Giriş
Elindeki kâğıtta dedelerden torunlara uzanan, üç katlı bir aile ağacı duruyor. Sonra üzerine işaretler koydun: erken bir ölüm, bir göç, aileden koparılmış bir amca, adı pek anılmayan bir hala, bir iflas, bir hastalık. Kâğıda bakınca belki bir şeyi ilk kez fark ettin: bazı olaylar hiç konuşulmamış ama herkesin bildiği bir sessizlik olarak orada duruyor; bazı örüntüler ise kuşaktan kuşağa neredeyse aynı biçimde tekrarlanıyor. Bu ağaç, bugünkü dersin haritası.
Bu dersin sonunda anne babalıkta taşıdığımız alışkanlıkların bize nereden ve nasıl ulaştığını, aile terapisinin sözünü ettiği görünmez sadakatleri ve bir çocuğun farkında olmadan hangi ağırlıkları omuzlayabildiğini tanıyacaksın. Kendi aile ağacına bu gözle bakacak ve aktarımı kesmenin adımlarını öğreneceksin. Bu ders bireysel psikolojiden sistem bakışına bir geçiştir: çocuk yalnızca anne ve babasının değil, bütün bir aile tarihinin içine doğar.
Ana anlatım
Aktarımın üç yolu. Birinci yol davranış ve modeldir; en görünür olanıdır. Bağırılan çocuk bağırmayı, dinlenen çocuk dinlemeyi öğrenir. Ebeveynlik büyük ölçüde taklitle öğrenilir ve 3.3'te gördüğümüz gibi, "Asla annem gibi olmayacağım" diyenler yorgun bir akşam tam da onun cümlelerini kurabilir. İkinci yol anlatı ve sessizliktir. Ailede anlatılan hikâyeler, "Biz güçlü bir aileyiz", "Erkekler ağlamaz", "Dışarıdakilere güvenilmez", çocuğun dünyayı nasıl okuyacağını şekillendirir. Anlatılmayanlar da en az onlar kadar etkilidir: erken ölümler, intiharlar, göçler, kaçışlar, aileden dışlananlar. Konuşulmayan şey kaybolmaz; çoğu zaman bir sonraki kuşakta açıklanamayan bir korku, bir gerginlik ya da nedeni bilinmeyen bir sadakat olarak geri döner.
Üçüncü yol beden ve biyolojidir. 10.1'de gördüğümüz gibi stres, birlikte düzenleme yoluyla ebeveynin bedeninden çocuğunkine geçer. Bir de epigenetik araştırmalar var. Kanadalı araştırmacılar Ian Weaver, Michael Meaney ve arkadaşlarının sıçanlarla yaptığı ünlü çalışmada, yavrularını çok yalayıp tımar eden annelerin yavrularında stres sistemini düzenleyen bir genin üzerindeki kimyasal işaretler farklılaştı ve bu yavrular yetişkinlikte strese daha dengeli tepki verdi; üstelik bu fark, beyne verilen bir maddeyle geri çevrilebildi. İnsanlarda ağır stresin bu tür izlerinin bir sonraki kuşağa geçtiğine dair bulgular ise henüz sınırlı, küçük örneklemlere dayanıyor ve tartışmalı. Bu alanı "genlerimizde yazılı bir kader" gibi değil, dikkatle izlenen genç bir araştırma alanı olarak düşünmek gerekir.
Üç yolun hepsi için iyi haber aynıdır: aktarım bir kader değildir. Psikologlar Joan Kaufman ve Edward Zigler'in alan yazınını eleştirel biçimde derleyen klasik değerlendirmesine göre, çocukken kötü muamele görenlerin yaklaşık üçte birinin kendi çocuklarına da kötü muamele ettiği tahmin ediliyordu; bu oran genel nüfustakinden çok yüksekti, ama aynı zamanda bu kişilerin çoğunluğunun, yani yaklaşık üçte ikisinin, zinciri kırdığı anlamına geliyordu. Zinciri kıranları ayıran etkenler arasında hayatlarında en az bir destekleyici ilişkinin olması, yaşadıklarını anlamlandırabilmeleri ve destek almaları öne çıkıyor. Fark edilen bir örüntü değiştirilebilir ve güvenli bir ilişki, stres sisteminin ayarını da zamanla yeniden yazar.
Aile sistemi: görünmez düzenler. Aile bir sistemdir: bir parça değişince hepsi değişir ve sistemin, üyelerinin bilinçli tercihlerinden bağımsız bir dengesi vardır. Bu fikir aile terapisinin temelidir; Murray Bowen'dan Macar asıllı terapist İván Böszörményi-Nagy'ye kadar pek çok kuramcı, ailelerin kuşaklar boyunca taşıdığı "görünmez sadakatler"den söz etti. Türkiye'de son yıllarda çok yaygınlaşan aile dizimi çalışmaları, Alman terapist Bert Hellinger'in geliştirdiği yaklaşımdan doğdu ve üç düzen tarif eder. Aidiyet: ailenin her üyesinin, ölmüş, dışlanmış ya da unutulmuş olsa bile, bir yeri vardır. Sıra: önce gelenlerin önceliği vardır; ebeveyn verir, çocuk alır. Denge: alma ile verme arasında; ebeveyn ile çocuk arasındaki denge, çocuğun geri ödemesiyle değil, aldığını kendi çocuklarına vermesiyle kurulur.
Bu düzenler hakkında dürüst olmak gerekir. Aile dizimi, bilimsel olarak sınanmış yasalar değil, klinik gözlemden doğmuş bir dildir. Etkinliği üzerine yapılmış kontrollü araştırmalar sayıca çok azdır. Almanya'da Heidelberg'de yürütülen tek merkezli bir randomize çalışmada, aile dizimi seminerine katılanların psikolojik işlevselliğinde bekleme listesindekilere göre iyileşme görüldü; ama bu bulgu başka merkezlerde tekrarlanmayı bekliyor ve yöntemin nasıl ve neden işlediğini açıklamıyor. Yöntemin kurucusunun bazı görüşleri de ciddi eleştiriler aldı. Bu yüzden bu düzenleri, pek çok aile örüntüsünü anlamaya yardım eden bir harita olarak kullanacağız; bir aile dizimi çalışmasına katılmak isteyenlerin ise travmaya duyarlı, eğitimli ve güvenilir bir uygulayıcı seçmesi çok önemlidir.
Yükü taşıyan çocuk. Sistemde çözülmemiş bir şey olduğunda, yas tutulmamış bir kayıp, konuşulmayan bir olay, dışlanmış bir üye ya da eşlerin taşıyamadığı bir çatışma, çoğu zaman bir çocuk sevgiden ve sadakatten o yükün bir kısmını üstlenir. Bazen hasta olur ya da "sorunlu" olur; bazen de tam tersine aşırı sorumlu ve mükemmel olur. Ebeveynleştirilmiş çocuk (7.5) bunun en sık görülen hâlidir: annesinin sırdaşı olan kız, "evin erkeği" ilan edilen oğlan, kardeşlerine annelik yapan abla, ebeveynlerinin kavgasında hakemlik yapan çocuk, depresif bir ebeveyni neşelendirmek zorunda hisseden çocuk.
Bu çocuklar çoğu zaman "Çok olgun", "Çok anlayışlı" diye övülür; oysa çocuklukları ellerinden alınmıştır. Çalışmaları birleştiren bir meta-analiz, çocuklukta ebeveynleştirildiğini bildiren yetişkinlerde ruhsal sorunların daha sık olduğunu buldu; ilişki özellikle kaygı, yeme ve kişilik bozukluklarında belirgindi. Bu çalışmalar geriye dönük anlatımlara dayanır, ama tablo tutarlıdır. 10.3'teki modelin diliyle bu, ihtiyaç ve irade evrelerinin erken pozisyonlarıyla örtüşür. Türkiye'de "büyük çocuk", "ilk kız" ya da tek ebeveynli evlerde "evin erkeği" rolleri bu yükün kültürel kılıflarıdır; çoğu zaman sevgiyle ve iyi niyetle yüklenirler.
Kendi ağacına bakmak. Hazırlık için çizdiğin ağaca şu soruları sor. Kimler erken öldü ve kimlerin yası gerçekten tutulmadı? Kim dışlandı, kimden söz edilmez? Hangi çocuk kimin yükünü taşıdı ve ben kimin yükünü taşıdım? Ailemde tekrarlayan örüntüler neler: erken evlilikler, boşanmalar, bağımlılık, göç, hastalık, "güçlü kadınlar ve sessiz erkekler" ya da tam tersi? Hangi cümleler kuşaktan kuşağa geçiyor? Ve en önemlisi: çocuğum şu anda bu ağaçtan ne taşıyor olabilir? Bu soruların cevabı tek başına bir çözüm değildir; ama görülen bir yük, görülmeyenden her zaman daha hafiftir.
Bu topraklarda üç kuşak geriye gidildiğinde pek çok ağaçta büyük olaylar görülür: savaşlar, mübadeleler, zorunlu göçler, köyden kente ya da yurt dışına taşınmalar, depremler. Bu olayların çoğu ailelerde az konuşulan, ama davranışlara sızan izler bırakmıştır: yiyeceği asla israf etmeyen bir büyükanne, her şeyi önceden hazırlayan bir baba, "Paranı hep bir köşede tut" öğüdü. Bu izleri görmek, onları yargılamak için değil, nereden geldiklerini anlamak ve hangisini çocuğa bilinçle aktarmak istediğine karar vermek içindir.
Zinciri kesmek: altı hareket. Birinci hareket görmek ve adlandırmaktır: "Bu örüntü annemden geldi, ona da annesinden." İkinci hareket anlamak ama suçlamamaktır. Ebeveynlerimiz ellerindekiyle yaptılar; onları suçlamak zinciri koparmaz, tersine bizi onlara daha sıkı bağlar. 3.3'teki "İkisi de doğru" cümlesi burada yol gösterir: elinden geleni yaptı ve beni yaraladı. Üçüncü hareket yeri geri vermektir: dışlanan birini anmak, konuşulmayanı nazikçe konuşmak, yası tutulmamış birinin yasını tutmak. Bu çoğu zaman tek başına değil, bir terapistle ya da güvenilir bir uygulayıcıyla yapılır.
Dördüncü hareket yükü geri bırakmaktır. İçten söylenen bir cümle bunu taşıyabilir: "Bu senin yükündü anne; ben onu taşıyamam. Sana bırakıyorum ve seni seviyorum." Ebeveynleştirilmiş bir çocuğun yetişkin olarak yapabileceği en büyük hareketlerden biri budur. Beşinci hareket sırayı kurmaktır: kendi çocuğunu sırdaş, hakem, bakıcı ya da eş yerine koymamak ve kendi duygusal ihtiyaçlarını yetişkinlerden karşılamak. Bu, aktarımı kesmenin en somut adımıdır ve Modül 3'ten beri söylediğimiz "Çocuk ebeveynin duygusunun bakıcısı olmaz" ilkesinin sistem düzeyindeki karşılığıdır. Altıncı hareket yeni bir anlatı kurmaktır: çocuğa aile tarihini iyisiyle ve zoruyla, yaşına uygun biçimde anlatmak. 9.5'te gördüğümüz gibi aile hikâyelerini bilmek, çocukların daha yüksek öz-değeri ve daha düşük kaygısıyla ilişkili bulundu; bu hikâyeye bir cümle eklemek de mümkündür: "Ve biz bunu değiştirdik."
Aile dizimi ve Bodynamic birlikte. İki yaklaşım aynı yüke farklı yerlerden bakar. Sistem bakışı, yükün ailenin neresinde durduğunu gösterir: kim kimin yerinde duruyor, hangi kayıp yas tutulmadı. Beden bakışı, yükün insanın neresinde durduğunu gösterir: hangi kasta, hangi evrede. İkisi birlikte bir cümle kurar: "Annemin taşıyamadığı yası ben taşıdım; bu bugün göğsümdeki kapalılıkta ve ihtiyaç duymayı bırakmış olmamda yaşıyor." Çözüm de iki yerden gelir: yeri geri vermek ve bedeni yeniden açmak. Ebeveynlikteki karşılığı ise basittir: çocuğumun taşımasını istemediğim şeyi önce ben görürüm, sonra ya kendim taşırım ya da bırakırım.
Örnekler
- Basit: Aynur, çocukken kendi annesinin sırdaşıydı; babasının içki sorunu her gece ona anlatılırdı. Şimdi on yaşındaki kızı Selen'e eşiyle yaşadığı sorunları anlatıyor ve bunu "O beni çok iyi anlıyor" diye açıklıyor. Bu, ikinci kuşakta tekrarlanan bir ebeveynleştirme. Zinciri kesmek Aynur'un bunu görmesiyle başlıyor: "Annemin bana yaptığını ben kızıma yapıyorum." Ardından Selen'le kısa bir onarım konuşması yapıyor: "Sana babanla ilgili bazı şeyler anlattım. Bunlar senin taşıman gereken şeyler değil; onları ben halledeceğim." Kendi duygusal ihtiyacını bir arkadaşına, eşine ve bir terapiste taşımaya başlıyor. Selen ilk kez yeniden bir çocuk olabiliyor.
- Orta: Yedi yaşındaki Oktay birkaç aydır açıklanamayan korkular ve gece kabuslarıyla uğraşıyor; ev sakin, anne ve babası birbirine iyi davranıyor. Aile ağacı bir şey gösteriyor: babası Kemal'in ağabeyi yedi yaşındayken boğularak ölmüş, adı evde hiç anılmamış ve Oktay'a aynı ad verilmiş. Oktay yedi yaşına bastığında Kemal'in içindeki yas sessizce uyanmış; Kemal oğlunu gözünün önünden ayırmak istemiyor, suya yaklaştığında paniğe kapılıyor ve bunun farkında değil. Çocuk bu kaygıyı soluyor. Sistem bakışı burada iki şey öneriyor: tutulmamış bir yas ve "yerine konan çocuk" diye anılan bir örüntü. Kemal önce kendi yası için bir terapistle çalışıyor; ağabeyinin fotoğrafı eve asılıyor, adı söylenmeye başlıyor ve Oktay'a yaşına uygun bir anlatı veriliyor: "Adın amcandan geliyor. O çok sevilen bir çocuktu ve küçükken öldü. Sen sensin, o o." Paralel olarak bir çocuk psikoloğu Oktay'ı değerlendiriyor; iki yol birbirini dışlamıyor.
- Gerçek hayat: Bir aile danışmanının masasından. Tarkan danışmanlığa şu cümleyle geliyor: "Oğlum Doğa bana hiç benzemiyor; ona ulaşamıyorum." Ağacı dikkat çekici: kendi babası o üç yaşındayken aileyi terk etmiş, annesi onu "babası gibi olmasın" diye sert büyütmüş ve babasının adı evde yasakmış. Tarkan, neşeli, dağınık ve özgür ruhlu oğlunda kendi babasının gölgesini görüyor; çünkü terk eden babanın da "öyle" olduğu anlatılırmış. Farkında olmadan annesinin ona uyguladığı sertliği oğluna uyguluyor. Danışman üç yolu birlikte görüyor: annenin sertliği bir model, "Baban gibi olma" bir anlatı, bedende tutulan öfke ise bir iz. Çalışma Tarkan'ın babasına içinde bir yer vermesi, oğlunu babasının gölgesi olarak değil kendisi olarak görmeye başlaması ve sertliğinin kaynağını tanımasıyla ilerliyor. Tarkan'ın oğluna benzemesi gerekmiyor; onu görebilmesi yetiyor.
Ebeveyn için beden pratiği (5 dk)
Ayağa kalk, gözlerini kapat ve ağırlığını iki ayağına eşit dağıt. Arkanda anne ve babanın durduğunu hayal et; onların arkasında kendi anne ve babaları, daha geride ise adını bilmediğin kuşaklar. Yavaşça, hayal ettiğin bu sıraya sırtını yasla. Bedeninde ne oluyor? Bir destek mi hissediyorsun, bir ağırlık mı, öne kaçma isteği mi, yoksa arkada bir boşluk mu? Ne gelirse gelsin, onu değiştirmeye çalışmadan birkaç nefes boyunca izle. Sonra içinden şu cümleyi kur: "Hayatı sizden aldım. Taşıdıklarınız sizde kalsın; ben kendi hayatımı yaşıyorum ve çocuğuma hayatı veriyorum." Şimdi gözlerini aç ve önüne bak; çocuğunun orada durduğunu hayal et. Bu pratiğin bedeninde ağır geldiği yer, belki ileride bir terapistle birlikte çalışmak isteyeceğin yerdir.
Bu hafta evde
Şimdi sıra sende: Aile ağacına dersteki soruları sor ve cevaplarını yaz; tekrarlayan örüntüleri ve konuşulmayan olayları farklı bir renkle işaretle. "Ben kimin yükünü taşıdım?" ve "Çocuğum şu anda ne taşıyor olabilir?" sorularına birer paragraf ayır. Yedi gün boyunca çocuğunu sırdaş, hakem, bakıcı ya da teselli kaynağı yaptığın anları say ve her birinin yanına o ihtiyacı hangi yetişkine taşıyabileceğini yaz. Son olarak aile hikâyesinden çocuğuna yaşına uygun bir parça anlat, örneğin büyükanne ile büyükbabanın nasıl tanıştığını ya da dedenin hangi şehirden geldiğini, ve hazır hissedersen konuşulmayan bir şeyi nazikçe aç. Hedef: Çocuğu aile tarihinin içinde görmek ve yükü bir kuşakta bırakmak. Gözlem günlüğü: Çocuğunu sırdaş ya da teselli kaynağı yaptığın anlarda, ondan hemen önce senin içinde hangi ihtiyaç karşılanmamıştı?
Mini test
- Kuşaklar arası aktarımın üç yolu nedir?
- Bir arkadaşın aile dizimi seminerinden çok etkilenmiş dönüyor ve sana "Çocuğunun öfke nöbetleri dedenin dışlanmış kardeşinden geliyor, mutlaka diziliş yaptır" diyor. Bu öneriyi nasıl değerlendirirsin?
- On iki yaşındaki kızın, babasıyla tartıştığın her akşam odana gelip seni teselli ediyor, "Üzülme anne, ben buradayım" diyor ve komşular onun ne kadar olgun olduğunu övüyor. Ne görüyorsun ve ne yaparsın?
- Zinciri kesmenin en somut adımı hangisidir?
- Ebeveynleri suçlamak neden zinciri koparmaz?
Cevapları göster
- Davranış ve model; anlatı ve sessizlik; beden ve biyoloji. Epigenetik aktarım hayvanlarda güçlü biçimde gösterilmiş olsa da insanlarda henüz sınırlı ve tartışmalı bir araştırma alanıdır.
- Öneriyi merakla dinlersin ama bir kesinlik olarak almazsın. Aile dizimi, aidiyet, sıra ve denge gibi kullanışlı bir harita sunar; ama bu düzenler bilimsel olarak sınanmış yasalar değildir ve yöntemin kontrollü araştırması çok sınırlıdır. Çocuğunun öfke nöbetlerinin şimdiki nedenlerine önce burada, bu akademinin araçlarıyla bakarsın: uyku, yorgunluk, evdeki gerginlik, dil ve düzenleme becerisi. Nöbetler sık ve yoğunsa bir çocuk psikoloğuna danışırsın. Aile tarihindeki bir kaybı ya da dışlanmayı kendi işin olarak keşfetmek istersen, bunu travmaya duyarlı ve eğitimli bir uzmanla ve çocuğun yükünü azaltacak biçimde yaparsın; çocuğa bir açıklama yüklemek yerine.
- Bu bir ebeveynleştirme örüntüsü: kızın senin duygusal ihtiyacını karşılayan kişi hâline geliyor ve "olgunluk" övgüsü bu yükü görünmez kılıyor. Önce ona teşekkür edersin, sonra yükü geri alırsın: "Beni teselli etmeye çalıştığını görüyorum, çok şefkatlisin. Ama babamla aramızdakileri halletmek benim işim, senin değil. Sen benim kızımsın, teselli kaynağım değil." Kendi teselli ihtiyacını bir arkadaşa, bir yakına ya da bir terapiste taşırsın. Eşinle tartışmaları kızınızın duyamayacağı bir zamana ve yere almayı konuşursunuz. Tartışmalar sık ve yorucuysa bir çift terapisti de düşünürsünüz.
- Sırayı kurmak: kendi çocuğunu sırdaş, hakem, bakıcı ya da eş yerine koymamak ve kendi duygusal ihtiyaçlarını yetişkinlerden karşılamak.
- Çünkü suçlama insanı suçladığı kişiye daha sıkı bağlar. Anlamak, yeri geri vermek ve yükü bırakmak ise hem ebeveyni hem de kendini serbest bırakır.
Özet
- Aktarım model, anlatı ve beden yoluyla olur; kader değildir ve kötü muamele görenlerin çoğu zinciri kırar.
- Aile sistemi yaklaşımları aidiyet, sıra ve denge gibi görünmez düzenler önerir; bunlar kanıtı sınırlı ama kullanışlı bir haritadır.
- Yükü taşıyan çocuk çoğu zaman "çok olgun" diye övülür; oysa çocukluğu elinden alınmıştır.
- Zinciri kesmenin altı hareketi: gör, anla, yeri geri ver, yükü bırak, sırayı kur ve yeni bir anlatı kur.
- Sistem bakışı yükün ailede, beden bakışı insanda nerede durduğunu gösterir; çözüm iki yerden gelir.
Sonraki derse hazırlık
Ders 10.5, "Ev Bir Sinir Sistemidir: Aile Düzenleme Kültürü ve Ne Zaman Terapi", Modül 10'u kapatıyor ve bu modülde öğrendiklerimizi eve indiriyor: ritim, uyku, hareket, dokunma, doğa ve ailece yapılan kısa beden pratikleri, bir de çocuk, ebeveyn ya da aile için ne zaman profesyonel yardım gerektiği. Hazırlık olarak evinin bir gününü, sabah uyanıştan gece yatışa kadar, sinir sistemi gözüyle izle: ev hangi saatlerde sakin ve bağlantıda, hangi saatlerde alarmda, hangi saatlerde kapanmış ve herkes kendi köşesine çekilmiş durumda?
Kaynaklar
- Weaver, I. C. G. ve ark. (2004). Epigenetic programming by maternal behavior. Nature Neuroscience, 7, 847–854.
- Kaufman, J. ve Zigler, E. (1987). Do abused children become abusive parents? American Journal of Orthopsychiatry, 57(2), 186–192.
- Hooper, L. M., DeCoster, J., White, N. ve Voltz, M. L. (2011). Characterizing the magnitude of the relation between self-reported childhood parentification and adult psychopathology: A meta-analysis. Journal of Clinical Psychology, 67, 1028–1043.
- Weinhold, J. ve ark. (2013). Family constellation seminars improve psychological functioning in a general population sample: Results of a randomized controlled trial. Journal of Counseling Psychology, 60(4), 601–609.
- Boszormenyi-Nagy, I. ve Spark, G. M. (1973). Invisible Loyalties. New York: Harper & Row.