelişmiş ülkelere iklim finansmanı yükümlülüğü verir.
- Sorumluluk tarihsel salımlarla, bugünkü salımlarla, kişi başı salımlarla ya da ödeme gücüyle ölçülebilir; hangi ölçünün seçileceği ahlaki bir karardır ama sonuçları hesaplanabilir.
- Diffenbaugh ve Burke, insan kaynaklı ısınmanın en yoksul ülkelerin kişi başı gelirini yüzde 17–31 azalttığını ve ülkeler arası eşitsizliğin azalmasını yavaşlattığını buldu.
- Chancel'e göre 2019'da dünya nüfusunun en üstteki yüzde 10'u salımların yüzde 48'ini, en alttaki yüzde 50'si yüzde 12'sini yaptı; bireysel salımlardaki eşitsizliğin yüzde 63'ü artık ülkelerin içindedir.
- Hsiang ve arkadaşları, ABD'de iklim hasarının en yoksul ilçelerde yoğunlaşacağını ve eşitsizliği artıracağını gösterdi; iklim adaleti ülkeler arasında olduğu kadar ülkelerin içinde de bir sorudur.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| İklim adaleti | Climate justice | İklim maliyetlerinin eşitsizlikler gözetilerek paylaştırılması yaklaşımı |
| Ortak ama farklılaştırılmış sorumluluklar ilkesi | Common but differentiated responsibilities and respective capabilities | Ortak sorumluluğun katkı ve kapasiteye göre farklılaştırılması |
| Tarihsel salım sorumluluğu | Historical responsibility | Sorumluluğun toplam geçmiş salımlara göre ölçülmesi |
| Karbon eşitsizliği | Carbon inequality | Salımların kişiler ve gelir grupları arasında eşitsiz dağılması |
| İklim finansmanı | Climate finance | Salım azaltımı ve uyum için aktarılan kaynaklar |
Kendini sına
- (Çıktı 1) Ortak ama farklılaştırılmış sorumluluklar ilkesi ne söyler? Paris Anlaşması bu ilkeyi finansman konusunda nasıl somutlaştırır?
- (Çıktı 2) Diffenbaugh ve Burke'e göre ısınma neden soğuk ülkelerde büyümeyi artırıp sıcak ülkelerde azaltır? Bu, ülkeler arası eşitsizliği nasıl etkiler?
- (Çıktı 3) Sorumluluğu tarihsel salımlarla ve kişi başı bugünkü salımlarla ölçmek, erken sanayileşen bir zengin ülke ile kalabalık nüfuslu hızla büyüyen bir ülke için nasıl farklı sonuçlar verir?
- (Çıktı 3) Chancel'e göre 2019'da dünya nüfusunun en üstteki yüzde 10'u salımların yüzde 48'ini yaptı. Bu grubun kişi başı salımı, dünya ortalamasının kaç katıdır?
- (Çıktı 4) Chancel'in bireysel salım eşitsizliğinin çoğunun artık ülkelerin içinde olduğu bulgusu, iklim politikasının yükü kimin omzuna koyması gerektiği konusunda neyi değiştirir?
Cevaplar
- İlke, bütün ülkelerin iklim değişikliğiyle mücadelede ortak bir sorumluluğu olduğunu, ama bu sorumluluğun geçmişteki katkılara, bugünkü kapasitelere ve ulusal koşullara göre farklılaştırılması gerektiğini söyler. Paris Anlaşması bunu finansmanda, gelişmiş ülke tarafların gelişmekte olan ülke taraflara hem salım azaltımı hem de uyum için mali kaynak sağlayacağını, öbür tarafların ise bu desteği gönüllü olarak sağlamaya teşvik edildiğini belirterek somutlaştırır.
- Sıcaklık ile ekonomik büyüme arasında parabolik bir ilişki vardır: verimlilik belirli bir sıcaklıkta en yüksektir. Soğuk ülkeler bu noktanın altında olduğu için ısınma onları zirveye yaklaştırır ve büyümelerini artırır; sıcak ülkeler ise zaten zirvenin üstünde olduğu için ısınma onları daha da uzaklaştırır ve büyümelerini azaltır. Sıcak ülkelerin çoğu yoksul olduğu için, ısınma yoksul ülkeleri daha da geride bırakır ve ülkeler arası eşitsizliğin azalmasını yavaşlatır.
- Tarihsel salımlarla ölçüldüğünde, sanayileşmesini yüz elli yılı aşkın sürede gerçekleştiren zengin ülkenin payı çok büyük çıkar; hızla büyüyen ülkenin geçmişteki salımları daha az olduğu için payı küçüktür. Kişi başı bugünkü salımlarla ölçüldüğünde de zengin ülkenin payı genellikle büyüktür; kalabalık nüfuslu ülkenin toplam salımı büyük olsa bile kişi başına düşen salımı daha düşük olabilir. Yalnızca bugünkü toplam yıllık salımlara bakıldığında ise kalabalık ve hızla büyüyen ülke öne çıkabilir.
- En üstteki yüzde 10, nüfusun onda biri olarak salımların yüzde 48'ini yapıyor. Kişi başı salımı dünya ortalamasının 48 / 10 = 4,8 katıdır.
- Bulgu, iklim adaletinin yalnızca zengin ve yoksul ülkeler arasında bir mesele olmadığını, her ülkenin kendi içinde de yüksek ve düşük salım yapan gruplar arasında büyük bir uçurum bulunduğunu gösterir. Bu, iklim politikasının yükünü ülkeler arasında paylaştırmanın yanında, ülkelerin içinde de yükün en çok salım yapanlara ve ödeme gücü en yüksek olanlara yöneltilmesi gerektiğini düşündürür; örneğin karbon fiyatının gelirinin yoksul hanelere geri dağıtılması ya da yüksek salımlı yatırımların ve tüketimin daha çok vergilendirilmesi. Ayrıca en üst yüzde 1'in salımlarının büyük kısmının yatırımlarından gelmesi, yatırımların karbon içeriğinin de politikanın konusu olması gerektiğini gösterir.
İleri okuma
- Noah S. Diffenbaugh, Marshall Burke (2019). «Global Warming Has Increased Global Economic Inequality». PNAS 116(20). Isınmanın ülkeler arası eşitsizliğe etkisi.
- Lucas Chancel (2022). «Global Carbon Inequality over 1990–2019». Nature Sustainability 5(11). Bireysel salımların küresel dağılımı.
- Paris Anlaşması (2015). Birleşmiş Milletler Antlaşmalar Derlemesi. Amaç, ilkeler ve iklim finansmanı yükümlülükleri.
Sonraki derse köprü
Bu dosyayla iklim değişikliğinin ekonomisini kapattık. Gördüğümüz her konuda, ülkelerin kararları birbirini etkiliyordu: bir ülkenin karbon fiyatı başka bir ülkenin ihracatını, bir bölgenin dönüşümü başka bir bölgenin ekonomisini değiştiriyordu. Sıradaki dosya bu karşılıklı bağımlılığın daha sert bir yüzüne, ekonominin bir güç aracı olarak kullanılmasına bakıyor. İlk ders ticaret savaşlarını ele alıyor: ülkeler neden birbirinin mallarına gümrük vergisi koyar, bu vergilerin bedelini kim öder ve misilleme zinciri kimi kazandırır, kimi kaybettirir?