Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Tarihi kesin bilinen en eski Mahāyāna metinlerinden biri, Lokakṣema'nın 179'da Luoyang'da yaptığı çeviridir; Çinli okur için bu, yeni bir hareket değil, bir söylem daha idi.
- Gandhāra el yazmaları bu metinlerin birinci yüzyılda dolaşımda olduğunu, zamanla büyüdüğünü ve erken okulların metinleriyle aynı kütüphanelerde saklandığını gösterir.
- Metinler kendilerini öğretmenin sözü olarak sunar, kendilerine yönelik bir uygulama önerir ve uygulayıcıları üç yol şemasıyla sıralar.
- Laik köken tezi büyük ölçüde terk edildi; Ugra'nın sorusu, erken bir metnin laik uygulayıcıya bile manastır ve orman idealini önerdiğini gösterir.
- Yazıtlar Mahāyāna'nın Hindistan'da uzun süre kurumsal olarak görünmez kaldığını düşündürür; disiplin soyları ise hiç ayrılmadı.
Açılış sahnesi
İkinci yüzyılın sonunda, Han hanedanının başkenti Luoyang'da küçük bir ekip çalışıyor. Aralarında Kuşan topraklarından gelmiş bir keşiş var: Çin kaynaklarının Lokakṣema diye andığı adam. Ekip bir Hint metnini sesli okuyor, Çinceye aktarıyor ve yazıya geçiriyor. Metin "Böyle duydum" diye açılıyor, tıpkı öbür söylemler gibi. Öğretmen konuşuyor, öğrencileri dinliyor.
Ama bu metin, eski koleksiyonların hiçbirinde bulunmuyor. İçinde yeni bir kahraman var: bütün varlıkların yararı için tam uyanışı hedefleyen, bodhisattva denen uygulayıcı. Yeni bir kavram var: bilgeliğin mükemmelliği. Ve eski hedefe, kendi kurtuluşuna ulaşmış bilgeye, bu yeni hedefin gölgesinde bakan bir dil var.
Çevirinin sonuna eklenen not işi tarihler: Guanghe döneminin ikinci yılı, yani 179. Bu, tarihi kesin olarak bilinen en eski Mahāyāna metinlerinden biridir. Luoyang'daki okurlar için ise ortada yeni bir hareket yoktu; ellerinde yalnızca Hindistan'dan gelen bir söylem daha vardı.
Tarihçi aynı metne bakıp başka bir soru sorar: bu metin, Hindistan'da ne zaman, nerede ve kim tarafından yazıldı? Bu ders o soruya verilebilecek en dürüst cevabın neden bir tarih, bir kurucu ya da bir kuruluş olayı olmadığını gösteriyor.
Bu derste ne olacak
Önce elimizdeki en sağlam tarihlere, Çince çevirilere ve Gandhāra'dan çıkan el yazmalarına bakacaksın. Sonra bu metinlerin kendilerini nasıl anlattığını, neyi yeni diye sunduklarını göreceksin. Ardından uzun süre kabul gören bir köken tezinin bir metin okumasıyla nasıl çöktüğünü izleyeceksin. Sonra yazıtların sessizliğine kulak vereceksin. En sonda, disiplin soylarının neden hiç ayrılmadığını ve bunun "Mahāyāna bir okul mu?" sorusuna ne cevap verdiğini göreceksin.
Sıfır noktası
Latince ne zaman İtalyanca oldu? Bir tarih ararsın, bulamazsın. Bir kurucu ararsın, bulamazsın; "artık İtalyanca konuşuyoruz" diyen bir toplantı da yoktur. Yüzyıllar boyunca süren küçük değişimler vardır: bir bölgede bir ses kayması, başka bir bölgede yeni bir sözcük. Ve bir noktada geriye bakan biri, iki dilin ayrı olduğunu fark eder.
Benzetmenin kırıldığı yer de önemli. Dil değişimi büyük ölçüde bilinçsizdir; burada ise birileri oturup bilinçli olarak yeni metinler yazdı. Sürecin bir kısmı iradidir. Ama iradi olması, tek bir irade olduğu anlamına gelmez; farklı yerlerde, farklı ellerde, farklı vurgularla yazılmış metinler de bir araya gelip sonradan tek bir adla anılabilir.
Mekanizma
Çevirmenin notu
Açılıştaki tarihin nereden geldiğine bak.
Bilgeliğin mükemmelliği üzerine sekiz bin dizelik metnin ilk Çince çevirisi, Lokakṣema'nın ekibine atfedilir ve eklenen not çeviriyi 179 yılına tarihler. Lokakṣema'ya atfedilen başka çeviriler arasında da birkaç Mahāyāna söylemi vardır; bunlardan biri, uyanmış olan Amitābha'nın adını anan en eski metinlerdendir.
Bu tarih neden bu kadar değerli? Hindistan'da metinler çoğunlukla tarih taşımaz; Çin'de ise çeviriler kataloglara geçer ve yıllarıyla anılır. Bu yüzden Mahāyāna'nın en eski sağlam tarihleri Hindistan'dan değil, Asya'nın öbür ucundan gelir. Bir tarih daha önemli bir şey söyler: 179'da çevrilen bir metin, o tarihten önce yazılmış, çoğaltılmış ve Orta Asya üzerinden taşınmış olmalıdır. Aynı on yıllarda Luoyang'da erken okulların metinleri de çevriliyordu. Çinli okur için ikisi de aynı öğretmenin sözüydü.
Gandhāra'dan gelen rulolar
Son otuz yılda bu tabloya yeni bir kanıt türü eklendi.
Bugünkü Pakistan'ın kuzeybatısından çıkan huş kabuğu rulolar, Gāndhārī dilinde ve Kharoṣṭhī yazısıyla yazılmıştır. Bunlardan birinde sekiz bin dizelik metnin ilk bölümü bulunur. Yayımlayanlar radyokarbon tarihlemesine dayanarak onu birinci yüzyıla yerleştirir ve metnin, sonraki Sanskritçe sürümden çok Lokakṣema'nın çevirdiği sürüme yakın olduğunu gösterir. Bajaur'dan çıkan başka bir buluntuda ise erken okulların disiplin ve söylem metinleriyle birlikte, uyanmış olan Akṣobhya'nın dünyasını anan bir Mahāyāna söylemi yer alır.
Bu buluntular iki şey söyler. Birincisi, metinler Hindistan'ın kuzeybatısında birinci yüzyılda dolaşımdaydı ve büyümeye devam ediyordu: Lokakṣema'nın gördüğü sürüm, Gandhāra parçasından biraz daha genişti, sonraki Sanskritçe sürüm ise çok daha geniş. İkincisi, bu metinler ayrı bir kütüphanede değil, erken okulların metinleriyle aynı yerde saklanıyordu. Kanon kavramı dersinde Gandhāra'dan çıkan huş kabuğu rulolara ileride döneceğin söylenmişti; işte onlar. Bu rulolar yalnızca erken okulların metinlerini değil, yeni metinleri de taşır.
Yaygın yanlış"Mahāyāna belirli bir tarihte bir bölünmeyle başladı."
Ne bir bölünme kaydı vardır ne de bir kuruluş tarihi. En eski kanıtlar, bu metinlerin erken okulların metinleriyle yan yana okunduğunu gösterir.
Metinler kendilerini nasıl anlatır
Bu metinlerin kendileri hakkında söyledikleri, en az tarihleri kadar ilginçtir. Kendilerini yeni bir şey olarak değil, öğretmenin sözü olarak sunarlar. Ama çoğu zaman bir açıklama da eklerler: bu söylemler daha önce söylenmişti ama herkese değil, hazır olanlara açıklandı ya da uygun zamana kadar saklandı. Ölümden sonraki Buda imgesi dersinde Lotus Sūtrası'nın ölümün kendisini bir öğretim hamlesi olarak yeniden yorumladığını görmüştün. O metin, tanıdık bir hikâyeyi yeni bir çerçeveye koymanın en cesur örneğidir.
Metinler bir de kendilerine yönelik bir uygulama önerir: kopyalanmayı, ezberlenmeyi, okunmayı ve saygı görmeyi över. Elmas Sūtrası'nda bu söylemin okunduğu yerin bir tapınak gibi olacağı söylenir. Tarihçilerden biri bundan bir "kitap kültü" tezi çıkarmış, anıt merkezli uygulamanın yanında metin merkezli toplulukların oluştuğunu ileri sürmüştü. Tez bugün tartışmalıdır, ama metinlerin kendi değerini kendi içinde ilan etmesi ortadadır.
Aydınlanma aşamaları dersinde öğretmensiz uyanan ama bir topluluk kurmayan paccekabuddha'yı bir istisna olarak görmüştün. Burada o istisna bir yolun adına dönüşür. Metinler kendi yollarına "büyük araç" der; tartışma etiği dersinde bu adlandırmanın bir karşı terimle, küçültücü bir polemik adıyla birlikte geldiğini görmüştün. Bu dizi o karşı terimi kullanmaz.
Kaynaklardan okuma
Ugra'nın sorusu
Yirminci yüzyılın ikinci yarısında uzun süre baskın olan bir tez vardı: Mahāyāna, manastırın katılığına karşı ev sahiplerinin, laik uygulayıcıların başlattığı bir hareketti. Tez, modern bir çerçeveye, kurumsallaşmaya karşı halk hareketi fikrine, çok uygun düşüyordu. Onu sarsan şeylerden biri, en eski metinlerin daha dikkatli okunması oldu.
Ugraparipṛcchā, erken Çince çevirisi ikinci yüzyılın sonuna tarihlenen bir söylemdir. Metinde ev sahibi Ugra, evinde yaşayan bir bodhisattva'nın nasıl yaşaması gerektiğini sorar. Nattier'nin çevirisi ve incelemesine göre cevap şaşırtıcıdır: metin ev hayatını övmez, onu uyanışın önünde bir engel olarak anlatır. Evli bodhisattva manastırı ziyaret etmeli, keşişlere saygı göstermeli ve evden ayrılmayı hedeflemelidir. En yüksek ideal ise ormanda yaşayan keşiş bodhisattva'dır. Nattier'e göre bu yol bir halk hareketinin değil, zorlu bir yolu seçen az sayıda kişinin yoludur.
Bu okuma, laik köken tezinin gerekçelerinden birini tersine çevirir: erken metinler, laik uygulayıcıya hitap ettiklerinde bile manastır hayatını ve orman inzivasını üstün tutar. Bugün araştırmacıların çoğu hareketin manastırların içinde ya da ormandaki keşiş çevrelerinde, muhtemelen ikisinde birden, geliştiğini düşünür. Bu iki tez birbirini dışlamak zorunda değildir; tek bir köken yoksa, farklı yerlerde farklı süreçler aynı anda yaşanmış olabilir.
Yazıtların sessizliği
Metinler bir şey söyler, taş başka bir şey. Vinaya dersinde manastır hayatını yazıt ve kazı kanıtıyla okuyan tarihçi Gregory Schopen'ı tanımıştın. Schopen aynı yöntemi Mahāyāna'ya da uyguladı.
Kaide, Kuşan kralı Huviṣka'nın hükümdarlığının yirmi altıncı yılına tarihlenir; bir tüccar ailesi, uyanmış olan Amitābha'nın bir heykelini bağışladığını kaydeder. Kuşan takviminin başlangıcı tartışmalı olduğu için yıl kesin çevrilemez, ama ikinci yüzyıl dolaylarıdır. Schopen'a göre yazıt dikkat çekicidir, çünkü yalnız kalır: Hindistan'daki bağış yazıtlarında Mahāyāna'ya açıkça işaret eden ifadeler ancak yüzyıllar sonra, beşinci yüzyıl dolaylarında düzenli olarak görünmeye başlar.
Buradan çıkan tablo şaşırtıcıdır. Metinler birinci yüzyılda dolaşımdadır ve Çin'e kadar ulaşır; ama Hindistan'daki bağışçılar yüzyıllarca erken okulların alışılmış kalıplarıyla bağış yapmayı sürdürür. Schopen bundan Mahāyāna'nın Hindistan'da uzun süre kurumsal olarak küçük ve görünmez kaldığı sonucunu çıkarır. Sonuç tartışmalıdır, ama yöntem önemlidir: metinlerin kendi hakkındaki büyük iddiaları, taşın sessizliğiyle birlikte okunmalıdır.
Usta katmanı
Bu dersin en önemli bulgusu, okul oluşumu dersinde Yijing'in tanıklığıyla zaten görünmüştü: Mahāyāna'yı benimseyen keşişler de erken okulların disiplin kurallarıyla topluluğa kabul edilir ve o kuralları izler. Başlıca erken okullar dersinde bugünkü bir Kore ya da Tayvan manastırının Dharmaguptaka disipliniyle yaşadığını gördün. Disiplin soyları hiç ayrılmadı. Bu yüzden "Mahāyāna bir okul mu?" sorusunun cevabı hayırdır: aktarım soyu ve disiplin bakımından erken okulların içinde kalır, yalnızca görüş ve uygulama ekseninde yeni bir yönelim oluşturur.
Aynı derste ertelenen bir soru da burada cevabını bulur: Mahāsāṃghika, Mahāyāna'nın doğrudan atası mıdır? Bazı konumlar arasında süreklilik vardır, özellikle uyanmış olanın dünyaüstü doğası konusunda; ölümden sonraki Buda imgesi dersinde Lokottaravāda'nın Mahāvastu'sunu orada okumuştun. Ama bir soy ilişkisi kurulamaz ve Gandhāra buluntuları, yeni metinlerin başka erken okulların güçlü olduğu kuzeybatıda da dolaştığını gösterir. Tartışma sürmektedir.
Son olarak bir yöntem sınırı var. Erken metin paralelleri dersinde Pāli söylemlerini başka okulların karşılıklarıyla sınamayı öğrenmiştin. Bu metinlerde o araç işlemez, çünkü bağımsız hatlarda karşılıkları yoktur. Onun yerine başka ölçütlere bakılır: el yazmalarının tarihi, ardışık çevirilerin karşılaştırılması ve bir metnin yüzyıllar içinde nasıl büyüdüğü.
Yaygın hatalar
Yaygın yanlış"Mahāyāna ayrı bir mezheptir."
Disiplin soyları ayrılmadı; aynı manastırlarda, aynı kurallarla yaşayan keşişler farklı metinler okuyup farklı hedefler benimseyebildi.
Yaygın yanlış"Mahāyāna, manastıra karşı laik bir tepki hareketiydi."
Erken metinler, laik uygulayıcıya hitap ettiklerinde bile manastır hayatını ve orman inzivasını üstün tutar; bu tez bugün büyük ölçüde terk edilmiştir.
Yaygın yanlış"Mahāyāna'nın bir kurucusu vardır."
Tek bir kurucu, olay ya da bölge bulunmaz; farklı vurgular taşıyan erken metinler tek bir programa işaret etmez.
Uygulama
Kilit özet
- Tarihi kesin bilinen en eski Mahāyāna metinlerinden biri, Lokakṣema'nın 179'da Luoyang'da yaptığı çeviridir; Çinli okur için bu, yeni bir hareket değil, bir söylem daha idi.
- Gandhāra el yazmaları bu metinlerin birinci yüzyılda dolaşımda olduğunu, zamanla büyüdüğünü ve erken okulların metinleriyle aynı kütüphanelerde saklandığını gösterir.
- Metinler kendilerini öğretmenin sözü olarak sunar, kendilerine yönelik bir uygulama önerir ve uygulayıcıları üç yol şemasıyla sıralar.
- Laik köken tezi büyük ölçüde terk edildi; Ugra'nın sorusu, erken bir metnin laik uygulayıcıya bile manastır ve orman idealini önerdiğini gösterir.
- Yazıtlar Mahāyāna'nın Hindistan'da uzun süre kurumsal olarak görünmez kaldığını düşündürür; disiplin soyları ise hiç ayrılmadı.
Ayrılık sonradan görüldü; yaşanırken bir ayrılık yoktu.
Sonraki derse köprü
Bu derste yeni metinlerin nereden geldiğini sordun. Sonraki derste içlerine gireceksin ve merkezlerindeki kavramla karşılaşacaksın: bütün varlıkların yararı için tam uyanışı hedefleyen karar. Bu karar bir duygu mudur, bir yemin midir, yoksa eğitilebilen bir yeti mi? Bir metin, bu kararı güçlendirmek için sevecenlik uygulamasından çok daha ileri giden bir alıştırma önerecek: kendini başkasının yerine koymak değil, kendinle başkasının yerini değiştirmek.