Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Śaṅkara, Brahmasūtra 2.2.25'i açıklarken hatırlamanın, algılayan ve hatırlayan kişinin aynı olmasını gerektirdiğini savunur ve bunu Budist anlıklık öğretisine karşı bir argüman olarak kullanır.
- Budist cevap, hatırlamayı kalıcı bir özne olmadan, nedensel olarak bağlı anlık zihin olaylarından oluşan bir akış içinde açıklamaya çalışır.
- İki konumu karşılaştırmadan önce soruları eşlemek gerekir: iki taraf aynı olguyu açıklar ama farklı sorular da sorar ve Budist taraf gündelik düzeyde kişiden söz etmeyi meşru sayar.
- Siderits 2003'te Budist felsefeyi Parfit'in indirgemeci kişi görüşünü savunmak için kullanan bir "füzyon felsefesi" önerdi; bu yöntem verimlidir, ama Budist düşünceyi kendi sorularından koparma riski taşır.
- Garfield 2015'te Budist felsefenin felsefe olarak ciddiye alınması çağrısını yaptı; iyi bir seminer soruyu eşler, konumları en güçlü biçimiyle kurar, kavramları dikkatle çevirir ve kalan gerçek anlaşmazlığı adlandırır.
Açılış sahnesi
Bir seminer masası. Masada iki konum yazılı. Birincisi: kalıcı bir öz yoktur; kişi dediğimiz şey, değişen etkenlerin bir akışıdır. İkincisi: değişenin altında değişmeyen bir öz vardır; deneyimler gelir geçer, o kalır. Kafa kafaya bir çarpışma gibi duruyor ve seminerin işi de belli görünüyor: hangisi haklı? İkinci konumun en güçlü savunucularından biri, sekizinci yüzyıl civarında Hindistan'da yazan bir Vedānta filozofu, kendi argümanını basit bir gündelik deneyime dayandırır: hatırlamak.
Brahmasūtra 2.2.25 "ve hatırlama nedeniyle" der. Śaṅkara bu sūtrayı açıklarken her şeyin anlık olduğunu savunan Budist görüşe karşı çıkar: o görüşü savunan, anlıklığı algılayan kişiye de uygulamak zorundadır; ama bu mümkün değildir, çünkü algıyı izleyen bir hatırlama vardır. Hatırlama ancak daha önce algılamış olan aynı kişiye ait olabilir; bir insanın deneyimlediğini başka bir insan hatırlamaz. Śaṅkara sorar: "onu gördüm, şimdi bunu görüyorum" bilinci, gören kişi her iki durumda aynı olmasaydı nasıl ortaya çıkabilirdi?
Başlıca Vedānta gelenekleri dersinde Śaṅkara'nın üstüne yükleme öğretisini, Üç işaret dersinde ise Vacchagotta'nın "benlik var mı?" sorusu karşısındaki sessizliği ve "hiçbir şey benlik değildir" kalıbını görmüştün. İleri metin çalışması dersinde de iki metin arasındaki benzerliğin onların aynı şeyi söylediğini göstermeyebileceğini öğrenmiştin. Bu ders aynı dikkati felsefi konumlara uyguluyor. Seminer masasındaki iki konum gerçekten çarpışıyor mu? Hangisinin haklı olduğunu sormadan önce bir soru daha sorulmalı: ikisi aynı soruya mı cevap veriyor?
Bu derste ne olacak
Önce yüzyıllar içinde parçaları değişen bir köprü üzerinden, iki kişinin aynı kelimelerle farklı sorular sorabildiğini göreceksin. Sonra Śaṅkara'nın hatırlama argümanına Budist tarafın nasıl cevap verdiğini ve iki tarafın aslında hangi soruları sorduğunu inceleyeceksin. Ardından Budist felsefeyi çağdaş kişisel özdeşlik tartışmasına sokan bir çalışmayı okuyacaksın. En sonda Budist felsefeyle felsefe olarak ilgilenmenin ne demek olduğunu ve iyi bir seminerin hangi adımları izlediğini konuşacaksın.
Sıfır noktası
Bir kentte yüzyıllardır bir nehrin üzerinde bir köprü durur. Köprü birkaç kez yıkılmış ve yeniden yapılmış; taşları, demirleri, ayakları değişmiş, ama adı ve yeri hep aynı kalmış. İki kişi tartışır. Biri "bu, dedelerimizin köprüsü değil; ondan tek bir taş bile kalmadı" der. Öbürü "elbette aynı köprü; aynı yerde, aynı adla, aynı işi görüyor" der. Kafa kafaya bir anlaşmazlık gibi görünür. Ama biri malzemeyi, öbürü işlevi ve süreyi soruyor. İkisi de kendi sorusuna doğru cevap veriyor olabilir.
Benzetmenin kırıldığı yer şudur. Köprü tartışmasında iki soru kolayca ayrılabilir ve çoğu zaman taraflar bunu fark edince anlaşmazlık çözülür. Benlik tartışmasında ise sorular iç içedir ve eşleme yapıldıktan sonra da gerçek bir anlaşmazlık kalabilir. Üstelik köprü tartışmasında kimsenin kurtuluşu söz konusu değildir; Budist ve Vedānta konumları ise yalnızca neyin var olduğunu değil, insanın sıkıntıdan nasıl kurtulacağını da söyler. Soruların bir kısmı metafiziktir, bir kısmı bir kurtuluş yolunun parçasıdır.
Mekanizma
Hatırlamaya Budist cevap
Śaṅkara'nın argümanı güçlüdür, çünkü herkesin bildiği bir deneyime dayanır. Budist felsefeciler ise bu argümana uzun bir cevap geliştirdi. Pudgalavāda tartışması dersinde Vasubandhu'nun kişi görüşünü çürüttüğü bölümü görmüştün; aynı bölümde ve sonraki Budist metinlerde hatırlama, kalıcı bir özne gerektirmeden açıklanmaya çalışılır. Hatırlama, nedensel olarak birbirine bağlı anlık zihin olaylarından oluşan bir akışın içinde gerçekleşir: daha önceki bir algı, aynı akışta sonraki bir hatırlamanın nedeni olur. Bir insanın deneyimini başka bir insanın hatırlamaması, iki ayrı akışın nedensel olarak birbirine bağlı olmamasıyla açıklanır.
Şimdi iki konumu eşleyelim. Śaṅkara'nın sorusu şudur: deneyimin birliğini ve sürekliliğini ne temellendirir? Budist cevabın sorusu ise şudur: bu birliği açıklamak için, değişmeyen ve ayrı bir öze gerçekten ihtiyaç var mı, yoksa nedensel bir süreklilik yeterli mi? İki taraf aynı olguyu, hatırlamayı, açıklamaya çalışır; ama biri olgunun bir öz gerektirdiğini, öbürü gerektirmediğini savunur. Burada gerçek bir anlaşmazlık vardır. Ama aynı tartışmada sözde anlaşmazlıklar da vardır. İki hakikat dersinde gördüğün ayrıma göre Budist tarafın "kişi yoktur" cümlesi en son düzeyde bir iddiadır; gündelik düzeyde kişiden söz etmek meşrudur. Bunu gözden kaçıran bir okur, Budist tarafı gündelik deneyimi inkâr ediyormuş gibi yanlış okur.
Kaynaklardan okuma
Bu tartışmayı çağdaş felsefeyle buluşturan bir çalışma, eşlemenin verimli olabileceğini gösterir.
Siderits, Budist felsefenin bazı bölümlerini kullanarak Derek Parfit'in Reasons and Persons kitabında savunduğu indirgemeci kişi görüşünün değiştirilmiş bir biçimini savunur. Siderits, Abhidharma ontolojisini "indirgemeci" diye niteler: kişi, daha temel ögelerden oluşan yararlı bir kurgu olarak görülür. Kitap, indirgemeciliğe yöneltilen başlıca itirazları ele alır ve erken Budist düşüncenin bazı argümanlarının ve anlam araçlarının bu itirazlara nasıl cevap verebileceğini gösterir. Siderits bu yaklaşımı, bir geleneğin ögelerinin öbür geleneğin sorunlarını çözmek için kullanıldığı bir "füzyon felsefesi" olarak tanımlar.
Pudgalavāda tartışması dersinde Parfit'in kendi indirgemeci görüşünü Budist metinlerle karşılaştırdığını görmüştün. Siderits bu karşılaştırmayı bir yönteme dönüştürür. Önce iki geleneğin aynı soruyu, kişisel özdeşliğin neye dayandığını, sorduğunu gösterir; sonra bir geleneğin araçlarını öbürünün açmazlarına uygular. Bu, soru eşlemenin verimli bir sonucudur. Ama yöntemin bir riski de vardır: Budist düşünce, çağdaş Batı felsefesinin sorularına cevap veren bir kaynak gibi kullanıldığında, kendi sorularından, örneğin sıkıntıdan kurtuluş sorusundan, koparılabilir.
Usta katmanı
Garfield, Budist felsefenin Batı felsefesiyle tanınabilecek kadar benzer, ama ilginç, zorlayıcı ve aydınlatıcı olacak kadar da farklı olduğunu savunur. Kitap, Budist geleneklerin ortak metafizik çerçevesini kurduktan sonra metafizik, zihin felsefesi, fenomenoloji, bilgi kuramı, dil felsefesi ve etik alanlarında Budist düşünürlerin sorduğu soruları ve verdiği cevapları inceler. Garfield'ın amacı, Batılı felsefecileri Budist felsefeyi ciddiye almaya ve argümanlarıyla tartışmaya çağırmaktır.
Garfield'ın çağrısı, iyi bir seminerin dört adımını özetler. Birinci adım soruyu eşlemektir: her konum hangi soruya cevap veriyor? İkinci adım her konumu en güçlü biçimiyle kurmaktır. Hint tartışma kültürü dersinde karşı görüşün önce güçlü biçimde kurulması gerektiğini görmüştün; seminerde bu, Śaṅkara'nın argümanını Budist bir okurun bile ikna edici bulacağı biçimde kurmak demektir. Üçüncü adım kavramları dikkatle çevirmektir: "ātman" ile Türkçedeki "ben" ya da "öz" birebir aynı değildir ve çevirinin seçtiği kelime, tartışmanın sonucunu önceden etkileyebilir. Dördüncü adım, eşleme yapıldıktan sonra kalan gerçek anlaşmazlığı açıkça adlandırmaktır.
Son adım belki en zor olanıdır. Bir seminer her zaman bir uzlaşmayla bitmez. Bilgi ve çok yönlülük dersinde Jain geleneğinin bir konuyu birden çok bakış açısından görme ilkesini incelemiştin; ama her anlaşmazlık bakış açısı farkına indirgenemez. Śaṅkara ile Vasubandhu, hatırlamanın kalıcı bir öz gerektirip gerektirmediği konusunda gerçekten anlaşamaz. Sözde anlaşmazlıkları temizlemek, gerçek anlaşmazlığı ortadan kaldırmaz; onu görünür ve tartışılabilir kılar. İyi bir seminerin ürünü bir uzlaşma değil, neyin tartışıldığının açık bir haritasıdır.
Yaygın hatalar
Yaygın yanlış"Benliksizlik ile benlik öğretileri, aynı soruya verilmiş iki zıt cevaptır."
İki konum kısmen aynı olguyu, örneğin hatırlamayı, açıklamaya çalışır; ama farklı sorular da sorar ve Budist taraf gündelik düzeyde kişiden söz etmeyi meşru sayar. Soru eşleme yapılmadan karşılaştırma yanıltıcıdır.
Yaygın yanlış"Budist felsefe, çağdaş felsefenin sorularına hazır cevaplar sunan bir kaynaktır."
Siderits'in füzyon felsefesi verimli olabilir, ama Budist düşünce kendi sorularından, örneğin sıkıntıdan kurtuluş sorusundan, koparılırsa yanlış okunur.
Yaygın yanlış"İyi bir felsefe semineri bir uzlaşmayla bitmelidir."
Sözde anlaşmazlıklar temizlendikten sonra gerçek bir anlaşmazlık kalabilir; seminerin değeri, neyin tartışıldığını açıkça haritalamasındadır.
Uygulama
Kilit özet
- Śaṅkara, Brahmasūtra 2.2.25'i açıklarken hatırlamanın, algılayan ve hatırlayan kişinin aynı olmasını gerektirdiğini savunur ve bunu Budist anlıklık öğretisine karşı bir argüman olarak kullanır.
- Budist cevap, hatırlamayı kalıcı bir özne olmadan, nedensel olarak bağlı anlık zihin olaylarından oluşan bir akış içinde açıklamaya çalışır.
- İki konumu karşılaştırmadan önce soruları eşlemek gerekir: iki taraf aynı olguyu açıklar ama farklı sorular da sorar ve Budist taraf gündelik düzeyde kişiden söz etmeyi meşru sayar.
- Siderits 2003'te Budist felsefeyi Parfit'in indirgemeci kişi görüşünü savunmak için kullanan bir "füzyon felsefesi" önerdi; bu yöntem verimlidir, ama Budist düşünceyi kendi sorularından koparma riski taşır.
- Garfield 2015'te Budist felsefenin felsefe olarak ciddiye alınması çağrısını yaptı; iyi bir seminer soruyu eşler, konumları en güçlü biçimiyle kurar, kavramları dikkatle çevirir ve kalan gerçek anlaşmazlığı adlandırır.
İyi bir seminerin ürünü bir uzlaşma değil, neyin tartışıldığının açık bir haritasıdır.
Sonraki derse köprü
Bu derste bir tartışmayı eşlemenin, sözde anlaşmazlıkları temizleyip gerçek anlaşmazlığı görünür kılmanın yollarını gördün. Sonraki ders bu araçların hepsini tek bir uzun çalışmada birleştirmenin ne demek olduğunu soruyor. "Tibet kanonu üzerine çalışacağım" cümlesi güzel durur; ama Tibet kanonu yüzlerce cilttir ve klasik Tibetçe okuyabilmek yıllar alır. Bu bir alan değil, bir kıtadır. Sonraki ders şu soruyu soracak: bir uzmanlık tezi için kıta büyüklüğünde bir ilgi, ölçülebilir ve bitirilebilir bir çalışmaya nasıl dönüştürülür?