Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Kathāvatthu'nun ilk ve en uzun tartışması kişi üzerinedir; karşı tarafın adı tutanakta geçmez, yorum onları Vajjiputtaka ve Sammitiya olarak adlandırır.
- Pudgalavāda kalıcı bir özü reddeder; kişiyi kümelerle ne aynı ne farklı, ateşin yakıta bağlı olması gibi kümelere bağlı olarak adlandırılan "söylenemez" bir bilgi nesnesi sayar.
- Okulun dayanakları gerçek söylemlerdir, özellikle SN 22.22'deki yük ve yükü taşıyan; tartışma dayanağın varlığı üzerine değil, okunması üzerinedir.
- Tartışma kitabı iki kutulu bir ikilem kurar; Vasubandhu ateş-yakıt benzetmesini ve kişinin hangi duyuyla bilindiğini sorgular. Okulun cevabı her seferinde üçüncü bir kategorinin gerektiğidir.
- Okul kalabalıktı ama metinleri neredeyse kayboldu; tartışmanın asıl ağırlığı olan ahlaki sorumluluk sorusu ise bugün de açıktır.
Açılış sahnesi
Theravāda'nın tartışma kitabı Kathāvatthu bir soruyla açılır. Kitap bir tartışma tutanağı gibi yazılmıştır: bir taraf sorar, öbür taraf cevap verir. İlk soru şudur: kişi, gerçek ve nihai anlamda bulunur mu? Karşı taraf "evet" der.
Soran devam eder: öyleyse kişi, gerçek ve nihai olan öbür şeyler nasıl bulunuyorsa öyle mi bulunur? Soru, kişinin de bir renk ya da bir duyum gibi ögelerin listesine girip girmediğini sorar. Karşı taraf bu kez geri çekilir: bu, öyle söylenemez. Soran hemen yakalar: yenilgini kabul et. Birincisini söyleyip ikincisini reddedemezsin.
Tutanak aynı soruyu farklı yönlerden tekrar tekrar sorar. Sonra roller değişir ve karşı taraf soruyu tersine çevirip soranı aynı açmaza sokmaya çalışır. Bu, kitabın en uzun tartışmasıdır ve kitap onu en başa koymuştur. Ama tutanağın hiçbir yerinde karşı tarafın adı geçmez.
Adlarını çok sonra yazılan yorum verir: Vajjiputtaka'lar ve Sammitiya'lar. İkinci ad sana tanıdık gelmeli. Başlıca erken okullar dersinde Xuanzang'ın kaydında birçok bölgede kalabalık topluluklar olarak geçen Sammatīya okulu budur. Bu ders, tutanağın adını bile anmadığı o tarafı en güçlü hâliyle kurmaya çalışıyor: kalıcı bir benliği reddettiği hâlde "kişi"den vazgeçmeyen bir okul, neyi ve neden savunuyordu?
Bu derste ne olacak
Önce okulun hangi boşluğu gördüğünü kuracaksın: anlara ayrılmış bir zihinde hatırlayan, sorumlu tutulan ve yolda ilerleyen kim? Sonra okulun kendi formülüne, ateş ve yakıt benzetmesine bakacaksın. Ardından dayandığı söylemleri okuyacaksın. Sonra iki büyük eleştiriyi göreceksin: tartışma kitabının ikilemi ve Vasubandhu'nun sorguları. En sonda tartışmanın neden kapanmadığını ve meselenin asıl ağırlığının, ahlaki sorumluluğun, bugün nerede durduğunu göreceksin.
Sıfır noktası
Yüz yıllık bir futbol kulübü düşün. Kuruluş yılında oynayan oyuncuların hiçbiri artık hayatta değil. Teknik kadro, stadyum, forma rengi, hatta kulübün adı bile değişmiş olabilir. Yine de taraftar "bu kulüp yüz yıl önce kuruldu" der ve kimse bunu saçma bulmaz. Kulüp bugünkü oyuncularla aynı şey değildir, çünkü oyuncular gider ve kulüp kalır. Ama oyunculardan bağımsız bir şey de değildir; oyuncusuz bir kulüp düşünemezsin.
Benzetmenin kırıldığı yer, bu dersin tam konusu. Kulüp için çoğu insan şunu söylemeye razıdır: kulüp bir addır, bir uzlaşımdır; ardında oyunculardan, sözleşmelerden ve kayıtlardan başka bir şey yoktur. Theravāda ve Sarvāstivāda kişi için de tam bunu söyler. Pudgalavāda ise burada durur: kişi, kulüp gibi yalnızca bir ad değildir; bilinebilen, ama ne öge ne ad diye sınıflanabilen bir şeydir.
Mekanizma
Anların arasındaki boşluk
Okulun gördüğü sorun gerçek bir sorundur. Beş küme dersinde kişi kümelere ayrıldı; Abhidharma problemleri dersinde kümeler de anlık ögelere ayrıldı ve anlıkçılığın bir bedeli olduğunu gördün. Şimdi o bedelin hesabını yap. Hatırlayan bir zihin anıysa, hatırlanan olayı yaşayan başka bir andı. Eylemi yapan an geçti, sonucunu yaşayan başka bir an. Yolda ilerleyen, bir aşamadan öbürüne geçen kim?
Buna bir de metinlerin kendi dili eklenir. Söylemler sürekli kişilerden söz eder: şu adı taşıyan keşiş, şu aşamaya ulaşmış kişi. Abhidhamma sepetinin yedi kitabını okuduğun derste, kişiyi çözümleyen bir sistemin içinde kişi türlerini sınıflandıran bir kitap, Puggalapaññatti, olduğunu görmüştün. Standart cevap iki dil ayrımıdır: gündelik dilde kişi vardır, çözümleme dilinde yoktur. Pudgalavāda bu cevabı yetersiz bulur ve üçüncü bir yol önerir.
Yaygın yanlış"Pudgalavāda benliksizliği reddediyordu."
Okul, kümelerden ayrı, kalıcı ve bağımsız bir özü açıkça reddeder. Tartışma, reddedilen özün yerine neyin konacağı, ya da bir şeyin konmasının gerekip gerekmediği üzerinedir.
Ateş ve yakıt
Okulun formülü bir benzetmeye dayanır. Ateş yakıta bağlı olarak adlandırılır: yakıt yoksa ateş yoktur, ama ateş yakıtla da aynı şey değildir, yoksa odun ile alev aynı olurdu. Kişi de kümelere bağlı olarak adlandırılır. Kümeler olmadan kişi yoktur, ama kişi kümelerle aynı da değildir. Beş küme dersinde Sāti'ye verilen cevapta bilincin, yakıtının adını alan bir ateşe benzetildiğini görmüştün. Bu okul aynı imgeyi öbür yöne çeker: ateş yakıttan doğar, ama yine de adı konabilen bir ateştir.
Buradan cesur bir sınıflandırma çıkar. Rakiplerinin aktardığına göre okul, bilinebilen şeyleri beş sınıfa ayırır: geçmiş, şimdi ve gelecekteki ögeler, koşullanmamış olan ve beşinci olarak "söylenemez olan". Kişi bu beşinci sınıftadır. Kümelerle aynı mı, farklı mı, kalıcı mı, geçici mi diye sorulduğunda cevap verilemez; ama yok da değildir.
Bu kavram sana üç işaret dersinin açılışını hatırlatabilir. Vacchagotta benlik var mı diye sorduğunda öğretmen susmuştu; ne "var" demişti ne "yok". Pudgalavāda'nın "söylenemez"i o sessizliğin felsefi bir kategoriye dönüştürülmüş hâli gibi okunabilir. Rakipleri ise bunun tam tersini söyleyecektir: sessizlik bir şeyi korumak için değil, yanlış bir soruyu cevapsız bırakmak içindi.
Söylemlerdeki kişi
Okul konumunu söylemlere dayandırır ve en güçlü dayanağı Saṃyutta Nikāya'dadır.
Öğretmen keşişlere yükü, yükü taşıyanı, yükü almayı ve yükü bırakmayı anlatır. Yük, beş tutunma kümesidir. Yükü taşıyan kişidir: "şu addan, şu soydan olan bu saygıdeğer". Yükü almak susamadır; yükü bırakmak, susamanın kalıntısız sönmesidir.
Beş küme dersinde bu söylemin iki dili yan yana kullandığını ve kümelerle ne aynı ne ayrı bir kişiyi savunan okulların onu dayanak yaptığını görmüştün; o okul bu okuldur. Pudgalavāda'nın okuması basittir: yük ile yükü taşıyan iki ayrı terimdir. Kişi kümelerle aynı olsaydı yük kendi kendini taşırdı. Karşı taraf aynı satırı tersinden okur: metin kişiyi ad ve soyla tanıtıyor, yani gündelik dilin araçlarıyla. Söylenemez bir şey değil, adı konmuş bir şey anlatılıyor.
Başka dayanaklar da vardır. Aṅguttara Nikāya'nın birler kitabında "dünyaya çok kişinin iyiliği için doğan tek bir kişi" anılır ve bu kişi uyanmış olandır. Kişi türlerini sınıflandıran kitap da ortadadır. Okulun sorusu her seferinde aynıdır: kişi yalnızca bir konuşma biçimiyse, kanon onu neden bu kadar ciddiye alıyor?
Kaynaklardan okuma
Tutanağın ikilemi
Açılıştaki tutanağa geri dön ve mantığını çöz.
Tartışmanın iskeleti bir ikilemdir. Kişi, gerçek ve nihai anlamda bulunuyorsa, öbür nihai şeyler gibi bulunmalıdır; o zaman bir öge olur ve ögelerin listesine girmelidir. Öyle bulunmuyorsa, nihai anlamda bulunmuyordur; o zaman bir addır. Soran taraf, karşısındakini ikisinden birini seçmeye zorlar ve seçmediği her seferde "yenilgini kabul et" der.
İkilem güçlüdür ama Pudgalavāda'nın itirazı da hazırdır: ikilem yalnızca iki kutu olduğunu varsayar. Okulun bütün iddiası, bir üçüncü kutunun gerektiğidir. Tutanak bu yüzden hem ikna edici hem de biraz haksızdır; karşı tarafı, kabul etmediği bir sınıflandırmanın içinde sorgular. Bir de şunu hatırla: tutanağı bir taraf yazmıştır ve karşı tarafın cevapları, onu yazanın seçtiği kadardır.
Vasubandhu'nun sorguları
İkinci büyük eleştiri Sarvāstivāda kaynakları dersinde tanıdığın eserden gelir. Vasubandhu, Abhidharmakośa'ya yazdığı açıklamaya kişi görüşünü çürütmek için ayrı bir bölüm ekler.
Vasubandhu önce okulun görüşünü aktarır: kişi kümelere bağlı olarak adlandırılır, ateşin yakıta bağlı olarak adlandırılması gibi. Sonra benzetmeyi sorgular. Ateş nedir, yakıt nedir? Ateş yanan yakıttan ayrıysa, yakıtsız da bulunabilmelidir; ayrı değilse, ateş ile yakıt aynıdır. Sonra ikinci bir soru sorar: kişi hangi duyuyla bilinir? Gözle biliniyorsa bir görünürdür, yani kümelerden biridir; hiçbir duyuyla bilinmiyorsa, onu bildiğini nasıl söyleyebilirsin? Vasubandhu'nun vardığı sonuç şudur: "kişi", kümelerin akışına verilen bir addır ve ötesinde bir şey yoktur.
Bu sorgular, tutanağın ikileminden daha incedir, çünkü okulun kendi benzetmesini içeriden açar. Ama Pudgalavāda'nın cevabı da aynı noktaya döner: bir şeyin bilinmesi için ayrı bir duyu nesnesi olması gerekmez. Kişi, kümeler bilinirken onlara dayanarak bilinir.
Kalabalık ama sessiz
Okulun kendi sesiyle konuşabildiği metinler çok azdır; yalnızca birkaç kısa inceleme, o da Çince çeviride kalmıştır. Görüşünü en ayrıntılı biçimde rakipleri aktarır. Oysa Xuanzang'ın kaydında bu okul birçok bölgede kalabalık topluluklar olarak geçer. Başlıca erken okullar dersinde koruma yanlılığını bir arkeoloji benzetmesiyle görmüştün: çürüyen ahşap bir yokluk kanıtı değildir. Pudgalavāda o benzetmenin en açık örneğidir.
Usta katmanı
Tartışmanın neden kapanmadığına bak. Reddedenler şunu sorar: kümelerden bağımsız, kendi başına bulunan bir kişi var mı? Cevap hayırdır ve Pudgalavāda da buna hayır der. Savunanlar ise başka bir şey sorar: hatırlama, sorumluluk ve yol, kümelerin listesiyle tam olarak anlatılabilir mi? Bu soruya "evet" demek o kadar kolay değildir. Taraflar çoğu zaman birbirinin sorusunu kendi sorusu sanmıştır.
Bir de aileye bak. Abhidharma problemleri dersinde anlıkçılığın bedelini ödemek için üç zamanda varoluşu ve tohum imgesini, önceki derste bhavaṅga'yı gördün. Pudgalavāda'nın kişisi bu ailenin en cesur üyesidir: öbürleri sürekliliği bir kavramla açıklarken ona "öz değildir" etiketini dikkatle yapıştırır, bu okul ise ona açıkça bir ad verir. Fark, çözümde olduğu kadar dildedir; ve kabul edilen ile reddedilen arasındaki sınırın nereden geçtiği hâlâ tartışılır. Ateş ve yakıt benzetmesi ise ileride, Nāgārjuna'nın eserinde yeniden karşına çıkacak ve bu kez bütün tarafları birden sorgulayacak.
Meselenin asıl ağırlığı ahlaki sorumluluktadır. Bir süreç sorumlu tutulabilir mi, yoksa sorumluluk bir özne mi gerektirir? Soru bugün de açıktır. Yirminci yüzyılda kişisel özdeşlik üzerine yazan filozof Derek Parfit, 1984'te yayımlanan kitabının bir ekinde Budist metinleri kendi indirgemeci görüşünün öncüleri olarak aktarır. Yani modern bir tartışmada Theravāda'nın ve Vasubandhu'nun tarafı yeniden savunulur. Pudgalavāda'nın tarafı daha az duyulur; ama çağdaş araştırmacıların bir kısmı onun tutarlı bir felsefi seçenek olduğunu ve eleştirilerin onu tam karşılamadığını savunur.
Yaygın hatalar
Yaygın yanlış"Bu okul Budizmden sapmıştı."
Okul kendini Budist sayıyordu, kendi disiplin soyu vardı ve kalıcı özü reddediyordu. "Sapkın" nitelendirmesi rakiplerinin nitelendirmesidir ve okulun yüzyıllarca kalabalık topluluklara sahip olması, döneminde böyle görülmediğini gösterir.
Yaygın yanlış"Pudgala, ātman'ın başka bir adıdır."
Ātman, kümelerden bağımsız, kalıcı ve değişmez bir özdür. Pudgalavāda'nın kişisi ise kümelere bağlıdır, onlarsız bulunmaz ve kalıcı diye nitelenemez.
Yaygın yanlış"Tartışma kitabı karşı tarafı çürüttü ve konu kapandı."
Tutanak bir tarafın kaydıdır ve karşı tarafın asıl iddiasını, yani üçüncü bir kategorinin gerektiğini, kendi iki kutulu sınıflandırmasının içinde sorgular. Okul, bu tartışmadan sonra da yüzyıllarca yaşadı.
Uygulama
Kilit özet
- Kathāvatthu'nun ilk ve en uzun tartışması kişi üzerinedir; karşı tarafın adı tutanakta geçmez, yorum onları Vajjiputtaka ve Sammitiya olarak adlandırır.
- Pudgalavāda kalıcı bir özü reddeder; kişiyi kümelerle ne aynı ne farklı, ateşin yakıta bağlı olması gibi kümelere bağlı olarak adlandırılan "söylenemez" bir bilgi nesnesi sayar.
- Okulun dayanakları gerçek söylemlerdir, özellikle SN 22.22'deki yük ve yükü taşıyan; tartışma dayanağın varlığı üzerine değil, okunması üzerinedir.
- Tartışma kitabı iki kutulu bir ikilem kurar; Vasubandhu ateş-yakıt benzetmesini ve kişinin hangi duyuyla bilindiğini sorgular. Okulun cevabı her seferinde üçüncü bir kategorinin gerektiğidir.
- Okul kalabalıktı ama metinleri neredeyse kayboldu; tartışmanın asıl ağırlığı olan ahlaki sorumluluk sorusu ise bugün de açıktır.
Beş küme yüktür, yükü taşıyan kişidir; yükü almak dünyada acıdır, yükü bırakmak mutluluktur.
Sonraki derse köprü
Bu seviyedeki bütün tartışmalar ortak bir metin havuzunun içinde yürüdü: okullar aynı söylemleri okudu ve aynı satırları farklı yorumladı. Sonraki derste havuzun kendisi değişiyor. "Böyle duydum" diye açılan, kendini öğretmenin sözü olarak sunan, ama hiçbir eski koleksiyonda karşılığı bulunmayan metinler ortaya çıkıyor. Yeni bir hedef, yeni bir uygulayıcı tipi tarif ediyorlar. Onların nereden geldiğini, ve arkalarında bir kurucu, bir kuruluş tarihi arayıp arayamayacağını soracaksın.