Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Bilgeliğin mükemmelliği bir metin ailesidir; sekiz bin dizelik çekirdekten hem genişleme hem damıtma yoluyla gelişmiştir ve uzunluk bir erkenlik göstergesi değildir.
- Boşluk, bağımsız bir doğanın bulunmamasıdır; bir yokluk değil, koşullanmanın öbür yüzüdür ve çözümlemenin ögelerde durmasına izin vermez.
- Metin kendi keskin sorusunu sorar: nirvāṇa da bir sihir gösterisi gibidir ve boşluğun kendisi de boştur; onu yeni bir öze dönüştürmek reddedilir.
- Elmas'ın "A değildir, bu yüzden A denir" kalıbı adı korur ama şeyleştirmeyi keser; Kalp Sūtrası, serinin kurduğu kavramları tek tek sayıp tutunmayı çözer.
- Şefkat azalmaz, sahiplenilmez; boşluk da ahlaki ayrımları kaldırmaz ve iki düzeyin birlikte tutulması istenir.
Açılış sahnesi
Sekiz bin dizelik bilgeliğin mükemmelliği metni Rājagaha'daki Akbaba Tepesi'nde açılır. Öğretmen, keşiş Subhūti'ye döner ve ondan bodhisattva'lara bilgeliğin mükemmelliğini anlatmasını ister. Topluluğun ortasında Śāriputra da oturmaktadır ve içinden şunu düşünür: Subhūti bunu kendi gücüyle mi anlatacak, yoksa öğretmenin gücüyle mi?
Subhūti konuşmaya başlar ve ilk cümlesi bir öğretimin nasıl başlaması gerekiyorsa tam tersidir. Bodhisattva denen şeyi ne görüyorum ne buluyorum, der. Bilgeliğin mükemmelliği denen şeyi de ne görüyorum ne buluyorum. Öyleyse hangi bodhisattva'ya, hangi bilgeliğin mükemmelliğini öğreteyim? Sonra ekler: bu söylendiğinde bir bodhisattva'nın yüreği sıkışmıyor, korkmuyor, ürkmüyorsa, işte bilgeliğin mükemmelliğinde eğitilen odur.
Sahneye bir kez daha bak ve kadroyu gör. Abhidhamma sepetinin yedi kitabını okuduğun derste, geleneğin çözümleme sepetini her gün kısaca Sāriputta'ya aktardığını, onun da öğrencilerine geçirdiğini görmüştün. Başlıca öğrenciler dersinde ise Subhūti'nin barış içinde yaşamakta en önde sayılan sessiz keşiş olduğunu okumuştun. Bu metinlerde soran çoğu zaman Śāriputra'dır, cevaplayan Subhūti. Çözümlemenin ustası dinler; ormanın sessiz keşişi konuşur.
Bu ders, bu metin ailesinin neyi söylediğini ve neyi söylemediğini anlatıyor. Çünkü "hiçbir şey bulamıyorum" diye açılan bir öğreti, en kolay yanlış okunan öğretilerden biridir.
Bu derste ne olacak
Önce ailenin kendisini tanıyacaksın: sekiz binden yüz bine uzanan, sonra birkaç yüz dizeye kısalan metinler. Sonra merkezî kavramı, boşluğu kuracaksın ve onun neyi olumsuzladığını tam olarak göreceksin. Ardından en keskin soruya geleceksin: bu çözümleme kendine uygulanınca ne olur? Sonra bilgelik ile şefkatin nasıl birlikte tutulduğunu ve iki kısa metnin, Elmas ile Kalp'in, dilini okuyacaksın. En sonda bu metinlerin en tehlikeli iki yanlış okumasını düzelteceksin.
Sıfır noktası
Bir gökkuşağına bak. Var mı? Görüyorsun, fotoğrafını çekebiliyorsun, yanındaki de aynı yerde görüyor. Şimdi ona doğru yürü ve dokunmaya çalış. Bulamazsın; yaklaştıkça uzaklaşır, çünkü konumu senin durduğun yere bağlıdır. Öyleyse gökkuşağı yok mu? Bu da yanlış. Gökkuşağı ışığın, su damlacıklarının ve bakış açısının belirli bir ilişkisidir; bir şey değil, bir ilişkidir.
Metinler benzer imgeler kullanır: rüya, yankı, serap, suda ayın yansıması, sihirbazın gösterisi. Benzetmenin kırıldığı yer ise dersin tam konusudur. Gökkuşağında sağlam görünen bir katman kalır: su damlacıkları ve ışık. Metinlerin iddiası daha ileri gider: o katmanın da kendinden gelen bir doğası yoktur. Benzetme bir basamak verir, son basamağı değil.
Mekanizma
Bir metin ailesi
Bu tek bir metin değil, bir ailedir ve üyeleri çoğu zaman uzunluklarıyla anılır: sekiz bin, on sekiz bin, yirmi beş bin ve yüz bin dizelik metinler. Bir de dizeler hâlinde yazılmış bir özet vardır; bir de aileye sonradan katılan çok kısa metinler: üç yüz dizelik Elmas ve bir sayfalık Kalp. Çin'de Xuanzang ömrünün son yıllarını bu ailenin büyük derlemesini çevirmeye adadı; ortaya çıkan altı yüz ciltlik çeviri, Çin kanonunun en hacimli metnidir.
Conze aileyi dört evrede okur: bir çekirdek metin, o çekirdeğin büyük boyutlara genişlemesi, kısa söylemler ve dizeli özetlerle yeniden ifade edilmesi, en sonda da ritüel ve büyüsel formüllerle birleşmesi. Ona göre çekirdeğe en yakın olan sekiz bin dizelik metindir; uzun sürümler genişletmeyle, kısa sürümler damıtmayla oluşmuştur. Tarihlemeleri bugün tartışılır, ama genişleme ve damıtma yönündeki genel tablo büyük ölçüde kabul görür.
Tarihsel oluşum dersinde bu tablonun somut bir kesitini görmüştün: Gandhāra'dan çıkan birinci yüzyıl parçası, Lokakṣema'nın çevirdiği biraz daha geniş sürüm ve çok daha geniş sonraki Sanskritçe metin. Buradan önemli bir ders çıkar: uzunluk bir erkenlik göstergesi değildir. En uzun metin en eski değil, en çok büyümüş olandır; en kısa metin de en eski değil, en çok damıtılmış olandır.
Yaygın yanlış"Kalp Sūtrası kısa olduğuna göre ailenin en eski ve en özgün metnidir."
Kısalık bu ailede çoğu zaman bir damıtmanın, yani geç bir evrenin işaretidir.
Boşluk
Subhūti'nin açılıştaki cümlesi bir inkâr değil, bir arama raporudur: "bodhisattva" sözcüğünün işaret ettiği, kendi başına duran bir şeyi arar ve bulamaz. Aynı arama "bilgeliğin mükemmelliği" için de yapılır ve sonuç aynıdır. Ama metin bodhisattva yolunu, öğretimi ya da uygulamayı bırakmaz; hemen ardından o yolun nasıl yürüneceğini anlatmaya devam eder. Bulunamayan şey yol değil, yolun kendi başına var olan bir nesne olarak kavranmasıdır.
Abhidharma problemleri dersinde çözümlemenin en küçük birimlere, ögelere vardığını ve o ögelere "kendine özgü doğa" verildiğini görmüştün. Bu metinler o durağı kaldırır. Üç işaret dersinde benlik reddedilmişti; burada aynı işlem ögelere uygulanır. Bir kopuştan çok bir tutarlılık talebidir bu: benlik özden yoksunsa, ögeler neden özlü olsun?
Bağımlı ortaya çıkış dersinde gördüğün koşullanma zinciri burada öbür yüzünü gösterir. Her şey koşullarla ortaya çıkıyorsa, hiçbir şeyin kendinden gelen bir doğası yoktur. Boşluk ile koşullanma aynı şeyi iki yönden söyler. Beş küme dersinde okuduğun köpük, serap ve sihirbaz benzetmeleri de bu metinlerde yeniden ortaya çıkar; ama artık yalnızca kümelere değil, her şeye uygulanır.
Yaygın yanlış"Boşluk, hiçbir şeyin var olmadığı anlamına gelir."
Reddedilen şey bağımsız doğadır. Gökkuşağı gibi, şeyler görünür, işler ve etkiler; yalnızca kendi başlarına ayakta durmazlar.
Kaynaklardan okuma
Nirvāṇa bile
Şimdi en keskin soruyu sor: hiçbir şeyin kendinden gelen doğası yoksa, boşluğun kendisi ne olacak? Hedef ne olacak? Açılıştaki metin bu soruyu kendisi sorar ve cevabını, dinleyenleri sarsacak bir sahneyle verir.
Tanrılar Subhūti'nin söylediklerini anlamakta zorlanır. Subhūti onlara varlıkların bir sihir gösterisi gibi, bir rüya gibi olduğunu söyler. Tanrılar şaşırır: uyanmış olanın kendisi de mi? Nirvāṇa da mı? Subhūti cevap verir: nirvāṇa da bir sihir gösterisi gibidir, bir rüya gibidir. Nirvāṇa'dan daha yüce bir şey olsaydı, o da bir sihir gösterisi gibi, bir rüya gibi olurdu.
Nirvāṇa dersinde sönen şeyin kişi değil, tutku, nefret ve yanılsama olduğunu görmüştün. Bu metin bir adım daha atar: sönme de, hedef olarak tutunulan bir nesneye dönüştüğünde, bir sihirbazın gösterisi gibi görülmesi gereken bir şeye dönüşür. Boşluk da öyledir. Metinler boşluğun kendisinin de boş olduğunu söyler ve onu yeni bir öz, yeni bir "gerçek" hâline getirmeyi açıkça reddeder.
Açılıştaki cümleye dön: bu söylendiğinde yüreği sıkışmayan, korkmayan. Metin, okurun bu noktada korkacağını bilir. Tutunacak son dal da elinden alındığında ne kalır? Metnin cevabı, korkunun kendisinin bir tutunma işareti olduğudur.
İki kısa metin
Pāramitālar dersinde Elmas Sūtrası'nın "sabır mükemmelliği mükemmellik değildir" cümlesini görmüş ve bu dil biçimine döneceğini okumuştun. İşte o dil. Metin bir kalıbı defalarca tekrarlar: A denen şey A değildir; bu yüzden A denir. Varlık denen şey varlık değildir; bu yüzden varlık denir. Kalıp bir dil oyunu değildir. Bir ad, adlandırdığı şeyin kendi başına sabit bir özü olduğu izlenimini üretir. Kalıp önce o izlenimi keser, sonra adı geri verir. Ad kullanılmaya devam eder, ama artık şeyleştirilmez.
Bodhisattva Avalokiteśvara derin bilgelik uygulamasında beş kümenin boş olduğunu görür ve Śāriputra'ya konuşur. Biçim boşluktur, boşluk biçimdir; biçim boşluktan ayrı değildir, boşluk biçimden ayrı değildir. Sonra bir liste gelir: boşlukta ne küme vardır ne duyu alanı; ne bilgisizlik vardır ne onun sona ermesi; ne acı, ne kaynağı, ne sona ermesi, ne yol; ne bilgi ne elde etme.
Listeye dikkatle bak, çünkü tanıdıktır. Bu seriyi dördüncü seviyeden bu yana kuran bütün kavramlar sırayla sayılır ve her birinin önüne bir olumsuzlama konur: beş küme, altı duyu alanı, bağımlı ortaya çıkış zinciri, dört yüce gerçek. Ve dinleyen yine Śāriputra'dır. Metin bir çerçeveyi yıkmaz; onu kendi terimleriyle sınar ve o terimlere tutunmayı çözer. Bu en çok okunan metnin nerede ve nasıl oluştuğu da ayrıca tartışmalıdır; o tartışmaya Çin kökenli metinler dersinde döneceksin.
Usta katmanı
Bilgelik ile şefkat arasındaki gerilime bak. Uyanış zihni dersinde bütün varlıklar için uyanma kararını görmüştün. Kurtarılacak varlık diye kalıcı bir öz yoksa, bu karar neye dayanır? Elmas Sūtrası'nın cevabı paradoks gibidir: bodhisattva sayısız varlığı nirvāṇa'ya taşır, ama hiçbir varlık taşınmış değildir; bir varlık algısına tutunan bodhisattva sayılmaz. Şefkat azalmaz; sahiplenilmez. Bilgelik olmadan şefkat bağlanır ve tükenir; şefkat olmadan bilgelik soğuk bir kayıtsızlığa döner. Metinler ikisini birbirinin koşulu sayar.
Şimdi iki yanlış okumayı düzelt. Birincisi nihilizmdir: "hiçbir şey yok". Metinler bunu kendi içinde reddeder; varlık da yokluk da, iki uç da reddedilir. İkincisi daha incedir ve daha tehlikelidir: "her şey boşsa, hiçbir ayrım anlamlı değildir; iyi ile kötü de aynıdır." Aynı gelenek, önceki seviyenin son dersinde gördüğün ayrıntılı bir etik sistem üretir. Metinler boşluğun, gündelik işleyişi ve ahlaki ayrımları ortadan kaldırmadığını söyler ve iki düzeyin birlikte tutulmasını ister. Bu ikili tutum, sonraki seviyede iki hakikat öğretisi olarak sistemleşecek.
Bir de biçime bak. Bu metinler sistematik değildir. Tekrarlıdırlar, dairesel ilerlerler, bir argüman zinciri kurmazlar; aynı kalıbı onlarca kez, farklı kavramlarla yeniden söylerler. Bu tekrarın bir işlevi vardır: okur, her yeni kavramda aynı tutunmanın çözüldüğünü görür ve çözülme bir alışkanlığa dönüşür. Sistemleştirme işi Nāgārjuna'ya ve sonraki düşünürlere kalacak.
Yaygın hatalar
Yaygın yanlış"Boşluk, kavranması gereken nihai gerçekliktir."
Metinler boşluğun kendisinin de boş olduğunu söyler; onu bir öze dönüştürmek, çözülen tutunmayı başka bir nesneye taşımaktır.
Yaygın yanlış"Bu metinler erken öğretiyi reddeder."
Olumsuzlanan şey kavramlara tutunmaktır; aynı gelenek erken çerçeveyi ve etik sistemi sürdürür.
Yaygın yanlış"Boşluk öğretisi ahlaki ayrımları geçersizleştirir."
Metinler iki düzeyin birlikte tutulmasını ister ve aynı gelenek ayrıntılı bir etik üretir.
Uygulama
Kilit özet
- Bilgeliğin mükemmelliği bir metin ailesidir; sekiz bin dizelik çekirdekten hem genişleme hem damıtma yoluyla gelişmiştir ve uzunluk bir erkenlik göstergesi değildir.
- Boşluk, bağımsız bir doğanın bulunmamasıdır; bir yokluk değil, koşullanmanın öbür yüzüdür ve çözümlemenin ögelerde durmasına izin vermez.
- Metin kendi keskin sorusunu sorar: nirvāṇa da bir sihir gösterisi gibidir ve boşluğun kendisi de boştur; onu yeni bir öze dönüştürmek reddedilir.
- Elmas'ın "A değildir, bu yüzden A denir" kalıbı adı korur ama şeyleştirmeyi keser; Kalp Sūtrası, serinin kurduğu kavramları tek tek sayıp tutunmayı çözer.
- Şefkat azalmaz, sahiplenilmez; boşluk da ahlaki ayrımları kaldırmaz ve iki düzeyin birlikte tutulması istenir.
Nirvāṇa'dan daha yüce bir şey olsaydı, o da bir sihir gösterisi gibi, bir rüya gibi olurdu.
Sonraki derse köprü
Upāya-kauśalya dersinde bir metnin yanan ev ve hayali şehir benzetmelerini okudun ve tek araç iddiasını gördün. Sonraki derste o metnin, Lotus Sūtrası'nın, bütününe gireceksin. Orada benzetmelerin ötesinde, uyanmış olanın ömrü ve doğası hakkında bir iddia bulacaksın. Bir de yüzyıllardır tartışılan bir sahne: bir nāga kralının sekiz yaşındaki kızının, topluluğun gözü önünde anında uyanışa ulaşması. Bu sahnenin neyi kanıtlamak için anlatıldığını ve kimin itiraz ettiğini soracaksın.