İçeriğe geç

Ders 3.1 · Seviye 1 · Bağlanma ve Duygusal Güvenlik

Dört Örüntü: Bağlanma Stilleri Nasıl Oluşur, Nasıl Görünür

2.059 kelime · yaklaşık 9 dakika okuma · 14 dakika seslendirme

Giriş

Geçen hafta birkaç kez yeniden buluşma anlarını izledin: eve girdiğin ya da çocuğunu kreşten aldığın ilk bir-iki dakikayı. Belki koşarak geldi, sarıldı ve oyununa döndü. Belki sana hiç bakmadı. Belki hem sarıldı hem itti, uzun süre yatışamadı. Bu dersin en önemli bilgisi şu: bağlanma araştırmacıları için de en çok şey anlatan an, ayrılık değil, tam olarak bu buluşma anıdır.

Bu dersin sonunda çocuğunun sıkıntı anında sana nasıl yöneldiğine bakarak bağlanma sisteminin nasıl çalıştığını okuyabilecek ve "güvenli" olanın mükemmel değil, öngörülebilir ve onarıcı olan olduğunu bileceksin. 1.3'te Bowlby'nin bağlanmayı bir hayatta kalma sistemi olarak nasıl tarif ettiğini görmüştük. Bugün onun çalışma arkadaşı Mary Ainsworth'un gözlemleriyle devam ediyoruz. Baştan bir uyarı: bu derste anlatılan örüntüler bir teşhis listesi değildir. Amacımız çocuğa etiket koymak değil, ilişkiyi daha iyi okumak.

Ana anlatım

Yabancı Durum deneyi. Ainsworth 1960'ların sonunda ve 1970'lerde, yaklaşık bir yaşındaki bebekleri anneleriyle birlikte oyuncaklı bir odaya aldı ve birkaç dakikalık bölümlerden oluşan bir düzen kurdu. Anne ve bebek birlikte oynar; bir yabancı girer; anne kısa bir süre odadan çıkar; anne döner; sonra bebek bir süre tamamen yalnız kalır; yabancı gelir; en sonunda anne yeniden döner. Bu düzene Yabancı Durum adı verildi. Ainsworth'un dikkatini en çok çeken şey, bebeklerin anne çıktığında ne yaptığı değil, anne döndüğünde ne yaptığıydı. Çünkü yeniden buluşma anı, bebeğin bir yıl boyunca öğrendiği şeyi gösteriyordu: "Sıkıntıdayken bu kişiye yönelmek işe yarar mı?" Bu deney çok sayıda ülkede tekrarlandı ve bağlanma araştırmalarının temel aracı oldu. Ama laboratuvar ölçümüdür; eğitimli kişilerce kodlanır ve bir ev sahnesiyle birebir karıştırılmamalıdır.

Güvenli bağlanma (düşük riskli örneklemlerde çocukların yaklaşık üçte ikisi). Güvenli bağlanmış bebek anne çıkınca üzülebilir ya da üzülmeyebilir; ama anne dönünce ona yönelir, gerekiyorsa kucağa gelir, kısa sürede yatışır ve oyuna döner. İçsel çalışma modeli şöyle özetlenebilir: "İhtiyacım olduğunda gelir, yatışırım, sonra dünyaya dönebilirim." Farklı ülkelerden çalışmaları birleştiren analizler, düşük riskli ailelerde bebeklerin yaklaşık üçte ikisinin bu örüntüyü gösterdiğini buldu; oran kültüre, örnekleme ve ailelerin yaşadığı zorluklara göre değişir. Güvenli bağlanma, bebeğin işaretlerinin çoğunlukla fark edilip makul bir sürede, sıcak ve tutarlı biçimde karşılanmasıyla oluşur. "Çoğunlukla" kelimesi önemli. Tronick'in yüz yüze etkileşim çalışmalarını hatırla: en uyumlu ebeveynler bile işaretlerin ancak bir kısmını ilk seferde doğru okur; fark, kopuşları onarmaktadır.

Kaygılı (dirençli) bağlanma. Kaygılı bağlanmış bebek anne çıkınca çok yoğun üzülür, döndüğünde hem yapışır hem iter; kucağa gelir ama yatışamaz, sırtını kamburlaştırır, ağlamaya devam eder, oyuna dönmekte zorlanır. İçsel model: "Bazen gelir, bazen gelmez; sesimi yükseltmeliyim, bırakmamalıyım." Bu örüntü çoğunlukla tutarsız yanıtla ilişkilidir: bazen yoğun ilgi, bazen ulaşılamazlık; tepkinin çocuğun ihtiyacından çok ebeveynin o anki durumuna göre değişmesi. Çocuk bağlanma sistemini sürekli açık tutmayı öğrenir ve enerjisinin çoğu anneyi izlemeye gittiği için keşif azalır. Bu çocuğa en çok yardım eden şey daha fazla ilgi değil, daha öngörülebilir ilgidir: aynı sıcaklıkta, aynı sırayla, aynı sözlerle tekrar eden yanıtlar. Öngörülebilirlik arttıkça çocuğun alarmı gevşer ve oyuna dönebilir.

Kaçıngan bağlanma. Kaçıngan bağlanmış bebek anne çıkınca pek tepki vermez, döndüğünde ona bakmaz, oyuncaklarla ilgilenmeye devam eder. Dışarıdan "bağımsız" ve "uslu" görünür. Ama ayrılık sırasında kalp atışı ve stres hormonu ölçen çalışmalar, bu bebeklerin içeride belirgin bir stres yaşadığını gösterdi; sakinlik bir görüntüdür. İçsel model: "İhtiyaç göstermek işe yaramaz ya da insanları uzaklaştırır; en iyisi göstermemek." Bu örüntü, ihtiyaç ifadelerinin sık sık görmezden gelinmesi ya da küçümsenmesiyle, "Ağlama, bir şey yok", "Koca çocuk oldun", ya da ebeveynin duygusal yakınlıktan rahatsız olmasıyla ilişkilidir. Türkiye'de özellikle erkek çocuklara söylenen "Erkek adam ağlamaz" cümlesi bu örüntüyü besleyebilir. Kültür de oranları etkiler: bağımsızlığın erken teşvik edildiği bazı toplumlarda kaçıngan örüntü daha sık görülür; bu, örüntünün yalnızca bir aileye değil, bir kültürün beklentilerine de bağlı olduğunu hatırlatır. Yine de aynı analiz, bir kültürün içindeki farkların kültürler arasındaki farklardan daha büyük olduğunu gösterdi; belirleyici olan çoğu zaman ülke değil, evin içindeki ilişkidir.

Düzensiz bağlanma. Mary Main ve Judith Solomon, önceki üç örüntüye uymayan bebekleri incelerken dördüncü bir grup tanımladılar. Anne döndüğünde bu bebekler çelişkili ve tuhaf davranışlar gösterir: yaklaşırken bir anda donmak, yüzünü çevirerek yaklaşmak, yere çökmek. İçsel durum şöyle anlatılır: "Güvenlik kaynağım aynı zamanda korku kaynağım; nereye gideceğimi bilmiyorum." Araştırmalar bu örüntüyü çoğunlukla ebeveynin çocuk için korkutucu olmasıyla, örneğin şiddet ya da ağır öfke patlamaları, ya da ebeveynin kendisinin korkmuş, dalgın ve çözülmemiş bir travmanın içinde olmasıyla ilişkilendirir. Grup düzeyinde düzensiz bağlanma, sonraki yıllarda duygusal ve davranışsal zorluklarla en çok ilişkili bulunan örüntüdür; ama tek bir çocuğun geleceği için güçlü bir öngörücü değildir ve kendi başına bir istismar kanıtı da değildir. Böyle bir tablonun konuşulduğu ailelerde profesyonel destek almak yararlıdır. İki önemli not var. Birincisi, bu sınıflama yalnızca eğitimli kodlayıcıların laboratuvar gözlemiyle yapılır; bir ebeveynin ya da öğretmenin evde gözle koyabileceği bir tanı değildir ve tek başına çocuk koruma kararlarında kullanılmamalıdır. İkincisi, burada vurgu suçlamada değil umuttadır: ebeveynin kendi travmasıyla çalışması ve çocuğun hayatına öngörülebilir, korkutmayan bir yetişkinin girmesi örüntüyü değiştirebilir.

Üç önemli düzeltme. Birincisi, bunlar teşhis değil, ilişki örüntüleridir. Aynı çocuk annesiyle güvenli, babasıyla kaçıngan bir örüntü gösterebilir, çünkü bağlanma bir çocuğun özelliği değil, bir ilişkinin özelliğidir. İkincisi, örüntüler değişebilir: ebeveynin tutumu değiştiğinde, ailenin stresi azaldığında, çocuğun hayatına güvenli bir yetişkin, bir öğretmen, bir dede, bir teyze girdiğinde ya da ergenlikte yeni ilişkilerle. Üçüncüsü, mizaç bağlanma değildir. Mizacı Modül 1'in son dersinde konuşmuştuk; yoğun tepkili bir bebek güvenli bağlanmış olabilir ve yine de çok ağlayabilir; sakin mizaçlı bir bebek kaçıngan olabilir ve hiç ağlamayabilir. Baktığın şey ağlamanın miktarı değil, sıkıntıdayken sana yönelip yönelmediği ve senin yanında yatışıp yatışmadığıdır.

Evde nasıl görünür? Laboratuvarı eve taşıyalım, ama etiket için değil, farkındalık için. Güvenli örüntüde çocuk düşer, ağlayarak sana koşar, kucağında kısa sürede yatışır, iner ve oyununa döner; sen yokken bir başkasıyla oynayabilir, geldiğinde sevinir. Kaygılı örüntüye yakın bir tabloda sen odadan çıkınca oyun durur, çocuk peşinden gelir, kucağında yatışmakta zorlanır, indirmek istediğinde yeniden ağlar, yeni ortamlarda keşfe çıkmaz. Kaçıngan örüntüye yakın bir tabloda çocuk düşer, sana bakmadan kendi kendine kalkar; üzüldüğünde odasına çekilir; "İyiyim" der ama bedeni gergindir, belki geceleri dişlerini gıcırdatır ya da sık sık karnı ağrır. Bu işaretler tek bir olayda değil, aylar boyunca tekrarlayan bir örüntüde anlam taşır. Yorgun bir akşam herkesin ilişkisini kaygılı ya da kaçıngan gösterebilir.

Peki bu örüntüler neden önemli? Minnesota'da Alan Sroufe ve ekibinin bebeklikten yetişkinliğe kadar izlediği aileler gibi uzun soluklu çalışmalar, bebeklikte güvenli bağlanmanın sonraki yıllarda daha iyi duygu düzenleme, daha sağlıklı arkadaşlıklar ve yardım isteyebilme ile ilişkili olduğunu gösterdi. Ama bu ilişkiler ortalamalar hakkındadır ve etkiler orta büyüklüktedir; bağlanma bir kader değildir. Bebeklikte güvenli bağlanan bir çocuk sonraki yıllarda ağır zorluklarla sarsılabilir, güvensiz başlayan bir çocuk ise yeni ilişkilerle güvenliğe doğru ilerleyebilir. Bu yüzden bu dersten çıkaracağın soru "Çocuğum hangi kutuda?" değil, "Bugün, bu hafta, ona sıkıntısında gelen ve kalan bir yetişkin olabiliyor muyum?" olmalıdır.

Bodynamic bakışından. Bodynamic modeli bu örüntülerin bedende de okunabileceğini öne sürer; bu, araştırmayla sınanmış bir ölçüm değil, klinik gözleme dayalı bir bakıştır. Model kaygılı örüntüde bedenin "tutunma" hâlinde olduğunu söyler: kollar, eller, çene gergin, bırakmak zor. Kaçıngan örüntüde göğüs kapanmış, nefes sığ, omuzlar öne düşmüştür; ihtiyaç içeride tutulur. Güvenli örüntüde beden temas ile ayrılık arasında akışkandır: sarılır, bırakır, gider, döner. Modelin ebeveyne önerdiği şey, araştırmaların bağlanma değişimi hakkında söyledikleriyle de uyumludur: bir çocuğun örüntüsünü değiştirmenin en güçlü yollarından biri, ona tekrar tekrar yeni bir deneyim vermektir. Güvenli, ritmik, tahmin edilebilir temas; sıkıntıda gelen ve kalan bir beden.

Örnekler

  • Basit: İki yaşındaki Kaya parkta koşarken düştü ve dizini sıyırdı. Ağlayarak annesine koştu. Annesi bankta oturuyordu; kollarını açtı, onu kucağına aldı ve "Düştün, dizin acıdı" dedi. Bir dakika sonra Kaya'nın ağlaması hıçkırığa döndü, sonra durdu; kucaktan kaydı ve yeniden kaydırağa koştu, yolda bir kez dönüp annesine baktı. Bu tek sahnede güvenli liman da, güvenli üs de var. Annenin yaptığı olağanüstü bir şey değildi: telefonuna bakmıyordu, oradaydı ve ulaşılabilirdi. Ne dizine "Bir şey olmamış" dedi ne de Kaya'yı kucağında tutmaya çalıştı; gelmesine izin verdi, gitmesine de.
  • Orta: Dört yaşındaki Melis anaokulundan gelince annesine sarılmıyor, doğruca odasına gidiyor. Annesi "Ne güzel, bağımsız bir kız" diye düşünüyor. Ama Melis geceleri diş gıcırdatıyor, sık sık karnı ağrıyor ve üzüldüğünü hiç söylemiyor. Bu tablo kaçıngan bir örüntüye işaret ediyor olabilir: ihtiyaç ifade edilmiyor, ama beden konuşuyor. Burada sorgulamak yerine yapmak işe yarar. Her akşam on dakika yan yana, talep yok, "Bugün nasıldı?" sorusu yok; yalnızca birlikte bir şey yapmak, hamur ya da boya. Melis üzüldüğünde "Bir şey yok" yerine "Üzüldün galiba, yanındayım" deyip beklemek. Birkaç hafta içinde Melis ihtiyacını göstermeye başlayabilir; bu başta daha çok ağlama gibi görünür ve iyiye işarettir.
  • Gerçek hayat: Üç yaşındaki Aslan annesiyle yapışkan ve doyumsuz; annesi mutfağa gitse peşinden ağlıyor. Babasıyla ise rahat ve keşifçi: parkta ondan uzaklaşıp oynuyor. Annesi Gamze suçlu hissediyor: "Ben mi yanlış yapıyorum?" Bağlanma ilişkiye özgüdür; Gamze'nin tepkileri kendi kaygısıyla dalgalanıyor olabilir: bazı günler aşırı koruyucu, bazı günler tükenmiş ve uzak. Çözüm Gamze'yi suçlamak değil, onun kendi düzenlenmesini desteklemek: haftada birkaç saat kendine ait zaman, tutarsızlığı azaltacak basit ve tekrar eden rutinler, Aslan'ın ihtiyacına her seferinde aynı sıcaklıkta cevap verme pratiği. Babanın rahat ilişkisi de bir tehdit değil, ailenin kaynağı olarak görülüyor.

Ebeveyn için beden pratiği (3 dk)

Çocuğunun sana en son sıkıntıyla geldiği anı hatırla: bir düşüş, bir korku, bir hayal kırıklığı. O an bedenin ne yaptı? Açıldı mı, yani kollar uzandı, göğüs genişledi mi? Kapandı mı, yani omuzlar kalktı, çene sıkıldı mı? Yoksa bir an dondu mu? Yargılamadan fark et. Şimdi oturduğun yerde kollarını yavaşça iki yana aç, göğsünü genişlet ve bir nefes al. Sonra nefesi verirken kollarını kendine sar, sanki birine sarılıyormuşsun gibi, ve birkaç saniye öyle kal. Bu iki hareket arasında yavaşça dört-beş kez gidip gel: açılmak ve sarmak. Hangisi daha kolay geldi? Güvenli liman olmak bedensel bir beceridir: açılabilen ve tutabilen bir beden. Bu hafta çocuğun sana geldiğinde, kucağını açmadan önce bu hareketi bir kez hatırla.

Bu hafta evde

Şimdi sıra sende: Bu hafta çocuğunun sıkıntı yaşadığı beş anı gözlem günlüğüne kaydet: bir düşüş, bir hayal kırıklığı, bir korku, bir ayrılık. Her biri için beş soruya cevap yaz: sana yöneldi mi ve nasıl? Sen ne yaptın? Ne kadar sürede yatıştı? Sonra oyununa ya da keşfine döndü mü? O an senin bedenin açık mıydı, kapalı mı? Etiket koyma; "kaçıngan" ya da "kaygılı" gibi kelimeleri günlüğe yazma. Yalnızca beş kaydın yan yana ne anlattığına bak. Çocuğun büyüdüyse, sıkıntı anları bir kavga, kötü bir not ya da bir arkadaş kırgınlığı olabilir. Hedef: Bağlanmayı bir kavram olarak değil, ev sahnelerinde tekrar eden bir döngü olarak okumak. Gözlem günlüğü: Beş kaydın hangisinde çocuğun en hızlı yatıştı ve o an senin sesin, yüzün ve bedenin nasıldı?

Mini test

  1. Yabancı Durum deneyinde en çok şey anlatan an hangisidir?
  2. Güvenli bağlanan bir bebeğin ebeveyni, bebeğin işaretlerinin kaçını doğru okumuş olmalıdır: hepsini mi, çoğunu mu?
  3. İki yaşındaki oğlunu kreşten aldığında sana bakmadan oyuncağıyla oynamaya devam ediyor. Öğretmen "Çok bağımsız, hiç ağlamıyor" diye övüyor. Akşamları ise sık sık karnının ağrıdığını söylüyor. Övgünün arkasında ne görürsün ve ne yaparsın?
  4. Dört yaşındaki kızın annesi eve gelince koşup ona sarılıyor, ama babası işten döndüğünde ona yönelmiyor, üzüldüğünde de hep annesine gidiyor. Baba "Beni sevmiyor" diye kırılıyor. Ona ne söylersin?
  5. Mizaç ile bağlanmayı karıştırmamak için neye bakmalısın?
Cevapları göster
  1. Ayrılık değil, yeniden buluşma anı: çocuğun sıkıntıdayken ebeveynine yönelip yönelmediği ve yanında yatışıp yatışmadığı.
  2. Hepsini değil. İşaretlerin çoğunlukla fark edilip sıcak ve tutarlı biçimde karşılanması ve kopuşların onarılması yeterlidir.
  3. Etiket koymadan, ama dikkatle okursun: dışarıdaki sakinlik içerideki stresi gizleyebilir. Kaçıngan örüntü gösteren bebeklerde ayrılık sırasında stres hormonunun yükseldiğini gösteren ölçümler vardır. Tek bir günden sonuç çıkarmaz, aylar boyunca tekrarlayan bir örüntüye bakarsın. Buluşma anında yanına çöker, onu zorlamadan yakınlık sunarsın; üzüldüğünde "Bir şey yok" yerine "Üzüldün, buradayım" dersin ve ihtiyacını gösterdiğinde sıcak bir karşılık verirsin. Karın ağrıları sürerse bir çocuk doktoruna da gösterirsin.
  4. Bunun sevgisizlik olmadığını söylersin: bağlanma çocuğun sabit bir özelliği değil, her ilişkinin kendi geçmişiyle şekillenen bir özelliğidir ve aynı çocuk iki ebeveyniyle farklı örüntüler gösterebilir. Babanın kızıyla düzenli ve öngörülebilir zaman geçirmesi, özellikle zor anlarda yanında kalıp onu yatıştırması bu ilişkiyi zamanla değiştirebilir; örüntüler sabit değildir.
  5. Ağlamanın miktarına değil, çocuğun sıkıntıda sana yönelip yönelmediğine ve senin yanında yatışıp yatışmadığına.

Özet

  • Dört örüntü: güvenli, kaygılı, kaçıngan ve düzensiz; her biri tekrarlanan yanıt deneyimlerinden doğan bir ilişki örüntüsüdür.
  • En bilgilendirici an yeniden buluşmadır: çocuk sana yöneliyor mu, yanında yatışıyor mu?
  • Güvenli olan mükemmel değil, öngörülebilir ve onarıcı olandır.
  • Örüntüler etiket değildir; ilişkiye özgüdür, kültürden etkilenir ve değişebilir. Düzensiz örüntü evde gözle konan bir tanı değildir.
  • Beden örüntüyü taşır; yeni, tekrar eden ve güvenli bir deneyim örüntüyü değiştirebilir.

Sonraki derse hazırlık

Ders 3.2'de, "Uyum, Ko-regülasyon ve Onarım: Güvenli Bağlanmanın Günlük Mekaniği" başlığıyla, güvenli ilişkinin gün içinde nasıl kurulduğuna ineceğiz: çocuğun iç dünyasını doğru okumak, onun fırtınasında kendi sakinliğini ödünç vermek ve bir kopuştan sonra geri dönmek. Hazırlık: bu hafta çocuğuna haksızlık ettiğini ya da gereğinden sert davrandığını düşündüğün bir anı dürüstçe not et. Sonra o andan sonra ne yaptığını da yaz; hiçbir şey yapmadıysan onu da.

Kaynaklar

  • Ainsworth, M. D. S., Blehar, M. C., Waters, E. ve Wall, S. (1978). Patterns of Attachment: A Psychological Study of the Strange Situation. Hillsdale, NJ: Erlbaum.
  • van IJzendoorn, M. H. ve Kroonenberg, P. M. (1988). Cross-cultural patterns of attachment: A meta-analysis of the Strange Situation. Child Development, 59(1), 147–156.
  • Spangler, G. ve Grossmann, K. E. (1993). Biobehavioral organization in securely and insecurely attached infants. Child Development, 64(5), 1439–1450.
  • Main, M. ve Solomon, J. (1990). Procedures for identifying infants as disorganized/disoriented during the Ainsworth Strange Situation. M. T. Greenberg ve ark. (Ed.), Attachment in the Preschool Years içinde (s. 121–160). Chicago: University of Chicago Press.
  • Granqvist, P. ve ark. (2017). Disorganized attachment in infancy: A review of the phenomenon and its implications for clinicians and policy-makers. Attachment & Human Development, 19(6), 534–558.
  • Sroufe, L. A. (2005). Attachment and development: A prospective, longitudinal study from birth to adulthood. Attachment & Human Development, 7(4), 349–367.
  • Groh, A. M. ve ark. (2017). Attachment in the early life course: Meta-analytic evidence for its role in socioemotional development. Child Development Perspectives, 11(1), 70–76.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.