Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Bir konu bitmez; bir soru ise sınırı, külliyatı ve sayılabilir bir cevabı olan, beklenmedik bir sonuca açık bir sorudur. Hüsken'in 1997 tarihli çalışması, Theravāda disiplin metinlerindeki rahibe kurallarına odaklanan böyle bir sınırlı araştırmadır.
- Booth, Colomb ve Williams'ın üç parçalı cümlesi konuyu, soruyu ve sorunun anlamını belirler: şunu inceliyorum, çünkü şunu öğrenmek istiyorum, ki okurum şunu anlasın.
- İyi bir sorunun dört ögesi vardır: tanımlı bir külliyat, açık bir yöntem, güçlü biçimde kurulmuş bir karşı görüş ve beklenmedik cevaba açıklık.
- Nattier, kural koyan metinlerden tarihsel bilgi çıkarmak için ilgisizlik, utanç, karşı argüman ve destekleyici kanıt ilkelerini önerir.
- Yaşayan bir gelenekle çalışan araştırma, Belmont Raporu'nun kişilere saygı, yararlılık ve adalet ilkelerini gözetmeli; bilgilendirilmiş onam ve hassas uygulamaların korunması tasarımın parçasıdır.
Açılış sahnesi
Biri sana ne üzerine çalıştığını sorar. "Budist metinlerde kadınların yeri üzerine" dersin. Kulağa ciddi gelir. Ama bu cümleyle işe başlayamazsın. Söylediğin şey bir konudur ve konu bitmez: hangi metin, hangi dil, hangi yüzyıl, hangi gelenek? Bir ömür okusan bitmez; bitmediği için de bir gün "tamam" diyemezsin. Şimdi aynı ilgiyi başka türlü kur: Pāli disiplin metinlerinde rahibelere konmuş kuralların hangileri keşiş kurallarında karşılığı olmayan kurallardır ve bu kurallar hangi konularda yoğunlaşır? Bu bir sorudur. Sınırı vardır, külliyatı vardır, cevabı sayılabilir ve cevap beklediğinden farklı çıkabilir. 1990'larda bir araştırmacı, tam olarak bu külliyatı ele alan bir çalışmayı yıllarca sürdürdü.
Hüsken'in 519 sayfalık monografisi, Theravāda disiplin külliyatında rahibe topluluğu için konmuş kuralları bütün olarak inceler. Çalışma, geniş bir konu yerine sınırları belli bir külliyat seçer: bir okulun, bir dildeki disiplin metinlerinin, belirli bir topluluğa ilişkin kuralları. Kitap 2021'de açık erişimle yeniden yayımlanmıştır.
Hüsken'in kitabının uzunluğu yanıltıcı olmasın: beş yüz sayfa, sınırı dar bir soruya ayrılmıştır. Dar bir soru yüzeysel bir soru değildir; tersine, derine inmeyi mümkün kılan sorudur. Kadınlar ve bhikkhunī Saṅgha dersinde rahibe düzeninin kuruluşunu ve ek kuralları görmüştün; Vinaya Piṭaka dersinde Theravāda'da rahibe kurallarının keşiş kurallarından çok daha fazla olduğunu okumuştun. Teknoloji ve yapay zekâ dersinde bir alıntıyı kaynağında doğrulamanın, bir araştırmacının yapabileceği en küçük iş olduğunu görmüştün. Bu ders daha büyük bir işi soruyor: bir ilgi, bir araştırma sorusuna nasıl dönüşür ve iyi bir soruyu kötü bir sorudan ayıran nedir?
Bu derste ne olacak
Önce bir arkeolojik kazının nereden başlayacağına nasıl karar verildiğini göreceksin. Sonra bir konuyu bir soruya, bir soruyu da bir anlam iddiasına dönüştüren üç adımlı bir formülü öğreneceksin. Ardından iyi bir sorunun dört ögesini, külliyatı, yöntemi, karşı görüşü ve beklenmedik cevaba açıklığı, tek tek inceleyeceksin. Sonra kural koyan metinlerden tarihsel bilgi çıkarmak için önerilmiş dört ilkeyi okuyacaksın. En sonda yaşayan bir gelenekle çalışmanın etik koşullarını konuşacaksın.
Sıfır noktası
Bir arkeolog eski bir kentin kalıntılarının bulunduğu bir tepeye gelir. Bütün tepeyi kazamaz; ne zamanı, ne parası, ne de buna izni vardır. Üstelik kazı, kazdığı katmanı geri dönülmez biçimde yok eder. Bu yüzden önce bir soru sorar: bu kentte ilk yerleşim ne zaman başladı? Ya da: bu yapı bir tapınak mıydı, bir depo mu? Soru, kazının nerede açılacağını, ne kadar derine inileceğini ve hangi bulgunun önemli sayılacağını belirler. Sorusu olmayan bir kazı, yalnızca toprak taşır.
Benzetmenin kırıldığı yer şudur. Kazı, kazdığı katmanı yok eder; bir metni okumak ise metni yok etmez, aynı metne başka sorularla geri dönülebilir. Ama metin araştırmasının da kendi geri dönülmezliği vardır: bir soruyla okunan metin, araştırmacının zihninde o sorunun izini taşır ve aynı metni bir daha "saf" gözle okumak zorlaşır. Üstelik kazıda soru çoğu zaman sabittir; metin araştırmasında ise soru, okuma ilerledikçe değişebilir. İyi bir araştırmacı bu değişimi saklamaz, kaydeder.
Mekanizma
Üç adım
Booth, Colomb ve Williams, bir araştırmacının ilgisini bir konuya, konuyu bir soruya, soruyu da okurun önemseyeceği bir soruna dönüştürmesi için üç parçalı bir cümle önerir: "Şunu inceliyorum, çünkü şunun ne olduğunu, neden ya da nasıl olduğunu öğrenmek istiyorum, ki okurum şunu anlayabilsin." Yazarlara göre bu cümlenin üç parçası, sırasıyla konuyu, soruyu ve sorunun anlamını belirler.
Formül basit görünür ama sert bir sınavdır. "Budist metinlerde kadınların yerini inceliyorum" ilk parçayı doldurur, ama ikinci parça boş kalır. "Çünkü rahibelere özgü kuralların hangi konularda yoğunlaştığını öğrenmek istiyorum" ikinci parçayı doldurur. Üçüncü parça ise sorunun neden önemli olduğunu söyler: "ki okurum, rahibe düzenine konan sınırların hangi kaygılardan doğduğunu anlayabilsin." Üç parçası dolmayan bir araştırma ya bir konuda kaybolur ya da bir soruyu kimsenin umursamadığı bir yerde cevaplar.
İyi bir sorunun dört ögesi
Birinci öge külliyattır: hangi metinler, hangi dilde, hangi sürümde? Erken metin paralelleri dersinde aynı söylemin Pāli ve Çince sürümlerinin farklı şeyler söyleyebildiğini görmüştün; külliyat seçimi, cevabı baştan etkiler. İkinci öge yöntemdir: sayacak mısın, karşılaştıracak mısın, yorumlayacak mısın? Üçüncü öge karşı görüştür. Hint tartışma kültürü dersinde bir tezin ancak karşı görüş önce güçlü biçimde kurulduktan sonra savunulabildiğini görmüştün; araştırma sorusu da en güçlü itiraza dayanabilmelidir. Dördüncü öge beklenmedik cevaba açıklıktır. Cevabı baştan belli olan bir soru bir araştırma değil, bir onaydır. Dignāga dersinde gördüğün kanıt ölçütleri burada da geçerlidir: bir sonuç, ancak onu yanlışlayabilecek bir durumun aranıp bulunamamasıyla güç kazanır.
Kaynaklardan okuma
Budist çalışmalarında araştırmacının elindeki metinlerin çoğu kural koyan, öğüt veren, ideal anlatan metinlerdir. Bu metinlerden gerçekte ne olduğunu nasıl çıkarırız? Tarihsel oluşum dersinde Jan Nattier'in Ugra'nın sorusu üzerine kitabını okumuştun. Aynı kitap, kural koyan metinlerden tarihsel bilgi çıkarmak için dört ilke önerir. İlgisizlik ilkesi: metnin asıl amacıyla ilgisi olmayan, geçerken söylenmiş bir ayrıntı, tarihsel olarak daha güvenilirdir. Utanç ilkesi: bir topluluğu kötü gösteren ama yine de kaydedilmiş bir bilgi, muhtemelen inkâr edilemeyecek kadar yaygındı. Karşı argüman ilkesi: bir metin bir uygulamayı uzun uzun reddediyorsa, o uygulama gerçekten vardı. Destekleyici kanıt ilkesi: başka bağımsız kaynaklarla, yazıtlarla, kazılarla örtüşen bilgi daha sağlamdır.
Bu dört ilke, Arkeoloji dersinde Schopen'ın metin ile taş arasında kurduğu ilişkinin bir yöntem hâline gelmiş biçimidir. Rahibe kuralları sorusuna uygulandığında, örneğin bir kuralın uzun bir gerekçeyle konması, o kuralın yasakladığı davranışın topluluk içinde gerçekten görüldüğünü düşündürür. Kuralın kendisi bir ideali, gerekçesi ise bir gerçekliği kaydeder.
Usta katmanı
Budist çalışmalarının bir özelliği, incelenen geleneğin yaşıyor olmasıdır. Bir araştırmacı yalnızca eski metinlerle değil, bugün o metinleri okuyan, okuyup uygulayan insanlarla da çalışır. Bu, bir etik yükümlülük getirir.
1979'da ABD'de yayımlanan Belmont Raporu, insanlarla yürütülen araştırmalar için üç temel etik ilke koyar: kişilere saygı, yararlılık ve adalet. Kişilere saygı, bilgilendirilmiş onamı gerektirir: katılımcı çalışma hakkında yeterli bilgi almalı, bilgiyi anlamalı ve baskı altında kalmadan gönüllü olarak katılmalıdır. Yararlılık, olası zararları en aza indirip yararları en çoğa çıkarmayı; adalet ise araştırmanın yüklerinin ve yararlarının adil dağıtılmasını ister.
Bu ilkeler bir manastırda, bir inziva merkezinde ya da bir köy tapınağında çalışan bir araştırmacı için somut sorular üretir. Keşişler ve sıradan uygulayıcılar ne için konuştuklarını biliyor mu? Bir topluluğun kendi içinde tuttuğu bir uygulamayı, örneğin Vajrayāna uygulamalarına akademik giriş dersinde gördüğün yetkiye bağlı uygulamaları, yayımlamak o topluluğa zarar verir mi? Araştırmanın sonuçları kimin işine yarar: yalnızca araştırmacının kariyerine mi, yoksa incelenen topluluğa da mı? Uygulama haritası dersinde Spiro'nun Burma köylerindeki saha çalışmasını görmüştün; böyle bir çalışmanın değeri, gözlenenlerin güvenine dayanır. İyi bir araştırma tasarımı, sorunun, külliyatın ve yöntemin yanına bu soruları da yazar.
Yaygın hatalar
Yaygın yanlış"Geniş bir konu daha önemli bir araştırmadır."
Geniş bir konu bitirilemez ve cevaplanamaz; Hüsken'in çalışması gibi sınırları belli bir külliyata odaklanan bir soru, derine inmeyi ve gerçek bir cevaba ulaşmayı mümkün kılar.
Yaygın yanlış"Kural koyan metinler, toplulukların gerçekte nasıl yaşadığını doğrudan gösterir."
Nattier'in ilkelerinin gösterdiği gibi kurallar bir ideali kaydeder; gerçekliğe ilişkin bilgi çoğu zaman gerekçelerde, geçerken söylenen ayrıntılarda ve reddedilen uygulamalarda saklıdır.
Yaygın yanlış"Metin üzerinde çalışan bir araştırmacının etik sorumluluğu yoktur."
Budist gelenekler yaşayan geleneklerdir; Belmont Raporu'nun kişilere saygı, yararlılık ve adalet ilkeleri, yaşayan topluluklarla çalışan her araştırmaya ve onların hassas uygulamalarının yayımlanmasına uygulanır.
Uygulama
Kilit özet
- Bir konu bitmez; bir soru ise sınırı, külliyatı ve sayılabilir bir cevabı olan, beklenmedik bir sonuca açık bir sorudur. Hüsken'in 1997 tarihli çalışması, Theravāda disiplin metinlerindeki rahibe kurallarına odaklanan böyle bir sınırlı araştırmadır.
- Booth, Colomb ve Williams'ın üç parçalı cümlesi konuyu, soruyu ve sorunun anlamını belirler: şunu inceliyorum, çünkü şunu öğrenmek istiyorum, ki okurum şunu anlasın.
- İyi bir sorunun dört ögesi vardır: tanımlı bir külliyat, açık bir yöntem, güçlü biçimde kurulmuş bir karşı görüş ve beklenmedik cevaba açıklık.
- Nattier, kural koyan metinlerden tarihsel bilgi çıkarmak için ilgisizlik, utanç, karşı argüman ve destekleyici kanıt ilkelerini önerir.
- Yaşayan bir gelenekle çalışan araştırma, Belmont Raporu'nun kişilere saygı, yararlılık ve adalet ilkelerini gözetmeli; bilgilendirilmiş onam ve hassas uygulamaların korunması tasarımın parçasıdır.
Sorusu olmayan bir kazı, yalnızca toprak taşır.
Sonraki derse köprü
Bu derste bir sorunun sınırlarını nasıl çizeceğini, külliyatını nasıl seçeceğini ve cevabın beklenmedik çıkabileceğine nasıl hazırlanacağını gördün. Sonraki ders, sorunun külliyatı bir insanın okuyabileceğinden büyük olduğunda ne olacağını soruyor. Bir gece boyunca bir program iki külliyatı karşılaştırır ve sabah dört binden fazla paralel adayı listeler. İlk tepki sevinçtir. İkinci ve doğru tepki ise bir sorudur: bu sayı neyin sayısı? Sonraki ders, ölçek büyüdüğünde yöntemin nasıl değiştiğini ve bir adayı bir bulgudan nasıl ayıracağını soracak.